MEMLEKETE HOŞ GELDİNİZ

   
  Ordu Değişim Gazetesi
  10. köy ( yeni ) Erol Karaer
 

Bu köyün yazarı Erol Karaer'dir



    DİNLEMEZSEN BÖYLE OLUR !

EROL KARAER 
Ordu Büyük şehir Belediyesinden eski başkan zamanından sinyale yatıp Şöyle Yeni Ordu böyle yeni Ordu diyenleri dinleyenlerin hali ortada.
Geçen yıl da sormuştuk bu transferleri kim yapıyor. Gol kralı diye bir yıl oynamamış oyuncuyu alıyorsun, ayni hatayı bu yılda yapıyorsun. Aracılar kim, komisyoncu menajer kim, kim, kim, kim
Geçen yıl yaşanan rezilliklerin bu yıl yaşanmasının nedeni ne ?
Kimse Enver başkan gitti destek kesildi filan demesin. Ama diyorlar herhalde Başkan Engin Tekintaş’ın bu konuda bir söylemi olacaktır. Bu iddialar doğru mudur, değil midir öğrenmemiz gerek ?
Orduspor’u çiftlik sanan bazı futbolculara da şöyle seslenmek istiyorum.
Pazar günkü maçı banttan tekrar izleyin niye 3. Ligde top koşturduğunuzu anlarsınız…
Ayrıca yönetim geçen yıldan bu yana yapması gereken yenilenmeyi niye yapmamak da ısrar ediyor anlamak da güç.
Birilerinin demesine göre elleri ceplerine gitmiyor ki niye bıraksınlar, bedavadan hava atılıyor..
Bu sözlere de yönetimin söyleyeceği bir şeyler vardır herhalde.
Son not; sinyalci belediye menfaatçileri yerine biraz da sizden olmayana kulak verin. Hala AKP ceketini çıkaramadan kulüp yönetiyorsunuz..

TAM SAĞ YAP CHP, BÖYLE OLMUYOR !?


Tribünlere oynama sevdası CHP’de ki kıt akılıların partiye zarar vermesi ile devam ediyor.
Parti içinde çok rahat konuşulabilecek bir konuyu milletin ağzına sakız yaparak kendi ayaklarına değil, beynine sıkan CHP bu karar itibarıyla solculuğu tümden ret etmiş ve sağ kulvara geçmiştir.
Türkçe ezan isteyen bir milletvekili kesin ihraç kararı ile disiplin kuruluna sevk eden yarım akıl yerel seçimlerde başarılı olacağına inanıyor.
Parti içinde ki sol kesimi tamamıyla atarak sağa yaslanma peşinde olanların yüzünü 30 Mart sabahı çok merak ediyoruz. Bu konuyu daha öncede yazdık.
Allah CHP’li olan gerçek sosyal demokratlara sabır versin! 
( Birileri bunu izinsiz TV’ye çıkma olarak savunabilir. Ama Gürsel Erol’a geçtiğimiz günlerde istenilen ceza verilemeyince her ikisini de bir, tv’yi bahane ederek disipline yoluyorlar. Ya Allah'ınızı severseniz nerede kaldı sizin sosyal demokratlığınız. Her görüşe saygı duymak bu mu ? Eleştirdiğiniz bütün faşist değerleri bütün berbat sağ argümanlarını kullanarak mı seçim kazanacak veya birilerine şirin gözüceksiniz ? Şimdiye kadar tv'ye çıkanlar hep izinli miydi ? Bu iş parti içinde sözlü uyarı ile çözülemez miydi ? İzinsiz televizyona çıktı diye kesin ihraç istenir mi ? )

( Ben bu yazıyı bitirdim Cuma gün, ayni gün Öztürk Yılmaz atıp tutup gürlemiş sıkıysa partiden beni at demiş. Biz ortalık yatışsın  malzeme vermeyin birilerine derken millet tam gaz devam ediyor. Allah CHP’dekilere akıl  fikir versin! )

 


İSTİKLALİN DE, İSTİKBALİN DE GİDİYOR

Bu gün 10 Kasım … 
Bir ulusun yeniden ayağa kalkmasını, bağımsızlığını ve özgürlüğünü kazanmasını sağlayan ona öncü olan lider Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm günü…
Hani senin pervasızca, ahlaksızca, namussuzca iftira attığın, küfür ettiğin insanın ölüm yıl dönümü.
Bütün dini değerleri ayaklar altına alıp, Kuran’da ne geçerse tersini yapıp Müslüman geçinerek gezen biat ederek, hem aile namusundan, hem şahıs namusundan bir gram utanmayanlar…
Yüzyıla yakın bağımsız ve istediğin gibi yaşıyorsan bu başta Atatürk olmaz üzere bu vatan için şimdiye kadar şehit ve gazi olmuş insanlarımızın sayesindedir.
Hala ayağa kalkamıyorsun.
Hala nasıl bir rezilliğin, sefaleti, aymazlığın içinde olduğunun farkında değilsin.
Adamlar malı götürüyor, dolar istif ediyor, yandaşlara kiriz uğramıyor, sen aç sefil gezerken, onlar dünyanın en pahalı arabaları, uçakları ile gezip tozup istedikleri gibi kaynakları harcadığı halde sen hala cıbban yapıp Atatürk'e küfür ediyorsan;
Ben sana milisini iade ediyorum.
Bu gün akıllan, silkelen uyan. Siren sesi ile ayağa kalk ellerini semaya aç ve ‘Allah'ım gördüm ki senin güç ve kuvvetinle 7 düvele arkadaşları kahraman Türk milletli ile karşı koyan Atatürk ve bu vatanı bize bırakanlara şükürler olsun, gani gani rahmet eylesin. Bizi kendi vatanımızda parya edeceklere fırsat verme Türk’ten çok Arap sevenlerini yola getir, bizi Firavunun zulmünden koru, kendi menfaatleri uğruna halkı soyanları kahrı perişan eyle, bize akıl fikir ver, bizi biatcılıktan arap ümmeti seviciliğinden kurtar.’ diye yalvar.
Hala Atatürk’e Cumhuriyet’e saldırmaya devam etmeyi düşünüyorsan şöyle bir Anıtkabir’e bak. 
Orası sana da senin Firavunlarına, senin haramilerine yeter de artar bile..

 OY PATLAMASI OLACAK MI ?

 

 CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, 2019 yerel seçimleri öncesi aday patlaması yaşadıklarını belirterek, "Geçmişte aday bulmakta zorlandığımız seçim bölgelerinde bugün en az 2-3 adayla onların arasından seçimi kazanabilecek, başarılı olabilecek adayları tercih etme noktasına geldi. CHP, bin 398 belediyede her yerde adayını gösterecek ve eminim en iddialı ve başarılı olacak adaylar ile 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerine katılacaktır. Geçmişte Doğu ve Güneydoğu'da, aday bulmakta zorlandığımız seçim bölgelerinde bugün en az 2-3 adayla onların arasından seçimi kazanabilecek, başarılı olabilecek adayları tercih etme noktasına geldik" Demiş..

Benim merak ettiğim CHP’nin bu kadar aday bolluğu olduğuna göre oy patlaması yapıp yapamayacağıdır.

            Israrla, büyük şehirler hariç zamanı daraltma yoluna gidin ve  kayıtlı üyeyi bırakın delegeleri yok saymaya devam eden zihniyet aynisini bu seçim öncesinde de yapma peşindi.

            Sayın Torun’un bazı konuşmalarına şahit oluyoruz ki  meali, genel başkan beni çok seviyor kime tavsiye edersek o aday olur manasına geliyor.

            Partiyi sağ söyleme çekme, sağa yakın isimlerle çalışıp ittifak kozunu oynama peşinde olan CHP’nin bunu bırakma gibi bir niyeti olduğu gözükmüyor.

 

Yazılarımı takip edenler bilir. Bu kafa şimdiden kendini şarj etmezse; 30 Mart sabahı görüşürüz.. 

10  Kasım yaklaşıyor!!!

Geçen yıl 10 Kasım’da skandallar yaşandı ama  öylesine unutturuldu gitti.

Bu işin sorumlusu kimse kim bu işleri denetleyip kontrol edecekse şimdiden uyarıyorum.(Sen kimsin, kimi uyarıyorsun diyebileceklere; ben halkım, sorumluları uyarmak onları denetlemek benim de görevimdir )

Geçen yıl siren 9’da çalındı, kollarında milyon liralık saatleri olanlar her türlü elektronik ortamda saati hiçe sayarak anma törenine erken başlayarak 9’u 4 geçe bitirdiler.

Yani bu özensizliği Ata’ya karşı yapılmış bir saygısızlık saymayacağız da ne sayacağız? Bundan kimi sorumlu tutacağız, bu ayıpların hesabını biz mi ödeyeceğiz.

            O yüzden bu günden uyarıyorum; hata oldu, yanlışlık oldu diye kimse savunmaya kalkmasın.

Suç duyurusu hazır !!!


BİZ KÜÇÜKEN 

Nazım Usta’nın bir şiirini geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren başka bir Usta Ara Güler’in fotoğrafı ile bu gün yayınlayalım dedik. Her ikisinin de ruhu şad olsun… 
Biz küçükken çok büyüktük. 
Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. 
Güzeldik biz küçükken.

Kaşlarımızı almayı bilmezdik, makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik. 
Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti bizim için, lükstü, zenginlikti. 
Ailelerimiz en az beş kez arardı eve beş dakika geç kaldığımızda. 
Otobüsteyim bile diyemezdik, otobüsle bir yere gidemezdik. 
Otobüs lükstü, zenginlikti. 
Koşa koşa eve varana dek nefes almazdık ve nerdesin sen sorusunu duymadan cevabı verirdik.

Biz bir gülerdik küçükken, kalbimiz kahkahalar atardı. 
Biz küçükken öğretmenimiz en yakın arkadaşımızla sıralarımızı ayırmasın diye, teneffüse kadar konuşmazdık. 
Not yazardık birbirlerimize. 
Biz diyorum küçükken bizdik böyle bayağı bir kalabalıktık. 
Yani biz diyebileceğim kadar çok. 
Biz küçükken bir büyüktük ki böyle kollarımızı açsak sığmazdı eni boyu.

Sonra mı? 
Büyüdük.

Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. 
Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani.

Biz olamadık bir daha. 
Sen, ben olduk.

Büyüklük lüks değildi, zenginlik değildi. 
Koşa koşa büyüdük. 
Büyürken ne de çok küçüldük. 
Nâzım Hikmet RAN 

 TİCARET ODASI VEYA ZİRAAT ODASI AÇIKLASIN

Cumhurbaşkanı fındığa 1 Kasım’dan itibaren iki lira destekleme yapılacağını açıkladı.
Toprak Mahsulleri Ofisi Levant kalite fındığı 14 liradan, Giresun kalite fındığı 14.5 liradan alacakmış.
Cumhurbaşkanın söylediklerini meclisin bile sorgulayamadığı yerde bizde sorularımız Ticaret ve Sanayi Odası ile Ziraat odasına soralım?

Bu saatten sonra kimin işine yarayacak bu fiyatlar?
Üreticinin elinde ne kadar fındık var? Üretici ne kadar faydalanabilir? 
Çıkın delikanlı gibi bu fiyat kime yarayacak, fındık üreticisi bundan ne kadar faydalanabilecek bir açıklayın!!!
Bekliyoruz. Ne kadar delikanlısınız göreceğiz?!!

BOŞ BOŞ YAZIYORUZ!!!
Örneğin Bank Asya’nın kapısından geçene soruşturma açtınız ama 15 Temmuz sonrası feto parası sergileyenle ilgili açıklama bile yapmadınız?
Karayolları ile şehir içinde ki cepler otopark oldu üstüne üstlük trafik polisleri bakmıyor bile buralara deyip Emniyet müdürüne seslendik ‘ Dayak yemeye az kaldı diye ‘ tık çıkmadı.
Ordu Büyük şehir Belediyesi su faturalarında sözde indirim yaptı katı atık bertaraf parası ile alacağını alıyor, kaldırımlar işgal altında yayalaştırılan caddeler esnafların masaları istediği gibi atma .yerleri oldu yayalar neredeyse yürümek için dans ediyor dedik yine dinlemediler.
Fındık için kendini yapma gerekeni yap Fiskobirlik ile TMO’ni siz devreden çıkardınız bari birini tekrar devreye sokun dedik, Mecliste fındık araştırma komisyonu önerisine ret oyu verdi.
Velhasıl Ordu’da ki yetkiler keyfi davranmaya devam ediyor.
Bende olsam öyle davranırdım!
Ses çıkmayın bir Milet çok rahat demek ki ?!

Ne yazık ki anlamıyorlar!!! 
"Unutmayın kardeşlerim. Bu seçim 40 yıllık esnaf dükkanını kapatmak zorunda kalan Ali amca ile paradan para kazanan rantiyeciler arasındadır. Bu seçim şeker fabrikalarını satanla, nolur satmayın diye mücadele edenler arasındadır. Bu seçim çocuğu üşümesin diye saç kurutma makinesini açıp çocuğuna veren sonra da yan odada intihar eden Emine Akçay kardeşim ile yandaşlara kömür dağıtanlar arasında olacaktır. Bu seçim bir türlü atanamadığı için intihar eden Merve Çavdar kardeşim ile devletin imkanlarını sömürenler arasında olacaktır. Bu seçim köy yolu kapalı olduğundan oğlunu hastaneye yetiştiremeyen ve cansız bedenini 16 kilometre taşıyan Muharrem Taş kardeşim ile aya dört geliş dört gidiş yol yapma soytarılığını dile getiren taş yürekliler arasında olacaktır. Bu seçim üç yüzü aşkın emekçi maden işçisi arkadaşına mezar olan, Soma Madeni'nden çıkarıldığında sedyeye binerken "çizmelerimi çıkarayım mı?" diye söyleyen Murat Yalçın kardeşim ile "böyle ölümler bu işin tabiatında var" diyen kibir kulelerinde oturan beyefendiler arasındadır. Bu seçim mazlumla zalimin, bu seçim ahı olanlarla ah alanların, bu seçim suskun ile sesi çok çıkanların, bu seçim Allah'a kul gayrında hür olanlarla; güce, makama, şöhrete tapanların seçimi olacaktır."
xxx
Ne seçimi, nereden çıktı bu diye bilirsiniz.
Haziran ayında yayınlanan bir yazımdan alıntı.
Fazla zaman geçmedi 2018 seçimlerinin üzerinden, şimdi de yerel seçimler geliyor.
Onca yolsuzluğa, onca açlığı, onca haksızlığa, onca sefalete karşı hala ayni kafadan gidecekseniz Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı ve 1. Bölge Milletvekili Adayı Dr. Abdullah Sevim’in o günlerde paylaştığı videoda ki sözlerini tekrar edeyim dedim.
Siz bilirsiniz?

 

 

CHP VE YEREL SEÇİMLER!

CHP’li Yalova belediyesi Başkanın sevinç gösterileri ile yüz yıl öncesinin Türkiye’sinde kalmış ve Arap dünyasına has Sıbyan mektebini açtı.

Ne CHP genel başkanından ne yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Seyit Torun’dan ve bir başka CHP yöneticisinden tık çıkmadı.

Meğerse o ara genel başkanları sağ söylemlere önem verin dermiş.

Yazıldı çizildi tepkiler büyüdü ama takan olmadı gerçek CHP’liyi..

Geçtiğimiz günlerde Sosyal Medyada kaldırım taşı üstüne asfalt döken bir Belediye haberi geldi.

İstanbul Kartal belediyesi..

Utanmadan sıkılmadan gelen tepkiler şu mazereti üretmişler..
"Zamanla yıpranmış, tamiri mümkün olmayan zaman zaman sağlık açısından yaralanmalara, hendek ve çukurların oluşmasına ve kazalara sebep olan Atalar Caddesi, vatandaşların ve esnafın daha fazla mağduriyet yaşamaması adına, kış şartları ağırlaşmadan talebe çok hızlı bir şekilde cevap vermek için asfaltlanması gerçekleştirilmiştir"

Tüm bunlara karşın CHP genel seçimler hızla hazırlanıyor. Genel başkanları ile Yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcıları ile…

Mart ayında görüşmek dileği ile…

KİMDEN ÖĞRENDİN!!!

Sadece kimden öğrendin, diye soracağım …

Fazla uzatmayacağım. Senin bahsettiğin toplumsal birlik, TC’nin kaldırılması mıdır ? Senin Adalet dediğin işine gelen kararları alkışlamak mıdır ? Senin İdeolojik karar siyasi karar dediğin Rahip hikayesi midir ? Veya birilerinin Fetö’dan içeri atılması birilerinin ise Reisinizin demesi gibi Kayseri’de gücün kullanılarak para ile dışarı çıkılması mıdır ? Andımızın tekrar hortlatılması deyimini kullanarak içinde bulunan Türk, Çalış, Övün, Güven veya Atatürk sözlerini mi kast etmektesin yoksa başka şeyleri mi ?

Kısacası İlber Ortaylı’yı okuyun.. Kısacası dün söylediklerinizle, kol kola gezdiklerinizle yaptıklarınızı unutarak dönmeyi bırakın…

Yurtta yanan çocuklar için, maden altında kalan 301 madenci için, vakıflarda ırzlarına geçilen çocuklar için verilen mahkeme kararları hakkında tek bir kelime etmemiş olanlar andımıza gelince mi Toplumsal birliği hatırlıyorlar.

Eğitim Bir Sen başkanı olmak önemli şeydir!!! Daha da önemli olan vicdanlı olmak, Allah’tan korkmaktır. Bunları öğrenememiş ve gerçekleştirmemiş olmak söylediklerinizi havada bırakır ve ‘ kimden öğrendiniz ’ sorusunu sordurur.

 


İyi ve Kötü`nün yüzü aynıdır...

LEONARDO ve SON AKŞAM YEMEĞİ
‘Simyacı’nın meşhur yazarı Paulo Coelho`dan bir hikaye …

Leonardo da Vinci `Son Akşam Yemeği` isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı. İyi`yi İsa`nın bedeninde, Kötü`yü de İsa`nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda`nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı.

Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan üç yıl geçti. `Son Akşam Yemeği` neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı.

Leonardo`nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.

Leonardo, yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu..
 
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:  `Ben bu resmi daha önce gördüm...`
`Ne zaman?` diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı..
`Üç yıl önce` dedi adam. `Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce... O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa`nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...`

İyi ve Kötü`nün yüzü aynıdır...
Her şey, insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...

Paolo Coelho

( Alıntı )

 

NOT : ORDU YENİ HABER GAZETEMİZİN 13. YAŞ GÜNÜNÜ KUTLARIM… EMEĞİ OLAN HERKESE SAYGILAR 

Kaçamıyoruz ki ?

 2016 yılının Haziran ayının 1 günün de yine bu gazetede bir yazı paylaşmışım.

Bazen kaçmak iyidir bağışlığı ile …

Kaçıp kaçamadığımıza karar verin.

Şimdi ise zamlar, aldatmacalar, yalanlar, dolanlar, yolsuzluklar gırla…

İşte o  günkü yazı

Bazen kaçmak iyidir!!!

İçimiz dışımız kirli bir siyaset halini aldı.

Siyasetten kaçmak bazen iyi geliyor insan.

Toplum öyle bir hale geldi ki susmak moda, konuşanlar ise birbirlerin silah sıkacak hale geldi.

Peki şöyle bir geçmişe bakalım toplum bu kadar gergin miydi, peki bu gerginliği kim yarattı.

İnsanların en ağır şekilde itelendiği ortamda birileri susmaya devam ediyorsa, bizim de fazla Donkişotluk yapmamıza  gerek yok.

Bu yüzden arada sırada pek okunmamış paylaşımlarda bulunuyorum.

Bu gün yine Ümit Yaşar Oğuzcan’dan alıntı yapalım dedik!

….

 Sadrazam efendimizin kavuğu

Halkın derdini dinler her sabah mâbeyinde
El pençe divân durup ağlaşırlar
Fukara Aliler
Dert küpü olmuş Veliler
Hasanlar, Hüseyinler…
On binler
Yirmi binler
Yüz binler…
Velhasıl mâbeyinde her sabah
Halk inler
Kavuk dinler.
……

Mâbeyin (Osmanlı döneminde padişah sarayı e.k.)

Millet dertli

Büyük Şehir Belediye Başkanı Engin Tekintaş bir ziyaretinde

“Allah ülkemize ve milletimize güç kuvvet versin. Bize inanan güvenen milletimize saygılar sunuyorum, millet varsa biz varız.” Demiş.

Sözü fazla uzatmadan  Başkana sesleniyoruz.

Zamlardan inim inim inleyen millete birde katı atık bertaraf parasını  fatura başına 5 lira ekleyerek alıyorsunuz.

Yüzde 10’luk indiriminiz ne işe yarıyor ?

Belediye olarak iyileştirme düşünüyor musunuz ?

Bu soruyu sorduktan sonra acizane bir görüşümü paylaşmak istiyorum.

 Sayın Başkan Oski, Zabıta, Yapı, inşaat, imar dairelerine bir çeki düzen veriniz. Orbel’i bir ele alınız.

Ayni sistem ile gittiğiniz taktirde eskiden ne yaşandıysa sizde ayni şeyi yaşarsınız. Benden söylemesi…

 

ORDU ÇEVRE YOLU PARALARI NE ZAMAN ÖDENECEK ?

 

 Dedik ki  proje de hatalar arsa, zemin etüdü iyi yapılmamışsa bunu yapanlara ne gibi bir yaptırım uygulandı.

Sözde 2016 yılında açılacak yol hala açılmadı.

 Devletin milyarlarca lira zararı var halkın ararı var b nasıl iş bunun hesabı niye sorulmaz dedik.

Devletlü yetkililer, milletvekilleri hiç duymadılar.

Sonuçta hala açılacak diye bekliyoruz.

Son bir ümit Vali Yavuz’un açıklamaları oldu :

Ordu Valisi Seddar Yavuz, "Ulaşıma en kısa sürede açmayı biz ve Karayolları Genel Müdürlüğümüz de arzu ediyor. Çünkü bu yol sadece Ordu'yu değil, tüm Karadeniz'i rahatlatacak bir yol. Şuana kadar 65 kilometre tamamlandı, 11 kilometre fore kazık çalışması hızla devam ediyor. Karayolları Genel Müdürlüğü ve Bölge Müdürlüğü teknik ekiplerinin bana verdiği bilgiye göre de yılbaşına kadar buranın bitirilmesi hedefleniyor" diye konuştu.
Bu projenin maliyetinin 2 milyar lira olduğuna dikkat çeken Vali Yavuz, "Ordu Çevre Yolu projesi yaklaşık 2 milyar civarında bir bedeli olan mega bir proje. Bu gecikmeler elbette elde olmayan, teknik sebeplerden kaynaklanan gecikmeler. Vatandaşlarımızın bunu anlayışla karşılayacağını umut ediyorum. Ancak yol yıl sonuna kadar tamamlanarak hizmete açılacak" ifadelerini kullandı.

xxx

Peki yine devletlü yetkililerine , milletvekillerine soruyoruz yıllardır arazileri arsaları yola katılan ve hala paraları ödenmeyen  mağdur edilen vatandaşların istimlak paraları ne zaman ödenecek ?

Senin ki sorumu bu krizde dersen halt edersiniz ! Başkan kriz yok diyor öyle ise şu vatandaşın istimlak paraları ne zaman ödenecek bir açıklayın bakalım ! 

CHP’NİN ZAVALLI HALLERİ !!! 

Yıllardır yazıyoruz, çiziyoruz.  CHP Genel başkanı ve genel başkan yardımcıları danışmanları görmemekte ısrar ediyor.

 Bekaroğlu, Kesici, Tanrıkulu gibileri partide tutmakta ısrar edenlerin gözünde ki çöpü  görmemeye devam etmesi yerel seçimde yaşanacak yeni bir hezimetin kapısını açıyor.

Yerel yönetimlerde başarılı olamayanları baş tacı edenler Yalova gibi belediye başkanlarını da hala tutmaya devam ediyor.

Solculuktan hızla uzaklaşan ve halka inememeyi başarı kabul edenlere Yalova  belediye başkanı gibi bir başkan yakışır.

Okumayanlar, bilmeyenler için bir haber paylaşıyorum:

            xxx

Yalova'nın CHP'li Belediye Başkanı Vefa Salman'ın yaptığı bir açılış tartışma yarattı. 

Salman, Yalova'da "4-6 yaş Kur'an Kursu" açılışı gerçekleştirdi. Açılışa ait fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaşan Salman şunları kaydetti:

"Yalova Valisi Sayın Tuğba Yılmaz, İl Müftüsü Turgut Açari’nin de katıldığı tören ile İsmetpaşa Mahallesi Abdülhamithan Camii arkasında yer alan Davut Taşpınar ve Bilal Karahan 4-6 yaş Kur’an Kursu’nun açılışını gerçekleştirdik. Hayırlı olsun."

Salman açılışla ilgili paylaşımına çok sayıda tepki geldi. Tepki gösterenler, 4-6 yaş çocuğun çok küçük olduğunu, okuma yazma dahi bilmeyen çocukların Kur'an Kursu'na gönderilmesinin doğru olmayacağını söylediler. Bazı kullanıcılar ise, 4-6 yaş arası çocuklar için başka eğitim merkezi açılması gerektiğini söylediler.

 

VAY ŞEREFSİZLER VAY !..

Yeni Akit Gazetesi CHP’li Gürsel Tekin’in İstanbul’da Çarşı Pazar yaptığı gezi sırasında kriz çığırtkanlığı yaptığını ancak esnafın ona gerekli tepkiyi verdiğini belirterek şok olduğunu ileri sürdüğü bir haber yaptı.

( Bu bölümler yazara aittir!) Geçinemiyoruz, zam zam diye bağıran şerefsizlere ekonomik kriz diye bağıranlara inat Balıkçı  İbrahim Gökberk ve diğer esnaf gerekli yanıtı vermiş.

 İyi okuyun  emekli, dul, yetim, işçi, işsiz AKP’ye oy vermeyen vatan hainleri bak balıkçı ne diyor :

İbrahim Gökberk, "Rant peşinde. Ne feryadı, ne kötüsü. Abartıyorlar. Piyasa o kadar kötü değil, hareketli, canlı. İllaki yaşam içinde zorluklar olabilir ama inişli çıkışlı. Dış güçlerin de baskısı var bunda, herkes biliyor. 7 düvele karşı savaşmaktayız. Şu an balığın bereketiyle beraber iş hareketli. Genel piyasaya baktığınız zaman da hareketli. Allah cumhurbaşkanımızı başımızdan eksik etmesin. Uzun ömürler versin. AK Parti geldikten sonra Türkiye'nin ne kadar değiştiğini gördük. Yol nasılsa yapılacak deniyor. Bundan öncekiler neden yapmamış. AK Parti'den sonra olan Türkiye tamamen çok farklıdır. Bunu ispatlamaya gerek yok. Arşive dönüp bakıldığında her şey vardır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra Türkiye'nin ufku ve milli duruşumuz çok açıldı" diye konuştu.

TAHTEREVALLİ İLE GİTMEK !   

 

 Bilen bilir bilmeyen bilmez; Tahterevalli ile nereye gidildiğini. Bilen bilmeyene anlatsın.

Aşağıda bir haber var,  onu okumadan önce iki üç satır yazalım istedik.

Bir ülke de tüm ekonomik krizlere rağmen bu konuda hala başı çekiyorsak benim tek bir söyleyeceğim bir ata sözü vardır.

 Uzatmaya gerek yok. Ne dediğimi aklı başında herkes anlar.

‘Sefalet kapıdan girince, namus pencereden çıkar’

Buyurun okuyun aşağıda ki haberi!

 

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yılın ikinci çeyreğine ilişkin hazırlanan "Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü 3 Aylık Pazar Verileri Raporu" ve sektöre yönelik değerlendirmede bulundu.

İstikrarlı bir şekilde büyümeyi sürdüren elektronik haberleşme sektörünün 2018'e de iyi başladığını ifade eden Turhan, yılın ikinci çeyreğinde bu performansın sürdüğünü söyledi.

Mobil abone sayısındaki artışın sürdüğüne dikkati çeken Turhan, geçen yılın sonunda 77,8 milyon olan mobil abone sayısının, bu yılın ilk yarısı sonunda 79,5 milyon, sabit telefon abone sayısının da 11,5 milyon olduğunu vurguladı.

Turhan, 1 Nisan 2016'da hizmete sunulan 4,5G abone sayısının artışını sürdürerek 68,1 milyona yükseldiğini belirterek, "4,5G hizmetini cihazı ve SIM kartının uygun olması sayesinde aktif kullanan abone sayısındaki gelişim devam etti. Aktif olarak 4,5G hizmetinden faydalanan vatandaşlarımızın sayısı 37 milyona ulaştı" diye konuştu.

Türkiye'nin yılın ikinci çeyreğinde aylık ortalama 453 dakikalık mobil görüşmeyle Avrupa ülkeleri arasındaki birinciliğinin devam ettiğini aktaran Turhan, Türkiye'yi 313 dakikalık mobil görüşmeyle Bulgaristan'ın izlediğini söyledi. Turhan, hem mobil hem de sabit geniş bant abone sayısının istikrarlı artışını sürdürdüğüne işaret ederek, 4,5G abone sayısındaki artışın fiberdeki yükselişin etkisiyle abone sayısını hızla arttığını belirtti.

BABALAR KISKANDI

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yapılan bir paylaşım dikkati çekti.

 Güzel kaleme alınmış ve gayette duygusaldı.

 Bir baba olarak kıskanmadım dersem ayıp olur

Buyurun sizlerle de paylaşıyorum. Özellikle oğlu olan analar okusun!

Her kadının bir oğlu olmalı. Önce koynunda göğsünde büyütmeli sonra boyunu aşmalı. Mutfakta bir şeyler hazırlarken gelip kafasından, tam tepesinden öpmeli annesini. Daha dün altını sen temizlemiyormuşsun gibi “çok fıstıksınız bugün hanımefendi” demeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Bulaşık makinesini açıp yarı dolu, sıyrılmamış tabağı bardak bölmesinde bulmalı her kadın. Terlikleri mutfakta yere yapışmalı, “oğlum şu reçelle kavga mı ediyosun napıyosun?” diye seslenmeli içeri, kocaman bir adam gelmeli karşısına, ağzı burnu reçel içinde kadına bakıp “ne reçeli?” demeli.

Her kadının bir oğlu olmalı, kirlisini, terlisini temizlerden ayırmayı bir türlü öğrenememeli, söylenmeye başlayınca da kucağına aldığı gibi havaya kaldırıp “dünyanın en huysuz ama en güzel annesi” diye annesini sevmeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Yolda yürürken kolunu omzuna atmalı, ilerde yolda kalabalık bir grup gördüğünde annesini diğer tarafına korumaya almalı, sanki düne kadar annesinin kucağında gezen o değilmiş gibi.

Her kadının bir oğlu olmalı. 45 numara ayakkabıları evin ortasında çıkarıp gelip yanına, sanki daha 4 yaşında gibi başını göğsüne koymalı, “yoruldum annem, açım” demeli. O koca herif bir kalemde 4 yaşına dönmeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Düne kadar donunu sen giydirirken bugün “yakamız açık mı biraz hanımefendi?” diye trip atmalı.

Her kadının bir oğlu olmalı. “Ya ilerde karın beni sevmezse” falan diye yol yapmalı kadın. Oğlu da “seni sevmeyen kadını ben ne yapayım” demeli. O işlerin öyle olmadığını bilsen de ses etmemeli. Acı bir tebessüm oturmalı yüze. Canım oğlum, SEN beni sev yeter demeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Arkadaşlarıyla çıkacakken “oğlum paran var mı?” demelisin o cebine bakmadan “var” demeli. Gidip cüzdanına para koyup sonra koymamış gibi babaya “çocuğa harçlık versene” demeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Tam kızmışken, bağırırken gelip bir makas almalı yanağından “kızma annelerin en güzeli” demeli, neye kızdığını unutturmalı.

Her kadının bir oğlu olmalı. Yaşlılığında ziyaretine gelmeli. 

Her kadının bir oğlu olmalı. Her kadın hayatının bir döneminde erkek berberinde beklemeli, çok enteresan tecrübe gerçekten.

Her kadının bir oğlu olmalı. Özel gecelerde, yemeklerde, düğünlerde falan zorla dansa kaldırmalı oğlunu. Kazık gibi eğilip bükülmeden durmalı oğlu, kadın dans etmeyi göstermeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Dün ağzının kenarından meyve püresi silerken bugün hesap istemesini, bahşiş bırakmasını izlemeli.

Her kadının bir oğlu olmalı. Evladı “ilerde bana bakacak” ya da “altımdan alacak” diye düşünmeden de sevebileceğini öğrenmesinin tek yolu bu sanırım. Evlat karşılıksız sevilen tek canlı.

Erkek anneleri oğullarını bir şey bekleyerek değil, gideceğini bilerek severler. Hem de öyle güzel öyle çok severler ki…

 

Anlayabilmeniz için bir oğlunuz olmalı…

HER ŞEY DEJENERE!
Toplumda her şeyi dejenere eden yapı dediğim dedik, çaldığım düdük demeye devam ediyor.
Son iki ayda milyarder sayısı Türkiye’de yüzde 12 artmış.
Dış güçler denilen pezevenkler ülkemizin içine ettiler!!!
Uyuyan iç güçler ise bu süreci tetikliyor.
İsyanımız çok ama Karunlarla, Harunlar!!! savaş etmeye devam ediyor.
Bari Fuzuli ne diyor, isyanımızı onunla dillendirelim.

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere vuran vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

NE ALEMDESİNİZ?

 İnsanlar gazeteciye bölgesi , yerleşim yeri ile ilgili yaşananları anlatıp dert yanıyor.
Yazmasını çizmesini sesini duyurmasını istiyor.
Bazı istisna gazeteciler aptal aptal dayanamayıp yapıyor bu haberleri.
Bazen sosyal medyada paylaşıyorlar.
Ama ne gariptir ki bölgesinde ki dertlerin dile getirilmesine karşın bırakın yorum yazılmayı haber paylaşılmıyor bile.
Hatta öyle ki haberi veren en fazla dert yananlar bile ne beğeni atıyorlar ne yorum yapıyorlar ne de haberi paylaşıyorlar.
Ne desek bilemiyoruz.
Öyle rezil bir durumdayız ki, ne utanmamız ne sıkılmamız ne de insanlığımız var.
Yurdum insanı istisnalar hariç öyle bir rezil durumdasın ki seni hiçbir şey eski haline getiremez.
Yerlerde sürünüp yalandan ağlamayın.
Pisliğiniz için tepinip durun!!!

