MEMLEKETE HOŞ GELDİNİZ

   
  Ordu Değişim Gazetesi
  10. köy (yeni) Erol Karaer
 

Bu köyün yazarı Erol Karaer'dir



  

YENİ ORDUSPOR’DA YANIT BEKLEYEN SORULAR

EROL KARAER

Ordu AKP eski milletvekili ve ayni zamanda Yeni Orduspor’un yöneticisi Av. Oktay Çanak’ın alacağı iddiasıyla takıma 480 bin lira haciz kararı aldırdığı öğrenilmişti.

Kararı aldıran Çanak’ın haciz için işlemlere başlamadığı belirtiliyor.

Bize gelen duyumlara göre Çanak ve arkadaşlarının her hangi bir yönetim değişimine karşı bu kararı aldırdıkları böyle bir şey olmaması halinde haczi işleme koydurmayacakları ileri sürülüyor.

Son gelen bilgilere göre de daha önce  Orduspor’da kulüp başkanlığı yapmış kişilerin Orduspor adı altında ki takımları tek çatı altında toplamak için devreye girdiği bazılarının bu alacaklarını almadan buna müsaade etmeme gibi tavır alacakları konuşulan iddialar arasında.

Tüm bu iddialar için ilk önce eski Ordu Büyük şehir belediye Başkanı Enver Yılmaz ile haciz kararı alan Çanak’ın kamuoyuna bir açıklama yapması bekleniyor.

Netice de bu kulübün o kadar bağış ve yardım toplamasına karşın sadece bir kişiye 480 bin lira borcu mu olduğu yoksa bazı yöneticilerin tümünün mü alacağı olduğu ise açıklanmadı.

            Tüm bu gelişmelerin altında ise Ordu Büyük şehir başkanı Hilmi Güler ile eski başkan Enver Yılmaz’ın tavırlarının önemli olduğu vurgulanıyor.

            Bakalım konuya taraf olanlar bir açıklama yapacaklar mı ?

 


 ŞAİR ALİ…

EROL KARAER

Onu Orduspor’un süper lige çıkış mücadelesinde yazdığı dörtlüklerle tanıdık.

Uzun yıllar Ankara’da TRT’de görev yapan ve başkentte Orduluların her etkinliğinde yer alan ve tanınan Ali Öztürk şimdi yine aynı şehirde ikamet ediyor.

Sosyal medyada Ordu ile ilgili yazdığı anıları büyük beğeni topluyor ve aydınlanmamızı, geçmişe dönüp daha iyi bakmamızı sağlıyor.

 Bu şehir de onun dörtlüklerini araklayarak kendine mal edenleri de gördük manevi olarak sahip çıkılmamasını da. Bürokrasi sivil toplum örgütlerince kıymeti bilinmeyen, bilinse de hissettirilmeyen duygusal güzel insan Ali Öztürk…

Tanışmamızın ardından kendisi ile uzunca bir söyleşi yapmış gazetelerde anıları ile birlikte yayınlamıştım.

Kendisine selam sevgi ve sağlık dileklerimizi iletirken o söyleşinin giriş bölümünün bir kısmını tekrar paylaşmak istiyorum.

xxx

1947 yılında Ordu’da doğdum. Babam Ali Osman Öztürk’ün, 1950 li yıllarda Kasaplar Sokağı olarak bilinen Yıldız Sokakta kasap dükkanı vardı, Asri Kasap diye…

O zamanların Kasaplar Sokağında , kasap olarak Mahir ve Ahmet Çimentepe Kardeşler, Köylü Mahmut, Kara Mevlit, Kamberin Ahmet,Rizeli Osman vardı. Rizeli Osman dediğimiz, Rahmetli Piç Kadir’le Deli Turgut’un enişteleriydi. Mahir Dayı ise İdmanyurdu’nun futbolcularından rahmetli Şişman Nizam’ın babasıydı. Ayrıca Vonalı Hamsicioğlu Mahmut, kardeşi Topal Ahmet, yeğeni Çamur Şevket, Mübadil Remzi Dayı, rahmetli Kasap Celal’in motosiklet kazasında ölen ağabeyi Sıtkı, Gölköylü Gülmez Mevlit, Düzceli Mehmet, Dobiç Dursun, bisikletçi Yılmaz’ın babası Topçu Mehmet o zamanın aklımda kalan kasaplarıydılar. Hepsi de rahmetliler şimdi… Kasapların yanında çalışanlar, lokantalara et taşıyan şelekçiler, mezbahadaki kesicilerle Kasaplar Sokağının kentte ayrı bir yeri vardı o zamanlar. Ara sıra zabıtalar da denetleme yaparlardı. Onlardan rahmetli Nuri Çavuş, oradaki başıboş köpekleri zehirlemesiyle ünlüydü.

O zamanlar buzdolabı falan da yoktu. Kıyma makineleri de kolla çalışırdı. Müşteriler için etin yağlısı makbuldü. Şimdiki gibi naylon poşetler de yoktu paket yapmak için… Yağlı  kağıtlar vardı, müşteriye satılan etler, yapışmasının diye bu kağıtlara sarıldıktan sonra tekrar gazete kağıtlarına da sarılarak paket yapılırdı. Günü geçmiş gazeteleri kilo ile satın alırlardı kasaplar. Satılmayan etlerse, kokmasın diye kavrulurdu…  Bokludere kenarındaki evimizin avlusunda kuşbaşı olarak doğranmış etler, odun ateşinin üzerindeki koca bir kazanda iyice pişirilerek kavurma yapıldıktan sonra boş yağ tenekelerine konurdu. O zamanlar mahalle de pek kalabalık değildi. Kavurma yapılmasına komşular da yardım ederken adeta bir et ziyafeti de olurdu.

Karadeniz’de yolcu taşıyan vapurların et ihalesini babam aldığı için kasaplar arasındaki lakabı da mütayitdi…

Kasaplarının çoğu da akşamcıydılar; yani ehli keyif insanlardı. Hani derler ya “hesapsız kasap elinde kalır masat”, onlar da biraz öyleydiler. Bazen İstanbul’a vapurla canlı hayvan götürürlerdi, satmak için… Ancak çoğu zaman sattıkları malların parasını sazda barda yiyip memlekete öyle dönerlerdi. 

OKUMADAN ANLAMAZSIN! 

EROL KARAER

Atatürk'ün 30 Ağustos 1922'de kazanılan Büyük Zafer'in 2. yıldönümünde 1924 yılında Dumlupınar'da yaptığı konuşmanın bir bölümünü hatırlatmakta yarar var.

Okumadan fikir sahibi olduklarını sanan, geri zekalılar okusa da anlamazlar ama biz yine de hatırlatmamızı yapalım :

xxx

"Bilmeyen kalmamıştır ki: Ulusumuz, egemenliğini eline aldığı gün, en karanlık yoksulluğun, en derin uçurumun kıyısında idi. Bütün güçleri yıpranmış, bütün savunma araçları elinden alınmış, kutsal varlıkları saldırıya uğramış, pek acıklı bir durumda idi. Bütün bunları hiçe sayarak varlığını ve bağımsızlığını kurtarmaya karar verdi. Bu kararını başarıya ulaştırabilmek için kendine bir toplu davranış, bir belirli erek seçmesi gerekiyordu. Ulusun bütün varlığı ile, bütün inanıyla, canını dişine takarak o yolda birlikte yürümesi ve er geç başarıya ulaşması gerekti. İşte baylar o erek bu yerdi, burasıydı. Umulan ve istenen başarı, işte burada kazanılan zaferdi."

"30 Ağustos Zaferi, Türk Tarihi'nin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur, ama Türk Ulusu'nun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbelli ki yeni Türk Devleti'nin, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır."

"Gençler! Geleceğe güvenimizi güçlendiren ve sürdüren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitimle, bilgi ile, insanlıkta üstünlüğün, yurt sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşak! Cumhuriyeti biz kurduk, O'nu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz."

 

RÜSUMAT’CILAR OKUSUN!!!

EROL KARAER

Almanya’dan Ordu’ya izinli gelen gazeteci Savaş Çelebi geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Rüsumat törenlerin yapılacağı gün bir yazı paylaştı.

Belki büyüklerimizin ve bu işlerle ilgilenenlerin gözlerinden kaçmıştır diye tekrar dikkatlerine sunmak için bu yazıyı paylaşıyorum:

 

98. YILINDA RÜSUMAT VE İŞGAL!!!
SAVAŞ ÇELEBİ yazdı…

Bu gün Rüsumat No 4 için çeşitli etkinlikler yapılacak.
Ordu’nun en güzel yerini Otopark’a çevirmişler orada olacakmış.

Ama daha önce İlkadım anıtı olarak geçen daha sonra Atatürk Anıtı ve Rüsumat heykelinin dikildiği alanı görünce içimizin çız etmesini durduramadık.
İlkadım meydanı veya Atatürk anıtı meydanı olarak düzenlenmesi gereken yere dikilen o binayı görünce bırakın hiçbir şey yapmayın diyesim geldi.

Almanya’dan olayları takip ederken bir umut halkın istemediği ve ucube diye adlandırıldığı bu çirkinlik abidesinin oradan kaldırılacağına inanıyordum. Ordu’ya gelince o ucubenin Atatürk anıtını nasıl kapattığını gözlerimle görünce buna nasıl izin verilir diye isyan ettim.

Utanmasalar Atatürk anıtının etrafını da küçük iskeleyi de işgal ederek keyfi büyümeler devam edecek.

Başkanımız Hilmi Güler’in Rüsumat’ın planlarını bulduklarını buna göre yeniden bir çalışma yaparak bire bir aynisini yaptıracaklarını açıkladığında da herhalde bu alan aslına uygun olarak dizayn edilecek diye düşünüyordum. Ama her hangi bir açıklama yok. Ne yazık ki bu kutlamalar ‘Otopark’ da yapılacak.

Yılın belli bir bölümünü Ordu’da geçiren bir insan olarak ben bunu kabul edemiyorum. Anıtın çevresi işgal edilmişken otopark da kutlama yapmak zorunuza gitmiyorsa iyi kutlamalar!..

LANET OLSUN SENİN KADINLIĞINA DA İNSANLIĞINA DA…

Bu sabah (1 Ağustos )  9.30 civarlarında eski sanayi sitesinin oradan 67 nolu hatta bindim. Bindiğim sırada 11-12 yaşlarında bir çocuk boş koltuğa oturdu.

En arka tarafa giderek orada da ayakta bekleyenlerin arasına katıldım. Daha sonra yaşlı iki insan bir genç bayan daha bindi. Çocuk hiç oralı olmayınca bu insanlarda arka tarafa sıkışmak zorunda kaldı. Dolmuş bir müddet sonra tenhalaşınca çocuğun yanına giderek “sana öğretmediler mi yaşlılara yer vermeyi” diye sordum. Hay sormaz olaydım arkasında oturan nesi olduğunu bilmediğim 25 yaşlarında bir bayan ‘ niye kalkacakmış parasını verdi, kimseye yer vermek zorunda değil, hem sen yaşlı mısın‘ diye çemkirmeye başladı. Bende arkada ki yaşlı insanları göstererek kendim için konuşmuyorum bu insanlar için konuşuyorum deyince ‘ Ne olacaktı niye otursunlar ki hem onlar bedava biniyorlar” deyip ayni çemkirmeye devam etti.

 Ben utandım dolmuş da kiler utandı mı bilmiyorum kimseden ses çıkmadı. Ama içimden lanet olsun senin kadınlığına da insanlığına da dedim…( Erol Karaer) 

NAZİF BEY SUYU  MUAMMASI!

Madem kirliydi, şimdi niye kaldırdınız?

 

Ordu’da 1931-1933 tarihleri arasında 8. Vali olarak görev yapan "Nazif Bey" suyu olarak bilinen Akobuz İçme Suyu'nun 18 km.lik mesafeden şehre getirilmesi ve yol çalışmaları gibi Orduluların hafızalarında yer eden  Vali Nazif Ergin’in adına  Saraycık’ta çıkış yerine yakın yerde  oğlu Prof. Dr. Arısan Ergin tarafından yaptırılan ve 2012 yılında hizmete açılan Nazif Bey suyu çeşmesinin suyunun kirli olduğu yetkililer tarafından değil de birilerinin keyfi tutumu nedeniyle yazıldığı iddia edildi.

Bir süreden bu yana tartışmalara neden olan ve içilemez diye levha asılan çeşmede ki bu levhanın kaldırıldığı iddia edildiği gibi suyun kirli içilemez olmadığı keyfilik nedeniyle birilerinin de göz yumması ile bunların yaşandığı ileri sürülerek Ordu Valililiğinden bu şehre büyük hizmetleri dokunmuş Vali Nazif Beyin aziz hatırası ve oğlunun katkıları nedeniyle konun incelenerek kamuoyuna resmi bir açıklama yapılması bekleniyor.

 Görevden istifa eden eski Başkan Enver Yılmaz zamanında yaşanan olaylar sırasında çeşmeye kasıtlı olarak içilemez yazısı yazıldığı bölgede bulunan bir ev sahibinin sürekli şikayeti nedeniyle bunların olduğu ileri sürülürken, konu ile ilgili olarak ‘ İçki içiliyor, gürültü yapılıyor iddiası ile Orduluların rağbet gösterdiği içme suyu niye kapatılmak isteniyor, niye kirli levhası asıldı, Altınordu ilçe sağlık müdürlüğünün verdiği iddia edilen kirli raporu halk ile paylaşılsın’ haberlerimize karşın o günün belediyesi ve valiliği tarafından her hangi bir açıklama yapılmamıştı.

Mimar Emin Öztürk tarafından 2012 yılında modern ve Osmanlı motifleri ile süslenmiş çalışma ile yeniden  yapılan çeşme için Vali Nazif Bey’in oğlu ve halen Amerika’da yaşamakta olan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Arısan Ergin tarafından 115 bin lirayı aşkın bir masraf yapılmıştı.

Hatta o süreç içerisinde Prof. Dr. Ergin, 1,5 ay boyunca ücretsiz olarak Ordu Devlet hastanesinde hasta bakmış ve ameliyatlara girmişti.

FINDIK FARELERİ Mİ ?

EROL KARAER

Mevsimi geldi uzun uzadıya yazmaya gerek yok ?

Anlamayan cahil 3-5 kuruşluk dönüm parasına tav olup piyasada fındığını 7-8 lira ucuza satılmasına seyirci kalmaya devam ediyor! Hiç olmazsa bölgenize gelecek milletvekillerine bu durumu anlatın tepkinizi gösterin; hazinenin tam takır olduğu bir dönümde ülkeye giren karşılıksız dövizin sayesinde hem kendiniz kazanın hem ülke kazansın.

Hazineyi 3 kuruşa muhtaç edenler, ülke ekonomisine karşılıksız en az 2 milyar döviz getiren fındık üreticisine mi, ülke ekonomisine mi sahip çıkacaksınız.

            Veya yine 3-5 fındık faresine bedava mı yedireceksiniz?

Dönüm başına verilen paralardan üretici başına kısılacak 50 tl ile bile yapılacak destekle ülke hazinesine 1 milyar dolar daha fazla girmesi içten değil. Havuzcular mı yoksa ülke mi kazanacak göreceğiz?


BÜYÜKŞEHİR’DE BİR ŞEYLER DEĞİŞECEK!

BU ŞEHRİN RENGİ MOR-BEYAZDIR!

 

Ben yaptım oldu anlayışının Büyükşehir yönetiminde Mehmet Hilmi Güler ile yıkılacağına inanıyorum.

İnanmak istiyorum… Birkaç girişim bunun sinyallerini verdi.

Benimkisi sorun bile değil belki bir, özlem belki bir hasret…

Başkana sesleniyorum ama onun bile demesine kalmadan kendinde sorumluluk hissedenler bu talebimi yerine getireceklerdir inanıyorum.

İlk önce “İşimiz gücümüz Ordu” sloganı değişti ve yeni slogan Düşünen, Üreten, Yarışan Ordu oldu…

Zamanında Sayın Başkan Yılmaz karşımıza internette bedava sağlanan logo sitelerinden kopyalandığı iddia ettiğimiz bir logo ile karşımıza çıkarak bunu ( kim önerdi kim yaptıysa o zaman para alınmadığı söylenmişti) dayattı.

Yeşil ve Mavi bir renk içinde mevcut logoyu ben beğendim diyerek halka bile sormadan yerleştirdi.

Sonra yine şehrin muhtelif yerlerine Ordu ve benzeri ışıklı simgeleri yerleştirdi.

Logo yeşil mavi, bunlar ise Kırmızı beyazdı….

Şimdi gelelim asıl konuya.

 Bir şehir rengi vardır.

Bunu yok sayamazsınız.

Nasıl ki  Orduspor’u yok sayarak Yeni Orduspor’u kurdularsa Ordu’nun asil rengi bu şehrin simgesi mor ile beyazı da yok saydılar.

Ne olurdu logo mor beyaz olarak tasarlansaydı ne olurdu o isimler mor beyaz olarak şehrin çeşitli yerlerine ışıklı olarak konsaydı.

Dedik ya ben yaptım oldu zihniyeti bu memlekette ayrımcılığı bu memlekette sevgisizliği bu memlekette dedikoduyu getirdi.

Çok önemli rakamlar tutacağını zannetmiyorum.

            Sayın başkan şehir asil rengi olan Mor ile Beyaza sahip çıkın.

Ben yaptım oldu diyen  kopyacıların bu şehre aykırı işlerinden bizi kurtarın.

Nasıl ki slogan değişikliği yapılarak başka anlamlar katıldıysa vizyona, bu şehrin asil renklerine dönerek bu şehirde yaşayan insanlara ORDULUYUZ bizi gururla söyletin…

Bu şehrin rengi Mor ile Beyazdır…

KIYILAR HALKIN DENİLDİ!

 KIYILARDA Kİ İŞGAL VE ECRİMİSİL

 


Ordu’nun bütün kıyı sahillerinde işgaller yaşanmaya devam ediyor.

İşgal edenler yerler kendi babalarının malı gibi davranarak tamamıyla halka açık olan kıyılardan vatandaşları yararlandırmıyor.

Hatta çoğu kendi bölgesinde ki işgal ettikleri alanlara vatandaşın girmesine izin vermedikleri gibi girenlerin yiyecek içecek dahi kullanmasına müdahale ediyor.

İşin Türkçesi Kira ile Ecrimisil birbirine girdirilerek halka kendi kullanma alanları yasaklanmaktadır.

Konu tamamıyla maliyeyi ilgilendirirken konunun işgal yönünden denetimi de Belediyeler tarafından yapılması gerekmektedir.

Bu hatırlatmayı niye yaptık biliyor musunuz ? Büyük şehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler kıyılar halkındır diyor.

İşgal ettikleri bölgeleri gerek yerleşik gerekse seyyar bir şekilde işgal edenlere karşı ne düşünüyor yetkililer.

KONUNUN HUKUKİ BOYUTUNU İSE ŞÖYLE HATIRLATALIM.

Ecrimisil Nedir? : Bir hazine taşınmazının veya şahsa ait bir taşınmazın; idarenin izni ve taşınmaz sahibinin rızası olmadan işgal edilmesi sonucunda, işgal eden kurum ya da kişiden taşınmazın işgal edilmesinden önce elde edilebilecek gelir bedelini talep eden tazminat şekline Ecrimisil denilmektedir. Kısaca işgal tazminatı olarak da tanımlanan ecrimisil tazminatında işgalcinin ya da idarenin kusurlu olup olmadığına bakılmamaktadır. 

Ecrimisil ile kira arasındaki fark? : Ecrimisil ve kira birbirinden oldukça farklı kavramlardır. Ecrimisil geriye dönük şekilde hesaplanmaktadır. Kirada, kiraya veren şahıs ile kiracı arasında tamamen kendi rızaları sonucu oluşmuş hukuki temelli bir anlaşma vardır. Ecrimisilde malikin (Mal sahibinin) rızası yoktur ve malik ile işgalci arasında hukuki temelli bir anlaşma bulunmamaktadır.

XXX

İşgali işgalcileri önlemenin yolu Ecrimisil veriyor diye neredeyse yerleşik hale getirmemektir.

Konuyu Maliye ve Belediye ortak bir şekilde çözmek zorundadır.

Kısacası adam Ecrimisil veriyorum diye halka ait devletin yerini kiralamış gibi davranmaktadır ve bu hukuksuzluğa yıllardır göz yumulmaktadır.

( Fotoğraf, Fatsa Bolaman. Çekim Argun Bacınoğlu )

ORDUSPOR KONUSU NE OLUYOR ?

Başkan Mehmet Hilmi Güler Orduspor konusunda herkesi toplayarak bir  görüş alışverişi .yapacağını açıklamıştı.

Ancak halen ses soluk yok. Son alınan bilgiler göre bu konuyu Altınordu belediye başkanı Aşkın Tören’e havale etmiş.

2 Haziran’da Altınorduspor’un kongresi varmış orada birleşme konuşulacakmış.

Hatta şimdi den başkan ayarlanmış bile.

Başkanlara sesleniyorum.

Ön  istişare yapmadan bu konunu tarafları ile birlikte bir araya gelmeden karar vermeyin.

Ne yapılacaksa bu insanların görüşü alınarak yapılsın.

Yoksa Enver Yılmaz’ın ben yaptım oldu anlayışından öte gidemez ve eskisinden daha beter olunur ve iyice şehir bu konuda ortadan ikiye ayrılır.

İşin ilginci eski başkanların eski yöneticilerin bu konuda her hangi bir uyarıda bulunmayıp görüşlerini de ortaya dökmemsi.

Tekrar da yarar var ‘ ben yaptım oldu demeyin, beter olursunuz’

 

 

YAPILACAK HABER OLMAYINCA!!!

EROL KARAER

Yalakalık, yandaşlık öyle seviyeye çıktı ki, halkın sorunlarını, halkın isteklerini haber yapanlar neredeyse kalmadı.

Kes, kopyala, yapıştır gazeteciliği öyle bir şan yaptı ki  (yazının içine küfür de koysak kullanıyorlar) milleti iyice enayi yerine koymayı bırakın aptal muamelesi yapıyorlar.

Geçtiğimiz yıllarda bir haber ajansı bir haber yapmıştı. Bir horoz sahibine saldırdığı için adamcağız fındık bahçesine girip fındığını  toplayamamıştı!!! Bunu da gazeteler sanki bir habermiş gibi yayınlamışlardı.

Yasada suç olan bir şeyi övmek suçtur. Yanlışı övemezsiniz.

Ama Türkiye’de gazelcilik b.. bir işe döndüğü için artık kimse nedir ne değildir ilgilenmiyor.

Ordu’nun en güzel yerine kıyı kenar çizgisi kanuna aykırı olarak yapılan ucube binayı görmeyenler, hırsızlığı dile getirmeyenler, ramazan öncesi 3 liradan satılan pide nasıl ramazanda 5 liraya satılır diye sorup hırsızlığı haber yapmayanlar  ve nicelerini görmezden gelenler yeni nesil gazeteciliği(!) bu millete yutturmaya devam ediyorlar.

Neresinden tutsanız yanlış nereden baksanız suç.

Bu haberi bu şekilde yayınlayan gazeteciler aslında haberi alıp baba hakkında suç duyurusunda bulunacak haber yapacaklarına sanki övünülecekmiş bir şey gibi ballandıra ballandıra haberini yayınlıyorlar, görüntülerini kullanıyorlar. İşin ilginçi işin başında bulunan sözde haber müdürleri editörler bunu servis edebiliyor.

 Ülke de hak, hukuk, adalet olsa bu haberi yapanlar hakkında bile suçu övmekten işlem yapılır(!) ayrıca bu çocuğun babasına gerekli ceza verilir. ( Avrupa’da olsa çocuk aileden alınıp devlet korunmasına bırakılır )

Ülkede işsizliğin, açlığın her geçen gün büyüyerek artığı ekonominin uçuruma yuvarlandığı ortamda yapılan bir haber bakın nasıl..

Ordu'nun Fatsa ilçesinde yaşayan 5 yaşındaki küçük çocuk, kendi imkanlarıyla öğrendiği ve kontrollü bir şekilde kullandığı iş makinesiyle babasına tam destek oluyor.

Fatsa ilçesinde kepçe operatörü babasının izinden giden 5 yaşındaki Muharrem Emre Aynacı, yaşıtlarından farklı olarak iş makinesi ile zaman geçiriyor. Operatör olan babasını izlerken iş makinesi kullanmayı öğrenen ve babasının kontrolünde bir süredir ekskavatör kullanan Muharrem Emre Aynacı, ailesine oyuncaklarını da iş makinesi olarak aldırıyor. “

ÖLÜMÜ YAZMAK 
EROL KARAER
Zordur ölümü yazmak, ölümleri yazmak..
Nereden başlayacağınızı bilemezsiniz.
xxx
O zamanlar Kız Meslek Lisesi olarak kullanılmış eski okulda Saray Mahallesinde ki binada başladı serüven.
12 Eylül’’ün yaraları saramamışız daha, yıl 1982 üniversite sınavı sonrasında 162 puanla Ordu Meslek Yüksek Okulu Motor bölümünü kazanmıştım. Bizden önce Meslek yüksek okulu mezunlarına kısa dönem askerlik hakkı vardı, ne yalan söyleyeyim. Biraz da onu düşünerek yüksek okulu yazmıştım.
Müdürümüz rahmetli Yekta Ergen’di. O zamanlar kadrolu öğretmen nerede, büyük çoğunluğu dışarıdan derse giren, makine mühendisleri, elektrik mühendisleri, Kimya mühendisleri, başka okullardan ders başı giren öğretmenlerdi. 
Cengiz Kuralay’da makine mühendisi olarak dışarıdan teknik resim, motor derslerimize giriyordu.
Genç bir mühendis olarak bizle birlikte adeta ders yapıyor ve öğreniyordu.
Diyaloğumuz iyi, arkadaşlığımız ise ondan iyi idi.
Sizinle birlikte öğretmenliği öğrendim ama siz hep işin gırgırındasınız diye sataşırdı.
Uzun uzadıya yazılacak çok anılar var.
Ama genç yaşta amansız hastalık sonucu Cengiz Kuralay’ı geçtiğimiz günlerde edebi yolculuğuna uğurladık.
Güle güle has adam, güle güle gerçek ülkücü... 
Motor bölümü öğrencileri seni hiç unutmayacak…
xxx
Bu yazıyı bitirdiğim sırada yeni bir ölüm haberi ile sarsıldık. 
Genç kardeşimiz Hayrettin (Hayri) Osma’nın bahçesine gübre atarken kalp krizi sonrası yaşamını yitirdiğini öğrendik.
Aklıma Cahit Sıtkı Tarancı’nın Yaş Otuzbeş şiirinin bir bölümü geldi...
xxx
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
xxx
Adamlığın, naifliğin de esnaflığın da güzeldi.
Sen bize hakkını helal etmişsen yeter, bizden sana gani gani helal olsun…


“Malumun olsun çektiğimiz acılar”

EROL KARAER

Nazım Hikmet Kuvayı Milliye Destanı’nın bir bölümünde şöyle haykırır:

...

 Biz ki İstanbul şehriyiz, 
güzelizdir, 
dört yanımız mavi mavi dağdır, denizdir. 
Öfkeli, büyük bir şair : 
«Ey bin kocadan arta kalan bilmem neyi bakir» 
                                                                   demiş 
                                                                        bize 
ve bir başkası, 
yekpare Acem mülkünü fedâ etti bir sengimize.

Biz ki İstanbul şehriyiz, 
işte, arzederiz halimizi 
       Türk halkının yüce katına. 
Mevsim yazdır, 
919'dur. 
Ve teşrinlerinde geçen yılın 
dört düvele teslim ettiler bizi, 
                       gözü kanlı dört düvele 
                               anadan doğma çırılçıplak. 
Ve kurumuştu 
            ve kan içindeydi memelerimiz.

Biz ki İstanbul şehriyiz, 
Fransız, İngiliz, İtalyan, Amerikan 
                        bir de Yunan, 
bir de zavallı Afrika zencileri 
                         yer bitirir bizi bir yandan, 
bir yandan da kendi köpek döllerimiz : 
Vahdettin Sultan, 
                        ve damadı Ferit 
ve İngiliz muhipleri 
                            ve Mandacılar.

Biz ki İstanbul şehriyiz, 
yüce Türk halkı, 
malûmun olsun çektiğimiz acılar...

Yetecek çektiğimiz acılar.. Bütün ümidim gençliktir diyen atamızın yolundan sapmadık sapmayacağız.

Ülkeyi satanlara, Arap sevdalılarına, vatan hainlerine, hırsız rantçı köpekler rağmen dimdik ayakta kalacağız ve o günlerde olduğu gibi bu günlerin de kara bulutlarını var edenleri birlikte dağıtacağız.. ( Erol Karaer ) 

SES VER ORDU BÜYÜKŞEHİR!!!

 

Bir çok belediye su toplu taşımacılık konularında halkın yararına ardı ardı ardına kararlar alarak indirimler yapıyor,

Seçim öncesi söylediklerini yapmak isteyen İstanbul’un seçilmiş başkanının mazbatası elinden alınsa da AKP’nin büyük çoğunluğu olan meclis o gittikten sonra su ve toplu taşımacılıkta indirim yaptı.

Hatta yetmedi Binali Yıldırım, İmamoğlu’nun seçim öncesi ne söylediyse onu vaat etmeye başladı.

            Ama daha önce kaynak nerede diye atıp tutuyordu Reisi ile birlikte.

Son olarak Ankara.. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nce yapılan yazılı açıklamada, Başkan Mansur Yavaş'ın, Büyükşehir Belediyesi'ne ödenen 'asfalt katılım payları' ile ilgili yeni bir düzenleme yapılması için talimat verdiği belirtildi. Bu doğrultuda ilk etapta, asfalt katılım bedellerinin tahsilatının durdurulduğu, tapulara konulan şerhlerin de kaldırıldığı bildirildi.

Yavaş, Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda bulunan yollara döşenen asfaltlar nedeniyle vatandaşlardan alınan 'asfalt katılım payları'nı ödemeyenlerin tapularına konulan şerhlerin kaldırılacağını söyleyerek, "Şimdiye kadar üzerine düşülmemiş bir konu, 'asfalt katılım payları' idi. Belediye, bu ödeme kalemi nedeniyle Ankaralıların tapularına şerh koydurmuş. Şimdi şerhlerin hepsini kaldırıyoruz ve Meclis kararıyla da bu paraların hiçbirini almayacağız" dedi. Yavaş, önceki dönemde 'asfalt katılım payları'nı ödemeyen vatandaşların tapularına kısıtlılık şerhi konulması için tapu müdürlüklerine yazılar gönderildiğini ve bu yüzden vatandaşların tapularıyla ilgili birçok işlemi gerçekleştiremediğini belirtti.

xxx

Yani demem o ki illa vatandaşın lehine karar alınması için CHP’li belediye mi olmak gerek.

Veya seçim olup CHP’li adayın vaatlerini çalmak mı lazım.

Ordu Büyük şehir ne zaman ses verecek merakla bekliyoruz.

 


ARTIK ORTAYLI YAZSIN!!!

Yer isim bildirmeyeceğim.

Hiç de gerek yok!
Bu sitem yazı filan da değildir.

Hiç kimse üstüne alınmasın ego taslanması üzerine yazılan bir yazıdır.

Ordu’da imar çarpıklıklarını ucube yapıları yazıp duruyoruz.
Bir çok söz de gazeteci bu konulara değinmiyor.

Bir de bu işlerle alakalı olan kısımlar var, işin uzmanları ayrıca sivil toplum katmanlarında görev alanlar.

Geçtiğimiz günlerde İlber Orkaylı bir yazı yazdı. Ordu’da bir imar yapısı ile ilgili.

Paylaşım rekorları kırdı.

Yani İlber Ortaylı yazınca doğru biz yazınca şüpheli!!

Neyse canım bundan sonra İlber Ortaylı yazar, siz paylaşırsınız… Ve istediğiniz gibi yorum yapıp ahkam kesebilirsiniz… (Söz meclisten dışarı)

  Özellikle tavşana kaç tazıya tut diyen medya ve onun bazı sivil toplum, uzmanlık, kurnazlık, sakileri (Bu kelimeyi merak edenler sözlüğe baka bilirler ) bildikleri gibi davranmaya devam etsinler. Bizden uzak olsunlar da nereye yakın olurlarsa olsunlar!

            ( Paylaşımı yapanların bu yazıdan alınmayacağını tahmin ediyorum. İroniyi anlayacak kadar vardırlar! ) 


BÜYÜK ŞEHİR OKU YAZILARI!

Geçtiğimiz günlerde aynen şöyle bir yazı yazmıştım:

Aslında dolmuşa zam demeyelim de Konserve kutularına zam diyelim.
Şoförler Odası, yeni hatlar devreye girdiğinden bu yana zam yapılmadığı giderleri gerekçe göstererek yeni zammın kaçınılmaz olduğunu açıklamış.

Uzun uzadıya yazmayacağım. Kurulduğunda ki fiyatlarla Türkiye’nin en pahallı dolmuş taşıma ücretini Ordululara reva gören Ordu Büyük Şehir Belediyesi ayrıca kartlardan da aldığı paralarla hayli bir yekun elde etmişti.

Bazılarının taksi duraklarından diyet borcu olacak ki Belediye’ye bir şey diyemiyorlar.

Şu anda da Türkiye’nin en pahallı dolmuş ücretlerinden biri Ordu’da.
Belediyeye siz söyleyemiyorsanız 4 taksi durağı hatırına biz söyleyelim!

Belediye dolmuşlardan aldığı aylık komisyonu indirsin.

Belediyecilik halkın üzerinden para kazanmak değildir.

Ahbap çavuş ilişkileri ile kimse yavuz hırsızlık yapmasın!!!
xxx

Ordu Büyük Şehir Belediyesinden yanıt geldi.
Uzatmayalım yazıyı okumayıp başlığa baktıkları kesin şöyle diyorlar.

“ Dolmuşa zam” başlığı ile yayınlanan köşe yazısı Toplu Taşıma Dairesi Başkanlığı tarafından incelenmiştir.

Bahse konu taşıma araçlarına 25.01.2018 tarih ve 2018/12 sayılı UKUME kurumlu kararı ile ilimiz genelinde üniversite raporuna istinaden zam yapılmış olup, bu tarihten sonra UKUME Kurulu tarafından zam yapılmamıştır.
xxx

Yazdığım yazıda zam yapıldı deniyor mu, zam yapılacaksa başka şeyler düşünün deniyor özetle.

Yani kısacası yazılanlar okunmuyor!

Bu arada geçtiğimiz gün Başkan Güler’in yaptığı basın toplantısında dolmuşa zammın söz konusu olmadığı belirtildi. 

Hayırlı ramazanlar mı, hayırlı hırsızlıklar mı ?

Her Ramazan öncesi zamlardan bahseden bu ayın Ulvi ay olmadığını (!) hırsızlık ve zam ayı olduğunu çeşitli maddelerle ortaya döken yazı yazarım.

Her Ramazan ayı beni yanıltmaz (!) 

Bu yıl daha bismillah demeden ilk gün hak yenilerek milyonlarca insanın oyu yok sayılarak 7 hakimin kararı ile İstanbul seçimlerinin yenilenmesine karar verildi.

Bismillah deyip yola çıkanlar, ülkenin içinde ki ekonomik sıkıntıları yaşanacak yeni yeni döviz artışları ve buna bağlı olarak gelecek zamları düşünmeden koltuk uğruna ülkeyi ateşe attılar. YSK’da benzin döküp katkıda bulundu.

Artık ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun kötülüğünü düşünen kalmadı,

Varsa yoksa koltuk varsa yoksa rant.

Allah hepimizin belasını vermiş birileri de oh oh diye göbek atıyor!

Dedik ya hırsız ayı diye. 

Bismillah demeden tüm alışveriş yerlerinde 2-3 lira etiketlere eklem yapılmış.

Ramazandan bir gün önce 12 liraya satılan kızarmış tavuk 14 lira olurken, bir kilo ete 3-4 lira zam yapılırken zaten Türkiye’nin en kazık pidelerinden birinin de Ordu’da satıldığını da söylemeye gerek yok.

Marketler ise ayni fiyata 800 – 750 gram mal satıyorlar, baktığında 1 kiloluk ambalaj zannedersiniz. 

Hayırlı ramazanlar mı, hayırlı hırsızlıklar mı ?


DOLMUŞA ZAM !!!

Aslında dolmuşa zam demeyelim de Konserve kutularına zam diyelim.

Şoförler Odası, yeni hatlar devreye girdiğinden bu yana zam yapılmadığı giderleri gerekçe göstererek yeni zammın kaçınılmaz olduğunu açıklamış.

Uzun uzadıya yazmayacağım. Kurulduğunda ki fiyatlarla Türkiye’nin en pahallı dolmuş taşıma ücretini Ordululara reva gören Ordu Büyük Şehir Belediyesi ayrıca kartlardan da aldığı paralarla hayli bir yekun elde etmişti.

Bazılarının taksi duraklarından diyet borcu olacak ki Belediye’ye bir şey diyemiyorlar.

 Şu anda da Türkiye’nin en pahallı dolmuş ücretlerinden biri Ordu’da.

Belediyeye siz söyleyemiyorsanız 4 taksi durağı hatırına biz söyleyelim!

Belediye dolmuşlardan aldığı aylık komisyonu indirsin.

Belediyecilik halkın üzerinden para kazanmak değildir.

Ahbap çavuş ilişkileri ile kimse yavuz hırsızlık yapmasın!!!



TEKERLEKLİ SANDALYENİN PARASI?

 

Seçimden bir, bir buçuk ay önce filan Başkan Engin Tekintaş ile bir grup Almanya seyahati yapmıştı.

 Burada Ordulular derneğince Altınorduspor Tekerlekli Sandalye Basketbol takımına  hatırı sayılır miktarda bir yardım toplanmıştı.

 Duyumlarımıza göre bu paranın bir bölümü sporcu alacağı olarak ödenmiş ödenmesine karşın ama hala alacakların önemli bir bölümü duruyormuş.

Altınordu Belediyesinin yeni başkanı Aşkın Tören’den rica edelim bu paranın akıbeti ne oldu, geri kalan kısım nerede  veya ne zaman sporcuların alacakları ödenecek ?

Ayrıca gerek Büyük şehrin gerekse Altınordu’nun  Yeni Orduspor ile Altınorduspor’a maddi katkısı ne olmuş veya ne kadar maddi katkı sağlatmış bunu da millet bilmek istiyor!

 

ÇOCUĞU KUCAĞINDA  BULMAK !

 

Ordu Belediyesinin geçmişi ile ilgili olarak söyleyeceğimiz, yazıp şikayet edeceğimiz çok konu var.

Ama geçtiğimiz gün bir grup gazeteci arkadaşımızın Büyük şehir belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler’i ziyareti sırasında gündeme geldiğini öğrendiğim  Atatürk ve Rüsumat anıtını kapatacak  ve şehrin manzarasını bozacak şekilde diktirilen ucube çay bahçesi binası ile ilgili bir şeyler yazmak istiyorum.

Konu gündeme gelince Başkan Güler ‘ ne yapalım çocuğu kucağımız da bulduk. Sözleşme de yapılmış’ diyerek topu taca atmış.

Hayır başkan siz de çok iyi biliyorsunuz ki bu sözleşmeyi Kıyı Kenar Kanununa aykırılık şehir menfaatine uygunsuzluk nedeniyle iptal etme yetkiniz var.

Lütfen bu konuyu geçiştirmeyin. Sizin partiden birilerinin giderayak birilerine rant sağlama adına yaptığı bu çirkinliğe kanunsuzluğa dur deyin.

Bu konu ilk mecliste gündeme geldiğinde inanıyorum ki başta AKP’li meclis üyeleri ve diğer partili meclis üyeleri size bu ucubenin kaldırılması için destek verecektir.

Yeni bir dönem açıyoruz beraber yöneteceğiniz sözünüz lafta kalmasın, seçim olacağını bile bile, gideceklerini bile bile bu işlere imza atanların haksızlıklarına dur deme yetkiniz var.

Bunu sizi seçen Ordu halkından esirgeyemezsiniz…  


DESTANCILAR, AĞITCILAR

1970 yılların sonlarıyla  birlikte kaybolan bir meslekti aslında.

Çocukluğumuzda özellikle Sebze pazarı ve civarında boy gösteren ellerinde kimi zaman matbaada bastırılmış baskısı da iyi olmayan kağıtlarla  destan satan insanları görürdük. Bununla birlikte  boynuna taktığı eski püskü teyplerle birlikte ağıt yakan destan satanlar da vardı. O günlerde Halk Matbaasında ad yerel destan satıcıları ile ağıt okuyucuları ve satıcıların bu tür baskılarının yapıldığını iyi bilmekteyim. Nedense o yıllarda anlaşılması güç olan sözlere katılan nameler hoşumuza gider hüzünlendirirdi dinleyenleri 

Ordu ile ilgili bir şeyler bulabilir miyim diye kısa bir araştırma yaptım ama sadece Ünye’de Vurulan Hakimin destanı adlı bir baskıya ulaşabildim.

Yine özelikle Anadolu’nun içlerinde ki bu destancılar ve ağıtçılarla ilgili bilgilere rastlayabildim.

Bu konuyla ilgili topladığım bilgilerin bazılarını sizinle paylaşmak isterim :

Boynuna astığı, siyah bir kılıf içindeki iri bir teypten bozuk bir Türkçe ve bozuk bir cümle yapısı ile ağır ağır tekrarlanan  sözlerin ardından ağlamaklı bir sesle aşık destanı okumaya başlar. Kendine has bir musıkî ile okunan bu destanlarda herhangi bir saz kullanılmaz. 
Taze dalmış idim tatlı uykuma... 
Zalim kocam girdi anam kanıma... 
Kıydı göz önünde oğul ile kızıma... 
Döktü al kanların insaf etmedi... 
Aldı canlarını heder eyledi... 

Aşık da denen destancılar bu girişten sonra teyplerinin düğmelerine basar ve bir müddet sessizce durur... Bu sözler bütün bir mahallenin yüreğini yakmıştır ya, şimdi aşık sigarasını  tüttürerek  onların kapıya, pencereye,  çıkmasını bekler... Gerçekten de bu sözler yeni gelininden, ninesine, hatta aklı eren çocuğuna varıncaya hepsini sokağa döker... Herkesin yüreği bu sözlerle buz kesmiş, bütün yüzlere bir üzüntü çökmüştür... Aşık etrafı şöyle  bir süzer , sonra  destanın devamı için düğmeye dokunur. Daha sonraki kısım daha yürek paralayıcıdır. Teyp çalarken, aşık; çok adi bir saman kağıdına, berbat bir şekilde tabedilmiş, genellikle mavi veya kırmızı bir matbaa mürekkebiyle destanın sözleri, destana konu olan kişilerin belli belirsiz fotoğrafları ve sonuna da kendi fotoğrafı olan destan tomarını şöyle bir düzeltir ve destanın en acıklı bölümünde teybi kapatarak :"Evet hediyesi 25 kuruş!" der. Millet artık yeterince tahrik olmuştur ve evlerden, pencerelerden 25 kuruşluklar uzanmıştır. Sıra ile hiç acele etmeden 25'likler toplanır ve karşılığında bu adi saman kağıda çamur gibi basılı destanlar verilir. 

Kadınlar bu destan kağıtlarında yazılan şeyleri kahırlanarak okur veya okuturlardı. Destanda geçen sözlere göre hikâyeyi tamamlarlar ve ortalığı bir gözyaşı seli alırdı. Okuma yazma bilmeyenler, okutacak birilerini bulur ve ağır ağır okumasını söyler, üzüntüyle dinledikleri bu destanlarda kötülere beddualar eder, zavallı insanlara  ağlarlardı. Bir araya gelip destan okuyanlar  "Allah kimseye vermesin!" gibi dualarla kurdukları bu hikâyeleri birbirlerine aktarırlardı. Herkes bu hikâyenin bir tarafını tamamlardı. Söz gelişi bir kelimeden adamın kumar da oynadığı çıkarılır, diğer bir kelimeden öldürülen kadının hem yetim hem öksüz olduğu belirtilirdi.

  Destancılık” olarak adlandırılan geleneksel meslek, matbaanın yaygın bir biçimde kullanılmasıyla işlerlik kazanmıştır. Sözlü kültür ürünlerinin yazıya aktarılmasının süratle mümkün kılındığı bir aşamada gezginci destancılık, halktan büyük bir ilgi ve beğeni görmüştür. Âşıklar, çeşitli konularda yazdıkları manzum destanlarını bastırıp çoğaltarak, bunları şehir merkezlerinde ve köylerde özellikle pazar yerlerinde ağıt ezgisiyle söyleyerek ücret karşılığında dağıtmışlardır. 
      Gezginci destancılık, Tanzimat döneminde taş baskısı tekniğinin kullanımı ile başlamış ve 1980’li yıllara kadar varlığını sürdürmüştür. 

TARİH YAZIYOR DEMİŞTİK

Evet tarih yazmaya devam ediyor.

Bu iktidarı da, bu YSK’yı da bu Cumhurbaşkanlığını da …

Büyükçekmece’de milletin kapısına polis yollayan zihniyet, oyları istediği gibi saydıran kararlar bura da ki artışı göremiyor. Büyükçekmece’de 2 bin küsurluk artışı büyük yolsuzluk ve çeteye sokan bu kişiler aşağıda ki verileri görmüyorlar değil mi ?

 

Çamlıdere: Oransal olarak seçmen sayısının en çok arttığı ilçe burası. 2018 yılında bu ilçenin seçmen sayısı 6 bin 561 iken, 31 Mart’taki seçmen sayısı 5 bin 960 artışla 12 bin 521 oldu. Seçimlerin sonucunda Çamlıdere’de AKP adayı yüzde 73 düzeyinde oy aldı ve en yakın rakibine 5 bin 747 fark attı. Bu rakam sayının 2018’deki seçimden bu yana neredeyse iki katına çıktığını gösteriyor.

Haymana: Geçen yıl bu ilçedeki seçmen sayısı 21 bin 199 idi. Bu yıl seçmen sayısı 11 bin 322 artarak 32 bin 521’e yükseldi. AKP adayı en yakın rakibinden 5 bin 937 oy fazla alarak seçimi kazandı.

Balâ: Geçen yıl bu ilçenin seçmen sayısı 15 bin 512 idi. Ancak seçmen sayısı neredeyse yüzde yüz oranında 13 bin 706 kişi artarak 29 bin 218’e yükseldi. AKP adayının en yakın rakibine attığı fark ise 6 bin 359 oldu.

 


Gülmeyin, tarih yazıyor!

 

Her şey senin elinde…

Her şeyi atayan ve yapan sensin.

Sandık başlarında bir başkan ve yardımcısı senin atadığın, sandıkta iki tane partilin var. Cumhur ittifakının AKP ve MHP’li üyesi.

Dün bu sistem dünyanın en iyi seçim sistemi de.

Bu  gün Cumhuriyet tarihinin en şaibeli seçimi.

Dün bir oy yeter, yüzde 51 bizim için kıstastır de. bu gün ne öyle 13-14 bin oyla adam mı seçilir, veya süreç devam ediyor deyip 1 oy yeter sözünü yut.

İşin ilginç yanı Fetö organizasyonlarından çıkmayan bir adam çıkıp Fetö parmağından bahsetsin.

Seçim öncesi hayalet seçmenlerden bir dairede 30-40 seçmenden şikayetçi olan muhalefetin sesini dinleme, bir tek hayali seçmen yok, bir tek sıkıntı yok de sonrada Ocak ayından beri soruşturuyoruz  diye palavralarını at.

 İçişleri Bakanı sensin, Adalet bakanı sensin.  Tek kişi sensin…

Gülmeyin, vallahi tarih yazıyor bunları…

GİDER AYAK !!!

İnsanlıklarını tartışmam.

Ama bu şehre ihanet eden, gider ayak rant sağlayanlarla, geçmişte görevde iken ayni şekilde davrananlara hakkımı helal etmiyorum.

İlk Adım Atatürk anıtını  kapattıracak şekilde, şehrin manzarasını da bozdurarak bu yapıya izin verenleri, Düz Mahallede ki küçücük yeşil alanı çay bahçesi için ranta dönüştürenleri, Şahincili mahallesine hançer gibi bina yaptıranları ve daha nicelerini ranta boğanları af etmem mümkün müdür ?

Elbette yeni Başkan Mehmet Hilmi Güler bir gün basın ile bir araya gelir.

Bizim de söyleyeceklerimiz, dileklerimiz olacaktır.

Ben yaptım oldu tavrı birilerinin siyasetini bitirdi.

Temennim bu şehre layık olunmasıdır…

 Şehri betona boğmak değil.

Ben yaptım oldu diyenlerin sonunu çok uzak olmadan gördük.


FAZLA UZATMAYACAĞIM! 

 

Elektrik ve doğal gaz soygunları (!) konusunda hükümetten umudumuzu kestik.

Yerel seçim diyoruz hiç olmazsa aday olanların  belediyenin haraca varan su, dolmuş ücretleri, kaldırım, yol ve dış cephe kapmaları konusunda net bir şeylerini duyamıyoruz.

Belediyeler de hükümetin yolundan ilerlemeye devam ediyor ve halkı inim inim inletiyor.

Halkı inim inim inletenlere, bu konularda gerekli düzenlemeleri yapmayacağını söyleyenlere oy moy yok herkes bilsin… 


ŞAİRLER VE ŞİİRLERİ 

Siyasetin kirli ağzından bıkıp usandığımız şu günlerde, yoksulluğun, yolsuzluğun, adaletsizliğin had seviyede olduğu ortamda biraz da başka konular değinelim istedim...
Ünle şairlerin ünlü şiirleri vardır.
Kimi aklımıza kazınmış kimi şarkılara konu olmuş.
Nasıl yazılmış, kime yazılmış hangi ortamda yazılmış bunları bilmek de güzelleştiriyor her şeyi.
O yüzden birkaç gün bu köşemden bunların hikayelerini paylaşacağım.
Keyifli okumalar. 
SESSİZ GEMİ..
Bu şiir hep ölüm üzerine yazılmış gibi dursa da aslında gerçek farklıdır. Yahya Kemal Büyük aşkı, Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım için yazmış. İşte hikayesi; 
Yahya Kemal Nazım Hikmet’in hocasıdır. Celile Hanım’la Hikmet Bey (Nazım’ın babası) arasında büyük bir geçimsizlik başlamış ve birbirinden uzaklaşmışlar. Celile hanım böyle bir zamanda tanışır oğlunun hocasıyla. Zaten dillerdedir Celile hanımın güzelliği. Bir aşk başlamış ki aralarında, sonrasında Celile, bu aşkı evliliğe taşımak için ilk adımı atmış ve kocasından boşanmış. Hocası ve annesi arasındaki ilişkiyi duyan Nazım Hikmet bir kâğıda şunları yazarak Yahya Kemal’in cebine koymuş:
“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz”Nazım’ın bu tepkisi Yahya Kemal ile Celile’nin aşkını engelleyememiştir. Ama Yahya Kemal hep evlilikten kaçmış, hem Celile’yi deliler gibi kıskanıyor ve hem de evliliğe yanaşmıyordu. Celile yazları Ada’ya gider, Yahya Kemal de sürekli onun yakınlarında otururmuş…Celile’ye olan duygularını bir yazısında şöyle özetlemişti:“1916 Sonbahar’ında Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a iniyordu. Ben müthiş muzdariptim. Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar… O gidinceye kadar Ada dopdolu idi, gider gitmez boşalıverdi‘Sessiz Gemi’, Yahya Kemal’in aşkı, Celile hanımın adadan gemiyle uzaklaşırken yaşadığı çaresizliği anlatır.
Sessiz Gemi
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

 ( Yarın başka bir hikaye ) 

KARADUT…
Siyasetin kirli ağzından bıkıp usandığımız şu günlerde, yoksulluğun, yolsuzluğun, adaletsizliğin had seviyede olduğu ortamda biraz da başka konular değinelim istedim...
Ünle şairlerin ünlü şiirleri vardır.
Kimi aklımıza kazınmış kimi şarkılara konu olmuş.
Nasıl yazılmış, kime yazılmış hangi ortamda yazılmış bunları bilmek de güzelleştiriyor her şeyi.
O yüzden birkaç gün bu köşemden bunların hikayelerini paylaşacağım.
Keyifli okumalar. 
1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüpteki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı.
Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı, tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu. Çünkü şiirde “kadınım – kısrağım – karımsın” dediği kadın, karısı değildi. Bu şiir’i 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı. Mari Gerekmezyan için.
“Kara saplı bıçak gibi” Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressamın sinesine “kara saplı bir bıçak ” gibi saplanmıştı.
Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.
Yorgun yürek “Karadut” 1946´da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi’nden Mari Gerekmezyan´in ölüm haberi geldi.
Bedri Rahmi yıkılmıştı. Sevgilisini sonsuzluğa uğurladı…
Karadut
Karadutum, çatal karam, çingenem 
Nar tanem, nur tanem, bir tanem 
Agaç isem dalımsın salkım saçak 
Petek isem balımsın a gülüm 
Günahımsın, vebalimsin. 
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan 
Yoluna bir can koyduğum 
Gökte ararken yerde bulduğum 
Karadutum, çatal karam, çingenem 
Daha nem olacaktın bir tanem 
Gülen ayvam, ağlayan narımsın 
Kadınım, kısrağım, karımsın.

Haydi Abbas Vakit Tamam
Siyasetin kirli ağzından bıkıp usandığımız şu günlerde, yoksulluğun, yolsuzluğun, adaletsizliğin had seviyede olduğu ortamda biraz da başka konular değinelim istedim...
Ünle şairlerin ünlü şiirleri vardır.
Kimi aklımıza kazınmış kimi şarkılara konu olmuş.
Nasıl yazılmış, kime yazılmış hangi ortamda yazılmış bunları bilmek de güzelleştiriyor her şeyi.
O yüzden birkaç gün bu köşemden bunların hikayelerini paylaşacağım.
Keyifli okumalar.

Haydi Abbas Vakit Tamam
Cahit Sıtkı askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere birliğine gider.O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya emir eri verilmektedir.
Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas. Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas. Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.
Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan mert yiğit biri selam çakıp;
-Abbas oğlu Abbas Emret komutan! der.
Aralarında söyle bir konuşma geçer.
-Nerelisin?
-Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.
-Sen benim emir erim olur musun?
-Sen bilir komutan!
Askere eşyalarını toplamasını ister ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister. Zamanla askerin zekiliği sıcakkanlılığından etkilenir.
Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı ‘ ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar. Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı ‘ nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar. Akşamları olunca Cahit Sıtkı ‘ nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar.
Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı…
Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda gizli şeyleri keşfeder…
Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas… Aralarındaki duygu bağları güçlenir. Böyle bir keyif geçesi akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;
-Sen İstanbul ‘ u bilir misin Abbas?
-Bilir komutan.
-Orda bir Beşiktaş var bilir misin?
-Bilir komutan! Ben orda acemi birlikteydim.
-Orda benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin?
-Elbet komutan!
Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki. Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, tıraş olmuş hazırlanmış.
Cahit Sıtkı sorar;
-Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?
-Ben İstanbul ‘a gidecek komutan!
-Ne yapacaksın sen İstanbul ‘da?
-Sen söyledi bana. Ben gidecek sana Sevgiliyi getirecek!
Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı…
Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır.
Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbas ‘ı karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme döker!

ABBAS

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Lavinia
Siyasetin kirli ağzından bıkıp usandığımız şu günlerde, yoksulluğun, yolsuzluğun, adaletsizliğin had seviyede olduğu ortamda biraz da başka konular değinelim istedim...
Ünle şairlerin ünlü şiirleri vardır.
Kimi aklımıza kazınmış kimi şarkılara konu olmuş.
Nasıl yazılmış, kime yazılmış hangi ortamda yazılmış bunları bilmek de güzelleştiriyor her şeyi.
O yüzden birkaç gün bu köşemden bunların hikayelerini paylaşacağım.
Keyifli okumalar.

Özdemir Asaf – Lavinia
Özdemir Asaf, Lavinia’yı henüz üniversite yıllarında platonik olarak aşık olduğu kıza yazmıştır. Özdemir bu değerli dizeleri bir şiir yarışmasına göndermeye karar verir. Katıldığı yarışmada Özdemir şiiri büyük beğeni toplar ve yarışmayı kazanır. 
Bir söylentiye göre Özdemir Asaf şiiri okurken aşık olduğu kız da salondadır ve şiirin okunma esnasında salondan ayrılır. Özdemir bu duruma hayli içlenir ve asla duygularını aşikar etmez. Peki ya kimdir Lavinia? Elbette aşık olduğu kızın adı Lavinia değildir dizelerden de anlaşılacağı üzere.
Uğruna şiir yazılan bu kadın Mevhibe Beyat’tan başkası değildir. Mevhibe hanım ise İlhan Selçuk’a aşıktır. Yalnız İlhan Selçuk ’’gönülden gönüle” dolaştığı için belki de doğru bir aday olmayacaktır Mevhibe Hanım için. Bunun üzerine bu kez Öztürk Serengil ile evlenir. Bu evlilik de kısa sürer. Daha sonra fotoğrafçı Muhlis Hasa ile evlenen Mevhibe Beyat 11 Eylül 2007’de vefat eder. Sonuç olarak belki de hiçbir zaman kendisine yazıldığını öğrenemedi Mevhibe Beyat. Belki de Özdemir Asaf böyle istemişti. Kim bilir ismi açıkça belirtilse bu kadar etkileyici ve gizemli olur muydu Lavinia
LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal

Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin

Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia

 

Ceviz Ağacı
Siyasetin kirli ağzından bıkıp usandığımız şu günlerde, yoksulluğun, yolsuzluğun, adaletsizliğin had seviyede olduğu ortamda biraz da başka konular değinelim istedim...
Ünle şairlerin ünlü şiirleri vardır.
Kimi aklımıza kazınmış kimi şarkılara konu olmuş.
Nasıl yazılmış, kime yazılmış hangi ortamda yazılmış bunları bilmek de güzelleştiriyor her şeyi.
O yüzden birkaç gün bu köşemden bunların hikayelerini paylaşacağım.
Keyifli okumalar. 
Ceviz ağacı 
Çoğumuzun Cem Karaca’nın bir şarkısı olarak bildiği ‘Ceviz Ağacı’ aslında Nazım Hikmet’in bir şiiridir. Buyurun hikayesi;
Nazım Hikmet, Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi ile buluşmak üzere randevulaşır. Buluşacakları gün Gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, tam bu sırada polisler orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar. Nazım Hikmet ağacın tepesindeyken biricik sevgilisi Piraye gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresiz çıkarır kalemi, kağıdı ceviz ağacının tepesinde bu şiiri yazar.
CEVİZ AĞACI
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, 
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, 
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. 
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, 
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. 
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. 
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a. 
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. 
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u. 
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

KİME OY VERİRİM?

Bu yazacaklarım hakkında bir aday çıkıp da garanti söz veriyorum demedi.
- Sözde cadde yol ve benzeri düzenleme adı altında hiçbir yeri gereksiz betona boğmayacağım, yeşilin bol olduğu yere ne betondan ne ağaçtan saksıda hiçbir şey koymayacağım,
- Vatandaşa sormadan hiç bir girişim de bulunmayacağım, gerekirse belediye sitesinde anket düzenleyerek onların istediği doğrultuda çalışma yapacağım.
- Belediye olarak suyu en önemli gelir kaynağı görmeyeceğim, kes
inlikle su fiyatlarında indirime gideceğim, Katı atık bertaraf bedeli ve benzeri haraçları almaktan vaz geçeceğim. 
- Daha önce yılda bir su dan alınan bakım bedeli parası olan 3.88 tl'yi her ay almayacağım.
- Belediyelerin anayasal olarak yapması zorunlu olan ( yol, su , kanalizasyon) gibi hizmetlerden dolayı vatandaştan haraç almayacağım. Cephe düzenlemesi adı altında vatandaşı yandaşlarıma soydurmayacağım.
- Özellikle şehrin her köşesini belediye şirketime kiralayarak park sorununu halletmediğim gibi yeni sorunlar yaratmayacağım. Ordu’nun en güzel sahil bölgesini sadece otopark olmaktan kurtaracağım.
- Kordon boyuna layık mekanların içkili veya içkisiz çalışmalarına karışmayacağım, kimsenin yaşamak hakkını gasp etmeyeceğim.
- Sahil boyunda ve kordon da kimseye görüntüyü bozacak ne bir bina ve benzeri bir şey yaptırmayacağım.
- İnsana layık olmayan dolmuş taşımacılığında ki konserve gibi yolculuk edilmesini önleyeceğim, Türkiye’nin en pahalı toplu taşıma ücretini asgari düzeye indireceğim.
- Ekmek ve diğer gıda da tanzim satış mağazaları gibi yerler açarak halkın bunlara ucuz ulaşımını sağlayacağım.
- Halka açık ücretsiz salonlar spor alanları ve eğlence yerleri açacağım.
- Yeterli oy çıkmadı diye o bölge halkını yol, su ve benzeri gibi yatırımlardan mahrum etmeyeceğim.

Diyerek kim söz verirse oyumu ona vereceğim.

Sevgili okuyucularımız unuttuklarımız , atladıklarımız olabilir, siz de bunlara ekleme yapabilirsiniz.

Siz de bu sözü verenlere oy verin, geçmiş uygulamaları, keyfiliği, biatcılığı unutmadan, ben yaptım oldu diyenlerden korunmak, sporda ve toplumsal yaşamda halkı bölenlerden kurtulmak için kim söz veriyorsa oyunuzu ona veriniz.


Taallukat!

Rüsumat’ın yanına yapılan bina ile ilgili ne  Büyük Şehir Belediyesinden ne siyasi parti adaylarından, ne de  medyanın büyük bir bölümünden ses soluk yok.

Bir yerlerin peşkeş çekilmesine kendi menfaatleri doğrultusunda sesini çıkarmayanların, başka şeylerle uğraşmasını pek samimi bulamıyorum.

O yüzden sizin görmediğinizi biz niye görelim mi diyelim ?

Yazık Ordu Büyük şehir’in şehrin en güzel yerine Atatürk anıtını kapatacak şekilde bina yapmasına ses çıkarmayan  ne kadar dönek, liboş, entel, dantel,  sözde solcu varmış Ordu’da …

Ayrıca İskele meydanına Atatürk’ün ışıklı rölyefini koymamak için direnen Ordu Büyük Şehir Belediyesinde ki Atatürk düşmanlığı devam ediyor ki, böyle bir rezilliğe ses çıkarmıyorlar.

Eee muhalefet olmak da kolay değil.

İş  taallukat ( hısımlar, yakınlar ) ve menfaatleşme  işi olunca Ordu’dan da bir şey olmuyor.

Böyle başa böyle tarak... Az bile yapıyor bu anlayış…

                 Not : Dünkü yazımda  Vekilin adını Bahattin olarak yazmışım. Yazıda anlatılmak istenilen unutma vakası  aynen gerçekleşmiş Şenel Yediyıldız olacağına  ağbisinin ismi yazılmıştır. Okuyucularımızdan özür dilerim !

YEDİYILDIZ!

Vallahi de unutmuştum billahi de ..

Benim kabahatim mi evet benim kabahatim. Sen bir gazeteci olarak böyle bir milletvekilinin olduğunu nasıl unutabilirsin!

Hazret Ordu’da bir cenazeye katılmış haberi yapılmış o zaman aklıma geldi.

AKP Ordu birinci sıra milletvekili Bahattin Yediyıldız’dann bahsediyorum.

 Yine yeminle bir çoğunuz bu yazıyı okurken evet yaa dediğini duyar gibi oluyorum!

Ne iş yapar, ne iş yaptı bilen yok.

Listeye Erdoğan’ın doktoru olarak girmişti öyle söylüyorlardı kendisi için partililer.

Demek ki  doktorluk yapmaya devam ediyor.

            Ordu’da gelmek için tanıdığının cenazelerinin olmasını dilemiyoruz artık başka bahaneler bulup Ordu’ya gelmesi Ordu ile ilgili bir şeyler söylemesi de dileğimiz.


İNSANLIĞINI KAYBETMİŞSEN,

VEYA KORKU İÇİNDEYSEN!!!

Muhabire ağzına geleni söyleyip, hayat pahalılığından işsizlikten şikayet edip suçu CHP’ye yükleyip oyumu Tayip’e vereceğim diyorsan…

Çöp’te bir şeyler karıştırırken resmin yayınlanınca ‘ ben aslında varlıklıyım sokak hayvanları için bir şey arıyordum ‘ demeye getiriliyorsan, çöpün içine kadar niye girdin varlıklıysan, çöp içinde sokak hayvanlarına bir şey arayacağına git kasaptan kemik al, tavuk parçası al diye sorulunca kem küm edersen..

Domates, biber, patlıcan kuyruğunu Varlık kuyruğu diye alkışlayıp arkanı döndüğünde az da beklemedik yine de 2 kilodan fazla vermediler diye hayıflanıyor sonrada memlekette güzel işler yapılıyor oyum AKP’ye diyorsan,

TV muhabirine 17 yıldır işsizim iş arıyorum, iş bulma kurum kapılarında sürünüyorum deyip sonrada  yine de oyumu AKP’ye atacağım diyorsan ;

Sana bir şey demeye bile hakkımız olmaz.

Kendini yaktığın gibi bütün bir memleketi de yakıyorsun 

Dalga geçmeyin

Ordu Büyük Şehir Belediyesi internet sitesinde bir haber var kısaca şöyle: 
Ordu’nun her bir köşesine hizmet götürebilmek için öncelikle yol sorununa çözüm bulan ve geride bırakılan süreçte 1797 km yolu asfaltla buluşturan Büyükşehir Belediyesi, bir taraftan yeni yollar açarken diğer taraftan da yollarda iyileştirme ve asfaltlama çalışmaları gerçekleştiriyor.
REKORA İMZA ATILDI

Sürdürülen hummalı çalışma temposuyla Ordu, modern yolları ve sorunsuz alt yapısıyla örnek illerden biri olurken Büyükşehir Belediyesi 858 km asfalt, 939 km sathi asfalt kaplama olmak üzere 1797 km asfalt çalışması ile rekora imza attı. Hava koşullarının elverişli olmasıyla birlikte ekiplerini seferber eden Büyükşehir, kentteki değişim ve dönüşüme devam ediyor. 

xxx

Hummalı çalışmalar sonrasında rekora imza atılmış.

Nerenin rekoruna Ordu’nun en merkezi mahallerinde bile yol yok, kaldırım yok.,. Birileri buralardan oy çıkmadığı için böyle oluyor diyorlardı.

Şu ana kadar yol rekoru kıranların buralara girmemesine bakıldığında doğru.

Buraların halkı size yine oy verir mi vermez mi bilemeyiz ama, rekor kırdık diyerek birilerin kandırabilirsiniz fakat, bizim gibilerin aklı ile alay etmenize de müsaade etmeyiz!

GÜLDÜRMEYİN ADAMI !!!

 

Defalarca yazdım yanıt alamadım.

 Önce mevzua geleyim sonra neye yanıt alamadığımı anlatırım.

AKP Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu Şubat ayı veya Mart ayı başında Ordu Çevre Yolunun bir bölümünün hizmete açılacağını açıkladı.

Bu açıklama gerek milletvekilleri gerekse  mülki amirlerce 24 Haziran seçimi öncesi de Haziran’a kadar açılacağı yolunda yapılmıştı.

Yolun gecikmesini heyelanlara yol bozuklarına ve zemine bağlayan milletvekillerine bir çağrı yapmıştım. Bu tür projelerin önceden zemin etüdü, sondaj ve benzeri çalışmalar yapılarak yolun güzergahı belirlenir. Demek ki doğru dürüst yapılmamış veya bir şekilde savsaklanış.  Bu gecikmeler nedeniyle yüklenici firmaya bir yaptırım, bir ceza uygulandı mı, niye hesap sormuyorsunuz diye sormuştum.

Yanıt alamadım, hesabı şirket “yandaş” diye mi soramıyorsunuz veya sordunuz da bizim mi haberim yok?

Sormaya devam ediyoruz.