FINDIK KOMEDYASI
Herkes fındığın bir ucundan tutmuş oynamaya devam ediyor.
Atı alan yolu bitirmiş hala fiyattan bahseden kurnazlar var.
Ülkenin en önemli döviz kaynağı olan ve karşılığında hiçbir şey ithal edilmeyen bu ürün karşısında 16 yıldır ne oldu da şimdi ne bekliyorsunuz.
16 yıldan beri 3 kuruşluk dönüm parasına mazot parasına tav olanların ve bu tava ortak olan oda ve mesleki kuruluşların yalandan bağırtısına egemen güçlerin dikkate alacağını mı sanan var hala?
Utanmaları sıkılmaları olmayanların cılız seslerini dikkate almayanların yerden
göğe kadar haklı olduğunu herkes anlamıştır artık!!
Ömrü boyunca 3-5 kuruşa tav olup ürünü yok pahasına elinden çıkartıp dert yananların yavşaklaşma sürecinin devam etmesine niye şaşarız bilemem?
Beter olun diyeceğim de bundan daha beteri var mı onu bilemiyorum !!


TOPLU TAŞIMA (MA)

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Altınordu ilçesinde hayata geçirilen Toplu Ulaşımda Dönüşüm Projesi’nde akıllı durak uygulaması başladı.

Yoğunluğun en fazla olduğu duraklara, Özel Halk Otobüsü tahmini geliş süresini gösteren LCD-LED ekranlar ile “Ordumkart” dolum otomatları yerleştirildi.

Haber böyle;

Diyor ki Ordu Büyük Şehir Belediyesi bekleyeceğiniz uzun zamanı göreceksiniz.

Ne oldu hatlar yeni takviyeler yapılacaktı?

Ne oldu sağlıklı olarak ulaşım sağlanacaktı.

Ne  oldu konserve kutusu gibi araçlar doldurulmayacaktı?

Yani birileri nasıl olsaı bazıları konuşuyor onları da dinlemiyoruz, çoğunluk sesini çıkarmıyor böylece durumu kurtarırız diye düşünüyorsa doğru düşünüyor!!!

Biz görevimizi yapmaya devam edelim. ( Geçtiğimiz günlerde Ordu Devlet Hastanesi önünde ki dolmuş kuyruğunda ki yaşlı , hasta yığınla insanın yarattığı kuyruğu çekip sosyal medyada paylaşmıştım. Kimsenin sesini çıkarmadığını da belirtmiştim!!!)

Ordu’nun cezalı mahallelerine hizmet gitmemeye devam ediyor.

 Saray, Aziziye, Zaferi Mili, Düz, Taşbaşı bunların başında .

 Belki seçimi  Büyük Şehrin avantajları  kimi koysanız kazanabilirsiniz ama asla ve asla bu eziyeti ve bu ayrımcılığı unutmayacak insanları kazanmazsınız…

 

Şeytanın adımlarını izlemek   

Konu çok siyaset bulanık ve yandaşlık mide bulandırıcı olunca bizde kendimizi internetin derin sularına atıp bazı makaleler bazı yazılar okumaya veriyoruz.

Bir çoğunun anlamamakta ısrar ettiği konuları yeniden gündeme getirerek kendimizi yıpratsak da ! vaz geçmeye niyetimiz yok.

Buyurun size 40 maddelik bir Manifesto daha!!!

1- Allah’a içtenlikle inanalım ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım.

2- Aklımızı kullanalım. Aklımızı başkalarına teslim etmeyelim.

3- Kuran’ı anlamak ve hayatımıza yansıtmak üzere okuyalım. Peygamberlerin ve inananların güzel özelliklerini örnek alalım.

4- İhlaslı ve samimi olalım.

5- Öldürmeyelim. Allah’ın aziz kıldığı cana kıymayalım.

6- Haksızlık, adaletsizlik etmeyelim.

7- Haram ve günahlardan uzak duralım.

8- Nefsimize yenik düşmeyelim. Kendi kendimizi kınamayı bilelim.

9- Ahlaklı ve erdemli olalım.

10- Daima şükredelim, nankörlük etmeyelim.

11- Sözümüze sadık olalım. Yakınlarımız aleyhine dahi olsa şahitlikten kaçınmayalım.

12- Yalandan uzak duralım. Yalan yere yemin edip şahitlik yapmayalım.

13- Kibirlenmeyelim. Yürüyüşümüzde, davranışlarımızda ve ses tonumuzda ölçülü ve doğal olalım.

14- İnsanlardan yüz çevirmeyelim. İhtiyaç sahiplerini gözetelim.

15- Yaptığımız iyilikleri çok görerek başa kakmayalım.

16- Okuyalım, düşünelim, araştıralım.

17- İçtenlikle dua ve ibadet edelim.

18- Allah’tan af dileyelim. Onun rahmetinden ümit kesmeyelim.

19- Allah’ın rızasına uygun yaşayalım. Allah’tan razı olalım.

20- İçtenlikle tövbe edelim. Hatalarımızda ısrar etmeyelim.

21- Sabır ve güven içinde Allah’tan yardım dileyelim.

22- Affedelim, merhamet edelim. Affedilmeyi hak edelim.

23- Öfkelenmeyelim. Kabalık etmeyelim. Özür dilemeyi bilelim.

24- Güzel söz konuşalım. Güzel söz ve öğüde kulak verelim.

25- Lüzumsuz söz ve davranışlardan uzak duralım. Vaktimizi boşa harcamayalım.

26- Öğüt verip hatırlatalım. Hatırlatırken kendimizi de unutmayalım.

27- Dinde baskı ve zorlama yapmayalım. İnsanları Allah’tan ve dinden uzaklaştırmayalım.

28- Barışı esas alalım. Savaş ve kargaşaya engel olalım.

29- Fedakâr olalım. Malımızla ve canımızla Allah yolunda seferber olalım.

30- Çalışkan olalım. Bir iş bitince hemen yeni bir işe koyulalım.

31- İşlerimizi birbirimize danışalım. Yardımlaşalım.

32- Emaneti ehil olanlara verelim. Yakınlarımızı kayırmayalım.

33- Dedikodu yapmayalım. İnsanlara kötü lakaplar takmayalım.

34- Çirkin iş ve edepsizliği yaymayalım. Zanna uymayalım. Açık delil üzere olalım.

35- Mezheplere ayrılmayalım. Ötekileştirmeyelim. Birlik olalım.

36- Hayırlarda yarışalım. Birbirimize destek olalım.

37- Zalimlere eğilim göstermeyelim. Haksızlık karşısında dik ve kararlı duralım.

38- Allah yolunda mücadele edelim. Maddi menfaat gözetmeyelim. Karşılığı yalnız Allah’tan bekleyelim.

39- Allah’a dayanıp güvenelim. Allah’ın da güveneceği biri olalım.

40- Allah’ın sınırlarını aşmayalım. Şeytanın adımlarını izlemeyelim.

OYUNU SEN BOZACAKSIN!!! 

 

Siz  bakmayın bazılarının vatan millet Sakarya dediğine…

Ne kadar şerefsiz ne kadar vurguncu varsa anında bir araya geliyor.

Bu milletin içtiği sudan değil de sonradan karışmasından kaynaklanan bir şerefsizlik var ortada.

 Dolarla alakalı olsun olmasın herkes elinde ki malına zam yaptı.

 Çoğu stoklayarak Eylül ayının geçmesini biraz daha sam yapmayı planlıyor.

Hükümet hükümetliğini bilmediği için ne yapacağını da kestiremiyor.

 Oysa her şey açık.

 Ticaret bakanlığının bir yığın elemanı var.

Gerekli incelemeleri rahatlıkla bilgisayarlar üzerinden yapabilir.

Tüm bunlar yetmiyor gibi ürünlerin gramajlarını indirerek fiyatı sabit tutacakları yerde yine zam yaparak vurgun peşindeler.

Örneğin bir şişe suya bir lira bir damacana suya 6 lira zam yapılıyor.

 Ulan bu hep dolar olsa hep ABD’den gelse bu kadar  fark yemez.

 Dediğim gibi hükümet seyrediyor.

Görev yine bize düşüyor.

Stoklanan malı, gramajı düşürülen her hangi bir ürünü ve  aşırı zam yapıldığına inandığınız hiçbir şeyi satın almayın.

Ancak kendinizi kendiniz koruyabilirsiniz bu şerefsiz ahlaksız, hırsız, soygun ve vurguncu düzenden ve bu düzenin kan emicilerinden.


Ordu’ya yakışıyor!

Düz Mahallede Mehmetçik Çocuk parkı ile yan tarafta kalan otoparkın ortasında ki yolu  Taksi durağına veren Belediye ile ilgili  gelen tepkiler  yetkilileri hiç ırgalamamış.

Ordu’nun en güzel yerini otopark yapan  zihniyetin  utanacağı sıkılacağı yok ama belki yanlıştan döner dedik olmadı.

Çok çok zorunlu ise koyacaksın  otoparkın içine taksi durağını . Dünyanın neresinde  çocuk parkı ile  taksi durağı yan yana olur.  Bir metre vatandaşa yol bırakılır.

Her yeri rant olarak gören zihniyete gerekli tepkiyi göstermeyen Ordu bunu hak ediyor mu , ediyor.

Peki böyle bir alanı taksi durağına veren zihniyet Ordu’ya yönetmeyi hak ediyor mu?

 Veya utanmaları gerekiyor mu ?  

Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Biz ne dersek tersi oluyor.

Eski yelken kulübün oraya yaptırılan otelin yanından geçen yaya yolunu kapattırıp cafeye tahsis edenler Ordu’ya yakışıyor mu ? Yakışıyor.

Durmak yok Ordu’lu susmaya seyretmeye devam…

MUTLU HAYAT İÇİN 40 ALTIN KURAL

 SİZ HANGİSİNİ BECEREBİLDİNİZ?  

 

1- Ucuz araba kullan ama alabileceğin en güzel evi al.
2- Adam gibi üç fıkra öğren.
3- Sevinçlerini sakın erteleme.
4- Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığının %90'ini oluşturur.
5- Her gün 30 Dakika yürüyüş yap.
6- Her yemekten önce ve sonra şükret.
7- Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.
8- Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.

9- Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
10- Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.
11- Çocukların, adet kelimesini duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.
12- Dinine ait kitabi tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl sure tanı.
13- Kendini ve başkalarını affetmesini bil.
14- İlkyardımı öğren.
15- Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.
16- Her gün 6 bardak suyunu içmeyi unutma.
17- Seni seven insanları koru.
18- Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anlar, hayatinin en değerli anlarından biri olacak.
19- Kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkalarına yapma.
20- Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.
21- İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma :
a) Doğru insanı bulmak
b) Doğru insan olmak.
22- Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.
23- Sevimsiz olmayacak şekilde ayrı fikirde olmayı öğren.
24- Cesaretli ol, hayatına geri baktığında yaptıkların için değil yapmadıkların için üzüleceksin.
25- Çok mükemmel bulduğun bir fikri başkasının engellemesine izin verme.
26- Keyifsizliklerini açığa vurma.
27- Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve bir şeyi eleştirme.
28- Evliliğini güzelleştirmek için her gün bir şeyler yap.
29- İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.
30- Çocukların hakkında başkalarına iyi bir şeyler söylerken, bırak onlar da duysun.
31- Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir. Unutma !!!
32- Çocuklarını anlamaya çalış, yargılamaya değil.
33- Kalem ve not defterini daima yanında taşı.
34- Zaman ve kelimeleri boş yere harcama, ikisi de çok değerli.
35- İnsanların yaptıkları olumsuz şeyleri değil, ileride yapacaklarını düşün.
36- Senden az ya da çok parası olanlarla, paran hakkında konuşma.  
37- Bir şeyi elde etmek çok caba sarf ettiysen, tadını çıkarmak için zaman ayır.
38- Birisinin kahramanı ol.
39- Neyi ve kimi desteklediğini insanlara söyle.
40- Sadece aşk için, mutluluk için, huzur için evlen.

 

( Anonim ) 

Haram lokma ve siyasetin çöküşü 

Rahmetle andığımız ve anacağımız Yaşar  Nuri Öztürk’ün bir yazısını dünkü yazının üzerine iyi gideceğini düşündüm!

Haram lokma ve siyasetin çöküşü

Benim fikir ve siyaset sözlüğümde haram lokma, öncelikle, kamu kaynaklarının talanından elde edilen servet ve nimet anlamındadır.

Türkiye'nin en büyük sıkıntısı, haram lokmadan kaynaklanan sıkıntıdır.

 

Basın dünyamız, güncel tablolara kendi tarzı içinde bakıp bu haram lokma olumsuzluğunu vurgun, soygun, çeteleşerek Türkiye'yi soymak, kamu haklarını ihlal etmek, emeğe ve alın terine ihanet... şeklinde değişik ifadelerle vermektedir. Adı anılmayan daha onlarca haram lokma sektörü var bu ülkede...

 

Bazı örnekleri, ATO'nun kamuya mal olmuş raporlarından izleyelim:

 

1971-99 yılları arasında hükûmetlerin bütçe dışı harcadıkları paranın toplam rakamı 116 milyar dolar. Aynı rapora göre, kaçak kullanım, vatandaşlar kadar kamu kuruluşlarında da olmaktadır.

 

Türkiye genelinde kaçak elektrik kullanımı % 23.5'tir.

 

Yatırıma ayrılan her 3 liranın 1 lirası, rüşvete gitmektedir. Kamu İhalesi Kanunu, bir yandaş kollama ve haramı teşvik kanunu gibi çalışmaktadır.

 

Yarım kalmış yatırımlara harcanan paranın 2004 itibariyle yekûnu 130 milyar dolar.

 

Her 3 CD'den birinin, her yüz kitaptan 40'ının, her yüz bilgisayar yazılımının 58'inin korsan, yani haram kazanç olduğu tespit edilmiştir.

 

Türkiye, dünyada eşi görülmemiş bir korsan kazanç cennetidir. Bu demektir ki Türkiye, helal lokma yemek isteyenler için bir cehenneme dönüşmüştür. ATO'nun araştırmalarını kamuoyuna açıklayan raporların önümüze koyduğu tablolardan biri de şudur:

 

Özetleyelim:

 

%99'u 'Müslüman', yüz bin camili Türkiye, tam bir haram lokma cenneti veya cehennemi görünümü arz ediyor. Türkiye, bir 'emeğe ihanet ülkesi'...

 

Bu tablo dikkate alınarak Türkiye'nin durumu yeniden değerlendirilmelidir.

 

Haram kazanç, emeğiyle geçinmeye çalışan kitleleri değil, kayıt dışı ekonomiyi beslemektedir. Kayıt dışı ekonominin oranı ABD, İsviçre ve Avusturya'da %8, İngiltere, Hollanda, Fransa, Almanya, Kanada ve İrlanda'da %13 ila 15, Danimarka, Belçika, İtalya ve Yunanistan'da %18 ila 28, Türkiye'de ise % 66'dır. Bunun anlamı, Türkiye'de, emeğe ihanetin, erdemli insanı cezalandırma kurumuna dönüştüğüdür.

 

Kamu malını çalıp çırpanlar, insanlık suçlarının en ağırını işlemektedirler. Türkiye'ye hıyanetin öncüleri de bunlardır.

 

Haram lokma zulmünün açtığı yara, insanımızın seçkinliklerinden biri olan 'hak duygusu ve hakka saygı'ruhunu öldürmüştür.

 

Türkiye'de en tehlikeli tehditlerden biri de insanımızdaki hak duygusunun zayıflaması ve neredeyse yok olma noktasına gelmesidir.

 

İnsanımızın hak duygusunu süratle hayata döndürerek tatlı yalanla uyuşmayı beceri sanan kitleleri, acı gerçeği yeğleyecek ruh yapısına kavuşturmak borcundayız.

 

Devletin malı deniz, yemeyen domuz? şeklindeki zehirli sloganı şu şekle getirmek borcundayız:

 

'Devletin malı deniz, bir lokmasını yiyen domuz!' 

 

1980 sonrasının siyasal iktidarları haram lokmayı meşrulaştıran politikalarla bu ülkenin ahlak ve vicdan yapısını büyük bir yıkıma uğratmışlardır. Bu yıkım durdurulmadıkça bu ülkenin iflahı ve bu kitlenin refahı mümkün değildir. İstisnalar, her alanda olduğu gibi burada da kuralı bozmuyor, bozamıyor.

ALLAH İLE ALDATMA TİCARETİ  

İlahiyatçı Yazar Cemil Kılıç yazıları ile  belli kesimin pek hoşuna gitmez.

Yaşadığımız dönemi çok iyi anlatan bir 3-4 yıl öce kaleme almıştı.

Arşivimde denk gelince bu günler de neler yaşandığını ve sürecin nasıl bu hale geldiğini bazıları belki okur da anlar diye yayınlıyorum :

ALLAH İLE ALDATMA TİCARETİ  

 

Günümüzde din tam anlamıyla bir ticari faaliyet haline dönüşmüş durumda. Aslında bu, İslam tarihinin hemen her aşamasında vardı. Fakat son yıllarda Türkiye’de bu konuda inanılmaz düzeyde bir artış söz konusu. Bunun en büyük sebebi de dinin siyasi alana taşınmasıdır. Siyaset kurumu başat anlamda, dinsel söylemlerin baskın olduğu bir mecraya doğru sürüklendi.

A         KP iktidarıyla birlikte dinle ilintili ticari ürünler ve din üzerinden yapılan ticari faaliyetler, çok çeşitlendi. Dinsel sömürü için yazılan içi boş kitaplar, sanatsal değeri olmayan sözde dinsel musiki ürünleri, peygamberi rüyada gösteren terlik satışları, uyduruk dinsel filmler, helal gıda sertifikaları, geceliği bin dolara umreler, cami yaptırma derneği adı altında toplanan inanılmaz miktarda paralar, sizin hayrınıza bedava Kur’an-ı Kerim dağıtacağız diye insanlardan alınan bağışlar, bir kısım ilahiyatçıların yahut hocaların sunduğu ve karşılığında yüksek miktarda paraların alındığı televizyon ve radyo programları, sözde İslamî evlilik siteleri, sözde faizsiz bankacılık, sözde İslamî tatil otelleri, sözde İslamî rezidanslar  vb.  

Din üzerinden siyasi ve ticari kazanç elde etme işinin İslam’ın kadim dönemlerine değin uzandığını biliyoruz. Bu cümleden olarak belirtelim ki, dinin siyasete ve ticarete alet edilmesi özellikle Halife Osman dönemiyle yükselip Muaviye ile birlikte zirve noktaya taşındı. Sonraki dönemde de bu, tüm hızıyla devam etti.

Elbette ki bu gidişata karşı kaçınılmaz bir tepki de doğdu.

Nitekim din üzerinden zenginleşme ve lüks bir yaşam sürme temayülüne tepki olarak İslam tarihinde tasavvuf kurumunun doğduğunu görüyoruz.

Tasavvuf, dünya malına tamah etmeme, zühd içerisinde yaşama ve deyim yerindeyse; “ bir lokma, bir hırka” anlayışını yansıtıyordu. Tasavvuf bu fonksiyonunu yüzyıllarca sürdürdü. Muhalif dinsel hareketler büyük ölçüde tasavvufi / mistik bir anlayış etrafında örgütlendi. Bunu Karmatîlikte, Hasan Sabbah Hareketinde, Şeyh Bedrettin’de vb. çok net bir biçimde görüyoruz.

Açıklıkla ifade edelim ki dinin ticarileşmesi öncelikle siyasileşmesinin bir sonucudur. Hz. Muhammed sonrası ilk dönemde Hz. Ali’nin elinden Fedek Hurmalığının müsadere edilmesi olayı ile birlikte dinin siyasi ve ticari bir faaliyet olarak at başı bir şekilde gittiğini görüyoruz. Bu süreçte Ebu Zer gibi samimi mümin ve yoksul kimseler gidişattan duydukları rahatsızlığı dile getirdiler ve bunun bedelini de çok ağır bir biçimde ödediler.

Günümüzde dini, ticari bir faaliyet alanı olarak gören ve bu yolda servetler kazanan grupların tarihsel olarak kendilerini bir kısım sufî / mistik hareketlerin devamı gibi takdim etmeleri ise tam anlamıyla bir tenakuzdur. Görülen o ki tasavvuf kurumu da çoktan yozlaşmış durumdadır.

Aslında dinsel yaşam bütünüyle tam bir yozlaşma yaşıyor. Din, en sefil bir sömürü mekanizmasına dönüşmüş halde sınıfsal ayrımları keskinleştiren ve tahkim eden bir fonksiyon icra ediyor. Bu durum paradoksal bir biçimde gerçekte dinin temel referanslarına da aykırılık teşkil ediyor. İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’da, dinî duyguların ticaret ve siyasete alet edilmesi suretiyle sömürülmesi konusunda dikkat çekici uyarılar mevcut. Dişi Sığır Bölümü 174. Sözde / Bakara Suresi 174. Ayette din sömürüsü üzerinden ticari kazanç elde etmeye çalışanlara şöyle deniliyor: “ Allah’ın indirdiği kitaptan bir şey gizleyip onu birkaç paraya satanlar karınlarına ateş dolduruyorlar.”

Ama bu konuda en çarpıcı ifade, Yaratan Bölümü 5. Sözde /  Fatır Suresi 5. Ayette ve Lokman Bölümü 33. Sözde / Lokman Suresi 33. Ayette geçen şu sözlerdir:

 

“… Dikkat edin aldatıcılar sizi Allah ile aldatmasın!”

MANDOLİN  (Ç)ALMAK  KOLAY MIDIR ?

 30 Temmuz günü 7. Ölüm yıldönümünde Rüştü Demirel’i andık. Mali Müşavir Demirel’in anısına Ordu Mali Müşavirler  ve Muhasebeciler odası bir   güzel anma programı yapmış ve Ordu Değişim ve Karadeniz 52 gazetelerinde yer alan 52 yazısını da bir kitap haline getirmişti.

Daha önce de bu köşede zaman zaman yazılarına yer erdiğim Rahmetli Demirel’in çocukluk anıları ile ilgili bir yazıyı tekrar yayınlamak istiyorum. Allah rahmet eylesin.

xxx

            MANDOLİN  (Ç)ALMAK  KOLAY MIDIR ?

 

  “ Baba, ben mandolin istiyorum .....”

              Babam, tebessüm ederek,

              “ Tabi oğlum, akşam eve gelirken getiririm…”

              Ben sevinçle babamın tekel bayii dükkanından dışarı fırladım. Rüyalarım gerçek oluyordu. Mandolinim olacaktı. Çifte Fırına kadar koşarak gittim. Fırına gelince durdum. Babam beni anlamamış olabilirdi. Ben mandolin istemiştim ondan, acaba o mandalın mi anlamıştı ?

              Hızla, Sırrı Paşa Caddesinde Kasaplar Sokağı köşesindeki dükkana geri döndüm. İçeri girdim ve şaşkın bakışlarla bakan babama çekinerek, 

              “Baba, ben mandalın istemiyorum, mandolin istiyorum “

              Der demez dükkanda bir küfür patladı.  

              “Başlarım senin mandolinine. Babanda mı mandolin çalmıştı ? “

              Ne mandalın kalmıştı, nede mandolin … Kızgınlık ve korku içinde, ağlamaklı olarak dükkanı terk ettim, hızla eve gittim.

                                                     *                   *                  * 

              1957 yılı idi. 10 yaşımdaydım. Zaferi Milli Mahallesindeki Cumhuriyet İlkokulunda dördüncü sınıfında okuyordum. Rahmetli Mahmut Ataoğlu okulumuzun başöğretmeni idi       ( şimdilerde okul müdürü deniyor) Mahmut hocamız sanatçı ve saygın bir ailenin mensubuydu. Ağabey Ziya Ataoğlu resim öretmeni, diğer kardeşi şehrimizin o dönemler tanınmış bir terzisi idi. Yeğenleri Hamdi Ataoğlu sınıf arkadaşımızdı. 9 veya 10 yaşındaki Hamdi, bize sınıfta ve okulda keman konserleri verebilecek kadar yetenekli ve becerikli bir sanatçı idi.  

              Mahmut Ataoğlu başöğretmenimiz ayni zamanda müzik öğretmeni idi. Okulumuzun öğrencilerine mandolin kursu verirdi. Biz o yıllarda sabahtan akşama kadar tam gün eğitim görürdük. Akşam okul bitiminde mandolini olan öğrenciler bir derslikte toplanır, mandolin akortlarını yapmaya başlar ve Mahmut Hoca beklenirdi. 

              Mahmut Hoca kursa başladığında ben kapı aralığından arkadaşlarımın ahenkli, keyifli, müzik şölenlerini dinler ve imrenirdim. İzlediğim kaçamak kurslar beni çok etkiliyordu ve yüreğim mandolin çalma coşkusu ile doluyordu.

              Kararımı vermiştim. Her şeye rağmen benimde bir mandolinim olmalıydı. Tek çekincem rahmetli babamın tutumuydu. Babam, duygusallığını çatık kaşlarının arkasına gizleyebilen, yerine göre güler yüzlü sevecen, yerine göre sert bir insandı. Müzikle, yada benzeri başka bir uğraş ile ilgilenen bir çocuğun okumayacağı endişesini taşırdı hep.( Ben, o günün ilgi çeken resimli romanlarından Teksas, Tom Miks’i bile babamdan gizli, yorgan altında yada ders kitapların arasında okurdum.)

              Kararımı vermiştim. Tüm cesaretimi toplayarak babamdan mandolin istemeye karar vermiştim. Okul çıkışı siyah okul önlüğümü, beyaz yakalığımı çıkarmadan, Sırrı Paşa Caddesindeki, Çifte Fırın’ın yanındaki, Kasaplar Sokağı köşesindeki dükkanımıza gittim.       ( Bugün o caddede ne Çifte Fırın kaldı, ne kasaplar, nede kasaplar sokağı )

              Rahmetli babam bir elinde köylü sigarası, diğer elinde orta şekerli kahvesi ile tezgahın başında oturmuş arkadaşı ile sohbet ediyordu. Bana gülen bir yüzle bakıp ,

              “Hayrola Rüştü bir şey mi istiyorsun?

              Babam mandolin isteyeceğimi tahmin mi etmişti acaba? Hiç kimse ile bu düşüncemi paylaşmamıştım ki !…

              Cesaretim daha da artmıştı….         

              Yavaşça babama yaklaştım.

               Baba, ben mandolin istiyorum… Alır mısın ?....  

                                              *               *                  *

               Sonraları öğrendim ki bu ilginin adına, bu merakın adına “hobi” diyorlarmış. Her zamanki uğraşlarımızın dışında yer alan dinlendirici bir merak. Severek yapılan bir iş imiş.

               1957 yılı çok gerilerde kaldı. Dünya değişti, Türkiye de değişti. Eğitim, bilim, teknoloji her şey değişti. Beklentiler, istekler değişti. Hobi insanlar arasında yaygınlaştı. Seçimlik hale geldi. Hobi seçiminde verilecek doğru bir karar, özellikle çocuklarımızın gelecekteki hayatlarını, kariyerlerini etkiler hale geldi. Meslek seçiminde, yaşam tarzı oluşumunda, arkadaş ve eş seçiminde hobilerin tartışmasız önemli bir yerinin olduğu öğrenildi.   

               Ya büyükler ? Çocukluğundan buyana geliştirdiği, ya da sonradan keşfettiği hobileri sayesinde stresli, tempolu yoğun çalışma şartlarında nefes alma imkanı buldular. Huzuru yakaladılar.

              Benim hiç mandolinim olmadı…..

              Olsun. İnsan isterse başka hobilerinin varlığını keşfedilebiliyormuş.

              Yeter ki siz keşfetmek isteyin.

ATİLLA İLHAN

Geçtiğimiz günlerde bir sitede haber okurken Atilla İlhan’ın bir şiirine denk geldim.

Nasıl, niçin bilinmez ama denk gelip okumamışım.

 Aslında pek bilinen bir şiiri de değil gibi geldi bana.

 Tarzı değişik ama şahane anlamlarla yüklü idi.

 O yüzden  paylaşmak istedim : Buyurun okuyun!

 

İlk Defa Seviyorum

Ben seni bir okyanusun derinliğinde buldum da sevdim
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci
Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde
Seni düşünürken gülüşündeki sıcaklığın içime dolup da
Beni sardığı bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun,siyah saçların yada kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye değil
Fikirlerinle,konuşmandaki güzelliğin ve benim o kor halde yanan yüreğimle sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atışımda vücudumun dört bir kösesine yayıldığını
Beni sardığını her nefes alışımda ciğerlerime işlediğini bilerek sevdim
Seni kış gecelerinin o soğuk yatağında birlikte uyuyup beni ısıttığın
Yaz sıcağında uyuyamayıp sıkıntılarım olduğun
Ve rüyalarımda buluştuğumuz gecelerde sevdim 
Seni ellerinden tutup kanımın kaynadığı
Kalbimin yerinden fırlayacağını hissettiğim anlarda
O ıslak dudaklarınla beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim

Ben seni o sensiz anlardaki bos ve değersiz geçen dakikalarda
Kayıp zamanlarımızda,seni arayıp bulamadığım
Çaresizlik içinde olduğum,içki sofralarını dost bildiğim anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramızdaki kilometreler nasıl çoksa
Bende seni o kadar yoğun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan ateşin ile
Zihnimde oluşan hayallerin o ay parçası çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki ışıltıyı göreceğim anları beklerken
Kalbimin yanıp tutuştuğu anlarda
Gelip o bu ateşi alevlendirerek
Bana sarılarak beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim

Korkuyorum!
Hakkettiğin mutluluğu sana verememekten korkuyorum.
Seni beni sevdiğinden fazla sevememekten korkuyorum.
Senin sevgine layık olduktan sonra başkaları tarafından o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum.
Seni kazandım derken kaybetmekten korkuyorum.
Aramızdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.
Senin kalbini daha fazla kırmaktan korkuyorum.
O temiz ve masum göz yaslarını daha fazla akıtmaktan korkuyorum.

Evet korkuyorum;
seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten
Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.
Yada yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.
Uçurumun kenarında yalnız kalmaktan korkuyorum.
Dostluğuna doyamadan uluorta yalnız kalmaktan korkuyorum.
Yüreğimdeki o ince sizinin bir gün çoğalmasından ve beni sarmasından korkuyorum.
Sevgi denen güzelliğinin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.
Dostluğun ölüp yerine nefretin yeşermesinden korkuyorum.

Korkuyorum evet;
seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten
Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kıyamıyorum uzaktan seyrediyorum çünkü;
Seni daha fazla incitmekten korkuyorum.
Ömründe yasadığın mutluluğu huzuru sana yaşatamamaktan korkuyorum.
Sana kalbimden fazlasını verememekten korkuyorum.
Sonunda sana gözyaşından başka bir şey bırakamamaktan korkuyorum.
Seni sevmekten değil;
dostluğunu suiistimal etmekten,
Seni kaybetmekten ve değerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap verememekten korkuyorum.
Belki de çok fazla korkuyorum

ÇÜNKÜ; BEN ILK DEFA SEVIYORUM


Hiç utanma yok bunlarda 

Dilipak diye bir yazar var. Dilipak mı kara mı çamur mu belli değil, bir çok yazısında Ata’ya Cumhuriyete hakaretler gırla gidiyor.

 Adnan Hoca denilen sahtekarla ilgili bizler uyarırken bunların tümü yağ çekiyordu.

Şimdi çıkmış Adnan hocanın arşivi bizi vurur süreci iyi yönetmezseniz sizi vurur diyor.

Korku dağları sarmış Merak etmeyin diğer kasetler gibi bunları da yalanlarsınız olur biter.

 Ama yazıyı dikkatli okuyunca aman ha ne yapıp edip  bunların arşivini ele geçirin veya servis ettirmeyin diye sızlanıyor.

 Buyurun Dilipak olmayan yazarın yazısının o bölümü : 

xxx

Adnan Oktar yakalandı ya, benzerlerini ve bunların tuzağına düşen fuhuş bataklığında debelenen siyaset, bürokrasi, sermaye ve STK içindeki gaflet sahiplerinden de söz edeceğim, bu “Cemaat” denilen yapıların nasıl kontrol altına alınması gerektiğinden de. Bunları kendi haline bırakırsanız hepsi birer FETÖ’ye de dönüşebilir.

Siyaset, bürokrasi “nefs muhasebesi”, yani “otokontrol” yapmıyor da, bunlar yapıyor mu sanıyorsunuz. Bunların bazıları masumiyet iddiasında ve kendilerini nebilerden üstün gören zavallılar. İnsanlar da bunların peşine takılmış gidiyor.

"Kaş yaparken göz çıkarmamamız gerekiyor"

Sanırım daha çok yazmak için daha çok okumam, çalışmam ve daha az gezmem gerekiyor. Şu konferanslara en azından bir süre ara vermem gerekiyor. Kitlelere hitap etmek değil, küçük gruplarla istişare etmem gerekiyor. Birbirimizi anlamamız, dinlememiz gerekiyor. Kaş yaparken göz çıkarmamamız gerekiyor. Unutmamak gerekir ki, bir yandan “ameller niyetlere göredir”, ama aynı zamanda “cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir.”

Bakın uyarıyorum: Türkiye, siyasi, iktisadi, dini, sosyal, fikri anlamda çalkantılı bir döneme giriyor. Sabırlı olacağız. Artık övünmeyi, dövünmeyi bir kenara bırakalım da, aklımızı başımıza toplayalım.

"Bu iş döner sizi vurur"

 

Adnan Oktar’ın arşivi patlarsa, her kesimden birçok kişinin canı yanar onu söyleyeyim. Henüz arşiv ele geçirilmedi deniyor. Arşiv yurtdışında host edilmiş, ama yabancı istihbarat örgütleri bunları servis edebilir ya da bunları şantaj için kullanabilir. Yani bu arşiv her halûkârda birilerinin ipini çekmek, ya da birilerini kullanmak için kullanılacak. Hayırlı bir iş yaptınız, süreci yönetemezseniz, bu iş döner sizi vurur.

 ADNAN SAHTEKARI!

Ömrümüz bu sahtekarları yazmakla geçti, devlet seyretti

 

Medyanın yavşaklığı her konuda sürüp gidiyor.

Ulan sanki sahtekar  ne olduğu belli olan Adnan Hoca’yı yeni tanımış anlamış gibi yazılar yazıyor ünlü yazarlar !!!

 Magazin yazarlarının bir çoğu tam bir satılık köpek şerefsiz.

 Adnan hocadan yallandıklarını unuttular, Adnan hocanın da müritleriyiz demeye getirdikleri yazıların unutulacağını zannediyorlar.

Öyle pespaye şerefsizlik var ki ortam da ulun bu kadar nasıl olur bile denemiyor?