Bu yolun en geç iki yıl önce hizmete sokulması gerekiyordu. Ülkenin vatandaşın kaybettiği paranın hesabı yapılamaz bile 

 Siz de seçim ile yalan bitmez…

Biz de de size oy vermeye derman!!!


Yazamadım 

Elim varmadı 
Elim kırılsaydı.
Yazamadım.
Ta ki Tuncer’in sayfasını kapatın diye akıl verenler olmasaydı…
Efsane kadro vardı Uğur Gürsoy, Erol Ataşan, Necdet Uzun, Cemil Çiğerim, Ahmet Gürpınar, Rüştü Baş ,Yılmaz Engin, Ziver Engin,emekçileri unuttum dersem yalan olur sayamam..
Yeni Mahallede ki kadroya katıldım Necdet ağbimin sayesinde 
O zaman Orhan Gülen’in Bizim Ordu Gazetesinde çalışıyorum. Transfer oldum oraya geçtim sonra bu günkü öğretmen evinin olduğu yerin karşısına taşıdık matbaayı. Taşırken de kaçamak yaptığım için Necdet ağbimden yediğim fırçayı unutmam. Kimseye işini söylemez kimseye de işini karıştırmazdı. Hayati Altunbaş , Kemal Çeküç ve bizim güzel bacımız Leyla Beyazıt vardı.
Kim vardı derseniz Salih Tekkaya, Erdoğan ustamızdı. Çok vardı da unuttuklarım af etsin.
Bizim esas ustamız Adem Demirbaş’tı… Esas Osmanpaşa caddesindeydi matbaa …Neyse dostlar biz Tuncer ağbimizle iyi bir arkadaş dost ağbi kardeş olarak yaşadık. 
Dedim ya yazmak zor,
Bu saydığım isimlerin hepsi ekmeğini yemiştir. 
Ne güzel adamdın ne güzel 
Bak şimdi seni nasıl özler bu insanlar…
Sadece şarkın değil ‘Amor’ bütün gitarın da, sesinde kulaklarımızda. 
Sen ne güzel ağbi idin be… 



BİR ALINTI

Son günlerin en önemli konularından biri. Sağlık konusun da da arada sırada okuyucularımızı bilgilendirelim istedik !

 

HUBRİS-KİBİR SENDROMU VE MİTOMANİ HASTALIĞI – Prof.Dr. Nurullah AYDIN

İnsanlık toplum yaşamına geçtikten sonra yöneten-yönetilen, egemen-güdülen, zengin-fakir ikilemesi içinde yaşamışlardır. Aydınlar, bilim adamları, sanatçılar ve sonraki dönemde medya mensupları, dengenin kurulması için insan hak ve özgürlüklerinin laik ve hukuk devleti düzeninde sürmesi mücadelesi vermişlerdir. Ancak mutlak egemen olmak, iktidar gücünü otoriter yönetimle sürdürmek isteyenler, farklı hastalıklı kişiler de olmuştur. Tıp dilinde bunların başında gelen hastalıklar, mitomani ve hubris ile açıklanmaktadır.


Mitomani Hastalığı;

Mitomani yalan söyleme ve en önemlisi de söylediği yalana gerçekten inanma hastalığıdır.

Mitomanikler, suçluluk psikolojisinden kurtulamazlar. Her şeye bahane uydurma durumu, zaman içerisinde büyük yalanlara yol açar.

Bazı kişilerin iddia ettikleri olayın gerçekleşmediğini bilerek kalabalıklar önünde yalanın rahatlıkla haykırılması Mitomani hastalığındandır.

Mitoniklerin yalanı ortaya çıkınca doğruluğuna herkesi inandırmak için daha büyük yalana başvurur ve kontrollerini kaybederler.

Mitoniklerin yalanı ortaya çıkınca kontrolü kaybeder, yeni bir iddia da bulunur. Ancak o iddia da onun dediği gibi değildir.

Mitomanik biri söyleyeceği yalanı olduğuna inanarak söyler.

Mitonikler; iddialarının yanlış olduğunu bilmesi onda suçluluk psikolojisi oluşturduğundan bu yalanla işin içinden çıkacağını düşünür.

Mitomanikler; suçluluk psikolojisiyle hareket etseler de asla vicdan azabı çekmezler. Vicdan azabı çekenler Mitomanik değil demektir.

Mitomanikler; konuşmadan duramazlar. Her gün mutlaka bir yerlerde kendilerini yalanlarla anlatma fırsatı oluştururlar.


Hubris Sendromu-Kibir Sendromu

Bazı insanlar; kazandıkları paralar, zaferler, unvanlar, makamlar, seçimler ve şöhret olmakla aldıkları övgülerle farkında bile olmadan Hubris Sendromu’na kapılırlar.

Hubris Sendromu; genelde kibir sendromudur. Sendroma kapılanlar kendilerine kutsiyet atfeder, yanındakilerde buna inanır ve başkalarını da inandırmaya çalışır.

Sadece diktatöryel sistemlerde değil aynı zamanda demokratik ülkelerde sürekli kazanılan seçimlerle liderler Hubris olurlar. Bunlar krizler, savaşlar, ekonomik ve siyasi felaketlerle beslenirler.

Hubrisler; para ve makamı kendi menfaatleri için kullanıp itibarlarını arttırmak ve kendilerini yüceltmek için her yolu mübah görürler.

Hubrisler; kendilerini millet yerine koyarlar. Şahsına yapılan eleştirileri mesleğine, unvanına makamına, şöhret olmasına, topluma yapılıyor diye lanse ederler.

Hubrisler; normal faaliyetleri kutsayarak anlatırlar. Yaptıklarını anlatırken cennete giden yöntemlerden bahsediyor zannedersiniz

Hubrisler; realiteden uzak bir öz güvene sahiptirler ve muhaliflerini daima hor görürler. Her hubris kendini dünya yıldızı zanneder.

Hubrisler; yanlış uygulamalarını herkese kabul ettirmek için bu uygulamaları maliyeti ne olursa olsun ahlak ve dürüstlük temeline dayandırırlar.

Hubrisler; diğer insanlar ve sıradan mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını ancak tarihin kendilerini yargılayabileceğini savunur.

Hubrisler; kimi kendine düşman görürse onun etrafındaki hubrisler’i tespit edip kullanmayı başarır. Yeni gözdeleri bu hastalıklı tiplerdir.

Hubrisler; kendilerini kutsal görüp yücelten herkese sahip çıkarlar. Bu beklentilerine karşılık bulamazsa yoketme yolunu seçerler.

Hubrisler’in en önemli özelliği beklentilerini karşılamayan dostlarını bir çırpıda harcayıp onlara en ağır iftirayı atmaktır.

Hubrisler’in mücadeledeki yol arkadaşları da hubrislerdir.

Toplumlar hubris ve mitomani hastalığına tutulmuş maceraperestler eliyle sarsılır, huzursuz olur. Dikkat etmek gerekir.

Günün Sözü: Hırs insanın kişiliğini bozar.

 

Hamsi Balık Değildir

Osmanlı Tarihi ve Arşivleri uzmanı hemşerimiz Adnan Yıldız’ın bu günlerde revaçta olan Hamsi ile ilgili bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum.

Hamsi Balık Değildir

 

Şehir akşamlarında, adaletsizliklerin üzerine karanlığın çöktüğü zamanlarda bir sokaktan geçerken, hamsi kokusu duysam içim ferahlar. Bilirim ki, bir fakirin sofrası şenlenmiş.

Ve aklıma Karadeniz gelir.

Hep hırçın olmasına rağmen bereketini dağıtırken o kadar uysallaşan Karadeniz.

Hamsiyi yine bol sunuyormuş bu yıl da.

Binlerce yıldır olduğu gibi.

Karadeniz’in diğer adı olmuştur.

Hamsi…

Adının nereden kaynaklandığına dair görüşler ise muhteliftir.

Birinci görüş, eski takvimde 31 Ocaktan sonraki 50 günlük dönemi ifade eden ve ‘‘Hamsin’’olarak adlandırılan dönemde avlanılmasından dolayı olduğu yönündedir.

Diğer bir görüş ise hamsinin kılçığının otuz kıvrımlı olmasından dolayı Farsça ‘‘ham’’ (kıvrım) ve yine Farsça‘‘si’’(otuz) kelimelerinin birleşiminden ‘‘otuz kıvrım’’ anlamında hamsi olarak adlandırıldığıdır.

Ama birinci görüş ikinciye oranla daha çok kabul görmektedir.

Adı konusunda bu şekilde görüşler ileri sürülen Hamsi, birçok seyahatname ve eser de kendisine yer bulmuştur.

Mesela;

1575-1597 yılları arasında Karadeniz kıyılarını gezerek 1598 yılında yazdığı “Menaziru'lavalim” adlı eserinde Aşık Mehmet, Hamsi ile ilgili bilgileri şu şekilde vermektedir.

“Trabzon denizinde, hamsin günlerinde (kışın 50 günlük bölümü), Trabzon halkının hamsini kelimesini değiştirerek habsi balığı dedikleri küçük bir balık avlanır. Trabzon'un halkının zarifleri (sosyetesi), avamını (sıradan halkı) “habsi balığı” diyerek alaya alırlar. Zira hamsin günlerinde bu küçük balığı avlayanlar, bunu küçük gemilerle avlayınca halka duyurmak için sesi 2-3 fersahlık yere ulaştıran bir boru öttürürler. Bu sesi duyanların “ölüsi dirisine binup habsi balığı çıkmış” diyerek başı açık yalınayak giderler. Ama ne var ki bu küçük balık hazmı zor, ağır bir yiyecektir. Ancak “mahi-kuş” (veya mâh-ı keş, üzüm şırası veya eski deyimle nardenk) denilen bir içecek ile hazm edilebilir. Tuhaflık buradadır ki, “mahi-kuş” kelimesinin adını bile duymayanlar da bu balık üzerine kırılmış gibi düşerler. Kış günlerinde bu küçük balığın kötü kokusundan evlere ve konaklara girilmez. Ayrıca bunun artıklarını yiyen tavuğun da eti kokar ve yenilmez hale gelir, kış günlerindeki yumurtasında bile o kötü koku hissedilir.”

Yine Trabzon’a 1670’lı yıllarda seyahat eden Evliya Çelebi, bölge balıklarıyla ve özellikle de hamsiyle ilgili görüşlerini şöyle dile getirmiştir: "Beğenilen balıkları: Levrek balığı, kefal balığı gayet lezzetlidir. Bir karıştan uzun kırmızı başlı tekir balığı, uskumru balığı ve daha bin çeşit balıkları vardır. Amma bunların hepsinden fazla Lazların üzerine düştükleri, alışverişi hakkında kavga ettikleri hamsi balığı… Bu balık, (kış mevsiminin 50 günlük bir bölümü) çıktığı için, hamsi balığı derler. Balığın çıkışını dellâllar halka haber verirler. Dellâlların birçeşit mürves ağacından boruları vardır. Bir kere sur urunca, ‘Ahça çomakla bir mendil hamsi ver’ diye ince sırmalı mendillere balığı koyup giderler. Balığın suyu akarak giderken, bazıları suyun aktığına acıyarak, ‘Bre balığın suyunu akıtıyorsun… Suyuna bir pilavcık sallasana’ diye şaka ederler.

Evliya Çelebi, hamsinin diğer özelliklerini de şu şekilde belirtmektedir: "Bu balık bir karış, ince ve morca cilalı, gümüş gibidir. Faydası o derecedir ki, yedi gün devamlı yiyen kimsenin şehveti son derece artar. Çok kuvvet verici ve hazmı kolaydır. Yemeğinde balık kokusu olmadığından, yiyene hararet vermez. Ağrı hastalığına tutulan adam yese şifa bulur. Bir evde yılan ve çıyan olduğu zaman, hamsi balığının başı tütsü edilirse kaçar”

Seyahatnamelerden başka Hamsi, Osmanlı devlet yazışmalarında da yer almıştır.

Bu yazışmalardan 13/Z /1318 (3 Nisan 1901) tarihli bir belgede, Akçaabat halkının hamsiyi tütün tarlalarında gübre olarak kullandığı ve bu durumun hamsi neslinin azalmasına neden olmasının yanında tütün verimini de düşürdüğünden, hamsinin gübre olarak kullanılmasının yasaklandığını görmekteyiz.

Yine 06/Z /1321(23 Şubat 1904) tarihli belgede ise balıkçılarımızın Rusya sularında hamsi avlarken tutuklandığı ve bundan sonra balıkçıların Rusya sularına girmemesi yönünde uyarıldığını görmekteyiz.

Bunlardan başka Hamsi hakkında kitaplar da yazılmıştır.

Divan Edebiyatı’nın divan sahibi son şairi olan Hammamizade İhsan Bey’in 1928 yılında yayınladığı ‘‘Hamsiname'’ adlı eseri gibi.

İhsan Bey, 1928'de yayınladığı Hamsiname'sinde hamsi ile ilgili her şeyi kaleme almıştır. Hamsi hakkındaki şiirlere kadar. Bu kitapta yer alan ve Salim adlı bir halk ozanına ait şiir şu şekildedir.

'Bir yıl görünmezsen artar kederim / Yetiş imdadıma imanım hamsi / Yüzünü görünce bayram ederim / Sen olursun benim kurbanım hamsi / Maraza uğrarım hamsi demezsem / İçerim tutuşur hamsi yemezsem / Üstünü bir varil pekmezlemezsem / Çıkar asumane (göklere) dumanım hamsi / Kuyruğun tutarım merd oğlu merdim / Olsa da bir batman pişirip yerdim / Çok yiyip içince artarsa derdim / Olursun derdime dermánım hamsi /Salim, hamsi yerim ben seve seve / Kamyonet yüklerim, yetmezse deve / Düşürdüm mü seni bir gece eve / O gece keyfimden şadanım hamsi.

İşte Hamsi böyle bir şey. Hiç bir balık onun gibi kendi adına kitaplar yazdıramamış, belgelerde seyahatnamelerde yer alamamıştır.

O yüzden Hamsi balık değil. Sadece Hamsidir.

Karadeniz’in, kışın yokluğunda fakir sofralarına sunduğu en değerli varlıktır.

Kıymetini bilelim…

Çünkü Karadeniz, kıymet bilmeyenlere hırçındır.

Adnan YILDIZ


 İNDİRİM YAPTIK DİYE HALKI KANDIRMAYIN!

Elektrik, doğal gaz birilerinin rant kapısı oldu.

Ne söyleseniz ne deseniz duyan yok.

Herkes ortak gibi.

Dolar 7 lira iken yapılan zamlar geri çekilmediği gibi bakanın biri çıkıp geçmişe nazaran öyle artış yok şehir efsanesi diyebiliyor.

Yandaş medya bile son günlerde bu faturaların yüksek olduğuna dair haber yapmaya başladı.

Yapmak zorunda kaldılar. Kime mikrofon uzatsalar şikayetçi.

Daha durun diyoruz ve ekliyoruz ‘ nasıl beter olunacak göreceğiz’

Neyse biz biraz Ordu ile ilgili olandan da bahsedelim.

Büyük şehir olduktan sonra daha önce yılda yanılmıyorsam iki veya bir kez alınan bakım ücreti su faturalarına artık her ay yansıtılmaya devam ediyor.

Ayrıca bir yıldan bu yana da katı atık bertaraf ücreti yansıtılıyor.

Suyu adam gibi içemiyor, kullanamıyoruz.

Öyle faturalar geliyor ki insan zorunlu olarak kirli mi gezeceğiz diye soruyor.

Ey Büyük şehre aday olan insanlar.

Bu soyguna dur deyip demeyeceğinizi önceden açıklayın.

Hükümet elektrik ve doğalgaz konusunda bir şey yapmıyor siz bari yerelde bir şeyler yapacağınızın sözünü verin.

Tüm bunlar için büyük şikayetler edip sesini çıkarmayanlar gidip yine kazığa oturmak için oy kullanacaklar.

Daha beter olun demekten başka bir söz çıkmıyor ağzımdan..

 

BİZ DESEK KIYAMET KOPAR 

Biz zamanında diyorduk kıyamet kopuyordu.

Şimdi desek bir kulp bulur bizi sürüm sürüm süründürürler!!!

Okumayanlar için şu haberi paylaşayım. Cahil cühela kalmasın!!!

Ünlü İslamcı yazar Atasoy Müftüoğlu’nun Said-i Nursi hakkındaki tartışma yaratacak sözleri ortaya çıktı. İslamcı Dergiler Projesi’nin sözlü tarih çalışması kapsamında konuşan Müftüoğlu, Said-i Nursi’nin en az Fethullah Gülen kadar tehlikeli olduğunu söyledi.

Müftüoğlu’nun ilgili açıklamaları şöyle:

“Türkiye 15 Temmuz’u konuşuyor ama, hiçbir şey konuşmamıştır. Çünkü bu bir projeydi. Nurculuk, önce Said-i Nursi, sonra Fethullah Gülen'in araçsallaştırılması yoluyla… Fethullah Gülen'i konuşmak için, önce Said-i Nursi'yi konuşmayı cesaret etmek gerekir. Çünkü Said-i Nursi de en az onun kadar vahim birisidir, tehlikeli birisidir. Papa’yla ilk temas kuran kendisidir. Kendisine o “Zülfikar” kitabını gönderip, “bunu Hz. Ali yazdı, ben yazmadım” diyen adamdır. Said-i Nursi Avrupa Birliği’ni "mesihiyet" olarak gören adamdır, o kadar hayrandır.”

Faşizminin 14 özelliği

Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt yememiş içmemiş, 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler'in Almanya'sı, Mussolini'nin İtalya'sı, Franco'nun İspanya'sı, Suharto'nun Endonezya'sı, Pinochet'nin Şili'si) inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş.

Britt'in çok tartışılan, hatta Umberto Eco'nun bir yazısından fazlaca esinlendiği söylenen ünlü makalesi, 'yeni başlayanlar için 14 derste faşizm'i anlatıyor:

1. Güçlü ve sürekli milliyetçilik: Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer ıvır zıvırı kullanma eğilimindedir.

2. İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi: Düşmandan korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, faşist rejim altındaki insanlar, 'ihtiyaç' gereği belirli durumlarda insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. İnsanlar işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başını başka tarafa çevirme, hatta bunları onaylama eğilimindedir.

3. Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması: Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden düşmanın ortadan kaldırılması için insanlar histerik kalabalıklara katılıp sokaklara dökülür; Bu düşman tanımının içinde ırksal, etnik ya da dinsel azınlıklar, liberaller, komünistler, sosyalistler, teroristler, vs. vardır.

4. Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi: Yaygın yerel sorunlar olduğunda bile, orduya hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve yerel gündemler göz ardı edilir. Askerler ve ordu hizmetleri alabildiğini yüceltilir.

5. Cinsel ayrımcılığın şahlanışı:Faşist ulusların hükümetleri, neredeyse tamamen erkek-egemen olma eğilimindedir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rolleri daha katı hale getirilmiştir. Kürtaj karşıtlığı ve homofobi had safhadadır.

6. Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması: Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.

7. Ulusal güvenlik takıntısı: "Korku" hükümet tarafından, kitleler üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.

8. Din ve yönetimin içiçe geçmesi: Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Dini retorik ve terminoloji, dinin ana doktrinlerinin hükümet politikalarına veya eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılır.

9. Özel sermayenin gücünün korunması: Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir. Bunu hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis ederek ve belli bir iktidar eliti yaratarak yapar.

10. Emek gücünün baskı altına alınması: Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.

11. Aydınların ve sanatın küçümsenmesi: Faşist uluslar, yüksek öğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı körükler ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder.

12. Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma: Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir. İnsanlar genellikle, polisin suistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı olur. Faşist uluslarda, sınırsız güce sahip ulusal bir polis kuvveti vardır.

13. İnsan kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama: Faşist rejimler neredeyse her zaman, yönetim kadrolarına birbirini atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap ile müttefikleri tarafından yönetilir. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanmayan bir olgu değildir.

14. Hileli seçimler: Faşist uluslardaki seçimler bazen tamamen göz boyama amaçlı yapılır. Diğer zamanlarda ise seçimler, çamur atma kampanyaları, hatta muhalefet adaylarının öldürülmesi, seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi ve medya manipülasyonu gölgesinde yapılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini seçimleri manipüle ya da kontrol etmek için kullanır.

xxx

Bildikleriniz varsa biraz daha dikkatli okuyun ve özümseyin. İnternetten derlenen bölümler size yabancı gelmiyorsa sizin sorununuz!!! ( Erol Karaer ) 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN



Acılar şairi olarak bilinen Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri ve yaşam hikayesi ile etkilemiştir bir çok insanı.

Zaman zaman pek bilinmeyen ortalıkta olmayan şiirleri ile tanışıyoruz.

İşte onlardan biri

Bir gün Seni Sevdiğimi Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri

Bir türlü sabah olmayı bilmez

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar, ne yastık

Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın

Onun unutamadığın hayali

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine

Sevmek neymiş bir gün anlarsın



Bir gün anlarsın aslında he rşeyin boş olduğunu

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin

Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için

Vurursun başını soğuk taş duvarlara

Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın

Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

Sevmek neymiş bir gün anlarsın



Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin

Niçin yaratıldığını

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini

Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini

Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın

Dolar gözlerin için burkulur

Sevmek neymiş bir gün anlarsın



Bir gün anlarsın sevilen dudakların

Sevilen gözlerin erişilmezliğini

O hiç beklenmeyen saat geldi mi

Düşer saçların önüne ama bembeyaz

Uzanır gökyüzüne ellerin

Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin

Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın

Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

Sevmek neymiş bir gün anlarsın



Bir gün anlarsın hayal kurmayı

Beklemeyi

Ümit etmeyi

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi

Lanet edersin yaşadığına

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın

O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Bir gün seni sevdiğimi anlarsın

 


ÇOK BEKLERİZ DAHA!

İhlas Haber Ajansının geçtiği ve Ordu Çevre Yolu Mart’a kaldı haberini okuyunca acı acı gülümsedim.

Yıllardan bu yana yazıp çizdik niye geç kalıyor niye sıkıntılar var diye.

Yok efendim yolda heyelan var yok efendim çalışmalarda sıkıntı çıktı.

Bizde Milletvekilleri dahil valililere sormuştuk.

Bu yolun zemin etüdü diğer plan projeleri yapılmadı da şimdi yok efendim heyelan var yok zemin uygun değil deniliyor. Bu işleri yapanlara hesap sorulmayacak mı deyip durduk.

Ama dinletemedik sözümü.

İşi yapanların gücü daha fazla bastı ki halkın zararı ziyanı devletin onca kaybı göz ardı edildi demek ki ?

Haberin bir bölümünde Vali Yavuz’un açıklamaları var o da şöyle :

“Ordu Valisi Seddar Yavuz, 500 metre mesafede oluşan heyelan nedeniyle fore kazık çalışmalarının devam ettiğini kaydetti. Daha önce yapılan ve 65 km'yi bulan fore kazık çalışmalarına, heyelan nedeniyle ek olarak 11 km'lik fore kazık çalışmalarının devam ettiğini belirten Vali Yavuz, Çevre Yolu'nun 2019'un ilk çeyreğinde açılabileceğini söyledi. Vali Yavuz, “Yoğun bir şekilde çalışmalar devam ediyor. Temenni ederim ki, büyük bir aksama olmadan 2019'un ilk çeyreğinde Ordu Çevre Yolu'nun ilk etabı hizmete açılabilecek. Ordu'da yapılan yatırımların toplam bedeli 7 milyar TL'dir. Bunun büyük çoğunluğu ulaşım yatırımlarıdır. Bu yüzden bölgede en fazla ulaşım yardımı alan illerden bir tanesi Ordu'dur. Vatandaşlarımızın sabrı için teşekkür ediyorum ama şunu samimiyetle belirtmek isterim ki, Cumhurbaşkanımız olmak üzere Ulaştırma Bakanlığımız bu konuya fevkalade önem veriyor. Ama elde olmayan sebeplerle özellikle Ordu Çevre Yolu'nun uzaması hepimizi üzüyor” şeklinde konuştu.”

xxx

Bu yol iki yıldan bu yana hizmete açılıyor.

Devletin milyonlarca lira kaybı var , millettin kaybı var.

Kimse hesap soramadı , soramıyor dileriz Mart ayına açılır?

Ne seçim mi var diyorsunuz Mart ayına!!!

Haa, ben unutmuştum, kör topal açılır o zaman.

Seçim sonrası ne olur onu bilemeyiz…


ŞAŞIRDIM

Ordu Büyük Şehir belediyesi ile ilgili olarak bir çok eleştiri yazısı yazdık yol gösterici önerilerde bulunduk.

Kimse tık deyip ne oluyor ne yapalım veya bu konuda bize yardımcı olun veya da doğru tespit gerekeni yapalım demedi.

Geçtiğimiz günlerde Boztepe’de ki sundurma kirliliğinden bahsederek böyle giderse Ordu’yu kuş bakışı seyredemeyeceğiz diye bir yazı yazmıştım.

Yine Sırı Paşa caddesi trafiğe açıldı diye ironi yapmış çalışmayan babalar ve yolu kullanan sürücülerden şikayetçi olmuştuk.

Her iki konuda da belediyeden arkadaşlar aradı bilgi verdi.

Sundurmalar ve seyir terasları ile ilgili olarak haberin incelenmeye alındığını belirtti bir arkadaş.

Sırrıpaşa ile ilgili olarak da Büyük şehrin o bölgede yeni bir düzenleme çalışması yapacağını bu arada babaların bozuk olduğunu bir daha masraf yapmamak adına şimdilik buraya müdahale edilmediğini belirten bir başka belediye görevlisi de yolun kullanımı konusunda da zabıtanın uyarılacağını söyledi.

Ne yalan söyleyeyim şaşırdım.

Neyse Seçimlerden sonra bu konuda konuşacaklarımız yazacaklarımız çok dilerim birileri dinlemeyi bilir…

BİR BAVULLA GİDİP, GELEN; GÜLER!

Dün Enver Yılmaz’ı methiye düzenlerin el pençe duranların, gidişi sırasında nasıl davul çalıp, sözler söylediğini iyi bilen insanlardanız.

Büyük şehir belediye başkan adayı Mehmet Hilmi Güler’in karşılama haberlerini izlerken ayni grupları ve kişileri görünce şaşırmadık.

Aldığımız son bilgi Güler’in Altınordu dahil olmak üzere diğer ilçelerde ki belediye başkan adaylarını belirleme de etkili olmak istediği ve bunun da gerekli yerlerden onaylandığı…

Yani birileri hiç ummadıkları bir şekilde devre dışı kalırsa şaşırmamak gerek.

Elbette karşı karşıya gelince bizim de söyleyeceklerimiz var Güler’e.

Ama girişte ki anlatımlardan sonra kendi söyledikleri ile sizleri baş başa bırakıyorum.

Dilerim saf temiz duygulardan bahsettiği yaşam tarzını, kendi partisinden olmayanları da dinleyerek ve onları da değerlendirerek yaşam biçimi haline getirir..

xxx

… Ben 17 yaşında bir bavulla Ordu'dan ayrıldım, şimdi tekrar bir bavulla tertemiz olarak aranıza geldim. Tecrübemizle, bilgimizle, aşkımızla, sevdamızla geldik Ordu'ya. Dedelerimiz Ordu'nun kurucu belediyesini oluşturmuş. Enerjisiyle, suyuyla, barajlarıyla çok güzel çalışmalar yaptık, bunu bilen biliyor. Proje konusunda hiçbir sorunumuz yok. Bunları uyguladığımız için bu eserleri nereye baksanız görüyorsunuz. Buradaki en zor iş sizin gibi başarılı kişiler arasında 19-20 kişiyi seçmek. Bunu hiçbir zaman böyle düşünmeyelim. Çünkü bizim bu kadro Ordu'da diğer projelerle beraber çok geniş bir insan kaynağıdır…


YOK ASLINDA FARKIMIZ

Geçenlerde bir kitap okurken Kızılderili’lerin 20 ilkesi diye bir şeye rast geldim.

Herkesin her topluluğun hayat felsefesi olabilecek konular.

Ama belki bize uzak gelebilecek başlıkları da görebiliyorsunuz. Nasıl uzaksa benciliğimizden tabi ki . buyurun okuyun 20 ilke..

1. Erken uyan
Dua etmek için güneşle beraber uyan. Tek başına dua et. Sen konuşursan büyük ruh seni dinleyecektir.
2. Hoşgörülü ol
Yollarını kaybedenlere karşı hoşgörülü ve toleranslı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve hırs kaybolmuş bir ruhun işaretleridir. Bir gün yollarını bulabilmeleri için dua et.
3. Kendi yolunu çiz
Kendini, kendin için ara. Başkalarının senin için yol çizmelerine izin verme. Bu senin ve yalnız senin yolun. Başkaları seninle beraber yürüyebilir ama senin için yürüyemez.
4. Düşünceli ve kibar ol
Misafirlerine düşünceli davran. En iyi yemeğini, en iyi yatağını sun. Onlara saygı göster ve onurlandır.

5. Senin olmayanı sahiplenme!
Senin olmayan bir şeyi alma. Başka bir insana, bir topluluğa, doğaya veya bir kültüre ait olabilir. On
lar kazanılmış veya sana verilmiş değildir.
6. Yeryüzüne saygı duy
Bu yeryüzünde var olan her şeye saygı duy. Bu bir insan veya bitki olabilir.
7. İfade Özgürlüğü tanı
Başka insanların düşüncelerine, dileklerine ve sözlerine değer ver. Sözünü kesme, dalga geçme veya taklit etme. Her kesin kendini istediği gibi ifade etmesine izin ver.

8. Dedikodu yapma
Başkaları hakkında kötü konuşma. Evrene bıraktığın olumsuz enerjiler, bir kaç kat artarak seni yine bulur.
9. Affet
Herkes hata yapar ve her hata affedilebilir.
10. Olumlu Düşün
Kötü düşünceler aklın, bedenin ve ruhun hastalanmasına yol açar. Olumlu düşünce egzersizleri yap.

11. Doğanın parçası ol
Doğa bizim için var olmaz, bizim bir parçamızdır ve biz de onun bir parçasıyız.
12. Çocuklara sevgi ver
Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Kalplerinde sevgiyi yeşert, onları erdemle ve hayat dersleriyle sula. Büyüdüklerinde, yeterince gelişebilmeleri için onlara alan tanı.
13. Kalp kırma
Başkalarının kalbini kırmaktan kaçın. Yarattığın acının zehri bir gün sana geri döner.
14. Dürüst ol
Her zaman gerçekten yana ol. Dürüstlük evrenimizde insan iradesinin bir sınavıdır.
15. Sağlığına Özen göster.
Rasyonel Sen’i, Ruhsal Sen’i, Duygusal Sen’i ve Fiziksel Sen’i. Hepsi güçlü, saf ve sağlıklı olmalı. Zihnini güçlendirmek için vücudunu da güçlendir. Duygusal yaralarını sarmak için ruhunu büyüt.Kendini dengede tut.

16. Sorumluluk al
Kim olacağın ve ne yapacağınla ilgili bilinçli kararlar ver. Aldığın kararların sorumluluğunu al.
17. Kişisel alanlara saygı duy
İnsanların kişisel alanlarına ve gizlilik taleplerine saygı duy. Kimsenin kişisel eşyasına dokunma, özellikle de kutsal ve dini eşyalara.
18. Kendine adil davran
Kendine adil davran. Kendini besleyemezsen, başkalarını da besleyemezsin. Önce kendine yardım et.
19. Başka inançlara saygı duy
Herkesin inancına ve inanışına saygı duy. Başkalarını senin inandığın dine inanmaya zorlama.
20. İyiliği paylaş
Kaderinin güzelliklerini başkalarıyla da paylaş. Gönüllü olarak iyilik yap.

BEYİN MESELESİ
Aydınlanma çağının akıl hocası, iktidarların meleği, dini bütün akil adamlardan biridir (!) Abdudrahman Dilpak. Akit yazarıdır.
Son yazdığı yazınhın bir bölümü ise şöyledir : ( Yazıyı okuduktan sonra bir şey anlamadım demeyin. Ulemaya sorun!!) 
Ben “Eğitim”e, “Spor”a, “Kültür”e, “Aydınlanma”ya karşı biriyim.
Birileri beni, çocuklarımı “eğmesin”ler, “eğitmesin”ler. Biz “Raina” diyenlerden değiliz, dostlarımıza bile “Unzurna” diyenlerdeniz. Mesela ben Hanefiyim. Benim “imam”ım, annesi ile daha sonra evlendirdiği üvey babasının öğretilerinin dışında, imameti değil, Hilafeti seçti. İşin ilginç yanı o Hilafet yanlısı idi, ama Halife tarafından öldürtüldü. O iki talebesi tarafından eleştirilince, “Ben size böyle mi öğrettim” demedi. Onları notunu kırmakla, “size icazetinizi vermem” demedi, “Eğer iki talebem birlikte (İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Yusuf) bana itiraz ederse, siz onlara uyun” dedi. Yani hiçbir beşeri kuralı “Muhkem Nas” haline getirmedi. O bunun “İlahlık ve Rablik” anlamına geldiğini bilir. İlah “Hüküm koymak ya da Norm koyan”, Rab “Terbiye eden” anlamına gelebilir. Bir hayvanı ehlileştirmek adına, ihtiyacına uygun hale getirmek için ehlileştirebilir/evcilleştirebilir/ eğitebilirsiniz, ama bir insanı değil. Beyaz adam, Kızılderililere, karaderililere, sarı ırka, kendinden olmayan, hatta kendinden olup da, kendi planlarına uymayan kişileri, kendi inanç, ihtiyaç ve güvenlik endişelerine göre “norm” olarak belirlenen kurallara uygun davranmayı öğretmek ve alıştırmak için L’ecole’ler oluşturdular ve eğittiler.1500’lerde başlayan “Beyaz Adam”ın “dünyayın keşfi”, tarihin en büyük katliamlarının ardından 1700’lerde yeni bir bilim, sanat, felsefe, mimari, siyaset, ekonomi, düzen ve “yaşam tarzı” üretmeye başladılar. Yeni “Model”ler, “Stat”, “Statü”ler, “Statüko”lar oluşturmaya, 1789 sonrası ise dünyaya nizam vermeye başladılar.
Spor yapacaktık, onlara göre sağlıklı yaşamak için. Spor aslında Biyolojide “Bitkilerin ya da bir hücreli hayvanların çok özelleşmiş olan ve yaşamın sürekliliğini sağlayan üreme yeteneğindeki hücrelere verilen ad” idi.. Aslında “Sporla üreyen bitkiler”, bitkilerin en ilkel bölümünü oluşturuyorlardı. Batı “Cultur”una göre, “İnsanın doğal yaşam biçimini/forumu”nu korumak için spor yapması gerekiyordu. 
Eğitim de aslında okul üzerinden “Kültürel bir norm” oluşturmak için gerekli idi. Bu anlamda norm, toplumsallaşma sürecindeki grup üyelerinin sosyal ilişkilerinde ortaya çıkan ve “birey”lerin grup içinde nasıl davranacaklarını belirleyen kural ve beklentilere verilen ad idi. Yine beyaz efendilerimiz bizi normalleştirmek için bize “İlahlık” ve “Rablik” taslıyorlardı. Yoksa “anormal” olmuş olacaktık ve dışlanacaktık. Ya da “insanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlar” olarak damgalanacaktık, tıpkı Darvin’in yaptığı gibi. “Norm” batılı efendilerimizin (!) bizim için, birey, toplum ve devletler ölçeğinde koyduğu “uyulması gerekli kural”lara verilen ad’dır.
Mesela, kültür de, aslında, aynı zamanda hayvanlar için, tarımsal ürünler içinde kullanılır. “kültür ırkı” (İng. culture race) dediğinizde “Ekonomik açıdan önemli bazı hayvan ve endemik bitkilerin özel koşullar alanda yetiştirilmesiyle oluşturulan ırklar”a verilen ad’dır. Bizdeki kültür, benzer bir amaç ve yöntemle insanlara karşı uygulanır. Yani tarım ve hayvancılıkta aranan mükemmeliyetçiliğin insana uygulanmasıdır ki, burada amaç, ekonomik, siyasi, sosyal ve seküler bir amaçtır.
Umarım, niye “Okul”a, “Eğitim”e, “Spor”a ve “Kültür”e karşı olduğumu anlatabildim.

ŞEREFSİZ MEDYA’YA BAKINCA
Yıllar önceydi Biz Fetullah Gülen şarlatanı için yazıp çizerken, başımıza bela olacak devlet içinde yapılanıyor derken siyasilerle birlikte bu sümüklüye övgü düzenler, bizi tehdit edenler, bizim cenazemizi yıkamamakla korkutmaya çalışanlar varken mevcut şerefsiz ama bu kadar şerefsizlik (!) yapamayan medya aynen güzelleme yapmaya devam ediyordu.
Harun Yahya takma isimli kitaplarını kütüphanelere yerleştirenlere karşı yapmayın etmeyin bir sapığın peşinden gitmeyin, ona el pençe divan durmayın diye yine yazıp çizerken Adnan Oktar şarlatanı için o bizim için bir efsane, o dünya ya açılan gönül gözümüz, o bizim en iyi hocamız diyen siyasilerden tutan da sıradan vatandaşa kadar yine tehditler alıyorduk. Yine o zaman bu kadar şerefsiz olmayan medya yine güzellemelerini sürdürüyordu bu sahtekarlar için.
Bu gün sanki bunları onlar yapmamış gibi tam tersi bir şekilde bizim o gün yazmaya utandıklarımızı yazmaya devam ediyorlar.
Fetö işinden biraz sıkılanlar bu gün Adnan’ın sapıklıklarını yazmaya devam ediyor.
Dediğim gibi bizim o gün bile yazmaya utandıklarımızı şimdi öyle bir yazıyorlar ki sanki o gün onlarla güzelleme yapan onlarla kol kola gezen ayni yataktan çıkan bunlar değil.
Ne diyeyim dünü göremeyenler bu günü kurtarma peşinde.
Siz de, sizin ağa babalarınızda şunu unutmasın ki dün görmediklerinizi bu gün görür gibi yapıp üstünüzde ki pislikleri başkalarına sıçratmaya çalışıyorsunuz.
Öyle .yağma yok bu gün değilse yarın yine bunlar gibi hesap vereceksiniz


BOZTEPE’DE KATLİAM

Pek çıkamıyoruz Boztepe’ye…

 Çıktığımızda da bize gözükmeyenleri Ordu dışından gelenler görebiliyor.

 Seyit Torun ile başlayan Enver Yılmaz ile devam eden talan, yanlış yerleşim, isteyenin istediğini yapması sonrasında; iş yerlerinin Ordu şehrine bakış açısını engelleyen  çıkmalarını, sundurmalarını  mantar gibi büyüyerek görüntüyü yok ettiğini gösterdiler bize.

Yani Ordu’yu kuş bakışı değişik acılardan görmek isterseniz  bu iş yerlerine girip bir şekilde para ödemek zorundasınız.

 Ey Ordu valisi, Ey Ordu Büyük şehir belediye başkanı ..

 Böyle hitap tarzımıza kızmayın. Bizi alıştırdılar.
Bu çirkinliğe bu talana bu yok oluşa ne zaman dur demeyi düşünüyorsunuz.

Ey Ordu Turizm Müdürlüğü bu konuda  ses çıkarmayı düşünüyor musunuz ?

Benim yaptırım gücüm yok diyerek kimse kimseye topu atmasın.

Tribün gazetesinde yer alan bu haber ile ilgili fotoğrafı görünce Ordu medyasının Ordu basının neden bu kadar kör kalabildiğini anlayamadım. Dedim ya kanıksadık mı acaba ?

Neyse konu gündeme geldiğine göre diğer medya organlarının da bu konuya el atacağını düşünüyorum.

Ha Boztepe’de gökyüzü evleri diye yükselen o kütleleri de unutmuş değiliz.

Birilerinin kibrinden, birilerinin ben yaptım oldu anlayışından şikayetçi olarak ben niye  olmuyorum diyenlerin, bunlara ses çıkarmaması neden olmadıklarını gösteriyor mu acaba ? 

AH, SIRRIPAŞA!

Trafiğe kapalı olan Sırrıpaşa caddesi son aylarda trafiğe açık hale eldi.

Dikilen özel babalar  esnafın mal indirip bindirmesi için saat 10’a kadar açık tutuluyor sonrada kapatılıyordu.

Dikilen binlerce lira verilen babalar bir süre sonra tahrip edildi bir çoğu kırıldı.

Akan eden olmayınca Sırrıpaşa caddesi 24 saat trafiğe açık hale geldi.

Park edenleri mi kestirmeden diğer yollara girenleri mi ararsınız.

Arada sırada arkanızdan korna çalanlar ise çabası.

Yetkililere sesleniyoruz. İlgilenmiyorsunuz.

Kimileri diyor ki  seçim var ilgilenmezler.

 İyi de  seçimden çok çok önce de durum böyle idi.

Dileriz Sırrıpaşa’da bir vatandaşın canı yanmaz.

Sürekli yazıyoruz çiziyoruz. Duyan yok.
Olsun bizim görevimiz fikri takip.


SURİYELİLERE DAHA FAZLA YARDIM EDİN!!!

Türkiye  genelinde  Dilencilik yasak, hatta çocuk dilendirmek  mendil ve benzeri sattırmak hem suç hem de bunların ailelerine para cezası uygulanıyor.

 Bu konuda Ordu Valililiğinin de bir genelgesi var.

Ama ne hikmetse  özellikle cumartesi ve Pazar günleri Ordu’nun işlek caddelerinde özellikle bayanların önü kesilerek dilencilik yapılıyor.

Yetmiyor her caminin önünde  çocuklar büyükler dileniyor.

Bunların yüzde 99’u Suriyeli dersek abartmış olmayız.

 Yetkililere sesleniyoruz. Yasaları uygulamıyorsunuz, göz yumuyorsunuz veya uygulamak istemiyorsunuz.

O zaman Suriyelilere yapılan yardımları artırın!

Ayrıca bizim dilencilere de biraz kıyak koşun.

Bin 600 lira asgari ücret alan vatandaşlar bunların haline çok üzülüyor!!!

ÜNYE - FATSA KAYMAKAMI ŞAİR EŞREF(3)
( dünden devam ) 
Büyük Hiciv ustası 1878 -79 yılarında Fatsa’da ardından da 1886 Ünye’de bir yıl kaymakamlık yapan Şair Eşref’in internetten derlediğimiz anılarını ve hicivlerini paylaşalım istedik bu gün..

Mezar taşı dörtlüğü bile hazırdı

İçki düşkünlüğü yüzünden 22 Mayıs 1912’de (kimi kaynaklara göre 1910’da) Kırkağaç’ta, Bahçivanpazarı’ndaki evinde hayata gözlerini yumdu. Tek isteği vardır, o da mezar taşını çalmamaları (Ek bilgi: mezar taşı çalındı). Vasiyeti gereği mezar taşına şu sözleri yazıldı:
Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,
Gelmesin reddeylerim billah öz kardeşimi,
Gözlerim ebna-yı ademden o rutbe yıldı kim,
İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı.

Neyzen Tevfik’in küfürlerindeki başarının mimarı

Şair Eşref Abdülhamit döneminin şairidir, dolayısıyla eserleri toplumsal konuları da fazlasıyla içerir. Hem Abdülhamit hem de İttihat ve Terakki, Şair Eşref’ten nasibini alır o dönemde. Neyzen Tevfik’in de hocasıdır ve küfürleri bazen, Neyzen Tevfik’e rahmet okutur.
Vakt-i istibdatta söz söylemek memnu idi
Ağlatırdı ağzını açsan hükümet ananı
Devr-i hürriyetteyiz şimdi değişti kaide
Söyletirler evvela, sonra s…..ler ananı
Zekâsı gibi cimriliği de genlerine işlemiş

Dededen, babadan gelen bir cimriliği olduğu söylenir. Hatta babasının 15 mecidiye ile hacca gidip, birkaç mecidiye artırarak yurda döndüğü rivayet edilir. Bu durumla ilgili de bir dostu Şair Eşref’e “Eşref, eğer baban senin 1 mecidiye ile bir seneden fazla yaşadığını görseydi, ‘Ben sana nispetle çok israfta bulunmuşum oğlum’ deyip elinden öperdi” der.
Eşref, İzmir’in ilçelerinden birinde kaymakamlık yaparken, İzmir valisi Kâmil Paşa, ilçeye denetime gelir. İlçede Eşref’i bir eşeğin sırtında tur atarken gören vali Eşref’in düşeceği korkusuyla şu tepkiyi verir:
– Aman dikkat et Eşref, eşek seni düşürmesin!
Eşref’in cevabı evlere şenliktir:
– Meraklanmayın paşam, eşek kâmildir.”
Barındırmadılar, ama o hep vatanseverdi

Fransa’da yaşarken, Fransız yetkililerin ülkesini satması tekliflerini geri çevirir, vatanına ihanet etmez. Ülkesine dönünce fakir bir ilçede kaymakamlık yapar ve ilçenin fakirliğini göstermek için güç bela da olsa bir subayı ilçeye getirir.
Abdülhamid’in tahta çıkışının yıldönümü kutlamaları sırasında halk tören alanına biraz fazla yaklaşınca, pencereden bunu gören vali “Durdurun şu eşek milleti” şeklinde tepki gösterir. Bunu duyan Eşref de orada şu dörtlüğü söyleyiverir:
Erbab-ı mansıptan biri millete eşek demiş,
Reddedilmez böyle bir söz amma pek can sıkar,
Millet eşek olsa da eşek diyen bilmez mi ki,
Sadrazamlarla valiler de milletten çıkar.
Karşısındakinin statüsünün çok da önemi yok

Bu subayla arasında şöyle bir olay yaşandığı rivayet edilir. Subay ilçede bulunan bir tuvalete girer. Girmesiyle çıkması bir olur. Çok öfkelidir ve Eşref’e bağırır: “Sen kim oluyorsun da benim resmimi tuvalete koyuyorsun!” Eşref sakince cevaplar: “Efendim ben kabızım, sizin resminizi görüp korkudan yapabiliyorum büyük abdestimi.”
Bir bakıma kendi öğrencisi olan Neyzen Tevfik için de şunları yazar:
Kimseler Hafız’a (yani Neyzen Tevfik’e) alnı yere gelmiş diyemez,
Doğduğundan beri kıç dönmedi şeytana bile!
Çok cevâmide, mescidde dolaştı amma,
Koymadi alnını hiç secde-î rahmâna bile!
Haciyatmaz gibidir sanki köpek oğlu köpek
Ayaküstünde kalir düşse de mîzâna bile!
Yağlasın kız neyini hazret-î pir
Barekâllah koca Hâfız alıyor,
kamışı şimdi g.tünden çalıyor.

Tarihe geçen söz: “İdare gitti, maslahat elde kaldı”

Kırkağaç kaymakamıyken ilçe eşkıya çetelerinden mustariptir. Eşref bu durumu İstanbul’a bildirir ama gelen cevap “Bizim yapabileceğimiz bir şey yok, jandarmadan yardım isteyin” babındadır. Eşkıyalar cozutup ilçeyi basmak bir yana kaymakamlık binasına da girince Eşref durumu yine İstanbul’a bildirir. Cevap “idare-i maslahat edilmesi” şeklinde olunca Eşref delirip İstanbul’a şu telgrafı çeker: “İdare gitti, maslahat elde kaldı.”
Sakın kalkma ey s.kim, sonra seni sustururum,
Mürtecidir diye jandarmalara tuttururum,
Takarım bir polisin arkasına sonra seni,
Yediğin herzelerin cümlesini kustururum. (Son ) 
(İnternetten derleme )


ÜNYE - FATSA KAYMAKAMI ŞAİR EŞREF (2)

( dünden devam ) 
Büyük Hiciv ustası 1878 -79 yılarında Fatsa’da ardından da 1886 Ünye’de bir yıl kaymakamlık yapan Şair Eşref’in internetten derlediğimiz anılarını ve hicivlerini paylaşalım istedik bu gün..

Söz konusu devletse, yolsuzluk teferruattır

Doğuda çalışırken Ermenice ve Fransızca öğrendi. Gördes kaymakamlığı sırasında birçok yolsuzluğa şahit oldu ve bunları şiirleriyle hicvetti. Tabii bunlar pek çok kişinin hoşuna gitmedi ve iki arkadaşıyla birlikte tutuklanarak 1902’de İstanbul’a götürüldü.
Girmeyiz kerhaneye babında nevbet bekleriz,
.m pazarında t..aktan farkımız yoktur bizim
Devlet aklına göre “zararlı kâğıt”: Hiciv

Yargılama sonucunda “evrak-ı muzirre” (zararlı kâğıtlar) bulundurmak suçundan bir hapsine karar verildi. “Evrak-ı muzirre” denilen kâğıtlar, devrin önde gelen şahsiyetleri hakkında yazılmış yergilerdi.
Nazır paşam halk derler bir uyuz merkebe binmiş,
Yemiş yemiş doymamış külli sülalesine ikram etmiş,
Ye sen de bu ahir viranenin izzet-i ikramını arsızca,
Çal çırp .ik, üstüne tüttür tütünü pervasızca.
Vatandan ayrı geçen yıllar

Cezaevinden çıktıktan sonra gözetim altındayken, tekrar hapse düşme kaygısı yüzünden 1903’te Mısır’a kaçtı. Hayatının belli bir kısmını Fransa, İsviçre ve Kıbrıs’ta geçirdi. Sonra tekrar Mısır’a döndü. Curcuna adlı mizah dergisinde yazıları yayımlandı.
Eşref Mısır’dayken Abdülhamid’in ağır hasta olduğu söylentisi yayılır. Dostları da Eşref’e “Şeytan bile Abdülhamid’den elini çekiyor. Gel sen de bu adamla uğraşmaktan vazgeç” derler. Eşref de buna karşılık şu dörtlüğü yuvarlayıverir:
Toprak altında da olsan bulurum,
Erişir burnuna birkaç tekmem,
Can verip kurtulurum zannetme,
Şeytan elini çekse de ben elimi çekmem.

Kısacık sürede bir yığın eser

Mısır’da yaşadığı sürede, Deccal, İstimdad, Hasbihal Yahur Eşref ve Kemal, Şah ve Padişah ve İran’da Yangın Var adlı eserlerini yazdı.
Alaşehir’den İzmir’e giderken bir zat-ı muhterem “Hz. Adem’in çamurunda saman var mıdır?” diye sorar. Cevap, adamı, soruyu sorduğuna soracağına pişman eder cinsten olur:
Ey bana tıynet-i Adem’in çamurunda saman var mı diyen,
Bir daha etme bana gel bu sual-i hamı,
Balçığında saman olsaydı eğer ebülbeşerin,
Çatlayıp da yarık olmazdı ananın .mı.
Özgürlüğün büyüsüne kapıldı

II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte İstanbul’a döndü. Edeb Yahu ve Eşref adlı dergilerde başyazarlık görevlerinde bulundu.
Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Vatandaş soyulurken aldırmıyor öküzler!
Hayadan eser yoktur nafile bütün sözler,
Beyhude inat etme hemen salla başını,
Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını.

Devletlü ne yapıp edip Eşref’ten kurtuldu

Turgutlu’da kayamakamlık, Adana’da ise vali yardımcılığı yaptı. 1909’da memurluğu lağvedildi ve kendisine “mazuliyet” aylığı bağlandı. Sonrasında Kırkağaç’a yerleşti.
Yeri geldiğinde kendisini bile hicvedeceğini, kendisiyle bile kafa bulacağını garanti eder:
Eylemem ölsem de kızbi ihtiyar,
Doğruyu söyler gezer bir şairim,
Bir güzel mazmun bulunca eşrefa,
Kendimi hicveylemezsem kafirim. ( Devamı yarın )

ÜNYE - FATSA KAYMAKAMI ŞAİR EŞREF
Büyük Hiciv ustası 1878 -79 yıllarında Fatsa’da ardından da 1886 Ünye’de bir yıl kaymakamlık yapan Şair Eşref’in internetten derlediğimiz anılarını ve hicivlerini paylaşalım istedik bu gün.. 
3 günlük derleme...
Hangi yıl olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte, 1800’lerin ortasında bir yerlerde, Kırkağaç’ta, nüktedan ve din adamı Usulizade Hafız Mustafa Efendi ile şair ve hafız Arife Hanım’ın bir oğulları oldu. Anne baba, ileride şair olarak anılacak bu çocuğun adını Mehmet Eşref koydu.
Tarihlerdeki uyuşmazlık da Türk geleneği

Bazı kaynaklarda doğum yılı 1847, 1853 gibi farklı olsa da, 1846’da doğduğunu Şair Eşref’in kendisi söyler. Kaynaklardaki bu uyuşmazlık, eskiden askere geç göndermek isteme vb. sebeplerle doğum tarihlerinin küçük yazdırılmasıyla açıklanır genellikle. (İlginçtir, Şair Eşref’in doğum yılından tam olarak emin olunmasa da 13 Temmuz’da doğduğu bilinmektedir.)
Kırkağaçlı Ahmet Efendi evinin bahçesine bir kenef (tuvalet çukuru) yaptırmak ister. Kadı efendi ise Ahmet Efendi’yi oyalar, bir türlü izin vermez. Ahmet Efendi de elinde dilekçesiyle, en büyük mülki amir olan Şair Eşref’e gider. Kadıyı ona şikâyet eder ve yardım ister. Eşref de, Ahmet Efendi’ye “Dön arkanı” der. Dilekçeyi onun sırtına yapıştırır, bir de dörtlük iliştirir dilekçeye:
Herkesin bu kârhane-i alemde bir davası var,
Kırkağaçlı Ahmet Efendi’nin de bir kenef davası var,
Kadı Efendi lütfeyle imza et ilamını,
Çünkü böyle b.ktan işlerin inhası var, minhası var.
Dededen torpilli

Şair Eşref aynı zamanda büyük matematikçilerden Gelenbevi İsmail Efendi’nin de torunudur.
Zamanının belediye başkanına şöyle bir dörtlük yazar:
Hükmüne bizler daha hayran olduk demekten,
Bu ne hata, ne ayıp, ne de en küçük günah,
Ölmüş eşek, at, katır etleri yemekten,
Anırır, çifte atar, kişner olduk maşallah.
Sanmayın ki tek bildiği şey hiciv

Hatuniye Medresesi’nde Arapça ve Farsça dersleri, özel öğretmenlerden de matematik ve tarih dersleri aldı. 1870’te Manisa Vilayeti Tahrirat Kalemi’nde göreve başladı.
Ey padişah-ı âlem, düşman mısın zekâya?
Erbâb-ı iktidarı gördün mü saldırırsın,
Asrında kaldı millet üstadsız, kitabsız,
Havf eylerim yakında Kur’an‘ı kaldırırsın.
Besmele gûş eyleyen şeytan gibi,
Korkuyorsun ”höt” dese bir ecnebî
Padişahım öyle alçaksın ki sen,
İzzet-i nefsin Arap İzzet gibi!

12 yılda 12 ilçede kaymakamlık yaptı

Çeşitli ilçelerde mal müdürlüğü de yaptı. Fatsa’ya atanmasıyla birlikte kaymakamlık yılları başladı. 1878-1900 yılları arasında Çaparçuk, Hizan, Ünye, Tirebolu, Akçadağ, Garzan, Garbi Karaağaç, Buldan, Kula, Kırkağaç, Daday ve Gördes’te kaymakamlık yaptı.
Mahalle komiserlerinden biri, Şair Eşref’e takar. O dönemlerde geceleyin sokağa çıkan kişinin yanında mutlaka fener olması da gerekir. Fener almadan sokağa çıkmak yasaktır. Bir gece mahalle komiseri, Eşref’i fenersiz yakalar:
– Yürü ulan karakola, der.
Eşref direnir, komiser de yakasına yapışıp bir tokat patlatır. Eşref de aynı biçimde karşılık verir komisere. Durumu gören iki polis daha yardıma gelir komisere. Üçü Eşref’i, ite kaka karakola götürürler. Ertesi gün de, “vazife başındaki zaptiye memuruna tokat atma” suçundan, müstantikliğe -sorgu hâkimliğine- sevk ederler.
Müstantik Ohannes Efendi adında bir Osmanlı Ermenisi’dir. Sorularını bir kâğıda yazar ve Eşref’e uzatır:
– Bunları cevaplayın, der.
Eşref de, “Suallerinizin hepsine cevaptır” notuyla, şu dörtlüğü yazıp uzatır Ohannes’e:
Elinde yok adalet, olsa da sen kim, adalet kim
Kimi maznun [sanık] görürsen, hep “kabahat sendedir” dersin
Polisler üstüme saldırdı, ben de sille aksettim,
Be müstantik efendi, söyle, sen olsan ne bok yersin?

(DEVAMI YARIN )



DİNLEMEZSEN BÖYLE OLUR !

EROL KARAER 
Ordu Büyük şehir Belediyesinden eski başkan zamanından sinyale yatıp Şöyle Yeni Ordu böyle yeni Ordu diyenleri dinleyenlerin hali ortada.
Geçen yıl da sormuştuk bu transferleri kim yapıyor. Gol kralı diye bir yıl oynamamış oyuncuyu alıyorsun, ayni hatayı bu yılda yapıyorsun. Aracılar kim, komisyoncu menajer kim, kim, kim, kim
Geçen yıl yaşanan rezilliklerin bu yıl yaşanmasının nedeni ne ?
Kimse Enver başkan gitti destek kesildi filan demesin. Ama diyorlar herhalde Başkan Engin Tekintaş’ın bu konuda bir söylemi olacaktır. Bu iddialar doğru mudur, değil midir öğrenmemiz gerek ?
Orduspor’u çiftlik sanan bazı futbolculara da şöyle seslenmek istiyorum.
Pazar günkü maçı banttan tekrar izleyin niye 3. Ligde top koşturduğunuzu anlarsınız…
Ayrıca yönetim geçen yıldan bu yana yapması gereken yenilenmeyi niye yapmamak da ısrar ediyor anlamak da güç.
Birilerinin demesine göre elleri ceplerine gitmiyor ki niye bıraksınlar, bedavadan hava atılıyor..
Bu sözlere de yönetimin söyleyeceği bir şeyler vardır herhalde.
Son not; sinyalci belediye menfaatçileri yerine biraz da sizden olmayana kulak verin. Hala AKP ceketini çıkaramadan kulüp yönetiyorsunuz..

TAM SAĞ YAP CHP, BÖYLE OLMUYOR !?


Tribünlere oynama sevdası CHP’de ki kıt akılıların partiye zarar vermesi ile devam ediyor.
Parti içinde çok rahat konuşulabilecek bir konuyu milletin ağzına sakız yaparak kendi ayaklarına değil, beynine sıkan CHP bu karar itibarıyla solculuğu tümden ret etmiş ve sağ kulvara geçmiştir.
Türkçe ezan isteyen bir milletvekili kesin ihraç kararı ile disiplin kuruluna sevk eden yarım akıl yerel seçimlerde başarılı olacağına inanıyor.
Parti içinde ki sol kesimi tamamıyla atarak sağa yaslanma peşinde olanların yüzünü 30 Mart sabahı çok merak ediyoruz. Bu konuyu daha öncede yazdık.
Allah CHP’li olan gerçek sosyal demokratlara sabır versin! 
( Birileri bunu izinsiz TV’ye çıkma olarak savunabilir. Ama Gürsel Erol’a geçtiğimiz günlerde istenilen ceza verilemeyince her ikisini de bir, tv’yi bahane ederek disipline yoluyorlar. Ya Allah'ınızı severseniz nerede kaldı sizin sosyal demokratlığınız. Her görüşe saygı duymak bu mu ? Eleştirdiğiniz bütün faşist değerleri bütün berbat sağ argümanlarını kullanarak mı seçim kazanacak veya birilerine şirin gözüceksiniz ? Şimdiye kadar tv'ye çıkanlar hep izinli miydi ? Bu iş parti içinde sözlü uyarı ile çözülemez miydi ? İzinsiz televizyona çıktı diye kesin ihraç istenir mi ? )

( Ben bu yazıyı bitirdim Cuma gün, ayni gün Öztürk Yılmaz atıp tutup gürlemiş sıkıysa partiden beni at demiş. Biz ortalık yatışsın  malzeme vermeyin birilerine derken millet tam gaz devam ediyor. Allah CHP’dekilere akıl  fikir versin! )

 


İSTİKLALİN DE, İSTİKBALİN DE GİDİYOR

Bu gün 10 Kasım … 
Bir ulusun yeniden ayağa kalkmasını, bağımsızlığını ve özgürlüğünü kazanmasını sağlayan ona öncü olan lider Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm günü…
Hani senin pervasızca, ahlaksızca, namussuzca iftira attığın, küfür ettiğin insanın ölüm yıl dönümü.
Bütün dini değerleri ayaklar altına alıp, Kuran’da ne geçerse tersini yapıp Müslüman geçinerek gezen biat ederek, hem aile namusundan, hem şahıs namusundan bir gram utanmayanlar…
Yüzyıla yakın bağımsız ve istediğin gibi yaşıyorsan bu başta Atatürk olmaz üzere bu vatan için şimdiye kadar şehit ve gazi olmuş insanlarımızın sayesindedir.
Hala ayağa kalkamıyorsun.
Hala nasıl bir rezilliğin, sefaleti, aymazlığın içinde olduğunun farkında değilsin.
Adamlar malı götürüyor, dolar istif ediyor, yandaşlara kiriz uğramıyor, sen aç sefil gezerken, onlar dünyanın en pahalı arabaları, uçakları ile gezip tozup istedikleri gibi kaynakları harcadığı halde sen hala cıbban yapıp Atatürk'e küfür ediyorsan;
Ben sana milisini iade ediyorum.
Bu gün akıllan, silkelen uyan. Siren sesi ile ayağa kalk ellerini semaya aç ve ‘Allah'ım gördüm ki senin güç ve kuvvetinle 7 düvele arkadaşları kahraman Türk milletli ile karşı koyan Atatürk ve bu vatanı bize bırakanlara şükürler olsun, gani gani rahmet eylesin. Bizi kendi vatanımızda parya edeceklere fırsat verme Türk’ten çok Arap sevenlerini yola getir, bizi Firavunun zulmünden koru, kendi menfaatleri uğruna halkı soyanları kahrı perişan eyle, bize akıl fikir ver, bizi biatcılıktan arap ümmeti seviciliğinden kurtar.’ diye yalvar.
Hala Atatürk’e Cumhuriyet’e saldırmaya devam etmeyi düşünüyorsan şöyle bir Anıtkabir’e bak. 
Orası sana da senin Firavunlarına, senin haramilerine yeter de artar bile..

 OY PATLAMASI OLACAK MI ?

 

 CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, 2019 yerel seçimleri öncesi aday patlaması yaşadıklarını belirterek, "Geçmişte aday bulmakta zorlandığımız seçim bölgelerinde bugün en az 2-3 adayla onların arasından seçimi kazanabilecek, başarılı olabilecek adayları tercih etme noktasına geldi. CHP, bin 398 belediyede her yerde adayını gösterecek ve eminim en iddialı ve başarılı olacak adaylar ile 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerine katılacaktır. Geçmişte Doğu ve Güneydoğu'da, aday bulmakta zorlandığımız seçim bölgelerinde bugün en az 2-3 adayla onların arasından seçimi kazanabilecek, başarılı olabilecek adayları tercih etme noktasına geldik" Demiş..

Benim merak ettiğim CHP’nin bu kadar aday bolluğu olduğuna göre oy patlaması yapıp yapamayacağıdır.

            Israrla, büyük şehirler hariç zamanı daraltma yoluna gidin ve  kayıtlı üyeyi bırakın delegeleri yok saymaya devam eden zihniyet aynisini bu seçim öncesinde de yapma peşindi.

            Sayın Torun’un bazı konuşmalarına şahit oluyoruz ki  meali, genel başkan beni çok seviyor kime tavsiye edersek o aday olur manasına geliyor.

            Partiyi sağ söyleme çekme, sağa yakın isimlerle çalışıp ittifak kozunu oynama peşinde olan CHP’nin bunu bırakma gibi bir niyeti olduğu gözükmüyor.

 

Yazılarımı takip edenler bilir. Bu kafa şimdiden kendini şarj etmezse; 30 Mart sabahı görüşürüz.. 

10  Kasım yaklaşıyor!!!

Geçen yıl 10 Kasım’da skandallar yaşandı ama  öylesine unutturuldu gitti.

Bu işin sorumlusu kimse kim bu işleri denetleyip kontrol edecekse şimdiden uyarıyorum.(Sen kimsin, kimi uyarıyorsun diyebileceklere; ben halkım, sorumluları uyarmak onları denetlemek benim de görevimdir )

Geçen yıl siren 9’da çalındı, kollarında milyon liralık saatleri olanlar her türlü elektronik ortamda saati hiçe sayarak anma törenine erken başlayarak 9’u 4 geçe bitirdiler.

Yani bu özensizliği Ata’ya karşı yapılmış bir saygısızlık saymayacağız da ne sayacağız? Bundan kimi sorumlu tutacağız, bu ayıpların hesabını biz mi ödeyeceğiz.

            O yüzden bu günden uyarıyorum; hata oldu, yanlışlık oldu diye kimse savunmaya kalkmasın.

Suç duyurusu hazır !!!


BİZ KÜÇÜKEN 

Nazım Usta’nın bir şiirini geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren başka bir Usta Ara Güler’in fotoğrafı ile bu gün yayınlayalım dedik. Her ikisinin de ruhu şad olsun… 
Biz küçükken çok büyüktük. 
Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. 
Güzeldik biz küçükken.

Kaşlarımızı almayı bilmezdik, makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik. 
Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti bizim için, lükstü, zenginlikti. 
Ailelerimiz en az beş kez arardı eve beş dakika geç kaldığımızda. 
Otobüsteyim bile diyemezdik, otobüsle bir yere gidemezdik. 
Otobüs lükstü, zenginlikti. 
Koşa koşa eve varana dek nefes almazdık ve nerdesin sen sorusunu duymadan cevabı verirdik.

Biz bir gülerdik küçükken, kalbimiz kahkahalar atardı. 
Biz küçükken öğretmenimiz en yakın arkadaşımızla sıralarımızı ayırmasın diye, teneffüse kadar konuşmazdık. 
Not yazardık birbirlerimize. 
Biz diyorum küçükken bizdik böyle bayağı bir kalabalıktık. 
Yani biz diyebileceğim kadar çok. 
Biz küçükken bir büyüktük ki böyle kollarımızı açsak sığmazdı eni boyu.

Sonra mı? 
Büyüdük.

Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. 
Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani.

Biz olamadık bir daha. 
Sen, ben olduk.

Büyüklük lüks değildi, zenginlik değildi. 
Koşa koşa büyüdük. 
Büyürken ne de çok küçüldük. 
Nâzım Hikmet RAN 

 TİCARET ODASI VEYA ZİRAAT ODASI AÇIKLASIN

Cumhurbaşkanı fındığa 1 Kasım’dan itibaren iki lira destekleme yapılacağını açıkladı.
Toprak Mahsulleri Ofisi Levant kalite fındığı 14 liradan, Giresun kalite fındığı 14.5 liradan alacakmış.
Cumhurbaşkanın söylediklerini meclisin bile sorgulayamadığı yerde bizde sorularımız Ticaret ve Sanayi Odası ile Ziraat odasına soralım?

Bu saatten sonra kimin işine yarayacak bu fiyatlar?
Üreticinin elinde ne kadar fındık var? Üretici ne kadar faydalanabilir? 
Çıkın delikanlı gibi bu fiyat kime yarayacak, fındık üreticisi bundan ne kadar faydalanabilecek bir açıklayın!!!
Bekliyoruz. Ne kadar delikanlısınız göreceğiz?!!