Yıllardır sahtekar bunlar düzen adamı  para seks, uyuşturucu ve her türlü ahlaksızlık bunlarda mevcut kim lan bu iki kitap yazmış ( kitapların hepsi sağdan soldan araklama ile  doldurulmuş) derken taşra da bizi dikkate almayan İstihbarat, polis!!! Medya ha bire ara gazı verip pompalıyorlardı bu ne olduğu belli olmayan adamları.

xxx

Yıllar önce Medyum Memiş  Ulubey cezaevinde yatarken Hürriyet’ten bir telefon geldi. O zaman hürriyet’in Ordu muhabiriyim. İsmini vermeyeyim o zamanın yazı işleri müdürü geleceğini yardımcı olmamızı ve Memiş’i ziyaret edeceğini söylemişlerdi.

Yazıişleri müdürü gelmişti  Cezaevi savcısı , müdürü hazır olda bekliyorlardı.

 Memiş ise isteratgahında her türlü konfor ile sözde hapis yatıyordu.

 Çalgılı çengili, içkili eğlenceleri bırakın istediği zaman cezaevinden çıkıp  istediği yere bile gittiği söyleniyordu.

Hala akıllanmayan devlet Fetö metö Furkan, Adnan derken bir taraftan da Menzilcilere, Süleymancılara ve diğerlerine imtiyaz tanıyor.

Yıllar önce Fetö’yü yazarken bize küfür edenler, efendi hazretlerini !!! savunanlar şimdi yanıldık , yanıltılmışız diyorlar.

Yanılmakta ve yanıltılmakta üstünüze yok.

 Hatta bazıları hala onlarla kol kola.

 Biz yine yazalım.

 Ömrümüz yeter yetmez ama bir gün birisi bu yazıyı okuyup, ulan adamların hayatı uyarmakla geçmiş Devlet seyretmiş diye tarihe not düşer…

VALİLERE YETKİ !

OHAL sonrasına ilişkin önemli düzenlemeler içeren kanun teklifi, bugün Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başladı. İlk kanun teklifi komisyonda kabul edildi. Teklifte, valilere geniş yetkiler içeriyor. 

Geçici maddeler hariç 18 maddeden oluşan teklifte, valilere, “kamu düzeni veya güvenliğin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hallerde, 15 günü geçmemek üzere, ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışı sınırlama yetkisi” dikkat çekiyor. ‘Askeri mahallere’ girişte ve çıkışta detektörden geçme şartı getiriliyor. Eğer detektör sinyal verirse üst arama koşulu da bulunuyor.

xxx

Bu haberi okunca uzun yıllar önceye gittim.  12 Eylül darbesinin sonra sözde normalleşme adımları atılıyor Ordu’ya Vali Necati Çetinkaya atanıyor o arada olağanüstü hal yasası devreye sokuluyor.

 Gazeteci olarak az buçuk neler olabileceğini biliyoruz.

             Çamsan ilköğretim okulu yapılması için çalışmalar yapılıyor.

 Çamsan’dan bir iki kamyon sunta inşaat alanına getirilerek depolanmış.

 Ancak üstü kapatılmadığı için yağmurda zarar görüyor.

 Bizde bunu haber yaptık Karadeniz 52 gazetesinde.

 Gazeteye bir telefon  Ben Vali Çetinkaya, hani hazırlıklı olmasak ne diyon len diyeceğiz. Buyurun sayın Valimiz dedik. Siz dedi nasıl böyle bir haber yaparsınız. Ben oraya o suntaları denetmek için koydurdum ne demek çürümeye terk edildi  filan falan. Tabi kem küm derken, Siz dedi benim yetkimi biliyor musunuz. Sizi Giresun’a sürerim zorunlu ikametgaha tabi tutarım dedi.

Çetinkaya ile ilgili yazılacak çizilecek çok şey var ama ben tek bir şey söylüyorum Hakkımı hiçbir zamsan helal etmeyeceğim.

 Neyse konuyu uzatmayalım.

Mevcut gazetecilerin yüzde 99 ‘u canını sıkmasın.

Ama bilin istedim.

Valilerin yetkisi çok!!! 


SAĞCIDAN SOLCU OLMAZ!!!

 Solcudan sağcı olur da sağcıdan solcu olmaz!

CHP’nin yıllardan bu yana Baykal ile başlayan ve Kılıçdaroğlu ile sürüp giden sağsa yakınlaştırma projeleri sonunda meyvelerini iyice vermeye başladı.

Yıllardır İlhan Kecisi, Mehmet Bekaroğlu , Sezgin Tanrıkulu gibi isimlerin bu parti de ne aradığını sorup zarar verdiklerini dillendirmemize karşın ısrarla CHP’yi  bir açmaz içine sokanlar sonunda muratlarına ermiş bulunuyorlar.

            Daha önce de ayni tür yalakalıkları  yapan sağ soylu Kesici  uyarıyı bırakın tekrar tekrar aday gösterilerek ödüllendirildi. Kılıçdaroğlu tarafından son olarak Cumhurbaşkanlığı adaylığı düşünülen, İnce’nin çıkması ile yolda kalıp yine bildik numaraları yapıp demeçler veren Kesic,i son olarak şöyle haber oldu :

xxx

CHP'nin olası cumhurbaşkanı adayları arasında adı geçen CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, kişisel sosyal medya hesabından paylaştığı bir mesajla Erdoğan’a destek verdi.

Paylaşımında “kutlama” mesajının yanı sıra Erdoğan’ın Meclis’teki yemin töreninden karelere yer veren Kesici, "Cumhuriyetimizin 3. Dönemi 09.07.2018 tarihi itibariyle Sayın Devlet Başkanı-Cumhurbaşkanımızın TBMM’de yemin etmesiyle başlamış bulunmaktadır. Allah vatanımız, devletimiz, milletimiz ve halkımız için hayırlı uğurlu etsin. Devletimiz ve Cumhuriyetimiz ilelebed payidar olsun" ifadelerini kullandı.

Kesici’nin, mesajında Erdoğan için “başkan” unvanını tercih etmesi dikkat çekti ve sosyal medyada tepkiler aldı.   

xxx

İşin Türkçesi şu her seçimde biraz daha oyları düşen CHP  lideri,  danışmaları ve genel başkan yardımcılarına seslenen bir grup var.

Duyuyorlar mı bilemem.

Dedikleri şu “yerel seçimlerde görüşürüz!!!”

SORUN YOK!

 

Ordu'nun Kumru ilçesinde yaşayan 88 yaşındaki Vesile Avuçga'nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi kazandığını öğrenince 3 gün şükür orucu tuttuğu öğrenildi.

İlçenin Yenidivan Mahallesi'nde yaşayan Vesile Avuçga, 24 Haziran seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi kazandığını öğrenince 3 gün şükür orucu tuttu. Bunu öğrenen mahalle halkı kendisini tebrik ederken konuyu öğrenen AK Parti Kumru İlçe Başkanı Aydın Çavuş, Vesile nineyi ziyaret etti. Vesile nine, "Ben gençliğimde ekmek bulamadığım, çaputtan elbise dikip giydiğimiz günler oldu. Allah Cumhurbaşkanımızdan razı olsun. Onun kazandığını duyunca 3 gün şükür orucu tuttum. Allah devlete zeval vermesin" diye dua etti.

AK Parti Kumru İlçe Başkanı Aydın Çavuş ise, "Vesile ninenin 3 gün şükür orucu tutması bizi derinden duygulandırdı. Bizlere, Nene Hatun, Halide Onbaşı, Nezahat Onbaşı, Şerife Bacılarımızı hatırlattı" dedi.

xxx

Haber böyle…

 Ne diyelim Allah kabul etsin.

 88 yaşında ve sağlıklı olduğuna göre Allah nice oruçlar nasip etsin.

AKP ilçe başkanın söyledikleri de çok önemli ve çok duygulu!!!

Yaşlı ninenin   çocukları , torunları var mı bilemiyoruz.

3 gün şükür orucu tuttuğuna göre her hangi bir sıkıntıları yoktur demek ki ?

Ah keşke benim de çeliğimin çocuğumun, torunlarımın . akrabalarımın sıkıntısı olmasa da 16 yıldır başımızda olan Erdoğan için bende 30 gün şükür orucu tutsam…

BOYAMA!!!

            Balıkçıdan, kahveciden kamera koymasını istersin.

Tarihi binaya ne bekçi koyarsın ne de kamera…

Kendini bilmez sözde insanlar gelir istedikleri gibi boyarlar , kirletirler.

 Sonrada temizletmek ve restorasyon için çalışma başlattık kamera koyacağız diye beyanat verirsin.

Yeni değil mi önce dış cephe duvarlarını bölgede bulunan evlerin duvarları sürekli boyanıp çeşit çeşit yazı yazılırken,  Kilisenin dış cephe ana duvarı aylardır boyalı ve yazılı kalmışken birilerinin ne oluyor demesi ile harekete geçen zihniyetten bir şey bekleyemezsiniz.

Geç de olsa yapılacak çalışmaları bekliyoruz.

Ha aklıma gelmişken martı apartmanın yanında bulunan tarihi çeşmeler 4 yıldan bu yana açıklama yapmanıza rağmen el değdirilmedi.

Harap bir  şekilde gün geçtikçe yok olmaya devam ediyor.

Bu yazı sonrası da oraya bir el atarsanız biz görevimizi yapmış oluruz!!!

( DİP NOT : SİZ HAKİKATTEN ÇOK SAFSINIZ YA, FITRAT’TA OLANLAR İÇİN YAS TUTULMAZ. MUHTEŞEM TÖRENİMİZ VAR BUGÜN!!!)

 

Sen iyi ol, ben öleyim 

Anlamadın, anlamazsın

Yüreğimden kopanları ne sen anlayabilirsin ne bir başkası.

Hep suçlandım hep sorumlu tutuldum.

Sen ve senin gibiler önce yargısız infaza tuttular beni.

Sen ve senin gibiler sonra ipe çekmeye çalıştılar,

İpini iyi yağla korkarsam namerdim.

Ayağımın altında duran kütleye cesaretin varsa sen vur.

Gam yerse yürek lanet olsun.

Ben ne yaptım sana söyle  de gideyim.

Hiç mi vicdanın sızlamadı ben bir yerlerde Allah’a yalvarırken,ağlarken sen bana ilenirken,

Hiç mi vicdanın sızlamadı benim bu kadar acıları çekerken yüreğimi darmadağın edecek sözler söylemene .

Olsun be gülüm olsun derdim ben de içime atardım.

İçime attığım yaktı beni kül etti.

Yeniden doğacağım elbette  anka  kuşunun küllerinden yeniden doğarak, seni benden nefret et sen benden iğren.

Yeter ki sevdiğimi unutma.

Yeter ki bu adamın yüreğinin kanadığını,. İçine irin irin acılar aktığını.

Sen böyle ol, ben kötü olayım.

Sen iyi ol, ben öleyim.

(  Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımın yayınlamayan bölümlerinden ) 

 BEBEK    

 Anne idi...

            Yedinci çocuğunu  doğururken, yaşamını yitirdi... Doktorlar  ölen annenin karnındaki bebeği kurtararak dünyamıza getirdi...

            Hemşireler,  ölen annenin geride kalanlarının çocuğa sahip çıkmayışına inat, sahiplenerek “bebek” adı verdiler bebeğe...

            Anne öldü, yerine anne adayı  olabilecek bir kız çocuğu dünyaya merhaba dedi...

            O büyüyecek, o isyan edecek, o gülecek... Eğer yaşarsa tabi...

            Yaşarsa tabi, bir mal gibi satılmamalı , 30’unda  yedi  çocuk annesi olmalı...

            Gözlerini yalancı dünyaya her şeyden bi haber açan “bebek” bebek...

            Sen Türkiye’nin gerçeği, sen Türkiye’nin geleceğisin.

            Bebek, sana sesleniyorum, duymasan da beni!

            Senin gibi bebeklerin ölümü kayıtlara bile geçmiyor...

            Bebek, bebek... Ölümü sana yakıştıramam...

            Yakıştıramam sana  gülümsememeyi...

            Bebek, bebek... Yanlış bir yerde dünyaya gelsen de, büyü bebek, büyü ki, ne anneler ölsün, ne de bebekler...

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

ŞURAYA BAZI ŞEYLER KOYUYORUM

Şair Birhan Keskin’in güzel bir yazısını okudum tesadüf eseri.

Kendisini de bu yazı ile tanıma fırsatı buldum. Kısaca tanıtmak gerekirse ; 22 Aralık 1963 tarihinde Kırklareli'nde dünyaya gelen Birhan Keskin 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi.

İlk şiiri 1984 yılında yayınlanan şair 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.

Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalışan Keskin, Gülten Akın'ın ardından Altın Portakal Şiir Ödülü'nü kazanan ikinci kadın şairimiz oldu. Ayrıca Sema Kaygusuz'un Karaduygun adlı öykü kitabında yer alması nedeni ile, Türk edebiyatında ilk kez bir şair olarak, bir kitabın kahramanı oldu.

İşte sizinle paylaşmak istediğim yazısı :

 

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun.

Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!

Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.

Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.

Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkinti otu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun.

Birhan Keskin

 

 

BİR ŞİİR VE BİR ESER

       Bu şiiri neden Atatürk’ün ısrarla sahile konmayan ışıklı panosu ile birlikte yayınladığımı düşünen olabilir.

            Düşünmesinler fazla düşünmeye gerek yok.

Düşünenler için konulmuştur. Düşünmeyenler şiiri de okumasın. Hatta  fotoğrafı görmediğini var saysın!!

 

ANADOLU 

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, 
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

AHMET ARİF


Okur Yazar Yazdı: “ Ey Türk Gençliği”


Birinci vazifen, bol retweet yaparak Türkiye gündemini belirlemek, Türk twitter trend topic listesini, ilelebet dünya gündemine sokmaya çalışmak ile birlikte facebook üzerinde sahip olduğun sayfaların, kendi profilindeki takipçilerin sayısını müdafaa etmek ve arttırmaktır. 

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli sosyal medyadır. 

Tabletlerin, telefonların ve bilgisayarların senin, en kıymetli hazinendir. En keyifli anında bile seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek; insanlar, şarj, priz, batarya ya da elektrik sıkıntıları adında bedhahların olacaktır. Bir gün, twitter trend topic listesini ya da facebook sayfanı müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın yerin, ev mi, tuvalet mi, bar mekanı mı, arkadaş ortamı mı, seyahat mi olduğunun imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! 

Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. Şifreni ele geçirmeye çalışacak düşmanlar, sayfalarını hacklemeye takipçi listene göz dikmeye çalışabilirler. Bütün sosyal medya kullanıcıları arasında emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. 

Cebren ve hile ile tt listesi; directionerler, troller, hackerler tarafınca bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün hesaplarına girilmiş, bütün sayfa ve profillerin çalınmış ve memleketin sosyal ağlarının her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. 

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, sosyal medyanın dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu sayfa sahipleri ve takipçi satan kişiler şahsî menfaatlerini, müstevlilerin kirli emelleriyle tevhid edebilirler. Twitter listesi; sayfan ve takipçilerin, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! 
İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; bol retweet yaparak Türkiye gündemini belirlemek, Türk twitter trend topic listesini, ilelebet dünya gündemine sokmaya çalışmak ve facebook üzerinde sahip olduğun sayfaların, kendi profilindeki takipçilerin sayısını müdafaa etmek ve arttırmaktır. 

Muhtaç olduğun kudret, tabletlerinde, telefonlarında, bilgisayarlarında ve damarlarındaki asil kanda mevcuttur !

(Yukarıda ki yazı Okuryazar adlı internet sitesinden alınmıştır)

OY VERMEDEN ÖNCE BU YAZIYI OKUYUN!!!

MHP eski milletvekili Özcan Yeniçeri geçtiğimiz gün Yeniçağ gazetesinde ‘ Utanmadan oy isteyecekler ‘ başlıklı bir yazı yazdı.

Sandığa giderken bile acabaları olanlar okusun diye  buradan paylaşıyorum.

xxx

 

On altı yıldır ülkeyi yöneten AKP zihniyeti her alanda toplumda onarılması imkânsız hasarlar bırakmıştır. AKP ile birlikte bütün kavramlar, değerler ve ilkeler altüst olmuştur. 

Toplumun bir kesimi ötekileştirilmiş diğer kesimi ise yandaşlaştırılmıştır. AKP'nin iktidar yılları insanların kutuplaştırıldığı, birbirlerine kin ve öfke ile bakar hale geldiği yıllar olmuştur. AKP iktidarı Türkiye'yi yandaşları için her türlü günahın serbestçe işlendiği bir galeriye dönüştürmüştür.

                Mezhep ve etnik bölücülük!

Bir patlama sonrası katledilen 52 yurttaşın arkasından "Reyhanlı'da 52 Sünni öldü" diyerek, Gezi olayları sırasında ölenlerin "Alevi" olduğuna vurgu yaparak, Yargıtay'daki hâkimin "Alevi" olduğuna dikkat çekerek her şeye mezhep temelli bakmak bu dönemin ürünüdür.

Dahası AKP iktidarı "evde tutmakta zorlandığımız yüzde elli ile dışarıda olan yüzde elli" olarak toplumu karpuz gibi ikiye ayıran bir kutuplaştırma anlayışı da bu dönemin belirleyici karakteristiğidir.

"Başı örtülü bacımız" dediler ama 'başı açık bacımız' diyemediler.

Toplumu tutkal gibi bir arada tutan ortak yanlarını değil birbirinden ayrı olan yanlarını adeta kutsadılar.

Camiyi, kışlayı, okulu, adliyeyi siyasetin odağı haline getirdiler.

Gerekli gereksiz, zamanlı zamansız her yerde "Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Roman vb.." kavramlarını kullanarak toplumu etnisitelere göre atomize ettiler.

Ne istedilerse verdiler. Mezardakileri hep birlikte kaldırarak referandumda evet oyu kullandırdılar. Ergenekon davalarının savcısı oldular.

 FETÖ'yü devletin derinliklerine sızdırdılar.

Kozmik odaya birlikte girdiler.

Sonuçta FETÖ'yü devlet içinde devlet haline getirdiler.

FETÖ, zamanın MHP'sine ve Baykal'a kaset operasyonları yapınca "ne özeli bunlar geneldir genel" diyerek siyaseti siyaset dışı yollarla dizayn ettirdiler.

17-25 Aralık'ta bu büyüttükleri karga "ayakkabı kutularındaki dolarlarla evlerdeki para sayma makineleriyle" gözlerini oyunca "yandım Allah" diye bağırdılar.

15 Temmuz darbe girişimi iktidar tarafından beslenen bu tosuncukların CIA ile birlikte iç savaş çıkarmak amacıyla başvurdukları bir girişim olarak tarihin sayfaları arasındaki yerini aldı.

Sonra da güçlüyü değil güçsüzü, tepedeki FETÖ'cüleri değil tabandakileri, damatları değil garibanları içeri tıktılar.

PKK'yla çözüm süreci suçunu işlemek!

PKK'yı muhatap alarak terör örgütüne devlet muamelesi yaptılar, devleti ise terör örgütü seviyesine düşüren çözüm sürecini başlattılar.

Oslo'da devleti ayağa düşürdüler.

Habur'da yargıyı rezil ettiler.

Dolmabahçe'de eli kanlı terör elebaşısından akıl aldılar.

Askerin elini kolunu tutup PKK'nın kentlerde hendek eşmesine, haraç toplamasına, çadır mahkemeleri kurmasına sebep oldular.

Ne kadar aklı tartışılan adam varsa onları "Akil Adam" sanıp toplumun üstüne saldılar.

Barzani'yle Diyarbakır'da "Megri... Megri" şarkıları söylediler.

Sorun çözmek için yola çıktılar sorunun parçası haline geldiler.

Aynı şeyi uluslararası ilişkilerde de hem yaşadı hem de yaşattılar.

Kıbrıs'a kırk yıllık çözülmeyen sorun olarak baktılar. "Çözümsüzlük çözüm değildir" diyerek Annan Planı'nı kabul ettiler.

Ermenistan'la "yüz yıllık tarihi sorun tarih oldu" diyerek Zürih Protokollerini imzaladılar.

"Emevi Camii'nde namaz kılmak" iddiasıyla yola çıktılar, Süleyman Şah Türbesini sırtlanarak taşıdılar.

Suriye'den de üç buçuk milyon göçmen kabul ettiler.

BOP'a eş başkan, Zarrab'a yoldaş oldular.

Tepesinde tepelendikleri cumhuriyeti kuranları "iki ayyaş" olarak ilan ettiler.

AKP ile Türk olmaktan kurtulduklarını, Cumhuriyeti "90 yıllık reklam arası", Abdülhamit Han ile Tayyip Bey arasını ise "duraklama dönemi" olarak ilan ettiler. "Milliyetçiliği ayaklarımızın altına alıyoruz" dediler.

 

Aldılar, sattılar bu arada köprü ile yol da yaptılar. Şimdi de kıraathane ile millet bahçesi yapacaklar. Orada halk kek yiyip mutluluktan yuvarlanırken kendileri de milletin sarayında "Eyy Millet!" diyecekler. Utanmadan oy isteyecekler!

Nasihat!
Bu günlerde bazılarının (bunun içinde biz de dahil!) nasihatlere ihtiyaç duyuluyor.
Aklı, fikri, okuması olan herkesin bu konuda okuyacağı kitap, bulacağı kaynak çoktur.
Hazret-i Ali'nin zamanımıza kadar gelen en güzel öğüt ve nasihatleri oğlu Hazret-i Hasan'a verdiği öğütlerdir. Hazret-i Ali'nin hutbe, mektup, emirname ve özlü sözlerinin yer aldığı başta 450 Nehcü'l-Belağa olmak üzere bir çok kaynakta bulunabilir.
Her bir konu için oğula verilmiş nasihatleri buradan yazmak mümkün değil. Merak edenlerin internet yolu ile bulup okuması gerektiğine inandığım nasihatlerden bazılarını burada sizinle paylaşıyorum.
Herkesi kendin gibi bil
Ey oğul!
Kendini başkaları için ölçü kabul et. Diğer insanları tıpkı kendin gibi tut.
Kendi nefsin için istediğin şeyi başkaları için de iste.
Kendi nefsin için sevmediğin şeyi başkaları için de sevme.
Kendine iyilik yapılmasını istediğin gibi başkalarına da iyilik et.
Başkalarında kötü gördüğün şeyi kendin için de kötü gör.
Başkalarına yaptığın şey kadar sana da yapılırsa ona razı ol. Yaptığından fazlasını isteme.
Sana söylenmesini istemediğin şeyi sen de diğerlerine söyleme.
Başkalarının seni nasıl görmesini istiyorsan, sen de başkalarını öyle gör.
Haram ne kötü yemektir
Ey oğul!
Haram ne kötü yemektir. Güçsüzlere zulüm, zulmün en çirkinidir. Tecrübe ettiğin şeylerin hayırlısı sana ibret verendir. Alçak tabiatlı yardımcılarda, kötü zan sahibi dostlarda ihtiyar ve irade yoktur.
Sakın inat bineği sana üstün gelmesin.
Şu esaslara riayet et
Ey oğul!
Sana söyleyeceğim sekiz husus var ki, bunları aklından çıkarma:
1. En büyük zenginlik akıldır.
2. En büyük vahşet kibirdir.
3. En büyük fakirlik ahmaklıktır.
4. En büyük meziyet güzel ahlâktır.
5. Ahmaklarla asla dostluk kurma. Çünkü o sana faydalı olayım derken zarar verir.
6. Yalancılarla dostluk kurma. Çünkü onlar sana uzak olanı yakın, yakın olanı da uzak gösterirler.
7. Cimri insanlarla yakınlık kurma. Çünkü cimri adam ihtiyacın olan şeyi bile senden esirger, vermekten çekinir.

SARHOŞUM DİYE AYIPLAMA  

Sarhoşum diye ayıplama beni,
Bende bir insanım senin gibi,
Bir gün şair Ümit Yaşar’ın dediği gibi’ Yaralı ve yenik bir asker gibi toprağa düşersem unutma, insan sevebildiği kadar insandır, insan sevdiği kadar insandır’
Yüreğimin yangınını bilsen, çaresizliğimi, umutsuzluğu ve sevdiğime ulaşamamayı..
Anlarsın belki beni.
Anlarsında geç olur gülüm, belki de çok geç…
Ben bir uzak denizciyim yaşamın ortasında, sığınacak limanım sen oldun belki de farkında değilsin.
Sen o kadar büyüksün ki; senin limanına sığınacak o kadar gemi varken, uzak yollardan gelmiş yorgun, bezgin, aşkın son noktasını bulmuş bir gemiyi limanına alamazsın ki…
Haklısın gülüm bırak yorgun ve yılgın bir gemi ve onun kaptanı kendi acizlikleri içinde çürüyüp gitsin.
Sakın bana palamarını uzatma ben kendi kendime çöker giderim denizin derinliklerine,
Çeker giderim kimsenin haberi olmadan ardımdan gözyaşı dökecek tayfalarım olmadan…
Ama bilirim ki bir uzak limanda bir sevgili benim için ağlayacaktır.
Bilirim ki o garip denizci Denizkızının kollarında sonsuza kadar uyacaktır.
( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımın yayınlanmayan bölümlerinden )

Bu video, bu sözler unutulmaz!!! 

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı ve 1. Bölge Milletvekili Adayı Dr. Abdullah Sevim sosyal medya hesabından yaptığı bir konuşmadan derlenen bir video yayınladı.
Belki birileri için pek bir şey ifade etmeyebilir. 
Ama inanın bu seçime damga vuracak sözler ve vurgulamalar var.
Seyretmek isteyenler için videonun linkini buraya bırakıyorum, sözlerini de aşağıda paylaşıyorum:
https://www.milligazete.com.tr/video/1559671/abdullah-sevimden-tuyleri-diken-diken-eden-unutmayin-kardesim-videosu

"Unutmayın kardeşlerim. Bu seçim 40 yıllık esnaf dükkanını kapatmak zorunda kalan Ali amca ile paradan para kazanan rantiyeciler arasındadır. Bu seçim şeker fabrikalarını satanla, nolur satmayın diye mücadele edenler arasındadır. Bu seçim çocuğu üşümesin diye saç kurutma makinesini açıp çocuğuna veren sonra da yan odada intihar eden Emine Akçay kardeşim ile yandaşlara kömür dağıtanlar arasında olacaktır. Bu seçim bir türlü atanamadığı için intihar eden Merve Çavdar kardeşim ile devletin imkanlarını sömürenler arasında olacaktır. Bu seçim köy yolu kapalı olduğundan oğlunu hastaneye yetiştiremeyen ve cansız bedenini 16 kilometre taşıyan Muharrem Taş kardeşim ile aya dört geliş dört gidiş yol yapma soytarılığını dile getiren taş yürekliler arasında olacaktır. Bu seçim üç yüzü aşkın emekçi maden işçisi arkadaşına mezar olan, Soma Madeni'nden çıkarıldığında sedyeye binerken "çizmelerimi çıkarayım mı?" diye söyleyen Murat Yalçın kardeşim ile "böyle ölümler bu işin tabiatında var" diyen kibir kulelerinde oturan beyefendiler arasındadır. Bu seçim mazlumla zalimin, bu seçim ahı olanlarla ah alanların, bu seçim suskun ile sesi çok çıkanların, bu seçim Allah'a kul gayrında hür olanlarla; güce, makama, şöhrete tapanların seçimi olacaktır."

 SIKINTI MI VAR ? 

Haber ajanslarının geçtiği haberlere bakıyorum  yüzde 90  AKP birinci sıra adayı Şenel Yediyıldız’ın seçim çalışmaları ile ilgili.

AKP’nin diğer adaylarının haberlerine ise tek tük rastlıyoruz.

Herhalde hiç hesapta yokken Cumhurbaşkanı tarafından Ordu birinci sırasına konulan Yediyıldız’ın seçilmesi yolunda önemli bir ittifak var.

Haberlere bakınca gerisinin boş verildiğini görüyoruz.

 Geçenlerde  kulağıma fısıldayın AKP yöneticisi nasıl bu lise ile dördü alabilir miyiz dedi.

Yani diyor ki 3 garanti de 4 belki olur?

Söylediklerinden onu anladım.

Artık Yediyıldız kendi yerini garantilemek için Bir gece gelen ansızın emir ile birinci sıraya kondum şükür Cumhurbaşkanımıza demeye devam ettiği sürece kendi yeri garanti.

Gerisini diğer adaylar düşünsün!!!

GEÇMİŞ,GEÇMİŞ DEĞİL !!! 

AKP’lilerin  Cemaat geçmişi  biliniyor, nasıl arkadaş oldukları nasıl kol kola gezdikleri.

            Ama ne yazık ki siyasi ayak bir türlü ortaya çıkmıyor. Çıkartılmıyor.

Herkes biliyor herkes anlıyor ama ne yazık ki  CHP Fetöcu oluyor da diğerleri üstüne toz bile kondurmuyor.

Arşivler ortada.

Bunları tartışırken Ekim 2016 tarihli bir haberi önüme koydu.  İyi partili bir arkadaş.

Akşener’i  Fetöcü ilan edenlerin başında gelenlerden bir tanesi  MHP Ordu Milletvekili  Cemal Enginyurt dedi.

 Zaten MHP’lilerin çoğu bu damgayı vurmak istiyor ama geçmişleri kendilerini bırakmıyor diye ekledi.

Bana da  verdiği notu paylaşmak düşüyor :

 

Beyaz TV'de yayınlanan bir televizyon programına katılan Cemal Enginyurt, FETÖ için "Ben diyorum ki; Fethullah Hoca cemaati bu memlekette düzgün, ahlaklı bir şekilde hizmet etmek isteyen, bu memleketin dışında Türk Devletini, Türk Bayrağını, Türkiye Cumhuriyeti’ni yüceltmek isteyen insanların güzel hizmetler yaptığı, güzel bir yerdir” ifadelerini kullandı. 

“BİR GECE ANSIZIN GELEN EMİR”  

Lafı uzatmaya gerek yok . bir gece gelen ansızın emir ile Ordu AK Parti birinci sıra adayı olan Şenel Yediyıldız Ordululardan destek istiyor.

Ordululara hiçbir şey sormayanlar Ordu merkezden bir AKP’li aday koymayanlar ( BBP’liden bahsetmiyoruz)  gelen emir ile size emir veriyor ve destek istiyor.

Okuması yazması olan  aşağıda ki konuşmadan ne anlıyorsa bende onu anlıyorum.

Neyi hak ediyorsanız onu size sunuyorlar. Cıbbana devam!!!

"Bir gece ansızın gelen bir emirle Ordu'ya aday olduk. Aday olmadım bir sorumluluk yüklendim. Bu sorumluluğu kaldırabilmek için tüm dostlarımıza ihtiyacım var. Bütün dostlarımın bu sorumlulukta benimle birlikte olarak taşın altına elini koymasını istiyor ve arzu ediyorum. Türkiye zor bir dönemden geçiyor ve belki de Türkiye tarihinin en zor seçimini yapıyor. Hem içeride hem de dışarıda değişik odakların saldırısı ile karşı karşıyayız. Görüyorsunuz ki dolarla, teröristlere silah vererek ve bir kısım kendi içindeki insanları Türkiye'ye gönderip onlarla saldırıyorlar. Bu saldırılara karşı koymanın sorumluluğu için Ordu'ya gittim ve bu sorumluluğu sizlerle paylaşıyorum. Sizlerin desteğine ihtiyacım var, milletvekili olmak için değil, çok rey almak için değil ama memleketin selameti için desteğe ihtiyacımız var"

YALAN, YALAN... 

Bir tarih cami imamının biri Oruç tutmayan teravi namazına gelmesin, oruç tutmayan bayramlaşmasın deyip durmuştu.

Biz de Ramazan günü sürekli yalan konuşanlar ne yapacak diye sormuştuk.

Yanıt alamadık.

 Ama öğrenci yurdunda ki  yanlışları nedeniyle (!) işlem yapılmadan bir günde tarihinde emekliye sevk edilmişti.

Meydana çıkıp dinden imandan Kuran’dan Allah’tan sürekli bahsedenlerin  iftira ve yalan konusunda Ramazan ayı filan dinlemeden son sürat ilerlemesini görünce aklıma bu geldi.

Resmen yalan makinesi olmuşlar.

Allah, kuran diyerek sürekli yalan konuşanlar konusunda arada sırada camilerde vaaz veren  emekli din görevlisi acaba nasıl yorumlar ?

Merak edip duruyorum.

İlk gördüğüm yerde soracağım eğer yanıt verirse sizle paylaşacağım !!!

BÖYYÖK  MÜJDE! 

 

 AKP Genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  Atatürk havalimanın yerine  Millet bahçesi yapacağını açıkladı ve  çok önemli müjde olarak duyurdu.

Bunu çeşitli açıklamalar takip etti.

 Ordu’da geri kalmadı nasıl yapacaksa bilinmez  Ordu 19 Eylül stadyumunun da millet bahçesine dönüştürüleceğini açıkladı yetkililer.

Cumhurbaşkanı açıkladıktan sonra bir şeyler karalamıştım.

 Ordu’da açıklayınca ayni şeyleri tekrar yazayım.

 Milletin yarısı aç yarısı tok. Gençlerin çoğu işsiz.

Siz o millet bahçesinin bir bölümünü ekip dikilecek biçilecek bir alan haline getirinde işsizi fakir fukarası bir şeyler ekip biçer evinde yemek yapar.

En büyük müjde diye sunuluyor millet bahçeleri.

Fabrika yok iş yok istihdam yok üretim yok. Satmadık fabrika bırakmadınız. Şimdi de ülkenin en önemli silah sanayisi olana Aselsan’ı satma peşindesiniz…

Hiç olmazsa dediğim gibi bir kenarını ekip biçmeye ayırın da millet pancar filan yer karnını doyurur.

Ah benim güzel ülkem ahhhh.

 Her yeri beton yaptılar

Bir fabrika bile açmadılar. Millet bahçesini en büyük müjde olarak bizlere yedirmeye çalışıyorlar.

 Ne diyelim afiyet olsun!!!


BEN YAPTIM OLDU !!!