BOŞ BOŞ YAZIYORUZ!!!
Örneğin Bank Asya’nın kapısından geçene soruşturma açtınız ama 15 Temmuz sonrası feto parası sergileyenle ilgili açıklama bile yapmadınız?
Karayolları ile şehir içinde ki cepler otopark oldu üstüne üstlük trafik polisleri bakmıyor bile buralara deyip Emniyet müdürüne seslendik ‘ Dayak yemeye az kaldı diye ‘ tık çıkmadı.
Ordu Büyük şehir Belediyesi su faturalarında sözde indirim yaptı katı atık bertaraf parası ile alacağını alıyor, kaldırımlar işgal altında yayalaştırılan caddeler esnafların masaları istediği gibi atma .yerleri oldu yayalar neredeyse yürümek için dans ediyor dedik yine dinlemediler.
Fındık için kendini yapma gerekeni yap Fiskobirlik ile TMO’ni siz devreden çıkardınız bari birini tekrar devreye sokun dedik, Mecliste fındık araştırma komisyonu önerisine ret oyu verdi.
Velhasıl Ordu’da ki yetkiler keyfi davranmaya devam ediyor.
Bende olsam öyle davranırdım!
Ses çıkmayın bir Milet çok rahat demek ki ?!

Ne yazık ki anlamıyorlar!!! 
"Unutmayın kardeşlerim. Bu seçim 40 yıllık esnaf dükkanını kapatmak zorunda kalan Ali amca ile paradan para kazanan rantiyeciler arasındadır. Bu seçim şeker fabrikalarını satanla, nolur satmayın diye mücadele edenler arasındadır. Bu seçim çocuğu üşümesin diye saç kurutma makinesini açıp çocuğuna veren sonra da yan odada intihar eden Emine Akçay kardeşim ile yandaşlara kömür dağıtanlar arasında olacaktır. Bu seçim bir türlü atanamadığı için intihar eden Merve Çavdar kardeşim ile devletin imkanlarını sömürenler arasında olacaktır. Bu seçim köy yolu kapalı olduğundan oğlunu hastaneye yetiştiremeyen ve cansız bedenini 16 kilometre taşıyan Muharrem Taş kardeşim ile aya dört geliş dört gidiş yol yapma soytarılığını dile getiren taş yürekliler arasında olacaktır. Bu seçim üç yüzü aşkın emekçi maden işçisi arkadaşına mezar olan, Soma Madeni'nden çıkarıldığında sedyeye binerken "çizmelerimi çıkarayım mı?" diye söyleyen Murat Yalçın kardeşim ile "böyle ölümler bu işin tabiatında var" diyen kibir kulelerinde oturan beyefendiler arasındadır. Bu seçim mazlumla zalimin, bu seçim ahı olanlarla ah alanların, bu seçim suskun ile sesi çok çıkanların, bu seçim Allah'a kul gayrında hür olanlarla; güce, makama, şöhrete tapanların seçimi olacaktır."
xxx
Ne seçimi, nereden çıktı bu diye bilirsiniz.
Haziran ayında yayınlanan bir yazımdan alıntı.
Fazla zaman geçmedi 2018 seçimlerinin üzerinden, şimdi de yerel seçimler geliyor.
Onca yolsuzluğa, onca açlığı, onca haksızlığa, onca sefalete karşı hala ayni kafadan gidecekseniz Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı ve 1. Bölge Milletvekili Adayı Dr. Abdullah Sevim’in o günlerde paylaştığı videoda ki sözlerini tekrar edeyim dedim.
Siz bilirsiniz?

 

 

CHP VE YEREL SEÇİMLER!

CHP’li Yalova belediyesi Başkanın sevinç gösterileri ile yüz yıl öncesinin Türkiye’sinde kalmış ve Arap dünyasına has Sıbyan mektebini açtı.

Ne CHP genel başkanından ne yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Seyit Torun’dan ve bir başka CHP yöneticisinden tık çıkmadı.

Meğerse o ara genel başkanları sağ söylemlere önem verin dermiş.

Yazıldı çizildi tepkiler büyüdü ama takan olmadı gerçek CHP’liyi..

Geçtiğimiz günlerde Sosyal Medyada kaldırım taşı üstüne asfalt döken bir Belediye haberi geldi.

İstanbul Kartal belediyesi..

Utanmadan sıkılmadan gelen tepkiler şu mazereti üretmişler..
"Zamanla yıpranmış, tamiri mümkün olmayan zaman zaman sağlık açısından yaralanmalara, hendek ve çukurların oluşmasına ve kazalara sebep olan Atalar Caddesi, vatandaşların ve esnafın daha fazla mağduriyet yaşamaması adına, kış şartları ağırlaşmadan talebe çok hızlı bir şekilde cevap vermek için asfaltlanması gerçekleştirilmiştir"

Tüm bunlara karşın CHP genel seçimler hızla hazırlanıyor. Genel başkanları ile Yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcıları ile…

Mart ayında görüşmek dileği ile…

KİMDEN ÖĞRENDİN!!!

Sadece kimden öğrendin, diye soracağım …

Fazla uzatmayacağım. Senin bahsettiğin toplumsal birlik, TC’nin kaldırılması mıdır ? Senin Adalet dediğin işine gelen kararları alkışlamak mıdır ? Senin İdeolojik karar siyasi karar dediğin Rahip hikayesi midir ? Veya birilerinin Fetö’dan içeri atılması birilerinin ise Reisinizin demesi gibi Kayseri’de gücün kullanılarak para ile dışarı çıkılması mıdır ? Andımızın tekrar hortlatılması deyimini kullanarak içinde bulunan Türk, Çalış, Övün, Güven veya Atatürk sözlerini mi kast etmektesin yoksa başka şeyleri mi ?

Kısacası İlber Ortaylı’yı okuyun.. Kısacası dün söylediklerinizle, kol kola gezdiklerinizle yaptıklarınızı unutarak dönmeyi bırakın…

Yurtta yanan çocuklar için, maden altında kalan 301 madenci için, vakıflarda ırzlarına geçilen çocuklar için verilen mahkeme kararları hakkında tek bir kelime etmemiş olanlar andımıza gelince mi Toplumsal birliği hatırlıyorlar.

Eğitim Bir Sen başkanı olmak önemli şeydir!!! Daha da önemli olan vicdanlı olmak, Allah’tan korkmaktır. Bunları öğrenememiş ve gerçekleştirmemiş olmak söylediklerinizi havada bırakır ve ‘ kimden öğrendiniz ’ sorusunu sordurur.

 


İyi ve Kötü`nün yüzü aynıdır...

LEONARDO ve SON AKŞAM YEMEĞİ
‘Simyacı’nın meşhur yazarı Paulo Coelho`dan bir hikaye …

Leonardo da Vinci `Son Akşam Yemeği` isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı. İyi`yi İsa`nın bedeninde, Kötü`yü de İsa`nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda`nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı.

Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan üç yıl geçti. `Son Akşam Yemeği` neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı.

Leonardo`nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.

Leonardo, yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu..
 
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:  `Ben bu resmi daha önce gördüm...`
`Ne zaman?` diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı..
`Üç yıl önce` dedi adam. `Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce... O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa`nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...`

İyi ve Kötü`nün yüzü aynıdır...
Her şey, insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...

Paolo Coelho

( Alıntı )

 

NOT : ORDU YENİ HABER GAZETEMİZİN 13. YAŞ GÜNÜNÜ KUTLARIM… EMEĞİ OLAN HERKESE SAYGILAR 

Kaçamıyoruz ki ?

 2016 yılının Haziran ayının 1 günün de yine bu gazetede bir yazı paylaşmışım.

Bazen kaçmak iyidir bağışlığı ile …

Kaçıp kaçamadığımıza karar verin.

Şimdi ise zamlar, aldatmacalar, yalanlar, dolanlar, yolsuzluklar gırla…

İşte o  günkü yazı

Bazen kaçmak iyidir!!!

İçimiz dışımız kirli bir siyaset halini aldı.

Siyasetten kaçmak bazen iyi geliyor insan.

Toplum öyle bir hale geldi ki susmak moda, konuşanlar ise birbirlerin silah sıkacak hale geldi.

Peki şöyle bir geçmişe bakalım toplum bu kadar gergin miydi, peki bu gerginliği kim yarattı.

İnsanların en ağır şekilde itelendiği ortamda birileri susmaya devam ediyorsa, bizim de fazla Donkişotluk yapmamıza  gerek yok.

Bu yüzden arada sırada pek okunmamış paylaşımlarda bulunuyorum.

Bu gün yine Ümit Yaşar Oğuzcan’dan alıntı yapalım dedik!

….

 Sadrazam efendimizin kavuğu

Halkın derdini dinler her sabah mâbeyinde
El pençe divân durup ağlaşırlar
Fukara Aliler
Dert küpü olmuş Veliler
Hasanlar, Hüseyinler…
On binler
Yirmi binler
Yüz binler…
Velhasıl mâbeyinde her sabah
Halk inler
Kavuk dinler.
……

Mâbeyin (Osmanlı döneminde padişah sarayı e.k.)

Millet dertli

Büyük Şehir Belediye Başkanı Engin Tekintaş bir ziyaretinde

“Allah ülkemize ve milletimize güç kuvvet versin. Bize inanan güvenen milletimize saygılar sunuyorum, millet varsa biz varız.” Demiş.

Sözü fazla uzatmadan  Başkana sesleniyoruz.

Zamlardan inim inim inleyen millete birde katı atık bertaraf parasını  fatura başına 5 lira ekleyerek alıyorsunuz.

Yüzde 10’luk indiriminiz ne işe yarıyor ?

Belediye olarak iyileştirme düşünüyor musunuz ?

Bu soruyu sorduktan sonra acizane bir görüşümü paylaşmak istiyorum.

 Sayın Başkan Oski, Zabıta, Yapı, inşaat, imar dairelerine bir çeki düzen veriniz. Orbel’i bir ele alınız.

Ayni sistem ile gittiğiniz taktirde eskiden ne yaşandıysa sizde ayni şeyi yaşarsınız. Benden söylemesi…

 

ORDU ÇEVRE YOLU PARALARI NE ZAMAN ÖDENECEK ?

 

 Dedik ki  proje de hatalar arsa, zemin etüdü iyi yapılmamışsa bunu yapanlara ne gibi bir yaptırım uygulandı.

Sözde 2016 yılında açılacak yol hala açılmadı.

 Devletin milyarlarca lira zararı var halkın ararı var b nasıl iş bunun hesabı niye sorulmaz dedik.

Devletlü yetkililer, milletvekilleri hiç duymadılar.

Sonuçta hala açılacak diye bekliyoruz.

Son bir ümit Vali Yavuz’un açıklamaları oldu :

Ordu Valisi Seddar Yavuz, "Ulaşıma en kısa sürede açmayı biz ve Karayolları Genel Müdürlüğümüz de arzu ediyor. Çünkü bu yol sadece Ordu'yu değil, tüm Karadeniz'i rahatlatacak bir yol. Şuana kadar 65 kilometre tamamlandı, 11 kilometre fore kazık çalışması hızla devam ediyor. Karayolları Genel Müdürlüğü ve Bölge Müdürlüğü teknik ekiplerinin bana verdiği bilgiye göre de yılbaşına kadar buranın bitirilmesi hedefleniyor" diye konuştu.
Bu projenin maliyetinin 2 milyar lira olduğuna dikkat çeken Vali Yavuz, "Ordu Çevre Yolu projesi yaklaşık 2 milyar civarında bir bedeli olan mega bir proje. Bu gecikmeler elbette elde olmayan, teknik sebeplerden kaynaklanan gecikmeler. Vatandaşlarımızın bunu anlayışla karşılayacağını umut ediyorum. Ancak yol yıl sonuna kadar tamamlanarak hizmete açılacak" ifadelerini kullandı.

xxx

Peki yine devletlü yetkililerine , milletvekillerine soruyoruz yıllardır arazileri arsaları yola katılan ve hala paraları ödenmeyen  mağdur edilen vatandaşların istimlak paraları ne zaman ödenecek ?

Senin ki sorumu bu krizde dersen halt edersiniz ! Başkan kriz yok diyor öyle ise şu vatandaşın istimlak paraları ne zaman ödenecek bir açıklayın bakalım ! 

CHP’NİN ZAVALLI HALLERİ !!! 

Yıllardır yazıyoruz, çiziyoruz.  CHP Genel başkanı ve genel başkan yardımcıları danışmanları görmemekte ısrar ediyor.

 Bekaroğlu, Kesici, Tanrıkulu gibileri partide tutmakta ısrar edenlerin gözünde ki çöpü  görmemeye devam etmesi yerel seçimde yaşanacak yeni bir hezimetin kapısını açıyor.

Yerel yönetimlerde başarılı olamayanları baş tacı edenler Yalova gibi belediye başkanlarını da hala tutmaya devam ediyor.

Solculuktan hızla uzaklaşan ve halka inememeyi başarı kabul edenlere Yalova  belediye başkanı gibi bir başkan yakışır.

Okumayanlar, bilmeyenler için bir haber paylaşıyorum:

            xxx

Yalova'nın CHP'li Belediye Başkanı Vefa Salman'ın yaptığı bir açılış tartışma yarattı. 

Salman, Yalova'da "4-6 yaş Kur'an Kursu" açılışı gerçekleştirdi. Açılışa ait fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaşan Salman şunları kaydetti:

"Yalova Valisi Sayın Tuğba Yılmaz, İl Müftüsü Turgut Açari’nin de katıldığı tören ile İsmetpaşa Mahallesi Abdülhamithan Camii arkasında yer alan Davut Taşpınar ve Bilal Karahan 4-6 yaş Kur’an Kursu’nun açılışını gerçekleştirdik. Hayırlı olsun."

Salman açılışla ilgili paylaşımına çok sayıda tepki geldi. Tepki gösterenler, 4-6 yaş çocuğun çok küçük olduğunu, okuma yazma dahi bilmeyen çocukların Kur'an Kursu'na gönderilmesinin doğru olmayacağını söylediler. Bazı kullanıcılar ise, 4-6 yaş arası çocuklar için başka eğitim merkezi açılması gerektiğini söylediler.

 

VAY ŞEREFSİZLER VAY !..

Yeni Akit Gazetesi CHP’li Gürsel Tekin’in İstanbul’da Çarşı Pazar yaptığı gezi sırasında kriz çığırtkanlığı yaptığını ancak esnafın ona gerekli tepkiyi verdiğini belirterek şok olduğunu ileri sürdüğü bir haber yaptı.

( Bu bölümler yazara aittir!) Geçinemiyoruz, zam zam diye bağıran şerefsizlere ekonomik kriz diye bağıranlara inat Balıkçı  İbrahim Gökberk ve diğer esnaf gerekli yanıtı vermiş.

 İyi okuyun  emekli, dul, yetim, işçi, işsiz AKP’ye oy vermeyen vatan hainleri bak balıkçı ne diyor :

İbrahim Gökberk, "Rant peşinde. Ne feryadı, ne kötüsü. Abartıyorlar. Piyasa o kadar kötü değil, hareketli, canlı. İllaki yaşam içinde zorluklar olabilir ama inişli çıkışlı. Dış güçlerin de baskısı var bunda, herkes biliyor. 7 düvele karşı savaşmaktayız. Şu an balığın bereketiyle beraber iş hareketli. Genel piyasaya baktığınız zaman da hareketli. Allah cumhurbaşkanımızı başımızdan eksik etmesin. Uzun ömürler versin. AK Parti geldikten sonra Türkiye'nin ne kadar değiştiğini gördük. Yol nasılsa yapılacak deniyor. Bundan öncekiler neden yapmamış. AK Parti'den sonra olan Türkiye tamamen çok farklıdır. Bunu ispatlamaya gerek yok. Arşive dönüp bakıldığında her şey vardır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra Türkiye'nin ufku ve milli duruşumuz çok açıldı" diye konuştu.

TAHTEREVALLİ İLE GİTMEK !   

 

 Bilen bilir bilmeyen bilmez; Tahterevalli ile nereye gidildiğini. Bilen bilmeyene anlatsın.

Aşağıda bir haber var,  onu okumadan önce iki üç satır yazalım istedik.

Bir ülke de tüm ekonomik krizlere rağmen bu konuda hala başı çekiyorsak benim tek bir söyleyeceğim bir ata sözü vardır.

 Uzatmaya gerek yok. Ne dediğimi aklı başında herkes anlar.

‘Sefalet kapıdan girince, namus pencereden çıkar’

Buyurun okuyun aşağıda ki haberi!

 

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yılın ikinci çeyreğine ilişkin hazırlanan "Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü 3 Aylık Pazar Verileri Raporu" ve sektöre yönelik değerlendirmede bulundu.

İstikrarlı bir şekilde büyümeyi sürdüren elektronik haberleşme sektörünün 2018'e de iyi başladığını ifade eden Turhan, yılın ikinci çeyreğinde bu performansın sürdüğünü söyledi.

Mobil abone sayısındaki artışın sürdüğüne dikkati çeken Turhan, geçen yılın sonunda 77,8 milyon olan mobil abone sayısının, bu yılın ilk yarısı sonunda 79,5 milyon, sabit telefon abone sayısının da 11,5 milyon olduğunu vurguladı.

Turhan, 1 Nisan 2016'da hizmete sunulan 4,5G abone sayısının artışını sürdürerek 68,1 milyona yükseldiğini belirterek, "4,5G hizmetini cihazı ve SIM kartının uygun olması sayesinde aktif kullanan abone sayısındaki gelişim devam etti. Aktif olarak 4,5G hizmetinden faydalanan vatandaşlarımızın sayısı 37 milyona ulaştı" diye konuştu.

Türkiye'nin yılın ikinci çeyreğinde aylık ortalama 453 dakikalık mobil görüşmeyle Avrupa ülkeleri arasındaki birinciliğinin devam ettiğini aktaran Turhan, Türkiye'yi 313 dakikalık mobil görüşmeyle Bulgaristan'ın izlediğini söyledi. Turhan, hem mobil hem de sabit geniş bant abone sayısının istikrarlı artışını sürdürdüğüne işaret ederek, 4,5G abone sayısındaki artışın fiberdeki yükselişin etkisiyle abone sayısını hızla arttığını belirtti.

BABALAR KISKANDI

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yapılan bir paylaşım dikkati çekti.

 Güzel kaleme alınmış ve gayette duygusaldı.

 Bir baba olarak kıskanmadım dersem ayıp olur

Buyurun sizlerle de paylaşıyorum. Özellikle oğlu olan analar okusun!

Her kadının bir oğlu olmalı. Önce koynunda göğsünde büyütmeli sonra boyunu aşmalı. Mutfakta bir şeyler hazırlarken gelip kafasından, tam tepesinden öpmeli annesini. Daha dün altını sen temizlemiyormuşsun gibi “çok fıstıksınız bugün hanımefendi” demeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Bulaşık makinesini açıp yarı dolu, sıyrılmamış tabağı bardak bölmesinde bulmalı her kadın. Terlikleri mutfakta yere yapışmalı, “oğlum şu reçelle kavga mı ediyosun napıyosun?” diye seslenmeli içeri, kocaman bir adam gelmeli karşısına, ağzı burnu reçel içinde kadına bakıp “ne reçeli?” demeli.

Her kadının bir oğlu olmalı, kirlisini, terlisini temizlerden ayırmayı bir türlü öğrenememeli, söylenmeye başlayınca da kucağına aldığı gibi havaya kaldırıp “dünyanın en huysuz ama en güzel annesi” diye annesini sevmeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Yolda yürürken kolunu omzuna atmalı, ilerde yolda kalabalık bir grup gördüğünde annesini diğer tarafına korumaya almalı, sanki düne kadar annesinin kucağında gezen o değilmiş gibi.

Her kadının bir oğlu olmalı. 45 numara ayakkabıları evin ortasında çıkarıp gelip yanına, sanki daha 4 yaşında gibi başını göğsüne koymalı, “yoruldum annem, açım” demeli. O koca herif bir kalemde 4 yaşına dönmeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Düne kadar donunu sen giydirirken bugün “yakamız açık mı biraz hanımefendi?” diye trip atmalı.

Her kadının bir oğlu olmalı. “Ya ilerde karın beni sevmezse” falan diye yol yapmalı kadın. Oğlu da “seni sevmeyen kadını ben ne yapayım” demeli. O işlerin öyle olmadığını bilsen de ses etmemeli. Acı bir tebessüm oturmalı yüze. Canım oğlum, SEN beni sev yeter demeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Arkadaşlarıyla çıkacakken “oğlum paran var mı?” demelisin o cebine bakmadan “var” demeli. Gidip cüzdanına para koyup sonra koymamış gibi babaya “çocuğa harçlık versene” demeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Tam kızmışken, bağırırken gelip bir makas almalı yanağından “kızma annelerin en güzeli” demeli, neye kızdığını unutturmalı.

Her kadının bir oğlu olmalı. Yaşlılığında ziyaretine gelmeli. 

Her kadının bir oğlu olmalı. Her kadın hayatının bir döneminde erkek berberinde beklemeli, çok enteresan tecrübe gerçekten.

Her kadının bir oğlu olmalı. Özel gecelerde, yemeklerde, düğünlerde falan zorla dansa kaldırmalı oğlunu. Kazık gibi eğilip bükülmeden durmalı oğlu, kadın dans etmeyi göstermeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Dün ağzının kenarından meyve püresi silerken bugün hesap istemesini, bahşiş bırakmasını izlemeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Evladı “ilerde bana bakacak” ya da “altımdan alacak” diye düşünmeden de sevebileceğini öğrenmesinin tek yolu bu sanırım. Evlat karşılıksız sevilen tek canlı.

Erkek anneleri oğullarını bir şey bekleyerek değil, gideceğini bilerek severler. Hem de öyle güzel öyle çok severler ki…

 

Anlayabilmeniz için bir oğlunuz olmalı…

HER ŞEY DEJENERE!
Toplumda her şeyi dejenere eden yapı dediğim dedik, çaldığım düdük demeye devam ediyor.
Son iki ayda milyarder sayısı Türkiye’de yüzde 12 artmış.
Dış güçler denilen pezevenkler ülkemizin içine ettiler!!!
Uyuyan iç güçler ise bu süreci tetikliyor.
İsyanımız çok ama Karunlarla, Harunlar!!! savaş etmeye devam ediyor.
Bari Fuzuli ne diyor, isyanımızı onunla dillendirelim.

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere vuran vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

NE ALEMDESİNİZ?

 İnsanlar gazeteciye bölgesi , yerleşim yeri ile ilgili yaşananları anlatıp dert yanıyor.
Yazmasını çizmesini sesini duyurmasını istiyor.
Bazı istisna gazeteciler aptal aptal dayanamayıp yapıyor bu haberleri.
Bazen sosyal medyada paylaşıyorlar.
Ama ne gariptir ki bölgesinde ki dertlerin dile getirilmesine karşın bırakın yorum yazılmayı haber paylaşılmıyor bile.
Hatta öyle ki haberi veren en fazla dert yananlar bile ne beğeni atıyorlar ne yorum yapıyorlar ne de haberi paylaşıyorlar.
Ne desek bilemiyoruz.
Öyle rezil bir durumdayız ki, ne utanmamız ne sıkılmamız ne de insanlığımız var.
Yurdum insanı istisnalar hariç öyle bir rezil durumdasın ki seni hiçbir şey eski haline getiremez.
Yerlerde sürünüp yalandan ağlamayın.
Pisliğiniz için tepinip durun!!!

FINDIK KOMEDYASI
Herkes fındığın bir ucundan tutmuş oynamaya devam ediyor.
Atı alan yolu bitirmiş hala fiyattan bahseden kurnazlar var.
Ülkenin en önemli döviz kaynağı olan ve karşılığında hiçbir şey ithal edilmeyen bu ürün karşısında 16 yıldır ne oldu da şimdi ne bekliyorsunuz.
16 yıldan beri 3 kuruşluk dönüm parasına mazot parasına tav olanların ve bu tava ortak olan oda ve mesleki kuruluşların yalandan bağırtısına egemen güçlerin dikkate alacağını mı sanan var hala?
Utanmaları sıkılmaları olmayanların cılız seslerini dikkate almayanların yerden
göğe kadar haklı olduğunu herkes anlamıştır artık!!
Ömrü boyunca 3-5 kuruşa tav olup ürünü yok pahasına elinden çıkartıp dert yananların yavşaklaşma sürecinin devam etmesine niye şaşarız bilemem?
Beter olun diyeceğim de bundan daha beteri var mı onu bilemiyorum !!


TOPLU TAŞIMA (MA)

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Altınordu ilçesinde hayata geçirilen Toplu Ulaşımda Dönüşüm Projesi’nde akıllı durak uygulaması başladı.

Yoğunluğun en fazla olduğu duraklara, Özel Halk Otobüsü tahmini geliş süresini gösteren LCD-LED ekranlar ile “Ordumkart” dolum otomatları yerleştirildi.

Haber böyle;

Diyor ki Ordu Büyük Şehir Belediyesi bekleyeceğiniz uzun zamanı göreceksiniz.

Ne oldu hatlar yeni takviyeler yapılacaktı?

Ne oldu sağlıklı olarak ulaşım sağlanacaktı.

Ne  oldu konserve kutusu gibi araçlar doldurulmayacaktı?

Yani birileri nasıl olsaı bazıları konuşuyor onları da dinlemiyoruz, çoğunluk sesini çıkarmıyor böylece durumu kurtarırız diye düşünüyorsa doğru düşünüyor!!!

Biz görevimizi yapmaya devam edelim. ( Geçtiğimiz günlerde Ordu Devlet Hastanesi önünde ki dolmuş kuyruğunda ki yaşlı , hasta yığınla insanın yarattığı kuyruğu çekip sosyal medyada paylaşmıştım. Kimsenin sesini çıkarmadığını da belirtmiştim!!!)

Ordu’nun cezalı mahallelerine hizmet gitmemeye devam ediyor.

 Saray, Aziziye, Zaferi Mili, Düz, Taşbaşı bunların başında .

 Belki seçimi  Büyük Şehrin avantajları  kimi koysanız kazanabilirsiniz ama asla ve asla bu eziyeti ve bu ayrımcılığı unutmayacak insanları kazanmazsınız…

 

Şeytanın adımlarını izlemek   

Konu çok siyaset bulanık ve yandaşlık mide bulandırıcı olunca bizde kendimizi internetin derin sularına atıp bazı makaleler bazı yazılar okumaya veriyoruz.

Bir çoğunun anlamamakta ısrar ettiği konuları yeniden gündeme getirerek kendimizi yıpratsak da ! vaz geçmeye niyetimiz yok.

Buyurun size 40 maddelik bir Manifesto daha!!!

1- Allah’a içtenlikle inanalım ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım.

2- Aklımızı kullanalım. Aklımızı başkalarına teslim etmeyelim.

3- Kuran’ı anlamak ve hayatımıza yansıtmak üzere okuyalım. Peygamberlerin ve inananların güzel özelliklerini örnek alalım.

4- İhlaslı ve samimi olalım.

5- Öldürmeyelim. Allah’ın aziz kıldığı cana kıymayalım.

6- Haksızlık, adaletsizlik etmeyelim.

7- Haram ve günahlardan uzak duralım.

8- Nefsimize yenik düşmeyelim. Kendi kendimizi kınamayı bilelim.

9- Ahlaklı ve erdemli olalım.

10- Daima şükredelim, nankörlük etmeyelim.

11- Sözümüze sadık olalım. Yakınlarımız aleyhine dahi olsa şahitlikten kaçınmayalım.

12- Yalandan uzak duralım. Yalan yere yemin edip şahitlik yapmayalım.

13- Kibirlenmeyelim. Yürüyüşümüzde, davranışlarımızda ve ses tonumuzda ölçülü ve doğal olalım.

14- İnsanlardan yüz çevirmeyelim. İhtiyaç sahiplerini gözetelim.

15- Yaptığımız iyilikleri çok görerek başa kakmayalım.

16- Okuyalım, düşünelim, araştıralım.

17- İçtenlikle dua ve ibadet edelim.

18- Allah’tan af dileyelim. Onun rahmetinden ümit kesmeyelim.

19- Allah’ın rızasına uygun yaşayalım. Allah’tan razı olalım.

20- İçtenlikle tövbe edelim. Hatalarımızda ısrar etmeyelim.

21- Sabır ve güven içinde Allah’tan yardım dileyelim.

22- Affedelim, merhamet edelim. Affedilmeyi hak edelim.

23- Öfkelenmeyelim. Kabalık etmeyelim. Özür dilemeyi bilelim.

24- Güzel söz konuşalım. Güzel söz ve öğüde kulak verelim.

25- Lüzumsuz söz ve davranışlardan uzak duralım. Vaktimizi boşa harcamayalım.

26- Öğüt verip hatırlatalım. Hatırlatırken kendimizi de unutmayalım.

27- Dinde baskı ve zorlama yapmayalım. İnsanları Allah’tan ve dinden uzaklaştırmayalım.

28- Barışı esas alalım. Savaş ve kargaşaya engel olalım.

29- Fedakâr olalım. Malımızla ve canımızla Allah yolunda seferber olalım.

30- Çalışkan olalım. Bir iş bitince hemen yeni bir işe koyulalım.

31- İşlerimizi birbirimize danışalım. Yardımlaşalım.

32- Emaneti ehil olanlara verelim. Yakınlarımızı kayırmayalım.

33- Dedikodu yapmayalım. İnsanlara kötü lakaplar takmayalım.

34- Çirkin iş ve edepsizliği yaymayalım. Zanna uymayalım. Açık delil üzere olalım.

35- Mezheplere ayrılmayalım. Ötekileştirmeyelim. Birlik olalım.

36- Hayırlarda yarışalım. Birbirimize destek olalım.

37- Zalimlere eğilim göstermeyelim. Haksızlık karşısında dik ve kararlı duralım.

38- Allah yolunda mücadele edelim. Maddi menfaat gözetmeyelim. Karşılığı yalnız Allah’tan bekleyelim.

39- Allah’a dayanıp güvenelim. Allah’ın da güveneceği biri olalım.

40- Allah’ın sınırlarını aşmayalım. Şeytanın adımlarını izlemeyelim.

OYUNU SEN BOZACAKSIN!!! 

 

Siz  bakmayın bazılarının vatan millet Sakarya dediğine…

Ne kadar şerefsiz ne kadar vurguncu varsa anında bir araya geliyor.

Bu milletin içtiği sudan değil de sonradan karışmasından kaynaklanan bir şerefsizlik var ortada.

 Dolarla alakalı olsun olmasın herkes elinde ki malına zam yaptı.

 Çoğu stoklayarak Eylül ayının geçmesini biraz daha sam yapmayı planlıyor.

Hükümet hükümetliğini bilmediği için ne yapacağını da kestiremiyor.

 Oysa her şey açık.

 Ticaret bakanlığının bir yığın elemanı var.

Gerekli incelemeleri rahatlıkla bilgisayarlar üzerinden yapabilir.

Tüm bunlar yetmiyor gibi ürünlerin gramajlarını indirerek fiyatı sabit tutacakları yerde yine zam yaparak vurgun peşindeler.

Örneğin bir şişe suya bir lira bir damacana suya 6 lira zam yapılıyor.

 Ulan bu hep dolar olsa hep ABD’den gelse bu kadar  fark yemez.

 Dediğim gibi hükümet seyrediyor.

Görev yine bize düşüyor.

Stoklanan malı, gramajı düşürülen her hangi bir ürünü ve  aşırı zam yapıldığına inandığınız hiçbir şeyi satın almayın.

Ancak kendinizi kendiniz koruyabilirsiniz bu şerefsiz ahlaksız, hırsız, soygun ve vurguncu düzenden ve bu düzenin kan emicilerinden.


Ordu’ya yakışıyor!

Düz Mahallede Mehmetçik Çocuk parkı ile yan tarafta kalan otoparkın ortasında ki yolu  Taksi durağına veren Belediye ile ilgili  gelen tepkiler  yetkilileri hiç ırgalamamış.

Ordu’nun en güzel yerini otopark yapan  zihniyetin  utanacağı sıkılacağı yok ama belki yanlıştan döner dedik olmadı.

Çok çok zorunlu ise koyacaksın  otoparkın içine taksi durağını . Dünyanın neresinde  çocuk parkı ile  taksi durağı yan yana olur.  Bir metre vatandaşa yol bırakılır.

Her yeri rant olarak gören zihniyete gerekli tepkiyi göstermeyen Ordu bunu hak ediyor mu , ediyor.

Peki böyle bir alanı taksi durağına veren zihniyet Ordu’ya yönetmeyi hak ediyor mu?

 Veya utanmaları gerekiyor mu ?  

Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Biz ne dersek tersi oluyor.

Eski yelken kulübün oraya yaptırılan otelin yanından geçen yaya yolunu kapattırıp cafeye tahsis edenler Ordu’ya yakışıyor mu ? Yakışıyor.

Durmak yok Ordu’lu susmaya seyretmeye devam…

MUTLU HAYAT İÇİN 40 ALTIN KURAL

 SİZ HANGİSİNİ BECEREBİLDİNİZ?  

 

1- Ucuz araba kullan ama alabileceğin en güzel evi al.
2- Adam gibi üç fıkra öğren.
3- Sevinçlerini sakın erteleme.
4- Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığının %90'ini oluşturur.
5- Her gün 30 Dakika yürüyüş yap.
6- Her yemekten önce ve sonra şükret.
7- Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.
8- Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.

9- Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
10- Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.
11- Çocukların, adet kelimesini duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.
12- Dinine ait kitabi tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl sure tanı.
13- Kendini ve başkalarını affetmesini bil.
14- İlkyardımı öğren.
15- Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.
16- Her gün 6 bardak suyunu içmeyi unutma.
17- Seni seven insanları koru.
18- Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anlar, hayatinin en değerli anlarından biri olacak.
19- Kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkalarına yapma.
20- Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.
21- İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma :
a) Doğru insanı bulmak
b) Doğru insan olmak.
22- Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.
23- Sevimsiz olmayacak şekilde ayrı fikirde olmayı öğren.
24- Cesaretli ol, hayatına geri baktığında yaptıkların için değil yapmadıkların için üzüleceksin.
25- Çok mükemmel bulduğun bir fikri başkasının engellemesine izin verme.
26- Keyifsizliklerini açığa vurma.
27- Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve bir şeyi eleştirme.
28- Evliliğini güzelleştirmek için her gün bir şeyler yap.
29- İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.
30- Çocukların hakkında başkalarına iyi bir şeyler söylerken, bırak onlar da duysun.
31- Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir. Unutma !!!
32- Çocuklarını anlamaya çalış, yargılamaya değil.
33- Kalem ve not defterini daima yanında taşı.
34- Zaman ve kelimeleri boş yere harcama, ikisi de çok değerli.
35- İnsanların yaptıkları olumsuz şeyleri değil, ileride yapacaklarını düşün.
36- Senden az ya da çok parası olanlarla, paran hakkında konuşma.  
37- Bir şeyi elde etmek çok caba sarf ettiysen, tadını çıkarmak için zaman ayır.
38- Birisinin kahramanı ol.
39- Neyi ve kimi desteklediğini insanlara söyle.
40- Sadece aşk için, mutluluk için, huzur için evlen.

 

( Anonim ) 

Haram lokma ve siyasetin çöküşü 

Rahmetle andığımız ve anacağımız Yaşar  Nuri Öztürk’ün bir yazısını dünkü yazının üzerine iyi gideceğini düşündüm!

Haram lokma ve siyasetin çöküşü

Benim fikir ve siyaset sözlüğümde haram lokma, öncelikle, kamu kaynaklarının talanından elde edilen servet ve nimet anlamındadır.

Türkiye'nin en büyük sıkıntısı, haram lokmadan kaynaklanan sıkıntıdır.

 

Basın dünyamız, güncel tablolara kendi tarzı içinde bakıp bu haram lokma olumsuzluğunu vurgun, soygun, çeteleşerek Türkiye'yi soymak, kamu haklarını ihlal etmek, emeğe ve alın terine ihanet... şeklinde değişik ifadelerle vermektedir. Adı anılmayan daha onlarca haram lokma sektörü var bu ülkede...

 

Bazı örnekleri, ATO'nun kamuya mal olmuş raporlarından izleyelim:

 

1971-99 yılları arasında hükûmetlerin bütçe dışı harcadıkları paranın toplam rakamı 116 milyar dolar. Aynı rapora göre, kaçak kullanım, vatandaşlar kadar kamu kuruluşlarında da olmaktadır.

 

Türkiye genelinde kaçak elektrik kullanımı % 23.5'tir.

 

Yatırıma ayrılan her 3 liranın 1 lirası, rüşvete gitmektedir. Kamu İhalesi Kanunu, bir yandaş kollama ve haramı teşvik kanunu gibi çalışmaktadır.

 

Yarım kalmış yatırımlara harcanan paranın 2004 itibariyle yekûnu 130 milyar dolar.

 

Her 3 CD'den birinin, her yüz kitaptan 40'ının, her yüz bilgisayar yazılımının 58'inin korsan, yani haram kazanç olduğu tespit edilmiştir.

 

Türkiye, dünyada eşi görülmemiş bir korsan kazanç cennetidir. Bu demektir ki Türkiye, helal lokma yemek isteyenler için bir cehenneme dönüşmüştür. ATO'nun araştırmalarını kamuoyuna açıklayan raporların önümüze koyduğu tablolardan biri de şudur:

 

Özetleyelim:

 

%99'u 'Müslüman', yüz bin camili Türkiye, tam bir haram lokma cenneti veya cehennemi görünümü arz ediyor. Türkiye, bir 'emeğe ihanet ülkesi'...

 

Bu tablo dikkate alınarak Türkiye'nin durumu yeniden değerlendirilmelidir.

 

Haram kazanç, emeğiyle geçinmeye çalışan kitleleri değil, kayıt dışı ekonomiyi beslemektedir. Kayıt dışı ekonominin oranı ABD, İsviçre ve Avusturya'da %8, İngiltere, Hollanda, Fransa, Almanya, Kanada ve İrlanda'da %13 ila 15, Danimarka, Belçika, İtalya ve Yunanistan'da %18 ila 28, Türkiye'de ise % 66'dır. Bunun anlamı, Türkiye'de, emeğe ihanetin, erdemli insanı cezalandırma kurumuna dönüştüğüdür.

 

Kamu malını çalıp çırpanlar, insanlık suçlarının en ağırını işlemektedirler. Türkiye'ye hıyanetin öncüleri de bunlardır.

 

Haram lokma zulmünün açtığı yara, insanımızın seçkinliklerinden biri olan 'hak duygusu ve hakka saygı'ruhunu öldürmüştür.

 

Türkiye'de en tehlikeli tehditlerden biri de insanımızdaki hak duygusunun zayıflaması ve neredeyse yok olma noktasına gelmesidir.

 

İnsanımızın hak duygusunu süratle hayata döndürerek tatlı yalanla uyuşmayı beceri sanan kitleleri, acı gerçeği yeğleyecek ruh yapısına kavuşturmak borcundayız.

 

Devletin malı deniz, yemeyen domuz? şeklindeki zehirli sloganı şu şekle getirmek borcundayız:

 

'Devletin malı deniz, bir lokmasını yiyen domuz!' 

 

1980 sonrasının siyasal iktidarları haram lokmayı meşrulaştıran politikalarla bu ülkenin ahlak ve vicdan yapısını büyük bir yıkıma uğratmışlardır. Bu yıkım durdurulmadıkça bu ülkenin iflahı ve bu kitlenin refahı mümkün değildir. İstisnalar, her alanda olduğu gibi burada da kuralı bozmuyor, bozamıyor.

ALLAH İLE ALDATMA TİCARETİ  

İlahiyatçı Yazar Cemil Kılıç yazıları ile  belli kesimin pek hoşuna gitmez.

Yaşadığımız dönemi çok iyi anlatan bir 3-4 yıl öce kaleme almıştı.

Arşivimde denk gelince bu günler de neler yaşandığını ve sürecin nasıl bu hale geldiğini bazıları belki okur da anlar diye yayınlıyorum :

ALLAH İLE ALDATMA TİCARETİ  

 

Günümüzde din tam anlamıyla bir ticari faaliyet haline dönüşmüş durumda. Aslında bu, İslam tarihinin hemen her aşamasında vardı. Fakat son yıllarda Türkiye’de bu konuda inanılmaz düzeyde bir artış söz konusu. Bunun en büyük sebebi de dinin siyasi alana taşınmasıdır. Siyaset kurumu başat anlamda, dinsel söylemlerin baskın olduğu bir mecraya doğru sürüklendi.

A         KP iktidarıyla birlikte dinle ilintili ticari ürünler ve din üzerinden yapılan ticari faaliyetler, çok çeşitlendi. Dinsel sömürü için yazılan içi boş kitaplar, sanatsal değeri olmayan sözde dinsel musiki ürünleri, peygamberi rüyada gösteren terlik satışları, uyduruk dinsel filmler, helal gıda sertifikaları, geceliği bin dolara umreler, cami yaptırma derneği adı altında toplanan inanılmaz miktarda paralar, sizin hayrınıza bedava Kur’an-ı Kerim dağıtacağız diye insanlardan alınan bağışlar, bir kısım ilahiyatçıların yahut hocaların sunduğu ve karşılığında yüksek miktarda paraların alındığı televizyon ve radyo programları, sözde İslamî evlilik siteleri, sözde faizsiz bankacılık, sözde İslamî tatil otelleri, sözde İslamî rezidanslar  vb.  

Din üzerinden siyasi ve ticari kazanç elde etme işinin İslam’ın kadim dönemlerine değin uzandığını biliyoruz. Bu cümleden olarak belirtelim ki, dinin siyasete ve ticarete alet edilmesi özellikle Halife Osman dönemiyle yükselip Muaviye ile birlikte zirve noktaya taşındı. Sonraki dönemde de bu, tüm hızıyla devam etti.

Elbette ki bu gidişata karşı kaçınılmaz bir tepki de doğdu.

Nitekim din üzerinden zenginleşme ve lüks bir yaşam sürme temayülüne tepki olarak İslam tarihinde tasavvuf kurumunun doğduğunu görüyoruz.

Tasavvuf, dünya malına tamah etmeme, zühd içerisinde yaşama ve deyim yerindeyse; “ bir lokma, bir hırka” anlayışını yansıtıyordu. Tasavvuf bu fonksiyonunu yüzyıllarca sürdürdü. Muhalif dinsel hareketler büyük ölçüde tasavvufi / mistik bir anlayış etrafında örgütlendi. Bunu Karmatîlikte, Hasan Sabbah Hareketinde, Şeyh Bedrettin’de vb. çok net bir biçimde görüyoruz.

Açıklıkla ifade edelim ki dinin ticarileşmesi öncelikle siyasileşmesinin bir sonucudur. Hz. Muhammed sonrası ilk dönemde Hz. Ali’nin elinden Fedek Hurmalığının müsadere edilmesi olayı ile birlikte dinin siyasi ve ticari bir faaliyet olarak at başı bir şekilde gittiğini görüyoruz. Bu süreçte Ebu Zer gibi samimi mümin ve yoksul kimseler gidişattan duydukları rahatsızlığı dile getirdiler ve bunun bedelini de çok ağır bir biçimde ödediler.

Günümüzde dini, ticari bir faaliyet alanı olarak gören ve bu yolda servetler kazanan grupların tarihsel olarak kendilerini bir kısım sufî / mistik hareketlerin devamı gibi takdim etmeleri ise tam anlamıyla bir tenakuzdur. Görülen o ki tasavvuf kurumu da çoktan yozlaşmış durumdadır.

Aslında dinsel yaşam bütünüyle tam bir yozlaşma yaşıyor. Din, en sefil bir sömürü mekanizmasına dönüşmüş halde sınıfsal ayrımları keskinleştiren ve tahkim eden bir fonksiyon icra ediyor. Bu durum paradoksal bir biçimde gerçekte dinin temel referanslarına da aykırılık teşkil ediyor. İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’da, dinî duyguların ticaret ve siyasete alet edilmesi suretiyle sömürülmesi konusunda dikkat çekici uyarılar mevcut. Dişi Sığır Bölümü 174. Sözde / Bakara Suresi 174. Ayette din sömürüsü üzerinden ticari kazanç elde etmeye çalışanlara şöyle deniliyor: “ Allah’ın indirdiği kitaptan bir şey gizleyip onu birkaç paraya satanlar karınlarına ateş dolduruyorlar.”

Ama bu konuda en çarpıcı ifade, Yaratan Bölümü 5. Sözde /  Fatır Suresi 5. Ayette ve Lokman Bölümü 33. Sözde / Lokman Suresi 33. Ayette geçen şu sözlerdir:

 

“… Dikkat edin aldatıcılar sizi Allah ile aldatmasın!”

MANDOLİN  (Ç)ALMAK  KOLAY MIDIR ?

 30 Temmuz günü 7. Ölüm yıldönümünde Rüştü Demirel’i andık. Mali Müşavir Demirel’in anısına Ordu Mali Müşavirler  ve Muhasebeciler odası bir   güzel anma programı yapmış ve Ordu Değişim ve Karadeniz 52 gazetelerinde yer alan 52 yazısını da bir kitap haline getirmişti.

Daha önce de bu köşede zaman zaman yazılarına yer erdiğim Rahmetli Demirel’in çocukluk anıları ile ilgili bir yazıyı tekrar yayınlamak istiyorum. Allah rahmet eylesin.

xxx

            MANDOLİN  (Ç)ALMAK  KOLAY MIDIR ?

 

  “ Baba, ben mandolin istiyorum .....”

              Babam, tebessüm ederek,

              “ Tabi oğlum, akşam eve gelirken getiririm…”

              Ben sevinçle babamın tekel bayii dükkanından dışarı fırladım. Rüyalarım gerçek oluyordu. Mandolinim olacaktı. Çifte Fırına kadar koşarak gittim. Fırına gelince durdum. Babam beni anlamamış olabilirdi. Ben mandolin istemiştim ondan, acaba o mandalın mi anlamıştı ?

              Hızla, Sırrı Paşa Caddesinde Kasaplar Sokağı köşesindeki dükkana geri döndüm. İçeri girdim ve şaşkın bakışlarla bakan babama çekinerek, 

              “Baba, ben mandalın istemiyorum, mandolin istiyorum “

              Der demez dükkanda bir küfür patladı.  

              “Başlarım senin mandolinine. Babanda mı mandolin çalmıştı ? “

              Ne mandalın kalmıştı, nede mandolin … Kızgınlık ve korku içinde, ağlamaklı olarak dükkanı terk ettim, hızla eve gittim.

                                                     *                   *                  * 

              1957 yılı idi. 10 yaşımdaydım. Zaferi Milli Mahallesindeki Cumhuriyet İlkokulunda dördüncü sınıfında okuyordum. Rahmetli Mahmut Ataoğlu okulumuzun başöğretmeni idi       ( şimdilerde okul müdürü deniyor) Mahmut hocamız sanatçı ve saygın bir ailenin mensubuydu. Ağabey Ziya Ataoğlu resim öretmeni, diğer kardeşi şehrimizin o dönemler tanınmış bir terzisi idi. Yeğenleri Hamdi Ataoğlu sınıf arkadaşımızdı. 9 veya 10 yaşındaki Hamdi, bize sınıfta ve okulda keman konserleri verebilecek kadar yetenekli ve becerikli bir sanatçı idi.  

              Mahmut Ataoğlu başöğretmenimiz ayni zamanda müzik öğretmeni idi. Okulumuzun öğrencilerine mandolin kursu verirdi. Biz o yıllarda sabahtan akşama kadar tam gün eğitim görürdük. Akşam okul bitiminde mandolini olan öğrenciler bir derslikte toplanır, mandolin akortlarını yapmaya başlar ve Mahmut Hoca beklenirdi. 

              Mahmut Hoca kursa başladığında ben kapı aralığından arkadaşlarımın ahenkli, keyifli, müzik şölenlerini dinler ve imrenirdim. İzlediğim kaçamak kurslar beni çok etkiliyordu ve yüreğim mandolin çalma coşkusu ile doluyordu.

              Kararımı vermiştim. Her şeye rağmen benimde bir mandolinim olmalıydı. Tek çekincem rahmetli babamın tutumuydu. Babam, duygusallığını çatık kaşlarının arkasına gizleyebilen, yerine göre güler yüzlü sevecen, yerine göre sert bir insandı. Müzikle, yada benzeri başka bir uğraş ile ilgilenen bir çocuğun okumayacağı endişesini taşırdı hep.( Ben, o günün ilgi çeken resimli romanlarından Teksas, Tom Miks’i bile babamdan gizli, yorgan altında yada ders kitapların arasında okurdum.)

              Kararımı vermiştim. Tüm cesaretimi toplayarak babamdan mandolin istemeye karar vermiştim. Okul çıkışı siyah okul önlüğümü, beyaz yakalığımı çıkarmadan, Sırrı Paşa Caddesindeki, Çifte Fırın’ın yanındaki, Kasaplar Sokağı köşesindeki dükkanımıza gittim.       ( Bugün o caddede ne Çifte Fırın kaldı, ne kasaplar, nede kasaplar sokağı )

              Rahmetli babam bir elinde köylü sigarası, diğer elinde orta şekerli kahvesi ile tezgahın başında oturmuş arkadaşı ile sohbet ediyordu. Bana gülen bir yüzle bakıp ,

              “Hayrola Rüştü bir şey mi istiyorsun?

              Babam mandolin isteyeceğimi tahmin mi etmişti acaba? Hiç kimse ile bu düşüncemi paylaşmamıştım ki !…

              Cesaretim daha da artmıştı….         

              Yavaşça babama yaklaştım.

               Baba, ben mandolin istiyorum… Alır mısın ?....  

                                              *               *                  *

               Sonraları öğrendim ki bu ilginin adına, bu merakın adına “hobi” diyorlarmış. Her zamanki uğraşlarımızın dışında yer alan dinlendirici bir merak. Severek yapılan bir iş imiş.

               1957 yılı çok gerilerde kaldı. Dünya değişti, Türkiye de değişti. Eğitim, bilim, teknoloji her şey değişti. Beklentiler, istekler değişti. Hobi insanlar arasında yaygınlaştı. Seçimlik hale geldi. Hobi seçiminde verilecek doğru bir karar, özellikle çocuklarımızın gelecekteki hayatlarını, kariyerlerini etkiler hale geldi. Meslek seçiminde, yaşam tarzı oluşumunda, arkadaş ve eş seçiminde hobilerin tartışmasız önemli bir yerinin olduğu öğrenildi.   

               Ya büyükler ? Çocukluğundan buyana geliştirdiği, ya da sonradan keşfettiği hobileri sayesinde stresli, tempolu yoğun çalışma şartlarında nefes alma imkanı buldular. Huzuru yakaladılar.

              Benim hiç mandolinim olmadı…..

              Olsun. İnsan isterse başka hobilerinin varlığını keşfedilebiliyormuş.

              Yeter ki siz keşfetmek isteyin.

ATİLLA İLHAN

Geçtiğimiz günlerde bir sitede haber okurken Atilla İlhan’ın bir şiirine denk geldim.

Nasıl, niçin bilinmez ama denk gelip okumamışım.

 Aslında pek bilinen bir şiiri de değil gibi geldi bana.

 Tarzı değişik ama şahane anlamlarla yüklü idi.

 O yüzden  paylaşmak istedim : Buyurun okuyun!

 

İlk Defa Seviyorum

Ben seni bir okyanusun derinliğinde buldum da sevdim
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci
Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde
Seni düşünürken gülüşündeki sıcaklığın içime dolup da
Beni sardığı bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun,siyah saçların yada kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye değil
Fikirlerinle,konuşmandaki güzelliğin ve benim o kor halde yanan yüreğimle sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atışımda vücudumun dört bir kösesine yayıldığını
Beni sardığını her nefes alışımda ciğerlerime işlediğini bilerek sevdim
Seni kış gecelerinin o soğuk yatağında birlikte uyuyup beni ısıttığın
Yaz sıcağında uyuyamayıp sıkıntılarım olduğun
Ve rüyalarımda buluştuğumuz gecelerde sevdim 
Seni ellerinden tutup kanımın kaynadığı
Kalbimin yerinden fırlayacağını hissettiğim anlarda
O ıslak dudaklarınla beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim

Ben seni o sensiz anlardaki bos ve değersiz geçen dakikalarda
Kayıp zamanlarımızda,seni arayıp bulamadığım
Çaresizlik içinde olduğum,içki sofralarını dost bildiğim anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramızdaki kilometreler nasıl çoksa
Bende seni o kadar yoğun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan ateşin ile
Zihnimde oluşan hayallerin o ay parçası çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki ışıltıyı göreceğim anları beklerken
Kalbimin yanıp tutuştuğu anlarda
Gelip o bu ateşi alevlendirerek
Bana sarılarak beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim

Korkuyorum!
Hakkettiğin mutluluğu sana verememekten korkuyorum.
Seni beni sevdiğinden fazla sevememekten korkuyorum.
Senin sevgine layık olduktan sonra başkaları tarafından o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum.
Seni kazandım derken kaybetmekten korkuyorum.
Aramızdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.
Senin kalbini daha fazla kırmaktan korkuyorum.
O temiz ve masum göz yaslarını daha fazla akıtmaktan korkuyorum.

Evet korkuyorum;
seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten
Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.
Yada yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.
Uçurumun kenarında yalnız kalmaktan korkuyorum.
Dostluğuna doyamadan uluorta yalnız kalmaktan korkuyorum.
Yüreğimdeki o ince sizinin bir gün çoğalmasından ve beni sarmasından korkuyorum.
Sevgi denen güzelliğinin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.
Dostluğun ölüp yerine nefretin yeşermesinden korkuyorum.

Korkuyorum evet;
seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten
Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kıyamıyorum uzaktan seyrediyorum çünkü;
Seni daha fazla incitmekten korkuyorum.
Ömründe yasadığın mutluluğu huzuru sana yaşatamamaktan korkuyorum.
Sana kalbimden fazlasını verememekten korkuyorum.
Sonunda sana gözyaşından başka bir şey bırakamamaktan korkuyorum.
Seni sevmekten değil;
dostluğunu suiistimal etmekten,
Seni kaybetmekten ve değerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap verememekten korkuyorum.
Belki de çok fazla korkuyorum

ÇÜNKÜ; BEN ILK DEFA SEVIYORUM


Hiç utanma yok bunlarda 

Dilipak diye bir yazar var. Dilipak mı kara mı çamur mu belli değil, bir çok yazısında Ata’ya Cumhuriyete hakaretler gırla gidiyor.

 Adnan Hoca denilen sahtekarla ilgili bizler uyarırken bunların tümü yağ çekiyordu.

Şimdi çıkmış Adnan hocanın arşivi bizi vurur süreci iyi yönetmezseniz sizi vurur diyor.

Korku dağları sarmış Merak etmeyin diğer kasetler gibi bunları da yalanlarsınız olur biter.

 Ama yazıyı dikkatli okuyunca aman ha ne yapıp edip  bunların arşivini ele geçirin veya servis ettirmeyin diye sızlanıyor.

 Buyurun Dilipak olmayan yazarın yazısının o bölümü : 

xxx

Adnan Oktar yakalandı ya, benzerlerini ve bunların tuzağına düşen fuhuş bataklığında debelenen siyaset, bürokrasi, sermaye ve STK içindeki gaflet sahiplerinden de söz edeceğim, bu “Cemaat” denilen yapıların nasıl kontrol altına alınması gerektiğinden de. Bunları kendi haline bırakırsanız hepsi birer FETÖ’ye de dönüşebilir.

Siyaset, bürokrasi “nefs muhasebesi”, yani “otokontrol” yapmıyor da, bunlar yapıyor mu sanıyorsunuz. Bunların bazıları masumiyet iddiasında ve kendilerini nebilerden üstün gören zavallılar. İnsanlar da bunların peşine takılmış gidiyor.

"Kaş yaparken göz çıkarmamamız gerekiyor"

Sanırım daha çok yazmak için daha çok okumam, çalışmam ve daha az gezmem gerekiyor. Şu konferanslara en azından bir süre ara vermem gerekiyor. Kitlelere hitap etmek değil, küçük gruplarla istişare etmem gerekiyor. Birbirimizi anlamamız, dinlememiz gerekiyor. Kaş yaparken göz çıkarmamamız gerekiyor. Unutmamak gerekir ki, bir yandan “ameller niyetlere göredir”, ama aynı zamanda “cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir.”

Bakın uyarıyorum: Türkiye, siyasi, iktisadi, dini, sosyal, fikri anlamda çalkantılı bir döneme giriyor. Sabırlı olacağız. Artık övünmeyi, dövünmeyi bir kenara bırakalım da, aklımızı başımıza toplayalım.

"Bu iş döner sizi vurur"

 

Adnan Oktar’ın arşivi patlarsa, her kesimden birçok kişinin canı yanar onu söyleyeyim. Henüz arşiv ele geçirilmedi deniyor. Arşiv yurtdışında host edilmiş, ama yabancı istihbarat örgütleri bunları servis edebilir ya da bunları şantaj için kullanabilir. Yani bu arşiv her halûkârda birilerinin ipini çekmek, ya da birilerini kullanmak için kullanılacak. Hayırlı bir iş yaptınız, süreci yönetemezseniz, bu iş döner sizi vurur.

 ADNAN SAHTEKARI!

Ömrümüz bu sahtekarları yazmakla geçti, devlet seyretti

 

Medyanın yavşaklığı her konuda sürüp gidiyor.

Ulan sanki sahtekar  ne olduğu belli olan Adnan Hoca’yı yeni tanımış anlamış gibi yazılar yazıyor ünlü yazarlar !!!

 Magazin yazarlarının bir çoğu tam bir satılık köpek şerefsiz.

 Adnan hocadan yallandıklarını unuttular, Adnan hocanın da müritleriyiz demeye getirdikleri yazıların unutulacağını zannediyorlar.

Öyle pespaye şerefsizlik var ki ortam da ulun bu kadar nasıl olur bile denemiyor?

Yıllardır sahtekar bunlar düzen adamı  para seks, uyuşturucu ve her türlü ahlaksızlık bunlarda mevcut kim lan bu iki kitap yazmış ( kitapların hepsi sağdan soldan araklama ile  doldurulmuş) derken taşra da bizi dikkate almayan İstihbarat, polis!!! Medya ha bire ara gazı verip pompalıyorlardı bu ne olduğu belli olmayan adamları.

xxx

Yıllar önce Medyum Memiş  Ulubey cezaevinde yatarken Hürriyet’ten bir telefon geldi. O zaman hürriyet’in Ordu muhabiriyim. İsmini vermeyeyim o zamanın yazı işleri müdürü geleceğini yardımcı olmamızı ve Memiş’i ziyaret edeceğini söylemişlerdi.

Yazıişleri müdürü gelmişti  Cezaevi savcısı , müdürü hazır olda bekliyorlardı.

 Memiş ise isteratgahında her türlü konfor ile sözde hapis yatıyordu.

 Çalgılı çengili, içkili eğlenceleri bırakın istediği zaman cezaevinden çıkıp  istediği yere bile gittiği söyleniyordu.

Hala akıllanmayan devlet Fetö metö Furkan, Adnan derken bir taraftan da Menzilcilere, Süleymancılara ve diğerlerine imtiyaz tanıyor.

Yıllar önce Fetö’yü yazarken bize küfür edenler, efendi hazretlerini !!! savunanlar şimdi yanıldık , yanıltılmışız diyorlar.

Yanılmakta ve yanıltılmakta üstünüze yok.

 Hatta bazıları hala onlarla kol kola.

 Biz yine yazalım.

 Ömrümüz yeter yetmez ama bir gün birisi bu yazıyı okuyup, ulan adamların hayatı uyarmakla geçmiş Devlet seyretmiş diye tarihe not düşer…

VALİLERE YETKİ !

OHAL sonrasına ilişkin önemli düzenlemeler içeren kanun teklifi, bugün Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başladı. İlk kanun teklifi komisyonda kabul edildi. Teklifte, valilere geniş yetkiler içeriyor. 

Geçici maddeler hariç 18 maddeden oluşan teklifte, valilere, “kamu düzeni veya güvenliğin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hallerde, 15 günü geçmemek üzere, ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışı sınırlama yetkisi” dikkat çekiyor. ‘Askeri mahallere’ girişte ve çıkışta detektörden geçme şartı getiriliyor. Eğer detektör sinyal verirse üst arama koşulu da bulunuyor.

xxx

Bu haberi okunca uzun yıllar önceye gittim.  12 Eylül darbesinin sonra sözde normalleşme adımları atılıyor Ordu’ya Vali Necati Çetinkaya atanıyor o arada olağanüstü hal yasası devreye sokuluyor.

 Gazeteci olarak az buçuk neler olabileceğini biliyoruz.

             Çamsan ilköğretim okulu yapılması için çalışmalar yapılıyor.

 Çamsan’dan bir iki kamyon sunta inşaat alanına getirilerek depolanmış.

 Ancak üstü kapatılmadığı için yağmurda zarar görüyor.

 Bizde bunu haber yaptık Karadeniz 52 gazetesinde.

 Gazeteye bir telefon  Ben Vali Çetinkaya, hani hazırlıklı olmasak ne diyon len diyeceğiz. Buyurun sayın Valimiz dedik. Siz dedi nasıl böyle bir haber yaparsınız. Ben oraya o suntaları denetmek için koydurdum ne demek çürümeye terk edildi  filan falan. Tabi kem küm derken, Siz dedi benim yetkimi biliyor musunuz. Sizi Giresun’a sürerim zorunlu ikametgaha tabi tutarım dedi.

Çetinkaya ile ilgili yazılacak çizilecek çok şey var ama ben tek bir şey söylüyorum Hakkımı hiçbir zamsan helal etmeyeceğim.

 Neyse konuyu uzatmayalım.

Mevcut gazetecilerin yüzde 99 ‘u canını sıkmasın.

Ama bilin istedim.

Valilerin yetkisi çok!!! 


SAĞCIDAN SOLCU OLMAZ!!!

 Solcudan sağcı olur da sağcıdan solcu olmaz!

CHP’nin yıllardan bu yana Baykal ile başlayan ve Kılıçdaroğlu ile sürüp giden sağsa yakınlaştırma projeleri sonunda meyvelerini iyice vermeye başladı.

Yıllardır İlhan Kecisi, Mehmet Bekaroğlu , Sezgin Tanrıkulu gibi isimlerin bu parti de ne aradığını sorup zarar verdiklerini dillendirmemize karşın ısrarla CHP’yi  bir açmaz içine sokanlar sonunda muratlarına ermiş bulunuyorlar.

            Daha önce de ayni tür yalakalıkları  yapan sağ soylu Kesici  uyarıyı bırakın tekrar tekrar aday gösterilerek ödüllendirildi. Kılıçdaroğlu tarafından son olarak Cumhurbaşkanlığı adaylığı düşünülen, İnce’nin çıkması ile yolda kalıp yine bildik numaraları yapıp demeçler veren Kesic,i son olarak şöyle haber oldu :

xxx

CHP'nin olası cumhurbaşkanı adayları arasında adı geçen CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, kişisel sosyal medya hesabından paylaştığı bir mesajla Erdoğan’a destek verdi.

Paylaşımında “kutlama” mesajının yanı sıra Erdoğan’ın Meclis’teki yemin töreninden karelere yer veren Kesici, "Cumhuriyetimizin 3. Dönemi 09.07.2018 tarihi itibariyle Sayın Devlet Başkanı-Cumhurbaşkanımızın TBMM’de yemin etmesiyle başlamış bulunmaktadır. Allah vatanımız, devletimiz, milletimiz ve halkımız için hayırlı uğurlu etsin. Devletimiz ve Cumhuriyetimiz ilelebed payidar olsun" ifadelerini kullandı.

Kesici’nin, mesajında Erdoğan için “başkan” unvanını tercih etmesi dikkat çekti ve sosyal medyada tepkiler aldı.   

xxx

İşin Türkçesi şu her seçimde biraz daha oyları düşen CHP  lideri,  danışmaları ve genel başkan yardımcılarına seslenen bir grup var.

Duyuyorlar mı bilemem.

Dedikleri şu “yerel seçimlerde görüşürüz!!!”

SORUN YOK!

 

Ordu'nun Kumru ilçesinde yaşayan 88 yaşındaki Vesile Avuçga'nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi kazandığını öğrenince 3 gün şükür orucu tuttuğu öğrenildi.

İlçenin Yenidivan Mahallesi'nde yaşayan Vesile Avuçga, 24 Haziran seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi kazandığını öğrenince 3 gün şükür orucu tuttu. Bunu öğrenen mahalle halkı kendisini tebrik ederken konuyu öğrenen AK Parti Kumru İlçe Başkanı Aydın Çavuş, Vesile nineyi ziyaret etti. Vesile nine, "Ben gençliğimde ekmek bulamadığım, çaputtan elbise dikip giydiğimiz günler oldu. Allah Cumhurbaşkanımızdan razı olsun. Onun kazandığını duyunca 3 gün şükür orucu tuttum. Allah devlete zeval vermesin" diye dua etti.

AK Parti Kumru İlçe Başkanı Aydın Çavuş ise, "Vesile ninenin 3 gün şükür orucu tutması bizi derinden duygulandırdı. Bizlere, Nene Hatun, Halide Onbaşı, Nezahat Onbaşı, Şerife Bacılarımızı hatırlattı" dedi.

xxx

Haber böyle…

 Ne diyelim Allah kabul etsin.

 88 yaşında ve sağlıklı olduğuna göre Allah nice oruçlar nasip etsin.

AKP ilçe başkanın söyledikleri de çok önemli ve çok duygulu!!!

Yaşlı ninenin   çocukları , torunları var mı bilemiyoruz.

3 gün şükür orucu tuttuğuna göre her hangi bir sıkıntıları yoktur demek ki ?

Ah keşke benim de çeliğimin çocuğumun, torunlarımın . akrabalarımın sıkıntısı olmasa da 16 yıldır başımızda olan Erdoğan için bende 30 gün şükür orucu tutsam…

BOYAMA!!!

            Balıkçıdan, kahveciden kamera koymasını istersin.

Tarihi binaya ne bekçi koyarsın ne de kamera…

Kendini bilmez sözde insanlar gelir istedikleri gibi boyarlar , kirletirler.

 Sonrada temizletmek ve restorasyon için çalışma başlattık kamera koyacağız diye beyanat verirsin.

Yeni değil mi önce dış cephe duvarlarını bölgede bulunan evlerin duvarları sürekli boyanıp çeşit çeşit yazı yazılırken,  Kilisenin dış cephe ana duvarı aylardır boyalı ve yazılı kalmışken birilerinin ne oluyor demesi ile harekete geçen zihniyetten bir şey bekleyemezsiniz.

Geç de olsa yapılacak çalışmaları bekliyoruz.

Ha aklıma gelmişken martı apartmanın yanında bulunan tarihi çeşmeler 4 yıldan bu yana açıklama yapmanıza rağmen el değdirilmedi.

Harap bir  şekilde gün geçtikçe yok olmaya devam ediyor.

Bu yazı sonrası da oraya bir el atarsanız biz görevimizi yapmış oluruz!!!

( DİP NOT : SİZ HAKİKATTEN ÇOK SAFSINIZ YA, FITRAT’TA OLANLAR İÇİN YAS TUTULMAZ. MUHTEŞEM TÖRENİMİZ VAR BUGÜN!!!)

 

Sen iyi ol, ben öleyim 

Anlamadın, anlamazsın

Yüreğimden kopanları ne sen anlayabilirsin ne bir başkası.

Hep suçlandım hep sorumlu tutuldum.

Sen ve senin gibiler önce yargısız infaza tuttular beni.

Sen ve senin gibiler sonra ipe çekmeye çalıştılar,

İpini iyi yağla korkarsam namerdim.

Ayağımın altında duran kütleye cesaretin varsa sen vur.

Gam yerse yürek lanet olsun.

Ben ne yaptım sana söyle  de gideyim.

Hiç mi vicdanın sızlamadı ben bir yerlerde Allah’a yalvarırken,ağlarken sen bana ilenirken,

Hiç mi vicdanın sızlamadı benim bu kadar acıları çekerken yüreğimi darmadağın edecek sözler söylemene .

Olsun be gülüm olsun derdim ben de içime atardım.

İçime attığım yaktı beni kül etti.

Yeniden doğacağım elbette  anka  kuşunun küllerinden yeniden doğarak, seni benden nefret et sen benden iğren.

Yeter ki sevdiğimi unutma.

Yeter ki bu adamın yüreğinin kanadığını,. İçine irin irin acılar aktığını.

Sen böyle ol, ben kötü olayım.

Sen iyi ol, ben öleyim.

(  Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımın yayınlamayan bölümlerinden ) 

 BEBEK    

 Anne idi...