Şimdi şehre kırmızı yeşili parlak ışıklı reklam panoları konulmaya başlayınca levha çirkinliğini yetkililere hatırlatmıştım. Ayrıca bu tür iş yeri levhalarının yola paralel değil cepheye yapışık asılmalı haksız rekabete yol açıyor ayrıca bu tür iş yeri levhası asmak belediyenin aldığı karar gereği yasak demiştim. Yetkililer bakacağız dediler o günden bu güne pavyon sokaklarını aratmayan caddeler ortaya çıktı.
Bir süre önce kavşaklara konulan alaca bulaca renkli ışıklandırmalardan da bahsederek nedir bunun amacı hiç yakışmıyor şehir girişlerinde bu tür ışıklandırmaların ne gereği var bir şeyde çağrıştırmıyor demiştik.
Şimdi Ordu Gözlem adlı internet sitesinde yer alan bir haberi önce okuyalım : 

Ordu Büyükşehir Belediye Meclisi Toplantısı’nda, CHP’li belediye meclis üyesi Hasan Karamustafa, Büyükşehir Belediyesi’nin bazı kavşaklara yerleştirdiği 3 boyutlu görselleri ve bazı yatırımları eleştirerek, “Şu anda gördüğümüz bir şey var. Bozukkale’nin orası ile Mersan sapağı diye tabir edilen yere iki tane cancanlı olan bir şey konuldu. Doğru olduğunu düşünüyor bazı arkadaşlarımız ama bu kadar cancanlı girişe ne olduğunu anlayamadığımız, sizin taahhütleriniz içerisindeki şehrin giriş kapıları mıdır bunlar. Onları da merak ediyoruz. Çünkü orada yanıp sönüyor. 3D ışıklı felan bir şeyler söyleniyor. Ne olduğunu biz anlayamadık. Bizi bilgilendirirseniz sevinirim” diye sordu. Bunun üzerine söz alan Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, kavşaklara yerleştirilen 3 boyutlu ışıklı görselleri meclis üyelerine göstererek, “Arkadaşların beğenmediği görüntüler bunlar. Bizim beğendiğimiz arkadaşların beğenmedikleri bunlar. Tartışılır. Onlar çöplü ortamı beğeniyorlardı zaten. Biz çöpsüz ortamı beğeniyoruz. Durugöl’de çöp vardı ona bir itiraz etmediler. Çöple yaşamaya alışanlar bu güzel görüntüye elbette itiraz edebilir. Buna bir yorum yapacak halimiz yok.” dedi.
….

Başkan soruya yanıt vermiyor. Topu taca atarak başka şeyler söylüyor.

Hiç yakışıyor mu bu tarz ?

Nedir neyi temsil etmektedir.

Neden konulma ihtiyacı gösterilmiştir.

Kaç liraya mal olmuştur.

Ankara’nın eski Gökçek’ini mi taklit ediyorsunuz diye biz de soralım bari.
Tabi medyanın yüzde 90 teslim olmuş bir şehirde bu sorular sorumaz.

Başkanın ben beğendim, biz beğendik kardeşim size ne demesi normal.
Yeni Orduspor ismi konusunda ‘ başkanım nereden buldunuz bu yeni takısını” deyince “ben beğendim” diyerek çıkmıştı işin içinden.

Yani sorun şu; AKP’lierin de sık sık şikayet ettiği durum budur.

Ben yaptım oldu.

Kalmaz bu makamlar kalmaz.

Bak Ankara’nın dinazorlarını, fışkiyelerini yine ayni partinin adamı yıktı ?

 

Bıkmayacağım

 Bal’da şöyle balda böyle.

Bal konusunda Ordu’da en çok yazı yazan adamım. Fındık kadar değerli olan bir ürünü yıllardır etkili hale getiremeyenlere kızıyorum. Yıllardır Arıcılık Enstitüsü olan bir yerde Arıcılar Birliği olan bir yerde hala marka oluşturamamışız hala bir paketleme  tesisi kurup malımızı doğru dürüst pazarlayamamışız ama hala beyanat vermeye devam ediyorlar.

Bu beyanatı verenler Bal konusunda Ordu’da yıllardır bir şey yapmayanlar yapamayanlar konuşmaya devam edeceğe benziyor.

Bu girişten sonra aşağıda ki açıklamayı gönül rahatlığı ile okuyup övünebilirsiniz!!!

xxx

Dünya bal üretiminde Çin’in ardından ikinci sırada bulunan Türkiye’de en çok bal üretilen ili Ordu’da dünya balının yüzde 1’ini üretildiği açıklandı.

 

Açıklamaya göre Ordu’da dünyada 100 ülkeden fazla bal üretiliyor.

 

Arıcılık Araştırma Enstitüsü Müdürü Feyzullah Konak, FAO’nun 2014 yılı verilerine göre dünyada 143 ülkede 1 milyon 510 bin 568 ton bal üretimi gerçekleştirildiğini belirtti. Bal küresel pazarının 2022 yılına kadar 2.4 milyon tona ulaşacağının tahmin edildiğini kaydeden Konak, “2014 yılı itibarı ile Türkiye’nin üretimi 103 bin 525 tondur. 2016 yılında 16 bin 280 ton bal üretimi gerçekleştirilen Ordu’da 2017 yılı üretimi 16 bin 799 tondur. Bu durumda Türkiye’nin dünya üretimi içerisindeki payı yüzde 6.85 iken Ordu ilinin 2017 üretimi ile bu veriler karşılaştırıldığında dünya üretiminde bulunan 100 kg balın 1 kilogramı ilimizde üretilmektedir” dedi.


Ordu’da 100 ülkeden fazla bal üretiliyor

 

İstatistiklere göre Ordu’da dünyadaki 100 ülkeden fazla bal üretimi gerçekleştiriliyor. Yaklaşık 17 bin ton bal üretimi gerçekleştiren Ordu, dünya üretiminde 29’uncu sırada bulunan ve 11 bin 302 ton bal üreten Çek Cumhuriyeti’nden, 9 bin 592 ton bal üreten 30’uncu sıradaki Bulgaristan’dan, 9 bin 450 ton bal üreten 31’inci sıradaki Yeni Zelanda’dan, 9 bin 400 ton bal üreten 32’inci sıradaki İtalya’dan, 8 bin 700 ton bal üreten 33’üncü sıradaki Şili’den ve 8 bin ton bal üreten 34’üncü sıradaki Tayland’dan fazla bal üretiyor.

 

Ordu’nun bal üretiminde geride bıraktığı ülkeler arasında Portekiz, Küba, Mısır, İngiltere, Avusturya, Cezayir, İsviçre, Sırbistan, Pakistan, Tunus, İsveç, İsrail, Japonya gibi ülkeler de bulunuyor.

AKP BİRİNCİ SIRA ADAYI NE DİYOR ?  

AKP Ordu birinci sıra milletvekili adayı Şenel Yediyıldız’ı önce bir tanıyalım :
xxx

1953 yılında , Ordu Kabataş ilçesi Hoşkadem Köyünde dünya’ya geldi. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra, Tokat İmam Hatip Lisesinde eğitimine devam etti. Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde Tıp Eğitimini tamamladı.
Zonguldak ili, Çaycuma ilçesi Karapınar Sağlık Ocağı ilk görev yeridir. Askerlik görevini Yedek Subay olarak Ağrı’da tamamladı…
Tıp eğitimini aldığı Atatürk Üniversitesinde Göğüs Cerrahisi ihtisasını tamamladı.
1990 yılında, İstanbul Vakıf Gureba Hastanesine Uzman Doktor olarak atandı, aynı hastanede 1996-2000 yıllarında Başhekim Yardımcılığı, 2006-2007 yıllarında ise Başhekimlik görevlerini üstlendi.
Ayrıca çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarında aktif görev alan Dr.Şenel Yediyıldız ÖNDER, MÜSİAD ve çeşitli hem şehri derneklerinde aktif görev aldı..
2009 yılında İstanbul da bulunan Ordu il ,ilçe, Belde,Köy ve Mahalle derneklerinin üst kuruluşu olarak kurulan ORDU DERNEKLER PLATFORM’unda Başkanlık görevinde bulundu,
İyi derecede İngilizce bilen Dr.Şenel YEDİYILDIZ evli ve iki çocuk babasıdır…
xxx

Evet tanıdıktan sonra Yediyıldız’ın sosyal paylaşım sitesinde paylaştığı bir şeyi aktaralım 

“Devletin geleceğini siyaset, milletin geleceğini bilgi sağlar. Bilgi siyaseti kuşatmalı münevver ve aydının yerini Türk bilgini almalıdır. Çünkü, osmanlının münevveri ile cumhuriyetin aydını batı kaynaklıdır, mili değildir.Cumanız mübarek olsun. “
xxx

Sayın Yediyıldız ağzınızdan düşürmediğiniz Osmanlı’nın ‘ Münevveri’ ile karşı olduğunuzu her ortamda belirttiğiniz Cumhuriyet aydını nasıl milli olamıyor.
Hadi Cumhuriyet aydınını anladıkta bu ağzınızdan düşürmediğiniz övüne övüne bir hal olduğunuz Osmanlıya neden taktınız ?

Cumhuriyet’i anladık da Osmanlıdan ne istiyorsunuz ?!!

İşin Türkçesi sizin paylaştığınız iletiden pek bir şey anlamadık. Anladığımız tek şey Cumhuriyet karşıtı olduğunuz! Osmanlı münevveri konusunda biraz bizi aydınlatsanız seviniriz!!

ALTIN DOKUNUŞ!!!

Ordu Altınordu Belediyesi Çavuşlar şelalesinin çevre düzenlemesini yapmaya devam ediyormuş.

 Daha önce yazmıştık.

Şelalenin dibine kadar beton döküp bir güzel doğal görüntüyü bozup iş yapanlar  çalışmalar devam edecek diyor.

 Bir gazete çalışmalar devam ederken burası için ‘ Altın dokunuş’ diye başlık atmıştı.

 Altınordu Belediye Başkanı Engin Tekintaş yaptıkları ile övünüyor.

Ama inanın bana bölgenin resmini gören gerçek doğacılar ağızları açık hayretler içinde bölgenin nasıl berbat edildiğine şahit oluyorlar.

Bırakın dokunmayın, doğal yapıyı bozmayın,  oraya ulaşmak isteyen biraz zahmet çeksin. Arabası ile  şelalenin ağzına kadar gelmesin,  O sıcakta dökülen betonun ısısı ile insanlar yanmasın. Doğal kayaları yürüyüş yollarını bozarak bir şey yaptıkların zannedenler ve buna ‘ Altın dokunuş’ diye başlık atanlar azıcık utanmalı.

Ben  bu örnekten başka sıfıra kadar beton dökülmüş bir şelale ortamı görmedim.

            Ne yazık ki bu çirkinlikle övünen yerel yönetimiz ve medyamız var ! 

GÖZLERİMİ BAK…

Ne bu hayret, hiç sevmeyecek miydin?

Hiç sevilmeyecek miydin?

Bir gün apansız yüreğinin ortasına düşen kor ateş büyür, taşar sende şaşarsın.

Bir elin sıcaklığı, bir göz göze gelmek yangını öyle körükler ki söndürmek ancak zamanın işidir.

 Kimseyi üzme ve önce kendini üzme…

Bir mektup yaz kendi kendine, içinde acı, aşk, hasret olsun.

Sakına sevgini koyma…

Ben yazıyorsam varım.

Yaşadıklarım, hayallerim ve sevdiklerim için…

Kadınım, ölsem de unutma…

Mektup yaz bana, gözlerimi hatırla.

Gözlerime bak, gözlerimde denizi görebilir misin?

Gözlerime bak, beni sevebilir misin?

 

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan)

VALİ VE BELEDİYE BAŞKANI …

Daha önce yazdık vatandaş hele ramazan ayı ile birlikte artık resmen tacize uğruyor.

 Kendimden iki örnek : ( Süleyman Felek caddesinde işim ile birlikte yürürken  uzun boylu kolunun biri yalandan sarılı bir adam yolumuzu resmen  kesti ve para istedi.  Yolumuzu kesme dedim  ne dese beğenirsiniz her yer yol geç kenardan.  İkinci olay Yalı Cami karşısı giyimi düzgün bir bayan bu kez eşimin yolunu kesip (Hamileyim para ihtiyacım var  dedi. Sonra’da ben dilenci değilim diye çıkıştı. )

 

Dilencilik suçtur, bu suça göz yumanları şiddetle kınıyorum. Devlet yönetilmiyor. Yöneticiler acz içinde. Sokaklar eşkiyaya teslim olmuş, kadın,erkek,çelik çocuk resmen yol kesiyor. Çıkabilecek olaylardan Vali ve B.Şehir belediye başkanı sorumludur

Evet geçtiğimiz günlerde yazdığım bir yazıyı tekrar ilgililerin dikkatine sunmak istiyorum!!!

Bir şey 40 defa söylenince olurmuş!!!

?

 

DİLENCİLER 

 

Vallahi de bıktım billahi de bıktık.

Yerlisinden Suriyelisine milletin önünü kesip zorla dilencilik yapıyorlar.

 Valilik genelge yayınladı bunlar hakkında yasal işlem yapılacak diye.

Şimdi çocuklar da büyüklerde sözde mendil satarak dileniyor.

Bir çoğu yine ayni şekilde özellikle bayanları taciz ederek para istiyor.

Vatandaş olarak devlet yetkililerinden bu kanunsuzluğa dur demelerini bekliyoruz.

Yayınladıkları genelgeleri uygulamasını istiyoruz.

Çok şey mi istiyoruz ?

Özellikle Cumartesi Pazar dilenciler volta atıyor.

Zabıta karışmıyor polis karışmıyor.

Cumartesi Pazar her yer yol geçen hanı.

 Doğru dürüst zabıta yok, polis yok.

 

Olan da seyrediyor.

KİM MÜSLÜMAN ? 

Lafı fazla uzatmayacağım. Uzatmaya da gerek yok. Bu yazı Yeni Akit gazetesinden alınmıştır. 

Okuyun aklı olan kimin Müslüman olduğunu hemen anlayacaktır…
xxx
Küfür etmek günahtır. İslam dini muhataplarımızla hoş muamele ve diyaloglar içerisinde bulunmamızı emreder.

"Ey îmân edenler! Bir topluluk, (başka) bir toplulukla alay etmesin; olur ki (onlar), kendilerinden daha hayırlı olabilirler! Birtakım kadınlar da (başka) kadınlarla (alay etmesinler)! Belki (onlar da) kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendinizi (birbirinizi) de ayıplamayın ve birbirinizi (kötü) lâkablar ile çağırmayın! Îmandan sonra fâsıklık ismi (günahla anılmak), ne kötüdür! Artık kim (bu kötü amelinden vazgeçerek) tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir!" (Hucurat, 11)
İbn Abbas, Hucurât suresinin 11. ayetini izah ederken "Bir kısmınız bir kısmınıza dil uzatmasın. Muhakkak Allah, çirkin söz kaçıranı, kasden çirkin söz söylemeye yelteneni sevmez" demiştir. (Edebü'l-Müfred, I, 344)

Kötü sözlü olmak müminlik sıfatıyla bağdaşmaz.

İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki:
"Mü'min ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır." (Tirmizî, Birr 48, (1978)
Şarihler, mü'mine yakıştırılamayan bu vasıflara yer veren insanın tekfir edilmeyeceğini belirtirler. Bu maksatla mü'min kelimesini "kâmil mü'min" diye kayıtlarlar. Şu halde kötü söz sarfetme alışkanlığı olan insan imanını kaybetmez ise de imandaki kemali kaybeder. Mü'min kişinin, şahsî planda hadisi mutlak ifadesiyle anlayıp "ağzımdan çıkan kötü söz imanımı tehlikeye atıyor" diyerek kötü söz sarf etmekten kaçınması gerekir. Kulluk ve Fahr-ı Kâinat'a ümmetlik edebi bunu gerektirir. Fakat kötü söz sarfeden kimseleri tekfire yeltenmemek gerektiği de bilinmelidir. (Kütüb-i Sitte)
"Her kim de bir mü'mine la'net ederse, bu da onu öldürmek gibi(günâh)dir. Her kim de bir mü'mine küfür isnâd ederse, bu da onu öldürmek gibi(günah)dır." (Buhari)

Dilinden laneti düşürmeyenler şefaat hakkını elde edemezler.

Ebu'd-Derda (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki:
"Laneti çok yapanlar kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar." [Müslim, Birr 85, (2598); Ebu Davud, Edeb 53, (4907).]
Bu hadiste, kıyamet günü mü'minler muhtaç olanlara şefaatte bulunurlarken, dilinden laneti düşürmeyen kimselerin bu şerefe eremeyecekleri, dolayısıyla yakınlarına şefaat edemeyecekleri belirtilmektedir.

……………
Müslüman, elinden ve dilinden zarar görülmeyen insandır; başkalarına dil uzatmak Müslümana yakışmaz.

İnsanlara karşı iyi muamele ve güzel söz söyleme İslâm'ın prensiplerindendir. Firavun'u hak din'e davet için giden Hz. Musa ve Harun'a (as) Allah; "O'na yumuşak şöyle, konuşun..." (Tâhâ, 20/44) emrini vererek kâfire yapılan tebliğin yumuşak ve güzel söz ile yapılması gereğini ifade etmiştir. 
Sözlerin en güzeli, insanları hakk'a, doğruya, olgunluğa, insanca yaşamaya sevk eden Allah'ın kelâmıdır: "Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer, ikişerli bir kitap halinde indirdi..." (ez-Zümrüt, 39/23). 
Sözlerin en güzeli olan Allah kelâmını ümmetine tebliğ eden Hz. Peygamber (asm) de birçok hadislerinde, insanlara karşı güzel söz söylemeyi emir ve tavsiye etmiş; bizzat kendisi de hayatı boyunca kaba sözden sakınmış; şahsına hakaret eden insanlara bile; "Allah'ım; onlara hidayet et, çünkü onlar gerçeği bilmiyorlar" diyerek duada bulunmuş ve rıfk ile muamele etmiştir. O'nun bu yüksek ahlâkı, gün gelmiş, düşmanlarının bile sevgi ile etrafında imanla toplanmalarına vesile olmuştu. Yahudilerden bir grup Hz. Peygamber'e (asm) gelip, güya selâm veriyormuş edasıyla "Essâmu Aleyküm=Ölüm üzerinize olsun" deyince, yanında bulunan Hz. Âişe dayanamayarak, "ölüm sizin üzerinize olsun, Allah size lânet etsin, Allah size gazap etsin" diye cevap verince Hz. Peygamber (asm), "Yavaş ol Âişe! Yumuşak hareket et; sert hareketten ve çirkin sözden sakın" buyurmuştur. Câbir İbn Abdullah, Hz. Peygamber'in (asm) "Kötü söz ve harekette bulunanla kendini kötü söz ve hareketlere zorlayanı ve çarşılarda bağırıp çağıranı Allah sevmez" buyurduğunu rivayet eder. Müslüman, elinden ve dilinden zarar görülmeyen insandır; başkalarına dil uzatmak, lânet etmek, kötü iş yapmak ve kötü söz söylemek, müslümana yakışmayan hallerdir. Müminin en düşük ahlâklısı, kötü sözlü olanıdır. (Şamil İslam Ansiklopedisi)

GENELDEN, YERELE  

Bakıyorum da siyasetin ağzı iyice bozulmaya başladı.

Tabi bu ilerleyen günlerde genelden yerel kadar iner.

Geçmişe bir baktığınız da buraya nasıl geldiğimiz açıklar.

Seviyeyi yerler altına düşürenler ülke insanını yine şöyle böyle diye kamplara bölmeye devam ediyorlar.

Bildiğim bir çok kişi bunlardan rahatsız.

Hatta kendi partisini bile özelde sert bir şekilde eleştirmekten kaçınmazken, arkadaş yarın ayni şeyi bizlere yaparlarsa diye endişe duyuyorlar.

Ne yazık ki birileri koca bir ülkeyi hem ekonomik hem de sosyal acıdan bir koltuk ve koltuklar uğruna uçuruma sürüklüyor.

Dilerim bu aymazlıktan bu seçim atmosferinde kurtuluruz.

 Ben kazanayım, memlekete ne olursa olsun mu ?! 

Önce Olay gazetesinde okuduğum  ve dikkatimi çeken bir haberin bir bölümün sözle paylaşayım.
..

İstanbul-Mesudiye arasında yolcu taşımacılığı yapan Özer Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Özer, her geçen gün insanların Mesudiye’ye olan ilgisini azıldığını belirterek durma noktasında gelen ekonomik hayatı canlandırmak için tarım arazilerinin Suriye yada Afganistanlılara açılabileceğini söyledi. 
“Ben bu konuda çok iddialıyım. 10 yıldır İstanbul’dan Mesudiye’ye Mesudiye’den İstanbul’a yolcu taşıyorum. İlk başladığım yıllar ile şuan arasında bir kıyaslama yaptığımda yolcu sayısının yüzde 50 azaldığını görüyorum. İnanıyorum ki bir 10 sene sonra yolcu sayısı en az bir 50 daha azalacak. Böylece Mesudiye çok şeyini kaybetmiş olacak. Çünkü Mesudiye’de ne tarım, ne sanayi, ne de hayvancılık var. İnsan olmadığı için çok az olan ekonomik faaliyet daha da azalacak.”
“Bu şartlarda altında bilemiyorum devletin bir tarım reformu olur da oraları Bir Afganlıya bir Suriyeliye kiralayarak boş kalmasını önler mi?” diye soran Özer Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Özer, sözlerini şöyle bitirdi: “Böyle bir şey olursa ancak o zaman Mesudiye’de hayat devam eder. Yoksa gerçekten çok kötü durumdayız. Bence böyle bir şey de olmalı. Yani oralar bir Afganlıya bir Suriyeliye açılmalı. Bana göre tarım arazisi olup da 2 yıl üst üste ekilmeyen tarım arazisi direk olarak kim ekiyorsa verilmeli. Ben devlet görevlisi olsam böyle yaparım.” 
xxx

Sağdan soldan gösterip bir yere bağlıyor.

Yani diyor ki işten para kazanamıyorum Ordu’ya Suriyelileri Afganlıları dolduralım gitsin.

Yani bu zihniyet bu gün ülkenin geldiği ekonomik ve sosyal parçalanmanın bir devamıdır.

Yani AKP’nin beceremediği bir politikanın sonucunda yaşanan travmadır.
Şirket sahibi ben kazanayım paraları kim ile kazanırsam kazanayım. Benim yaşam bölgem beli siz ne yaparsanız yapın bunlarla nasıl uğraşırsanız uğraşın diyor.

TAMAM merak etme yıkacağız bu köhne, yandaş, ülkenin huzursuzluğuna dayalı rant düzenini..

Yeni şebeke ile kirlenen sular 

Ordu Büyük Şehir Belediyesi şehir içinde eski su şebekelerini yenilemekle övünüyor.

Yeni şebeke suyunun bağlanması ile birlikte daha kaliteli su içeceğini zanneden mesela Aziziye Mahallesinin büyük bir bölümü hayal kırıklığı içinde.

Suyun tadı bozuldu, rengi bozuldu.

Kaynatılan su tentürdiyot dökülmüş gibi açık bir renk alıyor.

Geçtiğimiz aylarda bir şikayet nedeniyle telefon açtığımız OSKİ 20 gün sonra dönünce artık telefon açıp sorun bildirmekte istemiyoruz!

Artık tüm bunları tarihe not düşmek amacıyla gazetelerimizde ve internet ortamında yayınlıyoruz.

Er veya geç birisi okur da ilgilenir diye !!!

( Dip not : OSKİ’nin laneti peşimi bırakmıyor. Daha önce yazdığım bir yazıda nereye gitsem sorun oluyor demiştim !!! Son olarak Dörtlereli sokakta bulunduğum bölgede vatandaşların ne biçim gazetecisin şu sorunu bile halledemedin lafları üzerine bu yazıyı yazmak zorunda kaldım. Mahalle halkı beni muhtar veya OSKİ genel müdürü sanıyor!!!)

YANILTMADI BENİ

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek 100 imzayı toplayamamış durumda.

Bir yandan CHP adayı İnce çağrı yapıyor diğer yandan sosyal medya da bir grup  CHP’li Perinçek’e imza verilmesi için kampanya başlatıyordu.

Bu duruma bende katıldım destek verdim.

Ama şunu da paylaşmadan edemedim.

‘ Perinçek 100 bin imzayı geçsin ilk işi CHP çakmak olacaktır “ dedim. Yanıltmadı beni.

Başta sevdiğim saygı duyduğum Vatan Partisi il başkanı Temel Yılmaz gibi bir çok ağbim ve arkadaşım var.

Bazı şeyleri anlatmakta zorlanıyoruz.

Niye böyle.

Elbette eleştirisini yapacak elbette söylemlerini eksik etmeyecek ama birine bir derken diğerine 3 demenin altında yatan ne ? 

Perinçek’i çözemedim.

Perinçek ve arkadaşları önce şunu oturup bir düşünsün biz neden ve nasıl başkalarının yardımı olamadan 100 bin imzayı geçemedik.


Kurtulmuş , kurtuldu!

Ordu Milletvekili Kültür ve Turizm bakanı  Numan Kurtulmuş’un  İstanbul’dan aday gösterileceği belirlenince bazı çevreler tarafından uygulanan ambargo anında kalktı!!!

Biz görmüyor anlamıyor zannetmesinler biz her şeyin farkındayız.

Zaten Kurtulmuş’da Ordu’dan kurtulduğu için (!) memnun olacak ki onun çevresi de bazı ambargoları kaldırmaya başladı.

İyi olsunlar memleket kazansın.

Lafın tamamı deliye söylenir derim, bu yazıyı burada bitiririm!!!

Okumadınız, seyretmediniz değil mi ?

İmar affı ; vergi affı, emekliye avanta haberleri ile ilgilenirken bu haberi okumamışsınızdır. Muhtemelen bir iki gazete haricinde kimse yayınlamadığı için. Zaten seyretme şansınız yok bir iki tv hariç yayınlamadı

Buyurun okuyun. İbo’nun villası kadar haber olmadı. Adana’da çocuklarım aç diye intihar eden kadın kadar da…

Ülke gençliğinin yarısından fazlası işsiz. Çalışanların çoğu açlık sınırının altında para alıyor.

Diyeceğim o dur ki kanatınız yaralarınızı artık. Uyanın avantaya lavantaya kendinizi satmayın.

İŞTE HABER OKUYUN!

Adana'da simit satarak geçimini sağlamaya çalışan 39 yaşındaki Ş.Y., Seyhan'da köprü korkuluklarına çıkarak, "Bugün 13 yaşındaki kızımın doğum günü, bırakın ona hediye almayı cebimde ekmek alacak para yok. Ben hiçbir şey istemiyorum. Bir işim olsun, evime peynir, zeytin alayım yeter" diye haykırdı. Bu sırada cebindeki 50 kuruşu polise doğru atan Ş.Y. son anda kurtarıldı.

İşsizlik ve geçim sıkıntısı her geçen yıl daha da artarken, Adana’da 6 aydır iş bulamayan Ş.Y. sinir krizi geçirdi.

Olay, Dilberler Sekisi Otoyol Köprüsü’nde meydana geldi. İş bulamadığı için simit satarak geçimini sağlamaya çalışan Ş.Y., sabah çocuklarıyla vedalaşarak evden çıktı. Seyhan Nehri’nin üzerinden geçen köprüye gelen Ş.Y., korkuluklara çıktı. Kendisini nehre atacağını söyleyen Ş.Y.’yi, polis uzun süre inka etmeye çalıştı.

‘BUGÜN KIZIMIN DOĞUM GÜNÜ, CEBİMDE 50 KURUŞ VAR’

Ş.Y., 50 milyar borcu olduğunu iddia ederek, “Bugün 13 yaşındaki kızımın doğum günü, bırakın ona hediye almayı cebimde ekmek alacak para yok. Şu halime bakın, 45 kiloya düştüm. Böyle baba mı olur. Ben hiçbir şey istemiyorum. Bir işim olsun, evime peynir, zeytin alayım yeter” dedi.Bu sırada Ş.Y., cebindeki 50 kuruşu polisin üzerine attı. Ş.Y., kendisini korkuluklardan boşluğa bırakmak üzereyken, polisler hamle yaptı. Polisler, son anda yakaladıkları Ş.Y.’yi, korkuluklardan çekip aldı. Ş.Y., ifade için polis merkezine götürüldü.

 SESSİZLİK!!!  

 Günler geçti  Abdullah Gül ile  Cumhurbaşkanı sözcüsü Kalın ve Genel Kurmay Başkanı Akar’ın görüştüğü hatta helikopterle gittiği iddiaları var. Demokrasi denilen ortamda çok korkunç iddialar . Ama kimseden tık yok.

Buna karşılık şu haberi okuyun.

Ülkenin nasıl yönetildiğini nasıl çamura yatıldığını ve her konuda muhalefetin nasıl suçlanabileceğini öğrenin.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, TBMM'deki makamında gazetecilerle sohbet toplantısı gerçekleştirdi.

11'inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün aday olmayacağını açıklamasıyla ilgili değerlendirmede bulunan AKP’li Bülent Turan, "Toplum vicdanında bu konu hak ettiği yeri buldu. Siyasi hayatlarımızın nasıl başladığı, yürüdüğünden öte, nasıl bittiği çok daha önemli. Allah hepimizin siyasi hayatı bittiği zaman, dönüp arkaya baktığımızda, mahcup etmeyeceğimiz bir hayat nasip etsin" dedi.

AKAR'IN GÜL'LE GÖRÜŞTÜĞÜ İDDİASI

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı adayı olmaması için görüştüğü iddiasının sorulması üzerine Bülent Turan şunları kaydetti:

"Bu konunun tarafları muhtemelen bilgi verecektir. Böyle bir iddianın arkasına sığınan muhalefetin ne kadar sığ işlerle uğraştığının somut örneğini yaşıyoruz. Genelkurmay Başkanımız görüştü mü bilmiyorum ama bir lider genelkurmay başkanıyla görüştüğü için aday olmuyorsa hiç olmasın." 

 KÖTÜ ADAM ROLLERİ !  

Artık döndüm kentime

Gidemediğim kentime dönüp senin izlerini aradım sokaklarda.

Bıraktığım yerlerde çakalların, kurtların, tiklerin, sırtlanları izlerini buldum.

Aradım aradım ulaşamadım bir türlü.

Belki bir Kızılderili olsaydım izini sürerdim yıllarca.

Bilirsin ki en çok sevdiğim filmlerin hepsi kovboy filmleri idi.

Her Pazar sabahı TRT’nin başını kurulurdum.

Her Pazar sabahı çocukluğumda Ordu Sinemasının önünde bilet kuyruğuna girerek 10 matinesinde ki kovboy filmini izlemek için saatlerce bilet alabilmeyi beklerdim.

Şimdi ise defalarca seyrettiğim filmleri yeni izler gibi hissediyorum kendimi.

Belki bilirsin belki bilmezsin her filimde bir kadın olur ikincisi olmazdı.

Herkes ona aşık olur o ise filmin kahramanına…

Kötü adam rollerini yaşamda nedense hep ben paylaşıyorum.

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımın yayınlamayan bölümlerinden ) 

“Yaşam için 13 ifade”

  1. Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum
  2. 2. hiç kimse senin gözyaşlarını hak etmez ve onu hak eden seni asla ağlatmayacak olandır
  3. Birini seni, senin istediğin gibi sevmemesi onun seni tüm varlığıyla sevmediği anlamına gelmez
  4. Gerçek dost, elini tutuğunda kalbine de dokunandır
  5. Birini özlemenin en kötü yolu, yan yana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir
  6. Üzüntülü olduğun zamanlarda bile gülümsemeyi asla bırakma, biri gülümsemene aşık olabilir
  7. Bu dünyada bir insan olabilirsin ama birisi için bir dünya olabilirsin
  8. Zamanını seninle geçirmekle ilgilenmeyen biriyle zamanının harcama
  9. Beklide Allah doğru kişi ile karşılaşmadan önce yanlış insanlarla karşılaşmamızı istemiştir, böyle olunca minnettar olacağızdır
  10. Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse
  11. Seni kıracak insanlar her zaman olacaktır, öğleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol
  12. Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan o kişinin de senin kil olduğunu ümit etmeden önce kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol
  13. Çok fazla uğraşma, en iyi şeyler ummadığın zamanlarda olur

“Olan her şeyin arkasında bir sebep vardır.

 

             Yazan , GABRIEL  GARCİA MARQUEZ

DİLENCİLER 

 

Vallahi de bıktım billahi de bıktık.

Yerlisinden Suriyelisine milletin önünü kesip zorla dilencilik yapıyorlar.

 Valilik genelge yayınladı bunlar hakkında yasal işlem yapılacak diye.

Şimdi çocuklar da büyüklerde sözde mendil satarak dileniyor.

Bir çoğu yine ayni şekilde özellikle bayanları taciz ederek para istiyor.

Vatandaş olarak devlet yetkililerinden bu kanunsuzluğa dur demelerini bekliyoruz.

Yayınladıkları genelgeleri uygulamasını istiyoruz.

Çok şey mi istiyoruz ?

Özellikle Cumartesi Pazar dilenciler volta atıyor.

Zabıta karışmıyor polis karışmıyor.

Cumartesi Pazar her yer yol geçen hanı.

 Doğru dürüst zabıta yok, polis yok.

Olan da seyrediyor.

BU SİSLER BİTMEZ !!! 

 

Sis de şiddetli yağış da  uçaklar iptal.

Vatandaş perişan , vatandaş kızgın.

Cihazlar tammış tepeler yüzünden sıkıntı oluyormuş.

Falan filan.

 Bir iddia da 1,5 metre kot aşağı yapıldığı için bu tür havalarda her yer deniz gözüktüğünden pilotlar inemiyormuş.

Tüm bunlara rağmen yetkililerde net bir açıklama yok.

Beyler buranın sisi bitmez.

Mayıs ayı sonuna kadar topuktan filiz vermeden yaz gelmez.

 Sorunun nedenlerini vatandaşa açıklayın bilelim.

Yoksa Dünya bizimle Denize havaalanı yaptılar ama uçakları inemiyorlar  diye dalgasını geçer.

Seçimlerde de övündüğünüz havaalanı için vatandaşa hesap vermek zorunda kalırsınız.

GÜVENLİ VE HIZLI ŞEKİLDE

 

Ordu Süleyman Felek Caddesi'nde, Yayalaştırma Projesi sonrası yoğunluk yaşanıyor.

Şehir merkezinde araç sayısının artmasıyla birlikte yayaların yaşadığı sorunları ortadan kaldırmak için Süleyman Felek Caddesi'nde başlatılan 'Yayalaştırma Projesi'nde çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Önceden yoğun bir araç trafik akışının yaşandığı caddede, yayalaştırma projesi sonrası yoğun bir insan kalabalığı yaşanıyor. Trafiğe kapatılan caddeye adeta akın eden vatandaşlar, güvenli ve hızlı bir şekilde işlemlerini gerçekleştiriyor. İnsanların araç trafiği olmadan rahat hareket edebilmeleri için sürdürülen proje, yapımı tamamlanınca modern bir görünüme kavuşacak

xxx

Haber bu haberi yapılış şekli nedir ne değildir bilemem ama  şiddetli bir şekilde itiraz ettiğim bölüm var. “Trafiğe kapatılan caddeye adeta akın eden vatandaşlar, güvenli ve hızlı bir şekilde işlemlerini gerçekleştiriyor. “

İnsaf edin yaaa nasıl hızlı ve güvenli bir şekilde.. He taraf Bubi tuzağı en son ben düştüm.

            Haber, haber için yapılmaz. Katacaksanız bir şeyler, gerçekler olsun!!!



PİLLA BÖCÜK !

 Osmanlı tarihi uzmanı – Yazar hemşerimiz Adnan Yıldız gerek Ordu ile ilgili gerekse bölgemiz ile ilgili bir çok tarihi eseri gün ışığına çıkartarak bizlerin bilgisine sundu.

 Çeşitli bloglar da yazmaya devan eden Yıldız’ın çeşitli türde yazıları da bulunuyor.

Bu gün kendisinin  bir yazısını sizinle paylaşmak istedim :

 

Uğur böceğinin bizim oralardaki adı pilla böcüktür. Biz onu genellikle yağmur damlalarının ağırlığından boynu bükülen bir çiçeğin üzerinde görürdük. Özel misafir edasıyla, Karadeniz’in yeşil tuvalinde kırmızı üzerine siyah benekleriyle duruşu, farklılığını hissettirirdi.

Pilla böcüğü gördüğümüzde yüreklerimizde bir kıpırtı olurdu. Başımıza koyacak kadar severdik ama gözlerimiz kıskanmasın diye parmaklarımızın üzerine kondururduk onu. Çünkü hepimiz “Mehmet”tik ve hepimizin umutları diyarından geliyordu . Umutlarımızı dileğe döndürür ve onunla konuşurduk.

“Uç pilla böcük uç, annem sana yağlı ekmek verecek uç pilla böcük uç...” derdik ve umutlar diyarına uçurur ve beklerdik.

Yeni baharda dönerdi bize bir fındık dalının ucunda pürçek görünümünde. Biz Mehmetlere umut diyarından neler getirirdi bu haliyle. Hepsine doğumun sağlıklı olacağını düşündüğümüz Ağustos ayı sonrasında sahip olacaktık.

Boya kalemlerimiz olacaktı, pilla böcük renklerinde resimler yapacaktık, yeni resim defterlerimize. Kitaplarımız umut duyarından masallar anlatacaktı. Büyüyecektik, kitaplarımız kalınlaşacak, “Cin Ali” gerçek boyutuna dönüşecekti, sosyal bilgilerimizde. Analarımızı saraylarda yaşatacaktık. Sevgilimizle Eylülde evlenecek çocuklarımızın odalarında pilla böcük resimleri olacaktı.

Fakir Mehmet’in umutları, mevsimlerin şaşkınlığında bazen buz tutup bazen de Temmuz’da sıcaktan yansa da., babalarımız daima “Fiskobirlik” çikolatalarını getirirdi, bizlere. Tefecilere, “gelecek yıl görürsün” diyebilirdi. Velhasıl pilla böcüklere güvenirdik.

Yıllardan sonra bahar yine geldi. Yağmur damlaları gözyaşı oldu, çiçeklerin gözlerinde, pilla böcük gelmedi diye. Pilla böcük nedense dönmemişti, bu sefer. Ateş böcekleri dolaşmaktaydı her yanda mevsimsiz. Halbuki biz ona daha fazla yağlı ekmek verecektik.

Herkese sorduk “sen hiç pilla böcük gördün mü?”... Bazı kimseler görmüşlerdi, umutlar diyarından dönerken. “TMO” önünde geri yüklenen fındık çuvalları altında, kanatları kırılmış, uçamıyormuş. Selam söylemiş “Mehmet”lere.

-“En kısa zamanda umutlar diyarına döneceğim, ancak ateş böceklerini koymazsanız yerime.”

-“Uç pilla böcük uç annem yağlı ekmek verecek sana.”

DOSTUM, DOSTUM…

            Şairin dizeleriyle oynayayım dedim...

            “Bir yanımız yaprak döker,bir yanımız bahar bahçe”

            Ben de ölürsem  pisi pisine gülüm, ağlama...

            Ağlama gülüm, bu ülkede pisipisine ölen yüzlerce çocuk varken...

            Bir sürü pisipisine ölen insanlar...

            Hem gülüm, değiştirebilir misin bu yazgıyı...

            Değiştirebilir misin kader denen yutturmacıyı ?

            Hep gülüm, kalemini, dostluğa, insanlığa kullan...

            Senin haberin olmasa da , seni yazmak, seninle beraber olmak gibi inan...

            Kullan ki Anadolu’nun göbeğinde bir çınar kendiliğinden yükselsin...      

            Kullan ki pisipisine ölümler olmasın ülkemde...

            ”Dostum ,dostum güzel dostum,bir yanımız bahar bahçe  bir yanımız yaprak döker” demiyor mu şair?

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımda. Erol Karaer )

 

“SABAHATTİN ALİ ÖLMEDİ”

Okur Yazar adlı bir internet sitesinde yazar Önder Deniz Çavuşlar’ın bir yazısı dikkatimi çekti.

Hepimizin çok yakından tanıdığı isimler ile ilgili yazdığı bu ilginç ve bir o kadar da anlamlı yazıyı paylaşmak istedim.

“SABAHATTİN ALİ ÖLMEDİ”

Düzelteyim en başta; Sabahattin Ali ölmedi, başına sopa vurarak öldürdüler.

Orhan Veli belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve akabinde beyin kanaması geçirip öldü.
Nazım Hikmet şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı sürgünde, vatan hasretiyle gözlerini yumdu.
Ahmet Hamdi Tanpınar ölmeden evvel yazdığı pusulada; “İçimde her şey alt üst. Bittabi hastalığımdan ziyade parasızlıkla meşgulüm. Cebimde yalnız bir lira var. Parasızlığım büyük hastalıklar gibi hemen hemen hiçten başladı, büyüdü, çoğaldı beni altına aldı. Etrafım alacaklı ile dolu. Cebimde borç senetleri var.” diye not düştü tarihe çaresizliği.
Mehmet Akif Ersoy durumuna üzülüp, yiyecek ve ev eşyası getirmesinler diye oturduğu adresini değiştirdi nihayetinde yoksulluk içinde yaşamını yitirdi.

Peyami Safa'nın akibeti de hazindi. Safa, ev kirasını ödeyebilmek için telefonunu satılığa çıkardı ve son günlerinde hayatının özetini; “Yarım asır süren uzun bir mahrumluk, hastalık ve işkenceden başka bir şey olmamıştır.” diye izah etmeye çalıştı.
Onat Kutlar bombalı saldırıda katledildi. Ümit Kaftancıoğlu “solcu olduğu için” silahla tarandı. Musa Anter hain bir pusuya kurban gitti. Metin Altıok ve Behçet Aysan'ı diri diri yaktılar. Uğur Mumcu arabasının altına konan bomba sonucu faili meşhur bir suikaste kurban gitti. 
Unutmadan; Can Yücel'in mezarını da balyozla parçaladılar. 
Söyleyeceklerim bu kadar…

 


Düz mahalle

Hani söz vermiştin gelecektin Düz Mahallelim?

            Bak, verdiğin o sözlerin üzerinden yıllar geçti, hala yoksun.

            “Ben söz verdim mi , bunu ancak ölüm engeller” diyordun...

            Sesin hala kulağımda çınlıyor bir bilsen...

            Sırrıpaşa da değişti ah bir gelip görsen...

            Ne o, öldün mü  Düz Mahallelim?

            Ben hala seni yolcu ettiğim duraktayım...

            Hafızama kazılmış anıları silip atamıyorum...

            Konuşmama , solup almama, bağırmama, ağlamama neden olan, neredesin?

            “Düz Mahalle içinde deli gezerim,deli” der bir türkümüz...

            Desene Düz Mahallelim,bu yıllar önce bana yazılmış bir türkü...

            Desene Düz Mahallelim, böyle bitecekti bu öykü....

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

AĞLAMAK KOLAY!

Hani bir şiir veya bir şarkı dinlersinizde  gözleriniz dolar ağlamamak için çırpınsanız bile göz yaşlarına hakim olamazsınız ya.

Öyledir yaşamak. Bir bebeği beklemek bir baba, bir anne  bir dede veya tüm akrabalar gibi olmak nasıl heyecanlandırır ya sizi onunu gibi olurum bazen.

Bir annenin memesinden süt içen çocuğun saflığı yüzünüze vurup, karnı acıkınca ağlayan bir bebek gibi hissedersiniz kendinizi.

Ne zaman Atilla İlhan’ın aşağıda ki şiirini okusam gözlerim dolar, Allah’a ve Atatürk’e şükrederim.

Hani bir zamanlar, bir yazarın yazdığı kitapta Atatürk köşesine tükürme emrini verenlerin yaptıklarını hatırlarım.

Sonrada Cumhuriyet çok yaşa diye bağırasım gelir.

Sessiz ve derinden gelen irtica tehdidini görmezden gelen sözde aymaz aydınlara küfrün bin parasını söylerimde? Kar etmez.

Gelin size Atilla İlhan’ın şiirini tekrar okutayım!!!

 

Dağ başını efkar almış,
Gümüş dere durmaz ağlar.-
Gözyaşından kana kesilmiş gözlerim:
Ben ağlarım.Çayır ağlar, çimen ağlar.
Ağlar-ağlar:Cihan ağlar,
Mızıkalar iniler:Irlam-ırlam dövülür.
Altmış-üç ilimiz:Altmış-üç yetim.
Yıllar gelir-geçer:Kuşlar gelir-geçer.
Her geçen seni bizden parça parça götürür.
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

Diz dövdüm:
Gözlerim şavkı gitti Sakarya'nın suyuna.
Sakarya'nın suları namın söyleşir.
Hemşerim Sakarya! Öksüz Sakarya!
Ankara'dan uçan kuşlar,-
"Kemal'im" der, günler-günü çağrışır.
Kahrolur. Bulutlara karışır.
Gök bulut, yaşmak bulut.
Uca dağlar, dev-boyunlu morca dağlar,
Divan durmuş, bekleşir,
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

Nasıl böyle varıp geldin? Hoş geldin!
Çıngı kaymış, yalazlanmış gözlerin,
Şol yüzünde güneş - südü sıcaklık.
Ellerinden öperim Mustafa Kemal,
Senin dalın yaprağın, biz senin fidanların.
Biz, bunları yapmadık.
Sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal:
Elsiz - ayaksız bir yeşil yılan.
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal !
Hani bir vakitler, Kubilay'ı kestiler.
Çün buyurdun! Kesenleri astılar,
Sen uyudun, Asılanlar dirildi...
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

...

Ankara'nın taşına bak !
Tut ki baktım: Uzar gider efkarım:
Çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım:
Gözlerimin yaşına bak!
Ankara Kalesi'nde, Rasat - Tepe' de
Bir akça - şahan, gezer, dolanır?
Yaşın - yaşın, mezarını aranır,
Şu dünyanın işine bak! -
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

Atilla İLHAN

 

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımın yayınlanmayan bölümlerinden ) 

NE SEVDA BEEE?

İstanbul Kızılay derneği başkanı Kerem Kınık bir gazeteye röportaj vermiş.

Yazını şöyle bir okuyunca  bu nasıl sevda diyorsunuz. Hele suç ile ilgili bölüm ar ki adamları melek yapmış.

 Bir ülke kendi insanından nefret eder mi ? Bunların sayesinde ediyor.

Ey Arap sevilire siz sevmeye devam edin.

Ey şakşakçılar aşağıda ki sözleri iyi okuyun da            şakşaklamaya devam edin :

xxx

Suriyeliler arasındaki suç oranlarına baktığı­mızda, Türkiye’de kendi toplumumuzdaki suç oranlarının aşağı yukarı yarısı olduğunu görü­yoruz; bizde yüzde 3, Suriyeliler’de ise yüzde 1.3’e yakın bir oran var. Bu da burada dikkatli olmaya çalıştıklarını, bir otokontrol mekanizma­sına sahip olduklarını gösteriyor. Sokaklarda, turizm alanlarında, insanları rahatsız edecek görüntüler oluşturmamaya gayret ediliyor. Türkiye’nin yüklendiği fedakârlığın farkındalar. Aslında önce, 'Türkiye’de kimler kalıyor' demek lazım. '3.5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyoruz' ifadesi bazı gerçekleri örtüyor. Türkiye’de, yaklaşık yüzde 75’i kadın, çocuk ve 65 yaş üstü olan Suriyeliler yaşıyor. Yani bakıma muhtaç olan kesim. Bunların ailelerinin bir kısmı Suriye’de savaşıyor. 3 aile burada, başında ailesi reisi olarak bir erkek var. Diğer 2 ailenin erkeği Suriye’de savaşıyor. Bu erkek de kalanların geçimini sağlamak için burada duruyor. Bazen, 'Erkek Suriyeliler gitsin, ülke­lerinde savaşsın' deniliyor. Bu ifadeleri kullan­madan önce sosyal dokuyu iyi anlamak lazım. Türkiye’den Avrupa’ya giden Suriyeliler, seçile­rek götürüldü. Mesleği olanlar, belirli etnik grup­lar, belirli aileler ve belirli IQ seviyesindekiler gitti.

Gerçekçi olalım, iyi şartlar altında Suriyelilerin yarısı gitse de yarısı burada kalır. Zorla gönderilmemeliler. Buna başta biz karşı çıkarız" dedi.

BEYİN NEREDE?

İşleri güçleri bel altı.

Her boka maydanoz olanlar bunlara dur kardeşim iki de bir ne çıkıp çıkıp asılsız işler  yapıyorsun işin gücün belden aşağı demiyor, diyemiyor,.

 Çünkü ayni mantığı ayni kafayı kullanıyorlar.

Alın size yeni bir haber daha :

xxx

 

“Altı yaşındaki kızlar evlenebilir”, “Kız çocukları 7-8 yaşından itibaren tesettür şekli almalı”, “3 yaşında kız çocukları amcalarının yanına külotla çıkmamalı”, “Kız çocukları cehennem kadar risktir", “Çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyor" gibi fetvalarıyla tepki toplayan Nurettin Yıldız, asansörde yabancı bir erkek ile kadının bir arada olması halvet şartını oluşturduğu ve yatak, yorgan ve battaniyenin şehvet uyandırabileceği şeklindeki sözleriyle tekrar gündeme geldi.

Nurettin Yıldız bu kez de baharat, ketçap, kahve, çay ve etin şehveti arttırdığını ifade ederek, özellikle gençlerin bu gıdaları tüketmemesi gerektiğini ifade etti.Nurettin Yıldız yenmemesi gereken gıdalarla ilgili şöyle konuştu:

“Mesele gıdayı şehveti azdırmayacak tarzda kullanmak. Baharatlı yiyecekler, aşırı et tüketimi, cinsel şehvete uyaracak gazlı –kahve gibi, çay gibi, kakaolu içecekler- bunlar şehvet uyandırıcı şeylerdir. Bunlara dikkat edeceğiz. Yani genç biri baharatlı yemesin. Ketçaplı şeyler yemesin. Kahveye, gazlı içeceklere dikkat etmelidir. Et tüketimi tıpkı diyet hastalarının kullandığı gibi olmalıdır.”

BENİ OSKİ DELİRTECEK !!!

Nerede arıza varsa beni buluyor galiba..
OSKİ konusunda şansızım.
Nereye gitsem su kesintisi peşimi bırakmıyor!!!
Biraz hayali geniş bir adam olsam bunlar beni takip ediyor kasıtlı yapıyor diyeceğim…
Neyse konuya gireyim.
Geçtiğimiz cumartesi günü saat 14 gibi bir telefon. ‘ Erol bey ben OSKİ’den arıyorum bir arazı bildirmişsiniz durum nedir filan’ derken bende çok oldu bildireli kimse gelmeyince özele yaptırmak zorunda kaldık dedim, kapattım telefonu 
Durumu sosyal medyadan ‘ Enver başkan duy’ diye esprili bir şekilde paylaştım.
Akşam 8,5 sıralarında bir mesaj geldi.
Aynen şunlar yazıyordu.
Değerli abonemiz 09/ 02 /2018 tarihinde ALO 185 arıza ihbar hattına bildirdiğiniz arıza ekiplerimizce YAPILMIŞTIR Duyarlılığınız için teşekkür ederiz.
Kim yaptı,, kim yaptırdı?
400 lirayı verince özele rahatladım. Yaptırdım !!! 
Vallahi hakkımı helal etmiyorum.
Daha önce de su zammı konusunda eleştiri yapmış bu konuda da hakkımI helal etmediğimi belirtmiştim.
( Siz bakmayın bizim yazıp çizdiğimize Ordu Büyük Şehir belediyesi bu konularla hiç ilgilenmiyor. Adam yerine bile koymuyorlar. O halde niye yazıp çiziyorsunuz derseniz. Bizim ki sadece tarihe not düşmek. Bir şey olacak diye beklemek değil. )


YOK MU SORUMLUSU ?

 

  Geçtiğimiz aylarda ayni yolda bir beyanatı Ordu AKP milletvekili Metin Gündoğdu vermişti. Şimdi’de Ordu Valisi veriyor.

Önce bu beyanatı okuyalım sonrada bu kez sorularımı Vali Bey’e sorayım.

 

Ordu Valisi Seddar Yavuz, yapımı devam eden Ordu Çevre Yolu'nun tamamlanarak trafiğe açılması için çalışmaların devam ettiğini, bölgede meydana gelen heyelan nedeniyle yolun trafiğe açılmasının geciktiğini söyledi.

Ordu Valisi Seddar Yavuz, Ordu Çevre Yolu'nda incelemelerde bulunarak Karayolları 7'nci Bölge Müdürü KenanKeskin'den bilgi aldı. 21 kilometrelik yolun 500 metrelik bölümünde heyelan meydana geldiğini, 65 kilometrelik fore kazıkla bu bölgede çalışma yürütüldüğünü vurgulayan Vali Yavuz, çalışma yapılan yerin üst bölgelerinde de toprakta hareketlilik olduğu yönünde tespitlerin olduğunu söyledi. 1 milyar 600 milyon TL'ye mal olacak olan projenin, hükümetin bölgedeki en önemli yatırımlarından biri olduğuna dikkat çeken Vali Yavuz, "Maalesef çalışmanın üst kesimlerde bir hareketlilik olduğu yönünde arkadaşlarımızın tespitleri var. Bununla ilgili olarak da yine teknik ekiplerimiz bir değerlendirme çalışması gerçekleştirecek. Bu çalışma neticesinde ne yapılması gerektiğine dair bir karar verilmesi gerekiyor. Uzman ekipler hesaplamalarını yapacaklar. Heyelan nedeniyle bu hizmet ve yatırımların da gecikmesine sebep oluyor" dedi.

Vali Seddar Yavuz, Çevre Yolu'nun birinci etabının tamamlanarak trafiğe açılmasından sonra, Altınordu şehir içi geçiş trafiğinde de ciddi rahatlama meydana geleceğini sözlerine ekledi.

Xx

 Sayın Valim bu heyelanlar yüzünden  ülke ekonomisinin kaybettiğini hesaplayamayız bile.

Bu projeyi yapanlar bunun zemin etüdünü   hazırlayanlar ne iş yapmışlar ki ?

Nerede heyelan var nerede zemin iyi değil hesabını yapamamış incelemelerde görememişler mi ?

Bu nasıl bir iş anlamak mümkün değil.

Bu işlerin hiç mi sorumlusu yok.

 Kimseye hesap mı soramıyoruz.

Bu işlerin bir sorumlusu olmalı.

Veya konu başka nedenlerden kaynaklanıyorsa bu da açıklanmalıdır.

Ortada bir hesapsızlık ve ülke ekonomisinin kaybettiği milyonlar var.

Yazık.

 

 FETÖ İLE MÜCADELE İMİŞ ; HADİ CANIM ORADAN!

Hayatını Fetö mücadelesini vermiş bir çok kitabı ile bu pislik yapıyı deşifre etmiş Gazeteci Ahmet Şık  Fetö’dan içeride ama suçları tespit edilmişler tahliye ediliyor.

Ey okuması yazması olanlar, ey kendini  bir şey zannedenler. Ey Fetö ile mücadele ediyoruz diye  iktidara yandaşlık yapanlar.

 Aşağıda ki haberi okuyun. Neyle mücadele ediyoruz görürsünüz. Ahmet Şık içeride Fetöcular dışarıda…

xxx

 

15 Temmuz darbe girişiminden 2 gün sonra gözaltına alınan eski Ergenekon hakimi Ercan Fırat ve eşi Gülüzar Gürsoy Fırat, 8 Şubat’ta tahliye oldu. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk celsede tahliye olan Fırat çiftinin yaptıkları usulsüzlükler iddianamede ayrıntılı olarak anlatıldı.

Aydınlık'tan Sezim Özadalı'nın haberine göre, Fırat’ın evinde yapılan aramada, 1 adet Bank Asya’ya ait pos cihazı slibi, 1 adet Fatih Köse adına düzenlenmiş Bank Asya’ya ait hesap kapatma dekontu ile Asya Katılım Bankası hesap cüzdanı dökümü ele geçirildi. Gülüzar Fırat’ın 7 Eylül 2014 yılından itibaren ByLock kullanmaya başladığı belirlendi. İddianamede Gülizar Fırat’ın, “Hakkında FETÖ’ye üye olmak suçundan soruşturma yürütülen bir kısım şüpheli ve FETÖ ile iltisaklı kurum olduğu gerekçesiyle kanun hükmünde kararname ile kapatılan Turgut Özal Üniversitesi ile farklı zamanlarda 5 defa görüşme yaptığının tespit edildiği” belirtildi. Fırat’tan ayrıca F serisi 1 Amerikan Doları ele geçirildi.

"TÜRK MİLLETİ ADINA..."

Fırat’ın savcılıkta susma hakkını kullanarak herhangi bir beyanda bulunmadığı anlaşıldı. Fırat Zonguldak Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusunda ise şunları söyledi:

“Uzun bir süre Yargıçlık yaptım. 1. Sınıf hakimim. Son olarak İstanbul CMK 250 ile yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesinde üye hakim olarak bulunuyor idim. Ergenekon davasındaki üye hakimlerden biriyim. Daha sonra TMK mahkemelerine dönüştü. Bu mahkemeler de kapatıldı. Türkiye’de terörün olmadığı düşünülerek. Bir talebim olmadığı halde Zonguldak hakimi olarak buraya tayin edildim. Bu darbe eylemine kalkışan gönül veren, doğrudan veya dolaylı destekleyen kim olursa olsun, grup zümre hiç fark etmez hepsini lanetliyorum. Bugüne kadar Türk milleti adına verdiğim kararlarda hep hakkaniyeti ve adalaeti gözettim. Hiçbir ayrımcılık yapmadım. Şimdi böyle bir suçlama ile karşı karşıya kalmak ölümden daha ağır bir cezadır.”

Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Özcan’ın hazırladığı iddianamede“Şüphelilerin, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü’nün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldıkları, inkara yönelik savunmalarının dosya kapsamı ile uyarlı olmadığı, haklarında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 314/2. maddesi kapsamında Silahlı Terör Örgütü Üyeliği suçundan kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli şüphenin oluştuğu” ifadelerine yer verdi.

 

FETÖ'CÜ HAKİMDEN MUHALEFET ŞERHİ

İddianamede, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Dairesinin 22 Mart 2014’te Ercan Fırat’ın İstanbul Hâkimliğinden Zonguldak Hâkimliğine atanması işlemine, hakkında FETÖ üyesi olmak suçundan soruşturma yürütülen Teoman Gökçe’nin muhalefet ettiği bilgisi yer aldı.

BOZMA KARARINA GEREKÇE OLDU

Ergenekon davasının, Yargıtay’daki bozma kararında yedek üye hakimlerin duruşmalara katılmaları da gerekçe olarak gösterildi. Kararda şu bilgiler vurgulandı:

“Somut olay incelendiğinde; mahkemenin 05 Ağustos 2013 günü hükmü tefhim etmek için mahkeme başkan ve üyeleri yanında ayrıca mahkemenin yedek üyeleri olan hakimler Fatih Mehmet Uslu ve Nihat Topal’ında katılımıyla toplandıkları ve bu hususu zabta geçirerek duruşmaya başladıkları anlaşılmaktadır. Keza bu durum hükmün açıklandığı 05 Ağustos 2013 tarihli duruşmanın kaydının bulunduğu ve mahkemesinden getirtilen görüntülerden de anlaşılmakta olup bunun dışında ayrıca duruşma tutanağının aksine mahkemenin üçüncü yedek üye hâkimi Ercan Fırat’ın da heyete dahil olduğu görülmüştür. Tüm bu açıklamaların ışığında; mahkeme yedek üye hâkimlerinin müzakere sürecinde hükmü açıklayacak mahkeme heyetinin yanında bulunup, müzakereye aktif olarak ta katılmaları suretiyle CMK’ya aykırı davranıldığı anlaşılmıştır.”


SURİYELİ KAYGISI

Dün Yeter artık başlıklı bir yazı yazarak Suriyeli konusunda ki yaşananları ve endişeleri dile getirmiştik.

Yeni Çağ gazetesinde yer alan ve Uluslar arası bir kuruluşun raporu ise bizim haklılığımızı bir kez daha ortaya koyuyor.

Hükümet daha ne bekliyor bilemiyoruz ama radikal tedbirler alması gerektiği ap açık ortada.

Buyurun raporda yer alan bilgilere : 

xxx

Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından yaşanan göç dalgası sonrasında Türkiye’deki sığınmacı sayısı 3.5 milyonu aşarken, yaşanan toplumsal sıkıntılar da yapılan saha araştırmaları ve çalışmalara yansıdı. Uluslararası Kriz Grubu’nun raporuna göre geçen yıl Suriyeli mültecilerle çıkan gerginliklerde en az 35 kişi hayatını kaybetti. Türkiye’de mültecilere yönelik misafirperverliğin de kaygıya dönüştüğü belirtiliyor.

Deutsche Welle’nin haberine göre Uluslararası Kriz Grubu (ICG), “Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler: Kentsel Gerilimleri Azaltmak” başlıklı raporunda, Suriyeli mültecilerle yaşanan toplumsal gerginliklere ve sonuçlarına yer verdi. Rapora göre, 2017’nin ikinci yarısında 2016’nın aynı dönemine kıyasla Suriyeli mülteciler ile bağlantılı toplumsal gerginlik ve adli olayların sayısı yaklaşık üç kat arttı. 30 Kasım itibarıyla meydana gelen, kayıtlara girmiş olay sayısı 181. Bu olaylarda 24’ü Suriyeli en az 35 kişi hayatını kaybetti. Olaylar çoğunlukla işyerlerinde yaşandı.

Türkiye’de Suriyelilere yönelik olumsuz algının en önemli kaynağıysa, devlet tarafından tanınan imkânlara ilişkin aslı olmayan iddialar. İstanbul, İzmir ve Ankara’da yapılan görüşmelerden çıkan sonuca göre, bazı vatandaşlar Suriyeli mültecilerin çalışmadan her ay düzenli olarak maaş aldıklarını ve üniversite sınavına girmeden eğitimlerine devam edebildiklerini düşünüyor.

Raporda, Türkiye toplumunun Suriyeli mültecilere gösterdiği merhamet ve misafirperverliğin yerini endişe ve kaygıya bıraktığı da belirtiliyor. Anketler de Suriyeli mültecilere yönelik yaklaşımın genelde olumsuz olduğunu gösteriyor. 2017 yılının ekim ayında Ekonomistler Platformu tarafından yapılan bir ankete göre, katılımcıların yüzde 78’i Suriyelilerin ülkeyi daha az güvenli bir yer haline getirdiğini düşünüyor. Özellikle işgücü alanında rekabet oluştuğu fikriyle gerginlikler yaşanıyor. İstanbul ve İzmir’de yaşayan Suriyeli genç erkeklerin birbirlerini kollamak için gruplar halinde gezmesinin ise yerel halkta tedirginlik yarattığı belirtiliyor.

YÜZDE 23’Ü 3 BÜYÜK ŞEHİRDE

Rapora göre Suriyelilerin yaklaşık yüzde 23’ü İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere üç büyük şehirde yaşıyor. Olaylar genellikle, düşük gelirli bölgelerde yaşanıyor. Raporda Suriyelilerin kayıtlı ekonomiye entegre edilmesinin çetrefilli konu olduğu ifade edilirken Ocak 2016’dan bu yana yaklaşık 15 bin Suriyeliye çalışma izni verildiği, 750 ila 950 bin arasındaki Suriyelinin kayıtdışı çalıştığı dile getirildi.

Kaynak Yeniçağ: Türk halkında Suriyeli kaygısı artıyor


Yeter artık

Yeter artık  her gün şehit verdiğimiz şu ortamda bu kadar  namussuzluğa bu kadar alçaklığa daha ne kadar sabır göstereceğiz.

Hiçbir yetkili düşünmüyor mu bunun sonunu.

Benim askerim Suriye’de şehit verirken Suriyelilerin toprakları için  bir şerefsiz Arap soyu Suriyeli  İstanbul’da genç kızımıza saldırıp tecavüz etmek istiyor.

20-25 yaşında ki bu pezevenkleri  Türkiye’de ekmek elden su gölden yaşatıp g..  büyüttürürsek böyle oluyor.

Hastaneler bedava üniversiteler bedava vergi yok hesap soran yok.

Yok oğlu yok

Alın bu şerefsizleri askere gönderin Suriye’ye yeter yaaa.

Yeter artık.

 Bu ortamda doğabilecek her türlü olaylardan sorumlu olacak olanlar yine bunlar olacak.

 Ama olan ülkemizin huzuruna olacak.

Hükümet bunları beslemeye devam edenler görmüyor mu bunları ?
 En ufak olaya karışanı kulağından  tutup ne zaman sınır dışı yapacak?

xxx

Ordu’nun sokaklarında  özellikle bayanların ve genç kızların önlerini kesip mendil su diye taciz edenlere ne kadar daha göz yumulacak.

2-3 yaşlarında ki torunları ile cami  kapılarında dilenenlere ne zaman dur denilecek ?
Öte git desen suçlusun, sakırtlak gibi yapışan çocukları itiklesen aman haa !!!

Yeter , yeter yeterrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr! 

 VATANDAŞ BÜYÜK ŞEHİRE SORUYOR

6 YAŞA ÜCRET, 65 YAŞA BEDAVA!!! 

Dolmuş işleri, Oski işleri falan filan sıkıntı büyüyor çözüm yollar üretenler yok.

Ordu Şehri bu zamana kadar yaşanmamış su kesintilerini yaşamaya devam ederken Dolmuş işi de Kervan yolda düzülür mantığı ile sürdürülüyor.

Araçları azatlık ama  kapasiteleri arttı diyenler kucak kucağa sınırsız bir şekilde ayakta yolcu alınmasına  seyirci kalmaya devam ediyor.

Büyük şehirlerde böyle deyip işi başka türlü savunmaya çalışan okumuş cahillere de söyleyeceğimiz çok şey var. Daha dönü kadar kapasitesi az ama sayısı fazla olan dolmuşlarda tek kişinin bile ayakta yolculuk yapması yasak iken bugün araç sayısı azaltılmasına karşın kapasiteleri artırılan dolmuşlarda milletin balık istifi taşınması nasıl oluyor? Kimse de çıkıp ya bunun da bir sınırı olmalı demiyor.

Neyse herkes hak ettiği gibi muameleye laiktir.

            Bir okuyucumuz Büyük şehir belediyesine soruyor .

Bizde bu soru karşılığında yetkililerden yanıt bekliyoruz :
6 yaşında ki çocuk için de Ordum Kart istiyorlar.

Otellerin çoğunda bile 12 yaşa kadar ücretsiz konaklattırılırken 6 yaşında ki çocuğun Ordu Kartı almasını istemek ve bunu zorlamak neyin nesi ? Ordu Kart alan aile o zaman 6 yaşında ki çocuğunun koltuğa oturmasını sağlayacaktır. O zaman yaşlıya saygı büyüğü saygı mı kalacak ? Ordu Büyük şehir belediyesi 6 yaşında ki çocuğa alınacak kartın parasının peşinde mi ?  65 yaş üstü bedava gidecek 3-5 yaşında ki çocuk için ücret istenecek ?

Ayrıca  araç güzergahlarını gösteren tabelalarının yanlarda  ve arkalarda da olması  vatandaşların daha rahat hareket etmesini sağlayacaktır.

 

HABERİ İYİ OKUYUN!!!

En az fındık kadar önemli olan Bal konusunda yıllarca yazdım yazmaya devam ettim.

            Bu çok önemli gelir kaynağının nasıl heba edildiğini nasıl bir marka yaratılamadığını ve nasıl keyfiyet içerisinde davranıldığı yaza yaza kalemimde mürekkep bitmesine karşın  bir iki yıla kadar kimseyi harekete geçiremedik.

Bu kadar önemli bir gelir kaynağını  çakallara kaptırırken Ordu Balının adını rezil rüsva ederken bir marka oluşturamaz bir paketleme tesisi kuramazken  aşağıda ki verilerin  bu ülke var olduğu sürece  geçerliydi dersek abartmış olmayız..

Dediğim gibi bu haberi iyi okuyun. Ve tüm bunlara rağmen Ordu balının nasıl heba edildiğini nasıl bu işle ilgili olanların hiçbir şey yapmadığını görürsünüz.

xxx

Dünya bal üretiminde Türkiye, Çin'in ardından dünya ikincisi olurken, Türkiye'de ise Ordu ili en fazla bal üretimiyle birinciliğini sürdürüyor. İstatistiklere göre, yılda 1,5 milyon tondan fazla gerçekleşen dünya bal üretiminin yüzde 30'unu Çin elinde bulundururken, Türkiye yüzde yaklaşık 7'lik pay ile ikinci sırada bulunuyor. Türkiye'yi yüzde 5,35 ile ABD, yüzde 5,03 ile İran, yüzde 4,96 ile de Rusya izliyor.

 

2017 yılı sonuçlarına göre, iller arasında bal üretiminde ilk sırayı geçen yılın birincisi Ordu ili aldı. 2016 yılında 16 bin 280 ton bal üretimi gerçekleştirilen Ordu'da 2017 yılında 16 bin 799 ton bal üretimi gerçekleştirildi. Ordu'nun ardından Muğla 15 bin 500 tonla ikinci, Adana 9 bin 500 tonla üçüncü oldu. Toplam bal üretiminin yüzde 40'ı Ordu, Muğla ve Adana'da üretildi.

YILLIK 220 MİLYON LİRA KATKI

 

Ordu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kemal Yılmaz, Ordu ilinde 2017 yılında 16 bin 799 ton bal üretimi gerçekleştirildiğini söyledi. Türkiye bal üretiminin yüzde 15'inin Ordu'da üretildiğini belirten Yılmaz, “Ülkemiz dünya bal üretiminde Çin'den sonra ikinci sırada yer alıyor. Balın ülkemiz ekonomisine ciddi bir katkı sağladığını söyleyebiliriz. Ordu ilinde fındıktan sonra en fazla ekonomiye katkı yapan ürün bal oldu. Yıllık bal satışlarından Ordu ekonomisine yılda 200-220 milyon lira arasında bir ekonomik katkı sağlanıyor. Biz bu katkıyı daha da arttırmayı hedefliyoruz. Arıcılığın gelişmesi ve arı ürünlerinin geliştirilmesiyle beraber bu sektörün ilimiz ekonomisine katkısını arttırmaya çalışıyoruz” dedi.