            Yedinci çocuğunu  doğururken, yaşamını yitirdi... Doktorlar  ölen annenin karnındaki bebeği kurtararak dünyamıza getirdi...

            Hemşireler,  ölen annenin geride kalanlarının çocuğa sahip çıkmayışına inat, sahiplenerek “bebek” adı verdiler bebeğe...

            Anne öldü, yerine anne adayı  olabilecek bir kız çocuğu dünyaya merhaba dedi...

            O büyüyecek, o isyan edecek, o gülecek... Eğer yaşarsa tabi...

            Yaşarsa tabi, bir mal gibi satılmamalı , 30’unda  yedi  çocuk annesi olmalı...

            Gözlerini yalancı dünyaya her şeyden bi haber açan “bebek” bebek...

            Sen Türkiye’nin gerçeği, sen Türkiye’nin geleceğisin.

            Bebek, sana sesleniyorum, duymasan da beni!

            Senin gibi bebeklerin ölümü kayıtlara bile geçmiyor...

            Bebek, bebek... Ölümü sana yakıştıramam...

            Yakıştıramam sana  gülümsememeyi...

            Bebek, bebek... Yanlış bir yerde dünyaya gelsen de, büyü bebek, büyü ki, ne anneler ölsün, ne de bebekler...

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

ŞURAYA BAZI ŞEYLER KOYUYORUM

Şair Birhan Keskin’in güzel bir yazısını okudum tesadüf eseri.

Kendisini de bu yazı ile tanıma fırsatı buldum. Kısaca tanıtmak gerekirse ; 22 Aralık 1963 tarihinde Kırklareli'nde dünyaya gelen Birhan Keskin 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi.

İlk şiiri 1984 yılında yayınlanan şair 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.

Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalışan Keskin, Gülten Akın'ın ardından Altın Portakal Şiir Ödülü'nü kazanan ikinci kadın şairimiz oldu. Ayrıca Sema Kaygusuz'un Karaduygun adlı öykü kitabında yer alması nedeni ile, Türk edebiyatında ilk kez bir şair olarak, bir kitabın kahramanı oldu.

İşte sizinle paylaşmak istediğim yazısı :

 

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun.

Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!

Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.

Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.

Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkinti otu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun.

Birhan Keskin

 

 

BİR ŞİİR VE BİR ESER

       Bu şiiri neden Atatürk’ün ısrarla sahile konmayan ışıklı panosu ile birlikte yayınladığımı düşünen olabilir.

            Düşünmesinler fazla düşünmeye gerek yok.

Düşünenler için konulmuştur. Düşünmeyenler şiiri de okumasın. Hatta  fotoğrafı görmediğini var saysın!!

 

ANADOLU 

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, 
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

AHMET ARİF


Okur Yazar Yazdı: “ Ey Türk Gençliği”


Birinci vazifen, bol retweet yaparak Türkiye gündemini belirlemek, Türk twitter trend topic listesini, ilelebet dünya gündemine sokmaya çalışmak ile birlikte facebook üzerinde sahip olduğun sayfaların, kendi profilindeki takipçilerin sayısını müdafaa etmek ve arttırmaktır. 

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli sosyal medyadır. 

Tabletlerin, telefonların ve bilgisayarların senin, en kıymetli hazinendir. En keyifli anında bile seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek; insanlar, şarj, priz, batarya ya da elektrik sıkıntıları adında bedhahların olacaktır. Bir gün, twitter trend topic listesini ya da facebook sayfanı müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın yerin, ev mi, tuvalet mi, bar mekanı mı, arkadaş ortamı mı, seyahat mi olduğunun imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! 

Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. Şifreni ele geçirmeye çalışacak düşmanlar, sayfalarını hacklemeye takipçi listene göz dikmeye çalışabilirler. Bütün sosyal medya kullanıcıları arasında emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. 

Cebren ve hile ile tt listesi; directionerler, troller, hackerler tarafınca bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün hesaplarına girilmiş, bütün sayfa ve profillerin çalınmış ve memleketin sosyal ağlarının her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. 

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, sosyal medyanın dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu sayfa sahipleri ve takipçi satan kişiler şahsî menfaatlerini, müstevlilerin kirli emelleriyle tevhid edebilirler. Twitter listesi; sayfan ve takipçilerin, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! 
İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; bol retweet yaparak Türkiye gündemini belirlemek, Türk twitter trend topic listesini, ilelebet dünya gündemine sokmaya çalışmak ve facebook üzerinde sahip olduğun sayfaların, kendi profilindeki takipçilerin sayısını müdafaa etmek ve arttırmaktır. 

Muhtaç olduğun kudret, tabletlerinde, telefonlarında, bilgisayarlarında ve damarlarındaki asil kanda mevcuttur !

(Yukarıda ki yazı Okuryazar adlı internet sitesinden alınmıştır)

OY VERMEDEN ÖNCE BU YAZIYI OKUYUN!!!

MHP eski milletvekili Özcan Yeniçeri geçtiğimiz gün Yeniçağ gazetesinde ‘ Utanmadan oy isteyecekler ‘ başlıklı bir yazı yazdı.

Sandığa giderken bile acabaları olanlar okusun diye  buradan paylaşıyorum.

xxx

 

On altı yıldır ülkeyi yöneten AKP zihniyeti her alanda toplumda onarılması imkânsız hasarlar bırakmıştır. AKP ile birlikte bütün kavramlar, değerler ve ilkeler altüst olmuştur. 

Toplumun bir kesimi ötekileştirilmiş diğer kesimi ise yandaşlaştırılmıştır. AKP'nin iktidar yılları insanların kutuplaştırıldığı, birbirlerine kin ve öfke ile bakar hale geldiği yıllar olmuştur. AKP iktidarı Türkiye'yi yandaşları için her türlü günahın serbestçe işlendiği bir galeriye dönüştürmüştür.

                Mezhep ve etnik bölücülük!

Bir patlama sonrası katledilen 52 yurttaşın arkasından "Reyhanlı'da 52 Sünni öldü" diyerek, Gezi olayları sırasında ölenlerin "Alevi" olduğuna vurgu yaparak, Yargıtay'daki hâkimin "Alevi" olduğuna dikkat çekerek her şeye mezhep temelli bakmak bu dönemin ürünüdür.

Dahası AKP iktidarı "evde tutmakta zorlandığımız yüzde elli ile dışarıda olan yüzde elli" olarak toplumu karpuz gibi ikiye ayıran bir kutuplaştırma anlayışı da bu dönemin belirleyici karakteristiğidir.

"Başı örtülü bacımız" dediler ama 'başı açık bacımız' diyemediler.

Toplumu tutkal gibi bir arada tutan ortak yanlarını değil birbirinden ayrı olan yanlarını adeta kutsadılar.

Camiyi, kışlayı, okulu, adliyeyi siyasetin odağı haline getirdiler.

Gerekli gereksiz, zamanlı zamansız her yerde "Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Roman vb.." kavramlarını kullanarak toplumu etnisitelere göre atomize ettiler.

Ne istedilerse verdiler. Mezardakileri hep birlikte kaldırarak referandumda evet oyu kullandırdılar. Ergenekon davalarının savcısı oldular.

 FETÖ'yü devletin derinliklerine sızdırdılar.

Kozmik odaya birlikte girdiler.

Sonuçta FETÖ'yü devlet içinde devlet haline getirdiler.

FETÖ, zamanın MHP'sine ve Baykal'a kaset operasyonları yapınca "ne özeli bunlar geneldir genel" diyerek siyaseti siyaset dışı yollarla dizayn ettirdiler.

17-25 Aralık'ta bu büyüttükleri karga "ayakkabı kutularındaki dolarlarla evlerdeki para sayma makineleriyle" gözlerini oyunca "yandım Allah" diye bağırdılar.

15 Temmuz darbe girişimi iktidar tarafından beslenen bu tosuncukların CIA ile birlikte iç savaş çıkarmak amacıyla başvurdukları bir girişim olarak tarihin sayfaları arasındaki yerini aldı.

Sonra da güçlüyü değil güçsüzü, tepedeki FETÖ'cüleri değil tabandakileri, damatları değil garibanları içeri tıktılar.

PKK'yla çözüm süreci suçunu işlemek!

PKK'yı muhatap alarak terör örgütüne devlet muamelesi yaptılar, devleti ise terör örgütü seviyesine düşüren çözüm sürecini başlattılar.

Oslo'da devleti ayağa düşürdüler.

Habur'da yargıyı rezil ettiler.

Dolmabahçe'de eli kanlı terör elebaşısından akıl aldılar.

Askerin elini kolunu tutup PKK'nın kentlerde hendek eşmesine, haraç toplamasına, çadır mahkemeleri kurmasına sebep oldular.

Ne kadar aklı tartışılan adam varsa onları "Akil Adam" sanıp toplumun üstüne saldılar.

Barzani'yle Diyarbakır'da "Megri... Megri" şarkıları söylediler.

Sorun çözmek için yola çıktılar sorunun parçası haline geldiler.

Aynı şeyi uluslararası ilişkilerde de hem yaşadı hem de yaşattılar.

Kıbrıs'a kırk yıllık çözülmeyen sorun olarak baktılar. "Çözümsüzlük çözüm değildir" diyerek Annan Planı'nı kabul ettiler.

Ermenistan'la "yüz yıllık tarihi sorun tarih oldu" diyerek Zürih Protokollerini imzaladılar.

"Emevi Camii'nde namaz kılmak" iddiasıyla yola çıktılar, Süleyman Şah Türbesini sırtlanarak taşıdılar.

Suriye'den de üç buçuk milyon göçmen kabul ettiler.

BOP'a eş başkan, Zarrab'a yoldaş oldular.

Tepesinde tepelendikleri cumhuriyeti kuranları "iki ayyaş" olarak ilan ettiler.

AKP ile Türk olmaktan kurtulduklarını, Cumhuriyeti "90 yıllık reklam arası", Abdülhamit Han ile Tayyip Bey arasını ise "duraklama dönemi" olarak ilan ettiler. "Milliyetçiliği ayaklarımızın altına alıyoruz" dediler.

 

Aldılar, sattılar bu arada köprü ile yol da yaptılar. Şimdi de kıraathane ile millet bahçesi yapacaklar. Orada halk kek yiyip mutluluktan yuvarlanırken kendileri de milletin sarayında "Eyy Millet!" diyecekler. Utanmadan oy isteyecekler!

Nasihat!
Bu günlerde bazılarının (bunun içinde biz de dahil!) nasihatlere ihtiyaç duyuluyor.
Aklı, fikri, okuması olan herkesin bu konuda okuyacağı kitap, bulacağı kaynak çoktur.
Hazret-i Ali'nin zamanımıza kadar gelen en güzel öğüt ve nasihatleri oğlu Hazret-i Hasan'a verdiği öğütlerdir. Hazret-i Ali'nin hutbe, mektup, emirname ve özlü sözlerinin yer aldığı başta 450 Nehcü'l-Belağa olmak üzere bir çok kaynakta bulunabilir.
Her bir konu için oğula verilmiş nasihatleri buradan yazmak mümkün değil. Merak edenlerin internet yolu ile bulup okuması gerektiğine inandığım nasihatlerden bazılarını burada sizinle paylaşıyorum.
Herkesi kendin gibi bil
Ey oğul!
Kendini başkaları için ölçü kabul et. Diğer insanları tıpkı kendin gibi tut.
Kendi nefsin için istediğin şeyi başkaları için de iste.
Kendi nefsin için sevmediğin şeyi başkaları için de sevme.
Kendine iyilik yapılmasını istediğin gibi başkalarına da iyilik et.
Başkalarında kötü gördüğün şeyi kendin için de kötü gör.
Başkalarına yaptığın şey kadar sana da yapılırsa ona razı ol. Yaptığından fazlasını isteme.
Sana söylenmesini istemediğin şeyi sen de diğerlerine söyleme.
Başkalarının seni nasıl görmesini istiyorsan, sen de başkalarını öyle gör.
Haram ne kötü yemektir
Ey oğul!
Haram ne kötü yemektir. Güçsüzlere zulüm, zulmün en çirkinidir. Tecrübe ettiğin şeylerin hayırlısı sana ibret verendir. Alçak tabiatlı yardımcılarda, kötü zan sahibi dostlarda ihtiyar ve irade yoktur.
Sakın inat bineği sana üstün gelmesin.
Şu esaslara riayet et
Ey oğul!
Sana söyleyeceğim sekiz husus var ki, bunları aklından çıkarma:
1. En büyük zenginlik akıldır.
2. En büyük vahşet kibirdir.
3. En büyük fakirlik ahmaklıktır.
4. En büyük meziyet güzel ahlâktır.
5. Ahmaklarla asla dostluk kurma. Çünkü o sana faydalı olayım derken zarar verir.
6. Yalancılarla dostluk kurma. Çünkü onlar sana uzak olanı yakın, yakın olanı da uzak gösterirler.
7. Cimri insanlarla yakınlık kurma. Çünkü cimri adam ihtiyacın olan şeyi bile senden esirger, vermekten çekinir.

SARHOŞUM DİYE AYIPLAMA  

Sarhoşum diye ayıplama beni,
Bende bir insanım senin gibi,
Bir gün şair Ümit Yaşar’ın dediği gibi’ Yaralı ve yenik bir asker gibi toprağa düşersem unutma, insan sevebildiği kadar insandır, insan sevdiği kadar insandır’
Yüreğimin yangınını bilsen, çaresizliğimi, umutsuzluğu ve sevdiğime ulaşamamayı..
Anlarsın belki beni.
Anlarsında geç olur gülüm, belki de çok geç…
Ben bir uzak denizciyim yaşamın ortasında, sığınacak limanım sen oldun belki de farkında değilsin.
Sen o kadar büyüksün ki; senin limanına sığınacak o kadar gemi varken, uzak yollardan gelmiş yorgun, bezgin, aşkın son noktasını bulmuş bir gemiyi limanına alamazsın ki…
Haklısın gülüm bırak yorgun ve yılgın bir gemi ve onun kaptanı kendi acizlikleri içinde çürüyüp gitsin.
Sakın bana palamarını uzatma ben kendi kendime çöker giderim denizin derinliklerine,
Çeker giderim kimsenin haberi olmadan ardımdan gözyaşı dökecek tayfalarım olmadan…
Ama bilirim ki bir uzak limanda bir sevgili benim için ağlayacaktır.
Bilirim ki o garip denizci Denizkızının kollarında sonsuza kadar uyacaktır.
( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımın yayınlanmayan bölümlerinden )

Bu video, bu sözler unutulmaz!!! 

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı ve 1. Bölge Milletvekili Adayı Dr. Abdullah Sevim sosyal medya hesabından yaptığı bir konuşmadan derlenen bir video yayınladı.
Belki birileri için pek bir şey ifade etmeyebilir. 
Ama inanın bu seçime damga vuracak sözler ve vurgulamalar var.
Seyretmek isteyenler için videonun linkini buraya bırakıyorum, sözlerini de aşağıda paylaşıyorum:
https://www.milligazete.com.tr/video/1559671/abdullah-sevimden-tuyleri-diken-diken-eden-unutmayin-kardesim-videosu

"Unutmayın kardeşlerim. Bu seçim 40 yıllık esnaf dükkanını kapatmak zorunda kalan Ali amca ile paradan para kazanan rantiyeciler arasındadır. Bu seçim şeker fabrikalarını satanla, nolur satmayın diye mücadele edenler arasındadır. Bu seçim çocuğu üşümesin diye saç kurutma makinesini açıp çocuğuna veren sonra da yan odada intihar eden Emine Akçay kardeşim ile yandaşlara kömür dağıtanlar arasında olacaktır. Bu seçim bir türlü atanamadığı için intihar eden Merve Çavdar kardeşim ile devletin imkanlarını sömürenler arasında olacaktır. Bu seçim köy yolu kapalı olduğundan oğlunu hastaneye yetiştiremeyen ve cansız bedenini 16 kilometre taşıyan Muharrem Taş kardeşim ile aya dört geliş dört gidiş yol yapma soytarılığını dile getiren taş yürekliler arasında olacaktır. Bu seçim üç yüzü aşkın emekçi maden işçisi arkadaşına mezar olan, Soma Madeni'nden çıkarıldığında sedyeye binerken "çizmelerimi çıkarayım mı?" diye söyleyen Murat Yalçın kardeşim ile "böyle ölümler bu işin tabiatında var" diyen kibir kulelerinde oturan beyefendiler arasındadır. Bu seçim mazlumla zalimin, bu seçim ahı olanlarla ah alanların, bu seçim suskun ile sesi çok çıkanların, bu seçim Allah'a kul gayrında hür olanlarla; güce, makama, şöhrete tapanların seçimi olacaktır."

 SIKINTI MI VAR ? 

Haber ajanslarının geçtiği haberlere bakıyorum  yüzde 90  AKP birinci sıra adayı Şenel Yediyıldız’ın seçim çalışmaları ile ilgili.

AKP’nin diğer adaylarının haberlerine ise tek tük rastlıyoruz.

Herhalde hiç hesapta yokken Cumhurbaşkanı tarafından Ordu birinci sırasına konulan Yediyıldız’ın seçilmesi yolunda önemli bir ittifak var.

Haberlere bakınca gerisinin boş verildiğini görüyoruz.

 Geçenlerde  kulağıma fısıldayın AKP yöneticisi nasıl bu lise ile dördü alabilir miyiz dedi.

Yani diyor ki 3 garanti de 4 belki olur?

Söylediklerinden onu anladım.

Artık Yediyıldız kendi yerini garantilemek için Bir gece gelen ansızın emir ile birinci sıraya kondum şükür Cumhurbaşkanımıza demeye devam ettiği sürece kendi yeri garanti.

Gerisini diğer adaylar düşünsün!!!

GEÇMİŞ,GEÇMİŞ DEĞİL !!! 

AKP’lilerin  Cemaat geçmişi  biliniyor, nasıl arkadaş oldukları nasıl kol kola gezdikleri.

            Ama ne yazık ki siyasi ayak bir türlü ortaya çıkmıyor. Çıkartılmıyor.

Herkes biliyor herkes anlıyor ama ne yazık ki  CHP Fetöcu oluyor da diğerleri üstüne toz bile kondurmuyor.

Arşivler ortada.

Bunları tartışırken Ekim 2016 tarihli bir haberi önüme koydu.  İyi partili bir arkadaş.

Akşener’i  Fetöcü ilan edenlerin başında gelenlerden bir tanesi  MHP Ordu Milletvekili  Cemal Enginyurt dedi.

 Zaten MHP’lilerin çoğu bu damgayı vurmak istiyor ama geçmişleri kendilerini bırakmıyor diye ekledi.

Bana da  verdiği notu paylaşmak düşüyor :

 

Beyaz TV'de yayınlanan bir televizyon programına katılan Cemal Enginyurt, FETÖ için "Ben diyorum ki; Fethullah Hoca cemaati bu memlekette düzgün, ahlaklı bir şekilde hizmet etmek isteyen, bu memleketin dışında Türk Devletini, Türk Bayrağını, Türkiye Cumhuriyeti’ni yüceltmek isteyen insanların güzel hizmetler yaptığı, güzel bir yerdir” ifadelerini kullandı. 

“BİR GECE ANSIZIN GELEN EMİR”  

Lafı uzatmaya gerek yok . bir gece gelen ansızın emir ile Ordu AK Parti birinci sıra adayı olan Şenel Yediyıldız Ordululardan destek istiyor.

Ordululara hiçbir şey sormayanlar Ordu merkezden bir AKP’li aday koymayanlar ( BBP’liden bahsetmiyoruz)  gelen emir ile size emir veriyor ve destek istiyor.

Okuması yazması olan  aşağıda ki konuşmadan ne anlıyorsa bende onu anlıyorum.

Neyi hak ediyorsanız onu size sunuyorlar. Cıbbana devam!!!

"Bir gece ansızın gelen bir emirle Ordu'ya aday olduk. Aday olmadım bir sorumluluk yüklendim. Bu sorumluluğu kaldırabilmek için tüm dostlarımıza ihtiyacım var. Bütün dostlarımın bu sorumlulukta benimle birlikte olarak taşın altına elini koymasını istiyor ve arzu ediyorum. Türkiye zor bir dönemden geçiyor ve belki de Türkiye tarihinin en zor seçimini yapıyor. Hem içeride hem de dışarıda değişik odakların saldırısı ile karşı karşıyayız. Görüyorsunuz ki dolarla, teröristlere silah vererek ve bir kısım kendi içindeki insanları Türkiye'ye gönderip onlarla saldırıyorlar. Bu saldırılara karşı koymanın sorumluluğu için Ordu'ya gittim ve bu sorumluluğu sizlerle paylaşıyorum. Sizlerin desteğine ihtiyacım var, milletvekili olmak için değil, çok rey almak için değil ama memleketin selameti için desteğe ihtiyacımız var"

YALAN, YALAN... 

Bir tarih cami imamının biri Oruç tutmayan teravi namazına gelmesin, oruç tutmayan bayramlaşmasın deyip durmuştu.

Biz de Ramazan günü sürekli yalan konuşanlar ne yapacak diye sormuştuk.

Yanıt alamadık.

 Ama öğrenci yurdunda ki  yanlışları nedeniyle (!) işlem yapılmadan bir günde tarihinde emekliye sevk edilmişti.

Meydana çıkıp dinden imandan Kuran’dan Allah’tan sürekli bahsedenlerin  iftira ve yalan konusunda Ramazan ayı filan dinlemeden son sürat ilerlemesini görünce aklıma bu geldi.

Resmen yalan makinesi olmuşlar.

Allah, kuran diyerek sürekli yalan konuşanlar konusunda arada sırada camilerde vaaz veren  emekli din görevlisi acaba nasıl yorumlar ?

Merak edip duruyorum.

İlk gördüğüm yerde soracağım eğer yanıt verirse sizle paylaşacağım !!!

BÖYYÖK  MÜJDE! 

 

 AKP Genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  Atatürk havalimanın yerine  Millet bahçesi yapacağını açıkladı ve  çok önemli müjde olarak duyurdu.

Bunu çeşitli açıklamalar takip etti.

 Ordu’da geri kalmadı nasıl yapacaksa bilinmez  Ordu 19 Eylül stadyumunun da millet bahçesine dönüştürüleceğini açıkladı yetkililer.

Cumhurbaşkanı açıkladıktan sonra bir şeyler karalamıştım.

 Ordu’da açıklayınca ayni şeyleri tekrar yazayım.

 Milletin yarısı aç yarısı tok. Gençlerin çoğu işsiz.

Siz o millet bahçesinin bir bölümünü ekip dikilecek biçilecek bir alan haline getirinde işsizi fakir fukarası bir şeyler ekip biçer evinde yemek yapar.

En büyük müjde diye sunuluyor millet bahçeleri.

Fabrika yok iş yok istihdam yok üretim yok. Satmadık fabrika bırakmadınız. Şimdi de ülkenin en önemli silah sanayisi olana Aselsan’ı satma peşindesiniz…

Hiç olmazsa dediğim gibi bir kenarını ekip biçmeye ayırın da millet pancar filan yer karnını doyurur.

Ah benim güzel ülkem ahhhh.

 Her yeri beton yaptılar

Bir fabrika bile açmadılar. Millet bahçesini en büyük müjde olarak bizlere yedirmeye çalışıyorlar.

 Ne diyelim afiyet olsun!!!


BEN YAPTIM OLDU !!!

Şimdi şehre kırmızı yeşili parlak ışıklı reklam panoları konulmaya başlayınca levha çirkinliğini yetkililere hatırlatmıştım. Ayrıca bu tür iş yeri levhalarının yola paralel değil cepheye yapışık asılmalı haksız rekabete yol açıyor ayrıca bu tür iş yeri levhası asmak belediyenin aldığı karar gereği yasak demiştim. Yetkililer bakacağız dediler o günden bu güne pavyon sokaklarını aratmayan caddeler ortaya çıktı.
Bir süre önce kavşaklara konulan alaca bulaca renkli ışıklandırmalardan da bahsederek nedir bunun amacı hiç yakışmıyor şehir girişlerinde bu tür ışıklandırmaların ne gereği var bir şeyde çağrıştırmıyor demiştik.
Şimdi Ordu Gözlem adlı internet sitesinde yer alan bir haberi önce okuyalım : 

Ordu Büyükşehir Belediye Meclisi Toplantısı’nda, CHP’li belediye meclis üyesi Hasan Karamustafa, Büyükşehir Belediyesi’nin bazı kavşaklara yerleştirdiği 3 boyutlu görselleri ve bazı yatırımları eleştirerek, “Şu anda gördüğümüz bir şey var. Bozukkale’nin orası ile Mersan sapağı diye tabir edilen yere iki tane cancanlı olan bir şey konuldu. Doğru olduğunu düşünüyor bazı arkadaşlarımız ama bu kadar cancanlı girişe ne olduğunu anlayamadığımız, sizin taahhütleriniz içerisindeki şehrin giriş kapıları mıdır bunlar. Onları da merak ediyoruz. Çünkü orada yanıp sönüyor. 3D ışıklı felan bir şeyler söyleniyor. Ne olduğunu biz anlayamadık. Bizi bilgilendirirseniz sevinirim” diye sordu. Bunun üzerine söz alan Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, kavşaklara yerleştirilen 3 boyutlu ışıklı görselleri meclis üyelerine göstererek, “Arkadaşların beğenmediği görüntüler bunlar. Bizim beğendiğimiz arkadaşların beğenmedikleri bunlar. Tartışılır. Onlar çöplü ortamı beğeniyorlardı zaten. Biz çöpsüz ortamı beğeniyoruz. Durugöl’de çöp vardı ona bir itiraz etmediler. Çöple yaşamaya alışanlar bu güzel görüntüye elbette itiraz edebilir. Buna bir yorum yapacak halimiz yok.” dedi.
….

Başkan soruya yanıt vermiyor. Topu taca atarak başka şeyler söylüyor.

Hiç yakışıyor mu bu tarz ?

Nedir neyi temsil etmektedir.

Neden konulma ihtiyacı gösterilmiştir.

Kaç liraya mal olmuştur.

Ankara’nın eski Gökçek’ini mi taklit ediyorsunuz diye biz de soralım bari.
Tabi medyanın yüzde 90 teslim olmuş bir şehirde bu sorular sorumaz.

Başkanın ben beğendim, biz beğendik kardeşim size ne demesi normal.
Yeni Orduspor ismi konusunda ‘ başkanım nereden buldunuz bu yeni takısını” deyince “ben beğendim” diyerek çıkmıştı işin içinden.

Yani sorun şu; AKP’lierin de sık sık şikayet ettiği durum budur.

Ben yaptım oldu.

Kalmaz bu makamlar kalmaz.

Bak Ankara’nın dinazorlarını, fışkiyelerini yine ayni partinin adamı yıktı ?

 

Bıkmayacağım

 Bal’da şöyle balda böyle.

Bal konusunda Ordu’da en çok yazı yazan adamım. Fındık kadar değerli olan bir ürünü yıllardır etkili hale getiremeyenlere kızıyorum. Yıllardır Arıcılık Enstitüsü olan bir yerde Arıcılar Birliği olan bir yerde hala marka oluşturamamışız hala bir paketleme  tesisi kurup malımızı doğru dürüst pazarlayamamışız ama hala beyanat vermeye devam ediyorlar.

Bu beyanatı verenler Bal konusunda Ordu’da yıllardır bir şey yapmayanlar yapamayanlar konuşmaya devam edeceğe benziyor.

Bu girişten sonra aşağıda ki açıklamayı gönül rahatlığı ile okuyup övünebilirsiniz!!!

xxx

Dünya bal üretiminde Çin’in ardından ikinci sırada bulunan Türkiye’de en çok bal üretilen ili Ordu’da dünya balının yüzde 1’ini üretildiği açıklandı.

 

Açıklamaya göre Ordu’da dünyada 100 ülkeden fazla bal üretiliyor.

 

Arıcılık Araştırma Enstitüsü Müdürü Feyzullah Konak, FAO’nun 2014 yılı verilerine göre dünyada 143 ülkede 1 milyon 510 bin 568 ton bal üretimi gerçekleştirildiğini belirtti. Bal küresel pazarının 2022 yılına kadar 2.4 milyon tona ulaşacağının tahmin edildiğini kaydeden Konak, “2014 yılı itibarı ile Türkiye’nin üretimi 103 bin 525 tondur. 2016 yılında 16 bin 280 ton bal üretimi gerçekleştirilen Ordu’da 2017 yılı üretimi 16 bin 799 tondur. Bu durumda Türkiye’nin dünya üretimi içerisindeki payı yüzde 6.85 iken Ordu ilinin 2017 üretimi ile bu veriler karşılaştırıldığında dünya üretiminde bulunan 100 kg balın 1 kilogramı ilimizde üretilmektedir” dedi.


Ordu’da 100 ülkeden fazla bal üretiliyor

 

İstatistiklere göre Ordu’da dünyadaki 100 ülkeden fazla bal üretimi gerçekleştiriliyor. Yaklaşık 17 bin ton bal üretimi gerçekleştiren Ordu, dünya üretiminde 29’uncu sırada bulunan ve 11 bin 302 ton bal üreten Çek Cumhuriyeti’nden, 9 bin 592 ton bal üreten 30’uncu sıradaki Bulgaristan’dan, 9 bin 450 ton bal üreten 31’inci sıradaki Yeni Zelanda’dan, 9 bin 400 ton bal üreten 32’inci sıradaki İtalya’dan, 8 bin 700 ton bal üreten 33’üncü sıradaki Şili’den ve 8 bin ton bal üreten 34’üncü sıradaki Tayland’dan fazla bal üretiyor.

 

Ordu’nun bal üretiminde geride bıraktığı ülkeler arasında Portekiz, Küba, Mısır, İngiltere, Avusturya, Cezayir, İsviçre, Sırbistan, Pakistan, Tunus, İsveç, İsrail, Japonya gibi ülkeler de bulunuyor.

AKP BİRİNCİ SIRA ADAYI NE DİYOR ?  

AKP Ordu birinci sıra milletvekili adayı Şenel Yediyıldız’ı önce bir tanıyalım :
xxx

1953 yılında , Ordu Kabataş ilçesi Hoşkadem Köyünde dünya’ya geldi. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra, Tokat İmam Hatip Lisesinde eğitimine devam etti. Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde Tıp Eğitimini tamamladı.
Zonguldak ili, Çaycuma ilçesi Karapınar Sağlık Ocağı ilk görev yeridir. Askerlik görevini Yedek Subay olarak Ağrı’da tamamladı…
Tıp eğitimini aldığı Atatürk Üniversitesinde Göğüs Cerrahisi ihtisasını tamamladı.
1990 yılında, İstanbul Vakıf Gureba Hastanesine Uzman Doktor olarak atandı, aynı hastanede 1996-2000 yıllarında Başhekim Yardımcılığı, 2006-2007 yıllarında ise Başhekimlik görevlerini üstlendi.
Ayrıca çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarında aktif görev alan Dr.Şenel Yediyıldız ÖNDER, MÜSİAD ve çeşitli hem şehri derneklerinde aktif görev aldı..
2009 yılında İstanbul da bulunan Ordu il ,ilçe, Belde,Köy ve Mahalle derneklerinin üst kuruluşu olarak kurulan ORDU DERNEKLER PLATFORM’unda Başkanlık görevinde bulundu,
İyi derecede İngilizce bilen Dr.Şenel YEDİYILDIZ evli ve iki çocuk babasıdır…
xxx

Evet tanıdıktan sonra Yediyıldız’ın sosyal paylaşım sitesinde paylaştığı bir şeyi aktaralım 

“Devletin geleceğini siyaset, milletin geleceğini bilgi sağlar. Bilgi siyaseti kuşatmalı münevver ve aydının yerini Türk bilgini almalıdır. Çünkü, osmanlının münevveri ile cumhuriyetin aydını batı kaynaklıdır, mili değildir.Cumanız mübarek olsun. “
xxx

Sayın Yediyıldız ağzınızdan düşürmediğiniz Osmanlı’nın ‘ Münevveri’ ile karşı olduğunuzu her ortamda belirttiğiniz Cumhuriyet aydını nasıl milli olamıyor.
Hadi Cumhuriyet aydınını anladıkta bu ağzınızdan düşürmediğiniz övüne övüne bir hal olduğunuz Osmanlıya neden taktınız ?

Cumhuriyet’i anladık da Osmanlıdan ne istiyorsunuz ?!!

İşin Türkçesi sizin paylaştığınız iletiden pek bir şey anlamadık. Anladığımız tek şey Cumhuriyet karşıtı olduğunuz! Osmanlı münevveri konusunda biraz bizi aydınlatsanız seviniriz!!

ALTIN DOKUNUŞ!!!

Ordu Altınordu Belediyesi Çavuşlar şelalesinin çevre düzenlemesini yapmaya devam ediyormuş.

 Daha önce yazmıştık.

Şelalenin dibine kadar beton döküp bir güzel doğal görüntüyü bozup iş yapanlar  çalışmalar devam edecek diyor.

 Bir gazete çalışmalar devam ederken burası için ‘ Altın dokunuş’ diye başlık atmıştı.

 Altınordu Belediye Başkanı Engin Tekintaş yaptıkları ile övünüyor.

Ama inanın bana bölgenin resmini gören gerçek doğacılar ağızları açık hayretler içinde bölgenin nasıl berbat edildiğine şahit oluyorlar.

Bırakın dokunmayın, doğal yapıyı bozmayın,  oraya ulaşmak isteyen biraz zahmet çeksin. Arabası ile  şelalenin ağzına kadar gelmesin,  O sıcakta dökülen betonun ısısı ile insanlar yanmasın. Doğal kayaları yürüyüş yollarını bozarak bir şey yaptıkların zannedenler ve buna ‘ Altın dokunuş’ diye başlık atanlar azıcık utanmalı.

Ben  bu örnekten başka sıfıra kadar beton dökülmüş bir şelale ortamı görmedim.

            Ne yazık ki bu çirkinlikle övünen yerel yönetimiz ve medyamız var ! 

GÖZLERİMİ BAK…

Ne bu hayret, hiç sevmeyecek miydin?

Hiç sevilmeyecek miydin?

Bir gün apansız yüreğinin ortasına düşen kor ateş büyür, taşar sende şaşarsın.

Bir elin sıcaklığı, bir göz göze gelmek yangını öyle körükler ki söndürmek ancak zamanın işidir.

 Kimseyi üzme ve önce kendini üzme…

Bir mektup yaz kendi kendine, içinde acı, aşk, hasret olsun.

Sakına sevgini koyma…

Ben yazıyorsam varım.

Yaşadıklarım, hayallerim ve sevdiklerim için…

Kadınım, ölsem de unutma…

Mektup yaz bana, gözlerimi hatırla.

Gözlerime bak, gözlerimde denizi görebilir misin?

Gözlerime bak, beni sevebilir misin?

 

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan)

VALİ VE BELEDİYE BAŞKANI …

Daha önce yazdık vatandaş hele ramazan ayı ile birlikte artık resmen tacize uğruyor.

 Kendimden iki örnek : ( Süleyman Felek caddesinde işim ile birlikte yürürken  uzun boylu kolunun biri yalandan sarılı bir adam yolumuzu resmen  kesti ve para istedi.  Yolumuzu kesme dedim  ne dese beğenirsiniz her yer yol geç kenardan.  İkinci olay Yalı Cami karşısı giyimi düzgün bir bayan bu kez eşimin yolunu kesip (Hamileyim para ihtiyacım var  dedi. Sonra’da ben dilenci değilim diye çıkıştı. )

 

Dilencilik suçtur, bu suça göz yumanları şiddetle kınıyorum. Devlet yönetilmiyor. Yöneticiler acz içinde. Sokaklar eşkiyaya teslim olmuş, kadın,erkek,çelik çocuk resmen yol kesiyor. Çıkabilecek olaylardan Vali ve B.Şehir belediye başkanı sorumludur

Evet geçtiğimiz günlerde yazdığım bir yazıyı tekrar ilgililerin dikkatine sunmak istiyorum!!!

Bir şey 40 defa söylenince olurmuş!!!

?

 

DİLENCİLER 

 

Vallahi de bıktım billahi de bıktık.

Yerlisinden Suriyelisine milletin önünü kesip zorla dilencilik yapıyorlar.

 Valilik genelge yayınladı bunlar hakkında yasal işlem yapılacak diye.

Şimdi çocuklar da büyüklerde sözde mendil satarak dileniyor.

Bir çoğu yine ayni şekilde özellikle bayanları taciz ederek para istiyor.

Vatandaş olarak devlet yetkililerinden bu kanunsuzluğa dur demelerini bekliyoruz.

Yayınladıkları genelgeleri uygulamasını istiyoruz.

Çok şey mi istiyoruz ?

Özellikle Cumartesi Pazar dilenciler volta atıyor.

Zabıta karışmıyor polis karışmıyor.

Cumartesi Pazar her yer yol geçen hanı.

 Doğru dürüst zabıta yok, polis yok.

 

Olan da seyrediyor.

KİM MÜSLÜMAN ? 

Lafı fazla uzatmayacağım. Uzatmaya da gerek yok. Bu yazı Yeni Akit gazetesinden alınmıştır. 

Okuyun aklı olan kimin Müslüman olduğunu hemen anlayacaktır…
xxx
Küfür etmek günahtır. İslam dini muhataplarımızla hoş muamele ve diyaloglar içerisinde bulunmamızı emreder.

"Ey îmân edenler! Bir topluluk, (başka) bir toplulukla alay etmesin; olur ki (onlar), kendilerinden daha hayırlı olabilirler! Birtakım kadınlar da (başka) kadınlarla (alay etmesinler)! Belki (onlar da) kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendinizi (birbirinizi) de ayıplamayın ve birbirinizi (kötü) lâkablar ile çağırmayın! Îmandan sonra fâsıklık ismi (günahla anılmak), ne kötüdür! Artık kim (bu kötü amelinden vazgeçerek) tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir!" (Hucurat, 11)
İbn Abbas, Hucurât suresinin 11. ayetini izah ederken "Bir kısmınız bir kısmınıza dil uzatmasın. Muhakkak Allah, çirkin söz kaçıranı, kasden çirkin söz söylemeye yelteneni sevmez" demiştir. (Edebü'l-Müfred, I, 344)

Kötü sözlü olmak müminlik sıfatıyla bağdaşmaz.

İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki:
"Mü'min ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır." (Tirmizî, Birr 48, (1978)
Şarihler, mü'mine yakıştırılamayan bu vasıflara yer veren insanın tekfir edilmeyeceğini belirtirler. Bu maksatla mü'min kelimesini "kâmil mü'min" diye kayıtlarlar. Şu halde kötü söz sarfetme alışkanlığı olan insan imanını kaybetmez ise de imandaki kemali kaybeder. Mü'min kişinin, şahsî planda hadisi mutlak ifadesiyle anlayıp "ağzımdan çıkan kötü söz imanımı tehlikeye atıyor" diyerek kötü söz sarf etmekten kaçınması gerekir. Kulluk ve Fahr-ı Kâinat'a ümmetlik edebi bunu gerektirir. Fakat kötü söz sarfeden kimseleri tekfire yeltenmemek gerektiği de bilinmelidir. (Kütüb-i Sitte)
"Her kim de bir mü'mine la'net ederse, bu da onu öldürmek gibi(günâh)dir. Her kim de bir mü'mine küfür isnâd ederse, bu da onu öldürmek gibi(günah)dır." (Buhari)

Dilinden laneti düşürmeyenler şefaat hakkını elde edemezler.

Ebu'd-Derda (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki:
"Laneti çok yapanlar kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar." [Müslim, Birr 85, (2598); Ebu Davud, Edeb 53, (4907).]
Bu hadiste, kıyamet günü mü'minler muhtaç olanlara şefaatte bulunurlarken, dilinden laneti düşürmeyen kimselerin bu şerefe eremeyecekleri, dolayısıyla yakınlarına şefaat edemeyecekleri belirtilmektedir.

……………
Müslüman, elinden ve dilinden zarar görülmeyen insandır; başkalarına dil uzatmak Müslümana yakışmaz.

İnsanlara karşı iyi muamele ve güzel söz söyleme İslâm'ın prensiplerindendir. Firavun'u hak din'e davet için giden Hz. Musa ve Harun'a (as) Allah; "O'na yumuşak şöyle, konuşun..." (Tâhâ, 20/44) emrini vererek kâfire yapılan tebliğin yumuşak ve güzel söz ile yapılması gereğini ifade etmiştir. 
Sözlerin en güzeli, insanları hakk'a, doğruya, olgunluğa, insanca yaşamaya sevk eden Allah'ın kelâmıdır: "Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer, ikişerli bir kitap halinde indirdi..." (ez-Zümrüt, 39/23). 
Sözlerin en güzeli olan Allah kelâmını ümmetine tebliğ eden Hz. Peygamber (asm) de birçok hadislerinde, insanlara karşı güzel söz söylemeyi emir ve tavsiye etmiş; bizzat kendisi de hayatı boyunca kaba sözden sakınmış; şahsına hakaret eden insanlara bile; "Allah'ım; onlara hidayet et, çünkü onlar gerçeği bilmiyorlar" diyerek duada bulunmuş ve rıfk ile muamele etmiştir. O'nun bu yüksek ahlâkı, gün gelmiş, düşmanlarının bile sevgi ile etrafında imanla toplanmalarına vesile olmuştu. Yahudilerden bir grup Hz. Peygamber'e (asm) gelip, güya selâm veriyormuş edasıyla "Essâmu Aleyküm=Ölüm üzerinize olsun" deyince, yanında bulunan Hz. Âişe dayanamayarak, "ölüm sizin üzerinize olsun, Allah size lânet etsin, Allah size gazap etsin" diye cevap verince Hz. Peygamber (asm), "Yavaş ol Âişe! Yumuşak hareket et; sert hareketten ve çirkin sözden sakın" buyurmuştur. Câbir İbn Abdullah, Hz. Peygamber'in (asm) "Kötü söz ve harekette bulunanla kendini kötü söz ve hareketlere zorlayanı ve çarşılarda bağırıp çağıranı Allah sevmez" buyurduğunu rivayet eder. Müslüman, elinden ve dilinden zarar görülmeyen insandır; başkalarına dil uzatmak, lânet etmek, kötü iş yapmak ve kötü söz söylemek, müslümana yakışmayan hallerdir. Müminin en düşük ahlâklısı, kötü sözlü olanıdır. (Şamil İslam Ansiklopedisi)

GENELDEN, YERELE  

Bakıyorum da siyasetin ağzı iyice bozulmaya başladı.

Tabi bu ilerleyen günlerde genelden yerel kadar iner.

Geçmişe bir baktığınız da buraya nasıl geldiğimiz açıklar.

Seviyeyi yerler altına düşürenler ülke insanını yine şöyle böyle diye kamplara bölmeye devam ediyorlar.

Bildiğim bir çok kişi bunlardan rahatsız.

Hatta kendi partisini bile özelde sert bir şekilde eleştirmekten kaçınmazken, arkadaş yarın ayni şeyi bizlere yaparlarsa diye endişe duyuyorlar.

Ne yazık ki birileri koca bir ülkeyi hem ekonomik hem de sosyal acıdan bir koltuk ve koltuklar uğruna uçuruma sürüklüyor.

Dilerim bu aymazlıktan bu seçim atmosferinde kurtuluruz.

 Ben kazanayım, memlekete ne olursa olsun mu ?! 

Önce Olay gazetesinde okuduğum  ve dikkatimi çeken bir haberin bir bölümün sözle paylaşayım.
..

İstanbul-Mesudiye arasında yolcu taşımacılığı yapan Özer Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Özer, her geçen gün insanların Mesudiye’ye olan ilgisini azıldığını belirterek durma noktasında gelen ekonomik hayatı canlandırmak için tarım arazilerinin Suriye yada Afganistanlılara açılabileceğini söyledi. 
“Ben bu konuda çok iddialıyım. 10 yıldır İstanbul’dan Mesudiye’ye Mesudiye’den İstanbul’a yolcu taşıyorum. İlk başladığım yıllar ile şuan arasında bir kıyaslama yaptığımda yolcu sayısının yüzde 50 azaldığını görüyorum. İnanıyorum ki bir 10 sene sonra yolcu sayısı en az bir 50 daha azalacak. Böylece Mesudiye çok şeyini kaybetmiş olacak. Çünkü Mesudiye’de ne tarım, ne sanayi, ne de hayvancılık var. İnsan olmadığı için çok az olan ekonomik faaliyet daha da azalacak.”
“Bu şartlarda altında bilemiyorum devletin bir tarım reformu olur da oraları Bir Afganlıya bir Suriyeliye kiralayarak boş kalmasını önler mi?” diye soran Özer Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Özer, sözlerini şöyle bitirdi: “Böyle bir şey olursa ancak o zaman Mesudiye’de hayat devam eder. Yoksa gerçekten çok kötü durumdayız. Bence böyle bir şey de olmalı. Yani oralar bir Afganlıya bir Suriyeliye açılmalı. Bana göre tarım arazisi olup da 2 yıl üst üste ekilmeyen tarım arazisi direk olarak kim ekiyorsa verilmeli. Ben devlet görevlisi olsam böyle yaparım.” 
xxx

Sağdan soldan gösterip bir yere bağlıyor.

Yani diyor ki işten para kazanamıyorum Ordu’ya Suriyelileri Afganlıları dolduralım gitsin.

Yani bu zihniyet bu gün ülkenin geldiği ekonomik ve sosyal parçalanmanın bir devamıdır.

Yani AKP’nin beceremediği bir politikanın sonucunda yaşanan travmadır.
Şirket sahibi ben kazanayım paraları kim ile kazanırsam kazanayım. Benim yaşam bölgem beli siz ne yaparsanız yapın bunlarla nasıl uğraşırsanız uğraşın diyor.

TAMAM merak etme yıkacağız bu köhne, yandaş, ülkenin huzursuzluğuna dayalı rant düzenini..

Yeni şebeke ile kirlenen sular 

Ordu Büyük Şehir Belediyesi şehir içinde eski su şebekelerini yenilemekle övünüyor.

Yeni şebeke suyunun bağlanması ile birlikte daha kaliteli su içeceğini zanneden mesela Aziziye Mahallesinin büyük bir bölümü hayal kırıklığı içinde.

Suyun tadı bozuldu, rengi bozuldu.

Kaynatılan su tentürdiyot dökülmüş gibi açık bir renk alıyor.

Geçtiğimiz aylarda bir şikayet nedeniyle telefon açtığımız OSKİ 20 gün sonra dönünce artık telefon açıp sorun bildirmekte istemiyoruz!

Artık tüm bunları tarihe not düşmek amacıyla gazetelerimizde ve internet ortamında yayınlıyoruz.

Er veya geç birisi okur da ilgilenir diye !!!

( Dip not : OSKİ’nin laneti peşimi bırakmıyor. Daha önce yazdığım bir yazıda nereye gitsem sorun oluyor demiştim !!! Son olarak Dörtlereli sokakta bulunduğum bölgede vatandaşların ne biçim gazetecisin şu sorunu bile halledemedin lafları üzerine bu yazıyı yazmak zorunda kaldım. Mahalle halkı beni muhtar veya OSKİ genel müdürü sanıyor!!!)

YANILTMADI BENİ

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek 100 imzayı toplayamamış durumda.

Bir yandan CHP adayı İnce çağrı yapıyor diğer yandan sosyal medya da bir grup  CHP’li Perinçek’e imza verilmesi için kampanya başlatıyordu.

Bu duruma bende katıldım destek verdim.

Ama şunu da paylaşmadan edemedim.

‘ Perinçek 100 bin imzayı geçsin ilk işi CHP çakmak olacaktır “ dedim. Yanıltmadı beni.

Başta sevdiğim saygı duyduğum Vatan Partisi il başkanı Temel Yılmaz gibi bir çok ağbim ve arkadaşım var.

Bazı şeyleri anlatmakta zorlanıyoruz.

Niye böyle.

Elbette eleştirisini yapacak elbette söylemlerini eksik etmeyecek ama birine bir derken diğerine 3 demenin altında yatan ne ? 

Perinçek’i çözemedim.

Perinçek ve arkadaşları önce şunu oturup bir düşünsün biz neden ve nasıl başkalarının yardımı olamadan 100 bin imzayı geçemedik.


Kurtulmuş , kurtuldu!

Ordu Milletvekili Kültür ve Turizm bakanı  Numan Kurtulmuş’un  İstanbul’dan aday gösterileceği belirlenince bazı çevreler tarafından uygulanan ambargo anında kalktı!!!

Biz görmüyor anlamıyor zannetmesinler biz her şeyin farkındayız.

Zaten Kurtulmuş’da Ordu’dan kurtulduğu için (!) memnun olacak ki onun çevresi de bazı ambargoları kaldırmaya başladı.

İyi olsunlar memleket kazansın.

Lafın tamamı deliye söylenir derim, bu yazıyı burada bitiririm!!!

Okumadınız, seyretmediniz değil mi ?

İmar affı ; vergi affı, emekliye avanta haberleri ile ilgilenirken bu haberi okumamışsınızdır. Muhtemelen bir iki gazete haricinde kimse yayınlamadığı için. Zaten seyretme şansınız yok bir iki tv hariç yayınlamadı

Buyurun okuyun. İbo’nun villası kadar haber olmadı. Adana’da çocuklarım aç diye intihar eden kadın kadar da…

Ülke gençliğinin yarısından fazlası işsiz. Çalışanların çoğu açlık sınırının altında para alıyor.

Diyeceğim o dur ki kanatınız yaralarınızı artık. Uyanın avantaya lavantaya kendinizi satmayın.

İŞTE HABER OKUYUN!

Adana'da simit satarak geçimini sağlamaya çalışan 39 yaşındaki Ş.Y., Seyhan'da köprü korkuluklarına çıkarak, "Bugün 13 yaşındaki kızımın doğum günü, bırakın ona hediye almayı cebimde ekmek alacak para yok. Ben hiçbir şey istemiyorum. Bir işim olsun, evime peynir, zeytin alayım yeter" diye haykırdı. Bu sırada cebindeki 50 kuruşu polise doğru atan Ş.Y. son anda kurtarıldı.

İşsizlik ve geçim sıkıntısı her geçen yıl daha da artarken, Adana’da 6 aydır iş bulamayan Ş.Y. sinir krizi geçirdi.

Olay, Dilberler Sekisi Otoyol Köprüsü’nde meydana geldi. İş bulamadığı için simit satarak geçimini sağlamaya çalışan Ş.Y., sabah çocuklarıyla vedalaşarak evden çıktı. Seyhan Nehri’nin üzerinden geçen köprüye gelen Ş.Y., korkuluklara çıktı. Kendisini nehre atacağını söyleyen Ş.Y.’yi, polis uzun süre inka etmeye çalıştı.

‘BUGÜN KIZIMIN DOĞUM GÜNÜ, CEBİMDE 50 KURUŞ VAR’

Ş.Y., 50 milyar borcu olduğunu iddia ederek, “Bugün 13 yaşındaki kızımın doğum günü, bırakın ona hediye almayı cebimde ekmek alacak para yok. Şu halime bakın, 45 kiloya düştüm. Böyle baba mı olur. Ben hiçbir şey istemiyorum. Bir işim olsun, evime peynir, zeytin alayım yeter” dedi.Bu sırada Ş.Y., cebindeki 50 kuruşu polisin üzerine attı. Ş.Y., kendisini korkuluklardan boşluğa bırakmak üzereyken, polisler hamle yaptı. Polisler, son anda yakaladıkları Ş.Y.’yi, korkuluklardan çekip aldı. Ş.Y., ifade için polis merkezine götürüldü.

 SESSİZLİK!!!  

 Günler geçti  Abdullah Gül ile  Cumhurbaşkanı sözcüsü Kalın ve Genel Kurmay Başkanı Akar’ın görüştüğü hatta helikopterle gittiği iddiaları var. Demokrasi denilen ortamda çok korkunç iddialar . Ama kimseden tık yok.

Buna karşılık şu haberi okuyun.

Ülkenin nasıl yönetildiğini nasıl çamura yatıldığını ve her konuda muhalefetin nasıl suçlanabileceğini öğrenin.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, TBMM'deki makamında gazetecilerle sohbet toplantısı gerçekleştirdi.

11'inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün aday olmayacağını açıklamasıyla ilgili değerlendirmede bulunan AKP’li Bülent Turan, "Toplum vicdanında bu konu hak ettiği yeri buldu. Siyasi hayatlarımızın nasıl başladığı, yürüdüğünden öte, nasıl bittiği çok daha önemli. Allah hepimizin siyasi hayatı bittiği zaman, dönüp arkaya baktığımızda, mahcup etmeyeceğimiz bir hayat nasip etsin" dedi.

AKAR'IN GÜL'LE GÖRÜŞTÜĞÜ İDDİASI

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı adayı olmaması için görüştüğü iddiasının sorulması üzerine Bülent Turan şunları kaydetti:

"Bu konunun tarafları muhtemelen bilgi verecektir. Böyle bir iddianın arkasına sığınan muhalefetin ne kadar sığ işlerle uğraştığının somut örneğini yaşıyoruz. Genelkurmay Başkanımız görüştü mü bilmiyorum ama bir lider genelkurmay başkanıyla görüştüğü için aday olmuyorsa hiç olmasın." 

 KÖTÜ ADAM ROLLERİ !  

Artık döndüm kentime

Gidemediğim kentime dönüp senin izlerini aradım sokaklarda.

Bıraktığım yerlerde çakalların, kurtların, tiklerin, sırtlanları izlerini buldum.

Aradım aradım ulaşamadım bir türlü.

Belki bir Kızılderili olsaydım izini sürerdim yıllarca.

Bilirsin ki en çok sevdiğim filmlerin hepsi kovboy filmleri idi.

Her Pazar sabahı TRT’nin başını kurulurdum.

Her Pazar sabahı çocukluğumda Ordu Sinemasının önünde bilet kuyruğuna girerek 10 matinesinde ki kovboy filmini izlemek için saatlerce bilet alabilmeyi beklerdim.

Şimdi ise defalarca seyrettiğim filmleri yeni izler gibi hissediyorum kendimi.

Belki bilirsin belki bilmezsin her filimde bir kadın olur ikincisi olmazdı.

Herkes ona aşık olur o ise filmin kahramanına…

Kötü adam rollerini yaşamda nedense hep ben paylaşıyorum.

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımın yayınlamayan bölümlerinden ) 

“Yaşam için 13 ifade”

  1. Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum
  2. 2. hiç kimse senin gözyaşlarını hak etmez ve onu hak eden seni asla ağlatmayacak olandır
  3. Birini seni, senin istediğin gibi sevmemesi onun seni tüm varlığıyla sevmediği anlamına gelmez
  4. Gerçek dost, elini tutuğunda kalbine de dokunandır
  5. Birini özlemenin en kötü yolu, yan yana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir
  6. Üzüntülü olduğun zamanlarda bile gülümsemeyi asla bırakma, biri gülümsemene aşık olabilir
  7. Bu dünyada bir insan olabilirsin ama birisi için bir dünya olabilirsin
  8. Zamanını seninle geçirmekle ilgilenmeyen biriyle zamanının harcama
  9. Beklide Allah doğru kişi ile karşılaşmadan önce yanlış insanlarla karşılaşmamızı istemiştir, böyle olunca minnettar olacağızdır
  10. Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse
  11. Seni kıracak insanlar her zaman olacaktır, öğleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol
  12. Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan o kişinin de senin kil olduğunu ümit etmeden önce kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol
  13. Çok fazla uğraşma, en iyi şeyler ummadığın zamanlarda olur

“Olan her şeyin arkasında bir sebep vardır.

 

             Yazan , GABRIEL  GARCİA MARQUEZ

DİLENCİLER 

 

Vallahi de bıktım billahi de bıktık.

Yerlisinden Suriyelisine milletin önünü kesip zorla dilencilik yapıyorlar.

 Valilik genelge yayınladı bunlar hakkında yasal işlem yapılacak diye.

Şimdi çocuklar da büyüklerde sözde mendil satarak dileniyor.

Bir çoğu yine ayni şekilde özellikle bayanları taciz ederek para istiyor.

Vatandaş olarak devlet yetkililerinden bu kanunsuzluğa dur demelerini bekliyoruz.

Yayınladıkları genelgeleri uygulamasını istiyoruz.

Çok şey mi istiyoruz ?

Özellikle Cumartesi Pazar dilenciler volta atıyor.

Zabıta karışmıyor polis karışmıyor.

Cumartesi Pazar her yer yol geçen hanı.

 Doğru dürüst zabıta yok, polis yok.

Olan da seyrediyor.

BU SİSLER BİTMEZ !!! 

 

Sis de şiddetli yağış da  uçaklar iptal.

Vatandaş perişan , vatandaş kızgın.

Cihazlar tammış tepeler yüzünden sıkıntı oluyormuş.

Falan filan.

 Bir iddia da 1,5 metre kot aşağı yapıldığı için bu tür havalarda her yer deniz gözüktüğünden pilotlar inemiyormuş.

Tüm bunlara rağmen yetkililerde net bir açıklama yok.

Beyler buranın sisi bitmez.

Mayıs ayı sonuna kadar topuktan filiz vermeden yaz gelmez.

 Sorunun nedenlerini vatandaşa açıklayın bilelim.

Yoksa Dünya bizimle Denize havaalanı yaptılar ama uçakları inemiyorlar  diye dalgasını geçer.

Seçimlerde de övündüğünüz havaalanı için vatandaşa hesap vermek zorunda kalırsınız.

GÜVENLİ VE HIZLI ŞEKİLDE

 

Ordu Süleyman Felek Caddesi'nde, Yayalaştırma Projesi sonrası yoğunluk yaşanıyor.

Şehir merkezinde araç sayısının artmasıyla birlikte yayaların yaşadığı sorunları ortadan kaldırmak için Süleyman Felek Caddesi'nde başlatılan 'Yayalaştırma Projesi'nde çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Önceden yoğun bir araç trafik akışının yaşandığı caddede, yayalaştırma projesi sonrası yoğun bir insan kalabalığı yaşanıyor. Trafiğe kapatılan caddeye adeta akın eden vatandaşlar, güvenli ve hızlı bir şekilde işlemlerini gerçekleştiriyor. İnsanların araç trafiği olmadan rahat hareket edebilmeleri için sürdürülen proje, yapımı tamamlanınca modern bir görünüme kavuşacak

xxx

Haber bu haberi yapılış şekli nedir ne değildir bilemem ama  şiddetli bir şekilde itiraz ettiğim bölüm var. “Trafiğe kapatılan caddeye adeta akın eden vatandaşlar, güvenli ve hızlı bir şekilde işlemlerini gerçekleştiriyor. “

İnsaf edin yaaa nasıl hızlı ve güvenli bir şekilde.. He taraf Bubi tuzağı en son ben düştüm.

            Haber, haber için yapılmaz. Katacaksanız bir şeyler, gerçekler olsun!!!



PİLLA BÖCÜK !

 Osmanlı tarihi uzmanı – Yazar hemşerimiz Adnan Yıldız gerek Ordu ile ilgili gerekse bölgemiz ile ilgili bir çok tarihi eseri gün ışığına çıkartarak bizlerin bilgisine sundu.

 Çeşitli bloglar da yazmaya devan eden Yıldız’ın çeşitli türde yazıları da bulunuyor.

Bu gün kendisinin  bir yazısını sizinle paylaşmak istedim :

 

Uğur böceğinin bizim oralardaki adı pilla böcüktür. Biz onu genellikle yağmur damlalarının ağırlığından boynu bükülen bir çiçeğin üzerinde görürdük. Özel misafir edasıyla, Karadeniz’in yeşil tuvalinde kırmızı üzerine siyah benekleriyle duruşu, farklılığını hissettirirdi.

Pilla böcüğü gördüğümüzde yüreklerimizde bir kıpırtı olurdu. Başımıza koyacak kadar severdik ama gözlerimiz kıskanmasın diye parmaklarımızın üzerine kondururduk onu. Çünkü hepimiz “Mehmet”tik ve hepimizin umutları diyarından geliyordu . Umutlarımızı dileğe döndürür ve onunla konuşurduk.

“Uç pilla böcük uç, annem sana yağlı ekmek verecek uç pilla böcük uç...” derdik ve umutlar diyarına uçurur ve beklerdik.

Yeni baharda dönerdi bize bir fındık dalının ucunda pürçek görünümünde. Biz Mehmetlere umut diyarından neler getirirdi bu haliyle. Hepsine doğumun sağlıklı olacağını düşündüğümüz Ağustos ayı sonrasında sahip olacaktık.

Boya kalemlerimiz olacaktı, pilla böcük renklerinde resimler yapacaktık, yeni resim defterlerimize. Kitaplarımız umut duyarından masallar anlatacaktı. Büyüyecektik, kitaplarımız kalınlaşacak, “Cin Ali” gerçek boyutuna dönüşecekti, sosyal bilgilerimizde. Analarımızı saraylarda yaşatacaktık. Sevgilimizle Eylülde evlenecek çocuklarımızın odalarında pilla böcük resimleri olacaktı.

Fakir Mehmet’in umutları, mevsimlerin şaşkınlığında bazen buz tutup bazen de Temmuz’da sıcaktan yansa da., babalarımız daima “Fiskobirlik” çikolatalarını getirirdi, bizlere. Tefecilere, “gelecek yıl görürsün” diyebilirdi. Velhasıl pilla böcüklere güvenirdik.

Yıllardan sonra bahar yine geldi. Yağmur damlaları gözyaşı oldu, çiçeklerin gözlerinde, pilla böcük gelmedi diye. Pilla böcük nedense dönmemişti, bu sefer. Ateş böcekleri dolaşmaktaydı her yanda mevsimsiz. Halbuki biz ona daha fazla yağlı ekmek verecektik.

Herkese sorduk “sen hiç pilla böcük gördün mü?”... Bazı kimseler görmüşlerdi, umutlar diyarından dönerken. “TMO” önünde geri yüklenen fındık çuvalları altında, kanatları kırılmış, uçamıyormuş. Selam söylemiş “Mehmet”lere.

-“En kısa zamanda umutlar diyarına döneceğim, ancak ateş böceklerini koymazsanız yerime.”

-“Uç pilla böcük uç annem yağlı ekmek verecek sana.”

DOSTUM, DOSTUM…

            Şairin dizeleriyle oynayayım dedim...

            “Bir yanımız yaprak döker,bir yanımız bahar bahçe”

            Ben de ölürsem  pisi pisine gülüm, ağlama...

            Ağlama gülüm, bu ülkede pisipisine ölen yüzlerce çocuk varken...

            Bir sürü pisipisine ölen insanlar...

            Hem gülüm, değiştirebilir misin bu yazgıyı...

            Değiştirebilir misin kader denen yutturmacıyı ?

            Hep gülüm, kalemini, dostluğa, insanlığa kullan...

            Senin haberin olmasa da , seni yazmak, seninle beraber olmak gibi inan...

            Kullan ki Anadolu’nun göbeğinde bir çınar kendiliğinden yükselsin...      

            Kullan ki pisipisine ölümler olmasın ülkemde...

            ”Dostum ,dostum güzel dostum,bir yanımız bahar bahçe  bir yanımız yaprak döker” demiyor mu şair?

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımda. Erol Karaer )

 

“SABAHATTİN ALİ ÖLMEDİ”

Okur Yazar adlı bir internet sitesinde yazar Önder Deniz Çavuşlar’ın bir yazısı dikkatimi çekti.

Hepimizin çok yakından tanıdığı isimler ile ilgili yazdığı bu ilginç ve bir o kadar da anlamlı yazıyı paylaşmak istedim.

“SABAHATTİN ALİ ÖLMEDİ”

Düzelteyim en başta; Sabahattin Ali ölmedi, başına sopa vurarak öldürdüler.

Orhan Veli belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve akabinde beyin kanaması geçirip öldü.
Nazım Hikmet şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı sürgünde, vatan hasretiyle gözlerini yumdu.
Ahmet Hamdi Tanpınar ölmeden evvel yazdığı pusulada; “İçimde her şey alt üst. Bittabi hastalığımdan ziyade parasızlıkla meşgulüm. Cebimde yalnız bir lira var. Parasızlığım büyük hastalıklar gibi hemen hemen hiçten başladı, büyüdü, çoğaldı beni altına aldı. Etrafım alacaklı ile dolu. Cebimde borç senetleri var.” diye not düştü tarihe çaresizliği.
Mehmet Akif Ersoy durumuna üzülüp, yiyecek ve ev eşyası getirmesinler diye oturduğu adresini değiştirdi nihayetinde yoksulluk içinde yaşamını yitirdi.

Peyami Safa'nın akibeti de hazindi. Safa, ev kirasını ödeyebilmek için telefonunu satılığa çıkardı ve son günlerinde hayatının özetini; “Yarım asır süren uzun bir mahrumluk, hastalık ve işkenceden başka bir şey olmamıştır.” diye izah etmeye çalıştı.
Onat Kutlar bombalı saldırıda katledildi. Ümit Kaftancıoğlu “solcu olduğu için” silahla tarandı. Musa Anter hain bir pusuya kurban gitti. Metin Altıok ve Behçet Aysan'ı diri diri yaktılar. Uğur Mumcu arabasının altına konan bomba sonucu faili meşhur bir suikaste kurban gitti. 
Unutmadan; Can Yücel'in mezarını da balyozla parçaladılar. 
Söyleyeceklerim bu kadar…

 


Düz mahalle

Hani söz vermiştin gelecektin Düz Mahallelim?

            Bak, verdiğin o sözlerin üzerinden yıllar geçti, hala yoksun.

            “Ben söz verdim mi , bunu ancak ölüm engeller” diyordun...

            Sesin hala kulağımda çınlıyor bir bilsen...

            Sırrıpaşa da değişti ah bir gelip görsen...

            Ne o, öldün mü  Düz Mahallelim?

            Ben hala seni yolcu ettiğim duraktayım...

            Hafızama kazılmış anıları silip atamıyorum...

            Konuşmama , solup almama, bağırmama, ağlamama neden olan, neredesin?

            “Düz Mahalle içinde deli gezerim,deli” der bir türkümüz...

            Desene Düz Mahallelim,bu yıllar önce bana yazılmış bir türkü...

            Desene Düz Mahallelim, böyle bitecekti bu öykü....

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

AĞLAMAK KOLAY!

Hani bir şiir veya bir şarkı dinlersinizde  gözleriniz dolar ağlamamak için çırpınsanız bile göz yaşlarına hakim olamazsınız ya.

Öyledir yaşamak. Bir bebeği beklemek bir baba, bir anne  bir dede veya tüm akrabalar gibi olmak nasıl heyecanlandırır ya sizi onunu gibi olurum bazen.

Bir annenin memesinden süt içen çocuğun saflığı yüzünüze vurup, karnı acıkınca ağlayan bir bebek gibi hissedersiniz kendinizi.

Ne zaman Atilla İlhan’ın aşağıda ki şiirini okusam gözlerim dolar, Allah’a ve Atatürk’e şükrederim.

Hani bir zamanlar, bir yazarın yazdığı kitapta Atatürk köşesine tükürme emrini verenlerin yaptıklarını hatırlarım.

Sonrada Cumhuriyet çok yaşa diye bağırasım gelir.

Sessiz ve derinden gelen irtica tehdidini görmezden gelen sözde aymaz aydınlara küfrün bin parasını söylerimde? Kar etmez.

Gelin size Atilla İlhan’ın şiirini tekrar okutayım!!!