SANA SIĞINDIM!!!

Diyarbakır'da camide, Kuran eğitimi verdiği 12 yaşındaki H.İ. isimli kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanan imam Y.Ö.'nün (32) 'çocuğun cinsel istismarı' ve 'cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma' suçlamasıyla 33 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. İddianamenin kabulünün ardından talimatla ifadesi alınan H.İ., imam Y.Ö.'nün cinsel istismarına uğradığını belirterek, şikayetçi oldu. Ancak baba T.İ. ise şikayetçi olmadığını söyledi.

xxx

Yani bu haberi okuyunca  ulan deyip binlerce galiz küfürleri edesim geldi.

 Olsun benim çocuğum , bir kereden bir şey olmaz, falan filan diyen zihniyeti yaratanlar ve yarattıkları bunlar. Allahtan korkmazlar kuldan utanmazlar, insanlıktan nasip almamış güruhların yaşadığı ve yaratıldığı bir Türkiye de bulunmaktan utanmıyor musunuz hala.

Şehit kanı üzerinden siyaset yapanların yarattığı Türkiye de babalar analar çocuklarının tecavüzüne bile ses çıkarmaz hale gelebiliyor.

Nasıl tüküreyim yüzünüze nasıl küfür edeyim bilemem bulsam bir kaşık suda boğmak isterim bu zihniyeti ama  bunların yeşermesi için ha bire tohum atan zihniyet var.

İnsanlar kara deliğin peşinde,  yeni yeni keşifleri yeni yeni icatları buluyor onları geliştiriyor da bizim diyanet Sol ele yemek yemek haramdır şeytanla iş birliğidir diye fetva  veriyor.

 AHLAKSIZLAR doğumda  çolak kalan çocukların iğne yüzünden kolunu kaybedip solak kalan bebeklerin suçu ne ?

 Allah şirk koşmaktan bile korkmuyorsunuz.

 Bu nasıl din anlayışıdır.

Allah’ım yarabbim sana sığındım sana güvendim, bunları başımızdan def et. 

OLMUYOR?   

Geçtiğimiz günlerde bir yazı yazmıştım. Yeni Orduspor’un Diyarbekirspor ile oynadığı maçta özelikle açık tribünün  doluluğunu görünce güzel bir maç olur seyirce coşturur takımı dedim. Heyhat maçın başında 3-5 bağırma sonrada tek tük yuhalamalar bağırmalar.

Ancak  golde coşku o kadar  Yeni takıma yeni transferleri kim yaptı bilemiyorum. Yeni diyecekler 3 hafta geçti. Bir çoğu oynayarak geldi hazır değil diyemezsiniz.

Neyse biz ne kadar yazarsak yazalım birileri yine bildiğini okuyacak.

Olmuyor bir yerde bir noksanlık var diyoruz o kadar.

Neyse geçtiğimiz gün yazdığım yazıyı tekrar paylaşayım bari J!!

xxx

Uzun uzadıya yazmayacağım.

Orduspor’un Bal liginde oynadığı Çarşambaspor maçında tribünlerde ki seyirci sayısı eksi puanlarda olan bir takım için mükemmel sayılabilecek düzeydeydi.

Taraftar grubu usturuplu slogan ve tezahüratlarıyla renk kattılar.

            Kendi ürettikleri sözlerle söyledikleri şarkılar türküler galibiyeti getirdi.

Ayni coşkuyu iki amigo ile tribünlere gelen Yeni Orduspor maçında ki seyircide göremiyoruz.

Bunun nedenini Yeni Orduspor kurulurken yaşanan ben yaptım oldu mantığında aramak gerekiyor bence.

Toplumun bir kısmını öteleyerek Nedim Türkmen mantığı ile yapılan işlerin nasıl duvara tosladığını Pazar günü 19 Eylül stadyumunda gördük.

Ligde kalması mucizelere bağlı bir takımın peşinde onlarca insan 90 dakika  tezahürat yapıyorsa yabana atmamak gerek.

            Bir ufak nata yönetime başkana.

            Marjinal havadan kurtulamadığınız sürece ( Veya öyle algı yaratıldığı sürece ) bu desteği uzun uzadıya bulamazsınız.

Kimse görmüyor kimse bir şey demiyor zannetmeyin.

En ufak örneği sinek küçük ama mide bulandırıyor.

            Tribüne asılan bir pankart hiç yakışmamıştı..

            Orduspor’un ne Milliyetçiliğe  ve de sosyalistliğe ihtiyacı yoktur !

Orduspor başlı başına bir sevdadır.

 TAŞIMACILIKTA DEVRİM !!!

Toplu taşımacılıkta devrim, Türkiye böyle bir şey görmedi.  Dünya da belki de ilk diye yazıp söyleyecekler de  o kadar uzatamıyorlar. O kadar yüzsüzleşemiyorlar..

Toplu taşıma töreni ile ilgili okuduğum ve seyrettiğim haberlerin çoğunluğunda  ne boş kart parasından ne güzergah taşıma parasından ne de kartsız binme parasından tek satır tek söz yok.

Bu nasıl haberciliktir bu nasıl  toplumsal bir görevdir.

Ulan sizden var olmayan bir şeyi yazın, söyleyin, gösterin diyen var mı ?

 Zaten mevcut ve uygulama yapacaklar.

Hani bunu yazın da iki satır da eleştiri yapın demiyoruz. O işleri geçtim. Nerenizden bağlısınız nasıl bir Ahlak içindesiniz bilemem.

Ama vatandaşın haber alma hakkına saygı gösterin . Gazeteciliğin  en önemli haber kuralı olan 5 N 1 K kuralını azda olsa yerine getirin.

S iz kendiniz yazıp çizip, gösterip söylediğinizi sanıyorsunuz değil mi ? 3 maymunları oynamaya deve kuşu gibi kafanızı kuma gömmeye devam edin.

İnternet çağındayız tarih sizi en kirli sayfalarına yazıyor.

Artık tek tuşla ne mal olduğunuzu torunlarınız, torbalarınız ve gelecek nesil öğrenecek.

Nerede yanlış yapıldı ?  

Uzun uzadıya yazmayacağım.

Orduspor’un Bal liginde oynadığı Çarşambaspor maçında tribünlerde ki seyirci sayısı eksi puanlarda olan bir takım için mükemmel sayılabilecek düzeydeydi.

Taraftar grubu usturuplu slogan ve tezahüratlarıyla renk kattılar.

            Kendi ürettikleri sözlerle söyledikleri şarkılar türküler galibiyeti getirdi.

Ayni coşkuyu iki amigo ile tribünlere gelen Yeni Orduspor maçında ki seyircide göremiyoruz.

Bunun nedenini Yeni Orduspor kurulurken yaşanan ben yaptım oldu mantığında aramak gerekiyor bence.

Toplumun bir kısmını öteleyerek Nedim Türkmen mantığı ile yapılan işlerin nasıl duvara tosladığını Pazar günü 19 Eylül stadyumunda gördük.

Ligde kalması mucizelere bağlı bir takımın peşinde onlarca insan 90 dakika  tezahürat yapıyorsa yabana atmamak gerek.

            Bir ufak notta yönetime başkana.

            Marjinal havadan kurtulamadığınız sürece ( Veya öyle algı yaratıldığı sürece ) bu desteği uzun uzadıya bulamazsınız.

Kimse görmüyor kimse bir şey demiyor zannetmeyin.

En ufak örneği sinek küçük ama mide bulandırıyor.

            Tribüne asılan bir pankart hiç yakışmamıştı..

            Orduspor’un ne Milliyetçiliğe  ve de sosyalistliğe ihtiyacı yoktur !

Orduspor başlı başına bir sevdadır.

 MARKETLERDE TUZAĞA DİKKAT

Artık büyük market ve AVM’lerde vatandaşı her türlü tuzağa düşüyor

Benim akıllı vatandaşım da bu tuzağa düşmekten kurtulamıyor

Özellikle gramaj üzerinden vatandaşı resmen soyuyorlar.

Bir kiloluk görüntüsü altında satılan gıdaların yarısından fazlası ya 900 gram ya da 800 gram olarak ambalajlanıyor.

Şirketlerin bu tür ambalaj uygulaması satışları belki artırıyor ama vatandaşın da resmen soyulmasına neden oluyor.

Göz yanılgısının hesabını yapan firmalar  gramajlarla oynayarak sözde fiyat indirimi yaptıkları iddiasıyla çalmaya devam ediyorlar.

Ey vatandaş soyulmak istemiyorsan aldığın ürünün gramajına dikkat et.

 Yok dikkat etmiyor ve bu yazılanları kulak ardı ediyorsan.

Soyul soyulabildiğin kadar sana dar gelen bize bol gelsin. 


Nasıl denetim ?

 

Ordu'da geçen yıl yapılan su ürünleri denetimlerinde boy yasağına uymayan 80 balıkçıya ceza kesildi.

Ordu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü su ürünleri denetim ekipleri tarafından, 2017 yılında su ürünleri karaya çıkış noktalarında, denizde ve iç sularda, balıkçı barınak ve çekek yerlerinde, su ürünleri perakende satış yerlerinde, yol güzergahlarında ve balık halinde olmak üzere toplam bin 68 denetim gerçekleştirildi.

Bu denetimlerde; avlanma yasaklarına uymayan, yasak boydaki su ürünleri satan 80 kişiye idari para cezası uygulandı. Aynı zamanda, 5 adet pintere, 1 adet kalkan ağına, 1 adet manyat ağına, 17 adet tırıvırı ağına, 4.400 metre uzatma misiner ağına ve 1.5 ton palamut, barbun, kalkan, istavrit. mezgit, lüfer, hamsi ve deniz salyangozuna el konuldu.

xxx

Haber bu …

Yıllardır yazmaktan çizmekten bıktık.

Ama bir türlü gerekenin yapılmasına katkıda bulunamadık !!!

Yıl boyunca yapılan denetim ve kesilen para miktarları yukarıda.

Gerekli denetimin yapılıp yapılmadığına siz karar verin artık.

            Daha  Pazartesi Salı gün solucan gibi hamsiler satıldı  Ordu’nun her yerinde.

Ordu’nun en çok satış yapılan tezgahlarında yana bana rast gelmiyor ya da  gizli denetim yapıyorlar (!)  satılan küçük kalkanlar boy yasağının altında balıklar  çatır çatır satılırken görevliler ne yapıyor bilemiyorum.

Bu denetim işini bana  versinler.

Sadece oturduğum yerden Tarım’ın yaptığı denetimin 10 mislini yapmazsam namerttim

Ayıptır ayıp. Rakamları açıklamayın da hiç olmazsa kızmayalım… 

DAĞ ÇİÇEĞİ

            Bir kız... Sıkılgan, ürkek...

            Anlattığına göre yoksullukla büyümüş...

            Hayal kurmakla avutmuş hep kendini, ayrıca tahammülü  de  yokmuş haksızlığa, yalana...

            Yaşamının gerekliliğinin bilincinde, planlarının gerçekleşmesi ideali...

            Bir de tek emeli varmış, şiir kitabı yazacakmış...

            Mavi şehri de o kadar çok seviyormuş amma bu şehirde de ölmek istemiyormuş...

            Konuşurken yanakları al al olan dağ çiçeği...

            Hep mi böyle yaban kalmak istersin?

            Hep böyle dağ çiçeği gibi mi yaşamak arzun?

            Bilirsin ki dağ çiçekleri ne kadar narin ve zarif olsa da ömürleri hep kısadır...

            Bir gün seni dağlardan koparıp, ovaların yemyeşil topraklarına salacakları unutuyor musun?

            Dağ çiçeği, kardelen bakışlı, ürkek çocuk!..

            Hayatın gerçeklerinden neden kaçıyorsun...

            Yaşanacak çok şey var elbet, sen de başaracaksın biliyorsun...

(  Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 


 NE İSTEDİN?

Saçlarını dağıtmış salına, salına gelirdi bizim mahallenin kalığı...

Güzel mi güzeldi. Bizim ki çocukluk ya , herkes aşıktı ona... Çocukça yorumlarımızda ön plana hep “Neden evlenmiyor?” soruları çıkardı...

Büyüklerimize de sormaya korkardık hani...

O sokağa çıkınca top oynayışımız durur, nefeslerimizi korkakça ama heyecanla alıp verirdik.     

Oda bilirdi bizim kendisine olan hayranlığımızı... Hepimize tatlı bir gülüş atar , göz kırpıp balık eti vücuduyla salına, salına yoluna devam ederken, bizlerde hayranlıkla ve iç geçirmelerle arkasından bakakalırdık...

Günahı söyleyenlerin boynuna, Ankara’da dostu var diyorlardı.

Biz de, zaman zaman ve mahallede uzun süreli göremeyişimizi buna bağlardık.

Bir zaman sonra hiç görünmez oldu. Büyüdükçe merakımız da büyüdü içimizde.

Yine bir zaman sonra gerçeği öğrendik... Ant içmiş evlenmemeye... Dost most da hikaye imiş vallahi....

Ankara’ya gidişleri huzurevinde kalan annesi içinmiş... Erkekleri deli edeceğim dermiş komşu kadınlara...

Ne gerek  vardı ki Suna abla?

Hadi yetişkinleri deli ettin de, biz çocuklardan ne istedin?!

(  Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

R- KOMPLEKS!..

İnternette son günlerde sıkça konuşulan ve paylaşılan bir yazı var.

Oldukça ilginç tespitlere dayanıyor.

Yorum yapmadan sizlerle paylaşıyorum .

xxx

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünyadaki birçok sosyal bilimcinin beynini bir soru kemiriyordu:
Kant, Hegel gibi büyük filozofları, Einstein gibi bilimcileri, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri çıkarmış bir Alman toplumu, nasıl olur da Hitler gibi bir delinin peşinden gitmişti?
Üstelik 20 milyondan fazla insanın ölmesine neden olduğu halde?
Hitler “mühendis kafalı” olmalarıyla ünlü Almanlara ne yapmıştı? Onların mantıklarını nasıl “servis dışı” hale getirmişti?
Sorunun özü şuydu: Mantıklı insanların/toplumların mantıksız davranmaya başlamasına sebep olan neydi? Uzun süren araştırmalarla cevabın bazı parçaları keşfedildi. En önemli kavram “R-Kompleks” denilen olguydu.
Almanların beyninde “R-Kompleks” denilen beyin bölgesi, baskın hale getirilmişti. R-Kompleks, “sürüngen beyin bölgesi” demektir. Her beyinde bulunur.
R-Kompleksle yönetmek, kitlelerin beynindeki “ilkel içgüdüleri aktive ederek, mantıklı düşünmeyi baskılamak” demektir.
Peki, bu tip liderlerin metodu neydi?
Sosyal psikoloji araştırmalarına göre, bir insanın beyinin R-Kompleks seviyesine indirgemenin en iyi yollarından biri onu bir gruba dâhil etmekti.
İç bağları sıkı bir grup içindeki kişi “akıl ihalesi” yoluyla mantığını kullanmaktan vazgeçebiliyordu.
Bu amaçla kullanılan ikinci yol, kitleleri “korku kültüründe” yaşatmaktı.
Aynı şekilde “dış düşmanlar” göstererek korkuya dayalı politik propaganda yapılarak da kitleler R-Kompleks seviyesine indirilebiliyor.
Bu siyasi stratejide 3-D çok önemlidir:
Düşman göster.
Dayanışma duygusunu kışkırt
Düşündürme! Sürekli çatışma çıkar ki, taraftarların düşünemesinler! İnsanların mantığına değil içgüdülerine hitap et!
Peki, kitleler bu tip “R-Kompleksli” liderlerde ne buluyorlar?
En önemli açıklamalardan biri özdeşlik kurma psikolojisiydi.
Kendi hayatında yenik, ezik, kompleksli kişiler, bu tür gücü ve otoriteyi temsil eden liderler üzerinden, kendilerini ezen kocalarından, patronlarından, üst sınıftan kendilerince intikam alıyorlardı.
R-Komplekse hitap eden liderlerin en büyük sırrı, kendisini bir “intikam aracı” olarak sunmalarıydı. Onlar hep; Kaybedenlere oynayarak kazanıyorlardı!
Kimliklerini bir düşmana göre konumlandırıyorlardı.
Mesajları şöyleydi: “Ben de senin gibiyim ama senin olmadığın bir yerdeyim, oyunla bana güç ver, nefret ettiğin herkesin canını okuyayım!”
Bu tip liderler kolaylıkla iktidara gelebilirken, gidişlerinde büyük bedel öder ve ödetirler. Bu tip liderler, toplumlar için bir zekâ testidir.

 

HAKKIMI HELAL ETMİYORUM !
Geçen Aralık ayında bir yazı yazarak OSKİ’nin  bu aydan yazmayarak Ocak ayına bıraktığı 18  günlük su bedelini bizden yeni yıl itibarı ile tahsil edeceğini yazmıştım.

2 Aylık gelen faturanın buna zemin hazırladığını söylediğimde  faturanın geç gelmesini köpeklere bağlayan zihniyet bizi yanıltmadı.

Şimdi iyi okuyun cıbbancılar. Nasıl öpüldüğümüzü size tek tek anlatacağım.

Aralık ayı faturası : 1. kademe su fiyatı : 3.36 Tl. 2. Kademe su fiyatı 5.04 tl.

Fatura ilk okuma 13.10 , son okuma 13.12.

Ocak ayı faturası : 1. Kademe 3.72 tl. 2. Kademe 5.59 Tl.

Yani ne olmuş Büyük Şehir suya bir güzel zammı basmış.

Peki benden haksız olarak alınan 18 günlük zamlı para ne olacak ?

Ben buradan açık açık yazıyorum.

 Haram olsun.

 Haram olsun sizin bu düzeniniz.

Haram olsun sizin bu anlayışınız.

 Haram olsun vatandaşı sağmal inek olarak görmeniz.

Başka belediyeler su fiyatlarında indirim yaparken bizim belediye Aralık ayını da haksız bir şekilde zamlı tarifeden yazıp vatandaşına gönderebiliyor.

Adalet yok, hukuk yok, insaf yok, Allah korkusu yok.

Elbette bu konunun taşınacağı platformlar bulunur?!

 

 ( Ayrıca  cep telefonuna borcunuz 22 lira aralık 31 son gün diye mesaj gönderip eve giden faturanın 112 lira olması nasıl oluyor acaba ? Birileri açıklama nezaketinde bulunabilir mi ? ) 

YAKMA , TAKİPÇİSİ OL YETER!

AK Parti Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu, fındık üreticisini mağdur etmeyeceklerini belirterek, "En son Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile birkaç görüşme yaptım. Kendisine dediğim şu; 'Serbest piyasaya fındık sürerseniz Ordu meydanında kendimi yakarım', bu kadar net" dedi.

Milletvekili Gündoğdu, fındık üreticisinin mağdur olmaması için bu yıl da Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) devreye girdiğini hatırlattı. TMO'nun 150 bin tona yakın fındık aldığını belirten Gündoğdu, alınan fındığın serbest piyasaya sürülmesine izin vermeyeceklerini söyledi. En son Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile birkaç görüşme yaptığını ifade eden Gündoğdu, "Kendisine dediğim şu; 'Serbest piyasaya fındık sürerseniz Ordu meydanında kendimi yakarım', bu kadar net. Çünkü fındık serbest piyasaya satıldığı zaman elini ovuşturanlar, bu sefer üreticiyi tekrar mağdur edecekler. 10 liralık fındık düşecek 5 liraya. TMO devreye girmeseydi fındık 5-6 liraydı. AK Parti iktidarı asla üreticiyi mağdur etmeyecek. Üreticinin yanında olacağız. Bundan sonra da rekolte yüksek olursa devreye Toprak Mahsulleri Ofisi girecek ve fındık alacak. Elindeki fındığı da satmayacak. Kimse elindeki fındığı satacak diye beklemesin, elini ovuşturmasın. Bu fındığı sattırmayacağız" diye konuştu.

XXX

Sayın Milletvekilimiz yakmayın ama takipçisi olun.

TMO ne yapacak bu fındığı üstüne oturacak ve öylece bekleyecek hali yok.

            Bir şekilde değerlendirecek.

Serbest piyasaya sürdürmeyeceğiz demek çok iddialı bir laf. Hele kendimi Ordu Meydanında yakarım çok çok iddialı bir laf.

            Satsın ne yaparsa yapsın.

            Ama öyle çürüktü bezikti diyerek peş keş çektirmesin.

Piyasa 10 lira ise 11 lira desin

            Piyasanın üstünde bir rakama satarsa satsın.

Ama el altından işler çevirmesin.

 Bizim de sizden isteğimiz kendinizi yakmanız değil bunları takip etmenizdir…

 

19 Eylül Atatürk Rıhtımı

Yaptığımız çalışmalar ile tamamen farklı bir görünüme kavuşan rıhtımın ise milli değerimiz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini en iyi şekilde yaşatmak amacıyla 19 Eylül Atatürk Rıhtımı olarak adlandırmayı uygun gördük.

Yukarıda ki açıklama Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’ın açıklamasıdır.

Bazı yatırımların bittiğinden verilen isimlerden bahsederek meclisi ve dolayısı ile kamuoyunu bilgilendirmiştir.

Ben lafı uzatmayacağım.

Yıllardır ne oldu burada ki Atatürk’ün ışıklı rölyefi niye koymuyorsunuz bir sıkınınız mı var diye sorup duruyorduk.

Hal böyle olunca Atatürk Rıhtımına onun en güzel ışıklı rölyefi yakışır.

Koymazsanız verdiğimiz isim askıda kalır ve hiç de samimi olmaz!!!

Bekliyoruz…


ÖKÜZ KORNASINA DUR DİYECEK YOK MU ?

Karayolları Trafik Kanunu’nun 72. maddesinde ”Araçlardaki ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazları yönetmelikte gösterilen şartlara uygun olarak ve kamunun rahat ve huzurunu bozmayacak şekilde kullanılabilir. Buna uymayan sürücüler, para cezası ile cezalandırılırlar” deniliyor.

Ancak Ordu’da da bir çok bölgede de özellikle meskun mahalle ‘ Öküz kornası’ diye adlandırılan havalı korna basandan geçilmiyor.

İşin ilginç yanı adam şehrin içinde Trafik polisinin yanında kornaya basıyor ama kimse ne oluyor diyemiyor.

Son günlerde bu konuda hayli şikayetler geliyor.

 Türkiye genelinde de bir çok bölgede yetkililer Öküz kornası ile mücadeleye başladıklarını  belirtiyorlar.

Yeni yılda bu tür korna çalanlara verilecek cezanın miktarı ise 2 bin 910 lira.

Birkaç uygulama yapılsın gör bakalım öyle hayvan hayvan ( hayvanlardan özür dileriz) kornaya basabiliyorlar mı ? 


EEY AKP ORDU MİLLETVEKİLLERİ!

Bir süredir gazetelerde ve sosyal medyada, "Ağaoğlu Yason Burnu'nu gezdi ve burada konut yapmayı düşünüyor" söylentisinin yayıldığına dikkat çeken Ağaoğlu, "Çeşitli yayın organlarında yer alan bu tip haberler tamamen gerçekdışıdır. Arsa spekülasyonu yapanların yaydıkları söylentilere inanıp haber yapılıyor, imza toplanıyor. Karadenizli hemşehrilerimi uyarmak için ben de kampanyaya imza verdim" dedi.

HEM DESTEK VERDİ HEM YORUM YAPTI

Kampanyaya imza veren Ali Ağaoğlu bununla da yetinmeyip yorum sayfasına şunları yazdı "Ben de imza verdim. Söylentiler, Türkiye'nin her yerinde arsa spekülasyonu yapanların marifetidir, bunu herkes bilir. Belli ki, yanından bile geçmediğim o bölgede Ağaoğlu ismini kullanarak, suni bir değer artışı yaratılmak isteniyor. Karadenizli hemşerilerimin zarar görmesini istemediğim için bu zorunlu açıklamayı yapıyorum".

"10 BİN KİŞİ BİR YALANIN ALTINA İMZA ATIYOR"

Yıldırım Holding sahiplerinden Mehmet Yıldırım'ın cenazesi için 16 Ekim'de Samsun'a gittiğini, dönüşte Ordu'da bir bardak çay içtiğini, bunun dışında Ordu'da bulunmadığını açıklayan Ağaoğlu şunları söyledi: "Sosyal medyada da kime hizmet ettiğini düşünmeden 10 bin kişi bir yalanın altına imza atıyor. Geçenlerde de bir köşe yazarı, Erzurum'a helikopterle gidip tarihi eserlere zarar verdiğimi yazmış. Erzurum'a hayatımda bir kez ve özel uçakla gittim. Hiçbir akıl süzgecinden geçirmeden yazılan yazılara köşe yazısı diyorlar".

XXX

 Ağaoğlu bu haberle Yason burnu ile ilgili adının geçmesini yalanladı.

 Soru sormuştuk AKP milletvekillerine yanıt alamadık. Ağa ile ilgili bölümü  adı geçen açıkladı.

 Sorularımızın yarım kalan bölümleri ise şöyle idi .

 Turizm bakanlığı burada plan tadilatı yaparak bir çok bölgeyi imara açtı. Turizm alanından çıkartılan bölgelere inşaatlar yapılacağı bölgenin tamamıyla ranta dönüştürüleceği söyleniyor , çıkın bu bölgede neler yapılacak neler yapılmayacak açıklayın.

 Ama nerede sessizlik devam ediyor.

Ordu Büyük şehir belediyesi konu benimle ilgili deyip sıyrılıyor işin içinde.

Bakanlıkla ilgili ise Ey AKP Ordu milletvekilleri seçmeninize olan görevinizi niye yerine getirmiyorsunuz.

Hiç olmazsa Yason’un nasıl talan edileceğini öğreniriz..

KARAYOLLARI REZALETİ  

            Aşağıda ki yazıyı ben daha önce okumuştum deme.

Bu sana bir hatırlatma.

Bu yazının sonunda rezaletin hangi boyutta olacağını yazacağım.

Önce eski yazıyı bir okuyun sonra da aşağıda ki yeni bölümü !

 

xxx

Karayollarına soruyoruz…  

Karayolları ne iş yapar artık bilemez durumdayım.

Karayolları Trafik Kanunu yönetmelikler ve mevzuatın Ordu’da öyle işlediği görmedim.

Adam apartman yapmış arkadan yolu var ama  karayollarına  giriş çıkış verebiliyor.

            Karayollarında bir çok esnafın  kaldırımları kırıp alçaltarak iş yerlerine giriş çıkış yerleri yaptığı gözleniyor.

Hem yaya hem da araç trafiği açısından tehlike doğuracak bu gelişi güzel keyfi uygulamalara dur demesi gereken yasaları uygulaması gereken Karayolları seyrediyor.

Hal böyle olunca  bu kanunsuz işler devam ediyor. Son olarak yine  yeni açılan iş yeri gece yarısı kaldırımı kırıp bordürleri aşağı indirerek kendi iş yerine karayolu güzergahından giriş çıkış yaptı.

Buralar da gerek maddi gerek yaralamalı  ve ölümlü olarak meydana gelebilecek kazadan kim sorumu olacak?

            Buraları kendine giriş çıkış yapan iş yerleri sahipleri veya konut sahipleri mi yoksa buna göz yuman karayolları yetkilileri mi ?

            Daha dün bu tür iş yerinde yemek yeme keyfini yaşayan yetkililerin uyanması için bir kazanın mı olması gerekiyor.

Karayolları, Devlet karayolu üzerinde  olmaması gereken  keyfi yol giriş ve çıkışlarına göz yumarak suç işliyor.

            Ben buradan şimdiden yazıyorum.

            Meydana gelebilecek kazalardan sorumlu sadece bu işi yapanlar değil  bin katı buna göz yuman Karayollarıdır.

Savcılıkların bilgisine sunarım … 

xxx

Ben bu yazıyı yazdım  bir şey olur, bir yanıt gelir diye.

Hiç kimse bizi takmadığı gibi ne oldu biliyor musunuz?!

 5 Ocak saat 9.30 sıralarında dökme asfalt taşıyan karayollarına ait kamyonet Migros yakınlarında açılan yeni köftecinin önüne yanaşarak araçların daha rahat girmesi için karayollarına açılan girişin iş yeri ile birleşen toprak bölümlerine asfalt serdi gitti.

Demek ki bu memlekette ne oluyor diyecek bir Devlet adamı yok.

 Ha bu arada asfalt döktünüz döktünüz bunu bedava mı döktünüz, para ile döktünüzse kaç liraya döktünüz. Karayollarının böyle bir görevi  var mı ? Yönetmelik ,kanun karayolları özel iş yeri ve evlere asfalt hizmeti yapar diyor mu ?

Bunu soracak Devletin adamlarını arıyoruz...

 

ŞAKA MAKA DEĞİL

Dünya yeni yılı selamlarken, Türkiye ise sosyal medyaya yansıyan ilginç bir görüntüyü konuşuyor.

Sosyal medyada dolaşan bir videoda, elinde sopa sallayan sarıklı bir adamın,"Tebliğ yapacağız, Noel Baba'larını bekliyoruz" dediği görüldü.

Dama çıkan adam, "Noel Baba'ya görürsem, iman et diyeceğim artık. Çatılarda, bacalarda gezmeyi bırak, hasta olursun, üşütürsün, zatürreden geberirsin, gel iman et, Allah'a iman et diyeceğim" dediği görüldü.

xxx

Şaka maka değil ha gerçek haber inanmayan için videonun haberleştirildiği linki de  vereyim.

https://odatv.com/musluman-ol-noel-baba-0101181200.html

xxx

Allahım al canımı dersiniz ya bazen veya  söylenecek laf bulamadım diye.

 Bende kelime hazinemde ki bütün küfürleri bitirdiğim için Can Yücel’i öbür dünyadan kalkıp gelmeye ve iki laf etmeye çağırıyorum !!! 

Havaalanı için ilçelerden istek

Havaalanı açıldığından  bu yana özellikle Mesudiye, Akkuş, Aybastı gibi ilçe halkından istekler geliyordu.

            Havaş ve benzerlerinin uçaklar için servis koyması yolunda.

Zaman içinde belki gerçekleştirilir diyerek bekledik ama  hala hazırda bir şey olmayınca özellikle il dışında bulunan hemşerilerimiz konuyu tekrar gündeme getirmemizi istiyor. Özellikle Ordu ve Orduspor hastası Mesudiyeli hemşerimiz Ankara’da oturmakta olan Can Hayat Özyurt havaalanı açıldıktan beri gerek sosyal medyada gerekse bana hatırlatmalarında hep bu konu var. Söylediği gibi İstanbul’a uçakla gidene kadar ilçeden havaalanına gelmek için dolmuş saati veya otobüs saati beklemek zorunda kalınıyor.

Havaş ve benzeri özel sektörün bu konuya sıcak bakacağını zannetmiyorum ama bu konu ile ilgili olarak Ordu Büyük Şehir Belediyesinin bir ring sistemi kurarak bunu çözebileceğine inanıyorum.

Sosyal devlet yol yaptım, su getirdim, kanalizasyon döşedim, sağlık sorunları ile ilgili şunları yaptım diye övünmez.

Zaten bunlar Anayasa ile teminat altına alınmıştır.

            Devlet şu kadar fabrika kurdum  şu sistemi yaptım şu düzenlemeyi gerçekleştirdim diye övünür.

O yüzden biz de Ordu Büyük Şehir Belediyesinin sosyal devletin bir kurumu olduğu için yeni yılda vatandaşlarımızın haklı isteği konusunda bir çalışma yapmasını bekliyoruz.

            Olumlu veya olabilecek haberleri bekliyoruz.

 

Olumsuzsa (ekonomik masraf gibi nedenleri koymadan ) neden olumsuzdur onu da açıklasın.

 Yason’dan ne haber ?

Ordu’nun en önemli Turizm merkezlerinden biri olan Yason Burnunda Turizm Bakanlığı onaylı plan tadilatı yapılarak  imara açılan bölge büyütüldü.

Planlar hazırlandı  ve bu bir şekilde ortaya çıktı.

            Alanlar büyütüldü  kimilerine   göre Yason büyük büyük konutlar yapılmak için peşkeş çakılacak.

 Ordu Büyük Şehir belediye Başkanı konu bizimle ilgili değil diyor ama sonuçta yapılacaklardan haberi var.

Yine de orada bir sıkıntı var ki tartışmadan uzak kalmaya çalışıyor.

Ben ise buradan AKP Ordu Milletvekillerine sesleniyorum.

Ey AKP milletvekilleri Ali Ağaoğlu ismi geçiyor büyük rant iddiaları var niye sessiz kalıyorsunuz.

Bu sessizliğin altında başka şeyler mi var ?

Buraya neler yapılacak veya iddia edilenlerin haricinde bir şeyler olacak mı niye kamuoyuna açıklamıyorsunuz.

 

            Veya bazı medya mensupları konuyu gündeme getirmemek için birilerinden talimat mı aldı yoksa  toplumdan bu kadar mı uzaktalar ?!!

GÖRMEK İSTİYORUZ

Sayın Başkan Enver Yılmaz,  Yason ‘a yapılacakları yapılması düşünülenleri,

Çok şey mi istiyoruz?

Yazıyı fazla uzatmayacağım.

Eğer ortalıkta söylenenler gibi ise yarın biz Ordu’yu mahfettik demeyin.

 Veya eskiden de yapılmıştı diye kötüyü kötü ile örnek göstermeyin…

Ve bilmeyenler okumayanlar için Ordu Hayat Gazetesinde yer alan haberi sizlerle paylaşıyorum :

xxx

İşadamı Ali Ağaoğlu’nun Perşembe Yason Burnu’nda incelemelerde bulunduğunun öne sürülmesi, o bölgede tapusu olan mülk sahiplerini zor durumda bırakırken, henüz hiç kimsenin yer satmadığı öğrenildi.