 

Dağ başını efkar almış,
Gümüş dere durmaz ağlar.-
Gözyaşından kana kesilmiş gözlerim:
Ben ağlarım.Çayır ağlar, çimen ağlar.
Ağlar-ağlar:Cihan ağlar,
Mızıkalar iniler:Irlam-ırlam dövülür.
Altmış-üç ilimiz:Altmış-üç yetim.
Yıllar gelir-geçer:Kuşlar gelir-geçer.
Her geçen seni bizden parça parça götürür.
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

Diz dövdüm:
Gözlerim şavkı gitti Sakarya'nın suyuna.
Sakarya'nın suları namın söyleşir.
Hemşerim Sakarya! Öksüz Sakarya!
Ankara'dan uçan kuşlar,-
"Kemal'im" der, günler-günü çağrışır.
Kahrolur. Bulutlara karışır.
Gök bulut, yaşmak bulut.
Uca dağlar, dev-boyunlu morca dağlar,
Divan durmuş, bekleşir,
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

Nasıl böyle varıp geldin? Hoş geldin!
Çıngı kaymış, yalazlanmış gözlerin,
Şol yüzünde güneş - südü sıcaklık.
Ellerinden öperim Mustafa Kemal,
Senin dalın yaprağın, biz senin fidanların.
Biz, bunları yapmadık.
Sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal:
Elsiz - ayaksız bir yeşil yılan.
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal !
Hani bir vakitler, Kubilay'ı kestiler.
Çün buyurdun! Kesenleri astılar,
Sen uyudun, Asılanlar dirildi...
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

...

Ankara'nın taşına bak !
Tut ki baktım: Uzar gider efkarım:
Çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım:
Gözlerimin yaşına bak!
Ankara Kalesi'nde, Rasat - Tepe' de
Bir akça - şahan, gezer, dolanır?
Yaşın - yaşın, mezarını aranır,
Şu dünyanın işine bak! -
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

Atilla İLHAN

 

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımın yayınlanmayan bölümlerinden ) 

NE SEVDA BEEE?

İstanbul Kızılay derneği başkanı Kerem Kınık bir gazeteye röportaj vermiş.

Yazını şöyle bir okuyunca  bu nasıl sevda diyorsunuz. Hele suç ile ilgili bölüm ar ki adamları melek yapmış.

 Bir ülke kendi insanından nefret eder mi ? Bunların sayesinde ediyor.

Ey Arap sevilire siz sevmeye devam edin.

Ey şakşakçılar aşağıda ki sözleri iyi okuyun da            şakşaklamaya devam edin :

xxx

Suriyeliler arasındaki suç oranlarına baktığı­mızda, Türkiye’de kendi toplumumuzdaki suç oranlarının aşağı yukarı yarısı olduğunu görü­yoruz; bizde yüzde 3, Suriyeliler’de ise yüzde 1.3’e yakın bir oran var. Bu da burada dikkatli olmaya çalıştıklarını, bir otokontrol mekanizma­sına sahip olduklarını gösteriyor. Sokaklarda, turizm alanlarında, insanları rahatsız edecek görüntüler oluşturmamaya gayret ediliyor. Türkiye’nin yüklendiği fedakârlığın farkındalar. Aslında önce, 'Türkiye’de kimler kalıyor' demek lazım. '3.5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyoruz' ifadesi bazı gerçekleri örtüyor. Türkiye’de, yaklaşık yüzde 75’i kadın, çocuk ve 65 yaş üstü olan Suriyeliler yaşıyor. Yani bakıma muhtaç olan kesim. Bunların ailelerinin bir kısmı Suriye’de savaşıyor. 3 aile burada, başında ailesi reisi olarak bir erkek var. Diğer 2 ailenin erkeği Suriye’de savaşıyor. Bu erkek de kalanların geçimini sağlamak için burada duruyor. Bazen, 'Erkek Suriyeliler gitsin, ülke­lerinde savaşsın' deniliyor. Bu ifadeleri kullan­madan önce sosyal dokuyu iyi anlamak lazım. Türkiye’den Avrupa’ya giden Suriyeliler, seçile­rek götürüldü. Mesleği olanlar, belirli etnik grup­lar, belirli aileler ve belirli IQ seviyesindekiler gitti.

Gerçekçi olalım, iyi şartlar altında Suriyelilerin yarısı gitse de yarısı burada kalır. Zorla gönderilmemeliler. Buna başta biz karşı çıkarız" dedi.

BEYİN NEREDE?

İşleri güçleri bel altı.

Her boka maydanoz olanlar bunlara dur kardeşim iki de bir ne çıkıp çıkıp asılsız işler  yapıyorsun işin gücün belden aşağı demiyor, diyemiyor,.

 Çünkü ayni mantığı ayni kafayı kullanıyorlar.

Alın size yeni bir haber daha :

xxx

 

“Altı yaşındaki kızlar evlenebilir”, “Kız çocukları 7-8 yaşından itibaren tesettür şekli almalı”, “3 yaşında kız çocukları amcalarının yanına külotla çıkmamalı”, “Kız çocukları cehennem kadar risktir", “Çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyor" gibi fetvalarıyla tepki toplayan Nurettin Yıldız, asansörde yabancı bir erkek ile kadının bir arada olması halvet şartını oluşturduğu ve yatak, yorgan ve battaniyenin şehvet uyandırabileceği şeklindeki sözleriyle tekrar gündeme geldi.

Nurettin Yıldız bu kez de baharat, ketçap, kahve, çay ve etin şehveti arttırdığını ifade ederek, özellikle gençlerin bu gıdaları tüketmemesi gerektiğini ifade etti.Nurettin Yıldız yenmemesi gereken gıdalarla ilgili şöyle konuştu:

“Mesele gıdayı şehveti azdırmayacak tarzda kullanmak. Baharatlı yiyecekler, aşırı et tüketimi, cinsel şehvete uyaracak gazlı –kahve gibi, çay gibi, kakaolu içecekler- bunlar şehvet uyandırıcı şeylerdir. Bunlara dikkat edeceğiz. Yani genç biri baharatlı yemesin. Ketçaplı şeyler yemesin. Kahveye, gazlı içeceklere dikkat etmelidir. Et tüketimi tıpkı diyet hastalarının kullandığı gibi olmalıdır.”

BENİ OSKİ DELİRTECEK !!!

Nerede arıza varsa beni buluyor galiba..
OSKİ konusunda şansızım.
Nereye gitsem su kesintisi peşimi bırakmıyor!!!
Biraz hayali geniş bir adam olsam bunlar beni takip ediyor kasıtlı yapıyor diyeceğim…
Neyse konuya gireyim.
Geçtiğimiz cumartesi günü saat 14 gibi bir telefon. ‘ Erol bey ben OSKİ’den arıyorum bir arazı bildirmişsiniz durum nedir filan’ derken bende çok oldu bildireli kimse gelmeyince özele yaptırmak zorunda kaldık dedim, kapattım telefonu 
Durumu sosyal medyadan ‘ Enver başkan duy’ diye esprili bir şekilde paylaştım.
Akşam 8,5 sıralarında bir mesaj geldi.
Aynen şunlar yazıyordu.
Değerli abonemiz 09/ 02 /2018 tarihinde ALO 185 arıza ihbar hattına bildirdiğiniz arıza ekiplerimizce YAPILMIŞTIR Duyarlılığınız için teşekkür ederiz.
Kim yaptı,, kim yaptırdı?
400 lirayı verince özele rahatladım. Yaptırdım !!! 
Vallahi hakkımı helal etmiyorum.
Daha önce de su zammı konusunda eleştiri yapmış bu konuda da hakkımI helal etmediğimi belirtmiştim.
( Siz bakmayın bizim yazıp çizdiğimize Ordu Büyük Şehir belediyesi bu konularla hiç ilgilenmiyor. Adam yerine bile koymuyorlar. O halde niye yazıp çiziyorsunuz derseniz. Bizim ki sadece tarihe not düşmek. Bir şey olacak diye beklemek değil. )


YOK MU SORUMLUSU ?

 

  Geçtiğimiz aylarda ayni yolda bir beyanatı Ordu AKP milletvekili Metin Gündoğdu vermişti. Şimdi’de Ordu Valisi veriyor.

Önce bu beyanatı okuyalım sonrada bu kez sorularımı Vali Bey’e sorayım.

 

Ordu Valisi Seddar Yavuz, yapımı devam eden Ordu Çevre Yolu'nun tamamlanarak trafiğe açılması için çalışmaların devam ettiğini, bölgede meydana gelen heyelan nedeniyle yolun trafiğe açılmasının geciktiğini söyledi.

Ordu Valisi Seddar Yavuz, Ordu Çevre Yolu'nda incelemelerde bulunarak Karayolları 7'nci Bölge Müdürü KenanKeskin'den bilgi aldı. 21 kilometrelik yolun 500 metrelik bölümünde heyelan meydana geldiğini, 65 kilometrelik fore kazıkla bu bölgede çalışma yürütüldüğünü vurgulayan Vali Yavuz, çalışma yapılan yerin üst bölgelerinde de toprakta hareketlilik olduğu yönünde tespitlerin olduğunu söyledi. 1 milyar 600 milyon TL'ye mal olacak olan projenin, hükümetin bölgedeki en önemli yatırımlarından biri olduğuna dikkat çeken Vali Yavuz, "Maalesef çalışmanın üst kesimlerde bir hareketlilik olduğu yönünde arkadaşlarımızın tespitleri var. Bununla ilgili olarak da yine teknik ekiplerimiz bir değerlendirme çalışması gerçekleştirecek. Bu çalışma neticesinde ne yapılması gerektiğine dair bir karar verilmesi gerekiyor. Uzman ekipler hesaplamalarını yapacaklar. Heyelan nedeniyle bu hizmet ve yatırımların da gecikmesine sebep oluyor" dedi.

Vali Seddar Yavuz, Çevre Yolu'nun birinci etabının tamamlanarak trafiğe açılmasından sonra, Altınordu şehir içi geçiş trafiğinde de ciddi rahatlama meydana geleceğini sözlerine ekledi.

Xx

 Sayın Valim bu heyelanlar yüzünden  ülke ekonomisinin kaybettiğini hesaplayamayız bile.

Bu projeyi yapanlar bunun zemin etüdünü   hazırlayanlar ne iş yapmışlar ki ?

Nerede heyelan var nerede zemin iyi değil hesabını yapamamış incelemelerde görememişler mi ?

Bu nasıl bir iş anlamak mümkün değil.

Bu işlerin hiç mi sorumlusu yok.

 Kimseye hesap mı soramıyoruz.

Bu işlerin bir sorumlusu olmalı.

Veya konu başka nedenlerden kaynaklanıyorsa bu da açıklanmalıdır.

Ortada bir hesapsızlık ve ülke ekonomisinin kaybettiği milyonlar var.

Yazık.

 

 FETÖ İLE MÜCADELE İMİŞ ; HADİ CANIM ORADAN!

Hayatını Fetö mücadelesini vermiş bir çok kitabı ile bu pislik yapıyı deşifre etmiş Gazeteci Ahmet Şık  Fetö’dan içeride ama suçları tespit edilmişler tahliye ediliyor.

Ey okuması yazması olanlar, ey kendini  bir şey zannedenler. Ey Fetö ile mücadele ediyoruz diye  iktidara yandaşlık yapanlar.

 Aşağıda ki haberi okuyun. Neyle mücadele ediyoruz görürsünüz. Ahmet Şık içeride Fetöcular dışarıda…

xxx

 

15 Temmuz darbe girişiminden 2 gün sonra gözaltına alınan eski Ergenekon hakimi Ercan Fırat ve eşi Gülüzar Gürsoy Fırat, 8 Şubat’ta tahliye oldu. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk celsede tahliye olan Fırat çiftinin yaptıkları usulsüzlükler iddianamede ayrıntılı olarak anlatıldı.

Aydınlık'tan Sezim Özadalı'nın haberine göre, Fırat’ın evinde yapılan aramada, 1 adet Bank Asya’ya ait pos cihazı slibi, 1 adet Fatih Köse adına düzenlenmiş Bank Asya’ya ait hesap kapatma dekontu ile Asya Katılım Bankası hesap cüzdanı dökümü ele geçirildi. Gülüzar Fırat’ın 7 Eylül 2014 yılından itibaren ByLock kullanmaya başladığı belirlendi. İddianamede Gülizar Fırat’ın, “Hakkında FETÖ’ye üye olmak suçundan soruşturma yürütülen bir kısım şüpheli ve FETÖ ile iltisaklı kurum olduğu gerekçesiyle kanun hükmünde kararname ile kapatılan Turgut Özal Üniversitesi ile farklı zamanlarda 5 defa görüşme yaptığının tespit edildiği” belirtildi. Fırat’tan ayrıca F serisi 1 Amerikan Doları ele geçirildi.

"TÜRK MİLLETİ ADINA..."

Fırat’ın savcılıkta susma hakkını kullanarak herhangi bir beyanda bulunmadığı anlaşıldı. Fırat Zonguldak Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusunda ise şunları söyledi:

“Uzun bir süre Yargıçlık yaptım. 1. Sınıf hakimim. Son olarak İstanbul CMK 250 ile yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesinde üye hakim olarak bulunuyor idim. Ergenekon davasındaki üye hakimlerden biriyim. Daha sonra TMK mahkemelerine dönüştü. Bu mahkemeler de kapatıldı. Türkiye’de terörün olmadığı düşünülerek. Bir talebim olmadığı halde Zonguldak hakimi olarak buraya tayin edildim. Bu darbe eylemine kalkışan gönül veren, doğrudan veya dolaylı destekleyen kim olursa olsun, grup zümre hiç fark etmez hepsini lanetliyorum. Bugüne kadar Türk milleti adına verdiğim kararlarda hep hakkaniyeti ve adalaeti gözettim. Hiçbir ayrımcılık yapmadım. Şimdi böyle bir suçlama ile karşı karşıya kalmak ölümden daha ağır bir cezadır.”

Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Özcan’ın hazırladığı iddianamede“Şüphelilerin, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü’nün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldıkları, inkara yönelik savunmalarının dosya kapsamı ile uyarlı olmadığı, haklarında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 314/2. maddesi kapsamında Silahlı Terör Örgütü Üyeliği suçundan kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli şüphenin oluştuğu” ifadelerine yer verdi.

 

FETÖ'CÜ HAKİMDEN MUHALEFET ŞERHİ

İddianamede, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Dairesinin 22 Mart 2014’te Ercan Fırat’ın İstanbul Hâkimliğinden Zonguldak Hâkimliğine atanması işlemine, hakkında FETÖ üyesi olmak suçundan soruşturma yürütülen Teoman Gökçe’nin muhalefet ettiği bilgisi yer aldı.

BOZMA KARARINA GEREKÇE OLDU

Ergenekon davasının, Yargıtay’daki bozma kararında yedek üye hakimlerin duruşmalara katılmaları da gerekçe olarak gösterildi. Kararda şu bilgiler vurgulandı:

“Somut olay incelendiğinde; mahkemenin 05 Ağustos 2013 günü hükmü tefhim etmek için mahkeme başkan ve üyeleri yanında ayrıca mahkemenin yedek üyeleri olan hakimler Fatih Mehmet Uslu ve Nihat Topal’ında katılımıyla toplandıkları ve bu hususu zabta geçirerek duruşmaya başladıkları anlaşılmaktadır. Keza bu durum hükmün açıklandığı 05 Ağustos 2013 tarihli duruşmanın kaydının bulunduğu ve mahkemesinden getirtilen görüntülerden de anlaşılmakta olup bunun dışında ayrıca duruşma tutanağının aksine mahkemenin üçüncü yedek üye hâkimi Ercan Fırat’ın da heyete dahil olduğu görülmüştür. Tüm bu açıklamaların ışığında; mahkeme yedek üye hâkimlerinin müzakere sürecinde hükmü açıklayacak mahkeme heyetinin yanında bulunup, müzakereye aktif olarak ta katılmaları suretiyle CMK’ya aykırı davranıldığı anlaşılmıştır.”


SURİYELİ KAYGISI

Dün Yeter artık başlıklı bir yazı yazarak Suriyeli konusunda ki yaşananları ve endişeleri dile getirmiştik.

Yeni Çağ gazetesinde yer alan ve Uluslar arası bir kuruluşun raporu ise bizim haklılığımızı bir kez daha ortaya koyuyor.

Hükümet daha ne bekliyor bilemiyoruz ama radikal tedbirler alması gerektiği ap açık ortada.

Buyurun raporda yer alan bilgilere : 

xxx

Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından yaşanan göç dalgası sonrasında Türkiye’deki sığınmacı sayısı 3.5 milyonu aşarken, yaşanan toplumsal sıkıntılar da yapılan saha araştırmaları ve çalışmalara yansıdı. Uluslararası Kriz Grubu’nun raporuna göre geçen yıl Suriyeli mültecilerle çıkan gerginliklerde en az 35 kişi hayatını kaybetti. Türkiye’de mültecilere yönelik misafirperverliğin de kaygıya dönüştüğü belirtiliyor.

Deutsche Welle’nin haberine göre Uluslararası Kriz Grubu (ICG), “Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler: Kentsel Gerilimleri Azaltmak” başlıklı raporunda, Suriyeli mültecilerle yaşanan toplumsal gerginliklere ve sonuçlarına yer verdi. Rapora göre, 2017’nin ikinci yarısında 2016’nın aynı dönemine kıyasla Suriyeli mülteciler ile bağlantılı toplumsal gerginlik ve adli olayların sayısı yaklaşık üç kat arttı. 30 Kasım itibarıyla meydana gelen, kayıtlara girmiş olay sayısı 181. Bu olaylarda 24’ü Suriyeli en az 35 kişi hayatını kaybetti. Olaylar çoğunlukla işyerlerinde yaşandı.

Türkiye’de Suriyelilere yönelik olumsuz algının en önemli kaynağıysa, devlet tarafından tanınan imkânlara ilişkin aslı olmayan iddialar. İstanbul, İzmir ve Ankara’da yapılan görüşmelerden çıkan sonuca göre, bazı vatandaşlar Suriyeli mültecilerin çalışmadan her ay düzenli olarak maaş aldıklarını ve üniversite sınavına girmeden eğitimlerine devam edebildiklerini düşünüyor.

Raporda, Türkiye toplumunun Suriyeli mültecilere gösterdiği merhamet ve misafirperverliğin yerini endişe ve kaygıya bıraktığı da belirtiliyor. Anketler de Suriyeli mültecilere yönelik yaklaşımın genelde olumsuz olduğunu gösteriyor. 2017 yılının ekim ayında Ekonomistler Platformu tarafından yapılan bir ankete göre, katılımcıların yüzde 78’i Suriyelilerin ülkeyi daha az güvenli bir yer haline getirdiğini düşünüyor. Özellikle işgücü alanında rekabet oluştuğu fikriyle gerginlikler yaşanıyor. İstanbul ve İzmir’de yaşayan Suriyeli genç erkeklerin birbirlerini kollamak için gruplar halinde gezmesinin ise yerel halkta tedirginlik yarattığı belirtiliyor.

YÜZDE 23’Ü 3 BÜYÜK ŞEHİRDE

Rapora göre Suriyelilerin yaklaşık yüzde 23’ü İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere üç büyük şehirde yaşıyor. Olaylar genellikle, düşük gelirli bölgelerde yaşanıyor. Raporda Suriyelilerin kayıtlı ekonomiye entegre edilmesinin çetrefilli konu olduğu ifade edilirken Ocak 2016’dan bu yana yaklaşık 15 bin Suriyeliye çalışma izni verildiği, 750 ila 950 bin arasındaki Suriyelinin kayıtdışı çalıştığı dile getirildi.

Kaynak Yeniçağ: Türk halkında Suriyeli kaygısı artıyor


Yeter artık

Yeter artık  her gün şehit verdiğimiz şu ortamda bu kadar  namussuzluğa bu kadar alçaklığa daha ne kadar sabır göstereceğiz.

Hiçbir yetkili düşünmüyor mu bunun sonunu.

Benim askerim Suriye’de şehit verirken Suriyelilerin toprakları için  bir şerefsiz Arap soyu Suriyeli  İstanbul’da genç kızımıza saldırıp tecavüz etmek istiyor.

20-25 yaşında ki bu pezevenkleri  Türkiye’de ekmek elden su gölden yaşatıp g..  büyüttürürsek böyle oluyor.

Hastaneler bedava üniversiteler bedava vergi yok hesap soran yok.

Yok oğlu yok

Alın bu şerefsizleri askere gönderin Suriye’ye yeter yaaa.

Yeter artık.

 Bu ortamda doğabilecek her türlü olaylardan sorumlu olacak olanlar yine bunlar olacak.

 Ama olan ülkemizin huzuruna olacak.

Hükümet bunları beslemeye devam edenler görmüyor mu bunları ?
 En ufak olaya karışanı kulağından  tutup ne zaman sınır dışı yapacak?

xxx

Ordu’nun sokaklarında  özellikle bayanların ve genç kızların önlerini kesip mendil su diye taciz edenlere ne kadar daha göz yumulacak.

2-3 yaşlarında ki torunları ile cami  kapılarında dilenenlere ne zaman dur denilecek ?
Öte git desen suçlusun, sakırtlak gibi yapışan çocukları itiklesen aman haa !!!

Yeter , yeter yeterrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr! 

 VATANDAŞ BÜYÜK ŞEHİRE SORUYOR

6 YAŞA ÜCRET, 65 YAŞA BEDAVA!!! 

Dolmuş işleri, Oski işleri falan filan sıkıntı büyüyor çözüm yollar üretenler yok.

Ordu Şehri bu zamana kadar yaşanmamış su kesintilerini yaşamaya devam ederken Dolmuş işi de Kervan yolda düzülür mantığı ile sürdürülüyor.

Araçları azatlık ama  kapasiteleri arttı diyenler kucak kucağa sınırsız bir şekilde ayakta yolcu alınmasına  seyirci kalmaya devam ediyor.

Büyük şehirlerde böyle deyip işi başka türlü savunmaya çalışan okumuş cahillere de söyleyeceğimiz çok şey var. Daha dönü kadar kapasitesi az ama sayısı fazla olan dolmuşlarda tek kişinin bile ayakta yolculuk yapması yasak iken bugün araç sayısı azaltılmasına karşın kapasiteleri artırılan dolmuşlarda milletin balık istifi taşınması nasıl oluyor? Kimse de çıkıp ya bunun da bir sınırı olmalı demiyor.

Neyse herkes hak ettiği gibi muameleye laiktir.

            Bir okuyucumuz Büyük şehir belediyesine soruyor .

Bizde bu soru karşılığında yetkililerden yanıt bekliyoruz :
6 yaşında ki çocuk için de Ordum Kart istiyorlar.

Otellerin çoğunda bile 12 yaşa kadar ücretsiz konaklattırılırken 6 yaşında ki çocuğun Ordu Kartı almasını istemek ve bunu zorlamak neyin nesi ? Ordu Kart alan aile o zaman 6 yaşında ki çocuğunun koltuğa oturmasını sağlayacaktır. O zaman yaşlıya saygı büyüğü saygı mı kalacak ? Ordu Büyük şehir belediyesi 6 yaşında ki çocuğa alınacak kartın parasının peşinde mi ?  65 yaş üstü bedava gidecek 3-5 yaşında ki çocuk için ücret istenecek ?

Ayrıca  araç güzergahlarını gösteren tabelalarının yanlarda  ve arkalarda da olması  vatandaşların daha rahat hareket etmesini sağlayacaktır.

 

HABERİ İYİ OKUYUN!!!

En az fındık kadar önemli olan Bal konusunda yıllarca yazdım yazmaya devam ettim.

            Bu çok önemli gelir kaynağının nasıl heba edildiğini nasıl bir marka yaratılamadığını ve nasıl keyfiyet içerisinde davranıldığı yaza yaza kalemimde mürekkep bitmesine karşın  bir iki yıla kadar kimseyi harekete geçiremedik.

Bu kadar önemli bir gelir kaynağını  çakallara kaptırırken Ordu Balının adını rezil rüsva ederken bir marka oluşturamaz bir paketleme tesisi kuramazken  aşağıda ki verilerin  bu ülke var olduğu sürece  geçerliydi dersek abartmış olmayız..

Dediğim gibi bu haberi iyi okuyun. Ve tüm bunlara rağmen Ordu balının nasıl heba edildiğini nasıl bu işle ilgili olanların hiçbir şey yapmadığını görürsünüz.

xxx

Dünya bal üretiminde Türkiye, Çin'in ardından dünya ikincisi olurken, Türkiye'de ise Ordu ili en fazla bal üretimiyle birinciliğini sürdürüyor. İstatistiklere göre, yılda 1,5 milyon tondan fazla gerçekleşen dünya bal üretiminin yüzde 30'unu Çin elinde bulundururken, Türkiye yüzde yaklaşık 7'lik pay ile ikinci sırada bulunuyor. Türkiye'yi yüzde 5,35 ile ABD, yüzde 5,03 ile İran, yüzde 4,96 ile de Rusya izliyor.

 

2017 yılı sonuçlarına göre, iller arasında bal üretiminde ilk sırayı geçen yılın birincisi Ordu ili aldı. 2016 yılında 16 bin 280 ton bal üretimi gerçekleştirilen Ordu'da 2017 yılında 16 bin 799 ton bal üretimi gerçekleştirildi. Ordu'nun ardından Muğla 15 bin 500 tonla ikinci, Adana 9 bin 500 tonla üçüncü oldu. Toplam bal üretiminin yüzde 40'ı Ordu, Muğla ve Adana'da üretildi.

YILLIK 220 MİLYON LİRA KATKI

 

Ordu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kemal Yılmaz, Ordu ilinde 2017 yılında 16 bin 799 ton bal üretimi gerçekleştirildiğini söyledi. Türkiye bal üretiminin yüzde 15'inin Ordu'da üretildiğini belirten Yılmaz, “Ülkemiz dünya bal üretiminde Çin'den sonra ikinci sırada yer alıyor. Balın ülkemiz ekonomisine ciddi bir katkı sağladığını söyleyebiliriz. Ordu ilinde fındıktan sonra en fazla ekonomiye katkı yapan ürün bal oldu. Yıllık bal satışlarından Ordu ekonomisine yılda 200-220 milyon lira arasında bir ekonomik katkı sağlanıyor. Biz bu katkıyı daha da arttırmayı hedefliyoruz. Arıcılığın gelişmesi ve arı ürünlerinin geliştirilmesiyle beraber bu sektörün ilimiz ekonomisine katkısını arttırmaya çalışıyoruz” dedi.

SANA SIĞINDIM!!!

Diyarbakır'da camide, Kuran eğitimi verdiği 12 yaşındaki H.İ. isimli kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanan imam Y.Ö.'nün (32) 'çocuğun cinsel istismarı' ve 'cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma' suçlamasıyla 33 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. İddianamenin kabulünün ardından talimatla ifadesi alınan H.İ., imam Y.Ö.'nün cinsel istismarına uğradığını belirterek, şikayetçi oldu. Ancak baba T.İ. ise şikayetçi olmadığını söyledi.

xxx

Yani bu haberi okuyunca  ulan deyip binlerce galiz küfürleri edesim geldi.

 Olsun benim çocuğum , bir kereden bir şey olmaz, falan filan diyen zihniyeti yaratanlar ve yarattıkları bunlar. Allahtan korkmazlar kuldan utanmazlar, insanlıktan nasip almamış güruhların yaşadığı ve yaratıldığı bir Türkiye de bulunmaktan utanmıyor musunuz hala.

Şehit kanı üzerinden siyaset yapanların yarattığı Türkiye de babalar analar çocuklarının tecavüzüne bile ses çıkarmaz hale gelebiliyor.

Nasıl tüküreyim yüzünüze nasıl küfür edeyim bilemem bulsam bir kaşık suda boğmak isterim bu zihniyeti ama  bunların yeşermesi için ha bire tohum atan zihniyet var.

İnsanlar kara deliğin peşinde,  yeni yeni keşifleri yeni yeni icatları buluyor onları geliştiriyor da bizim diyanet Sol ele yemek yemek haramdır şeytanla iş birliğidir diye fetva  veriyor.

 AHLAKSIZLAR doğumda  çolak kalan çocukların iğne yüzünden kolunu kaybedip solak kalan bebeklerin suçu ne ?

 Allah şirk koşmaktan bile korkmuyorsunuz.

 Bu nasıl din anlayışıdır.

Allah’ım yarabbim sana sığındım sana güvendim, bunları başımızdan def et. 

OLMUYOR?   

Geçtiğimiz günlerde bir yazı yazmıştım. Yeni Orduspor’un Diyarbekirspor ile oynadığı maçta özelikle açık tribünün  doluluğunu görünce güzel bir maç olur seyirce coşturur takımı dedim. Heyhat maçın başında 3-5 bağırma sonrada tek tük yuhalamalar bağırmalar.

Ancak  golde coşku o kadar  Yeni takıma yeni transferleri kim yaptı bilemiyorum. Yeni diyecekler 3 hafta geçti. Bir çoğu oynayarak geldi hazır değil diyemezsiniz.

Neyse biz ne kadar yazarsak yazalım birileri yine bildiğini okuyacak.

Olmuyor bir yerde bir noksanlık var diyoruz o kadar.

Neyse geçtiğimiz gün yazdığım yazıyı tekrar paylaşayım bari J!!

xxx

Uzun uzadıya yazmayacağım.

Orduspor’un Bal liginde oynadığı Çarşambaspor maçında tribünlerde ki seyirci sayısı eksi puanlarda olan bir takım için mükemmel sayılabilecek düzeydeydi.

Taraftar grubu usturuplu slogan ve tezahüratlarıyla renk kattılar.

            Kendi ürettikleri sözlerle söyledikleri şarkılar türküler galibiyeti getirdi.

Ayni coşkuyu iki amigo ile tribünlere gelen Yeni Orduspor maçında ki seyircide göremiyoruz.

Bunun nedenini Yeni Orduspor kurulurken yaşanan ben yaptım oldu mantığında aramak gerekiyor bence.

Toplumun bir kısmını öteleyerek Nedim Türkmen mantığı ile yapılan işlerin nasıl duvara tosladığını Pazar günü 19 Eylül stadyumunda gördük.

Ligde kalması mucizelere bağlı bir takımın peşinde onlarca insan 90 dakika  tezahürat yapıyorsa yabana atmamak gerek.

            Bir ufak nata yönetime başkana.

            Marjinal havadan kurtulamadığınız sürece ( Veya öyle algı yaratıldığı sürece ) bu desteği uzun uzadıya bulamazsınız.

Kimse görmüyor kimse bir şey demiyor zannetmeyin.

En ufak örneği sinek küçük ama mide bulandırıyor.

            Tribüne asılan bir pankart hiç yakışmamıştı..

            Orduspor’un ne Milliyetçiliğe  ve de sosyalistliğe ihtiyacı yoktur !

Orduspor başlı başına bir sevdadır.

 TAŞIMACILIKTA DEVRİM !!!

Toplu taşımacılıkta devrim, Türkiye böyle bir şey görmedi.  Dünya da belki de ilk diye yazıp söyleyecekler de  o kadar uzatamıyorlar. O kadar yüzsüzleşemiyorlar..

Toplu taşıma töreni ile ilgili okuduğum ve seyrettiğim haberlerin çoğunluğunda  ne boş kart parasından ne güzergah taşıma parasından ne de kartsız binme parasından tek satır tek söz yok.

Bu nasıl haberciliktir bu nasıl  toplumsal bir görevdir.

Ulan sizden var olmayan bir şeyi yazın, söyleyin, gösterin diyen var mı ?

 Zaten mevcut ve uygulama yapacaklar.

Hani bunu yazın da iki satır da eleştiri yapın demiyoruz. O işleri geçtim. Nerenizden bağlısınız nasıl bir Ahlak içindesiniz bilemem.

Ama vatandaşın haber alma hakkına saygı gösterin . Gazeteciliğin  en önemli haber kuralı olan 5 N 1 K kuralını azda olsa yerine getirin.

S iz kendiniz yazıp çizip, gösterip söylediğinizi sanıyorsunuz değil mi ? 3 maymunları oynamaya deve kuşu gibi kafanızı kuma gömmeye devam edin.

İnternet çağındayız tarih sizi en kirli sayfalarına yazıyor.

Artık tek tuşla ne mal olduğunuzu torunlarınız, torbalarınız ve gelecek nesil öğrenecek.

Nerede yanlış yapıldı ?  

Uzun uzadıya yazmayacağım.

Orduspor’un Bal liginde oynadığı Çarşambaspor maçında tribünlerde ki seyirci sayısı eksi puanlarda olan bir takım için mükemmel sayılabilecek düzeydeydi.

Taraftar grubu usturuplu slogan ve tezahüratlarıyla renk kattılar.

            Kendi ürettikleri sözlerle söyledikleri şarkılar türküler galibiyeti getirdi.

Ayni coşkuyu iki amigo ile tribünlere gelen Yeni Orduspor maçında ki seyircide göremiyoruz.

Bunun nedenini Yeni Orduspor kurulurken yaşanan ben yaptım oldu mantığında aramak gerekiyor bence.

Toplumun bir kısmını öteleyerek Nedim Türkmen mantığı ile yapılan işlerin nasıl duvara tosladığını Pazar günü 19 Eylül stadyumunda gördük.

Ligde kalması mucizelere bağlı bir takımın peşinde onlarca insan 90 dakika  tezahürat yapıyorsa yabana atmamak gerek.

            Bir ufak notta yönetime başkana.

            Marjinal havadan kurtulamadığınız sürece ( Veya öyle algı yaratıldığı sürece ) bu desteği uzun uzadıya bulamazsınız.

Kimse görmüyor kimse bir şey demiyor zannetmeyin.

En ufak örneği sinek küçük ama mide bulandırıyor.

            Tribüne asılan bir pankart hiç yakışmamıştı..

            Orduspor’un ne Milliyetçiliğe  ve de sosyalistliğe ihtiyacı yoktur !

Orduspor başlı başına bir sevdadır.

 MARKETLERDE TUZAĞA DİKKAT

Artık büyük market ve AVM’lerde vatandaşı her türlü tuzağa düşüyor

Benim akıllı vatandaşım da bu tuzağa düşmekten kurtulamıyor

Özellikle gramaj üzerinden vatandaşı resmen soyuyorlar.

Bir kiloluk görüntüsü altında satılan gıdaların yarısından fazlası ya 900 gram ya da 800 gram olarak ambalajlanıyor.

Şirketlerin bu tür ambalaj uygulaması satışları belki artırıyor ama vatandaşın da resmen soyulmasına neden oluyor.

Göz yanılgısının hesabını yapan firmalar  gramajlarla oynayarak sözde fiyat indirimi yaptıkları iddiasıyla çalmaya devam ediyorlar.

Ey vatandaş soyulmak istemiyorsan aldığın ürünün gramajına dikkat et.

 Yok dikkat etmiyor ve bu yazılanları kulak ardı ediyorsan.

Soyul soyulabildiğin kadar sana dar gelen bize bol gelsin. 


Nasıl denetim ?

 

Ordu'da geçen yıl yapılan su ürünleri denetimlerinde boy yasağına uymayan 80 balıkçıya ceza kesildi.

Ordu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü su ürünleri denetim ekipleri tarafından, 2017 yılında su ürünleri karaya çıkış noktalarında, denizde ve iç sularda, balıkçı barınak ve çekek yerlerinde, su ürünleri perakende satış yerlerinde, yol güzergahlarında ve balık halinde olmak üzere toplam bin 68 denetim gerçekleştirildi.

Bu denetimlerde; avlanma yasaklarına uymayan, yasak boydaki su ürünleri satan 80 kişiye idari para cezası uygulandı. Aynı zamanda, 5 adet pintere, 1 adet kalkan ağına, 1 adet manyat ağına, 17 adet tırıvırı ağına, 4.400 metre uzatma misiner ağına ve 1.5 ton palamut, barbun, kalkan, istavrit. mezgit, lüfer, hamsi ve deniz salyangozuna el konuldu.

xxx

Haber bu …

Yıllardır yazmaktan çizmekten bıktık.

Ama bir türlü gerekenin yapılmasına katkıda bulunamadık !!!

Yıl boyunca yapılan denetim ve kesilen para miktarları yukarıda.

Gerekli denetimin yapılıp yapılmadığına siz karar verin artık.

            Daha  Pazartesi Salı gün solucan gibi hamsiler satıldı  Ordu’nun her yerinde.

Ordu’nun en çok satış yapılan tezgahlarında yana bana rast gelmiyor ya da  gizli denetim yapıyorlar (!)  satılan küçük kalkanlar boy yasağının altında balıklar  çatır çatır satılırken görevliler ne yapıyor bilemiyorum.

Bu denetim işini bana  versinler.

Sadece oturduğum yerden Tarım’ın yaptığı denetimin 10 mislini yapmazsam namerttim

Ayıptır ayıp. Rakamları açıklamayın da hiç olmazsa kızmayalım… 

DAĞ ÇİÇEĞİ

            Bir kız... Sıkılgan, ürkek...

            Anlattığına göre yoksullukla büyümüş...

            Hayal kurmakla avutmuş hep kendini, ayrıca tahammülü  de  yokmuş haksızlığa, yalana...

            Yaşamının gerekliliğinin bilincinde, planlarının gerçekleşmesi ideali...

            Bir de tek emeli varmış, şiir kitabı yazacakmış...

            Mavi şehri de o kadar çok seviyormuş amma bu şehirde de ölmek istemiyormuş...

            Konuşurken yanakları al al olan dağ çiçeği...

            Hep mi böyle yaban kalmak istersin?

            Hep böyle dağ çiçeği gibi mi yaşamak arzun?

            Bilirsin ki dağ çiçekleri ne kadar narin ve zarif olsa da ömürleri hep kısadır...

            Bir gün seni dağlardan koparıp, ovaların yemyeşil topraklarına salacakları unutuyor musun?

            Dağ çiçeği, kardelen bakışlı, ürkek çocuk!..

            Hayatın gerçeklerinden neden kaçıyorsun...

            Yaşanacak çok şey var elbet, sen de başaracaksın biliyorsun...

(  Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 


 NE İSTEDİN?

Saçlarını dağıtmış salına, salına gelirdi bizim mahallenin kalığı...

Güzel mi güzeldi. Bizim ki çocukluk ya , herkes aşıktı ona... Çocukça yorumlarımızda ön plana hep “Neden evlenmiyor?” soruları çıkardı...

Büyüklerimize de sormaya korkardık hani...

O sokağa çıkınca top oynayışımız durur, nefeslerimizi korkakça ama heyecanla alıp verirdik.     

Oda bilirdi bizim kendisine olan hayranlığımızı... Hepimize tatlı bir gülüş atar , göz kırpıp balık eti vücuduyla salına, salına yoluna devam ederken, bizlerde hayranlıkla ve iç geçirmelerle arkasından bakakalırdık...

Günahı söyleyenlerin boynuna, Ankara’da dostu var diyorlardı.

Biz de, zaman zaman ve mahallede uzun süreli göremeyişimizi buna bağlardık.

Bir zaman sonra hiç görünmez oldu. Büyüdükçe merakımız da büyüdü içimizde.

Yine bir zaman sonra gerçeği öğrendik... Ant içmiş evlenmemeye... Dost most da hikaye imiş vallahi....

Ankara’ya gidişleri huzurevinde kalan annesi içinmiş... Erkekleri deli edeceğim dermiş komşu kadınlara...

Ne gerek  vardı ki Suna abla?

Hadi yetişkinleri deli ettin de, biz çocuklardan ne istedin?!

(  Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

R- KOMPLEKS!..

İnternette son günlerde sıkça konuşulan ve paylaşılan bir yazı var.

Oldukça ilginç tespitlere dayanıyor.

Yorum yapmadan sizlerle paylaşıyorum .

xxx

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünyadaki birçok sosyal bilimcinin beynini bir soru kemiriyordu:
Kant, Hegel gibi büyük filozofları, Einstein gibi bilimcileri, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri çıkarmış bir Alman toplumu, nasıl olur da Hitler gibi bir delinin peşinden gitmişti?
Üstelik 20 milyondan fazla insanın ölmesine neden olduğu halde?
Hitler “mühendis kafalı” olmalarıyla ünlü Almanlara ne yapmıştı? Onların mantıklarını nasıl “servis dışı” hale getirmişti?
Sorunun özü şuydu: Mantıklı insanların/toplumların mantıksız davranmaya başlamasına sebep olan neydi? Uzun süren araştırmalarla cevabın bazı parçaları keşfedildi. En önemli kavram “R-Kompleks” denilen olguydu.
Almanların beyninde “R-Kompleks” denilen beyin bölgesi, baskın hale getirilmişti. R-Kompleks, “sürüngen beyin bölgesi” demektir. Her beyinde bulunur.
R-Kompleksle yönetmek, kitlelerin beynindeki “ilkel içgüdüleri aktive ederek, mantıklı düşünmeyi baskılamak” demektir.
Peki, bu tip liderlerin metodu neydi?
Sosyal psikoloji araştırmalarına göre, bir insanın beyinin R-Kompleks seviyesine indirgemenin en iyi yollarından biri onu bir gruba dâhil etmekti.
İç bağları sıkı bir grup içindeki kişi “akıl ihalesi” yoluyla mantığını kullanmaktan vazgeçebiliyordu.
Bu amaçla kullanılan ikinci yol, kitleleri “korku kültüründe” yaşatmaktı.
Aynı şekilde “dış düşmanlar” göstererek korkuya dayalı politik propaganda yapılarak da kitleler R-Kompleks seviyesine indirilebiliyor.
Bu siyasi stratejide 3-D çok önemlidir:
Düşman göster.
Dayanışma duygusunu kışkırt
Düşündürme! Sürekli çatışma çıkar ki, taraftarların düşünemesinler! İnsanların mantığına değil içgüdülerine hitap et!
Peki, kitleler bu tip “R-Kompleksli” liderlerde ne buluyorlar?
En önemli açıklamalardan biri özdeşlik kurma psikolojisiydi.
Kendi hayatında yenik, ezik, kompleksli kişiler, bu tür gücü ve otoriteyi temsil eden liderler üzerinden, kendilerini ezen kocalarından, patronlarından, üst sınıftan kendilerince intikam alıyorlardı.
R-Komplekse hitap eden liderlerin en büyük sırrı, kendisini bir “intikam aracı” olarak sunmalarıydı. Onlar hep; Kaybedenlere oynayarak kazanıyorlardı!
Kimliklerini bir düşmana göre konumlandırıyorlardı.
Mesajları şöyleydi: “Ben de senin gibiyim ama senin olmadığın bir yerdeyim, oyunla bana güç ver, nefret ettiğin herkesin canını okuyayım!”
Bu tip liderler kolaylıkla iktidara gelebilirken, gidişlerinde büyük bedel öder ve ödetirler. Bu tip liderler, toplumlar için bir zekâ testidir.

 

HAKKIMI HELAL ETMİYORUM !
Geçen Aralık ayında bir yazı yazarak OSKİ’nin  bu aydan yazmayarak Ocak ayına bıraktığı 18  günlük su bedelini bizden yeni yıl itibarı ile tahsil edeceğini yazmıştım.

2 Aylık gelen faturanın buna zemin hazırladığını söylediğimde  faturanın geç gelmesini köpeklere bağlayan zihniyet bizi yanıltmadı.

Şimdi iyi okuyun cıbbancılar. Nasıl öpüldüğümüzü size tek tek anlatacağım.

Aralık ayı faturası : 1. kademe su fiyatı : 3.36 Tl. 2. Kademe su fiyatı 5.04 tl.

Fatura ilk okuma 13.10 , son okuma 13.12.

Ocak ayı faturası : 1. Kademe 3.72 tl. 2. Kademe 5.59 Tl.

Yani ne olmuş Büyük Şehir suya bir güzel zammı basmış.

Peki benden haksız olarak alınan 18 günlük zamlı para ne olacak ?

Ben buradan açık açık yazıyorum.

 Haram olsun.

 Haram olsun sizin bu düzeniniz.

Haram olsun sizin bu anlayışınız.

 Haram olsun vatandaşı sağmal inek olarak görmeniz.

Başka belediyeler su fiyatlarında indirim yaparken bizim belediye Aralık ayını da haksız bir şekilde zamlı tarifeden yazıp vatandaşına gönderebiliyor.

Adalet yok, hukuk yok, insaf yok, Allah korkusu yok.

Elbette bu konunun taşınacağı platformlar bulunur?!

 

 ( Ayrıca  cep telefonuna borcunuz 22 lira aralık 31 son gün diye mesaj gönderip eve giden faturanın 112 lira olması nasıl oluyor acaba ? Birileri açıklama nezaketinde bulunabilir mi ? ) 

YAKMA , TAKİPÇİSİ OL YETER!

AK Parti Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu, fındık üreticisini mağdur etmeyeceklerini belirterek, "En son Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile birkaç görüşme yaptım. Kendisine dediğim şu; 'Serbest piyasaya fındık sürerseniz Ordu meydanında kendimi yakarım', bu kadar net" dedi.

Milletvekili Gündoğdu, fındık üreticisinin mağdur olmaması için bu yıl da Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) devreye girdiğini hatırlattı. TMO'nun 150 bin tona yakın fındık aldığını belirten Gündoğdu, alınan fındığın serbest piyasaya sürülmesine izin vermeyeceklerini söyledi. En son Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile birkaç görüşme yaptığını ifade eden Gündoğdu, "Kendisine dediğim şu; 'Serbest piyasaya fındık sürerseniz Ordu meydanında kendimi yakarım', bu kadar net. Çünkü fındık serbest piyasaya satıldığı zaman elini ovuşturanlar, bu sefer üreticiyi tekrar mağdur edecekler. 10 liralık fındık düşecek 5 liraya. TMO devreye girmeseydi fındık 5-6 liraydı. AK Parti iktidarı asla üreticiyi mağdur etmeyecek. Üreticinin yanında olacağız. Bundan sonra da rekolte yüksek olursa devreye Toprak Mahsulleri Ofisi girecek ve fındık alacak. Elindeki fındığı da satmayacak. Kimse elindeki fındığı satacak diye beklemesin, elini ovuşturmasın. Bu fındığı sattırmayacağız" diye konuştu.

XXX

Sayın Milletvekilimiz yakmayın ama takipçisi olun.

TMO ne yapacak bu fındığı üstüne oturacak ve öylece bekleyecek hali yok.

            Bir şekilde değerlendirecek.

Serbest piyasaya sürdürmeyeceğiz demek çok iddialı bir laf. Hele kendimi Ordu Meydanında yakarım çok çok iddialı bir laf.

            Satsın ne yaparsa yapsın.

            Ama öyle çürüktü bezikti diyerek peş keş çektirmesin.

Piyasa 10 lira ise 11 lira desin

            Piyasanın üstünde bir rakama satarsa satsın.

Ama el altından işler çevirmesin.

 Bizim de sizden isteğimiz kendinizi yakmanız değil bunları takip etmenizdir…

 

19 Eylül Atatürk Rıhtımı

Yaptığımız çalışmalar ile tamamen farklı bir görünüme kavuşan rıhtımın ise milli değerimiz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini en iyi şekilde yaşatmak amacıyla 19 Eylül Atatürk Rıhtımı olarak adlandırmayı uygun gördük.

Yukarıda ki açıklama Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’ın açıklamasıdır.

Bazı yatırımların bittiğinden verilen isimlerden bahsederek meclisi ve dolayısı ile kamuoyunu bilgilendirmiştir.

Ben lafı uzatmayacağım.

Yıllardır ne oldu burada ki Atatürk’ün ışıklı rölyefi niye koymuyorsunuz bir sıkınınız mı var diye sorup duruyorduk.

Hal böyle olunca Atatürk Rıhtımına onun en güzel ışıklı rölyefi yakışır.

Koymazsanız verdiğimiz isim askıda kalır ve hiç de samimi olmaz!!!

Bekliyoruz…


ÖKÜZ KORNASINA DUR DİYECEK YOK MU ?

Karayolları Trafik Kanunu’nun 72. maddesinde ”Araçlardaki ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazları yönetmelikte gösterilen şartlara uygun olarak ve kamunun rahat ve huzurunu bozmayacak şekilde kullanılabilir. Buna uymayan sürücüler, para cezası ile cezalandırılırlar” deniliyor.

Ancak Ordu’da da bir çok bölgede de özellikle meskun mahalle ‘ Öküz kornası’ diye adlandırılan havalı korna basandan geçilmiyor.

İşin ilginç yanı adam şehrin içinde Trafik polisinin yanında kornaya basıyor ama kimse ne oluyor diyemiyor.

Son günlerde bu konuda hayli şikayetler geliyor.

 Türkiye genelinde de bir çok bölgede yetkililer Öküz kornası ile mücadeleye başladıklarını  belirtiyorlar.

Yeni yılda bu tür korna çalanlara verilecek cezanın miktarı ise 2 bin 910 lira.

Birkaç uygulama yapılsın gör bakalım öyle hayvan hayvan ( hayvanlardan özür dileriz) kornaya basabiliyorlar mı ? 


EEY AKP ORDU MİLLETVEKİLLERİ!

Bir süredir gazetelerde ve sosyal medyada, "Ağaoğlu Yason Burnu'nu gezdi ve burada konut yapmayı düşünüyor" söylentisinin yayıldığına dikkat çeken Ağaoğlu, "Çeşitli yayın organlarında yer alan bu tip haberler tamamen gerçekdışıdır. Arsa spekülasyonu yapanların yaydıkları söylentilere inanıp haber yapılıyor, imza toplanıyor. Karadenizli hemşehrilerimi uyarmak için ben de kampanyaya imza verdim" dedi.

HEM DESTEK VERDİ HEM YORUM YAPTI

Kampanyaya imza veren Ali Ağaoğlu bununla da yetinmeyip yorum sayfasına şunları yazdı "Ben de imza verdim. Söylentiler, Türkiye'nin her yerinde arsa spekülasyonu yapanların marifetidir, bunu herkes bilir. Belli ki, yanından bile geçmediğim o bölgede Ağaoğlu ismini kullanarak, suni bir değer artışı yaratılmak isteniyor. Karadenizli hemşerilerimin zarar görmesini istemediğim için bu zorunlu açıklamayı yapıyorum".

"10 BİN KİŞİ BİR YALANIN ALTINA İMZA ATIYOR"

Yıldırım Holding sahiplerinden Mehmet Yıldırım'ın cenazesi için 16 Ekim'de Samsun'a gittiğini, dönüşte Ordu'da bir bardak çay içtiğini, bunun dışında Ordu'da bulunmadığını açıklayan Ağaoğlu şunları söyledi: "Sosyal medyada da kime hizmet ettiğini düşünmeden 10 bin kişi bir yalanın altına imza atıyor. Geçenlerde de bir köşe yazarı, Erzurum'a helikopterle gidip tarihi eserlere zarar verdiğimi yazmış. Erzurum'a hayatımda bir kez ve özel uçakla gittim. Hiçbir akıl süzgecinden geçirmeden yazılan yazılara köşe yazısı diyorlar".

XXX

 Ağaoğlu bu haberle Yason burnu ile ilgili adının geçmesini yalanladı.

 Soru sormuştuk AKP milletvekillerine yanıt alamadık. Ağa ile ilgili bölümü  adı geçen açıkladı.

 Sorularımızın yarım kalan bölümleri ise şöyle idi .

 Turizm bakanlığı burada plan tadilatı yaparak bir çok bölgeyi imara açtı. Turizm alanından çıkartılan bölgelere inşaatlar yapılacağı bölgenin tamamıyla ranta dönüştürüleceği söyleniyor , çıkın bu bölgede neler yapılacak neler yapılmayacak açıklayın.

 Ama nerede sessizlik devam ediyor.

Ordu Büyük şehir belediyesi konu benimle ilgili deyip sıyrılıyor işin içinde.

Bakanlıkla ilgili ise Ey AKP Ordu milletvekilleri seçmeninize olan görevinizi niye yerine getirmiyorsunuz.

Hiç olmazsa Yason’un nasıl talan edileceğini öğreniriz..

KARAYOLLARI REZALETİ  

            Aşağıda ki yazıyı ben daha önce okumuştum deme.

Bu sana bir hatırlatma.

Bu yazının sonunda rezaletin hangi boyutta olacağını yazacağım.

Önce eski yazıyı bir okuyun sonra da aşağıda ki yeni bölümü !

 

xxx

Karayollarına soruyoruz…  

Karayolları ne iş yapar artık bilemez durumdayım.

Karayolları Trafik Kanunu yönetmelikler ve mevzuatın Ordu’da öyle işlediği görmedim.

Adam apartman yapmış arkadan yolu var ama  karayollarına  giriş çıkış verebiliyor.

            Karayollarında bir çok esnafın  kaldırımları kırıp alçaltarak iş yerlerine giriş çıkış yerleri yaptığı gözleniyor.

Hem yaya hem da araç trafiği açısından tehlike doğuracak bu gelişi güzel keyfi uygulamalara dur demesi gereken yasaları uygulaması gereken Karayolları seyrediyor.

Hal böyle olunca  bu kanunsuz işler devam ediyor. Son olarak yine  yeni açılan iş yeri gece yarısı kaldırımı kırıp bordürleri aşağı indirerek kendi iş yerine karayolu güzergahından giriş çıkış yaptı.

Buralar da gerek maddi gerek yaralamalı  ve ölümlü olarak meydana gelebilecek kazadan kim sorumu olacak?

            Buraları kendine giriş çıkış yapan iş yerleri sahipleri veya konut sahipleri mi yoksa buna göz yuman karayolları yetkilileri mi ?

            Daha dün bu tür iş yerinde yemek yeme keyfini yaşayan yetkililerin uyanması için bir kazanın mı olması gerekiyor.

Karayolları, Devlet karayolu üzerinde  olmaması gereken  keyfi yol giriş ve çıkışlarına göz yumarak suç işliyor.

            Ben buradan şimdiden yazıyorum.

            Meydana gelebilecek kazalardan sorumlu sadece bu işi yapanlar değil  bin katı buna göz yuman Karayollarıdır.

Savcılıkların bilgisine sunarım … 

xxx

Ben bu yazıyı yazdım  bir şey olur, bir yanıt gelir diye.

Hiç kimse bizi takmadığı gibi ne oldu biliyor musunuz?!

 5 Ocak saat 9.30 sıralarında dökme asfalt taşıyan karayollarına ait kamyonet Migros yakınlarında açılan yeni köftecinin önüne yanaşarak araçların daha rahat girmesi için karayollarına açılan girişin iş yeri ile birleşen toprak bölümlerine asfalt serdi gitti.

Demek ki bu memlekette ne oluyor diyecek bir Devlet adamı yok.

 Ha bu arada asfalt döktünüz döktünüz bunu bedava mı döktünüz, para ile döktünüzse kaç liraya döktünüz. Karayollarının böyle bir görevi  var mı ? Yönetmelik ,kanun karayolları özel iş yeri ve evlere asfalt hizmeti yapar diyor mu ?

Bunu soracak Devletin adamlarını arıyoruz...

 

ŞAKA MAKA DEĞİL

Dünya yeni yılı selamlarken, Türkiye ise sosyal medyaya yansıyan ilginç bir görüntüyü konuşuyor.

Sosyal medyada dolaşan bir videoda, elinde sopa sallayan sarıklı bir adamın,"Tebliğ yapacağız, Noel Baba'larını bekliyoruz" dediği görüldü.

Dama çıkan adam, "Noel Baba'ya görürsem, iman et diyeceğim artık. Çatılarda, bacalarda gezmeyi bırak, hasta olursun, üşütürsün, zatürreden geberirsin, gel iman et, Allah'a iman et diyeceğim" dediği görüldü.

xxx

Şaka maka değil ha gerçek haber inanmayan için videonun haberleştirildiği linki de  vereyim.

https://odatv.com/musluman-ol-noel-baba-0101181200.html

xxx

Allahım al canımı dersiniz ya bazen veya  söylenecek laf bulamadım diye.

 Bende kelime hazinemde ki bütün küfürleri bitirdiğim için Can Yücel’i öbür dünyadan kalkıp gelmeye ve iki laf etmeye çağırıyorum !!! 

Havaalanı için ilçelerden istek

Havaalanı açıldığından  bu yana özellikle Mesudiye, Akkuş, Aybastı gibi ilçe halkından istekler geliyordu.

            Havaş ve benzerlerinin uçaklar için servis koyması yolunda.

Zaman içinde belki gerçekleştirilir diyerek bekledik ama  hala hazırda bir şey olmayınca özellikle il dışında bulunan hemşerilerimiz konuyu tekrar gündeme getirmemizi istiyor. Özellikle Ordu ve Orduspor hastası Mesudiyeli hemşerimiz Ankara’da oturmakta olan Can Hayat Özyurt havaalanı açıldıktan beri gerek sosyal medyada gerekse bana hatırlatmalarında hep bu konu var. Söylediği gibi İstanbul’a uçakla gidene kadar ilçeden havaalanına gelmek için dolmuş saati veya otobüs saati beklemek zorunda kalınıyor.

Havaş ve benzeri özel sektörün bu konuya sıcak bakacağını zannetmiyorum ama bu konu ile ilgili olarak Ordu Büyük Şehir Belediyesinin bir ring sistemi kurarak bunu çözebileceğine inanıyorum.

Sosyal devlet yol yaptım, su getirdim, kanalizasyon döşedim, sağlık sorunları ile ilgili şunları yaptım diye övünmez.

Zaten bunlar Anayasa ile teminat altına alınmıştır.

            Devlet şu kadar fabrika kurdum  şu sistemi yaptım şu düzenlemeyi gerçekleştirdim diye övünür.

O yüzden biz de Ordu Büyük Şehir Belediyesinin sosyal devletin bir kurumu olduğu için yeni yılda vatandaşlarımızın haklı isteği konusunda bir çalışma yapmasını bekliyoruz.

            Olumlu veya olabilecek haberleri bekliyoruz.

 

Olumsuzsa (ekonomik masraf gibi nedenleri koymadan ) neden olumsuzdur onu da açıklasın.

 Yason’dan ne haber ?

Ordu’nun en önemli Turizm merkezlerinden biri olan Yason Burnunda Turizm Bakanlığı onaylı plan tadilatı yapılarak  imara açılan bölge büyütüldü.

Planlar hazırlandı  ve bu bir şekilde ortaya çıktı.

            Alanlar büyütüldü  kimilerine   göre Yason büyük büyük konutlar yapılmak için peşkeş çakılacak.

 Ordu Büyük Şehir belediye Başkanı konu bizimle ilgili değil diyor ama sonuçta yapılacaklardan haberi var.

Yine de orada bir sıkıntı var ki tartışmadan uzak kalmaya çalışıyor.

Ben ise buradan AKP Ordu Milletvekillerine sesleniyorum.

Ey AKP milletvekilleri Ali Ağaoğlu ismi geçiyor büyük rant iddiaları var niye sessiz kalıyorsunuz.

Bu sessizliğin altında başka şeyler mi var ?

Buraya neler yapılacak veya iddia edilenlerin haricinde bir şeyler olacak mı niye kamuoyuna açıklamıyorsunuz.

 

            Veya bazı medya mensupları konuyu gündeme getirmemek için birilerinden talimat mı aldı yoksa  toplumdan bu kadar mı uzaktalar ?!!

GÖRMEK İSTİYORUZ

Sayın Başkan Enver Yılmaz,  Yason ‘a yapılacakları yapılması düşünülenleri,

Çok şey mi istiyoruz?

Yazıyı fazla uzatmayacağım.

Eğer ortalıkta söylenenler gibi ise yarın biz Ordu’yu mahfettik demeyin.

 Veya eskiden de yapılmıştı diye kötüyü kötü ile örnek göstermeyin…

Ve bilmeyenler okumayanlar için Ordu Hayat Gazetesinde yer alan haberi sizlerle paylaşıyorum :

xxx

İşadamı Ali Ağaoğlu’nun Perşembe Yason Burnu’nda incelemelerde bulunduğunun öne sürülmesi, o bölgede tapusu olan mülk sahiplerini zor durumda bırakırken, henüz hiç kimsenin yer satmadığı öğrenildi.

“Tebligat yapılmamış”

Vatandaşların kendi mülklerinin projeye ortak edilmeye çalışıldığını söyleyen Karamustafaoğlu; “Bolaman’dan Perşembe’ye kadar geçmiş dönemde Turizm bölgesi ilan edilmişti. Çok da güzel oldu. Oralarda sahilde gelişi güzel binalar yapılması tabiri caizse gecekonduların yapılması kısmen önlendi. Ancak son zamanlarda aynı yeşil özel proje alanları gibi Yason’da bugün yeni bir proje yapıldı. Yapılmış daha doğrusu. Çünkü oradaki Yason Burnu’nun üst kısmındaki o cami ile o arada Yason’un üstlerine doğru olan bölgede mülk sahiplerine tebligat da yapılmamış. Tabi belediyede askıya çıktıktan sonra 1 aylık süreç içerisinde tebligat sayıyor. Buradaki arazi sahiplerinin Ordu’daki konutu olanlar, yeri olanlar, yazlıkları olanlar yeni bir proje yapılarak oteller bölgesi ilan edilmiş ve bir proje yapılmış. Benim öğrendiğime göre, oradaki mevcut arsa ve arazi sahipleri o projeyi görmemişler. Onlara söylenen, sizler 3-5 arsa sahibi birleşeceksiniz, birleştikten sonra da yapılacak projeye ortak olacaksınız. Bu hiç akla mantığa sığar mı? Oradaki vatandaşın zaten babadan kalma, dededen kalma veya kendi imkanlarıyla yaptığı birer üçer katlı villaları veya yaşadıkları konutlar var.” dedi.

“Yandaşa teslim edilecek!”

Karamustafaoğlu, mahkemeden olumlu bir karar çıkmaması durumunda Yason Burnu’nun oteller bölgesi olarak Türk Turizmine katkı sağlayacağını aktararak; “Oradaki mülk ve hane sahiplerinin 2 aylık süresi var. Mülk sahiplerinin itirazlarını yaptıktan sonra mahkemeye de gitmeleri lazım. Mahkemeye gittikleri zaman da bir sonuç alamayacaklarını kendileri de biliyor. Sebebi şu, burası Bakanlar Kurulu kararıyla öz turizm alanı ilan edilmiş ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan bir projeyi buradaki vatandaşların oralara gücü yetmeyeceği için. Maalesef oradaki güzelim arazide bir sermayeye bir yandaşa teslim edilecek. Oteller bölgesi olarak Türk turizmine hizmet edecektir. Hayırlı olsun demek düşüyor. Burada büyükşehir bugün buna müdahil değil ama burada yapılacak proje uygulaması büyükşehir uhdesinde olacaktır. Takdir kamuoyunun.” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Yason Burnu’nun yeni imar planında otel gibi turizm alanlarının yanı sıra günü birlik tesislerinde tespit edildiği öğrenildi.

 

HAZIRIZ ELEKTRİK KESMEYE!

Samsun, Ordu, Çorum, Amasya, Sinop il, ilçe ve kırsalında, dağıtım hatlarının ve şebeke yapısının ulusal ve uluslararası standartlara kavuşturulması için çalışmalar yapan YEDAŞ, kış şartlarında da sürekli ve kaliteli elektrik dağıtım hizmeti sunmak için bakım onarım çalışmalarını, yatırım planlamalarının büyük bir kısmını tamamladı. Ulaşım ve operasyon açısından zorlukları olan geniş bir bölgede hizmet veren YEDAŞ, en uzaktaki abonelerini de kapsayacak şekilde aynı kalitede ve süreklilikte elektrik ulaştırmak için 66 arıza merkezi ile 7 gün 24 saat çalışıyor. Güçlü saha ekibi, araçları ve ekipmanları ile iyileştirme ve geliştirme faaliyetlerini tam anlamıyla yerine getiriyor. Özellikle kışın olumsuz hava koşullarının, elektrik dağıtım şebekesini etkilememesi amacıyla arıza onarım bakım ve yatırım planlarının büyük bir kısmını tamamladı. Çoğunlukla kırsal bölgelerde yaşanan yoğun kar yağışı, aşırı rüzgar, şiddetli yağışın elektrik iletim hatlarını olumsuz etkilememesi amacıyla gerekli hazırlıkları yaptı. Müşterilerden gelen geri bildirimler, otomasyon sistemlerinden alınan veriler ve bakım çalışmaları sırasında yapılan tespitler doğrultusunda ihtiyaç duyulan noktalarda onarım çalışmalarının büyük bir kısmını tamamladı. Kar yağışından olumsuz etkilenen ve yolların kapanması sebebiyle müdahale edilmesi zor olan kırsal kesimde, yapılan yatırımlar ile şebeke yapısını güçlendirdi. Muhtemel arızaların önüne geçmek amacıyla enerji nakil hattı direklerine izolasyon malzemeleri montajı gerçekleştirdi. Özellikle kırsalda dağıtım hatları ve şebekenin güçlendirilmesi amacıyla dağıtım binaları, trafolar, elektrik nakil hatlarına yönelik yenileme ve güçlendirme çalışmalarını tamamladı. Kar ve buz yükünün iletim hatlarını etkileyerek iletkenlerin kopmasına neden olduğu bazı bölgelerde dağıtım hatlarını, yer altına aldı.

 XXXX

Yukarıda ki haber Samsun kaynaklı. Herhalde şirket basın bülteni yapmış haber ajansıda olduğu gibi yayınlamış.

Tabi bu haber çıktığı gün Yokuşdibi’nin bazı bölgelerinde yaklaşık 1 günden bu yana elektrik yoktu. Başka bölgelerde durum nasıldır bilemiyorum. Şakır şakır paraları alanlar, yok elektrik dağıtım yok enerji kullanım diyerek vatandaşı canından bezdiren şirketler nasıl yatırım yapıyor anlamış değilim.

Ama devlet devletliğini yapmaz bunlara gerekli yaptırımları uygulamazsa olacağı budur.

 Rüzgar eser, yağmur yağar elektrik kesilir., Kar yağınca gelmesi için çok beklersiniz.

 ( Bülent Akçay sen çok daha beklersin!!!)

 

 

BEN YAZSAM, H…. DERLER!
                     Mahallenin eski adamı ne tarafa yanar döner belli olmaz. Hürriyet Yazarı Ahmet Hakan son çıkan Kanun Hükmünde ki  Kararnamede yer alan bizce de çok vahim bir hususa dikkat çekiyor.

Vallahi benden demesi bu işini AKP’lisi şusu busu olmaz. Yarın ne olur kimin başına ne gelir bilinmez.

Okumayanlar, hala uyanamayanlar için Hakan’ın yazısını paylaşıyorum  

 

xxx

SON çıkan Kanun Hükmünde Kararname’de çok ama çok tehlikeli bir husus var.
*
Şöyle deniliyor özetle:
*
“BİR VATANDAŞ, TERÖR EYLEMLERİNİ VE DEVAMI NİTELİĞİNDEKİ EYLEMLERİ BASTIRMAK İÇİN HAREKETE GEÇERSE... YARGILANMAZ.”
*
İktidardaki arkadaşlar!
Etmeyin, eylemeyin!
Bu getirdiğiniz hüküm, çok tehlikeli bir hüküm.
*
Her şeyden önce kötüye kullanmaya sonsuz açık!
Bu ülkede adamı vururlar, öldürürler...
Sonra da “Evet, vurdum... Evet, öldürdüm... Çünkü teröristin tekiydi...” derler ve yargı muafiyeti beklerler.
*
Arkadaşlar!
Devlet dersinin başlangıç ilkesi şudur:
“Güvenliği ve asayişi sağlama görevi, devletin tekelindedir.”
Oysa siz bu yeni KHK ile bu tekeli yıkıyorsunuz ve devleti, devlet olmaktan çıkarıyorsunuz.
*
“Terör” kavramının bu kadar muğlak, bu kadar belirsiz, bu kadar amorf bir kavram haline geldiği ve getirildiği bir ülkede...
“Terör olaylarını önleyen sivillere yargı muafiyeti” getirmek, Allah muhafaza, önü alınamayacak iç karışıklıklara, kaoslara, toplu kıyımlara, kalkışmalara yol açabilir.
Kendilerini polis, jandarma, güvenlik kuvveti yerine koyanlar, ülkeyi felakete sürükleyebilirler.
*
İktidardaki arkadaşlar!
Özellikle aranızda aklıselimini kaybetmeyenlere dostça sesleniyorum:
Lütfen şu işe bir el atın ve “Bu olmaz” deyin.

GEÇ, GEÇ!!! 

Bu bal konusunda en çok yazı yazan kişilerden biriyim.

 Dünyanın sayılı bal üreticisi olmamıza ve Ordu’da Türkiye’de bir numara olmasına karşın malımızın değerini bilemedik bir marka yaratamadık.

Yıllardır dolandırıldılar, paralarını alamadılar ama  Arıcılar Birliği ne birli sağlayabildi ne de bal da marka üretebildi.

Bakın aşağıda ki haber insanı mutlu ediyor ama inanın bunun yıllar önce yapılması gerekmez miydi diye de soruyoruz , kızıyoruz.

Haberi sizinle paylaşayım 

xxx

Orman Genel Müdürlüğünün uygulamaya koyduğu eylem planı ile Ordu'da sayısı 9'a çıkarılan bal ormanları, bölge arıcısının yüzünü güldürdü.

Ordu Arıcılar Birliği Başkanı Akın Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ordu'nun Türkiye'nin bal üretiminde ilk sırada yer aldığını, kovan sayısı bakımından da ikinci sırada bulunduğunu söyledi.
Çiftçi, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkenin bal üretiminin yüzde 30'unun Ordulu arıcılar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.
2008 yılında kurulmaya başlanılan bal ormanlarıyla ilgili çalışmaların son dönemde hızlandığını bildiren Çiftçi, "İlimizde daha önce 3 bal ormanı kurulmuştu ancak son yapılan çalışmayla ilimizdeki bal ormanı sayısı 9'a çıktı. Bakanlığımız tarafından Kuzköy, Dibektaşı, Ulubey-Gölköy, GürgentepeGürpınar ve Sarıçiçek mevkilerinde 3 bin 477 dekar sahada 6 bal ormanı daha kuruldu." dedi.
Çiftçi, arıların, bal ormanlarında yoğun şekilde bulunan mor çalı çileği, orman gülü taflan, ıhlamur, böğürtlen, kestane, alıç, ahlat, kuşburnu, yalancı akasya, kekik, dağ çileği, barut ağacı, dağ armudu, yabani erik, yabani elma, kızılcık gibi yüzlerce çeşit bitkiden bal yaptığını belirtti.
Bal ormanlarının sayısının daha da artmasını istediklerini dile getiren Çiftçi, şunları kaydetti: 
"Özellikle 50 kovanın altında arıcılık yapan vatandaşlarımız başka illerin yaylalarına gitmek yerine bu ormanlardan yararlanabilecek. Arıcılarımız bu ormanlar sayesinde hem ailelerinden ayrı kalmayacak hem de kendi illerinde daha iyi şartlarda daha kaliteli bal üretecekler. En önemlisi bu ormanlar arıcılarımıza ekonomik anlamda katkı sağlayacak."
Bu ormanlar sayesinde bal üretiminin gelecek yıllarda daha da artacağını söyleyen Çiftçi, devletin imkanlarıyla kurulan bal ormanlarına tüm vatandaşların sahip çıkması gerektiğini ifade etti.

YALI CAMİ HİKAYESİ   

 İki  ahşap el sanatları ustası Yalı Cami içinde  eksik olan bir iki çalışmayı yaparlar.

Arada bir aracı vardır.

            Ama bana bu ismi vermediler.

Bir işin rengini beğenmezler falan filan ama işi de geri vermezler.

İki ustanın parasının bir bölümü verilmez.

Geçenlerde yine gördüm aylar geçmesine rağmen bu paralarını alamamışlar.

 Buradan Ordu Müftülüğüne çağrı yapıyorum.

İki ustanın el emeğinin kesilmesi hak yenmesine özellikle Cami sorumluları nasıl seyirci kalabilir.

Hak hukuk ,  kuran, kul hakkı  diyenler merak ediyorsa benden daha detaylı bilgi alabilirler.

Olmazsa Müftülük yetkililerine soracağımız çok soru olacaktır.


Karayollarına soruyoruz…  

Karayolları ne iş yapar artık bilemez durumdayım.

Karayolları Trafik Kanunu yönetmelikler ve mevzuatın Ordu’da öyle işlediği görmedim.

Adam apartman yapmış arkadan yolu var ama  karayollarına  giriş çıkış verebiliyor.

 Karayollarında bir çok esnafın  kaldırımları kırıp alçaltarak iş yerlerine giriş çıkış yerleri yaptığı gözleniyor.

Hem yaya hem da araç trafiği açısından tehlike doğuracak bu gelişi güzel keyfi uygulamalara dur demesi gereken yasaları uygulaması gereken Karayolları seyrediyor.

Hal böyle olunca  bu kanunsuz işler devam ediyor. Son olarak yine  yeni açılan iş yeri gece yarısı kaldırımı kırıp bordürleri aşağı indirerek kendi iş yerine karayolu güzergahından giriş çıkış yaptı.

Buralar da gerek maddi gerek yaralamalı  ve ölümlü olarak meydana gelebilecek kazadan kim sorumu olacak?

            Buraları kendine giriş çıkış yapan iş yerleri sahipleri veya konut sahipleri mi yoksa buna göz yuman karayolları yetkilileri mi ?

            Daha dün bu tür iş yerinde yemek yeme keyfini yaşayan yetkililerin uyanması için bir kazanın mı olması gerekiyor.

Karayolları, Devlet karayolu üzerinde  olmaması gereken  keyfi yol giriş ve çıkışlarına göz yumarak suç işliyor.

            Ben buradan şimdiden yazıyorum.

            Meydana gelebilecek kazalardan sorumlu sadece bu işi yapanlar değil  bin katı buna göz yuman Karayollarıdır.

Savcılıkların bilgisine sunarım … 

KÖPEKTİR, KÖPEK !!!

             İş bilmezlik, basiretsizlik, organize olamamak, bir arızayı açıklanan saatte bitirememek , her gün yeni yeni arızalar…

Vatandaşa su faturasıyla kazık atanlar bahaneyi bulmuşlar.

Ordulu ile alay ederken  Köpek benzetmesi yapanlara tık demeyen yöneticilerimiz de var.

Ellerinde onlarca eleman varken su faturalarının yazılmamasını  Köpek olayına bağlayanlara sayın Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’ın da iki kelime etmemesini üzüntü ile karşıladığımı belirtiyorum.

Kapılarında köpek vardı onun için su faturaları geç yazıldı diyen OSKİ genel müdürüne yuh diyorum bu ayıp size yeter diyorum.

Yüzlerce hanenin önde köpek vardı da ondan mı  su faturaları geç yazılmış?!!

Evinde köpek olmayıp  su faturası geç gelen insanlarımızı köpek yerine mecazi de olsa  konulmasına ses çıkarmayanlar  iş bilmezleri korumaya devam edenleri de bir kez daha ayıplıyoruz…

OSKİ KABUSU

Bu yazıyı yazıp paylaşmadan önce başıma yine Oski kabusu çöktü J

Hafta sonu Şirinevler Mahallesinde kalıyordum. Pazar sabahı saat 9 gibi kalktım su yok.

OSKİ’nin internet sitesine gireyim bakayım programlı kesinti var mı  diye ? Girdim baktım  programlı kesinti yok arıza duyurusu yok. Dedim herhalde aniden bir şey oldu.

Öğlenden sonra tekrar girdim siteye Şirinevler mahallesinde 400’lük Asbest ana boru arızası duyurusu vardı.

Başlangıç tarihi 13.40 bitiş tarihi ise 18.40 yazıyordu.

Heyhat su benim çeşmeden 21.22’de akmaya başladı.

Şimdi yine soruyorum. Bu başlangıç saati ekiplerin su arızasına müdahale etme saati mi  yoksa sabahtan kesilen su ile ilgili yine siteden yapılan bir yanıltma mı ?

Öngörülen saatten çok sonra yapılan bir arıza.

Acaba diyorum sabahtan kesilen su ile ilgili olarak Oski başlangıç saati olarak 13.40 verdi. Eğer arızaya müdahale etme saati ise sabahtan kesilen suya müdahale edememelerini nedeni köpek mi ?  Veya su arızasını gidermenin 12 saati aşması  köpeklerin ekiplere rahat vermeyip geciktirmesinden mi kaynaklanıyor J

Büyük Şehir’den harbi harbi açıklama bekliyoruz.

(Hiçbir şeyi takıp açıklama yapmıyorlar ama biz yine de bekleyelim J


Arıyoruz o günleri  

Küçük bir çocukken  geceleri açık havada yıldızların kaymasını beklerdik.

            Mandalina, portakal ağaçları ve pancarlarla süslü kiralık evimizin bahçesinin duvarlarına oturup, saatlerce gökyüzüne bakardık arkadaşlarımızla...

            Kimimiz bisiklet için, kimimiz güzel bir ev için, kimimiz de derslerimizin iyi olması için dilek tutmak amacıyla yıldızların kaymasını beklerdik.

            Öyle derlerdi, yıldız kayınca dilek tut, o dileğin yerine gelir ...

            Çok yıldız kaydı biz beklerken, hep dilek tuttuk.

            Ama hep dileklerimizi birbirimize söylerdik.

            Hiç biri de yerine gelmezdi nedense...

            İşin sihirli tarafı tutulan dilek söylenmezmiş...

            Eh, bu saatten sonra yıldızlara saatler ayıracak zamanımız yok...

            Dilek de tutsak nafile...

            Bir de gökkuşağının altından geçmek için uğraşırdık. Hiçbir zaman bunu da başaramazdık.

            Küçükken başlayan dileksizliğimiz, büyüyünce peşimizi bırakmadı.

            Artık bunların bir oyun olduğunu kabullendiğimiz zamanlar ama, arıyoruz o günleri yine de özlemle...

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

Ne planlıyorsunuz?

Su da Ali Cengiz oyunu mu ?

OSKİ kurulduğundan bu yana soruyorum yılda suya ne kadar zam yaptınız .

Su siz göreve geldiğiniz de kaç lira idi şimdi kaç lira.

Yanıt veren yok, bunu soran partilerde yok.

 Neyse, biz gerçek konumuza dönelim.

Bu ay su fatura tanzimi neredeyse yapılmadı. Daha önce 32 gün 35 gün üzerinden kesilen faturalar neredeyse 45 gün oldu kesilmedi.

             Süre uzayınca ikinci tarifeyi girmeyen kalmıyor ve  zamlı fiyatlarla vatandaşa fatura yerine öpücük gönderiliyor

Yeni yıl itibarı ile OSKİ suya kaç lira zam yaptı dedik onun da yanıtı alamadık. Kimse çıkıp da yapmadık da demedi !

OSKİ ve Büyük Şehir şimdi şu sorularıma yanıt versin.

Herhalde su faturalarını bu hafta vatandaşa takdim edersiniz. Süre geçtiği için eline gelen su faturalarının ton tüketimi artığı için ikinci tarifeye girenlerin bağırtısını şimdiden duyar gibiyim bende dahil !!!

Peki geride kalan 15-20 günlük su tüketimini  yıl sonu itibarıyla tekrar vatandaşa fatura edecek misiniz?

Yoksa 15-20 günlük kalan tüketimi yeni yıl itibarıyla yeni tarifenden mi vatandaşa göndereceksiniz.

Yok böyle bir şey ise çıkıp aydınlatın.

Böyle bir şey yoksa ve fatura kesimi başka nedenlerle uzadıysa  yeni yıl

girmeden kalanı da fatura etmek zorundasınız

Yoksa vatandaşa kazık üstüne kazık mı atacaksınız ?

 

AYNİ GEMİDE DEĞİLİZ…

Başları sıkışınca, ne yalan uyduracaklarını bilmeyenler en son  ‘ Ayni gemideyiz’ ‘ Hep birlikte batarız’ diyorlar.

Öncelikle şunu söyleyelim ayni gemide değiliz.

            Biz Fetö’nun kayığına binmedik, biz Adalet derken, yeşil derken Terörist bunlar, Vandal bunlar devlet düşmanı diyenleri unutmadık.

 Rüşvetleri aklarken, terör , rüşvet dahil araştırma önergelerini mecliste gülerek ret ederken de ayni gemide değildik ve bunları unutmadık.

Unutmayacağımız çok şey var. 

Siz unutturduklarınızla, kullandıklarınızla, rüşvete  fetva verenlerle çocuk evliliğinden bir şey olmaz diyenlerle ayni gemidesiniz.

 Bizim o gemide olma şansımız yok.

SU FİYATLARI NE OLDU ? 

Kaç aylardır soruyoruz. Ordu Büyük Şehir olduktan sonra su fiyatları ne kadar yükseldi diye . Ama yanıt alamıyoruz.

Kartlı su alanların bu yıl ki hesabına göre en az yüzde 30 suya zam gelmiş.

Ordu Büyük Şehir Belediyesinin en önemli gelir kaynağı olan Su konusunda ki sessizliğini koruması yatarım yapıyoruz bahanesine sığınması hiç de doğru değil.

Zaten yatırım parasını kat ve kat vatandaştan alıyorlar.

Hal böyle iken su fiyatlarının nereden nereye geldiğini Oski neden açıklamamakta direniyor.

 Açıklarlarsa yapılan zamların  ülke şartlarının çok çok üstünde çıkacağını bildikleri için mi ?!

Görevden azledilen belediye başkanlarının yerlerine oturan yeni başkanların ilk işi su fiyatlarında indirim yapmak oldu. Demek ki bunlar daha öncede yapılabiliyormuş.

Biz de Ordu Büyük Şehir Belediyesinden önce su fiyatlarında ki rakamları açıklamasını sonrada su da indirime gitmesini bekliyoruz.

Yeteri kadar kötüsünüz

Birkaç kere daha yazdım bu şehre bu çocuklara çay çorba ikram edecek kadar insan yok mu diye ?

Bu çocuklar kendi ceplerinde ki para ile yemek yiyip ( tabi çoğu yarı aç yarı tok ) maça çıkabiliyorsa yinede söylüyorum binlerce kez milyonlarca kez yazıklar olsun. Rakibi Atakum Belediyesi maç sonrası Orduspor’a yemek veriyor durumu bildikleri için. Tamam  birileri elini ayağın çekti onlar var diye yanaşmayanlar hiç olmaza  ikinci devreye kadar bu çocuklara sahip çıkamaz mı ? Geçenlerde Divan heyetinden Hasan Vayni ve arkadaşlarını takıma yemek götürmüş geri dönerken gördüm. Samsun’da Dursun Karamustafaoğlu’nun yaptıklarını maç günü öğrendim…

Zaten devre arasında yine puan silme işi olabilir ama bu kez puan ile birlikte direk amatör kümeye yollanabilir bu takım…

İyice rezil olmasını bekleyen üst akıl mı  var bu şehirde ?

Bırakın gelmiş geçmiş eşi benzeri bulunmaz kurnaz yöneticileri Orduspor’un ismi var.

Hiç olmazsa onun hatırına bu rezilliğe seyirci kalıp tarihe onlarla birlikte kötü olarak geçmeyin.

Yeteri kadar kötü olduğunuzu da gösterdiniz bu arada.

Hiç olmazsa tarih sizi karanlık sayfaların diplerine atmasın!!!

 BİTMEZ AĞBİ !

Belediye merkez de ki çalışmaların Kasım ayı itibarıyla bitirileceğini açıklamıştı.

Ne Süleyman Felek caddesinde ne de mahallelerde ki çalışmaların biteceği yok. Neden aksamalar yaşanıyor neden çalışmalar bu kadar yavaş vatandaş anlamış değil. Öyle aciz durumda ki insanlar çamurdan sudan bozuk yollardan yürüyemeyince acı acı mizah yapmaya başladılar. Kimisi su çukurundan Köpek Balığı çıkartırken kimisi de eline oltasını alıp sözde balık tutuyor.

Tüm bu tepkilere karşın Büyük Şehirden tık çıkmıyor. Hiç olmazsa vatandaşın bu tepkisine bir kulak verin muhatap alın niye bitmedi niye aksilikler yaşanıyor neden bunları yaşıyoruz birisinin çıkıp bunları anlatması zor mu?

Veya anlatacak halleri mi yok. Görüntü o ki bu çalışmaların seçime kadar bitme şansı yok !!!

Türkiye’nin Petrolü  Fındık 

Oda TV adlı internet sitesi yazarı Nevval Sevindik bir yazı kaleme almış.

Her ne kadar bir zamanların Fındık tezgahçısı Lokman Kondakçı’nın da görüşlerine yer verse de tespitler çok doğru.

Okumayanlar hala Türk fındığına alternatif var diyenler, ve elimizde ki malı haraç mezat satılmasına göz yuman Devlet yetkililerine kapak olsun.

 İşte yazı :

Türkiye’nin Petrolü  Fındık

Fındık zamanı sadece “para”nın tartışıldığı bir mesele gibi… Medya medya olmadığı için derinlik, bağlantı kurmadan yazılan manşetler… Yüzeysel dedikodu tadında köşeler…Yasaklanan tütün, pancar, ürünlerimize uygulanan kotalar… Taaa haşhaş yasaklamaya giden eski hikaye!

Kendi kendine yeten beş ülkeden biri iken nasıl bu hale getirildi Türkiye?

Dünyanın en bereketli Anadolu topraklarına neden dünya gıda devleri çiftlikler kuruyor, GAP’tan toprak alıyor? Toprağımız ve suyumuz kurutuluyor?

HES inadıyla binlerce dere, akarsu kurudu. Eskiden Antakya’da 10 metreden çıkan yer altı suyu bugün 400 metreden çıkıyor!

Yer altı suları, şelaleler her yerden fışkırırken kurudular bugün… Amik gölü kuruduğunda neden siyaset ses etmedi?

Pamuğunu ABD’nin 1850’lerde aldığı Çukurova neden yok edildi?

 

Her şey bir bütündür. Kainat bütün içinde anlamlıdır. Neden yeşile, ağaca düşman iktidarlar, diye düşünüp şaşıp kalıyor millet. Çünkü anlatan yok. Anlatana medya yok. İç içe… Odatv’de yayınlanan yazıda bu net yazılmış:

“...fındıktan pamuğa, zeytinden tütüne, üzümden pancara, ülkemizin geleneksel olarak güçlü olduğu her türlü tarımsal üretime uygulanan sinsi ve hain baskılar ile hayvancılığın başına 40 yıldır örülmekte olan çorap, hep bu yukarıda işaret etmiş olduğum plan çerçevesinde görülürse anlaşılabilir. Bütün bu sorunlar ve bu sorunların sonucunda yaşanmakta olan tarımsal ve sosyal erozyon, birbirinden bağımsız olaylar olmayıp, sadece şu, ya da bu politikacının beceriksizlikleri sonucu da değildir. Bu gidişat planlıdır, sistemlidir ve en az 75 yıllık bir geçmişi vardır.” [1]

ÜRETİCİ KÖYLÜ YOK EDİLİYOR

Tarımı yapan köylüdür, köylü ve ailesi birlikte bir kültürü sürdürür. Aile olmadan olmaz. Köyler boşaltıldı, köylü kalmadı. Gençler kentlere akın etti ve “köle işçi”oldular. Bağımsız üretici yok edildi, ediliyor.

Eski siyasetçi Lokman Kondakçı Türkiye’de ilk fındık mitingini düzenleyen kişi. Onunla konuştuğumda; ‘’Batılı emperyalistler 3. Dünya ülkesi dedikleri ülkelerin ürünlerini bedava alarak refah sağlamıştır’’ diye altını çizdi dünya politikasının. Fındık bunun tipik örneği….

100 yıldır hep ayni tezgah var. 1908‘de Türkiye meşe palamutu ihraç ediyor. Bir ara fiyatlar düşüyor. İttihat ve Terakki katibi Celal Bayar bunun nedenini araştırıyor. Kimya sanayinde kullanılan meşe palamutu yerine yeni bir şey kullanılıyor yalanını yayıyorlar. Propaganda yani… yalan…

Celal Bayar "Eğer bulmuş olsa bu kadar da para vermezdi diye" yalanı açığa çıkarıyor…

Fındık da aynı. Fındık fiyatı yüksek olursa başka ürün kullanırlar. Yalannn… Kullanamazlar…

Şimdi yaydıkları propaganda, “ay fındığımızı alan tekel kaçacakmış aman ortada kalacağız”...

"Türk fındığı yerine hiçbir şey koyamazlar" diyor Kondakçı. "Hiçbir kabuklu onun içeriğinde değil" diye ekliyor…

AVRUPA PROPAGANDA YAPAR, YALAN SÖYLER...

Kavurduğumuzda kullanmak için standarta ihtiyaç var. Fındık dışında standarta sahip kabuklu yok! Fındıkta Türkiye’nin rakibi yok! Bu kesin diyor Lokman Kondakçı. Psikolojik direnci kırmak için Avrupa propaganda yapar, yalan söyler… Bugün Türkiye’de tekel İtalyan Ferrero. Derdi fiyat kırmak, yerli malı fabrikamızı ele geçirip adını da değiştirdi.

Fındık toplama makinası var deseler de fındık sadece elle toplanır.

İtalya, İspanya için fındık tarımı rantabl değil zaten.Günde 35 dolara kimse çalışmaz. 40 milyon kilo bizde yevmiye ile toplanıyor.

Gürcistan, Azerbaycan deniyor ama afloxini engelleyemiyor. Çürük çıkıyor.

Fındık hassas, narin ve çok özel bir ürün.

Gürcistan’da 40.000 dönüm arazi alan İtalyan tekeli Ferrero memnun değil, masrafı çıkaramıyorlar bilgisini veren Kondakçı, tek amaçlarının Türkiye’nin direncini kırmak, moralini bozmak olduğunu, parayla haber yaptırdıklarını iddia ediyor.

Özellikle Türk fındığında afloxin çıktı haberleri…

Amerika’da ünlü bir Türk kökenli doktor “Yunan yoğurdu” dediği halde önerdiği fındığa “Türk fındığı” diyememişti…

"FINDIK BİZİM PETROLÜMÜZ"

Lokman Kondakçı 150 yıldır fındık işleyen, babasının fabrikaları olan bir üretici olarak yıllarını geçirmiş. 1935’te 1. Fındık Şurası toplanıyor. "Fındık bizim petrolümüz" deniyor. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Celal Bayar bu şurayı toplayan liderler. "Fiyatı kumar haline getiren tüccarla mücadele etmeliyiz" diyor Celal Bayar o gün. Çıkan kararlarda:

1- Fındık rakibi yok

2- Türk fındığının rakibi yok

1955 2. Fındık Şurası toplanıyor. Giresun delegesi “Biz zarara uğruyoruz, 100 bin ton satıyoruz” diyor. Bugün aynı laflar var. 600 bin ton üretiyoruz.

TÜRKİYE, DÜNYA TEKELLERİNİN AĞZINA YEM OLMAKTA...

Üretimimiz fazla kocaman bir yalandır.

Fındık son 10 yılda 20 liralık fiyat gördü. Alıcısı ne devlet,ne Fiskobirlik! Avrupa… Psikolojik üstünlük üreticinin eline geçsin diye devlet destek vermelidir. Fazlası stoklanıp 3 yıl içinde satılabilir. Yağlığa verse yine kazanır. Tedbirler alınsa ve bir politika izlense ülke döviz girdisi artar.

2006’da ilk fındık mitingini yapan Kondakçı o yıl 4 yıl bekleyen fındıkların bile satıldığını anlattı. Şekerli ürünlere talep çok yüksek ve şeker fındıkla birlikte büyüyor. Katma değeri yüksek ürün yapmalı Türkiye bugüne kadar bunu yapmamış olması ayıp!

15-20 milyar kazanırdı Türkiye…

Türkiye Saralle yaratmış bir ülke, başaramadı. Neden? Bunu dünya pazarına çıkan bir marka neden yapamadık? Engel ne?

Bunları konuşmak ve bunu desteklemek gerekiyor. Devlet bu gücünü kullansın ve destek versin. Türkiye dünya tekellerinin ağzına yem olmakta, kim dur diyecek?

Nevval Sevindi

Odatv.com

 

[1] Odatv’de yayınlanan “Ucuz et oyununun arkasındaki korkunç plan” yazan: Yusuf Yavuz

Yıllardır ayni şeyi söylüyorum 

Yıllardır Gazetecilik konusunda ayni şeyi söylüyorum. Yılmaz Özdil Sözcü gazetesinde bir Yazı yazdı. Buna benzerini yıllardır yazıyorum çiziyorum.

Bazıları için yazıyı yeniden yayınlamakta fayda var :

 

Her gazeteci gazeteci midir?

 “Parlamentoda bir dakika oturun, bir saat gibi gelir, güzel bir kadınla bir saat siyaset konuşun, bir dakika gibi gelir, izafiyet teorisi işte budur” demiş Albert Einstein.

*

Şahane laf değil mi?

*

Maalesef size kötü bir haberim var.
Einstein'ın böyle bir lafı yok!
Ben uydurdum.

*

Eminim, uydurduğumu söylemeseydim inananlar olurdu. Hatta bu lafı anında twitter'dan filan postalayıp, başkalarına satmaya kalkanlar bile çıkardı. Hep böyleyiz çünkü… Adamın biri imzasıyla fotoğrafıyla gazetede köşe yazıyorsa, televizyonda ahkam kesiyorsa, üstelik, ettiği lafları ünlü kişilerin isimlerini ilave ederek süslüyorsa, gazeteci sanıyoruz, söylediklerini doğru kabul ediyoruz.

*

Halbuki…
Türkiye'de üç işi canı çeken herkes yapabilir.
Müteahhitlik.
Siyasetçilik.
Gazetecilik.

*

Eğitim istemez.
Nitelik istemez.

*

Türkiye'de 141 bin hekim var mesela…
315 bin müteahhit var!
Doktor başına 500 hasta düşüyor.
Müteahhit başına 2 doktor düşüyor.

*

İşe hademe alırken bile savcılıktan temiz kağıdı isteniyor ama, silahlı terör örgütü mensubunu TBMM'ye milletvekili almışlar, kimdir diye soran olmamış.

*

Yoldan geçen tekstilciyi çevirip, gel şu böbrek naklini yapıver diye ameliyathane sokamazsın. Kuyumcuyu kolundan tutup, gel sevabına şu kararı veriver diye, en yakın adliyedeki hakim koltuğuna oturtamazsın. Turizmci, jeofizik bilmez. Tavernacı, statik hesabından anlamaz. Mankeni bilirkişi yapıp, anayasa hukuku üzerine görüş isteyemezsin. Ama… Bunların hepsi gazeteci olabiliyor bu ülkede.

*

“Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur” palavrası da burdan çıkmıştır zaten… Hiçbir bilimsel kritere dayanmadığı için, ana rahmine dayandırılır.

*

Rasim Ozan Kütahyalı kepazeliği, sonuçtur.
Sebebi başka yerde aramak gerekir.
Akp'den itibaren size gazeteci diye sunulanların, köşe yazarı diye sunulanların yüzde 99'unun gazetecilikle alakası yoktur.

*

Peki nasıl ayırt edeceğiz derseniz?
Evrensel tek kural vardır.
Gazeteci…
Sıradan insanların bekçi köpeğidir.

*

Bakacaksınız kardeşim…
Sıradan insanların bekçi köpeği midir?
Sahibinin emriyle sıradan insanlara saldıran kudurmuş köpek midir?

ELALEMİN MALI! 

 

 Geçtiğimiz Günlerde bizim Savaş Çelebi  Almanya’dan bir haber attı bana.

 Haber şöyle idi :

Almanya’nın bir bölgesinde yetiştirilen ve kalite bakımından Türk fındığının yanına bile yaklaşamayan fındık yaklaşık 30 liradan satılıyor

            Gazeteci Savaş Çelebi’nin bildirdiğine göre Karadeniz iklimine yakınlığıyla dikkat çeken Almanya'nın Bayern eyaletinde yetişen ancak tadı çok iyi olmadığı için Ordu-Giresun fındığının yerini tutmayan Alman fındığının kg fiyatı 6 Euro 22 cent'e mağazalarda satılıyor Çikolata üretimiyle Avrupa'da ilk sırada yer alan ve 450 civarında ki fabrikalarda bizim fındığımız kullanılıyor olmasına rağmen aradaki fiyat farkı dikkat çekiyor.

            Çelebi konuyla ilgili olarak “Alman fındığı bu fiyattan satılıyorsa Türk fındığının kg fiyatı en az 7.50 ila 8 Euro dan başlıyor olması gayet normal” diyerek  Tük fındığının nasıl ucuza kapatıldığını belgeledi.

xxx

Bu da gösteriyor ki biz malımızı yıllardır iktidarlar aracılığı ve birilerinin katkılarıyla bedavaya veriyoruz.

Yok Gürcü, Yok Azerbaycan, Yok İtalya , İspanya fındığı diye kimse kimseyi kandırmasın.

Çikolata sanayinde  özellikle bölgemizin fındığının üzerine yetişecek fındık yok. Aroması kullanım kolaylığı ve ürünle birleşimi açısından tek . Yıllarca badem falan  filan denediler ama olmadı olmuyor.

Hal böyle iken bu malda tekel iken nasıl haraç mezat malımızı satıyoruz anlamak mümkün değil.

 Fındıkta tekeli yaratan iktidar şöyle yapacağız böyle önlem alacağız dedi ama fındık 8,5 liradan yukarı ırgalanmadı bile.

Yine yazıyoruz yine kızsınlar.

Dönüm parasına tav olup sesini çıkarmayan  gerekli yanıtı vermeyenler daha beter olsun..

YAPMAYIN ETMEYİN !!!  

Yıllardır yazıp çizeriz.

Deniz ile oynamayın. Doğa ile oynamayın diye .

 Ama dinletemedik.

Kafalarına göre deniz dolduruyorlar.

Yine yazıp yine çiziyorum.  Birileri Karadeniz’i bilmiyor veya doğanın nasıl geri aldığını görmüyor.

 Veya deniz görmemiş hiç.

Yaşanacak ufak çaplı bir Yıldız fırtınası sonrasında kafalarına göre deniz dolduranların doldurdukları yerleri gireceğiz.

Orayı vurmazsa yan tarafı vuracak tahrip edecek.

Aşağıda ki haberlere ve açıklamalara kulak verin burun kıvırmayın.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı diye bir yer ve buna bağlı kuruluşlar yok mu da bunlar seyrediyor.

Bu haberler bu açıklamalar yayınlandığı halde tık yok. Hayır öyle değil diyemediler.

Hepiniz suç işliyorsunuz.

Tarihe not düşmek adına bu haber ve açıklamaları bende paylaşıyorum :

 xx

 

Civil Irmağı ağzında yapılan deniz dolgusuna Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) tepki gösterdi.

Ordu Çevre Derneği üyeleri Civil Irmağı ağzında yapılan dolgu çalışmasını inceledikten sonra şu açıklamayı yaptılar: “Birkaç gündür süren dolgu çalışmasının projesi var mı diye araştırdık, ancak bulamadık. Bu tür projelerin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün sitesinden duyurulması gerekir ama böyle bir duyuruya rastlamadık.”

Bir tabela bile yok

ORÇEV Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Gazi Gönül, “Projenin DSİ ve Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, 9. Bölge Müdürlüğü’ne ait, projenin adının da “Ordu Civil Irmak Ağzı Kum Tutucu Mendirek” olduğunu dolgu yapılan yere gidince öğrendik. Projeye göre Civil Irmağı’nın ağzında sağa ve sola olmak üzere, 75 metre uzunluğunda iki adet mendirek yapılacakmış. Yapılmasının nedeni de ırmağın ağzına dolan kuma engel olmakmış. Proje halka duyurulmadı, onaylanıp onaylanmadığını da bilmiyoruz. Çalışmanın yapıldığı yerde projeye ait bilgileri içeren hiçbir levha yok.” dedi.

Çalışmayı değerlendiren Gönül, “Projeye göre sadece mendirekler yapılacakmış, kıyı tamamen doldurulmayacağı için Altınordu Belediye Başkanının açıkladığı gibi ‘yeşil alan’ yapılacak bir alan oluşmayacakmış. Büyükşehir Belediyesi’nin ise dolgu ile kıyı arasını dolduracağı ve ‘yeşil alan’ yapacağı söyleniyor. Ordu’nun kıyıları plansız projesiz, halka duyurulmadan; ormanları, fındık bahçelerini yok ederek açılan taşocaklarından gelen taşlarla bölüm bölüm dolduruluyor. Her türlü zarar veriliyor güzelim ilimize.” dedi.

Civil Irmağı’nın denizle birleştiği alanda yapılan dalgakıranınla ilgili meydana gelen tepkileri TBMM gündemine taşıyan CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. DSİ Torun, dalgakıranların, özellikle işlek limanlarda, yük ya da yol gemilerinin, kayıkların, iskeleye rahatça yanaşmasını, dalgaların etkisi altına düşmeden yolcularını ve yüklerini boşaltmalarını sağlamak önceliğiyle yapıldığının bilindiğini, dalgakıranın konumu göz önüne alındığında yapının yüksekliğinin bu öncelikle bağdaşmadığını ifade etti. Denizin içerisinde köprüyü ve çevreyi koruma amaçlı yapılan taş duvarların yüksekliğinin görüntüyü bozacak düzeye ulaştığının altını çizen Torun, yayaların görsel ve fiziksel denize erişim olanağının da ortadan kaldırıldığını belirtti. Ordu sahiline yapılan kıyı dolgusuna zemin mi hazırlanıyor sorusuna cevap isteyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Ordu Milletvekili Seyit Torun, Bakan Eroğlu’na şu soruları yöneltti:

Civil Irmağı’nın denizle buluştuğu alanda dalgakıran yapılmadan önce Bakanlığınızca dalga iklim istatistikleri ve buna bağlı dalganın şiddeti, yüksekliği ve yönü ile ilgili araştırmalar yapılmış mıdır?

Yapılan dalgakıranın türü, kesit boyutları ve diğer fiziksel özellikleri Bakanlığınız tarafından mı belirlenmiştir?

Yapının kıyı rejimine etkisi araştırılmış mıdır?

Dalgakıranın yüksekliği bölgede kamuoyunun tepkisine neden olmuştur. Bu konuyla ilgili tespit yapmak ve yerinde incelemede bulunmak üzere bölgeye bir teknik heyet göndermeyi düşünüyor musunuz?

Dalgakıranla şehrin sahilinde yapılan kıyı dolgusuna zemin mi hazırlanmaktadır?

 


ÖĞRETMEN… O, BAŞ ÖĞRETMEN… UTANIN!!!

Ulu önder Atatürk 25 Ağustos 1924’de Muallimler Birliği Kongresinde yaptığı konuşmada söylemiştir “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Sözlerini.

Bir çoğumuz bu konuşmanın tam metnini bilemeyiz. Ama metinin tamamını okuyunca bu gün gelinen noktanın nasıl vahim bir durum olduğunu görebiliriz.

Ulu önderin o gün söylediklerini bu gün bile hayal edemeyenler ellerine yüzlerine bulaştıranlar ve onların yalakaları şu satırları okusun da bir şeyler öğrensin.

 Hele Memur Sen ve benzeri yandaşlar iyi okusun da yüzleri kızarsın.

Bu arada Atatürkçü , Cumhuriyetçi, tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyoruz.

xxx

Saygıdeğer Efendiler!

Öncelikle bu toplantıyı düzenleyen Vasıf Beyefendi’ye huzurunuzda birkaç söz söylemek fırsatını verdiklerinden dolayı özellikle teşekkür ederim.

Hanımlar, Beyler!

Seçkin meclisinizin içinde bulunmaktan dolayı sevinçliyim. Türkiye Mualimler Birliği’nin Ankara’da kararlaştırıldığı ilk kongresini çok büyük mutlulukla karşıladım. Memleketimiz ve cumhuriyetimiz için, sizler gibi kıymetli öğretmen hanım ve beylerinin burada toplanması çok verimli sonuçların ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır.

Hanımlar, Beyler!

Türkiye Muallimler Birliği’nin bütün memlekette şekillenmesini, Konya’yı olduğu gibi Van’ı ve Hakkari’yi de teşkîlâtı içine almasını ve her köyde üyeye sahip olmasını derin bir ilgi ile bekleyeceğim.

Öğretmenler!

Yeni nesli, Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğitmenleri, sizler yetiştireceksiniz; yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin yeteneğiniz ve özveriniz derecesiyle uygun olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu kalite ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir. Sizlerin, seçkin görevinizin yerine getirilmesine büyük özveriyle varlığınızı vereceğinize hiç şüphe etmem.

Ben millî öğretim ve millî eğitimimiz hakkındaki görüşlerimi çeşitli zamanlarda ve çeşitli nedenlerle söyledim. Fakat bu görüşlerimi birkaç kelimede toplayarak tekrar etmeyi faydasız görmüyorum.

Öğretmenler!

Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı şekilde bütün ilim derecelerindeki öğrenim ve eğitimlerinin uygulamalı olması önemlidir. Memleket çocuğu, her öğrenim derecesinde ekonomik hayatta istekli, eser sahibi ve başarılı olacak şekilde donanımlı olmalıdır. Millî ahlâkımız, uygar ilkelerle ve hür düşüncelerle arttırılmalıdır. Bu çok önemlidir, özellikle dikkatinizi çekerim. Göz korkutma ilkesine dayanan ahlâk, bir erdem olmadığı gibi güvene de uygun değildir.

Efendiler! Bu görüşümde sizin tamamen benimle beraber olduğunuza şüphe etmiyorum. Genel öğrenim ve eğitim programımız da bu temelleri içine alır. Fakat biliyorsunuz ki, görüşlerin, programların kesin ve açık olması çok önemli olmakla birlikte verim ve eser verebilmesi, onların becerikli, anlayışlı ve özverili öğretmenlerimiz tarafından okullarımızda çok büyük dikkat ve gayretle uygulamasına bağlıdır. İşte özellikle sizden rica edeceğim konu budur. Sizin başarınız, cumhuriyetin başarısı olacaktır.

Arkadaşlar, yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askerî, siyasî, idariî inkılâplar sizin, saygıdeğer öğretmenler, sosyal ve fikrî inkılâptaki başarılarınızla desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”

 

OLACAĞI BUYDU ?

Şu haberi önce bir okuyun :

Eski Karayolları Şube Şefliğine ait yaklaşık 40 dönümlük bir arazide inşa edilen ve 5 bloktan oluşan Hükümet Konağı inşaatı hakkında bilgi veren Ordu Valisi Seddar Yavuz, yeni Hükümet Konağının tüm kurumları bünyesinde toplayacağını söyledi. Vali Yavuz, "Valiliğin bir kompleks içinde toplanması, vatandaşlarımızın hizmete erişmesi bakımından büyük bir fayda olacağını düşünüyorum. Bu nedenle, Altınordu Kaymakamlığımızın da içinde olacağı birçok kurumumuzu yapılmakta olan Hükümet Konağı bünyesine taşıyacağız. Böylelikle vatandaşlarımız daha iyi bir kamu hizmeti alma imkanına sahip olacaklar" dedi.Projenin tadil edilmesi gereken bazı yönleri olduğunu kaydeden Vali Yavuz, "Bununla ilgili bir ekip kurduk ve şu anda çalışıyorlar. Daha efektif olması bakımından bir düzeltmeye ihtiyacımız var. Bu çalışma şu anda devam ediyor. Bu çalışmamız kısa zamanda sonuçlanacaktır. Böylelikle vatandaşlarımızın daha konforlu bir hizmet almaları sağlanacak" diye konuştu.
Yeni Hükümet Konağında yer alacak valilik ve diğer kurumların yerleşim planlarının iyi yapılması gerektiğini belirten Vali Yavuz, hizmet binalarında yöneticilerin vatandaşların her an ulaşabileceği, erişebileceği konumda olmasının önemli olduğunu söyledi.

xxx

Zamanın da dedik ki bu bölge Ordu’nun  ortasında çok önemli bir yeşil alan buraya hiçbir şey yapmayın. Burası nefes alsın yeşilliği yok etmeyin diye diye bağırdık çağırdık ama  yok dediler ağaçlara fazla dokunmadan sadece valilik yapılacak deyip dediklerine başladılar.

Biz o arada şu anda AVM inşaatı yapılan Eski Özel İdare binasının arazisinin çok uygun olduğunu mevcut binanın Kayabaşına taşınabileceğini belirterek alternatif sunmuştuk.

Yukarıda ki haberi okuyun.

 

Koca alan adda gitti.
Bizi dinlemeyenler utansın …

GEÇ KALINDI , OLSUN!!!

            Bu kurum 1994 yılında hizmete girdi. O günkü adı başka filan diye bilirler.

Bal’da geç kalınmışlığın acısını yıllardır hissedemeyenlerin başında bu kurum ve birlikler gelir. Belki de birliklerin keyfi yerinde olduğu için yan gelip yatmışlardır şimdiye kadar.

Aşağıda özetini vereceğim konu o kadar basit ki  AB’den teşvik almaya bile gerek yoktu tabi zamanında istenilseydi Bal’a sahip çıkılsaydı

Mevzuu şu :

Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü bünyesinde kurulan ve test üretimi devam eden bal paketleme tesisi ve analiz laboratuarı, balda tağşiş ve taklidi ortadan kaldıracak.

Enstitü tarafından yürütülen yaklaşık 10 milyon avro bütçeli "Arım Balım Peteğim Projesi" kapsamında yapımına başlanan bal paketleme tesisi ve analiz laboratuarının inşaatı tamamlandı.

Enstitü kampusunda 4 bin 700 metrekarelik alan üzerine kurulan tesis, gelişmiş cihazlarla donatılırken, tesisin arıcılık sektörüne de ivme kazandırması bekleniyor.

Ordu Arıcılar Birliği Başkanı Akın Çiftçi, Türkiye'de en çok bal üretilen illerinin başında gelen Ordu'da, Avrupa Birliği (AB) desteğiyle bal analizi ve paketleme tesisinin kurulduğunu söyledi.

xxx
Ülkemiz balda dünya dördüncüsü  Ordu Türkiye’de  birinci.

Ha bu yapılanlar için sizleri alkışlayamam.

Ha, neden yapıyorsunuz da diyemem.

 

 Sadece çok geç kaldınız derim! 

Uygulayın!!!

 Bir genelge yayınladınız.

Bu genelgenin üstünden  bir kere yazdım.

 Değişen bir şey yok dilenci çocuklar şehirde cirit atıyor hata terör estiriyor diye.

            Geçen hafta sonu yine bir fotoğraf paylaştım.

 Kendisi çocuk, kucağında çocuk önüne katmışlar bir çocuk dileniyor ( sözde mendil satıyor )

 Sırrıpaşa caddesinin göbeğinde bir aşağı bir yukarı.

Ne polis ne zabıta gördüm.

            Benim olmadığım zaman görünüyorlarsa  o zaman bunlara müdahale etmiyorlar.

Yetkililer yasadan kaynaklanan haklı genelgelerini yayınlayarak bunun yasak olduğunu çocukların ailelerine ceza kesileceğini açıkladı.

            Ama ne yasayı uyguluyorlar ne de kendi genelgelerinin gereğini yapıyorlar.

Yazık. 

FINDIK KAÇ YÜZ YILLIK  

Ordu'da fındıkta verim ve kaliteyi artırmak amacıyla başlatılan proje kapsamında oluşturulan örnek bahçelerle verim artışının sağlanması hedefleniyor.

İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından, 2015 yılında başlatılan "Fındık Yetiştiriciliğinde Örnek Fındık Bahçeleri Projesi" kapsamında örnek bahçeler oluşturuldu.

Tüm ilçelerde oluşturulan örnek bahçelerde üreticiler uzman ekipler tarafından eğitilirken, bahçelerin budama, gübreleme ve diğer bakımları ise tekniğine uygun yapılıyor.

İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kemal Yılmaz, proje kapsamında Altınordu ilçesindeki bir örnek bahçede üreticilerle bir araya geldi.

Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, fındıkta verim ve kaliteyi artırmak amacıyla uyguladıkları proje faaliyetlerine aralıksız devam ettiklerini söyledi.

Proje kapsamında oluşturdukları 100'ü aşkın örnek bahçelerde üreticilerle bir araya geldikleri dile getiren Yılmaz, "Bu birlikteliğimizde bölge halkı fındık üretimi ve bahçe bakımları konusunda bilgilendiriliyor. Doğru bildikleri yanlışlar kendilerine gösteriliyor. Bu zamana kadar yaptıkları yanlışlardan vazgeçirilmeleri için tüm üreticilerimiz aydınlatılıyor." dedi.

Yılmaz, örnek bahçelerdeki verim ve kalitenin arttığını vurgulayarak, "Örnek bahçelerdeki fındıklarda kalite oranı yüksek. Çotanaklarda boş fındıklar az, tanelerin irilikleri birbirine yakın. Karadeniz Bölgesinde dekarda fındık üretimi 80-90 kilogramlara kadar düşmüştü. Oluşturduğumuz örnek bahçelerde ortalama 80-90 kilogram olan verim 300 kilograma kadar çıktı." diye konuştu.

Örnek bahçelerin sayısını her geçen gün artırdıklarını da işaret eden Yılmaz, "Üreticilerimize örnek teşkil eden bu çalışmayla bahçe sayısını artırarak fındıkta verim ve kalitede lider ülkeye yakışır seviyelere ulaşacağız. Projelerde görev alan tüm personelime ve üreticilerimize teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

xxx

Yukarıda ki haber ajanslardan düştü. Benim aşağıya yazacaklarımdan  bu günkü görev yapanlar değil hepimiz gelmiş geçmiş görev yapanlar sorumludur.

Yıllardır bu tür çalışmalar yapılır ama isteyen üreticinin bahçesinde

 Uzun yıllardır dönüm parasına tav olan ve bahçesi ile ilgilenmeyen üreticiler ne çıkarsa bahtıma derken yöneticilerde ne yapalım  biz elimizden geleni yapıyoruz diyerek kestirip atıyorlar.

Tekrar yazıp söylüyorum fındığı haraç mezat satıyoruz Bal’da da fındık gibi üretimde birinci olmamıza rağmen dünya bal üretiminde 4. Sırada bulunmamıza karşın bir marka oluşturamadık Ordu bal deyince tiksinti yarattırmışız. Kivi ise hala marka oluşturma çabasında.

Ordu’da bir şey olur mu diye soruyorlar bana…

Artık bunun yanıtını  sorumlu sorumsuz herkes versin.

  YAZIKLAR OLSUN AMA KİME ?   

 

Başkan adayı çıkmadığı için kayyuma kalan Orduspor’da işler yolunda gitmiyor. Orduspor Erkek Voleybol Takımı,  Sorgun Belediyespor deplasmanına büyük zorluklarla gitti. Önce dolmuşta, ardından da bir otelin lobisinde uyuyarak dinlenen Filenin Şimşekleri, bu şekilde çıktığı müsabakayı 3-1 kaybetti.

Yukarıda ki satırlar Ordu Hayat Gazetesinde haber oldu. Ne yazık ki arka sayfadan manşetten verilmesi  gereken haberi iç sayfadan vererek haberi tabiri caizse piç etmelerine anlam veremedim !!!

Basketbol takımının yok olmasına seyirci kaldık şimdi de Voleybol takımının yok olmasına seyirci kalınıyor.

Yok mu bu takımları sırtlayacak kurumlar veya bunlara destek olacak Vali, Kaymakam Belediye başkanları.

Çocuklar otel lobisinde yatıyorlar kendi ceplerinden yemeklerini yiyorlar.

Yazıklar olsun ama kime ??

MARKA PALAVRASI

Yıllardır yazıyorum çiziyorum.

Ordu Balını bir türlü markalaştıramayanlar, bu balın adına kötüye çıkaranlar bir paketleme tesisi bile kuramayanlar Arım Balım Peteğim projesini de batırmak üzereler.

Bir şirket kurma işi vardı  10 milyon avroluk bir para dönüyordu.

Ne oldu kurulamadı mı yoksa para geri mi gitti ?

Bundan yaklaşık 25-26 yıl önce Kivi ürünün ilk deneme üretimi için dikim yapılmak üzere merkez bir köye gitmiştik. Kısa sürede başarılı  sonuçlar alındı ve bir çok üretici bu üründen fındıktan fazla gelir elde etme şansına sahip oldu.

Yine bir çok üretici fındık bahçelerini kesip kivi bahçesi haline döndürdü.

Geçen gün kivi hasatı nedeniyle düzenlenen bir tören içinde Ordu Kivisi marka olacak denilmiş.

Ya Allahınızı severseniz çeyrek asır geçmiş bal gibi kivinin de kıymetini bilememiş berbat etmişiz.

 Bu birlikler bu odalar bu Tarımsal kuruluşlar ne yapar bilen var mı ?

Yazık bu kadar çok beceriksiz  koltuk sevdalıları var Ordu’da 

DİLEK! 

ODÜ Rektörü Prof. Dr. Tarık Yarılgaç, “Fiziki mekân olarak sıkışmış olan hastane binamızın talepleri karşılamada zorluklarla karşılaşıyor. Bu anlamda yeni eğitim araştırma hastanemiz inşaatının kısa sürede başlatılarak hizmete girmesi en büyük dileğimizdir” demiş.

Demiş demesine ama  Araştırma Hastanesinin içler acısı durumu yeni ortaya çıkmadı ki . Yıllardır var.

Hani köy hanı gibi her taraf dökülüyor her taraf dağılmış. Fiziki mekan yetersiz 3 kişi yan yana yürüyemiyor…

Neyse konu bu değil.

Bilindiği gibi Tıp Fakültesi işi vardı ne oldu ?

 Üniversite içinde yerle yersiz işlere imza atanlar Tıp Fakültesi konusunda bir adam öne geçemediler.

Sayın rektör diyor ki;  En büyük dileğimizdir.

Sayın rektör o dileği bizim gibi sade vatandaşlar diler.

Siz dilek dileme makamında değilsiniz siz icra makamındasınız.

Bırakın dileği biz dileyelim.

Mesela ; ne oldu Bizim  Tıp Fakültemiz. Dileriz icra başındakiler hayata geçirmeyi başarır. Bizim en büyük dileğimiz koltukları değil de hizmetleri düşünen yetkilerdir…

AYIŞIĞI 

Ayışığı Meydan Düzenleme Projesi’nde son günlerde ortaya atılan ağaçların kesileceği iddialarına Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz cevap verdi. Proje alanı içerisinde bulunan ağaçların yapılacak olan çalışmalardan zarar görmemesi için ağaç sökme makinesi getirildiğini belirten Başkan Yılmaz, ağaçların sökülerek proje alanı içerisindeki yerlere yeniden dikileceğini kaydetti. Belediye olarak yapılan çalışmalarda birinci hassasiyetlerinin yeşil alanları korumak olduğunu belirten Enver Yılmaz, yeşil alanları koruyarak halkın yeni yaşam alanlarına kavuşturulmasını hedeflediklerini söyledi.

Proje kapsamında anıt alanı, kafeterya, kıyı yürüyüş yolları, peyzaj ve otopark düzenlemesi yapılacağını ifade eden Başkan Enver Yılmaz, “Bu alan Ordu’nun en büyük miting alanı olacak. Mevcut 110 araçlık otopark, yapılan düzenleme ile 500 araçlık olarak düzenlenecek. Aynı zamanda alan miting ve konser gibi etkinliklerin düzenlenebileceği bir meydan alanı olarak da kullanılacak. Burada ağaçların kesileceğine yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır. Biz çalışmalarımızda öncelikli olarak yeşil alanları korumaya ve çoğaltmaya çalışıyoruz. Biz tam aksine bu alandaki ağaçları kesmek yerine zarar vermeden sökerek, yine proje alanı içerindeki uygun yerlere dikimini gerçekleştireceğiz. Bunun için il dışından özel olarak ağaç sökme makinesi getirdik. Bu ağaçları zarar vermeden taşıyacağız. Çünkü proje alanı içerisindeki kalırsa zarar görecek. Biz ağaçların zarar görmesini istemiyoruz. Yeşil alanları koruyarak vatandaşlarımıza yeni yaşam alanları kazandırmayı istiyoruz. Bu projemizin içerisinde yeşil alan, yürüyüş yoları, kıyı yürüyüş ve bisiklet yolu, büfe ve anıt alanı yer alacak. Proje çalışmalarımız devam etmektedir” diye konuştu.        

xxx

Yukarıda ki haber Olay gazetesinden alınmıştır.

 Burada basına bilgi verilirken Başkan Yılmaz bölgeni eski halinde ki gibi doldurulduğunu ekstra bir şey yapmadıklarını açıkladı.

 Açıkladı ama haberde yer alan kendi sitelerinde de bulunan fotoğraf her şeyi iyice ortaya koyuyor.

Olduğundan fazla  Mıdı tarafına doğru çıkan burun ne olacak bilinmiyor ?

Dileriz  yandaş mandaş ileri olmaz!!!

İKİ AYYAŞ’DAN!!! 

Fazla yoruma gerek yok. İki Ayyaş’tan nereye geliyoruz. Gazeteler, TV kanalları siyasiler Atatürk’e bu yıl övgü yağdırmaktan bıkmadılar. Vallahi eski ve halen Atatürkçü olan ben bıktım!

Neyse sizi yandaş gazetenin yazarının tespitleri ile baş başa bırakıyorum.

xxx

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 94. Yıl dönümü kutlamalarının ilk adresi Anıtkabir’di. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anıtkabir Özel Defterine yazdığı mesaja, “Aziz Atatürk” diye başladı ve devamında şöyle yazdı:

“İstiklal harbimizi zaferle taçlandıran Cumhuriyetimize hayat veren ruh hamdolsun tıpkı 94 yıl önce olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır. Tarihe 15 Temmuz demokrasi destanı olarak geçen şanlı direniş bu ruh ve iradenin tüm ülke sathında tecessüm etmiş halidir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP’nin kurmay kadrosunun bir süredir “Atatürk” adını vurgulaması dikkat çekti. Bu değişikliğin sırrı ise bugünkü Sabah gazetesinde irdelendi.

AKP’nin medyadaki seslerinden Sabah yazarı Mahmut Övür, “Atatürk ve toplumsal uzlaşma” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Sözkonusu yazıda; Erdoğan’ın "Yüzde 50 artı 1'i almak için artık toplumun yüzde yüzünü kucaklamalıyız" mesajını hatırlatan Sabah yazarı, “Atatürk” vurgusunun bunun yansıması olduğunu dile getirdi. 

 

AYNEN DEVAM !!! 

Başbakan Binali Yıldırım, AK Parti İl Başkanlığı Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısında yaptığı konuşmada, "İçiniz rahat olsun, bütün şehitlerimizin hesabını FETÖ denen alçak hainlerden soruyoruz, sormaya devam edeceğiz. Diğer terör örgütleriyle de amansız mücadelemizi sürdürüyoruz. Türkiye'nin önünü terör örgütleriyle, faiz lobileriyle, toplum mühendisleriyle, ekonomik kriz vesayet örgütlerinin baskılarıyla kesmeye çalışıyorlar. Asla başaramazlar" dedi.

'VARSIN KISKANSINLAR'

Türkiye'nin büyüdüğünü söyleyen Yıldırım "Türkiye büyüdükçe hedeflerimiz de büyüyor. Hedeflerimiz büyüdükçe kıskananlar da artıyor. Varsın artsınlar, biz kararlılıkla muasır medeniyetler seviyesine ülkemizi taşımak için daha çok çalışacağız, daha çok.

XXX

Başbakan ile ayni görüşü taşıyoruz.

Aynen devam … ( Erol Karaer) 

DURUN SİZ BAŞINIZA GELECEKLERİ DÜŞÜNÜN  

Sputnik'in ABD merkezli haber ajansı Associated Press (AP)'den aktardığı habere göre, AP, zamlarla baş edemeyen Türklerin özellikle rakıyı evde üretmeye başladıklarını yazdı. Rakıdan "Türklerin resmi olmayan milli içkisi" olarak bahseden ajans, "vergi artışının favori içkiyi yudumlamayı zor bir hale getirdiğini" belirtti.

"Birçok kişi ev yapımı içkiye dönerek ülkenin en ikonik içkisine olan aşklarını yeniden alevlendirdi. 2002 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelindikten sonra, hükümetinin uyguladığı vergiler ve alkol tüketimine ilişkin düzenleme ile alkol fiyatlarını tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkardı" diyen AP, rakının fiyatının 2004 yılından bu yana yüzde 500'e yakın oranda arttığını belirtti.

"İÇKİ TÜKETİMİ DÜŞMEDİ AKSİNE ARTTI"

AP, tüketicilerin dışarından alkollü içecek almaktan vazgeçtiklerini ancak satışı düşse de içki tüketiminin arttığını vurguladığı haberde Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine yer verdi:

"Alkol satışı düşse de, gerçek tüketim düşmedi gibi görünüyor. OECD istatistiklerine göre, Türkiye'de kişi başına düşen alkol tüketimi, ülke nüfusunda yüzde 17'lik bir artışa rağmen 2002'den bu yana benzer seviyede kaldı. Bu durum, Türklerin tükettiği toplam alkol miktarının aynı dönemde arttığını gösteriyor."

Haberde, rakıyı evinde üreten ve "30 yıldır insanlara öğreten" kimyager Cengiz Dev'e de yer verildi. AP, evde alkollü içecek yapımına ilişkin sosyal medya hesaplarına yönelik yoğun ilgiye dikkat çekti:

XXX

Bu Tür haberler yoğunlaşmaya başladı. Tabi doğru ve gerçek.

 Ama bu tür haberlerden AKP genel başkanın rahatsız olmayacağını kim garanti edebilir.

Alınan fahiş vergiler nedeniyle bir zamanlar vatandaş ucuz diye mavi ispirto içiyordu (!) onu bile yüksek oranlarda zamlamışlardı.

Yarın bu gün  bunun yasaklanması an meselesi olabilir.

O yüzden rakı yapanlara tavsiyem bir an önce stoklarını doldurmaları… J


KENDİN ÇAL, KENDİN OYNA ! 

 

 Valilik yollarda, kavşaklarda veya sokak aralarında mendil satan, dilenenlerin ailelerine para cezası uygulayacağını açıkladı,.

Bilindiği üzere Suriyeli ailelerin çocuklarını dilendirdiği ve bu konuda yoğun şikayet olduğu aşikar.

Ama geçen Cumartesi Pazar sokaklar  Suriyeli çocuklardan geçilmiyordu.

 Alınmış bir karar var ama kağıt üzerinde.

Kimse yok sokaklarda.

Polis varsa da karışmıyor, Zabıta ortada hiç yok.

Velhasıl kendiniz çalıyor  kendiniz oynuyorsunuz.

Ama o sokakta ki insanların sizler için söylediklerini bir duysanız herhalde ayıp ediyoruz dersiniz.

TOTEMLER İYİ GÜZEL DE ? 

 

Ordu Büyük Şehir Belediyesi dış cephe kaplaması yapılan bölgelerde ana yola bakan totemlerin kaldırılmasını sağladı.

İş yeri tanıtım bombaları sökülüp atıldı.

Ne kadar güzel bir iş oldu bilemezsiniz.

Yıllardan beri yazıp duruyoruz. Karayolları kanununa da aykırı diyorduk ama Karayolları  hiç ilgilenmiyordu.

Bir temizlik bir görüntü açıklığı oldu , teşekkür ediyoruz.

Ama   Başkanlar Enver Yılmaz ile Engin Tekintaş’ın bulunduğu bir toplantı ortamında şehirde mantar  gibi biten ve yönetmeliklere aykırı olarak  yola paralel olarak da asılan ve oldukça çirkin görüntüler yaratan led ışıklı iş yeri levhaları şikayet etmiş başkanlar evet haklısınız kaldıralım veya  duvara yapıştırtalım demişlerdi.

Totemleri çirkinlik yarattığı için kaldıran zihniyetin bu levhalara çeki düzen verememesine anlam veremiyorum.

Özellikle Yeni mahalle bölgesi  eski Beyoğlu gibi çirkinliklere doldu taştı.

 

Çok mu zor, koca koca totemleri kaldıranlar şu iki üç metrelik çirkinlikleri düzene sokamaz mı ? 

DENETİM 

 

Ordu ‘da  Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ordu il müdürlüğü Su ürünleri tarafından  balık av sezonun başladığı 1  Eylül’den bu yana 22 balıkçıya yasaklara uymadıkları gerekçesiyle 28 bin lira para cezası kesilmiş.

Okuyunca daha önceleri de yaptığımız gibi keşke paylaşmayın. Ayıp oluyor diye geçirdim içimden.

Vallahi de billahi de adam gibi denetim yapsalar bu rakam ve sayılar çok çok artar.

Bırakın bu artmayı hiç olmazsa minicik minicik balıkları satmaya veya birileri avlanmaya korkar.

 Balık tezgahlarını denetlesinler her gün yüzlerce kilo boy yasağına uymamış balık bulmam mümkün.

Ama sadece balık tezgahları ile bitmiyor iş.

Komisyoncusu da  balığı avlayanla bu işten sorumlu olmalı.

 Bir tezgah da küçük balık varsa balıkçıya işlem yapmakla kalmayacaksınız , komisyoncuya sonrada avlayana ulaşacaksınız.
Yönetmelikle böyle bir yol yok diyorsanız niye bu yolu bulmuyorsunuz.
Bakanlık niye silsile yolunu uygulamıyor,

Bizim deniz de denetim araçlarımız ve elamanımız yetersiz diyorsanız.

 Sahil Güvenliğin verilerini de paylaşın.

Bakalım onlar gerçekten denetimlerde bulunuyor mu ne yapmışlar.

El birliği ile ülkenin bütün kaynaklarını kuruttuk.

Yazık nerede sizin vatan sevginiz ? 

Okuyun ölmezsiniz?

Sözcü gazetesinin bu işlerin uzmanı yazar Saygı Öztürk geçenlerde bir yazı yazdı. Çok önemli bir yazı olmasına karşın iktidar kanadından  Fetöcü mücadele cephesinden tık çıkmadı.

Okuyan varsa okusun, korkmayın okumaktan ölmezsini :

İşte o yazı ;

Ülkemizde “Ergenekon”, “Balyoz” kumpasları yaşandı. Bu kumpasların içinde olanlar bu suçlarından dolayı cezalandırılmadı. Zekeriya Öz gibi giden gitti. Çok şey bilen, çok şey yaşayan bir dönemin kudretli savcısının hangi ülkede olduğu da bugün bilinmiyor. Açıkçası kimsenin de üstüne düştüğü yok.
İlhan Cihaner, Erzincan Başsavcılığı döneminde bir cemaate dönük soruşturmayı yürütürken makamından alınıp yaka-paça götürüldü, cezaevine konuldu. Bu kumpasın içinde savcılar, emniyet, MİT mensupları, gizli tanıklar yer aldı. 17-25 Aralık 2013 soruşturmalarından sonra yapılan şikayetler üzerine Cihaner dosyasında yer alan isimlerle ilgili soruşturma başlatıldı.

KUMPASIN ESKİ SAVCISI DA SERBEST

Şüpheliler hakkında davalar parça parça açıldı. Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi darbe girişiminden bir gün önce yani 14 Temmuz 2016'da gizli tanıklarla ilgili kararında ilk kez“Fetullahçı Terör Örgütü” dedi. Davanın sanıkları cezalandırıldı. Örneğin “Munzur” kod adlı S.Z., evrakta sahtecilik, yalan beyanda bulunmak, kişiyi hürriyetten alıkoymak gibi suçlardan 22.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Cihaner döneminde “gizli tanık” olan dönemin SavcısıBayram Bozkurt hakkında Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi“yakalama” kararı çıkartıyor. Bozkurt, 2016 yılının Mayıs ayında gözaltına alınıyor, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk ediliyor ama mahkeme serbest bırakıyor. Bozkurt'u serbest bırakan hakim daha sonra ihraç edildi.
Bayram Bozkurt hakkında yeniden yakalama kararı çıkarıldı. Bu kez İzmir'de yakalandı. Orada tutukluyken, Erzincan'da devam eden dava nedeniyle ifadesi alındı. İlhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan ve Erzincan'daki avukatına duruşma günü bile bildirilmeden Bozkurt, etkin pişmanlıktan yararlandı ve hakkında tahliye kararı verildi. Neyse ki, Bozkurt'un İzmir'de de örgüt üyeliğinden dosyası bulunduğu için tutukluluğu orada devam ediyor. Bozkurt'u tahliye eden mahkeme heyetinde bulunanların terfi ettirilmesi de ilginç bir durum oldu.

KUMPASIN MAHREM İMAMI DA SERBEST

Bitmiyor. Polisleri yönlendiren cemaat imamı Ahmet Demir,Ankara'da “mahrem imam” olarak soruşturma geçirirken, FETÖ'nün ByLock haberleşme programını kullandığı belirlenmesine rağmen üçüncü celsede tahliye edildi.
Terör suçlarında ceza verilirken “vahamet arzeden”eylemler vardır. Cihaner soruşturmasında kamu görevlileri ekarte edilmesine karşın sanıklara örgüt üyeliğinden ceza veriliyor. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) ihraç kararlarında İlhan Cihaner olayını da dikkate getirip örgütün önemli eylemleri arasında göstermişti.
Cihaner kumpasçıları için tek dava dosyasında yargılama yapılması gerekirken, parça parça yapılıyor. Sanıklar, örgüt üyeliğinden hüküm giyiyor ya da serbest kalıyor. Vahamet arzeden eylem gibi görülmüyor. Konuştuğum emniyet mensubu, kumpasta çok sayıda kişinin görev aldığını, hatta bazılarının görevde olduğunu belirtiyor, organizasyonun tam anlamıyla ortaya çıkarılamadığını anlatıyor.

KUMPASIN SAVCISI DA SERBEST

İlhan Cihaner'in evinde arama yapan dönemin Erzurum Özel Yetkili Savcısı Rasim Karakullukçu da serbest bırakıldı. Bir ilginç durum daha var: Rasim Karakullukçu'nun duruşmasından da Cihaner ve avukatları haberdar edilmedi. Yani duruşma gününü onlar bilmiyorlardı. Karakullukçuhakkında mahkeme beraat kararı verdi. Cihaner, avukatıTurgut Kazan, Karakullukçu hakkında tahliye kararı verildiğini günler sonra öğrendi.

KUMPASIN MÜFETTİŞİ DE SERBEST

CHP Milletvekili İlhan Cihaner'le ilgili soruşturma yapan dönemin Adalet Müfettişi Dursun Ali Gündoğdu da “etkin pişmanlıktan” yararlanıp itirafçı olunca serbest bırakıldı.Gündoğdu, geçen yıl Başakşehir'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ifadeye çağıran Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya'yla birlikte aynı evde yakalanmıştı.
İlhan Cihaner, avukatı Turgut Kazan'la birlikte Samsun'a gitti ve İstinaf Mahkemesi'ne itiraz dilekçesi sundu. Ayrıca kararı veren mahkeme heyeti hakkında da suç duyurusunda bulundu. İlhan Cihaner, sohbetimizde “Karakullukçu hakkında itirazen bozma” başvurusunda bulunduklarını belirtiyor ve şöyle diyor:
“Davalar örgüt üyeliğinden açılıyor. Sahtecilik, görevi kötüye kullanma, kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakma gibi. Oysa kumpasın içinde yer alanlarla ilgili tek dava olmalı, deliller birlikte değerlendirilmeli. Biz, tanık ifadelerini bile bilmiyoruz. Açıkçası dün de mağdurduk, bugün de yine biz mağduruz.”
Yaşananlar hakkında HSK Başkanlığı'na da kapsamlı bir şikayet dilekçesi verildi. Ergenekon kumpasçılarına bir şey olmadı, bakalım Cihaner kumpasçılarının tamamı da yürütülen soruşturma ve davalardan yırtacak mı? Bekleyelim, görelim…

Geç kalınmadı mı ?

Fındık ile ilgili iktidar da muhalefette bir şeyler konuşuyor.

Ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar ne derlerse desinler fındık bağlandı 8-8.5 liraya.

Ne yapsanız ne etseniz fazla gitmiyor.

CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun açıklamalarda bulunmuş:

, "Ortak aklı ortaya koyalım. Bizim tek beklentimiz bu yönde. Fındık kanununu çıkaralım ve fındığı stratejik ürün ilan edelim. En önemlisi bundan sonraki yıllarda alıcı da satıcı da neyi alacağını ve neyi satacağını bilsin. Hiç değilse benim üreticim mağdur olmasın." ifadesini kullandı.
"FİSKOBİRLİK mutlaka yeniden hayata geçirilmeli. Aynı zamanda lisanslı depoculuğu tekrardan geliştirmek zorundayız. Bunların yanında fındık ihtisas borsasını kurmak durumundayız. En önemlisi dönüm başına verimi artırmak zorundayız. Bunlara paralel olarak da ihracatımızı artırmalıyız. Fındığın geleceği ancak bunlarla kurtulmuş olur."

xxx

İktidarında muhalefetinde gücü yetmiyor. Hep geç kalınmış işler bunlar.