“Tebligat yapılmamış”

Vatandaşların kendi mülklerinin projeye ortak edilmeye çalışıldığını söyleyen Karamustafaoğlu; “Bolaman’dan Perşembe’ye kadar geçmiş dönemde Turizm bölgesi ilan edilmişti. Çok da güzel oldu. Oralarda sahilde gelişi güzel binalar yapılması tabiri caizse gecekonduların yapılması kısmen önlendi. Ancak son zamanlarda aynı yeşil özel proje alanları gibi Yason’da bugün yeni bir proje yapıldı. Yapılmış daha doğrusu. Çünkü oradaki Yason Burnu’nun üst kısmındaki o cami ile o arada Yason’un üstlerine doğru olan bölgede mülk sahiplerine tebligat da yapılmamış. Tabi belediyede askıya çıktıktan sonra 1 aylık süreç içerisinde tebligat sayıyor. Buradaki arazi sahiplerinin Ordu’daki konutu olanlar, yeri olanlar, yazlıkları olanlar yeni bir proje yapılarak oteller bölgesi ilan edilmiş ve bir proje yapılmış. Benim öğrendiğime göre, oradaki mevcut arsa ve arazi sahipleri o projeyi görmemişler. Onlara söylenen, sizler 3-5 arsa sahibi birleşeceksiniz, birleştikten sonra da yapılacak projeye ortak olacaksınız. Bu hiç akla mantığa sığar mı? Oradaki vatandaşın zaten babadan kalma, dededen kalma veya kendi imkanlarıyla yaptığı birer üçer katlı villaları veya yaşadıkları konutlar var.” dedi.

“Yandaşa teslim edilecek!”

Karamustafaoğlu, mahkemeden olumlu bir karar çıkmaması durumunda Yason Burnu’nun oteller bölgesi olarak Türk Turizmine katkı sağlayacağını aktararak; “Oradaki mülk ve hane sahiplerinin 2 aylık süresi var. Mülk sahiplerinin itirazlarını yaptıktan sonra mahkemeye de gitmeleri lazım. Mahkemeye gittikleri zaman da bir sonuç alamayacaklarını kendileri de biliyor. Sebebi şu, burası Bakanlar Kurulu kararıyla öz turizm alanı ilan edilmiş ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan bir projeyi buradaki vatandaşların oralara gücü yetmeyeceği için. Maalesef oradaki güzelim arazide bir sermayeye bir yandaşa teslim edilecek. Oteller bölgesi olarak Türk turizmine hizmet edecektir. Hayırlı olsun demek düşüyor. Burada büyükşehir bugün buna müdahil değil ama burada yapılacak proje uygulaması büyükşehir uhdesinde olacaktır. Takdir kamuoyunun.” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Yason Burnu’nun yeni imar planında otel gibi turizm alanlarının yanı sıra günü birlik tesislerinde tespit edildiği öğrenildi.

 

HAZIRIZ ELEKTRİK KESMEYE!

Samsun, Ordu, Çorum, Amasya, Sinop il, ilçe ve kırsalında, dağıtım hatlarının ve şebeke yapısının ulusal ve uluslararası standartlara kavuşturulması için çalışmalar yapan YEDAŞ, kış şartlarında da sürekli ve kaliteli elektrik dağıtım hizmeti sunmak için bakım onarım çalışmalarını, yatırım planlamalarının büyük bir kısmını tamamladı. Ulaşım ve operasyon açısından zorlukları olan geniş bir bölgede hizmet veren YEDAŞ, en uzaktaki abonelerini de kapsayacak şekilde aynı kalitede ve süreklilikte elektrik ulaştırmak için 66 arıza merkezi ile 7 gün 24 saat çalışıyor. Güçlü saha ekibi, araçları ve ekipmanları ile iyileştirme ve geliştirme faaliyetlerini tam anlamıyla yerine getiriyor. Özellikle kışın olumsuz hava koşullarının, elektrik dağıtım şebekesini etkilememesi amacıyla arıza onarım bakım ve yatırım planlarının büyük bir kısmını tamamladı. Çoğunlukla kırsal bölgelerde yaşanan yoğun kar yağışı, aşırı rüzgar, şiddetli yağışın elektrik iletim hatlarını olumsuz etkilememesi amacıyla gerekli hazırlıkları yaptı. Müşterilerden gelen geri bildirimler, otomasyon sistemlerinden alınan veriler ve bakım çalışmaları sırasında yapılan tespitler doğrultusunda ihtiyaç duyulan noktalarda onarım çalışmalarının büyük bir kısmını tamamladı. Kar yağışından olumsuz etkilenen ve yolların kapanması sebebiyle müdahale edilmesi zor olan kırsal kesimde, yapılan yatırımlar ile şebeke yapısını güçlendirdi. Muhtemel arızaların önüne geçmek amacıyla enerji nakil hattı direklerine izolasyon malzemeleri montajı gerçekleştirdi. Özellikle kırsalda dağıtım hatları ve şebekenin güçlendirilmesi amacıyla dağıtım binaları, trafolar, elektrik nakil hatlarına yönelik yenileme ve güçlendirme çalışmalarını tamamladı. Kar ve buz yükünün iletim hatlarını etkileyerek iletkenlerin kopmasına neden olduğu bazı bölgelerde dağıtım hatlarını, yer altına aldı.

 XXXX

Yukarıda ki haber Samsun kaynaklı. Herhalde şirket basın bülteni yapmış haber ajansıda olduğu gibi yayınlamış.

Tabi bu haber çıktığı gün Yokuşdibi’nin bazı bölgelerinde yaklaşık 1 günden bu yana elektrik yoktu. Başka bölgelerde durum nasıldır bilemiyorum. Şakır şakır paraları alanlar, yok elektrik dağıtım yok enerji kullanım diyerek vatandaşı canından bezdiren şirketler nasıl yatırım yapıyor anlamış değilim.

Ama devlet devletliğini yapmaz bunlara gerekli yaptırımları uygulamazsa olacağı budur.

 Rüzgar eser, yağmur yağar elektrik kesilir., Kar yağınca gelmesi için çok beklersiniz.

 ( Bülent Akçay sen çok daha beklersin!!!)

 

 

BEN YAZSAM, H…. DERLER!
                     Mahallenin eski adamı ne tarafa yanar döner belli olmaz. Hürriyet Yazarı Ahmet Hakan son çıkan Kanun Hükmünde ki  Kararnamede yer alan bizce de çok vahim bir hususa dikkat çekiyor.

Vallahi benden demesi bu işini AKP’lisi şusu busu olmaz. Yarın ne olur kimin başına ne gelir bilinmez.

Okumayanlar, hala uyanamayanlar için Hakan’ın yazısını paylaşıyorum  

 

xxx

SON çıkan Kanun Hükmünde Kararname’de çok ama çok tehlikeli bir husus var.
*
Şöyle deniliyor özetle:
*
“BİR VATANDAŞ, TERÖR EYLEMLERİNİ VE DEVAMI NİTELİĞİNDEKİ EYLEMLERİ BASTIRMAK İÇİN HAREKETE GEÇERSE... YARGILANMAZ.”
*
İktidardaki arkadaşlar!
Etmeyin, eylemeyin!
Bu getirdiğiniz hüküm, çok tehlikeli bir hüküm.
*
Her şeyden önce kötüye kullanmaya sonsuz açık!
Bu ülkede adamı vururlar, öldürürler...
Sonra da “Evet, vurdum... Evet, öldürdüm... Çünkü teröristin tekiydi...” derler ve yargı muafiyeti beklerler.
*
Arkadaşlar!
Devlet dersinin başlangıç ilkesi şudur:
“Güvenliği ve asayişi sağlama görevi, devletin tekelindedir.”
Oysa siz bu yeni KHK ile bu tekeli yıkıyorsunuz ve devleti, devlet olmaktan çıkarıyorsunuz.
*
“Terör” kavramının bu kadar muğlak, bu kadar belirsiz, bu kadar amorf bir kavram haline geldiği ve getirildiği bir ülkede...
“Terör olaylarını önleyen sivillere yargı muafiyeti” getirmek, Allah muhafaza, önü alınamayacak iç karışıklıklara, kaoslara, toplu kıyımlara, kalkışmalara yol açabilir.
Kendilerini polis, jandarma, güvenlik kuvveti yerine koyanlar, ülkeyi felakete sürükleyebilirler.
*
İktidardaki arkadaşlar!
Özellikle aranızda aklıselimini kaybetmeyenlere dostça sesleniyorum:
Lütfen şu işe bir el atın ve “Bu olmaz” deyin.

GEÇ, GEÇ!!! 

Bu bal konusunda en çok yazı yazan kişilerden biriyim.

 Dünyanın sayılı bal üreticisi olmamıza ve Ordu’da Türkiye’de bir numara olmasına karşın malımızın değerini bilemedik bir marka yaratamadık.

Yıllardır dolandırıldılar, paralarını alamadılar ama  Arıcılar Birliği ne birli sağlayabildi ne de bal da marka üretebildi.

Bakın aşağıda ki haber insanı mutlu ediyor ama inanın bunun yıllar önce yapılması gerekmez miydi diye de soruyoruz , kızıyoruz.

Haberi sizinle paylaşayım 

xxx

Orman Genel Müdürlüğünün uygulamaya koyduğu eylem planı ile Ordu'da sayısı 9'a çıkarılan bal ormanları, bölge arıcısının yüzünü güldürdü.

Ordu Arıcılar Birliği Başkanı Akın Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ordu'nun Türkiye'nin bal üretiminde ilk sırada yer aldığını, kovan sayısı bakımından da ikinci sırada bulunduğunu söyledi.
Çiftçi, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkenin bal üretiminin yüzde 30'unun Ordulu arıcılar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.
2008 yılında kurulmaya başlanılan bal ormanlarıyla ilgili çalışmaların son dönemde hızlandığını bildiren Çiftçi, "İlimizde daha önce 3 bal ormanı kurulmuştu ancak son yapılan çalışmayla ilimizdeki bal ormanı sayısı 9'a çıktı. Bakanlığımız tarafından Kuzköy, Dibektaşı, Ulubey-Gölköy, GürgentepeGürpınar ve Sarıçiçek mevkilerinde 3 bin 477 dekar sahada 6 bal ormanı daha kuruldu." dedi.
Çiftçi, arıların, bal ormanlarında yoğun şekilde bulunan mor çalı çileği, orman gülü taflan, ıhlamur, böğürtlen, kestane, alıç, ahlat, kuşburnu, yalancı akasya, kekik, dağ çileği, barut ağacı, dağ armudu, yabani erik, yabani elma, kızılcık gibi yüzlerce çeşit bitkiden bal yaptığını belirtti.
Bal ormanlarının sayısının daha da artmasını istediklerini dile getiren Çiftçi, şunları kaydetti: 
"Özellikle 50 kovanın altında arıcılık yapan vatandaşlarımız başka illerin yaylalarına gitmek yerine bu ormanlardan yararlanabilecek. Arıcılarımız bu ormanlar sayesinde hem ailelerinden ayrı kalmayacak hem de kendi illerinde daha iyi şartlarda daha kaliteli bal üretecekler. En önemlisi bu ormanlar arıcılarımıza ekonomik anlamda katkı sağlayacak."
Bu ormanlar sayesinde bal üretiminin gelecek yıllarda daha da artacağını söyleyen Çiftçi, devletin imkanlarıyla kurulan bal ormanlarına tüm vatandaşların sahip çıkması gerektiğini ifade etti.

YALI CAMİ HİKAYESİ   

 İki  ahşap el sanatları ustası Yalı Cami içinde  eksik olan bir iki çalışmayı yaparlar.

Arada bir aracı vardır.

            Ama bana bu ismi vermediler.

Bir işin rengini beğenmezler falan filan ama işi de geri vermezler.

İki ustanın parasının bir bölümü verilmez.

Geçenlerde yine gördüm aylar geçmesine rağmen bu paralarını alamamışlar.

 Buradan Ordu Müftülüğüne çağrı yapıyorum.

İki ustanın el emeğinin kesilmesi hak yenmesine özellikle Cami sorumluları nasıl seyirci kalabilir.

Hak hukuk ,  kuran, kul hakkı  diyenler merak ediyorsa benden daha detaylı bilgi alabilirler.

Olmazsa Müftülük yetkililerine soracağımız çok soru olacaktır.


Karayollarına soruyoruz…  

Karayolları ne iş yapar artık bilemez durumdayım.

Karayolları Trafik Kanunu yönetmelikler ve mevzuatın Ordu’da öyle işlediği görmedim.

Adam apartman yapmış arkadan yolu var ama  karayollarına  giriş çıkış verebiliyor.

 Karayollarında bir çok esnafın  kaldırımları kırıp alçaltarak iş yerlerine giriş çıkış yerleri yaptığı gözleniyor.

Hem yaya hem da araç trafiği açısından tehlike doğuracak bu gelişi güzel keyfi uygulamalara dur demesi gereken yasaları uygulaması gereken Karayolları seyrediyor.

Hal böyle olunca  bu kanunsuz işler devam ediyor. Son olarak yine  yeni açılan iş yeri gece yarısı kaldırımı kırıp bordürleri aşağı indirerek kendi iş yerine karayolu güzergahından giriş çıkış yaptı.

Buralar da gerek maddi gerek yaralamalı  ve ölümlü olarak meydana gelebilecek kazadan kim sorumu olacak?

            Buraları kendine giriş çıkış yapan iş yerleri sahipleri veya konut sahipleri mi yoksa buna göz yuman karayolları yetkilileri mi ?

            Daha dün bu tür iş yerinde yemek yeme keyfini yaşayan yetkililerin uyanması için bir kazanın mı olması gerekiyor.

Karayolları, Devlet karayolu üzerinde  olmaması gereken  keyfi yol giriş ve çıkışlarına göz yumarak suç işliyor.

            Ben buradan şimdiden yazıyorum.

            Meydana gelebilecek kazalardan sorumlu sadece bu işi yapanlar değil  bin katı buna göz yuman Karayollarıdır.

Savcılıkların bilgisine sunarım … 

KÖPEKTİR, KÖPEK !!!

             İş bilmezlik, basiretsizlik, organize olamamak, bir arızayı açıklanan saatte bitirememek , her gün yeni yeni arızalar…

Vatandaşa su faturasıyla kazık atanlar bahaneyi bulmuşlar.

Ordulu ile alay ederken  Köpek benzetmesi yapanlara tık demeyen yöneticilerimiz de var.

Ellerinde onlarca eleman varken su faturalarının yazılmamasını  Köpek olayına bağlayanlara sayın Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’ın da iki kelime etmemesini üzüntü ile karşıladığımı belirtiyorum.

Kapılarında köpek vardı onun için su faturaları geç yazıldı diyen OSKİ genel müdürüne yuh diyorum bu ayıp size yeter diyorum.

Yüzlerce hanenin önde köpek vardı da ondan mı  su faturaları geç yazılmış?!!

Evinde köpek olmayıp  su faturası geç gelen insanlarımızı köpek yerine mecazi de olsa  konulmasına ses çıkarmayanlar  iş bilmezleri korumaya devam edenleri de bir kez daha ayıplıyoruz…

OSKİ KABUSU

Bu yazıyı yazıp paylaşmadan önce başıma yine Oski kabusu çöktü J

Hafta sonu Şirinevler Mahallesinde kalıyordum. Pazar sabahı saat 9 gibi kalktım su yok.

OSKİ’nin internet sitesine gireyim bakayım programlı kesinti var mı  diye ? Girdim baktım  programlı kesinti yok arıza duyurusu yok. Dedim herhalde aniden bir şey oldu.

Öğlenden sonra tekrar girdim siteye Şirinevler mahallesinde 400’lük Asbest ana boru arızası duyurusu vardı.

Başlangıç tarihi 13.40 bitiş tarihi ise 18.40 yazıyordu.

Heyhat su benim çeşmeden 21.22’de akmaya başladı.

Şimdi yine soruyorum. Bu başlangıç saati ekiplerin su arızasına müdahale etme saati mi  yoksa sabahtan kesilen su ile ilgili yine siteden yapılan bir yanıltma mı ?

Öngörülen saatten çok sonra yapılan bir arıza.

Acaba diyorum sabahtan kesilen su ile ilgili olarak Oski başlangıç saati olarak 13.40 verdi. Eğer arızaya müdahale etme saati ise sabahtan kesilen suya müdahale edememelerini nedeni köpek mi ?  Veya su arızasını gidermenin 12 saati aşması  köpeklerin ekiplere rahat vermeyip geciktirmesinden mi kaynaklanıyor J

Büyük Şehir’den harbi harbi açıklama bekliyoruz.

(Hiçbir şeyi takıp açıklama yapmıyorlar ama biz yine de bekleyelim J


Arıyoruz o günleri  

Küçük bir çocukken  geceleri açık havada yıldızların kaymasını beklerdik.

            Mandalina, portakal ağaçları ve pancarlarla süslü kiralık evimizin bahçesinin duvarlarına oturup, saatlerce gökyüzüne bakardık arkadaşlarımızla...

            Kimimiz bisiklet için, kimimiz güzel bir ev için, kimimiz de derslerimizin iyi olması için dilek tutmak amacıyla yıldızların kaymasını beklerdik.

            Öyle derlerdi, yıldız kayınca dilek tut, o dileğin yerine gelir ...

            Çok yıldız kaydı biz beklerken, hep dilek tuttuk.

            Ama hep dileklerimizi birbirimize söylerdik.

            Hiç biri de yerine gelmezdi nedense...

            İşin sihirli tarafı tutulan dilek söylenmezmiş...

            Eh, bu saatten sonra yıldızlara saatler ayıracak zamanımız yok...

            Dilek de tutsak nafile...

            Bir de gökkuşağının altından geçmek için uğraşırdık. Hiçbir zaman bunu da başaramazdık.

            Küçükken başlayan dileksizliğimiz, büyüyünce peşimizi bırakmadı.

            Artık bunların bir oyun olduğunu kabullendiğimiz zamanlar ama, arıyoruz o günleri yine de özlemle...

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

Ne planlıyorsunuz?

Su da Ali Cengiz oyunu mu ?

OSKİ kurulduğundan bu yana soruyorum yılda suya ne kadar zam yaptınız .

Su siz göreve geldiğiniz de kaç lira idi şimdi kaç lira.

Yanıt veren yok, bunu soran partilerde yok.

 Neyse, biz gerçek konumuza dönelim.

Bu ay su fatura tanzimi neredeyse yapılmadı. Daha önce 32 gün 35 gün üzerinden kesilen faturalar neredeyse 45 gün oldu kesilmedi.

             Süre uzayınca ikinci tarifeyi girmeyen kalmıyor ve  zamlı fiyatlarla vatandaşa fatura yerine öpücük gönderiliyor

Yeni yıl itibarı ile OSKİ suya kaç lira zam yaptı dedik onun da yanıtı alamadık. Kimse çıkıp da yapmadık da demedi !

OSKİ ve Büyük Şehir şimdi şu sorularıma yanıt versin.

Herhalde su faturalarını bu hafta vatandaşa takdim edersiniz. Süre geçtiği için eline gelen su faturalarının ton tüketimi artığı için ikinci tarifeye girenlerin bağırtısını şimdiden duyar gibiyim bende dahil !!!

Peki geride kalan 15-20 günlük su tüketimini  yıl sonu itibarıyla tekrar vatandaşa fatura edecek misiniz?

Yoksa 15-20 günlük kalan tüketimi yeni yıl itibarıyla yeni tarifenden mi vatandaşa göndereceksiniz.

Yok böyle bir şey ise çıkıp aydınlatın.

Böyle bir şey yoksa ve fatura kesimi başka nedenlerle uzadıysa  yeni yıl

girmeden kalanı da fatura etmek zorundasınız

Yoksa vatandaşa kazık üstüne kazık mı atacaksınız ?

 

AYNİ GEMİDE DEĞİLİZ…

Başları sıkışınca, ne yalan uyduracaklarını bilmeyenler en son  ‘ Ayni gemideyiz’ ‘ Hep birlikte batarız’ diyorlar.

Öncelikle şunu söyleyelim ayni gemide değiliz.

            Biz Fetö’nun kayığına binmedik, biz Adalet derken, yeşil derken Terörist bunlar, Vandal bunlar devlet düşmanı diyenleri unutmadık.

 Rüşvetleri aklarken, terör , rüşvet dahil araştırma önergelerini mecliste gülerek ret ederken de ayni gemide değildik ve bunları unutmadık.

Unutmayacağımız çok şey var. 

Siz unutturduklarınızla, kullandıklarınızla, rüşvete  fetva verenlerle çocuk evliliğinden bir şey olmaz diyenlerle ayni gemidesiniz.

 Bizim o gemide olma şansımız yok.

SU FİYATLARI NE OLDU ? 

Kaç aylardır soruyoruz. Ordu Büyük Şehir olduktan sonra su fiyatları ne kadar yükseldi diye . Ama yanıt alamıyoruz.

Kartlı su alanların bu yıl ki hesabına göre en az yüzde 30 suya zam gelmiş.

Ordu Büyük Şehir Belediyesinin en önemli gelir kaynağı olan Su konusunda ki sessizliğini koruması yatarım yapıyoruz bahanesine sığınması hiç de doğru değil.

Zaten yatırım parasını kat ve kat vatandaştan alıyorlar.

Hal böyle iken su fiyatlarının nereden nereye geldiğini Oski neden açıklamamakta direniyor.

 Açıklarlarsa yapılan zamların  ülke şartlarının çok çok üstünde çıkacağını bildikleri için mi ?!

Görevden azledilen belediye başkanlarının yerlerine oturan yeni başkanların ilk işi su fiyatlarında indirim yapmak oldu. Demek ki bunlar daha öncede yapılabiliyormuş.

Biz de Ordu Büyük Şehir Belediyesinden önce su fiyatlarında ki rakamları açıklamasını sonrada su da indirime gitmesini bekliyoruz.

Yeteri kadar kötüsünüz

Birkaç kere daha yazdım bu şehre bu çocuklara çay çorba ikram edecek kadar insan yok mu diye ?

Bu çocuklar kendi ceplerinde ki para ile yemek yiyip ( tabi çoğu yarı aç yarı tok ) maça çıkabiliyorsa yinede söylüyorum binlerce kez milyonlarca kez yazıklar olsun. Rakibi Atakum Belediyesi maç sonrası Orduspor’a yemek veriyor durumu bildikleri için. Tamam  birileri elini ayağın çekti onlar var diye yanaşmayanlar hiç olmaza  ikinci devreye kadar bu çocuklara sahip çıkamaz mı ? Geçenlerde Divan heyetinden Hasan Vayni ve arkadaşlarını takıma yemek götürmüş geri dönerken gördüm. Samsun’da Dursun Karamustafaoğlu’nun yaptıklarını maç günü öğrendim…

Zaten devre arasında yine puan silme işi olabilir ama bu kez puan ile birlikte direk amatör kümeye yollanabilir bu takım…

İyice rezil olmasını bekleyen üst akıl mı  var bu şehirde ?

Bırakın gelmiş geçmiş eşi benzeri bulunmaz kurnaz yöneticileri Orduspor’un ismi var.

Hiç olmazsa onun hatırına bu rezilliğe seyirci kalıp tarihe onlarla birlikte kötü olarak geçmeyin.

Yeteri kadar kötü olduğunuzu da gösterdiniz bu arada.

Hiç olmazsa tarih sizi karanlık sayfaların diplerine atmasın!!!

 BİTMEZ AĞBİ !

Belediye merkez de ki çalışmaların Kasım ayı itibarıyla bitirileceğini açıklamıştı.

Ne Süleyman Felek caddesinde ne de mahallelerde ki çalışmaların biteceği yok. Neden aksamalar yaşanıyor neden çalışmalar bu kadar yavaş vatandaş anlamış değil. Öyle aciz durumda ki insanlar çamurdan sudan bozuk yollardan yürüyemeyince acı acı mizah yapmaya başladılar. Kimisi su çukurundan Köpek Balığı çıkartırken kimisi de eline oltasını alıp sözde balık tutuyor.

Tüm bu tepkilere karşın Büyük Şehirden tık çıkmıyor. Hiç olmazsa vatandaşın bu tepkisine bir kulak verin muhatap alın niye bitmedi niye aksilikler yaşanıyor neden bunları yaşıyoruz birisinin çıkıp bunları anlatması zor mu?

Veya anlatacak halleri mi yok. Görüntü o ki bu çalışmaların seçime kadar bitme şansı yok !!!

Türkiye’nin Petrolü  Fındık 

Oda TV adlı internet sitesi yazarı Nevval Sevindik bir yazı kaleme almış.

Her ne kadar bir zamanların Fındık tezgahçısı Lokman Kondakçı’nın da görüşlerine yer verse de tespitler çok doğru.

Okumayanlar hala Türk fındığına alternatif var diyenler, ve elimizde ki malı haraç mezat satılmasına göz yuman Devlet yetkililerine kapak olsun.

 İşte yazı :

Türkiye’nin Petrolü  Fındık

Fındık zamanı sadece “para”nın tartışıldığı bir mesele gibi… Medya medya olmadığı için derinlik, bağlantı kurmadan yazılan manşetler… Yüzeysel dedikodu tadında köşeler…Yasaklanan tütün, pancar, ürünlerimize uygulanan kotalar… Taaa haşhaş yasaklamaya giden eski hikaye!

Kendi kendine yeten beş ülkeden biri iken nasıl bu hale getirildi Türkiye?

Dünyanın en bereketli Anadolu topraklarına neden dünya gıda devleri çiftlikler kuruyor, GAP’tan toprak alıyor? Toprağımız ve suyumuz kurutuluyor?

HES inadıyla binlerce dere, akarsu kurudu. Eskiden Antakya’da 10 metreden çıkan yer altı suyu bugün 400 metreden çıkıyor!

Yer altı suları, şelaleler her yerden fışkırırken kurudular bugün… Amik gölü kuruduğunda neden siyaset ses etmedi?

Pamuğunu ABD’nin 1850’lerde aldığı Çukurova neden yok edildi?

 

Her şey bir bütündür. Kainat bütün içinde anlamlıdır. Neden yeşile, ağaca düşman iktidarlar, diye düşünüp şaşıp kalıyor millet. Çünkü anlatan yok. Anlatana medya yok. İç içe… Odatv’de yayınlanan yazıda bu net yazılmış:

“...fındıktan pamuğa, zeytinden tütüne, üzümden pancara, ülkemizin geleneksel olarak güçlü olduğu her türlü tarımsal üretime uygulanan sinsi ve hain baskılar ile hayvancılığın başına 40 yıldır örülmekte olan çorap, hep bu yukarıda işaret etmiş olduğum plan çerçevesinde görülürse anlaşılabilir. Bütün bu sorunlar ve bu sorunların sonucunda yaşanmakta olan tarımsal ve sosyal erozyon, birbirinden bağımsız olaylar olmayıp, sadece şu, ya da bu politikacının beceriksizlikleri sonucu da değildir. Bu gidişat planlıdır, sistemlidir ve en az 75 yıllık bir geçmişi vardır.” [1]

ÜRETİCİ KÖYLÜ YOK EDİLİYOR

Tarımı yapan köylüdür, köylü ve ailesi birlikte bir kültürü sürdürür. Aile olmadan olmaz. Köyler boşaltıldı, köylü kalmadı. Gençler kentlere akın etti ve “köle işçi”oldular. Bağımsız üretici yok edildi, ediliyor.

Eski siyasetçi Lokman Kondakçı Türkiye’de ilk fındık mitingini düzenleyen kişi. Onunla konuştuğumda; ‘’Batılı emperyalistler 3. Dünya ülkesi dedikleri ülkelerin ürünlerini bedava alarak refah sağlamıştır’’ diye altını çizdi dünya politikasının. Fındık bunun tipik örneği….

100 yıldır hep ayni tezgah var. 1908‘de Türkiye meşe palamutu ihraç ediyor. Bir ara fiyatlar düşüyor. İttihat ve Terakki katibi Celal Bayar bunun nedenini araştırıyor. Kimya sanayinde kullanılan meşe palamutu yerine yeni bir şey kullanılıyor yalanını yayıyorlar. Propaganda yani… yalan…

Celal Bayar "Eğer bulmuş olsa bu kadar da para vermezdi diye" yalanı açığa çıkarıyor…

Fındık da aynı. Fındık fiyatı yüksek olursa başka ürün kullanırlar. Yalannn… Kullanamazlar…

Şimdi yaydıkları propaganda, “ay fındığımızı alan tekel kaçacakmış aman ortada kalacağız”...

"Türk fındığı yerine hiçbir şey koyamazlar" diyor Kondakçı. "Hiçbir kabuklu onun içeriğinde değil" diye ekliyor…

AVRUPA PROPAGANDA YAPAR, YALAN SÖYLER...

Kavurduğumuzda kullanmak için standarta ihtiyaç var. Fındık dışında standarta sahip kabuklu yok! Fındıkta Türkiye’nin rakibi yok! Bu kesin diyor Lokman Kondakçı. Psikolojik direnci kırmak için Avrupa propaganda yapar, yalan söyler… Bugün Türkiye’de tekel İtalyan Ferrero. Derdi fiyat kırmak, yerli malı fabrikamızı ele geçirip adını da değiştirdi.

Fındık toplama makinası var deseler de fındık sadece elle toplanır.

İtalya, İspanya için fındık tarımı rantabl değil zaten.Günde 35 dolara kimse çalışmaz. 40 milyon kilo bizde yevmiye ile toplanıyor.

Gürcistan, Azerbaycan deniyor ama afloxini engelleyemiyor. Çürük çıkıyor.

Fındık hassas, narin ve çok özel bir ürün.

Gürcistan’da 40.000 dönüm arazi alan İtalyan tekeli Ferrero memnun değil, masrafı çıkaramıyorlar bilgisini veren Kondakçı, tek amaçlarının Türkiye’nin direncini kırmak, moralini bozmak olduğunu, parayla haber yaptırdıklarını iddia ediyor.

Özellikle Türk fındığında afloxin çıktı haberleri…

Amerika’da ünlü bir Türk kökenli doktor “Yunan yoğurdu” dediği halde önerdiği fındığa “Türk fındığı” diyememişti…

"FINDIK BİZİM PETROLÜMÜZ"

Lokman Kondakçı 150 yıldır fındık işleyen, babasının fabrikaları olan bir üretici olarak yıllarını geçirmiş. 1935’te 1. Fındık Şurası toplanıyor. "Fındık bizim petrolümüz" deniyor. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Celal Bayar bu şurayı toplayan liderler. "Fiyatı kumar haline getiren tüccarla mücadele etmeliyiz" diyor Celal Bayar o gün. Çıkan kararlarda:

1- Fındık rakibi yok

2- Türk fındığının rakibi yok

1955 2. Fındık Şurası toplanıyor. Giresun delegesi “Biz zarara uğruyoruz, 100 bin ton satıyoruz” diyor. Bugün aynı laflar var. 600 bin ton üretiyoruz.

TÜRKİYE, DÜNYA TEKELLERİNİN AĞZINA YEM OLMAKTA...

Üretimimiz fazla kocaman bir yalandır.

Fındık son 10 yılda 20 liralık fiyat gördü. Alıcısı ne devlet,ne Fiskobirlik! Avrupa… Psikolojik üstünlük üreticinin eline geçsin diye devlet destek vermelidir. Fazlası stoklanıp 3 yıl içinde satılabilir. Yağlığa verse yine kazanır. Tedbirler alınsa ve bir politika izlense ülke döviz girdisi artar.

2006’da ilk fındık mitingini yapan Kondakçı o yıl 4 yıl bekleyen fındıkların bile satıldığını anlattı. Şekerli ürünlere talep çok yüksek ve şeker fındıkla birlikte büyüyor. Katma değeri yüksek ürün yapmalı Türkiye bugüne kadar bunu yapmamış olması ayıp!

15-20 milyar kazanırdı Türkiye…

Türkiye Saralle yaratmış bir ülke, başaramadı. Neden? Bunu dünya pazarına çıkan bir marka neden yapamadık? Engel ne?

Bunları konuşmak ve bunu desteklemek gerekiyor. Devlet bu gücünü kullansın ve destek versin. Türkiye dünya tekellerinin ağzına yem olmakta, kim dur diyecek?

Nevval Sevindi

Odatv.com

 

[1] Odatv’de yayınlanan “Ucuz et oyununun arkasındaki korkunç plan” yazan: Yusuf Yavuz

Yıllardır ayni şeyi söylüyorum 

Yıllardır Gazetecilik konusunda ayni şeyi söylüyorum. Yılmaz Özdil Sözcü gazetesinde bir Yazı yazdı. Buna benzerini yıllardır yazıyorum çiziyorum.

Bazıları için yazıyı yeniden yayınlamakta fayda var :

 

Her gazeteci gazeteci midir?

 “Parlamentoda bir dakika oturun, bir saat gibi gelir, güzel bir kadınla bir saat siyaset konuşun, bir dakika gibi gelir, izafiyet teorisi işte budur” demiş Albert Einstein.

*

Şahane laf değil mi?

*

Maalesef size kötü bir haberim var.
Einstein'ın böyle bir lafı yok!
Ben uydurdum.

*

Eminim, uydurduğumu söylemeseydim inananlar olurdu. Hatta bu lafı anında twitter'dan filan postalayıp, başkalarına satmaya kalkanlar bile çıkardı. Hep böyleyiz çünkü… Adamın biri imzasıyla fotoğrafıyla gazetede köşe yazıyorsa, televizyonda ahkam kesiyorsa, üstelik, ettiği lafları ünlü kişilerin isimlerini ilave ederek süslüyorsa, gazeteci sanıyoruz, söylediklerini doğru kabul ediyoruz.

*

Halbuki…
Türkiye'de üç işi canı çeken herkes yapabilir.
Müteahhitlik.
Siyasetçilik.
Gazetecilik.

*

Eğitim istemez.
Nitelik istemez.

*

Türkiye'de 141 bin hekim var mesela…
315 bin müteahhit var!
Doktor başına 500 hasta düşüyor.
Müteahhit başına 2 doktor düşüyor.

*

İşe hademe alırken bile savcılıktan temiz kağıdı isteniyor ama, silahlı terör örgütü mensubunu TBMM'ye milletvekili almışlar, kimdir diye soran olmamış.

*

Yoldan geçen tekstilciyi çevirip, gel şu böbrek naklini yapıver diye ameliyathane sokamazsın. Kuyumcuyu kolundan tutup, gel sevabına şu kararı veriver diye, en yakın adliyedeki hakim koltuğuna oturtamazsın. Turizmci, jeofizik bilmez. Tavernacı, statik hesabından anlamaz. Mankeni bilirkişi yapıp, anayasa hukuku üzerine görüş isteyemezsin. Ama… Bunların hepsi gazeteci olabiliyor bu ülkede.

*

“Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur” palavrası da burdan çıkmıştır zaten… Hiçbir bilimsel kritere dayanmadığı için, ana rahmine dayandırılır.

*

Rasim Ozan Kütahyalı kepazeliği, sonuçtur.
Sebebi başka yerde aramak gerekir.
Akp'den itibaren size gazeteci diye sunulanların, köşe yazarı diye sunulanların yüzde 99'unun gazetecilikle alakası yoktur.

*

Peki nasıl ayırt edeceğiz derseniz?
Evrensel tek kural vardır.
Gazeteci…
Sıradan insanların bekçi köpeğidir.

*

Bakacaksınız kardeşim…
Sıradan insanların bekçi köpeği midir?
Sahibinin emriyle sıradan insanlara saldıran kudurmuş köpek midir?