Kısacası kendine sahip çıkmayan fındık üretici hala kandırılabiliyorsa gitsin yine bildiğine oy vermeye devam etsin.

Piyasayı başı boş bırakanlara dur demedikçe çilesi çok olur.

Allah beterinden saklasın!

 

BİSTURİ  NEREDE OLUR ? 

Bisturi  nerede olur, Ameliyat hanelerde değil mi ?

Yok öyle değil.

Nerelerde bulunur ayrıca.

 Cips paketlerinde olur mu ?

Olmaz mı ?

Olur olur ?

 Aytaç Engin öğretmen oğluna aldığı  cips paketinden bisturi çıkıyor ayrıca çocuğun elide kesiliyor.

Öğretmenimiz gerekli şikayetleri yapacağını belirtiyor.

Bakalım sonuç ne olacak ?

Şaşırdınız mı , inanmadınız mı ?

İnanın inanın , hani ‘ Burası Türkiye’ diyorlar ya…

O cinsten yani !!!

Çayı, çorbacı niye içeride? 

Önce şu haberi bir okuyalım :

HaberTürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Polonya dönüşü uçakta yaptığı istifalar gelmezse "bedeli ağır olur" sözlerini, "İstifa falan etmiyorum" diyemezler sözleriyle değerlendirdi.

Altaylı sözlerine şöyle devam etti: "Çünkü yönetimin elinde çok iyi bir ‘koz’ var. Kozun adı FETÖ. Direnen olursa, hemen FETÖ bağlantısı ortaya dökülür."

Fatih Altaylı'nın "FETÖ, NY Savcılığı ile mi çalışıyor?" başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan daha ne kadar net konuşabilir bilmiyorum.

İstifası istenen belediye başkanlarıyla ilgili kendisine bir soru sorulduğu zaman her seferinde çok net yanıtlar verdi.

“Yok öyle şey” falan demedi.

Bu konuyla ilgili son cümlesi ise şu: “Eğer istifa etmezlerse bedeli çok ağır olur.”

Cumhurbaşkanı’nın bu yanıtının akla getirdiği ise benim 5 Ekim tarihli yazım oluyor.

İki hafta önce, bu istifa talepleri ilk gündeme geldiği ve bazı yorumcuların, “Direnecekler, istifa etmeyecekler” dediği günlerde şöyle yazdım:

“Dİ RE NE MEZ LER. Pazarlık edebilirler, zamanlama konusunda bir kolaylık isteyebilirler, istifanın onur kırıcı bir şekilde olmaması için ricacı olabilirler, ‘Hastane raporu alıp sağlık sorunlarımı gerekçe göstererek bırakayım’ falan diyebilirler.

Bunların hepsi mümkün.

Ama ‘İstifa falan etmiyorum’ diyemezler.

Direnen, ‘İstifa etmiyorum’ diyen olursa, parti yönetimi bundan dolayı üzülmez, geri adım falan da atmaz.

Çünkü yönetimin elinde çok iyi bir ‘koz’ var.

Kozun adı FETÖ.

Direnen olursa, hemen FETÖ bağlantısı ortaya dökülür.

Verilen bir arsa, yapılan bir yardım, sağlanan bir kolaylık, FETÖ liderine zikredilmiş bir övgü, bir Pennsylvania gezisi, ziyaret edilmiş bir FETÖ okulu, FETÖ okuluna gönderilmiş bir çocuk veya torun, FETÖ’cülerle yapılmış bir telefon konuşması ve tabii telefonda bulunacak veya çoktan bulunmuş bir ByLock."

ŞİMDİ SORALIM

Peki  çaycı, çorbacı niye içeride ? Bunlar için böyle bir durum varsa veya yolsuzluk falan filan niye adalet önüne çıkarılmaz?

Bu devran böyle sürüp gidecek gibi zannediyorlar ama yanılıyorlar

GELİŞİ GÜZEL ÇALIŞMAYA  DEVAM 

Şehir içinde ki ve karayolları kenarında ki mantolama çalışmaları ile yayalaştırma çalışmaları sürüyor.

Yarı aksak yari noksan ve gelişi güzel giden bu çalışmalar konusunda yetkililerden sorumlulardan tık ses çıkmıyor.

Vatandaş şikayetçi.

Daha ne kadar süreceği daha ne kadar kafalarına göre düzensiz çalışıp keyfi işler yapacakları belli değil.

Daha önce de vurguladığımız gibi büyük şehrin daire başkanları, başkan yardımcıları genel sekreterleri pek ilgilenmiyor bu işlerle galiba.

İlla Enver Yılmaz başkanın araziye inmesi mi bekleniyor bilemiyorum,

Veya Yılmaz bu aralar başka işlerle uğraştığı için mi bu işlere bakamıyor veya  yanında ki arkadaşları gerekli bilgileri tam mı aktarmıyorlar bilemiyorum.

Ama bin Enver başkanın yerinde olsam sokağa  iki üç sıradan vatandaş gönderir diğer vatandaşların söylediklerini not edip kendisine getirmesini isterdim.

Benden söylemesi ! 

Peki istifa eden belediye başkanlarının dosyaları ne olacak

Oda TV yazarı Ahmet Müfit unutturulmak istenilen , dillendirilmeyen konuyu dile getiriyor.

Okuması yazması olanların Allah afetsin bizi deyip işin içinden sıyrılmayı bilenleri alkışladığı bir dönemde bu yazıyı paylaşmazsam görevimi yapmamış sayardım kendime.

Azıcık okuyup yazması olan Türkiye’de adaletin ve bu kavramların nasıl ortalıktan yok edildiğini anlayacaktır.

Buyurun okuyun :

 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan hakkında “Kanuni sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamunun zarara uğratılmasına göz yumduğu” iddiasıyla verdiği gensoru önergesinin gündeme alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda yapılan oylama sonucunda, AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Son yıllarda defalarca gördüğümüz üzere, meclisin denetim faaliyetini gerçekleştirmesi bir kez daha engellenmiş, meclisin denetim işlevi fiilen işlevsiz hale getirilmiş oldu.

Belediye başkanlarının görevden ayrılması talebi çerçevesinde, iktidara yakın kesimlerden kamuoyuna yansıtılan bir kısım haberden anlaşıldığı kadarıyla, işlevsiz hale getirilen yalnızca TBMM tarafından yapılan denetim değil.

15 Ekim tarihli Sabah gazetesinde yer alan, Zübeyde Yalçın imzalı, “Ak Partide Teşkilatlar ve Belediyeler Masaya Yatırıldı” başlıklı habere göre, ”istifa etmeyenler görevden alınacak”. Yazıda bu işlemin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin de bilgi verilmiş. Söz konusu habere göre, kendiliklerinden görevden ayrılmayan belediye başkanları, İçişleri Bakanlığınca açılan soruşturmalar yoluyla görevlerinden alınacaklarmış.

"İSTİFA YOKSA İHRAÇ DA YOK"

Benzer bir haber, Sabah gazetesi haberinden iki gün sonra, yine iktidara yakın Yeni Şafak gazetesinde yer aldı. Hasan Öztürk imzalı, “Küçük İktidar İhtirası, Büyük Hırslar Ve Yaklaşan Son” başlıklı yazıda,“…şimdi soğanın cücüğüne talip olanlarla insana ne kadar toprak yeteceğini unutanlar için İçişleri Bakanlığı’nın neler yapacağını takip edeceğiz. İstifa yoksa ihraç da yok. Ancak İçişleri Bakanlığı’nın elinde dosyalar çok!” deniliyor.

Alıntı yaptığımız her iki haberin ortak yanı, görevlerini bırakması istenilmesine karşın, kendiliğinden görevlerinden ayrılmayan belediye başkanlarının, hukuken kesin bir tarafsızlık içerisinde görev yapması beklenen İçişleri Bakanlığı teftiş birimleri eliyle gerçekleştirilecek soruşturmalar yoluyla görevden alınacaklarının belirtiliyor/ima ediliyor olması.

Kamusal denetimin siyasi amaçlı olarak kullanılacağını ima eden her iki yazıyla ilgili olarak da, bu yazıyı kaleme aldığım an itibarıyla, gerek Hükümet yetkilileri gerekse ilgili bakanlıktan, söz konusu haberlerle ilgili olarak yapılmış herhangi bir açıklama söz konusu olmadı. Kamu idaresinin tarafsızlığı ve güvenilirliğinin ciddi bir biçimde sorgulanmasına neden olacak böylesi önemli bir konuda, ilgili bakanlık yetkililerince halen herhangi bir açıklamanın/yalanlamanın yapılmamış olması kafaları daha da karıştırıyor, ister istemez bazı soruları akla getiriyor.

AKLA GELEN SORULAR

Akla gelen ilk sorular; İçişleri Bakanlığının elinde bulunduğu söylenen dosyaların gerçekte de var olup olmadığı, eğer varsa, bu güne kadar niçin bir işlem yapılmadığı, istifası istenilen belediye başkanları, İstanbul Büyükşehir ve Düzce Belediyesi örneklerinde olduğu gibi kendiliklerinden istifa ederlerse bu dosyaların akıbetinin ne olacağı.

Bu soruya alınacak yanıta göre yeni soruların ortaya çıkması/gündeme gelmesi de mümkün. Ancak, bu soruların yanıtlarının şu ya da bu olmasından daha da önemli olan bu durumun, toplumun geneli tarafından normal karşılanıyor olması.

Ahmet Müfit

Odatv.com

 

ÇÖK ŞÜKÜR 

Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, "Daha birkaç hafta öncesine kadar şehitlerimizin cenazelerinde kimsenin anlamadığı ve bilmediği, on yıllardır çalınmasına rağmen kimsenin de anlam veremediği Chopin'in 'Cenaze Marşı' ile şehitlerimizi defnediyorduk. Çok şükür, artık Itri'nin marşıyla herkesin 'Allahu Ekber' diyerek katılabileceği marşlarla şehitlerimizi defnedebiliyoruz" dedi. 

Yukarda ki sözler belli .

 Fazla sözü  uzatmayacağım.

Çok şükür işsizlik azaldı, çok şükür devlet 9 milyon kişiyi fakir olduğu için bakmıyor, ülkenin yüzde 25’inden fazlası ve yüzde 80 genç işsiz, çok şükür fındık iyi para ediyor. Çok şükür terör bitti.

 Çok şükür İtri’nin marşı ile şehitlerimizi gömüyoruz

Cıbbana devam. Hem de kuvvetlice…


Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek!

Hürriyet Gazetesi yazarı Emre Özpeynirci MTV ile ilgili  bir yazı yazdı.

Kıyısında köşesinden birilerinin değinmeye çalıştığı konuyu net bir şekilde ortaya koyan yazarın yazısını okumayanlar, bilmeyenler, inanmayanlar için paylaşıyorum.

Cıbbana devam!

xxx

Evet gelen tepkiler üzerine MTV’ye yapılan fahiş zam oranlarında geri adım atıldı.

İlk gelen haberlerde yüzde 40’lık zammın yüzde 25’e, 1.3 litre ve altında motora sahip otomobillerdeki artışın ise 15’e çekildiği bilgisi verildi.  Bu önce olumlu gibi yansırken, MTV’de yeni vergi sistemi unutuldu. Bildiğiniz gibi torba yasa tasarısında artık otomobillerin değerine göre vergilendirme modeline geçilmiş ve bu doğrultuda MTV’deki artış aracın değerine göre yüzde 40’tan başlayıp yüzde 68’e kadar yükselmişti. Yani asıl tepkiler bundan doğmuştu. Çünkü aslında pazarda satılan araçların yüzde 70-80’i yüzde 68’lik zam dilimine sokulmuştu.

Fahiş zamma yönelik tepkiler üzerine önce Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girmiş ve ardından makul bir seviyeye düşürüleceği açıklanmıştı.  Evet beklenen oldu ve dün Meclis’te yapılan görüşmelerde bu oranlar yüzde 25 ile 50 arasına çekildi. Sadece 1.3 litre ve altı motor hacmine sahip araçlarda MTV’deki artış yüzde 15 ile 38 arasında kaldı. Yani yüzde 68’lik zam 50’ye geriledi. Ama hâlâ çok yüksek olduğu herhalde dikkatlerden kaçmıyordur. Bir başka ilginç nokta ise 1.6 litre motor hacminin üstündeki otomobillerde iki kademe yer alıyor. Bu da yüzde 25’lik zammın bu araçları kapsamadığını ortaya koyuyor. Yani 1.6 litrenin üstündeki tüm otomobillerin zam oranları en az 37.5, en fazla yüzde 50 oldu. 

BU OKUYUCUYA YETKİLİLER KULAK VERSİN!
Bir okuyucumuzun bana gönderdiği mesaj daha doğrusu haklı paylaşımını sizlere sunmak  istiyorum.

Bundan yetkililer ne kadar ders çıkarır ne kadar uygulamaya sokar bilemem ama tarihe not düşmek adına ismini vermeden alıntılar yapmak istiyorum.

 

 

Yine senin bu sahil düzenlemesi başladığında Rahmetli Kamil ÇAKIR hoca ve öğrencilerinin emeği ile
EML de yapılan IŞIKLI ATATÜRK PORTRESİNİN YERİNE KONMASINA DEĞİNMEN de güzel ama duyan olur mu bilemiyorum...
Sahili şimdi de Ayışı tarafından doldurup diğer tarafla arada kalan MİNİ KUMSALI da yok edecekler bu gidişle...
Diğer yandan İLK ADIM İSKELESİ ve RUSUMATHEYKELİDE YOK EDİLME RİSKİ İLE KARŞI KARŞIYA..
İskele korunsa bile sanki RUSUMAT YOK EDİLCEK...
1-Bu TRAFİK Çilesine ne kadar merhem olur bilmem ancak,DÖRTYOLDAN CUMHURİYET MAHALLESİNE GİRİP TURNASUYU DOĞA KOLEJININ ORADAN
ANA YOLA BİRLEŞEN ESKİ YOL VAR..Neden Bu yol Rehabilite edilip; MELET ÜZERİNE YAPILACAK BİR KÖPRÜ İLE BOKLU DEREYE BAĞLANMAZ...
Böyle bir yol en azından ODÜ,CUMHURİYET MAH.DURUGÖL VS TRAFİĞİNİ ANA YOLDAN ALIP ŞEHİR İÇİ TRAFİĞİN KISMENDE OLSA RAHATLAMASINI SAĞLAYACAKTIR..
2-Şehir içi trafikte getirilmek istenen MİDİBAS'LI ÇÖZÜM!!! ON YILLARDIR ANKARA HALKININ YAKA SİLKELEDİĞİ BIKTIĞI
TARFİKTE KURAL TANIMAZLIĞIN TAVAN YAPTIĞI BİR ŞEYİ ORDUYA UYGULAMAKTIR Kİ, ORDUNUN CADDE VE SOKAKLARININ DARLIĞI
DİKKATE ALINDIĞINDA BUNUN NE KAADAR KÖTÜ BİR YÖNTEM OLDUGU HEMEN ORTAYA ÇIKACAKTIR..
3-Benim gezip gördüklerimden Ordu trafiğine çözüm önerim uzun yıllardır dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştığım
HAFİF RAYLI (KONYA/ESKİŞEHİR/BURSA VS) SİSTEMDİR...
Bunun projesi de ilk önce şehir içini (ODU-İSKELE)kapsar ve zaman içerisinde Perşembe-OGU GÜLYALI HAVALİMANINA kadar uzar..
4-OGU GÜLYALI HAVALİMANI demişken şunu özellikle belirtip dile getirmeni rica ediyorum gündeme dair konuşmanın birinde..
Biliyorsunuz, Enerji Bak. ülke genelinde İLLERE DOĞAL GAZ görülmesi işini tamamladı...Şimdi sıra ilçelerde ve Cumhurbaşkanı dahi İlçeler konusunu takip etmekte...Ordu sahil ilçelerinden GÜLYALI VE PERŞEMBE bu konuda çok geride
kaldılar...Gülyalı HAVALİMANI olması hasebiyle ön plana çıkmakta ancak; ne bel. bşk. nede diğer kurum kuruluş ve de halktan bir talep yok...Halbuki bu konuda Enerji Bak. ve Devlet Hava Mey. İşl. nezdinde girişimde bulunsalar çok kısa sürede
hem HAVALİMANININ TEMİZ ENERJI İLE ISINMASINI (ULUSLARARASI OLMASI NEDENIYLE ÖNEMSENMELİ) hem de Yerel halkın bu temiz
enerjiden istifade etmesini sağlayarak Ordu'nun Oksijen diyarı sözünün lafta kalmadığında böylece gösterirler.. Bu benim ilçem adına bir çığlığım olsun gökkubede ve sizde GÜLYALI HALKI adına sesim olun...
Bu söylediklerim diğer ilçeler ve ordu merkez içinde geçerlidir tabi ki..
Şimdilik bu kadar usta, üzerinde konuşmak istediklerin olursa yaz açalım dilimizin döndüğünce...
Bir sucunun (!)  dediği gibi memleketten uzak olmamız orayı unuttuğumuz sevmediğimiz, oranın sorunlarından da uzak kaldığımız anlamına gelmez...
Sağlıcakla kal usta.

Bazen 

Bazen canım sıkılırsa tetikçi Akit ne yazmış diye bakarım.

 Günün Ayet ve Hadislerini ise mutlaka okurum.

Geçenlerde rast geldim alıntı yaptım.

Bir ağbimiz işine geleni alıntı yaptığımı belirterek inceden inceye eleştiri koymuş.

Mevzu buradan geldi ya  bir not düşelim.

Geçen aylarda bir esnafımızın yanında otururken Çanakkale de ki Adalet yürüyüşün sonrasında şehitlikte içki içilmesi iddialarına lafı getirerek ‘ bunların katli vaciptir ‘ dedi.

Bende dedim ki doğru katli vacip de senin ağzından şimdiye kadar Kuran kurslarında yurtlarda tecavüze uğrayan , yanan çocuklar ile ilgili hiçbir yorum duymadım dedim.

O yine başka tellerden çalmaya devam etti.

Neyse biz alıntıyı yaparken işimize geleni değil onlarında doğruyu söylemek zorunda kaldığını bilerek yapıyoruz.

Neyi mi alıntı yapmıştık ; İşte aşağıda, nesi zorlarına gidiyor anlamıyorum !!!

 

"Ahir zamanda bir kavim ortaya çıkar. Cahiller başa geçerek insanlara fetvâ verirler. Böylece hem kendileri sapar hem de başkalarını saptırırlar." (Buhari, İlim, 34)

YORUM SİZİN !

            Aşağıda bir köşe yazısından alıntı bulacaksınız. Sözcü gazetesinde Saygı Öztürk CHP Yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Ordu Milletvekili Seyit torun’un bazı görüşlerini paylaşmış. Yorum sizin.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir yandan bazı başkanları istifa ettirirken bir yandan da Belediyeler Yasası'nda değişiklik çalışması yaptırıyor. “Daha iyi hizmet”ten çok seçimin nasıl kazanılacağı öne çıkıyor. CHP'nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, başkanların istifasını ve istifaya zorlanmasını şöyle yorumluyor:
“Erdoğan, milli iradenin üzerine kendi iradesini koyuyor. Belediye başkanlarını istifaya zorlayacak hukuki bir durum varsa hukuki süreç başlatsın. FETÖ'yle, yolsuzluklarla ilgili durumları varsa yargıya intikal ettirsin. ‘Metal yorgunluğu' sözcükleri çıkış yolu olarak gösterilip, diğer konular göz ardı ediliyor.”

“BÜTÜNŞEHİR” VE BELEDİYE ŞUBESİ

Seçim hazırlıklarının bir parçası da Belediye Kanunu'nda değişiklik yapılması… Bunun için 300-400-500 bin nüfus kriterlerine göre ilçeleri “bütün ilçe” yapma çalışması var. Hazırlık dosyası Erdoğan'a gitti. Ancak bundan vazgeçildi, 81 ilin tamamının “bütünşehir” yapılması da seçenekler arasına girdi. Bu hazırlığın altında ne yattığını, CHP'li Seyit Torun'dan dinliyoruz: “Milletvekili genel seçiminde olduğu gibi, kırsal kesimden de büyükşehire oy kullanılıyor, yetkilendirme, büyükşehire geçiyor. Bütün il sınırı büyükşehir hizmet alanı haline geliyor. AKP'nin yapmak istediği daha iyi hizmet gitmesi, vatandaşın hızlı hizmet alması değil ‘seçimi nasıl alırım' hesabıdır. Kırsal kesimdeki vatandaşlarımızın tercihini kentlerin içine koyup seçim kazanmak istiyorlar. Bugün büyükşehirlerin içinde bulunduğu durum belli. Aynı elbise bütün illere giydirilmek isteniyor. Kocaeli de, Ordu da büyükşehir ama altyapısı, geliri aynı değil. Önce yasayı değiştirsinler, bu yasayla ilgili dört yıldır yaşanan ciddi olumsuzluklar var. Bunların giderilmesinin üzerinde durmadıkları gibi daha karmaşık hale getirmek istiyorlar.” 

 İNANALIM MI? 

FETÖ davalarında yargılanan şüpheliler için en önemli suç unsurlarından birisi ByLock. 

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) Litvanya'daki bir servis sağlayıcı üzerinde yaptığı "dijital operasyon"sonrasında ortaya çıkarılan ByLock, pek çok FETÖ'cünün yakayı ele vermesinde etkili oldu. 

Siber suçlarla mücadele eden uzmanların çalışmalarıyla ByLock'un sadece FETÖ'nün akıllı cep telefonlarında kullandığı iletişim sistemi olduğu anlaşıldı. 

FETÖ'nün organize ettiği başarısız darbe girişimiyle birlikte ByLock üzerindeki çalışmalar daha da yoğunlaştı. MİT ve emniyet ile savcılıkların çalışmalarıyla, ByLock kullanan binlerce FETÖ mensubu hakkında yargılama süreci başladı. 

ByLock'u akıllı telefonlara indirmek ve kullanmanın FETÖ'yle bağlantılı suç olduğu yönündeki Yargıtay kararı sonrasında, ByLock'la ilgili FETÖ merkezli farklı tartışmalar yaratılarak soruşturmalar "sulandırılmaya" çalışıldı. 

Tartışmalar özellikle MİT'in yaptığı operasyonda elde edilen verilerin "adli delil"olarak kullanılamayacağı yönünde yoğunlaştı. Bunun üzerine, MİT elindeki tüm verileri Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletti. 

xxx

Oda Tv  internet sitesinde haber böyle.

Ama daha önce bir çok milletvekilinin de isimleri bulunduğu iddia edilen listenin Mit tarafından saklandığı hatta bir nüshasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verildiği ileri sürülmüş ancak bu konuda yalanlama gelmesine karşın binlerce kişide çıkan bu programın siyasi ayağının nasıl olmadığını hala açıklamıyorlar.

Ama günün birin de bu listelerin tamamı da ortaya çıkarsa şaşırmayız!!!

 

Bekliyoruz…

Hastanelerde elini kolunu sallaya sallaya gezen şahsın dolandırıcılıkları  şikayetler üzerine adli makamlarca işleme konuldu.

Ancak hastanelerde ki bu Kalp ve Damar Cerrahı Koordinatörü ile ilgili yazdığım  yazılara yanıt alamayınca Başbakanlık Bimer merkezine de şikayetlerimizi yaptık.

Başkanlıktan E Devlet aracılığı ile şu bilgilendirmeler geldi.

25/09/2017 14:56:53

Sevk Edildi

25/09/2017 14:56:53 tarihinde BİMER tarafından SAĞLIK BAKANLIĞI tarafına sevk edildi.

25/09/2017 14:56:53

Sevk Edildi

25/09/2017 14:56:53 tarihinde BİMER tarafından ORDU VALİLİĞİ tarafına sevk edildi.

25/09/2017 15:51:54

Sevk Edildi

25/09/2017 15:51:54 tarihinde ORDU VALİLİĞİ tarafından SAĞLIK BAKANLIĞI tarafına sevk edildi.

26/09/2017 11:34:47

Sevk Edildi

26/09/2017 11:34:47 tarihinde SAĞLIK BAKANLIĞI tarafından İÇİŞLERİ BAKANLIĞI tarafına sevk edildi.

 

Bu sevklerin sonucunu bekliyoruz. Birileri bir açıklama yapacaktır eninde sonunda ! 


ENGİN BAŞKAN  

Altınordu Belediye Başkanı Engin Tekintaş kabuğuna mı çekildi arkadaş!

Uzun süreden beri şöyle basın ile bir araya gelmedi.

Kapısı açık biliyoruz da şöyle bir basın toplantısı yapsa da bizlerde halkın bizlere anlattığı dertleri anlatsak.

Büyük Şehir Başkanı Enver Yılmaz’a arada sırada da olsa anlatma imkanını buluyoruz da niye bu kopukluk Altınordu’da yaşanıyor anlamıyoruz !!!

Bizim  ki sitem değil gönül koyma !!!

Başkan bize neler yapıyor nelerde sıkıntı çekiyor bir anlatsa da bizde kamuoyu ile paylaşsak..

Ayıp olmuyor mu ?! 

Halamın vefatı nedeniyle konuyu biraz geç ele alıyorum.

Geçtiğimiz Cumartesi günü Orduspor’un Bal ligi maçı vardı.

19 Eylül stadyumunda oynanıyordu.

Basın tribünün kapası kapalı idi yan taraftan girdik.

Basın bölümüne gittik.  Takım listeleri yok.

Yeni Orduspor’un maçında ise takım listeleri yapılıyor bansa dağıtılıyor.

Başka noksan şeylerde var da oraları es geçelim.

Kim sorumludur bilemem , Ama biri Profesyonel  biri Bal olunca ayrım mı oluyor veya bu işler Bal liginde yapılmıyor mu ?

Anons yapanın elinde bulunan listeden fotokopi çektirmek zor mu ?

Gençlik Spor Müdürlüğü mü bu işi yapacak yoksa Orduspor kulübü mü ?

Bal ligi maçında soracak hiç kimseyi bile bulamayınca buradan soralım dedik !!

İNAT ETMEYİN

 

Bilindiği üzere Rıhtım’a girişte  bulunan Küçük iskelenin üstünde ışıklı Atatürk rölyefi kaldırıldı.

Büyük şehir kaldırdık depoya koyduk diyor ama  yerine tekrar konulup konulmayacağını açıklamıyor.

Sahil düzenlemesi devam ediyor.

Belki ayni rölyefin led ışıklı daha moderni yaptırılabilir.

 Sahil açılışı ile birlikte orada yerini alabilir…

Diye düşünüyoruz umut ediyoruz.

Benden küçük bir tavsiye…

İnat etmeyin. Hele Atatürk konusunda hiç inat etmeyin.

Tarihin kara sayfalarına anında gireriniz.

Hele ki bu çağda tek tıkla ne  halt yediklerimiz hemen ortaya çıkıyor J

Geri de kalacaklara kötü miras bırakmayın !!!

Ders alın!

Bilal Erdoğan geçenlerde Ordu’da idi.

Açılışlara katıldı,.

Ajanslara düşen açıklamalarından bir bölüm oldukça dikkat çekici idi.

Okuyun da ders alın biraz…

Bilal Erdoğan, 'gerici' diyenlerin, ülkeyi bir manda ülkesi haline getirmek istediklerine dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı: 
"Kimin mandası? İşte bir zaman İngiliz'in mandası olsun, bir zaman Amerika'nın mandası olsun, bir zaman Avrupa'nın mandası olsun. Biz bunu kabul ettik mi? Etmedik. 15 Temmuz'da da bunu ispat ettik. Biz bağımsızlığına aşık bir milletiz. İşte bu bağımsızlığımızı inşallah kimliğimizle kültür sahasında da yaşatacağız, canlandıracağız. Bunun için geçmişimizi, ecdadımızı çok iyi bileceğiz. Bir milletin hafızasını silmek isteyenler ne yaparlar? Geçmişi ile arasındaki ilişkleri koparırlar. Biz bu ilişkileri inşa edeceğiz bir kere. Niye? Ecdadın dünyaya adalet götürdüğü, zulümlere karşı mücadele ettiği o ruhu 21'inci yüzyıla, 22'nci yüzyıla taşıyacağız da onun için. 2053, 2071 Türkiyesi göreceksiniz 21'inci yüzyıla damgasını vuracak. Bütün bunlar bu gençlerin elleri, omuzları üzerinde yükselecek."

 

 

 UÇUN LA UÇUN, ŞAM’A KADAR… 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başdanışmanlarından Yiğit Bulut, AKP'nin İstanbul Kadıköy'de düzenlediği toplantıda konuşuyor. Yıl 2013… Kehanetlerde bulunuyor !..

Ve Başkanlık sistemini övüyor.

Bunun Türkiye'yi böleceği uyarıları yapanları eleştiren Bulut aynen şu ifadeleri kullanıyor:

"Allah ömür verir mi vermez mi bilmem. Ama yazın bu geceyi. 3 sene içinde hatta 2 sene içinde Kuzey Irak referandum yapıp Türkiye'ye katılma kararı alacak."

Türkiye'nin genleşeceğini iddia eden Bulut, Azerbaycan'ın da Türkiye'ye katılacağını ve Türkiye'nin sınırının Hazar'a dayanacağını iddia ediyor.

Ve salonda alkış tufanı kopuyor.

Ve o Yiğit Bulut, Kuzey Irak'ın bağımsızlık için sandık başına gittiği, Türk tanklarının sınırda beklediği bugün ülkenin ekonomik varlığı olan Varlık Fonu'nu yönetiyor.

XXX

Şam’da namazı kıldık, türbemizi yerine götürdük sınırlarımızı aştık.

Cumhurbaşkanı danışmanı olmak fazla maaş almak  fazla jöle sürmek bunlara neden oluyor demek ki ?

Uçun la uçun, sizi tutan mı var.
 Ama bu memleketin bu insanların yakasından düşün.

Gideceğiniz yere kefeninizi giyerek gidin..

AZDILAR, KESECEKLER!!!

Başlık abartılı  değil mi ? Hep öyle oluyor zaten … Böyle bir başlık atmamızın nedeni son günlerde , din iman adına vatandaş arasında ayrım yaparak kin ve öfkeyi yaygınlaştıran sözde din adamlarının sözlerinin sözde fetvalarının çoğalması üzerine bir vatandaş abartılı olarak başlıkta ki gibi endişelerini dile getirmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nda çalışan İlahiyatçı İhsan Şenocak, şöyle buyuruyor :

"Yani kızın şu sokaktan geçip de okula pantolonla giderken yüreğin parçalanıyor mu senin? 18 yaşında kaşını aldıran kızın üniversiteye giderken o halde, yüreğin parçalanmıyorsa vallahi kıyamet günü cehennem seni parçalayacak. Allah'ın emanetini ne hale getirdin? Sevindin üniversiteyi kazanınca; ODTÜ'ye, Boğaziçi'ye gidince sevindin. Doktor olacak, mühendis olacak, 5 milyar aylık alacak, arabaya binecek, eşine mecbur olmayacak, mahkum olmayacak... Peki onlara sevindin; kot pantolonuyla erkeklerin bakışı arasında kızın yürüyor, delikanlılar arkasına takılmışlar, arkasından gidiyorlar. Yavrunu cehenneme attın cehenneme!”

xxx

Sonra’da ayni adam Akit gazetesine beyanat vererek sözlerinin çarpıtıldığını söyleyip tehditlerine devam diyor.

Yeni Diyanet İşleri Başkanı da ayni görüşte olacak ki ne kendisini ne de yayındakiler ‘ Hop ileri gidiyorsun ‘ diyemiyor.

xxx

Biz bu başlık abartılı diye kendi kendimize avunuyoruz! 

Ünye stadı!

EROL KARAER

Dünkü Orduspor’lar yazısını uzatmama adına es geçmiştim.

 Tv52’de ki Mustafa Özdoğru’nun yönettiği  tarafsız Saha adlı proframa Orduspor’un eski futbolcusu teknik adam Atilla Yücel ile birlikte katıldım.

Ünye’de oynanan Ünyespor 1957 , Orduspor BAL ligi maçının özet

görüntülerini izlerken hemen sahanın durumu dikkatimi çekti.

Sezonun başı o sahanın berbat hali gerçekten hayrete düşürüp üzdü beni.

Tepkimi dile getirdim  birileri gerekçe olarak saha sulama sisteminin arızalanmasını göstermiş ama  bu sistem arızalansa da su taşısan saha bu hale gelmez dedim.

Anlaşılan o ki Ünye’de bir sorun  var.

 Bu zamanda bu şartlar altında bu sahanın hali berbat.
Hiçbir bakım yapılmamış hiçbir onarımda bulunulmamış gibi…

Canlı yayında da söyledim gibi bu sahadan birilerinin utanması gerek.

3 maç sonra  programa mesaj atanların söylediği gibi patates ek, üret ve sat!!!

Bu sahanın bu durumu ile ilgili kamuoyu ile paylaşılacak bilgiler vardır herhalde !? 



 

NERDEN BİLECEKSİNİZ ? 

Siz benim nasıl yandığımı

Nerden bileceksiniz

Siz benim neler çektiğimi

Nerden bileceksiniz

Siz benim neden kaçtığımı

Nerden bileceksiniz

Siz benim niye içtiğimi

Nerden bileceksiniz

Siz benim neden sustuğumu

Nerden bileceksiniz

Siz benim kime küstüğümü

Nerden bileceksiniz.

xxx

Yusuf Hayaloğlu’nu rahmetle anıyorum, bir şiirinin son bölümlerinden yapılan alıntı ile başladım yazıya..

Ortalık duruma bakınca, siyasetin nasıl ayrıştırma aracına döndürüldüğünü ve sayın ! büyüklerin sayesinde her geçen gün toplumsal ayrıştırma üzerinden  kötüye gittiğimizi görünce, bunları paylaşasım geldi içimden.

Hangisini kendinize yakıştırırsanız yakıştırın, ama asla uyuyan, sorumsuz, sorgusuz, yalaka, avantacı,korkak, liboş, entel dantel, ve satılmışlara  hiç birini yakıştıramazsınız..

xxx

Neyse sözü Şair Nef’i efendi ile bitirelim :

“Müftü efendi bize kâfir demiş/Tutalım ben O’na diyem Müslüman/Lâkin varıldıkta ruz-ı mahşere/İkimiz de çıkarız orada yalan

ORDUSPOR’LAR!!! 

Eskisi var yenisi var.

Şimdilik başarı yok gelir mi orası malum değil.

 Bal ligi yeni başladı.

Malum güçler tarafından tarihe gömülmesi için yıllardır yapılan çalışmaların sonuna geldik neredeyse.

Eksi 12 puan ile lige başlayan Orduspor’un Ünyespor karşısında aldığı 4-1’lik mağlubiyet oynanan oyun takım içinde ki uyum ve yenilen goller gösteriyor ki işimiz zordan da öte.

Amatör küme açmış kollarını bizi bekliyor.

Sebep olanlara buna göz yumanlara, medyanın büyük bir bölümüne ( Nedim Türkmen sürecinden bu sürece kadar ) hakkımı helal etmiyorum.

 Yeni Orduspor’u Turgutluspor karşısında ilk kez seyretme şansını buldum.

İl yarıda biraz derli toplu olan ayağa pas yapıp oynamaya çalışan Orduspor  bu yarıyı 1-0 önde kapatıp  içeri girdi.

İkinci yarıya Turan Yılmaz’ın yerine Asım ile başlayan Yeni Orduspor adeta freni çekilmiş ağır vasıta gibi sahada dolaşıyordu. Arkadaşlarımız yapılan değişikliğin zorunlu da olsa yerine tercihin yanlış olduğunu belirtiler. Bende bir kişinin çıkması ile bir takım böyle oyunda ağırlaşır mı diyerek kafa yoruyordum.

Sonrasında Turgutluspor iki defans hatası ile 2-1 öne geçti. Bu oyunla defansın hata yapması normaldi çünkü maçın başından beri yapıyordu.

Rakibin son dakikalarda 9 kişi kalması  uzatmanın 6 dakika olması Yeni Oduspor’un yoğun ataklarına neden oldu ve maçın bitmesine yakın bir zamanda 2-2 ‘lik beraberlik sağlandı. Sonrasında 3. golde gelebilirdi Bu arada Turgutluspor ikinci yarı 3. golü bulsa halimizin harap olduğunu da belirteyim.

Neyse ilk maç ilk izlenim.

Yeni Ordupor  bu futbol ile çok daha saç baş yoldurur.

Ve gol yemeden maç bitirmesi başarı olur ..

 

 

Kime hesap soracağız? Veya bir de hesap sorun!

AK Parti Ordu Milletvekili Oktay Çanak ile Metin Gündoğdu, çevre yolunun heyelanlı bölgesinde incelemede bulundu. Burada gazetecilere bir açıklama yapan AK Parti Ordu Milletvekili Oktay Çanak, çevre yolunda yoğun bir çalışma olduğunu ancak Ağustos ayında Öceli Tüneli çıkışında bir heyelan yaşandığını ve yolun bu kısmının kullanılmaz hale geldiğini söyledi. Milletvekili Çanak, “Geçen yıl Ağustos ayında bir heyelan afeti oldu. Şu anda Karayolları kontrolünde fore kazık çakılmak suretiyle zemin sağlamlaştırılmasına çalışılıyor. Bu durum hizmetin uzamasına sebep oldu. Şehir içi trafiği gerçekten çok ciddi bir sıkıntı oluşturuyor. Bunun için heyelan afetine karşı önlem alarak yolu erken açmaya çalışacağız. Bizim hedefimiz yıl sonuna kadar birinci etabı açarak en azından şehir içi trafiği rahatlatmaktı. Ancak afet nedeniyle bu süreç uzayacak. Önceliğimiz bu birinci etabı sağ salim sağlam bir şekilde tamamlayarak açılmasını sağlamak olacak” dedi.

Xxx

Haber böyle yıllardır bizi perişan ettiler.

Perişanlığımız sürüp gidiyor.

Peki bu yol ile ilgili daha başlangıçta etüt çalışması, zemin incelenmesi vs’ler yapılmadı mı ?

Bu afet durup dururken mi geldi de peş peşe zemin kayıp duyuyor, heyelan oluyor.

Sayın milletvekilleri bölgede inceleme yapmakta biraz geç kaldılar bu iş yıllardır sorun halinde.

İşi uzatıp durdular olmayacak bir şey yok sadece proje maliyeti artacak.

Artacak da bunun hesabını sormayacak mısınız?

NİYE BU SUSKUNLUK ?  

 Ortada dolandırıcılık olayının haricinde Sağlık Kuruluşlarında elini kolunu sallaya sallaya gezme kendine unvan verme suçu var.

Ama Sağlık müdürlüğü bu konuda hiçbir açıklama yapmıyor. Adı geçen hastaneler sessiz.

Dediğimiz gibi bu konuda adı geçen hastaneleri doktorları savcılığın soruşturmasını mahkemeye taşıması halinde  açıklarız.

Açıklarız da;   Hastanelere hasta taşıdığı için mi göz yumulan kişinin  doktorculuk oynamasına ve bunu oynatanlara Sağlık müdürlüğü ses çıkarmıyor.

Durum böyle olunca Ordu Sağlık müdürlüğü başta olmak üzere konu ile taraf olan Tabipler Odası , Sağlık kuruluşları Başbakanlık Bimer merkezine şikayet edildi.

 Kendisini  Kalp Damar Cerrahı Koordinatörü olarak tanıtıp hastanelerde doktor önlüğü ile gezip , anjiyoya   giren ile ilgili , bunu sokanlarla ve gezdirenlerle ilgili kimin işlem yapacağını yakında öğreneceğiz.

Ordu Sağlık müdürlüğü niye susmaya devam ediyor ?

13 Şubat 2016 tarihinde yapılan anjiyo kayıtları silinmemiştir herhalde !!! 

EROL KARAER DİYORKİ ?!

 "İnsanların çoğu sevmekten korkuyor,

      kaybetmekten korktuğu için.

 Düşünmekten korkuyor,

    sorumluluk getireceği için.

 Konuşmaktan korkuyor,

    eleştirilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor,

    gençliğin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor,

     dünyaya iyi bir şey vermediği için

Ve ölmekten korkuyor,

    aslında yaşamayı bilmediği için."

XXX

 Bu satırları Erol diyor ki diye yazsam altına da bir yığın palavra sıksam tam Türk işi derdiniz değil mi ?

            Bir çoğu bire bir bize has , bize uygun.  Ama bunları SHAKSPEARE  diyor..

xxx

 Ne kadar değerimiz varsa 3-5 kuruş bedel biçerek satmışız.

 

 Ve ölmekten korkuyor, ya öbür taraf varsa benim halim ne olur diye ?!!

GÖNÜL RAZI MI ? 

Bazen yazıp çizdikten sonra, tepkisizliği görünce kendi kendime kızıp, Donkişotluğu bırak ne hali varsa görsün Milet, şehir, memleket diyorum…

Ya bir saat, ya bir gün sonra söylediklerini unutuyor…

Ne olacak bu memleketin hali diyerek, bu memleketin halini  tartışıp, ortaya bir şeyler koyacakların sus pusluğunu görünce,  Fuzuli’nin şu dizeleri aklıma gelir :

…………

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere vuran vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

( Eski arşiv yazısı . Erol Karaer )


Yanıt bekliyoruz ? 

Sağlık Müdürlüğü  hastanelerde elini kolunu salaya sallaya gezen kendini Kalp Damar Cerrahi Koordinatörü olarak tanıtan yine mağdurların iddiasına göre doktorun yanında anjiyoya bile giren bu şahıs hakkında adı geçen özel hastanelere soru soracaktır herhalde ?

Elimizde hasta yakını yanında bir hastanede yoğun bakım servisinde  çekilmiş şahsın üstünde beyaz önlük ağzında maske olan fotoğrafları da var.

Zaten Sağlık müdürlüğü veya bakanlık müfettişleri inceleme yaparlar mı bilemeyiz.

Veya  Sağlık müdürlüğü konuyu soruşturma aşamasına getirdi mi onu da bilemiyoruz.

Sadece haber sonrası basın bürosundan aranarak ilgililer hakkında bilgi istendi.

Neyse konuyu uzatmayalım.

Baktım olmadı mağdur ailenin savcılığa verdiği şikayet dilekçesinde adı geçen hastanelerin doktorların adını vererek iddialarını kamuoyu önünde paylaşırız.

O zaman birileri yanıt verir.

Yok öyle bir şey denilirse de kamera kayıtlarını silecek halleri de yoktur; silseler de ne oldu diye birileri sorar artık ?! 

HAYATA BİR YIL MOLA VEREBİLİYOR MUSUNUZ

         Genç yaşında kaybettiğimiz  S.M.MALİ MÜŞAVİR RÜŞTÜ DEMİREL  ağbimizin zaman zaman daha önce yazdığı yazıları sizlerle paylaşıyorum.

            Aslında  5-10 sene önce yazmış olsa da bu günümüzü ne güzel anlatmış sevgili merhum ağbimiz  ‘ Hayata bir yıl mola verebiliyor musunuz?’ yazısında..

 HAYATA BİR YIL MOLA VEREBİLİYOR MUSUNUZ ?

          Ülkemizde gençler bir an evvel okullarını bitirmek, bir an evvel de hayata atılmak için çaba sarf ediyor. Bir işe girmeyi başarabilmek, orada sıkı sıkıya tutunmak gerekiyor. İşimizi kaybetmek en  büyük  korkularımızdan biri. Yeni bir iş bulma şansına her zaman sahip olmak mümkün olmayabiliyor.     

            Gençler bir baltaya sap olmak istiyor. Şartları biraz daha iyi olanlar yaz tatillerini bazen daha farklı değerlendirip, yurt dışında hem tatil yapıp, hem de yabancı dil öğrenme fırsatı bulabiliyor. Ancak, hayata ortalama bir yıl mola verip, iş hayatına atılmadan, evlenmeden, kariyer değiştirmeden önce ortadan kaybolup, yurt dışına çıkıp, yeni dünyalar keşfetmek isteyen, farklı medeniyetleri, farklı kültürleri izleyip, bilgi birikimini arttırmak isteyen ve bu fırsatı yakalayabilen kaç kişi var? Bakın yakınlarınıza ve çevrenize…        

            Oysaki ABD de, Avrupa ülkelerinde durum oldukça farklı. Bu ülkelerde insanların hak olarak kullandığı bir uygulama var. Liseyi bitirip üniversiteye başlarken, üniversiteyi bitirip iş hayatına atılmadan önce, evlenmeden, ya da yeni bir iş kurmadan önce, başka bilgiler birikimler kazanıp, bilmediği dünyadaki insanları, onların yaşam şekillerini, kültürlerini, mümkünse konuştukları dilleri öğrenip, gönüllü olarak çalışarak, misafir oldukları ülkelere katkıda bulunmak için çaba sarf ediyorlar.   

            Yazımın başlığını, bir gazetenin “tatil”  ile ilgili sayfasından alıntı yaparak aktardım. 1975 yılında benimde düşleyip gerçekleştiremediğim İngiltere’ ye gidebilme hayallerim aklıma geldi Ülkemizde bu tür gelişmeleri hayal edenlerin sayısı çok az olduğu için dikkatimi çekti. Girişte belirttiğim gibi tüm gençlerin tek isteği okullarını bitirince işe girip çalışabilmek, hayata olabildiğince güvenle bakabilmek. Çocuklarımızın  bu eğilimine biz ebeveynlerin katkıları çok fazla. Bilerek ya da bilmeyerek onları okul dönemlerinde şartlandırıyoruz. Yetmezmiş gibi okul bittiğinde ya yeni sınavlara ( KPSS gibi, Yüksek Lisans sınavları gibi ) hazırlanmaları için yönlendiriyor, ya da kocaman çocukların elinden tutup nazımızın geçtiği, etkili olabileceğimizi düşündüğümüz kişi, ve kuruluşlara giderek iş için yardımcı olmalarını bekliyoruz. Onların ne düşündüğünü, hayallerini sormuyoruz bile…                

            Örneğin İngiltere. Özellikle yaşadığımız ekonomik kriz döneminde “Hayata Yeni Bir Mola Verme “ programı oluşturarak yeni mezun olmuş gençleri bir yıllığına da olsa başka ülkelere göndermeyi destekliyor ve bunun için gençlere maddi yardım yapıyor. Gap Year (Boş Yıl ) dedikleri bu uygulamaya pek çok şirket, seyahat acentesi yardımcı oluyor. Seyahat dergileri bu konuya sayfalar ayırıyor, popüler rotaları duyuruyorlar. Bu işi moda haline getirmişler. Örneğin; Hindistan, Güney Afrika, Kanada, Kenya, Tayland her zaman listede olan ülkeler.  “ Hayat Molası”nın muhakkak bir yıl olması gerekmiyor. Ancak uygulama bir ay izin alıp geri dönmek gibi kısa dönemlide değil. Gençler gittikleri ülkelerde yetimhanelerde, nesli tükenmekte olan hayvanların ve bitkilerin kurtarılması çalışmalarında tarım arazilerinde, ücra köylerde öğretmenlik yaparak gönüllülük esasıyla çalışıyorlar. Devlet  bu proje ile gençlerine iş bulma zorunluluğunu bir yıl ertelemiş oluyor.  

              Hayat Molası sadece gençler için mi geçerli? Belirli yaşa gelmiş, yıllarını çalışmakla    geçirmiş olan bizlerin Hayat Molasına ihtiyacı yok mu? Her insanın belirli zamanlarda çekip gitmeye hakkı olmalı.

 

             Hayatımızın gerçek sahibi acele davranarak sonsuza kadar mola vermeden, bizlerinde hayatımıza bir yıl mola vermenin yollarını aramamız gerekmez mi ?

BÜTÜN YETKİLİLER SUÇ İŞLİYOR ! 

Uluslararası antlaşmalar imza atmışız Anayasamızda yer alıyor.

Tüm bunlara karşın görevini yapmayan tüm yetkililer suç işliyor.

Bunu göz yuman bunlarla ilgili her hangi bir soruşturma açmayanlarda bu suça ortak.

Bakın  ne diyor yasa :

Çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağı
MADDE 71. - Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler.
Çocuk ve genç işçilerin işe yerleştirilmelerinde ve çalıştırılabilecekleri işlerde güvenlik, sağlık, bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişmeleri, kişisel yatkınlık ve yetenekleri dikkate alınır. Çocuğun gördüğü iş onun okula gitmesine, mesleki eğitiminin devamına engel olamaz, onun derslerini düzenli bir şekilde izlemesine zarar veremez.

Onsekiz yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçiler bakımından yasak olan işler ile onbeş yaşını tamamlamış, ancak onsekiz yaşını tamamlamamış genç işçilerin çalışmasına izin verilecek işler, ondört yaşını bitirmiş ve ilk öğretimini tamamlamış çocukların çalıştırılabilecekleri hafif işler ve çalışma koşulları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından altı ay içinde çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

Temel eğitimi tamamlamış ve okula gitmeyen çocukların çalışma saatleri günde yedi ve haftada otuzbeş saatten fazla olamaz. Ancak, onbeş yaşını tamamlamış çocuklar için bu süre günde sekiz ve haftada kırk saate kadar artırılabilir. 

Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde iki saat ve haftada on saat olabilir. Okulun kapalı olduğu dönemlerde çalışma süreleri yukarıda birinci fıkrada öngörülen süreleri aşamaz.

xxx

Türkiye’nin her yerinde de Ordu’da da  son yılarda Suriyeli çocukların başı çektiği bir sistem kuruldu.

 ( Daha geçtiğimiz gün İstanbul’da  Suriyeli çocukların ailelerinden bin lira karşılığı kiralanarak dilendiricilik yaptırılmak üzere İstanbul’da bulundukları tespit edildi )

İster  mendil satsın ister para istesin ister başka bir şey satsın.

Anayasa ve  ilgili koruyucu maddeler açık.

Çalıştıramazsın dilencilik de mendil satma da çalışmaya  girer.

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı seyrediyor,  illerde ki sorumlular seyrediyor, rezillik vurdum duymazlık sürüp gidiyor. Geçenlerde bir broşür geçti elime  bakanlık tarafından bastırılmış dilenciye para verilmemesi isteniyor ve sömürünün böylelikle devam edeceği belirtiliyor.

Acıdın ., ne yapayım çok yalvardı diyerek dilenciye para verme, sömürü düzenine ortak olma, bedavadan yaşama alıştırma.

Ayrıca bu dilenciye para vermenin Kabahatler  kanuna göre 208 tl para cezası var kim uygulayacak hey , kim uygulayacak !



Dörtlüklerle devam …

EROL KARAER

Her devrin adamı, her iktidarın dalkavuğu, yağdanlık, yaptığı iş yalakalık.
Söylenecek laf çok ancak  küfür etmeyelim de Mehmet Akif’den bir dörtlükle devam edelim :

"Ey hayâ namında bir hissin vücudundan bile,

Pek haberdar olmayan yüzsüz, hayâsız, bak hele;

Arkasından takla attın en denî bir şöhretin

Düştü takken, çıktı cascavlak o kel mahiyetin"
xxx

Sindirilmenin,  korkaklığın adını "tarafsızlık" koymuşlar.
Tarafsızlık ot gibi yaşamak değildir; eğer cumhuriyetçiyseniz, laikseniz, taraflısınızdır, "bî-taraf" değilsinizdir, bî-taraf olanı "bertaraf" ederler. Celal Vardar, "Marifet" diyerek tarafsızlara şöyle seslenir:

"Suya dokunmazmış,

Sabuna dokunmazmış,

Pise bak!"

xxx

Aşk şiirlerinin ustası Ümit yaşar Oğuzcan’ın pek bilinmeyen dizeleri ile yazıma son noktayı koyayım:

 “Öyle bir açmaza düştü ki  Vatan

Uyku belli değil düş belli değil

Çöktü üstümüze bir kara duman

Işık belli değil, loş belli değil.

 

 

 LAFIN TAMAMI!!!

 

Ünye ilçesinde  Çamlık’ta yapılması düşünülen çalışmalar halkın tepkisi üzerine ‘ halk istemiyorsa yapmayız’ denilerek Büyük şehir tarafından iptal edildi.

Gayet güzel gayet hoş.

 Biz ise senelerden bu yana şöyle olmalı böyle olmalı bu yanlış bu doğru diyoruz.

Uyarılarımız konusunda yazdıklarımız ortada .

Büyük Şehir’e akıl vermek haddimize mi düşer!

Bazın Ordu merkez içinde halk istemiyor veya halk tepkili şunu yapmayalım bunu düzeltim lafını duyamadık.

O yüzden lafı uzatmanın bir anlamı yok.

Yazdıklarımız ortada demiştim.

Yarın bir gün bir şey olursa biz yazıp uyarmıştık deriz artık!!!

Eee, bu kadar yorulmaya yazılara biraz ara vermek iyi.

Havalar çok sıcak, kafayı fazla sulandırmadan herkesi kendi başına bırakmak en iyisi… 

HAMASET NUTUKLARI  

Türk Dul Kurumu  Hamaset ile ilgili olarak aşağıda ki açıklamaları yapıyor. hamaset 
isim (hama:set) eskimiş Arapça amāset

1. isim Yiğitlik, kahramanlık, cesaret
"Bir hamaset destanı."

2. Dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım

 

 

15 Yaşında ki Eren’in şehit edilmesinden kendine pay çıkartan utanmaz siyaset ara gazı ile  olayın gerçek boyutlarını unutturmaya sorumluluklarını başkalarına yüklemeye çalışıyor.

            Yeni Çağ gazetesinde Arslan Bulut bu konu ile ilgili yazdığı yazıda  belirli bir şeylere değinmiş.

            Paylaşayım istedim

xxx

            “Siyasetin hepsi şehitler üzerinden siyaset yapmaya devam ederken okuyacak olan bazılarının kafalarına soru işaretleri düşürebilirsek görevimizi yapmış sayılırız.

Maçka'daki erzak hırsızlığını ihbar eden 15 yaşındaki Eren Bülbül'ün daha önce terör saldırıları yaşanmış bölgede, basit bir hırsızlık olayı soruşturmasında olduğu gibi yer göstericilik yaptığı sırada açılan ateş sırasında astsubay kıdemli başçavuş Ferhat Gedik ile birlikte şehit olması, üzerinde durulması gereken bir tedbirsizliğin sonucudur.

Olay yerine Ferhat Gedik ile birlikte polis Namık Özten'in de gönderilmesi, konunun ciddiye alındığını gösteriyor ama ihbarın tam olarak hangi gün yapıldığı da açıklanmalı. Jandarmanın Perşembe günü olayı soruşturmaya geleceklerine dair cevaben Eren'i aradığı, Eren'in de "fındık topluyorum, Cuma günü gelin" dediği, gelen polis ve astsubay ile birlikte Cuma namazını kıldıktan sonra hep birlikte olay yerine geçtikleri anlaşılıyor!

Böyle terör takibi olmaz! Olayın bir hırsızlık olarak algılandığı anlaşılıyor.

 

Trabzon Valiliği'nin önce "bölgede bir gün öncesinden başlayan terör operasyonu devam ederken", sonra da "hırsızlık soruşturması sırasında" diye iki farklı ve birbiriyle çelişkili açıklama yapması da yakışmamıştır! Bir koordinasyon eksikliği olduğu anlaşılıyor.

TRAFİK ZABITA 

            Ordu’da yol ve alt yapı çalışmaları nedeniyle kimin nereden geçeceği kimin nereye gideceği belli değil.

Alt yapı yapan şirket bir ana yolu bitirmeden yan tarafında ki ana yolu da kapatıp istediği yöne trafiği verebiliyor.
Sonuç nedir bu trafik nasıl işleyecek belli değil.

 Dolmuşçu kendi güzergahını kendi yaratıyor.

Ancak o yollarda ki park yapan araçların denetimleri yok.

Ordu Belediyesinin alt yapı yapar şirket tarafından yapılan yol kapatmaları ne kadar takip ettiğini bilemiyorum.

Ama şu bir gerçek ki bu bölgelerde   yollara park eden ve trafiği alt üst eden kişiler için hiç bir uyarıda veya eylemde bulunduğunu görmedim.

Bunun yanı sıra şehir içinde kaldırıma park eden araçları da görüyoruz.

Trafik zabıta aracı geçiyor bunu gördüğü halde sesini çıkarmıyor.

Kimi diyor ki burası bizim değil ( Altınordu veya Büyükşehire ait)

Birader tamam kendine göre haklısın da bir anons yapmaktan da mı acizsin.

Ne olur anons yapsan ağzına mı yapışır.

Ordu’da hala yanlış şeyler oluyor.

Büyükşehir olduk sorumluluk artacağına sorumsuzluk aldı başını gidiyor.

Büyükşehir mi büyük köy mü birisi el atsın da çözsün bu sorunları !

BUNLAR TERÖRİST! 

 

Ordu’nun Fatsa İlçe Emniyet Müdürü İbrahim Etem Öztürk, trafiği tehlikeye düşüren modifiyeli ve abartı egzozu bulunan araçlara gerekli cezai işlemleri yapacaklarını söyledi.

            Birkaç yıldır  Şirinevler’de Migros karşısında yol kenarında hasta bakma nedeniyle kalmaktayım.

            Yukarıda ki Fatsa haberini görünce  gece gündüz terör estiren bu sürücüler geldi aklıma.  Bunun yanı sıra motosikletler.

Eğer trafikte seyir halinde bunları şikayet ederseniz 155 size en yakın karakola gitmeyi salık veriyor. Adamın güzergahını verip  bu şahısları yakalayıp  işlem yapacaklarına karakola gidin diyor. Şikayetçi ya Ordu’dan başka bir yere gidiyorsa ya Ordu’yu bilmiyorsa karakolu bulana kadar ne olacak ?

Veya 155 hangi olayları ihbar kabul edecek bilemiyoruz.

Ordu Emniyeti bu konuda ne zaman işlem yapacak veya böyle bir saçma uygulamanın nedenini açıklayacak bilemiyoruz.

Ordu’da egzoz terörü esmektedir.

Bu araçlar neden kontrol altına alınmaz.

Her yerde Mobese var bu kameralar aracılığı ile şikayetler niye değerlendirilmez.

 

            Ordu Emniyeti bu işlerle ne zaman ilgilenecek bilemiyoruz?

KÖSTEBEK   

18 Aralık 2002 katledildi. O gün her şeyi açık açık yazmıştı. O günün iktidarları sonrası gelenler hiç oralı bile olmadı. Üstüne üstlük ne istedilerse verdiler.

Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu’ndan bahsediyorum.

Daha önce ki yazılarımda da belirtmiştim., O’nun katledilmesinden sonra bu cinayeti cemaat işlemiştir diye yazdığımız da  genç gazeteci olarak veya yerel bir gazeteci olarak bizi pek dikkate almamışlardı belki  ama bu gün Reis , reis diye gezip Fetö’ya en galiz küfürleri edenler o günlerde de bize ‘ Hoca efendimizin cemaatini suçlayamazsın böyle yazı yazamazsın diyerek küfür edip tehdit ediyorlardı.

Kitap baskıya verilmeden katledilen Hablemitoğlu kitabın ön sözünde özetle şunları yazıyordu :
Bazı arkadaşlar tekrar tekrar okusun … İnsan olanda azıcık utanma Allah korkusu olur !!

 

“İşte “Köstebek” adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz kapkara dönemde, devletimizin altının nasıl oyulduğunun, nasıl zaafa düşürüldüğünün binlerce örneğinden sadece birine ışık tutuyor: Türk Devleti'nin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçıları!.. Şeyhleri A.B.D.'de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin, asli görevi kendileri ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini, devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin edebilir ki? “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır…

Siz, hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit olarak algılayan, şikâyet eden ya da onlarla uğraşan bir PKK'lı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist ya da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir ikinci cumhuriyetçi ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner ya da Hükûmet üyesi ya da bir Başbakan gördünüz mü? Nitekim, fethullahçıları kontrespiyonaj kapsamında iç ve dış tehdit odağı olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren gelmiş-geçmiş bir İçişleri Bakanı, bir Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da göremezsiniz, gösteremezsiniz!.. Haklı olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan, sızıntılara engel olamayan bir ulusal istihbarat birimi, nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!. Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur. Önünüzde iki tercih vardır; ya çoğunluğun yaptığı gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir, farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya ve mücadeleye başlarsınız!..

 

Fethullahçılar, Türkiye'de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye'nin yüzyüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır. Örgütlenme modeli itibariyle Türkiye'de bir eşi yoktur; örgütlenme modeli olarak, tamamı C.I.A. denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.

 

 

BIKTIM ARKADAŞ  

          Övünüyoruz

            Fındığı en çok üreten il biziz…

            Bal üretiminde de kovan sayısında da arıcı olarak ta Türkiye’nin birincisiyiz diye böbürlenip duruyoruz.

            Sezonun kesat zamanlarında artması gereken fındığı nasıl olup da 7.5 liradan 6 liralara kadar düşürebiliyoruz. Düşürülmesini nasıl sağlıyorlar?

            Bal’da marka olamadık diye kendi kendimize yırtınıp duruyoruz. Ama hiçbir şey yapmadan nasıl olsa malımız satılıyor diye seyredenler piyasayı dolduran  sahtekarların karşısında ne yapacaklarını şaşırıp kaldılar.

            Merdiven altı balın artmasına neden olan yan gelip yatanlar Ordu ismi ile gerçekleştiremedikleri markayı da seyredip duruyorlar.

            Birliklere paralar veriliyor veya aidatlar ödeniyor birlikler arıcılara çeşitli kredi ve desteklerin sağlanmasını gerçekleştiriyor yani al takke ver külah herkesin keyfi yerinde.

            Zaman zaman duyduğumuz acı haberlerde(!) bizi üzüyor. Tonlarca malını kaptıranlar parasını geri alamayanlar falan filan.

            Yani Fındıkta da Bal’da da birinci olmamıza rağmen hiçbir şey yapamıyoruz.

            Ne biçim memleket burası, ne biçim insanlar, ne biçim ilgililer, yetkililer ve ne biçim sorumluluk duyanlar var?

            ( Evet bu yazıda geçmiş tarihli 2012. Bu tarihlerden çok öncede özelikle Bal konusunda hiçbir şey yapılmamasını yan gelip yatılmasını  eleştirmiştim. Ülkenin bir numaralı üreticisi olsan ne yazar malını pazarlayamadıktan sonra. Ordu Balı diye yaka silkindirdikten sonra.  Yazık fındıkta dönüm parasına tav olup hakkını aramayan fındık üreticisi,  nasıl olsu ucuz pahalı satıyoruz, arada dolandırılsak da önemli değil diyen Arıcılarımız. Her şeye müstahaksınız ) 

Kıyamete kadar!!!  

            Nazlı Ilıcak deyince gerisini nasıl doldurursanız doldurun. Cemaati övmek sözde kara propaganda yapanları eleştirmek için kitap yazan Ilıcak biliyorsunuz Sabah gazetesinde yazıyor.

         Yandaş medyanın en yandaş kalemlerinden biri olan Ilıcak’ın yazdığı kitabı  Doğan yayıncılık basıyor. Yani Aydın Doğan grubu.

         Bu girişten sonra internette yer alan bir yazıyı  paylaşıp bu nasıl ilişki demeden yorumu size bırakıyoruz.

         Nasıl başarıyor bilmiyoruz ama Nazlı Ilıcak duruyor, duruyor turnayı gözünden vuruyor. Her devirde bir şekilde "kanaat" önderi, bir şekilde "popüler" isim olmayı başarıyor... Nice iktidarlar geçip giderken, onun "iktidarı" her daim sürüyor. 

         Buyurun işte...
         Bir kitap yazdı hem medyada büyük ilgi gördü hem cemaatin gözdesi oldu. "Her taşın altında The Cemaat mi var?" kitabıyla cemaatin üzerindeki kara propaganda rüzgarını dağıtan Nazlı Ilıcak, Gülen medyasının ilgi odağı oldu.
         Samanyolu TV kapılarını ona açtı ve  "Sadece Gerçekler" programında kitabını uzun uzun tanıtmasına fırsat verdi. Radikal'e verdiği söyleşi Fethullah Gülen'in (fgulen.com) sitesinde manşet oldu.

         ……….

         Şimdi birilerini 28 Şubat’ın celladı olarak görünce aklımıza eski günler geliyor.

         Gülen’in övgü dolu sözlerini her gazete manşet yapmış hatta  gazetesi Zaman günlerce bunlardan söz etmiş, Erbakan’ın istifasının doğru olduğuna vurgu yapmıştı.

         Yeni Akit ile Zaman’ın bu günkü tavırlarını görünce 29 Şubat cellatlığının yanı sıra kelle avcılığı da yapıyorlar gibi geliyor bana.

         Sonuçta bunlar sütten çıkmış ak kaşık!

         Fırsat bulurlarsa ne yapacaklarını gösterdiler.

          Nasıl ki kinini unutma diyenler, kinlerini unutmadıklarını gösterdiler ki. Bunların kini herhalde 28 Şubat için söylenen bin yıl sürecek söyleminden de daha ağır olacak.

         Çünkü bunların ki  Kıyamete kadar sürer!!!

( Yazının yayın tarihi 2012 Şubat ayı. Yazı da adı geçen gazetelere ve konulara dikkat. 17-25 Aralık’la uyandık diyenlere kapak olsun. Biz asla kandırılmadık.) 

Bunu açıklayacak biri arıyorum ! 

Aşağıda bir haber var. Bu konuda yorum yapacak bu konunun nedenlerini açıklayacak bir yetkili uzman arıyorum.

Durum vahim. Özellikle uyuşturucuya bağlı olarak oluşan  suç oranlarında ki artış sizi endişelendirmiyor mu ? Hem uyuşturucu hem suç.

Dediğim gibi birisi çıksa da Karadeniz’de ilk sırayı alan Ordu ile ilgili bir tespit ve değerlendirme yapsa. Kim nerede hata yapıyor bir bilsek.

Adresleri belli de konuşurlar mı bilemiyorum.,

Duyarsızlar için TÜİK verileriyle ilgili haberi paylaşayım !

TUİK verilerinden elde edilen bilgeye göre, bu çocuklardan yüzde 64,5'ini erkek, yüzde 35,5'ini ise kız çocukları oluşturdu. Güvenlik birimine gelen/getirilen çocukların geliş nedenleri arasında mağduriyet yüzde 51,0 ile ilk sırayı alırken, bunu yüzde 25,5 ile suça sürüklenme ve yüzde 18,1 ile bilgisine başvurulma izledi.

Doğu 
Karadeniz bölgesi iller düzeyinde incelendiğinde, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 4 bin 16 ile en fazla Ordu'da iken, bunu 2 bin 588 ile Trabzon, bin 936 ile Giresun, bin 200 ile Rize, 682 ile Artvin ve 637 ile Gümüşhane izledi. Bu çocukların geliş/getiriliş sebeplerinde, bölge genelindeki tüm illerde, mağduriyet, suça sürüklenme ve bilgisine başvurulma ilk üç sırayı aldı.

Suç isnat edilen çocuk sayısı yüzde 9,3 arttı

2016 yılında 
Doğu Karadeniz'de suç isnat edilen çocuk sayısı bir önceki yıla göre yüzde 9,3 artış göstererek 2 bin 820 oldu. Bu çocukların yüzde 86,8'i erkek, yüzde 13,2'si kız çocuklarından oluşurken, suç isnat edilen çocukların dağılımında, yüzde 50,3 ile yaralama, yüzde 17,7 ile hırsızlık ve yüzde 5,3 ile cinsel suçlar ilk üç sırayı paylaştı. Doğu Karadeniz'de suç isnat edilen çocukların 909'u Ordu'da, 745'i Trabzon'da, 506'sı Giresun'da, 301'i Rize'de, 182'si ise Artvin'de ve 177'si Gümüşhane'de yer aldı.

Yaralama suçu isnat edilen çocuk sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10 artarak bin 418'e yükseldi. Bunu sırasıyla yüzde 1,4 azalarak 500'e gerileyen hırsızlık, yüzde 38,9 oranında artarak 150'ye yükselen cinsel suçlar ve yüzde 230 artarak 132'ye yükselen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma izledi.

Uyuşturucu kullanan çocuk sayısında artış

Aynı dönemde uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak suçu isnat edilen çocuk sayısı yüzde 27,6 oranında artarak 111'e yükselirken, tehdit suçu isnat edilen çocuk sayısı ise aynı dönemde yüzde 13,3 azalarak 104'e geriledi.

İŞSİZLİK PARASI

         İster ağlayın , ister sızlayın.

Sosyal medyada AKP’li trollerin Fatih Terim için , Tüpçü için bir şey yazdığını görmüyoruz.

AKP’li siyasetçilerde topa girmiyorlar.

14 Milyon lira tazminat verilmesi gündemini korurken  şimdi de aylık 1 milyon 200 bin liraya yakın işsizlik parası alacakmış.

15 ay içinde bir iş bulamazsa Terim bu para ödenecek.

Ödeyene mi , alana mı , bunu yazana mı kızayım söyleyeyim bilemiyorum.

Tek söyleyeceğim şu;  ilaç paraları ödenmediği için 4 ayda 20 SMA hastası Çocuk hayatını kaybetti.

Sorun Fatih Terim değil,  7 milyon liralık mersedese binen  Meclis başkanı ar duymuyorsa,   bir bakan 7 sülalesini işe sokuyorsa,  israf  savurganlık ,kıyak koşmalar had safhadaysa  ve bu Milet dilini yutmuşsa, din iman diyenlerin gözünü paradan başka bir şey açmıyorsa ve Ak’ız Pakız diye bağıranlar sus pus ise  bırakın ölsün çocuklar!!!

Fatih Terim parasını alsın, Meclis başkanı 7 milyon liralık arabaya binsin. Kızmana gerek yok hak ediyorsun hemşerim…


EYLÜL’DE GEL

 

Tatil geldiği zaman

Ağlarım ben inan

Gidiyorsun işte

Arkana bakmadan

Nasıl geçer bu yaz

Ne olur bana yaz

Sen sen sen

Sen bir ömre bedel

Yok yok yok

Gitme gitme gel

Eylülde gel

 

Okul yolu sensiz

Ölüm kadar sessiz

Geçtim o yoldan dün

İçim doldu hüzün

Yapraklar solarken

Adını anarken

Bekletme ne olur

Gelmek zamanı gel

Yok yok yok

Gitme gitme gel

Eylülde gel

 

Eylülde gel Eylülde okul yoluna

Konuşmadan yürüyelim gireyim koluna

Görenler dönmüş hem de mutlu diyecekler

Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi

Yaprak dökecekler

 

++++++++++++

Şarkılar neler söylüyor görüyorsunuz değil mi?

İçinden bir şey alabilip yaşayabiliyorsanız ne mutlu!

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan )

 

Kazak Abdal

Kazak Abdal Romanya Türklerindendir. On yedinci yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Şiirlerinin bir kısmı hiciv örnekleriyle doludur. Dili yalın ve sadedir. Rahat okunur. Şiirleri güncelliğini halen korumaktadır.

İşte size belki de bildiğiniz ama hatırlamaktan da hoşlanacağız hiciv şiir türünden bir örnek:

“Eşeği saldım çayıra / Otlaya karnın doyura / Gördüğü düşü hayıra / Yoranın da avradını

Münkir münafıkın soyu / Yıktı harap etti köyü / Mezarına bir tas suyu / Dökenin de avradını

Derince kazın kuyusun / İnim inim inilesin / Kefen dikmeye iğnesin / Verenin de avradını

Dağdan tahta indirenin / Iskatına oturanın / Hizmetini bitirenin / İmamın da avradını
Müfşidin bir de gammazın / Malı vardır da yemezin / İkisin meyyid namazın / Kılanın da avradını

Kazak Abdal söz söyledi / Cümle halkı dahleyledi / Sorarlarsa kim söyledi / Soranın da avradını”

 BİZ BİLİYORUZ

O nerede hazırlanmış, nasıl sızmış, nasıl sahte, nasıl organize hepsini biliyoruz.

Katledilen Yazar Necip Hablemitoğlu’un nasıl ve niçin öldürüldüğünü bilmeyen yoktur. O ve onun gibiler ‘F’ tipi yapılanmalara, saldırılara karşı geldikleri için bir şekilde ortadan kaldırıldılar.

Onlar içinde bir yığın gerçeğinden ayırt edilmesi zor sahte belgeler hazırladılar.
Bir deli kuyuya taş atmıyor. Belgeler hazırlanıyor. Beyanatlar veriliyor.

Birileri bize böyle bir şeyler yapabilirler diyor ardından bu tür belgeler ortaya çıkıyor.
Bu tür çalkantılardan birileri bir güzel nemalanıyor ve ortalığa çıkıp bakın bize neler yapmak istiyorlarmış bizim için ne kumpas kuruyorlarmış diyerek halkın acınma duygusundan yararlanıyorlar.

Ne yazık ki Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde yaşamadığı kadar bir saldırı ile karşı karşıya kalıyor. Ve yine ne yazık ki bazı eski komutanların bun da vebali günahı çok.
Mektupların adresi hep nedense ABD.

ABD ülke olarak değil içinde yaşayanları ile de düşmanımız olmaya devam ediyor!
Türkçesi esas mağdur olan Genelkurmay, TSK oldu kimse bunu ( Birkaç kişi hariç dile getirmiyor) konuşmuyor niye onlar demokrasi havarisi de ondan mı acaba?

( Balyoz ve Ergenekon gibi davalarının sürdüğü süreçte kaleme aldığım bir yazı. O gün bize küfür edip ayni yataktan çıkmayanlar bu gün sütten çıkmış ak kaşık gibi yine Fetö kumpasını işletiyorlar. Fetö ile mücadele edilmiyor Fetö ile mücadele adına bir şeylerin yıkımı için uğraşılıyor.

KARADENİZ’İN GİZLİ KATİLİ !!!

Denizin dalgalı havanın rüzgarlı olması denize girmeyi daha da fazla tehlikeli hale getiriyor.

Son 3 günde bu tür hava nedeniyle 3 kişi hayatını kaybetti bir o kadarda kişi son anda kurtuldu.

Karadeniz’in bilinmeyen katili Rip akıntısı konusunda yetkililerin daha etkin önlemler alıp vatandaşları bilinçlendirmesi gerekmiyor mu ?

Ota püsüre paraları akıtan belediyeler Karadeniz’de  bu tür bölgelere levhalar yerleştirip veya broşürler dağıtıp vatandaşı uyaramaz mı ?

Onların yapmadığını biz yapalım ve Rip akıntısı konusunda uzmanların görüşlerine kısaca yer verelim.

Tabi bu yazı ne kadar okunur onu bilemeyiz !!!

 

“Rip akıntısına kapılan kişi panik yapmadan açığa doğru yüzmeli ve su üstünde kalmaya çalışmalı” dedi. Türkiye’nin özellikle Karadeniz kıyısında görülebilen rip akıntısı, yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte denize girenler için büyük tehlike oluşturuyor. Çok iyi yüzme bilenlerin bile ölümüne neden olan rip akıntısı, aniden ortaya çıkmasıyla biliniyor. Denizde yüzen bir insanın kulaç atarak karşı koyamayacağı kadar güçlü oluşan rip akıntısı, özellikle akıntıyı tanımadan plaja gelen günlük ziyaretçilerin ölümüne neden oluyor.Özellikle hafta sonu Şile ve Kilyos gibi Karadeniz kıyısındaki plajlara akın edenleri uyaran Ertek, “Ripleri, diğer akıntılardan özel şekilleri ayırır. Rip akıntılarının sahaları dardır, sahası açığa doğru önce darlaşır ve bir kanal oluşturarak açığa doğru genişler. Sığ suda oluşan bu akıntıyı bilmeden denize girenler için büyük tehlike oluşur. Saniye de bir metre hızla yüzenleri açığa sürükleyebilir. Özellikle Şile, Ağva, Kilyos, Kısırkaya İstanbul’un rip noktaları. Karasu ve Kefken, İğneada, Ordu, Rize gibi Karadeniz sahillerindeki uzun plajların önlerinde sığ kıyılarda rip akıntısı etkili olabilir. Her yıl bu akıntının özelliğini tanımayan onlarca insan boğuluyor. Şile Limanı, Ağva Balıkçı Barınağı, Kefken-Cebeci Plajı, Kumcağız Burnu, Karasu Limanı, Kilyos Burnu, İğneada Limanı yakınında insan eliyle yapılmış yapılar kıyı akıntısının dinamiğini bozabilir ve rip oluşabilir. Özellikle kıyı çizgisinin karaya oyuntu yaptığı plajların ortasından denize girilmemeli. Sığ kıyılarda dalga yüksekliği fazla olduğu zamanlarda da. Boğulma tehlikesi anında paniklemeden, kıyıya doğru değil, hızlı bir şekilde açığa doğru yüzülmeli. Zaten yüzen kişi kendini bu kanaldaki üst akıntıya bıraktığında açığa sürüklenecek. Bu sırada önemli olan su üzerinde kalabilmek. Doğal plajların yanlarında, insan eliyle yapılmış yapıların kıyılarında açığa doğru devam eden koyu renkli kanal varsa yüzülmemeli.

BİLİNÇLİ VE SİSTEMLİDİR! 

Şanlıurfa'nın Siverek İlçesi'nde “Dinimizde putperestliğe yoktur” diye bağırarak Cumhuriyet Meydanı'nda bulunan Atatürk heykeline elindeki tahra ile zarar vermeye kalkışan sarıklı seyyar satıcı Mehmet Malbora'ye tepkiler büyüyor...

XXX

İstanbul, Beşiktaş’taki Maçka Parkı’nda özel güvenlik görevlisinin bir kadına "Bu kıyafetle parkta dolaşmana izin vermiyorum, memelerini açamazsın" diyerek saldırdığı görüntüler sosyal medyada tepki gördü.

XXX

Son günlerde yaşadığımız iki olay.

Ey benim başörtülü bacıma saldıranlar diye  seslerini yükseltenlerden tık yok.

 Bilinçli ve sistemli bir hareket bu.

Hero tişörtü giyenleri patır patır gözlem altına alanlar, deprem sonrası milletin anasına küfür edip nefret suçu işleyenlere tık demeyenler elbette bunlara da tık demeyecekler.

Memlekette her şey güllük gülistanlık.

Yakında ellerinde Tahra ile bizi kesmeye kalkarlarsa bunlar şaşırmayacağız!!!

DEJERENE  ETMEYİN ! 

Bıktım usandım.

Uyarmaktan, yazmaktan , söylemekten…

Çare yine direk Enver Yılmaz başkana seslenmek.

Sosyal medya da geçtiğimiz günlerde paylaştım .

Aziziye Mahallesi Dörtlereli Sokağa asılan sokak levhasında  Dörtlereli sokağın  altına Saray Mahallesi olarak yazıldığını bu tür yanlıların bir çok bölgede olduğuna dair şikayetler geldiğini belirtmiştik.

Herkese açık sayfamda bir belediyenin görebileceğini umarak yeter artık bir şişi de doğru dürüst yapın bu işi yapanlar demiştim.

Yetmedi geçtiğimiz gün yine bir sokak levhasında ki yanlışlarla ilgili bir bilgi geldi.

Yine bu tür bir sokak levhalarında özellikle Düz Mahallede  Düz Mahalle yerine Düz Mahallesi yazıldığı görülüyor.

Böyle bir yazım Türkçede yok. Zaten Düz Mahalle ismini Düz Mahallesi yapmak bilgisizliktir ,cahilliktir , şehrin karakteri ile oynamaktır. Dejenere etmektir. Paylaştığım fotoda görüldüğü üzere Ordu’nun en eski mahallesinden biri olan bölgede hale numaralı bir sokak ismi varsa bu gelmiş geçmiş belediyelerin ayıbıdır.

Sayın başkan bu levhaları asanları uyarın bu yanlışları düzeltirin.Bir ikincisi bu tür yanlışları muhtarlarımız görmüyor mu , görüyor da yaptıkları şikayetler değerlendirilmiyorsa bana bildirsinler ben de direk Büyük Şehir Belediye Başkanımıza yazarım olur biter !!!

 

Ama bu ayıpları gidermek için   gerekeni yapalım lütfen 

ANAVATAN ORDU 

 

Ne demiş yüce Önder Atatürk ‘ Benim tek umudum gençliktir’

Nereden geldi bu laf diyeceksiniz şimdi.

Bir süreden bu yana heyecanlı bir genç arkadaşımız Anavatan partisi Ordu il ve ilçe teşkilatlarını canlandırmak için var gücü ile çalışıyor çabalıyor.

Son olarak Partinin genel başkanı İbrahim Çelebi’nin katılımı ile  Ordu il ve Altınordu ilçe başkanlıklarını açılışı yapıldı.

Genç kardeşimiz Bora Levent Özer Kalpaklıoğlu başkanlığında gerçekleştirilen kuruluş sonrası  çalışmalar hızlı bir şekilde devam ediyor.

MHP ve Devlet Bahçeli’nin içinde bulundukları durum ve Bahçeli’nin   AKP’ye sorunsuz desteği nedeniyle  merkez sağda oluşan bir boşluğu Anavatan partisi doldurmak istiyor ve geçmiş döneminde ki olduğu gibi yine iktidara yürümek düşüncesini taşıyor.

Genel Başkan Çelebi açılışta Anavatan partisine büyük özlem duyulduğunu belirterek  şunları vurguluyordu :

“Anavatan patisinin o kucaklayıcı, herkesi kapsayıcı kimseyi ötekileştirmeyi siyaset felsefesine tekrar Türkiye’nin aynı 1983de rahmetli Turgut Özal ile Anavatan Partisi’nin kurulduğu dönemden daha çok ihtiyacı var. Dikkat edin akşama kadar oruç tutuyoruz iftar yemekleri veriyoruz, iftar yemeklerinin sonunda siyasetçilerimiz kürsüye çıktıklarında hakaret dili bağırma, çağırma, birilerine ayar çekme milletimiz bunlardan bıktı. Milletimiz zaten ekonomik anlamda çok sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Toplum olarak o kadar zor bir süreçten geçiyoruz ki, biz milli değerlerimizle, Türklük kültürümüzle de, İslamiyet kültürümüzle de kadına el kalkmadığı bir dönemde kadın tacizleri, cinayetleri had safhada. Bir hamile hanımefendinin park probleminden dolayı darp edildiği günü yaşıyoruz. Bir minibüste kucağındaki çocuğa saldırılacak derecede toplum psikolojini kaybetmiş biz nerelere gidiyoruz. Toplumun geldiği bu noktada biz siyasetçilerinde hataları var. Biz kullandığımız dil ayrıştırıcı, ötekileştirici dil sokağa yansıdığı zaman önünü alamadığımız tehlikeler addediyor. Onun içindir ki özellikle siyasetçiler ve toplumu yöneten kesimin özellikle diline dikkat etmesi gerekiyor. Siyasetçi dilinden ziyade devlet adamı dilinde konuşulması lazım. Onun içindir ki Anavatan Partisi’nin bu devlet adamı aklına Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu görüyoruz”

Katılmamak elde değil.

Bu nedenle bir gazeteci olarak genç kardeşimiz Bora Levent Özer Kalpaklıoğlu’nun başarılı olmasını diliyorum , istiyorum.

Siyasetin bu tür gençlere ayrıştırmadan yol almak isteyenlere ihtiyacı var.

Bu nedenle  merkez sağda adam gibi bir partiye Türkiye’nin ihtiyacı var.

Bunu tekrar Anavatan başarabilir mi ?

Başarması dileği ile…

 

İHSAN ŞENER’İ UNUTTUNUZ MU ?

 

Ordu’da yaşanan kavganın bu gününü gören ama dünü unutanlara bir hatırlatma yapmak isterim.

Kimine göre Enver Yılmaz baştan aşağı suçlu kimine göre Emniyet müdürü.

 Aslında olay Emniyet müdürü , Yılmaz meselesi değildi.

Ordu şehrinin içine bomba atılmıştır bu bombayı atanlar bu olayları seyretmektedir.

            Ne yazık ki o günlerde de yazdığım ama sadece yazdığımla kaldığım gibi Cumhurbaşkanı tüm bu mesnetsiz suçlamalara karşın ortada kalmayı tercih etse de  başbakan ile birlikte Ordu’nun içine atılan bombayı görememiş ve yangına müdahale edemeyince de olaylar bu hale gelmiştir.

“Bu bilgileri bu makamlara veren şahıs bizim eski milletvekilimiz İhsan Şener. Bunun üzerine Genel Başkan Yardımcımıza dedim ki, 'bu iftirayı atan şahısla bizi yüzleştireceksin.' Ancak kendisi yüzleşmeye gelmedi. Ben o zaman hukuki haklarımı sonuna kadar takip ederim. Hukuki hak dışında üzerime düşeni de ben erkek gibi yaparım."

Bu sözler Zekeriya Öz’ün Ordu üzerinden yurt dışına kaçırılma olayı ile ilgili Yılmaz tarafından söylenmiş sözlerdir.

İddialar arasında   Enver Yılmaz’da yardımcı gösterilmiştir. Ayni parti içinde İstanbul milletvekili Metin Külünk’de TRT’de haberde  Ordu’da Feto soruşturmalarını müdahale edildiğini Öz’ün kaçırılmasına ait Tedes görüntülerinin silindiğini iddia etmişti.

Tüm bu iddiaların yalan olduğu ortaya çıktı.

Külünk sadece bir düzeltme yapar gibi yaptı. O gün Başbakan Yardımcısı olan ve TRT’den sorumlu Numan Kurtulmuş olaylarla ilgili Enver Yılmaz’ın açıklamalarına sahip çıkmayıp, TRT yaptığı ile kalmıştı.

Yani demem o ki Emniyet müdürü sadece bir detay.

AKP  kendi partisinin belediye başkanının üzerine oynanan oyunları tezgahlayanlarla dolu olduğu iddia  edilse de, bu böyle olsa da olmasa da bu şehrin huzurunun kaçmasına,  olayların büyümesine seyirci kalanlar yine koltuğu Ankara’da olanlar…

Ey millet Enver’i sevin sevmeyin, yaptığını doğru bulun bulmayın.

 Ama geri planda ki bu bombacıları da unutmayın.

 

SEN CIBBANA DEVAM ET !!! 

 

Merkez yandaş, yalaka  medyasında ünlü bir sanatçının (!) matemi diye koca başlıklarla haberler vardı.

Acaba nesi ölmüş diye merak ettim. Habere baktım. Ünlü sanatçı köpeğini çekim yapılan sete getirmiş orada köpek yola çıkmış ve Tır ezerek ölümüne neden olmuş.

Köpekte olsa bir candır üzülürüz elbet. Ama ünlü sanatçının matemi diye başlık atan şerefsizlerin şehit haberlerini sayfalarında .yer vermekten kaçınırken veya minnacık bir şekilde sunarken haberi bu şekilde sunması (benim için normal) öfkelendirdi beni.

Ne yazık ki terörden en çok darbeyi almış ailelerinin bir çoğunun hala bunları cıbbanlaması aslında beni daha da derinden üzüyor.

Bunlar bu işi resmen ele almışlar yüzsüzlük ve şerefsizlik yapıyor bu medyada, yaa arkadaş siz hiç mi  şehidinizden gazinizden utanmıyorsunuz vicdanınız hiç mi sızlamıyor.

Çıktığınız saraylarda, konutlarda hiç olmazsa bu rezilliği dile getirin bu pespayeliği şikayet edin  neden korkuyorsunuz veya susuyorsunuz.

Hadi korkuyorsunuz, susuyorsunuz bari cıbbanlamayın be ruhlarını teslim etmiş varlıklar !!

 

 

FETÖ İLE MÜCADELE! 

Yorum filan yapmayacağım. Sadece başlık bana ait. Buyurun okuyunuz bu haberi. Mümkünse bir yerlerde saklayınız..

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) yargı yapılanmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, dönemin HSYK Başkanının çağrıları üzerine etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuklu şüpheli eski savcı Turhan Turunç'un yargılanmasına başlandı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuklu sanık Turunç ve avukatı katıldı.

Duruşmada savunma yapan sanık Turunç, örgütle 1994 yılında staj döneminde tanıştığını, ancak kurgu soruşturmalar açmadığını, örgüt okullarında okumadığını, çocuklarına isim koyulmasına izin vermediğini, ışık evlerinde yetişmediğini belirtti.

Hiçbir mahrem toplantıya katılmadığını ifade eden Turunç, 1991 yılında yapılan hakimlik sınavlarına kendisinin çalıştığını, FETÖ soruşturmalarında görev almadığını, hiçbir yargı derneğine üye olmadığını, örgütün yaz kampı toplantılarına bir kez katıldığını söyledi.

"GİZLİ HABERLEŞME AĞI OLDUĞUNU BİLMİYORDUM"

HSYK 2014 seçimlerinden önce örgütün şifreli haberleşme programı ByLock'u kullanmaya başladığını belirten Turunç, "Dua mahiyetinde yazılar geliyordu. Gizli haberleşme ağı olduğunu bilmiyordum. Yapıyla tanıştığımda Kuran okumayı bilmezdim. Son dönemde öğrendim. Örgütün istişare toplantılarına katıldım. Bu toplantılarda dini konular, gündeme ilişkin konular konuşulur. Fetullah Gülen'in CD'leri izletilirdi" dedi.

Turunç, seçimler için aynı adliyede görev yapan 5-6 meslektaş için oy istediğini ve hakim, savcıların kimlere oy vereceğini bilgisini örgüte verdiğini anlattı. 

15 Temmuz darbe girişimin ardından örgütün gerçek yüzünü gördüğünü ifade eden Turunç, şöyle devam etti:

"Sosyal medya hesaplarımdan 15 Temmuz'u kınayan mesajlar attım. Eşim ve kızımı üzmemek için meydanlara inmedim. Sırf dini duygularla bağlı olduğum bir yapıydı, PKK gibi açık hedefleri yoktu. Suç işleme amaçları, devleti ele geçirme amacı olduğunu bilmiyordum. Suç işlemek amacıyla bu yapıyla yan yana gelmedim. Bu yapının silahlı terör örgütü olduğunu bilerek içerisinde bulunmadım. 17-25 Aralık'ın yolsuzluk dosyası olduğunu sanmıştım. 15 Temmuz'da bunun bir darbeye giden adımlardan olduğunu anladım. Yapının darbeye karıştığını öğrenince hayal kırıklığına uğradım. Mahkeme salonunda şüpheli olarak bulunmaktan acı ve üzüntü duymaktayım. Dini duygularım istismar edilerek aldatıldığımı düşünüyorum. Keşke bu yapıya hiç yaklaşmasaydım."

Darbe girişimi esnasında oğlunun Yalova'da Hava Harp Okulu'nun yaz kampında olduğunu kaydeden Turunç, "O gece kamptan çıkarılmamış. 100-150 kişiyle beraber orada kalmış. Böylece hiçbir şekilde darbeye karışmamış. Sorgusunun ardından serbest kaldı" ifadelerini kullandı.

BYLOCK İLE BİN 315 KEZ BAĞLANMIŞ

Mahkeme Başkanı Cem Karaca'nın "ByLock ile bin 315 kez bağlantı sağladığına dair tespit var. Ancak bu bağlantılar 13 Kasım 2014'te gerçekleşiyor. Sen savunmanda 2014 Ekim'de gerçekleşen HSYK seçimleri için ByLock'u kullandığını söylüyorsun. Bu çelişkiyi nasıl açıklayacaksın?" şeklindeki sorusu üzerine sanık Turunç , bu çelişkiyi kendisinin de düşündüğünü söyledi.

ByLock programının HSYK seçimleri öncesinde savcı Esat Faruk Benli tarafından telefonuna yüklendiğini söyleyen Turunç, kendisine 1-2 kez buluşmak için bu program üzerinden mesaj attığını kaydetti. 

Tutuklu sanık Turunç ve avukatı tahliyeye ilişkin talepte bulundu. Talepleri değerlendiren mahkeme heyeti, Turunç'un tahliye edilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

  BELEDİYE’YE ÖNEMLİ UYARILAR !!!

 

Bu yazı kaleme alınırken hala hazırda yağmur yağmıyordu.

Bilindiği gibi bölgemiz de genelde Ağustos veya Temmuz aylarında sel olayları yaşanır. Kimi çok sert olur kimi ufaktan vurur geçer.

Aziziye mahallesi ile Saray mahallesini birbirinden ayıran dereye lağım akıtılmakta., Bazı evlerin pis suları buraya akıtılıyor. Bu nedenle de  haşere olayı çok oluyor yolunda haber yaparken  Derenin için temizlenmediğine dikkatimizi çekti.

            Olabilecek  bir sel olayı karşısında derenin temizliği önemli. Ayrıca çevre sağlığı acısından da dereye akıtılan lağımların tespit edilerek gerekenin yapılması şart.

Mahalleli haklı olarak bu konuyla ilgili yapılan şikayetlerin değerlendirilmesini istiyor.

BÜYÜK TEHLİKE

Olay buradan girdikten sonra Belediyelerimizi uyarmak istiyorum.

Dediğimiz gibi bu aylar Ordu’da sel yaşanabilecek aylar.

Yapılan yol çalışmaları nedeniyle malzemeler mıcır, çakıl, kum gibi  yolarda yoğun olarak bulunuyor.

Özelikle  Aziziye , Saray, Zaferi Milli , Taşbaşı gibi yerlerde yapılan çalışmalar sonrasında  yol kenarlarında da ya atık yol malzemesi ya da benzeri çalışma malzemesi bulunuyor.

Herhangi bir yağışta bu malzemeler yukarıdan aşağı akacak menfezleri tıkayacak ve meydana gelebilecek selin artmasına neden olacak.

Yetkililerin  bu tür fazlalık malzemeleri kaldırması konusunda uyarmak bizim görevimiz.

Yoksa Düz mahalleyi , Fidangör’ü  Sırrpaşa’yı , Süleyman Felek’i kimse kurtaramaz..

 

FINDIK İŞİNİ SERBEST  BIRAKIN!  

Fındık Komisyona Fındıkta günlük yevmiye ücretine 60 tl olarak belirledi.

Buna uyulmasını istedi. Ayrıca 16 yaşından küçük çocuk çalıştırılmasını yasakladı 300 liraya yakın para cezası verileceğini açıkladı.

Patoza fındık vermenin 130 lira olduğunu da belirtti.

Bu rakamlar geçen yıl uygulanan ramakların altında.

Yani sözde alınan kararlar devam ediyor.

 Üretici amele bulabilirse yine 80-90 liradan aşağı yevmiye veremeyecek.

Bırakın 16 yaşında ki çocuklar 12-13 yaşında ki çocuklar bahçelere girip fındık toplayacak.

Yani demem o ki uygulamayacağınız takip etmeyeceğiniz, hesap soramayacağınız şeyleri açıklamayın bari.

Fındık alım ve satımında nasıl ilgili hükümetler olayı serbest piyasanın eline bıraktıysa bırakın gitsin bu işleri de .

Herkes hak ettiği şekilde yöneltilmeye ve hak ettiği şekilde emeğinin karşılığını almaya mahkumdur.

Dilenciler için ne düşünüyorsunuz? 

Önce haberi okuyalım.

Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, kentte seyyar satıcılar ile zabıta ekipleri arasında meydana gelen son olaylara değindi. Ordu genelinde 200'e yakın seyyar satıcı olduğunu belirten Başkan Yılmaz, "İlimizde bulunan 200 civarında seyyar satıcı, vatandaşlarımızın duygularını sömürüp zabıtayla ilgili önyargılardan faydalanarak devletimizi zarara uğratıyor ve elde ettikleri kazançtan hiçbir şekilde vergi vermiyor. Halbuki aynı cadde üzerinde kira ödeyen ve vergi veren esnaflarımız, tüm yasal gereklilikleri yerine getirerek ticari faaliyette bulunuyor ve vergilerini ödüyor. Vergi ödediklerini ancak seyyar satıcıların işlerini olumsuz yönde etkilediğini belirten esnaflarımız, haklı olarak şikayette bulunuyor” dedi.
Seyyar satıcılara yönelik denetimlerin devam edeceğini ve bu denetimlerin kameralar ile kayıt altına alınacağını da vurgulayan Başkan Enver Yılmaz, “Seyyar satıcılık konusu, kanunun verdiği yetkilerin kullanılması ve düzenin muhafaza edilmesiyle ilgili bir sistem meselesidir. Bu sistemin sağlıklı bir şekilde oturması, işlemesi ve bize verilen yetkilerin sonuna kadar kullanılması konusunda talimat verdim. Bunu yaparken de herhangi bir haksızlığa ve yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için teknolojinin imkânlarını kullanacağız. Zabıta personelimize dağıttığımız kameralar vasıtasıyla bütün diyalogları sesli ve görüntülü bir şekilde kayıt altına alacağız” şeklinde konuştu.

xxx

Başkanın bu  konuşmasına cevap verecek var mı bilemiyorum. Zaten pek de ilgilenmiyorum.

Uygulamanın sadece seyyarlar için yapılmaması gerektiğini de belirtiyorum.

Zabıta arkadaşların yolda gördüğü dilencileri görmezden gelip geçmesine çok tanık olduğum için Başkan Yılmaz’ın ayrıca bu kayıtları dilenciler içinde kullandırmasını istiyor ve talep ediyorum.

Tabi bu dilenciler işi sadece Zabıtanın işi değil. Emniyette bu işe bakmalı.

Artık kameralı zabıtalarımız olduğuna göre kurulacak Zabıta ve Emniyet ortaklığında ki ekiplerin çalışmalarını görme şansımız olur.

Birileri çıkıp ondan sonra bu dilencilere niye göz yumuluyor, Suriyelilerden yolda yürüyemiyoruz çelik çocuk özelikle bayanların önünü kesiyor yalanlarını uydurmaz!!!

 

SES YOK , NASIL OLSUN!!! 

15 Temmuz için hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı forslarının yer aldığı afişler için  merkez medyanın iki kaleminin yazdıklarını paylaşacağım önce sonrada iki soru soracağım :

Önce Hürriyet’ten Ahmet Hakan :

MEHMETÇİK’in zillet içine düştüğünün afişini yapacağına...

Tek kurşunla FETÖ’cü generali deviren kahraman askerimiz Ömer Halisdemir’in afişini yap...

*

Türk askerinin teslim oluşunun afişini yapacağına...

 

FETÖ tarafından nasıl aldatıldığının ve kandırıldığının afişini yap...

*

Ağlayan ve teslim olmuş Mehmetçik’in afişini yapacağına...

FETÖ çetesinin Ergenekon’la, Balyoz’la hayatlarını kararttığı askerlerin afişini yap...

*

PKK’ya karşı amansız bir mücadele veren askerimizi zelil durumda sembolize eden afişler yapacağına...

Kutsal topraklara gider gibi Pensilvanya’ya giden milletvekillerinin afişini yap...

*

FETÖ çetesinin üniformalı elemanlarından yola çıkarak askerlerimizin perişanlığının afişini yapacağına...

Bunca FETÖ’cünün Türk Silahlı Kuvvetleri’ne nasıl sızdırıldığının afişini yap...

*

Hiçbir şeyden haberi olmayan gariban askerlerimizin afişini yapacağına...

Her şeyden haberdar olduğu halde kılını kıpırdatmayanların afişini yap...

ERTUĞRUL ÖZKÖK :

YARINDAN itibaren iki gün boyunca, bu sayfada yazılarımın başına Cumhurbaşkanlığınca hazırlanan bir logo koyacağım. Ama bu yandaki afiş olmayacak.

15 Temmuz 2017 gecesi darbenin birinci yılında, elbette ülkesini seven her Türk vatandaşı gibi ben de o gün hayatını kaybeden insanları rahmetle anacağım.

*

Ama şunu da yapacağım.

PKK’ya karşı savaşırken hayatını kaybeden, El Bab’da hayatını kaybeden şehitlerimizi de aynı duygu ile rahmetle anacağım.

*

Bunu yaparken 15 Temmuz’la ilgili bir itirazımı da dile getireceğim. Cumhurbaşkanlığı, yanda fotoğrafını gördüğünüz bir afişi de hazırlatmış.

Lafı hiç dolaştırmadan hissiyatımı söyleyeyim.

Bu afişi hiç sevmedim.

*

Neden biliyor musunuz?

 

Darbeye katılan aşağılık subaylar ordunun yüzde 10’unu bile geçmiyor.

Bu kahraman ordunun kahraman subayları, siz bu yazıyı okurken ülkenin sınırları içinde PKK’ya, sınırları dışında IŞİD ve YPG’ye karşı hâlâ savaşıyor.

Her gün şehit veriyor, şehit arkadaş cenazesi kaldırıyor.

*

Bir düşünün...

Türk subayını böyle pespaye bir halde gösteren şu afiş karşısında o insan ne hisseder?

*

Ben kendimi iyi hissetmedim.

15 Temmuz’da oluşan muazzam birlik ruhunun böyle iptidai bir afişe ihtiyacı yok...

*

“Canım ne var, orada kastedilen darbeci subay” deyip geçiştirmeyin...

Neticede o afişin üzerinde Türk ordusunun üniformasını taşıyan bir subay görüyoruz.

*

Unutmayın ki aynı üniformayı taşıyan kahraman subaylarımız dağlarda teröristle savaşıyor. Katar’daki üste o üniformayı taşıyor.

*

Derim ki...

O afişi bir kere daha düşünün...

XXX

Yandaşından yalakasından , Reisçisinden bile bu afişlere tepki  gelirken öncelikle Genel Kurmaydan bir kişinin bile sesini çıkardığın gördünüz mü ?

Hele ki Milliyetçiliği ayaklar altına aldım beraberinde hayvanlarla yürüyorsun şeklinde sözlere muhatap olan ve  her koşulda AKP’ye omuz vermekle şöhretli sözde  Milliyetçi Devlet B:ahçeli’den tek bir kelime dahi duydunuz mu ?

Bunun yanı sıra Devlet efendi 15 Temmuz gün linç edilen henüz yemin bile etmemiş erler için ne olduğunu bile bilmeyen askeri öğrenciler için tek kelime bile etti mi ?

Tarih sizleri hak ettiği sayfalar yazdı.
Temizleme şansınız yok  

BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA !

Biz daha gençlik yıllarımızda Cemaat için bunlar iyi ayak değil, bunlar ülkeyi yıkma peşinde derken bu gün anlı şanlı Cemaat karşıtı Reis hastaları bize küfür ediyordu.

Bu memlekette bile tehdit aldıklarımızın bir çoğu içeride azılıları ise pişman olmuş ayaklarında 17-25 Aralıkta gördük bunları diyerek ellerini kollarını sallayarak ayni yataktan çıktıklarını unutuyor.

Şimdi geriye baktığımda biz taşra gazetecisi olduğumuz için bizimle pek uğraşmamış bu cemaat diyorum kendi kendime !!!

Ama ayni yataktan çıkanlar şimdi en büyük Reisci oldular. Ama Yılanın başı tehditlerini sürdürüyor.

Niye mi  niye biliyor musunuz bu gün Fetoya  katmerli küfür edenlerin yarın ya bizi yanıltmışlar hoca iyimiş diyeceklerini bildikleri için.

Bazı şerefsizler okumuşlardır veya okumamışlardır.

Ama adamın son haberini okumayan  şerefsizler için paylaşıyorum:

15 Temmuz'un yıldönümüne sayılı günler kala Almanya radyosu teröristbaşı Gülen ile röportaj yaparak adeta örgüte kıyak yaptı. Teröristbaşı Gülen röportajda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Türkiye'yi doğrudan hedef aldı. Teröristbaşı Gülen, “Erdoğan beni bitirebilirse hareketteki herkesin çözülebileceğini düşünüyor ama bu hareket Tanrı’ya bağlı bir sevgi ve özveri hareketidir. Bizden sonra da insanlar harika işlerini yapmaya devam edecektir” diye konuştu.

GÜL VE DAVUTOĞLU ZİYARETİ
Gülen, röportajında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ismini kendisini ziyaret edenler arasında ilk kez verdi.

“Binlerce insan burayı ziyaret etmek için geldi” diyen Gülen, “Ziyaret edenler arasında 50 milletvekili yanı sıra Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu bulunuyordu” diye konuştu. Gülen bu cümlesinin ardından ise “Bu nedenle, birçok insan beni tanıyor olabilir, ancak ben onları tanımıyorum” ifadelerini kullandı.

YİNE MESAJ VERDİ
Türkiye’nin geleceğiyle ilgili “umutsuz” olduğunu söyleyen teröristbaşı Gülen, buna karşın “kendisini umutlandıran şeylerin” de olduğunu vurguladı.

İDAM SORULUNCA...
Röportajda terörsitbaşı Gülen’e Türkiye’de idamın geri getirilmesi talepleri de soruldu. Teröristbaşı Gülen bu soru karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik çirkin itham ve hakaretlerde bulundu.

Yüzlerce insanın katili olan Teröristbaşı, “Son yıllarımı yaşıyorum. Beni asmak için ölüm cezasını geri getirmeye karar vermiş olsalar bile son arzun nedir diye sorduklarında, bu acıya sebep olan ve binlerce masum insana baskı yapan kişiyi söyleyebilirim, yüzüne tükürmek istiyorum.” dedi.

Bu sözler üzerine röportajı yapan Robert Siegel, teröristbaşı Gülen’e “Erdoğan mı” diye sordu. Gülen ise “Başkası değil, baskıyı yapan o” yanıtını verdi.

Çekirdek çitleyen polis amca!

Bir çok arkadaşımız büyüklerimiz geçtiğimiz günlerde tamamlanan Adalet yürüyüşü sırasında yaşadıklarını anlatırken bir yerleri abartıyorlar diye içimden geçirmiştim.

Ama geçtiğimiz gün Yeni Çağ gazetesinde Ahmet Takan’ın bir yazısını okuyunca bana anlatılanlar eksikmiş bile dedim.

Buyurun yazının bir bölümünü okuyun.

Ankara'dan İstanbul'a giderken de aynıydı sözde otoban. Bayramdan bayrama, kazaların önüne geçmek için medyada artistlik, şov yapan Karayolları, trafik polisi ekiplerinin yerinde yeller esiyordu. Sadece yol boyunca yeniden uygulamaya sokulan ortalama hız limitine ilişkin bol uyarılar!.. Kamyon, TIR cenneti Türkiye... Otoban bu güya!.. TIR'lara ve kamyonlara hız sınırlamasının yanı sıra -normal trafik kurallarının geçerli olduğu her ülkede olduğu gibi- şerit sınırlaması var ama... Sollama yaptıktan sonra, ikinci şeritten tekrar kendi şeridine geçmesini bırakın bir tarafa, adam dalıyor üçüncü şeride... Selektör yapıyorsunuz, korna ile uyarıyorsunuz, tınmıyor bile. Devam ediyor tam gaz önünüzde yola.. Sollama yaparken sinyalsiz aniden önünüze kırmalar, yolların rutin gerçeği olmuş. Tam bir kamyon ve TIR terörü esiyor Ankara-İstanbul otobanının hem geliş hem gidiş yönünde. Koca koca TIR'ların altında kalıp can vermemek için Demir Bükey kabiliyeti ve tecrübesinde olmanız gerekiyor!.. Kuralsızlık kural haline gelmiş. Ne yapmak lazım?.. Trafik kurallarına uymayanları, yollarda canınıza bilerek kast eden trafik cellatlarını ilk gördüğünüz trafik ekibine bildirmek lazım. Ama ne gezer!.. İşleri havale etmişler otomatik geçişe. Belki bir yerlerde çorba içiyorlardır(!) veya sigaralarını tüttürüp dinleniyorlardır diye mola yerlerinde yavaşlıyorum. Aldığım bazı plakaları bildireceğim. Yok oğlu yoklar. Buhar olmuşlar adeta. "adalet" yürüyüşüne duyulan siyasi irade nefretinden dolayı durumdan vazife mi çıkarmışlar, tüm yolları ve yollarda gidenleri protesto mı ediyorlar, ne haliniz varsa görün mü diyorlar acaba diye kendi kendime düşündüm durdum. İmam cemaat hikayesi!.. Vatandaşlık görevimi yapacağım, bildirimde bulunabileceğim tek bir ekibe rastlayamadım. Öylece vardım İstanbul'a. Öylece dönerken de akşam saatinde Kaynaşlı'ya yakın Bolu tünelinin Ankara'ya dönüş tarafının (daha önce duyurulan) kapalı olduğuna dair uyarı levha ve yol işaretleriyle karşılaştık. Kaynaşlı gişelerinden çıkamadan sıkışıklık başladı. Soygunmatik OGS, HGS gişelerini geçmeden trafik felç olmuştu. TIR'lardan, kamyonlardan ve otobüslerden, otomobiller neredeyse görünmez haldeydi. Abartmıyorum!.. Santim santim ilerliyorduk yazın kavurucu sıcaklığında. 2 şeritli Bolu Dağı çıkışı (eski yol) tıkanmıştı. Ucunu göremediğim yolu ağır vasıtalar yürünmez hale getirmişti. Bu kare belki size bir fikir verebilir. Yol boyu yanımda hatim indiren hatun çekti.

Böyle olamaz herhalde bir yerde Karayolları ekipleri bomboş olan geliş istikametinden bir şeridi gidişe tahsis etmiştir, trafiği rahatlatırlar diye kendi kendime umut ediyordum. Birinci ve nadiren ikinci viteste gittiğim Bolu Dağı çıkışında müteahhitleri pek de seven (!) Karayolları ekiplerimizden kimseye rastlayamadık. Sessiz direnişteydiler herhalde!..

Dur kalk, dur kalk, Kaynaşlı girişten Abant gişelerine şanlı (!) tırmanışımız yaklaşık 2 buçuk saat sürdü. Yolun kenarı, su kaynatan, kaputlarını açıp motorlarını serinletmek için bekleşen araçlarla doluydu. Kaderimse çekerim modundaki yurdum insanları yolun kenarında her zamanki gibi seyrediyordu!.. Abant gişelerinden tekrar otoyla giriş yapacağımız meşhur OGS-HGS gişelerinin önünde bir trafik polisi aracı bir de önünde bekleyen polis amcayı görünce Amerika'yı yeniden keşfetmiş gibi sevindim. Yavaşça yanına yaklaştım, eşimin oturduğu kapının camını açtım. İyi akşamlar diledikten sonra, nazikçe, "memur bey, Bolu Dağı'ndaki trafik rezaleti ve sıkışıklıktan haberiniz var mı?" diye sorma gafletinde bulundum!.. Polis amca, şapkasını kafasından geriye doğru kaydırmış, elinde bir paket kabak çekirdeği, hem çitliyor hem de  kabuklarını yere tükürüyordu. Hiç istifini bozmadı, gayet ukala bir şekilde "hee, haberim var var, hee" diye cevap verdi. Bu arada çekirdek çitlemeye devam ediyor ve önümüze doğru kabuklarını tükürüyordu. Bizimle alay eden mimikler sergiliyordu. Tam elimi el frenine atmaya hazırlandığımda bu gibi durumlarda tepkilerimin ne olduğunu gayet iyi bilen eşim devreye girdi. "Yolumuza devam edelim ne olur" dedi. Polis amca, "işinize gelirse böyle" modunda hâlâ aynı tavırda sırıtıyordu. Bir yanda eşim, bir yanda devletin çok saygı duyduğum üniforması... Abant gişelerinden tekrar sözde otobana, o yollara girip, TIR terörünün arasında şükürler olsun Ankara'ya vardım.

Her zaman derim; "Bir ülkeye gittiğinizde medeniyet seviyesine ilk bakışı atmak mı istiyorsunuz. Hemen trafiğine bakın."

Yollarla övünen yöneticilerin hüküm sürdüğü ülkemizde pespayelik, arabesklik, kepazelik o yollara  indi. Anayasada bahsedilen seyahat özgürlüğünü, sadece, herhangi bir tahdit olmadan bir yerden bir yere turistik gezi yapabilme olarak mı algılıyorsunuz. O yollardaki can ve mal güvenliğinizi kim sağlayacak? Kabak çekirdeğini çitleyip yüzünüze doğru tüküren polis mi?.. Veya bu tipleri idare eden, görevlendiren anlayış mı?..

Bu sadece bir örnek... Baas Arap rejimlerindeki, pespayelik, medeniyetsizlik, her türlü çürümüşlük ve ahlaksızlık artık yollardan akıyor. Yaşamımızın her yanını kokuşmuşluk sardı. Bırakın bu merkezi, sağıydı, soluydu tartışmalarını da... Medeniyet içinde yaşayacağımız, her sokakta medeniyet soluyacağımız, ahlak, devlet ciddiyeti ve uygulamalarını göreceğimiz, kuralların tıkır tıkır işlediği, herkesin birbirine asgari saygıyı göstereceği bir düzenin vizyonunu bizlere gösterin. Biz de sizin peşinizden gelelim. Arap gibi değil, Türk gibi yollarda yürümek ve arabamı kullanmak istiyorum!.. Başım sıkıştığında da karşımda tarafsız, ahlaklı Türk devlet görevlilerini görmek istiyorum!..


BİLGİLENDİRMELER 

Dış Cephe kapaması konusunda şikayetleri ilettiğimiz Büyük şehir belediye Başkanı Enver Yılmaz gerekenlerin uyarılacağını ve baret ve kemer konusunda hassasiyet gösterilmesini isteyeceklerini belirtti.
Güzelorduspor isminin Yeni Orduspor olarak değiştirilmesi konusunda ki beğenmedim eleştirileri konusunda ise Türkiye Futbol Federasyonun alternatifleri arasında fazla seçenek olmadığını gruplarda çok fazla belediyespor olduğunu böyle bir ismi bütün Ordu’ya mal edemeyecekleri içinde yeni Orduspor ismini seçtiklerini belirterek ‘ ben bu isimden memnunum’ dedi.
Ben de bu konuda okuyucularımızı bilgilendiriyorum.

Niye Kızıyoruz ki ?!

Katar'dan Ordu'ya gelen bir grup iş adamı, 2 bin rakımlı Çambaşı Yaylası'na 20 milyon dolarlık otel yatırımı için incelemelerde bulundu.

Valiliğin yürüttüğü turizm faaliyetlerinin ardından bir grup Katarlı iş adamı Ordu'ya gelerek Kabadüz ilçesine bağlı Çambaşı Yaylası'nda yatırım yapmayı talep ettikleri arazileri gezerek, ilgililerden bilgi aldı.

Kabadüz Belediye Başkanı Yener Kaya tarafından yaylada gezdirilen iş adamları 650 dönüm arazi üzerinde mutabık kaldı.

xxx

Haberin bir bölümü böyle.  Genelde sosyal medyada yayla  Arap’lara peşkeş çekiliyor diye haber yapıldı. Sanki milletin a.k’lara peşkeş çekilmiyor da sorun yatırımı yapan Arap olunca mı ortaya çıkıyor!

Bence mahsuru yok.

Ülkeyi soyan Türk olunca da sorun olsun tepkinizi gösterin. ( Gösterenlere sözümüz yok)

Kapımıza, başımıza, yolumuza, hukukumuza, namusumuza ortak olan (!) Suriyelilerden  iyidir yatırımcı Arap !?

    Perinçek bu ?

Türkiye Katar’a asker göndererek,

-Araplar arasında çatışmaya taraf olmuyor, emperyalizme karşı taraf oluyor.

-ABD-İsrail saldırganlığına karşı Doğu Akdeniz’den Umman Denizi’ne uzanan cephenin bütününde konumlanıyor.

-ABD’nin ve İsrail’in “Kürdistan” planına karşı ileri hatlardan savunma mevzisi kuruyor.

-Müttefiklerinin güvenini kazanıyor.

-Kendisinin ABD’ye boyun eğme yollarını kapatıyor.

-Katar’ın direncini güçlendiriyor, bu ülkenin ABD’ye yem olmasını önlüyor.

-Mehmetçiğin kanını satmıyor, Mehmetçiğe vatan savunmasında stratejik önemde görev veriyor.

Katar’a asker gönderilmesine karşı çıkanlar, niyetleri ne olursa olsun, ABD’ye karşı vatan savaşının güçlenmesine karşı çıkıyorlar."

xxx

Böyle diyor Doğu Perinçek Katar ile ilgili.  Hükümet’e ve C. Başkanına bu yolda tam destek veriyor.

Daha önce iki yazarı da  Mehmetçik’in hesabını dolar üzerinden yaparak nede Katar’a olma gereğini yazmışlardı.

Birisinin yazısı aşırı tepki  üzerine Aydınlık gazetesinin internet sitesinden kaldırıldı.

Kurnaz, Doğu’da olayı Dolara endekslemeyin diyor. Gerekçeleri böyle sıralıyor.

Doğu Perinçek’in öz geçmişi düzenlenip söyledikleri ve yaptıkları alt alt konsa şaşırmaya devam eder dururuz.

Ne diyeyim Allah akıl fikir versin! 

ADALETİN, MUHALEFETİN , STK’LARIN OLMADIĞININ EN GÜZEL KANITI !!! 

 

Diyeceksiniz ki böyle ortamda daha ne yapılabilir.

Her şeyi onların elinde  ses çıkartan normal vatandaşın başına ne gelecek belli değil., diğerlerinin sesini satılmış yalaka medya zaten vermiyor.

Şimdi ben önce Dini bütün Müslümanlara soracağım.  Adalet deyine akan suları durduran AKP’lilere, AKP’li yöneticilere , siyasetçilere soracağım.

15 Temmuz günü özellikle Boğaz köprüsünde linç edilen öldürülen katledilen daha yemin etmemiş3 ünlük askerlerin, askeri öğrencilerin katillerine , işkence yapanlara hiç hesap soruldu mu ?

Bir tanesi içeri alındı mı , bir tanesi hakkında dava açıldı mı ?

Muhalefet zaten bir şey yapamıyor ama Dini imanı dilinden düşürmeyen ancak bu konuda tek kelime bile etmeyenler Cehennemde çayır çayır yanacaksınız.

Kaçarı yok,  Zebaniler size bekliyor!

ANILAR KALIR    

 

Ben gazeteciliğe başladığımda Uğur ağbi Hürriyet’ten dönmüş  Karadeniz 52 gazetesinde idi.

Karadeniz 52 gazetesi o günlerde yayınlanan yazı dizileri,  röportajlar  özel haberlerle inanın bu gün Ordu’da 10 aşkın gazeteden daha fazla satıyor ve dağıtılıyordu.

Gazete sahibi Tuncer Engin, Uğur Gürsoy, Erol Ataşan, Necdet uzun, Cemil Çiğerim ve Ahmet Gürpınar gibi usta  kalemlerle kurduğu gazete ile ne kadar övünse azdı.

Sonra şartlar falan filan Uğur ağbinin geri dönüş macerası, başka alanlarda  çalışması son olarak Tribün gazetesinde ki baş yazarlığı.

Evet sohbetlerinden çok feyiz aldık , kaleminin güçlülüğü yazıya verdiği şekil hem imrendirmişti beni.

Kendine has bir adamdı.

Anlatılacak çok anı ve olay var ki.

Onları bizden büyüklerimize bırakalım.

Mevla rahmet eylesin…

HOŞ GELDİNİZ VALİ BEY !

 

            Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu bayram arifesinde bir açıklama yapmıştı.

Bayram araya girdiği için yazamadık.

          Kendisi Sakarya’ya tayin olduğu için  bizde bu yazıyı gelecek yeni valimiz için yazalım dedik.

           Okur mu okumaz mı bilemiyoruz ama bu rezillik devam ederse kendisine koltuğu oturduktan sonrada hatırlatırız!!!

xxx

:“Başından beri hep söyledik. Ey ahali. Dilenenlerin eğer mağduriyetten dolayı dilenme durumu varsa her türlü ihtiyacını karşılama sözü veriyorum. Dilencilerin her türlü ihtiyacını gidereceğiz, söz. Yeter ki muhtaç olsunlar. Polise, zabıtaya, jandarmaya iletsinler, bak burada dilenci var desinler. Bu kişi ister yerli olsun ister Suriyeli de olsa hakikaten dilenecek kadar ihtiyacı varsa her türlü ihtiyacını giderme sözü veriyoruz. Devletimiz sosyal devlet, kesenin ağzını açmış. Her ay bize 500 bin lira para geliyor fakir fukaraya dağıtın diye. Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı ayrı para gönderiyor. Evde bakım yardımı yapılıyor. Birçok yardım türleri var. Her türlü ihtiyacını karşılama sözü veriyoruz. Mağdurlara, yaşlılara, toplumun dezavantajlı kesimlerine ev bile yapıyoruz.”


“Eğer bir adam ihtiyacı olmadığı halde dileniyorsa ona mani olacağız. Ama bunların birçoğu dışarıdan gelme. Bu işi meslek edinmişler. Başka şehirlerden geliyorlar. Dilenenleri yevmiye ile çalıştırıyorlar. Veya değişik suç şebekeleri gibi zorla dilendirilen çocuklar var. Ailelerine para verilip çocukları kiralanıyor. Minibüsle geliyorlar. Beyefendiler minibüste uzanıyor, yatıyor veya kahvelerde oturuyor. O zavallıları salıyorlar ve sokak sokak dilendiriyorlar. Akşam ise dilendirdikleri insanların hasılatını alıyorlar. Dilencilerin banka hesabında bir sürü paralar çıkıyor. Bazen dilenciye yardım yapan, dilenenden daha fakir.”

xxx

Yukarıda ki sözlerin tamamı eski Vali Balkanlıoğlu’na ait.

Sayın Vali suç şebekesinden bahsediyor.

Vatandaştan yardım istiyor.

Suç şebekesi ile uğraşmak devletin kolluk kuvvetlerinin işidir

Onları yönlendirecek olanda ilgili amir ve yetkilerdir.

Bu nedenle diyoruz ki ortada ciddi bir sorun var.

Yarın bu gün bir yaşanacak olaydan bu konuda tedbir almayanlar suçlu olur mu ?

 Olmaz nasıl olsa burası Türkiye.

 O yüzden yeni Valimize çağrıda bulunuyoruz eski valimizin tespit ettiği suç şebekeleri ile ilgili  koltuğa oturduktan bir müddet sonrada olsa  gereğini yapınız !!!

 

 

SİZİN YÖNETİCİLİĞİNİZE, SİZİN YALAKLIĞINIZA  

Toplumu ikiye böldüler . Türkiye tarihinde hiçbir zaman bu kadar ayrıştırılmadı derken bize kızanlar.

Alın size bir ayrım daha. Hem de şehitler arasında.Yorum bile yapmayacağım. Cıbbanlamaya devam ulan cıbbanlamaya devam !!!

xxx

İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin burs uygulamalarında yer alan bir madde, görenlerin tepkisini çekti. Üniversitenin sitesinde yer alan "Burslar ve İndirimler" başlıklı bölümde üniversitenin öğrencilere önerdiği burs türleri yer alıyor.

“ŞEHİT ÇOCUKLARI ARASINDA AYRIM”

Burslar arasında "Şehit Çocuğu İndirimi" ve "Vefa Bursu" adlı iki burs tipi bulunuyor. Şehit Çocuğu İndirimi, şehitlerin çocuklarına yüzde 50 oranında indirim sağlıyor. Vefa Bursu adı verilen burs türü ise 15 Temmuz darbe girişimi sırasında şehit olanların çocuklarını kapsıyor. Üniversite, 15 Temmuz şehitlerinin çocuklarından öğrenim süresi boyunca hiçbir ücret alınmayacağını şu ifadeler ile açıklıyor:

"İstanbul Ticaret Üniversitesi, 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı gösterilen destansı direniş sırasında şehit düşenlerin çocuklarına kapılarını sonuna kadar açtı. Şehit çocukları, tercih ettikleri ve yerleştikleri takdirde İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde hiçbir bedel ödemeden öğrenim görebilecekler."

Kim utanacak ?   

Arıcı mı. Arıcılar Birliği mi, Arıcılık Enstitüsü mü ? Tarım İl Müdürlüğü mü ? Ziraat Odası mı ? Valilik mi ? Belediyeler mi ? Milletvekilleri mi , Bakanlar mı kim?

Kim utanacak. Dünya bal pazarında Türkiye'nin yeri yüzde 1.1 seviyelerinde kaldı. Türkiye yıllık 107 bin tonluk üretimle dünya bal liginde Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor ama boş hep boş…

Dünya’da Fındıkta birinciyiz, Bal üretiminde ikinciyiz. Bu her iki üründe de Türkiye’de  birinciyiz ama nedense Bal’da bir marka oluşturamadık kendi malımızı kendimiz kötüleyerek piyasada Ordu balı deyince burun kıvrılmasına neden oldu.

Yukarıda saydıklarımdan hiç biri Fındık kadar para döndüren Bal konusunda neden hiçbir şey yapmadı, neden bir marka oluşturamadı neden bir Bal paketleme tesisi kuramadı  , bal pazarlama şekillerini geliştiremedi.

Ben bildim bileli bu Bal konusunda her mekanda her tartışma ve bilgi ortamında  eleştirimi koymuşturum.

            Utanmadan sıkılmadan Ordu’nun fındık ile at başı giden bu ürününü bir yerlere koyamayanlar ne diyeceklerde utanacaklar bilemiyorum.

Ben bu olumsuz şartlarda katkısı bulunan gelmiş geçmiş, yukarıda saydığım kurum kuruluş ve kişileri kınıyorum kınamaya da devam edeceğim. 

 ÇOCUĞUNUZA SAHİP ÇIKIN

 

Zinayı suç olmaktan çıkartanlar, Uyuşturucu konusunda meclise verilen tüm önergeleri ret ederken sanki böyle bir gençlik istiyormuş gibi davranıyorlar.

Aşağıda ki haberi okuyun okuduktan sonra çeliğinize çocuğunuza bin kere daha fazla sahip çıkın.

İşsiz güçsüz gençlik bunalımları yenemiyor…

 

İstanbul, İzmir, Yalova, Edirne, Zonguldak, Samsun, Tekirdağ, Sinop, Kocaeli, Karabük, Erzincan, Burdur, Çorlu... Yoruldunuz değil mi? Biz de yorulduk. Üstelik bonzainin sebep olduğu bu kareler, sadece son üç ay içinde medyaya yansıyanlar... Tablo çok vahim. Türkiye, gençlerini uyuşturucunun pençesinden bir an önce kurtarmalı.

Türkiye’nin neredeyse her ilinde, sokaklarda bonzaiden sızan, uyuşan gençlere rastlanıyor. Başlama yaşı düşen, kullanma oranı gittikçe artan uyuşturucu, gençlerimizin beyinlerini gittikçe daha çok kemiriyor. Hükümetin bir an önce uyuşturucu ve madde bağımlılığı konusunda bir mücadele planı yapması bekleniyor.

Resmi rakamlara göre Türkiye’de bağımlılık oranı son 3 yılda yüzde 20, son 10 yılda ise yüzde 40’lık bir artış gösterdi. Özellikle bonzai denen sentetik uyuşturucunun yarattığı tablo vahim. Sokaklarda, caddelerde hatta yol üzerinde bayılan, düşen ve sızan bonzai bağımlılarının sayısı gittikçe artıyor.

Peki Türkiye’deki bonzai yaygınlığı ne? İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerinin verilerine göre, 2014 yılından bugüne kadar 654 kilo 357 gram sentetik kannabinoid ve 366 kilo 118 gram hammadde ele geçirildi. Bu malzemelerden ise tonlarca sentetik uyuşturucu yapılabiliyor.

Üstelik uyuşturucu sadece kullanıcıyı zehirlemiyor, birçok şiddet suçunu da beraberinde getiriyor. Örneğin TUİK’in 2015 raporuna göre; güvenlik birimlerine suça sürüklenme nedeni ile getirilen 118 bin 245 çocuğun 42 bin 557'sinin bağımlılık yapan madde kullandığı görüldü.

Yazıklar olsun

             Bunlar sosyal faşist deyince bize kızıyorlar.

             Adam çıkmış Mehmetçik’in canını dolara endeksleyebiliyor ve ulusalcı diye kendilerini adlandıran sol bir gazete yazı yazmaya devam edebiliyor.

            Duruşu bir türlü belli olmayan Doğu Perinçek efendi ise bu görüşlere katılabiliyor ki sesini çıkarmıyor böyle sosyal faşistlere sesini çıkarmıyor

            Zaten kendisinin de ne olduğu hala tartışılıyor.

             Bunlar utanmadan sıkılmadan şu yazıyı yazabiliyor.

           Okuyun da aydınlıkçıların nasıl karardığına bakın !!!

            xxx

            Aydınlık Ekonomisti Evren Devrim Zelyut’un “Ordunun Katar’a gitmesini istemeyenler, ya milyar dolarlardan habersiz ya da Türk düşmanlarıdır” sözleri dikkat çekti.

            Aydinlik.com.tr Ekonomisti Evren Devrim Zelyut, “Ya ekonomi küçülecek ya da asker Katar'a gidecek!” başlıklı yazısında tartışma yaratacak ifadeler kullandı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK), bir heyetin Katar'a gönderilmesini hatırlatan Evren Devrim Zelyut, “Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözünü bilerek ya da bilmeyerek yanlış anlayan siyasetçilerden çok çekti. Pısırıklıkla kendi kabuğunda oturmayı maharet sayanlar, batılı devletlerin nüfuzunda siyaset yapanlar, güçlü ekonomi için güçlü ordunun ne zaman kullanılacağını bilemezler, ya da bilseler de tersini söylerler… Bugün Amerika’yı Amerika yapan küresel firmalarıdır. O firmaların güvenliğini sağlayan, serbestçe çalışması için ön açan, gerektiğinde rakiplerini yok eden ise Amerikan ordusudur. Ordunun gücü ile ekonominin gücü arasında doğru orantı bulunduğunu birilerinin anlama zamanı artık gelmiştir. Hem ekonomi büyüsün hem suya sabuna karışmayayım, batıda Edirne’den, güneyde Antep’ten dışarıya çıkmayayım olmaz. Ekonominiz dünyaya açılıyorsa, ordunuz da açılmak zorundadır…” diye yazdı.

Yeni mi uyandınız

Köstebek kitabı yayına hazırlandığı sırada 18 Aralık 2002 günü katledildi Necip Hablemitoğlu .

 O günlerde genç bir gazeteci olarak bu cinayetin tek sorumlusu var o da Gülen cemaatidir diye yazarken yeni iktidara gelmiş AKP’nin yöneticileri  bazı yalaka ve yandaş takımı bize küfür edip ‘ Sayın hocamızı ve cemaatini böyle bir şeyle nasıl ilişkilendirebilirsiniz’ diyorlardı.

O günlerde ne savcı ne hakim ne de Adalet  vardı ?  ( bu günde tartışmalı ya )

Biraz uzun olacak ama yine paylaşmakta fayda var. Yanıldık, aldatıldık diyenlerin o gün okuma yazmaları mı yoktu veya gözleri mi kördü.

Bu ülkenin bu halde olmasından bu gün ağlayan sızlayanlarda sorumludur.
Bu gün belirli tarihleri verip işin içinden sıyrılanlara tek bir hatırlatma yapalım.

12 Eylül ile birlikte kendilerine yargılanmama zırhı çıkaran cunta üyeleri eninde sonunda yargılanmıştı.

İşte Köstebek kit ile ilgili birkaç not ve kitaptan alıntılar.

xxx

Emniyet içindeki FETÖ’yü ilk deşifre eden gazetecilerden Hablemitoğlu, FETÖ hakkında yazdığı kitabı yayınlanmadan kısa süre önce, 18 Aralık 2002 günü silahlı saldırı ile öldürüldü. Bu cinayet ile FETÖ hem emniyet teşkilatındaki ağları üzerine çalışan bir yazarı öldürdü hem de bu konuda yazacak diğer yazarlara gözdağı vermiş oldu.
 Bugün gerçek olmayan hiç bir şey yoktur Köstebek kitabında... (Bkz: Köstebek “Adliyede Yürütülen Operasyonlar” sayfa: 183–197, Pozitif Yayınları 2008, İstanbul). Hablemitoğlu diyor ki;

“...şantajı yapanlar değil de özel yaşamının gizli şantajla, montajla ortaya dökülmek istenen savcı, siyasetçi, bürokrat vs. Herhangi biri mi suçlu ilan edilecektir? Yazıktır... Bu anlayış Türkiye’yi bitirir. Buna adalet mekanizması, hukukçular prim verirse, hepimizin evlerine gizli kamera koyar bu şantaj çeteleri, yatak odalarımızı teşhire başlar. Bu alçaklığı, pespayeliği, belden aşağı vurmayı haklı çıkartacak tek bir söz hiç bir hukukçuya ya da siyasetçiye yakışmaz...”

“...gerçekten de kimi siyasiler ve bürokratlar emir kulu gibi gördükleri Cumhuriyet Savcılarına karşı, işlerine gelmediğinde yaptırım uygulamayı, cezalandırmayı bir güç gösterisi olarak değerlendirmektedirler...” 

 

“İşte “Köstebek” adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz kapkara dönemde, devletimizin altının nasıl oyulduğunun, nasıl zaafa düşürüldüğünün binlerce örneğinden sadece birine ışık tutuyor: Türk Devleti'nin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçıları!.. Şeyhleri A.B.D.'de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin, asli görevi kendileri ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini, devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin edebilir ki? “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır…

                                                                                                 

Siz, hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit olarak algılayan, şikâyet eden ya da onlarla uğraşan bir PKK'lı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist ya da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir ikinci cumhuriyetçi ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner ya da Hükûmet üyesi ya da bir Başbakan gördünüz mü? Nitekim, fethullahçıları kontrespiyonaj kapsamında iç ve dış tehdit odağı olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren gelmiş-geçmiş bir İçişleri Bakanı, bir Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da göremezsiniz, gösteremezsiniz!.. Haklı olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan, sızıntılara engel olamayan bir ulusal istihbarat birimi, nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!. Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur. Önünüzde iki tercih vardır; ya çoğunluğun yaptığı gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir, farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya ve mücadeleye başlarsınız!..

Fethullahçılar, Türkiye'de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye'nin yüzyüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır. Örgütlenme modeli itibariyle Türkiye'de bir eşi yoktur; örgütlenme modeli olarak, tamamı C.I.A. denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.”


Arpalık !!! 

70 yaşındaki eski Başombudsman Nihat Ömeroğlu'nun Halkbank Yönetim Kurulu Üyesi yapılmasının yankıları sürerken, değişen Vakıfbank yönetiminde de sürpriz yaşandı. Fazilet Partisi'nin “emanetçi” kurucu Genel Başkanı İsmail Alptekin, Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkanı yapıldı. 74 yaşında olan Alptekin, daha önce de aynı bankada düz yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyordu.

xxx

Yukarıda ki haberleri okumayan vardır diye bir ke z daha paylaştım.

Neyin liyakatinden, neyin adaletinden, neyin hakkaniyetinden bahsediyorsunuz.

Siz her önünde Adalet yazıyor diye Adaletli davranacağını mı sanıyorsunuz hala.

Yediğiniz kazıkların haddi hesabı yok ve hala  iyimserseniz  evinizde sizden harçlık bekleyen  işsiz çocuğunuzun suratına bakmayın.

Utanın sıkılın, kahredin, rezil rüsva olun.

Ve tüm bunlara rağmen bu arpalıkları işgal eden yandaşları mezarlıklara yakın yerlerde durdukları halde buralara getirenlere biat edin.

Kim mi, niye mi ?

 Acıyanın!!!

DÜRÜST OLALIM !  

Uzun yazmayacağım.

Sokağa çıksaydık Dokunulmazlıklar kaldırılsın deseydik, herhalde en az yüzde 90 evet derdi.

Hal böyle iken CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını ‘ CHP dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet demeseydi böyle olmazdı ‘  mantığı ile yaklaşanlara bir soru? Arkadaş adamlar ellerinde ki çoğunlukla hırsızı, yolsuzu, haksızlığı, tecavüzleri, yangınları sorgulamaktan kaçıyorsa ve de hal böyle iken ya destek vermeseydi mantığı ile  bunların çanağına su dökmek neyin nesi ?

Dürüst olalım dürüst..

 

Dokunulmazlıkların kalkması sonrasında uygulama sadece muhalefete yapılıyorsa seslerini yükseltmesi gerekenlerin suçu başkalarına yüklemesi ülkede ki aymazlığın en hafif örneğidir.

Yüzsüzlük