ELALEMİN MALI! 

 

 Geçtiğimiz Günlerde bizim Savaş Çelebi  Almanya’dan bir haber attı bana.

 Haber şöyle idi :

Almanya’nın bir bölgesinde yetiştirilen ve kalite bakımından Türk fındığının yanına bile yaklaşamayan fındık yaklaşık 30 liradan satılıyor

            Gazeteci Savaş Çelebi’nin bildirdiğine göre Karadeniz iklimine yakınlığıyla dikkat çeken Almanya'nın Bayern eyaletinde yetişen ancak tadı çok iyi olmadığı için Ordu-Giresun fındığının yerini tutmayan Alman fındığının kg fiyatı 6 Euro 22 cent'e mağazalarda satılıyor Çikolata üretimiyle Avrupa'da ilk sırada yer alan ve 450 civarında ki fabrikalarda bizim fındığımız kullanılıyor olmasına rağmen aradaki fiyat farkı dikkat çekiyor.

            Çelebi konuyla ilgili olarak “Alman fındığı bu fiyattan satılıyorsa Türk fındığının kg fiyatı en az 7.50 ila 8 Euro dan başlıyor olması gayet normal” diyerek  Tük fındığının nasıl ucuza kapatıldığını belgeledi.

xxx

Bu da gösteriyor ki biz malımızı yıllardır iktidarlar aracılığı ve birilerinin katkılarıyla bedavaya veriyoruz.

Yok Gürcü, Yok Azerbaycan, Yok İtalya , İspanya fındığı diye kimse kimseyi kandırmasın.

Çikolata sanayinde  özellikle bölgemizin fındığının üzerine yetişecek fındık yok. Aroması kullanım kolaylığı ve ürünle birleşimi açısından tek . Yıllarca badem falan  filan denediler ama olmadı olmuyor.

Hal böyle iken bu malda tekel iken nasıl haraç mezat malımızı satıyoruz anlamak mümkün değil.

 Fındıkta tekeli yaratan iktidar şöyle yapacağız böyle önlem alacağız dedi ama fındık 8,5 liradan yukarı ırgalanmadı bile.

Yine yazıyoruz yine kızsınlar.

Dönüm parasına tav olup sesini çıkarmayan  gerekli yanıtı vermeyenler daha beter olsun..

YAPMAYIN ETMEYİN !!!  

Yıllardır yazıp çizeriz.

Deniz ile oynamayın. Doğa ile oynamayın diye .

 Ama dinletemedik.

Kafalarına göre deniz dolduruyorlar.

Yine yazıp yine çiziyorum.  Birileri Karadeniz’i bilmiyor veya doğanın nasıl geri aldığını görmüyor.

 Veya deniz görmemiş hiç.

Yaşanacak ufak çaplı bir Yıldız fırtınası sonrasında kafalarına göre deniz dolduranların doldurdukları yerleri gireceğiz.

Orayı vurmazsa yan tarafı vuracak tahrip edecek.

Aşağıda ki haberlere ve açıklamalara kulak verin burun kıvırmayın.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı diye bir yer ve buna bağlı kuruluşlar yok mu da bunlar seyrediyor.

Bu haberler bu açıklamalar yayınlandığı halde tık yok. Hayır öyle değil diyemediler.

Hepiniz suç işliyorsunuz.

Tarihe not düşmek adına bu haber ve açıklamaları bende paylaşıyorum :

 xx

 

Civil Irmağı ağzında yapılan deniz dolgusuna Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) tepki gösterdi.

Ordu Çevre Derneği üyeleri Civil Irmağı ağzında yapılan dolgu çalışmasını inceledikten sonra şu açıklamayı yaptılar: “Birkaç gündür süren dolgu çalışmasının projesi var mı diye araştırdık, ancak bulamadık. Bu tür projelerin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün sitesinden duyurulması gerekir ama böyle bir duyuruya rastlamadık.”

Bir tabela bile yok

ORÇEV Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Gazi Gönül, “Projenin DSİ ve Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, 9. Bölge Müdürlüğü’ne ait, projenin adının da “Ordu Civil Irmak Ağzı Kum Tutucu Mendirek” olduğunu dolgu yapılan yere gidince öğrendik. Projeye göre Civil Irmağı’nın ağzında sağa ve sola olmak üzere, 75 metre uzunluğunda iki adet mendirek yapılacakmış. Yapılmasının nedeni de ırmağın ağzına dolan kuma engel olmakmış. Proje halka duyurulmadı, onaylanıp onaylanmadığını da bilmiyoruz. Çalışmanın yapıldığı yerde projeye ait bilgileri içeren hiçbir levha yok.” dedi.

Çalışmayı değerlendiren Gönül, “Projeye göre sadece mendirekler yapılacakmış, kıyı tamamen doldurulmayacağı için Altınordu Belediye Başkanının açıkladığı gibi ‘yeşil alan’ yapılacak bir alan oluşmayacakmış. Büyükşehir Belediyesi’nin ise dolgu ile kıyı arasını dolduracağı ve ‘yeşil alan’ yapacağı söyleniyor. Ordu’nun kıyıları plansız projesiz, halka duyurulmadan; ormanları, fındık bahçelerini yok ederek açılan taşocaklarından gelen taşlarla bölüm bölüm dolduruluyor. Her türlü zarar veriliyor güzelim ilimize.” dedi.

Civil Irmağı’nın denizle birleştiği alanda yapılan dalgakıranınla ilgili meydana gelen tepkileri TBMM gündemine taşıyan CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. DSİ Torun, dalgakıranların, özellikle işlek limanlarda, yük ya da yol gemilerinin, kayıkların, iskeleye rahatça yanaşmasını, dalgaların etkisi altına düşmeden yolcularını ve yüklerini boşaltmalarını sağlamak önceliğiyle yapıldığının bilindiğini, dalgakıranın konumu göz önüne alındığında yapının yüksekliğinin bu öncelikle bağdaşmadığını ifade etti. Denizin içerisinde köprüyü ve çevreyi koruma amaçlı yapılan taş duvarların yüksekliğinin görüntüyü bozacak düzeye ulaştığının altını çizen Torun, yayaların görsel ve fiziksel denize erişim olanağının da ortadan kaldırıldığını belirtti. Ordu sahiline yapılan kıyı dolgusuna zemin mi hazırlanıyor sorusuna cevap isteyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Ordu Milletvekili Seyit Torun, Bakan Eroğlu’na şu soruları yöneltti:

Civil Irmağı’nın denizle buluştuğu alanda dalgakıran yapılmadan önce Bakanlığınızca dalga iklim istatistikleri ve buna bağlı dalganın şiddeti, yüksekliği ve yönü ile ilgili araştırmalar yapılmış mıdır?

Yapılan dalgakıranın türü, kesit boyutları ve diğer fiziksel özellikleri Bakanlığınız tarafından mı belirlenmiştir?

Yapının kıyı rejimine etkisi araştırılmış mıdır?

Dalgakıranın yüksekliği bölgede kamuoyunun tepkisine neden olmuştur. Bu konuyla ilgili tespit yapmak ve yerinde incelemede bulunmak üzere bölgeye bir teknik heyet göndermeyi düşünüyor musunuz?

Dalgakıranla şehrin sahilinde yapılan kıyı dolgusuna zemin mi hazırlanmaktadır?

 


ÖĞRETMEN… O, BAŞ ÖĞRETMEN… UTANIN!!!

Ulu önder Atatürk 25 Ağustos 1924’de Muallimler Birliği Kongresinde yaptığı konuşmada söylemiştir “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Sözlerini.

Bir çoğumuz bu konuşmanın tam metnini bilemeyiz. Ama metinin tamamını okuyunca bu gün gelinen noktanın nasıl vahim bir durum olduğunu görebiliriz.

Ulu önderin o gün söylediklerini bu gün bile hayal edemeyenler ellerine yüzlerine bulaştıranlar ve onların yalakaları şu satırları okusun da bir şeyler öğrensin.

 Hele Memur Sen ve benzeri yandaşlar iyi okusun da yüzleri kızarsın.

Bu arada Atatürkçü , Cumhuriyetçi, tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyoruz.

xxx

Saygıdeğer Efendiler!

Öncelikle bu toplantıyı düzenleyen Vasıf Beyefendi’ye huzurunuzda birkaç söz söylemek fırsatını verdiklerinden dolayı özellikle teşekkür ederim.

Hanımlar, Beyler!

Seçkin meclisinizin içinde bulunmaktan dolayı sevinçliyim. Türkiye Mualimler Birliği’nin Ankara’da kararlaştırıldığı ilk kongresini çok büyük mutlulukla karşıladım. Memleketimiz ve cumhuriyetimiz için, sizler gibi kıymetli öğretmen hanım ve beylerinin burada toplanması çok verimli sonuçların ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır.

Hanımlar, Beyler!

Türkiye Muallimler Birliği’nin bütün memlekette şekillenmesini, Konya’yı olduğu gibi Van’ı ve Hakkari’yi de teşkîlâtı içine almasını ve her köyde üyeye sahip olmasını derin bir ilgi ile bekleyeceğim.

Öğretmenler!

Yeni nesli, Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğitmenleri, sizler yetiştireceksiniz; yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin yeteneğiniz ve özveriniz derecesiyle uygun olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu kalite ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir. Sizlerin, seçkin görevinizin yerine getirilmesine büyük özveriyle varlığınızı vereceğinize hiç şüphe etmem.

Ben millî öğretim ve millî eğitimimiz hakkındaki görüşlerimi çeşitli zamanlarda ve çeşitli nedenlerle söyledim. Fakat bu görüşlerimi birkaç kelimede toplayarak tekrar etmeyi faydasız görmüyorum.

Öğretmenler!

Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı şekilde bütün ilim derecelerindeki öğrenim ve eğitimlerinin uygulamalı olması önemlidir. Memleket çocuğu, her öğrenim derecesinde ekonomik hayatta istekli, eser sahibi ve başarılı olacak şekilde donanımlı olmalıdır. Millî ahlâkımız, uygar ilkelerle ve hür düşüncelerle arttırılmalıdır. Bu çok önemlidir, özellikle dikkatinizi çekerim. Göz korkutma ilkesine dayanan ahlâk, bir erdem olmadığı gibi güvene de uygun değildir.

Efendiler! Bu görüşümde sizin tamamen benimle beraber olduğunuza şüphe etmiyorum. Genel öğrenim ve eğitim programımız da bu temelleri içine alır. Fakat biliyorsunuz ki, görüşlerin, programların kesin ve açık olması çok önemli olmakla birlikte verim ve eser verebilmesi, onların becerikli, anlayışlı ve özverili öğretmenlerimiz tarafından okullarımızda çok büyük dikkat ve gayretle uygulamasına bağlıdır. İşte özellikle sizden rica edeceğim konu budur. Sizin başarınız, cumhuriyetin başarısı olacaktır.

Arkadaşlar, yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askerî, siyasî, idariî inkılâplar sizin, saygıdeğer öğretmenler, sosyal ve fikrî inkılâptaki başarılarınızla desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”

 

OLACAĞI BUYDU ?

Şu haberi önce bir okuyun :

Eski Karayolları Şube Şefliğine ait yaklaşık 40 dönümlük bir arazide inşa edilen ve 5 bloktan oluşan Hükümet Konağı inşaatı hakkında bilgi veren Ordu Valisi Seddar Yavuz, yeni Hükümet Konağının tüm kurumları bünyesinde toplayacağını söyledi. Vali Yavuz, "Valiliğin bir kompleks içinde toplanması, vatandaşlarımızın hizmete erişmesi bakımından büyük bir fayda olacağını düşünüyorum. Bu nedenle, Altınordu Kaymakamlığımızın da içinde olacağı birçok kurumumuzu yapılmakta olan Hükümet Konağı bünyesine taşıyacağız. Böylelikle vatandaşlarımız daha iyi bir kamu hizmeti alma imkanına sahip olacaklar" dedi.Projenin tadil edilmesi gereken bazı yönleri olduğunu kaydeden Vali Yavuz, "Bununla ilgili bir ekip kurduk ve şu anda çalışıyorlar. Daha efektif olması bakımından bir düzeltmeye ihtiyacımız var. Bu çalışma şu anda devam ediyor. Bu çalışmamız kısa zamanda sonuçlanacaktır. Böylelikle vatandaşlarımızın daha konforlu bir hizmet almaları sağlanacak" diye konuştu.
Yeni Hükümet Konağında yer alacak valilik ve diğer kurumların yerleşim planlarının iyi yapılması gerektiğini belirten Vali Yavuz, hizmet binalarında yöneticilerin vatandaşların her an ulaşabileceği, erişebileceği konumda olmasının önemli olduğunu söyledi.

xxx

Zamanın da dedik ki bu bölge Ordu’nun  ortasında çok önemli bir yeşil alan buraya hiçbir şey yapmayın. Burası nefes alsın yeşilliği yok etmeyin diye diye bağırdık çağırdık ama  yok dediler ağaçlara fazla dokunmadan sadece valilik yapılacak deyip dediklerine başladılar.

Biz o arada şu anda AVM inşaatı yapılan Eski Özel İdare binasının arazisinin çok uygun olduğunu mevcut binanın Kayabaşına taşınabileceğini belirterek alternatif sunmuştuk.

Yukarıda ki haberi okuyun.

 

Koca alan adda gitti.
Bizi dinlemeyenler utansın …

GEÇ KALINDI , OLSUN!!!

            Bu kurum 1994 yılında hizmete girdi. O günkü adı başka filan diye bilirler.

Bal’da geç kalınmışlığın acısını yıllardır hissedemeyenlerin başında bu kurum ve birlikler gelir. Belki de birliklerin keyfi yerinde olduğu için yan gelip yatmışlardır şimdiye kadar.

Aşağıda özetini vereceğim konu o kadar basit ki  AB’den teşvik almaya bile gerek yoktu tabi zamanında istenilseydi Bal’a sahip çıkılsaydı

Mevzuu şu :

Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü bünyesinde kurulan ve test üretimi devam eden bal paketleme tesisi ve analiz laboratuarı, balda tağşiş ve taklidi ortadan kaldıracak.

Enstitü tarafından yürütülen yaklaşık 10 milyon avro bütçeli "Arım Balım Peteğim Projesi" kapsamında yapımına başlanan bal paketleme tesisi ve analiz laboratuarının inşaatı tamamlandı.

Enstitü kampusunda 4 bin 700 metrekarelik alan üzerine kurulan tesis, gelişmiş cihazlarla donatılırken, tesisin arıcılık sektörüne de ivme kazandırması bekleniyor.

Ordu Arıcılar Birliği Başkanı Akın Çiftçi, Türkiye'de en çok bal üretilen illerinin başında gelen Ordu'da, Avrupa Birliği (AB) desteğiyle bal analizi ve paketleme tesisinin kurulduğunu söyledi.

xxx
Ülkemiz balda dünya dördüncüsü  Ordu Türkiye’de  birinci.

Ha bu yapılanlar için sizleri alkışlayamam.

Ha, neden yapıyorsunuz da diyemem.

 

 Sadece çok geç kaldınız derim! 

Uygulayın!!!

 Bir genelge yayınladınız.

Bu genelgenin üstünden  bir kere yazdım.

 Değişen bir şey yok dilenci çocuklar şehirde cirit atıyor hata terör estiriyor diye.

            Geçen hafta sonu yine bir fotoğraf paylaştım.

 Kendisi çocuk, kucağında çocuk önüne katmışlar bir çocuk dileniyor ( sözde mendil satıyor )

 Sırrıpaşa caddesinin göbeğinde bir aşağı bir yukarı.

Ne polis ne zabıta gördüm.

            Benim olmadığım zaman görünüyorlarsa  o zaman bunlara müdahale etmiyorlar.

Yetkililer yasadan kaynaklanan haklı genelgelerini yayınlayarak bunun yasak olduğunu çocukların ailelerine ceza kesileceğini açıkladı.

            Ama ne yasayı uyguluyorlar ne de kendi genelgelerinin gereğini yapıyorlar.

Yazık. 

FINDIK KAÇ YÜZ YILLIK  

Ordu'da fındıkta verim ve kaliteyi artırmak amacıyla başlatılan proje kapsamında oluşturulan örnek bahçelerle verim artışının sağlanması hedefleniyor.

İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından, 2015 yılında başlatılan "Fındık Yetiştiriciliğinde Örnek Fındık Bahçeleri Projesi" kapsamında örnek bahçeler oluşturuldu.

Tüm ilçelerde oluşturulan örnek bahçelerde üreticiler uzman ekipler tarafından eğitilirken, bahçelerin budama, gübreleme ve diğer bakımları ise tekniğine uygun yapılıyor.

İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kemal Yılmaz, proje kapsamında Altınordu ilçesindeki bir örnek bahçede üreticilerle bir araya geldi.

Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, fındıkta verim ve kaliteyi artırmak amacıyla uyguladıkları proje faaliyetlerine aralıksız devam ettiklerini söyledi.

Proje kapsamında oluşturdukları 100'ü aşkın örnek bahçelerde üreticilerle bir araya geldikleri dile getiren Yılmaz, "Bu birlikteliğimizde bölge halkı fındık üretimi ve bahçe bakımları konusunda bilgilendiriliyor. Doğru bildikleri yanlışlar kendilerine gösteriliyor. Bu zamana kadar yaptıkları yanlışlardan vazgeçirilmeleri için tüm üreticilerimiz aydınlatılıyor." dedi.

Yılmaz, örnek bahçelerdeki verim ve kalitenin arttığını vurgulayarak, "Örnek bahçelerdeki fındıklarda kalite oranı yüksek. Çotanaklarda boş fındıklar az, tanelerin irilikleri birbirine yakın. Karadeniz Bölgesinde dekarda fındık üretimi 80-90 kilogramlara kadar düşmüştü. Oluşturduğumuz örnek bahçelerde ortalama 80-90 kilogram olan verim 300 kilograma kadar çıktı." diye konuştu.

Örnek bahçelerin sayısını her geçen gün artırdıklarını da işaret eden Yılmaz, "Üreticilerimize örnek teşkil eden bu çalışmayla bahçe sayısını artırarak fındıkta verim ve kalitede lider ülkeye yakışır seviyelere ulaşacağız. Projelerde görev alan tüm personelime ve üreticilerimize teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

xxx

Yukarıda ki haber ajanslardan düştü. Benim aşağıya yazacaklarımdan  bu günkü görev yapanlar değil hepimiz gelmiş geçmiş görev yapanlar sorumludur.

Yıllardır bu tür çalışmalar yapılır ama isteyen üreticinin bahçesinde

 Uzun yıllardır dönüm parasına tav olan ve bahçesi ile ilgilenmeyen üreticiler ne çıkarsa bahtıma derken yöneticilerde ne yapalım  biz elimizden geleni yapıyoruz diyerek kestirip atıyorlar.

Tekrar yazıp söylüyorum fındığı haraç mezat satıyoruz Bal’da da fındık gibi üretimde birinci olmamıza rağmen dünya bal üretiminde 4. Sırada bulunmamıza karşın bir marka oluşturamadık Ordu bal deyince tiksinti yarattırmışız. Kivi ise hala marka oluşturma çabasında.

Ordu’da bir şey olur mu diye soruyorlar bana…

Artık bunun yanıtını  sorumlu sorumsuz herkes versin.

  YAZIKLAR OLSUN AMA KİME ?   

 

Başkan adayı çıkmadığı için kayyuma kalan Orduspor’da işler yolunda gitmiyor. Orduspor Erkek Voleybol Takımı,  Sorgun Belediyespor deplasmanına büyük zorluklarla gitti. Önce dolmuşta, ardından da bir otelin lobisinde uyuyarak dinlenen Filenin Şimşekleri, bu şekilde çıktığı müsabakayı 3-1 kaybetti.

Yukarıda ki satırlar Ordu Hayat Gazetesinde haber oldu. Ne yazık ki arka sayfadan manşetten verilmesi  gereken haberi iç sayfadan vererek haberi tabiri caizse piç etmelerine anlam veremedim !!!

Basketbol takımının yok olmasına seyirci kaldık şimdi de Voleybol takımının yok olmasına seyirci kalınıyor.

Yok mu bu takımları sırtlayacak kurumlar veya bunlara destek olacak Vali, Kaymakam Belediye başkanları.

Çocuklar otel lobisinde yatıyorlar kendi ceplerinden yemeklerini yiyorlar.

Yazıklar olsun ama kime ??

MARKA PALAVRASI

Yıllardır yazıyorum çiziyorum.

Ordu Balını bir türlü markalaştıramayanlar, bu balın adına kötüye çıkaranlar bir paketleme tesisi bile kuramayanlar Arım Balım Peteğim projesini de batırmak üzereler.

Bir şirket kurma işi vardı  10 milyon avroluk bir para dönüyordu.

Ne oldu kurulamadı mı yoksa para geri mi gitti ?

Bundan yaklaşık 25-26 yıl önce Kivi ürünün ilk deneme üretimi için dikim yapılmak üzere merkez bir köye gitmiştik. Kısa sürede başarılı  sonuçlar alındı ve bir çok üretici bu üründen fındıktan fazla gelir elde etme şansına sahip oldu.

Yine bir çok üretici fındık bahçelerini kesip kivi bahçesi haline döndürdü.

Geçen gün kivi hasatı nedeniyle düzenlenen bir tören içinde Ordu Kivisi marka olacak denilmiş.

Ya Allahınızı severseniz çeyrek asır geçmiş bal gibi kivinin de kıymetini bilememiş berbat etmişiz.

 Bu birlikler bu odalar bu Tarımsal kuruluşlar ne yapar bilen var mı ?

Yazık bu kadar çok beceriksiz  koltuk sevdalıları var Ordu’da 

DİLEK! 

ODÜ Rektörü Prof. Dr. Tarık Yarılgaç, “Fiziki mekân olarak sıkışmış olan hastane binamızın talepleri karşılamada zorluklarla karşılaşıyor. Bu anlamda yeni eğitim araştırma hastanemiz inşaatının kısa sürede başlatılarak hizmete girmesi en büyük dileğimizdir” demiş.

Demiş demesine ama  Araştırma Hastanesinin içler acısı durumu yeni ortaya çıkmadı ki . Yıllardır var.

Hani köy hanı gibi her taraf dökülüyor her taraf dağılmış. Fiziki mekan yetersiz 3 kişi yan yana yürüyemiyor…

Neyse konu bu değil.

Bilindiği gibi Tıp Fakültesi işi vardı ne oldu ?

 Üniversite içinde yerle yersiz işlere imza atanlar Tıp Fakültesi konusunda bir adam öne geçemediler.

Sayın rektör diyor ki;  En büyük dileğimizdir.

Sayın rektör o dileği bizim gibi sade vatandaşlar diler.

Siz dilek dileme makamında değilsiniz siz icra makamındasınız.

Bırakın dileği biz dileyelim.

Mesela ; ne oldu Bizim  Tıp Fakültemiz. Dileriz icra başındakiler hayata geçirmeyi başarır. Bizim en büyük dileğimiz koltukları değil de hizmetleri düşünen yetkilerdir…

AYIŞIĞI 

Ayışığı Meydan Düzenleme Projesi’nde son günlerde ortaya atılan ağaçların kesileceği iddialarına Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz cevap verdi. Proje alanı içerisinde bulunan ağaçların yapılacak olan çalışmalardan zarar görmemesi için ağaç sökme makinesi getirildiğini belirten Başkan Yılmaz, ağaçların sökülerek proje alanı içerisindeki yerlere yeniden dikileceğini kaydetti. Belediye olarak yapılan çalışmalarda birinci hassasiyetlerinin yeşil alanları korumak olduğunu belirten Enver Yılmaz, yeşil alanları koruyarak halkın yeni yaşam alanlarına kavuşturulmasını hedeflediklerini söyledi.

Proje kapsamında anıt alanı, kafeterya, kıyı yürüyüş yolları, peyzaj ve otopark düzenlemesi yapılacağını ifade eden Başkan Enver Yılmaz, “Bu alan Ordu’nun en büyük miting alanı olacak. Mevcut 110 araçlık otopark, yapılan düzenleme ile 500 araçlık olarak düzenlenecek. Aynı zamanda alan miting ve konser gibi etkinliklerin düzenlenebileceği bir meydan alanı olarak da kullanılacak. Burada ağaçların kesileceğine yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır. Biz çalışmalarımızda öncelikli olarak yeşil alanları korumaya ve çoğaltmaya çalışıyoruz. Biz tam aksine bu alandaki ağaçları kesmek yerine zarar vermeden sökerek, yine proje alanı içerindeki uygun yerlere dikimini gerçekleştireceğiz. Bunun için il dışından özel olarak ağaç sökme makinesi getirdik. Bu ağaçları zarar vermeden taşıyacağız. Çünkü proje alanı içerisindeki kalırsa zarar görecek. Biz ağaçların zarar görmesini istemiyoruz. Yeşil alanları koruyarak vatandaşlarımıza yeni yaşam alanları kazandırmayı istiyoruz. Bu projemizin içerisinde yeşil alan, yürüyüş yoları, kıyı yürüyüş ve bisiklet yolu, büfe ve anıt alanı yer alacak. Proje çalışmalarımız devam etmektedir” diye konuştu.        

xxx

Yukarıda ki haber Olay gazetesinden alınmıştır.

 Burada basına bilgi verilirken Başkan Yılmaz bölgeni eski halinde ki gibi doldurulduğunu ekstra bir şey yapmadıklarını açıkladı.

 Açıkladı ama haberde yer alan kendi sitelerinde de bulunan fotoğraf her şeyi iyice ortaya koyuyor.

Olduğundan fazla  Mıdı tarafına doğru çıkan burun ne olacak bilinmiyor ?

Dileriz  yandaş mandaş ileri olmaz!!!

İKİ AYYAŞ’DAN!!! 

Fazla yoruma gerek yok. İki Ayyaş’tan nereye geliyoruz. Gazeteler, TV kanalları siyasiler Atatürk’e bu yıl övgü yağdırmaktan bıkmadılar. Vallahi eski ve halen Atatürkçü olan ben bıktım!

Neyse sizi yandaş gazetenin yazarının tespitleri ile baş başa bırakıyorum.

xxx

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 94. Yıl dönümü kutlamalarının ilk adresi Anıtkabir’di. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anıtkabir Özel Defterine yazdığı mesaja, “Aziz Atatürk” diye başladı ve devamında şöyle yazdı:

“İstiklal harbimizi zaferle taçlandıran Cumhuriyetimize hayat veren ruh hamdolsun tıpkı 94 yıl önce olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır. Tarihe 15 Temmuz demokrasi destanı olarak geçen şanlı direniş bu ruh ve iradenin tüm ülke sathında tecessüm etmiş halidir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP’nin kurmay kadrosunun bir süredir “Atatürk” adını vurgulaması dikkat çekti. Bu değişikliğin sırrı ise bugünkü Sabah gazetesinde irdelendi.

AKP’nin medyadaki seslerinden Sabah yazarı Mahmut Övür, “Atatürk ve toplumsal uzlaşma” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Sözkonusu yazıda; Erdoğan’ın "Yüzde 50 artı 1'i almak için artık toplumun yüzde yüzünü kucaklamalıyız" mesajını hatırlatan Sabah yazarı, “Atatürk” vurgusunun bunun yansıması olduğunu dile getirdi. 

 

AYNEN DEVAM !!! 

Başbakan Binali Yıldırım, AK Parti İl Başkanlığı Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısında yaptığı konuşmada, "İçiniz rahat olsun, bütün şehitlerimizin hesabını FETÖ denen alçak hainlerden soruyoruz, sormaya devam edeceğiz. Diğer terör örgütleriyle de amansız mücadelemizi sürdürüyoruz. Türkiye'nin önünü terör örgütleriyle, faiz lobileriyle, toplum mühendisleriyle, ekonomik kriz vesayet örgütlerinin baskılarıyla kesmeye çalışıyorlar. Asla başaramazlar" dedi.

'VARSIN KISKANSINLAR'

Türkiye'nin büyüdüğünü söyleyen Yıldırım "Türkiye büyüdükçe hedeflerimiz de büyüyor. Hedeflerimiz büyüdükçe kıskananlar da artıyor. Varsın artsınlar, biz kararlılıkla muasır medeniyetler seviyesine ülkemizi taşımak için daha çok çalışacağız, daha çok.

XXX

Başbakan ile ayni görüşü taşıyoruz.

Aynen devam … ( Erol Karaer) 

DURUN SİZ BAŞINIZA GELECEKLERİ DÜŞÜNÜN  

Sputnik'in ABD merkezli haber ajansı Associated Press (AP)'den aktardığı habere göre, AP, zamlarla baş edemeyen Türklerin özellikle rakıyı evde üretmeye başladıklarını yazdı. Rakıdan "Türklerin resmi olmayan milli içkisi" olarak bahseden ajans, "vergi artışının favori içkiyi yudumlamayı zor bir hale getirdiğini" belirtti.

"Birçok kişi ev yapımı içkiye dönerek ülkenin en ikonik içkisine olan aşklarını yeniden alevlendirdi. 2002 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelindikten sonra, hükümetinin uyguladığı vergiler ve alkol tüketimine ilişkin düzenleme ile alkol fiyatlarını tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkardı" diyen AP, rakının fiyatının 2004 yılından bu yana yüzde 500'e yakın oranda arttığını belirtti.

"İÇKİ TÜKETİMİ DÜŞMEDİ AKSİNE ARTTI"

AP, tüketicilerin dışarından alkollü içecek almaktan vazgeçtiklerini ancak satışı düşse de içki tüketiminin arttığını vurguladığı haberde Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine yer verdi:

"Alkol satışı düşse de, gerçek tüketim düşmedi gibi görünüyor. OECD istatistiklerine göre, Türkiye'de kişi başına düşen alkol tüketimi, ülke nüfusunda yüzde 17'lik bir artışa rağmen 2002'den bu yana benzer seviyede kaldı. Bu durum, Türklerin tükettiği toplam alkol miktarının aynı dönemde arttığını gösteriyor."

Haberde, rakıyı evinde üreten ve "30 yıldır insanlara öğreten" kimyager Cengiz Dev'e de yer verildi. AP, evde alkollü içecek yapımına ilişkin sosyal medya hesaplarına yönelik yoğun ilgiye dikkat çekti:

XXX

Bu Tür haberler yoğunlaşmaya başladı. Tabi doğru ve gerçek.

 Ama bu tür haberlerden AKP genel başkanın rahatsız olmayacağını kim garanti edebilir.

Alınan fahiş vergiler nedeniyle bir zamanlar vatandaş ucuz diye mavi ispirto içiyordu (!) onu bile yüksek oranlarda zamlamışlardı.

Yarın bu gün  bunun yasaklanması an meselesi olabilir.

O yüzden rakı yapanlara tavsiyem bir an önce stoklarını doldurmaları… J


KENDİN ÇAL, KENDİN OYNA ! 

 

 Valilik yollarda, kavşaklarda veya sokak aralarında mendil satan, dilenenlerin ailelerine para cezası uygulayacağını açıkladı,.

Bilindiği üzere Suriyeli ailelerin çocuklarını dilendirdiği ve bu konuda yoğun şikayet olduğu aşikar.

Ama geçen Cumartesi Pazar sokaklar  Suriyeli çocuklardan geçilmiyordu.

 Alınmış bir karar var ama kağıt üzerinde.

Kimse yok sokaklarda.

Polis varsa da karışmıyor, Zabıta ortada hiç yok.

Velhasıl kendiniz çalıyor  kendiniz oynuyorsunuz.

Ama o sokakta ki insanların sizler için söylediklerini bir duysanız herhalde ayıp ediyoruz dersiniz.

TOTEMLER İYİ GÜZEL DE ? 

 

Ordu Büyük Şehir Belediyesi dış cephe kaplaması yapılan bölgelerde ana yola bakan totemlerin kaldırılmasını sağladı.

İş yeri tanıtım bombaları sökülüp atıldı.

Ne kadar güzel bir iş oldu bilemezsiniz.

Yıllardan beri yazıp duruyoruz. Karayolları kanununa da aykırı diyorduk ama Karayolları  hiç ilgilenmiyordu.

Bir temizlik bir görüntü açıklığı oldu , teşekkür ediyoruz.

Ama   Başkanlar Enver Yılmaz ile Engin Tekintaş’ın bulunduğu bir toplantı ortamında şehirde mantar  gibi biten ve yönetmeliklere aykırı olarak  yola paralel olarak da asılan ve oldukça çirkin görüntüler yaratan led ışıklı iş yeri levhaları şikayet etmiş başkanlar evet haklısınız kaldıralım veya  duvara yapıştırtalım demişlerdi.

Totemleri çirkinlik yarattığı için kaldıran zihniyetin bu levhalara çeki düzen verememesine anlam veremiyorum.

Özellikle Yeni mahalle bölgesi  eski Beyoğlu gibi çirkinliklere doldu taştı.

 

Çok mu zor, koca koca totemleri kaldıranlar şu iki üç metrelik çirkinlikleri düzene sokamaz mı ? 

DENETİM 

 

Ordu ‘da  Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ordu il müdürlüğü Su ürünleri tarafından  balık av sezonun başladığı 1  Eylül’den bu yana 22 balıkçıya yasaklara uymadıkları gerekçesiyle 28 bin lira para cezası kesilmiş.

Okuyunca daha önceleri de yaptığımız gibi keşke paylaşmayın. Ayıp oluyor diye geçirdim içimden.

Vallahi de billahi de adam gibi denetim yapsalar bu rakam ve sayılar çok çok artar.

Bırakın bu artmayı hiç olmazsa minicik minicik balıkları satmaya veya birileri avlanmaya korkar.

 Balık tezgahlarını denetlesinler her gün yüzlerce kilo boy yasağına uymamış balık bulmam mümkün.

Ama sadece balık tezgahları ile bitmiyor iş.

Komisyoncusu da  balığı avlayanla bu işten sorumlu olmalı.

 Bir tezgah da küçük balık varsa balıkçıya işlem yapmakla kalmayacaksınız , komisyoncuya sonrada avlayana ulaşacaksınız.
Yönetmelikle böyle bir yol yok diyorsanız niye bu yolu bulmuyorsunuz.
Bakanlık niye silsile yolunu uygulamıyor,

Bizim deniz de denetim araçlarımız ve elamanımız yetersiz diyorsanız.

 Sahil Güvenliğin verilerini de paylaşın.

Bakalım onlar gerçekten denetimlerde bulunuyor mu ne yapmışlar.

El birliği ile ülkenin bütün kaynaklarını kuruttuk.

Yazık nerede sizin vatan sevginiz ? 

Okuyun ölmezsiniz?

Sözcü gazetesinin bu işlerin uzmanı yazar Saygı Öztürk geçenlerde bir yazı yazdı. Çok önemli bir yazı olmasına karşın iktidar kanadından  Fetöcü mücadele cephesinden tık çıkmadı.

Okuyan varsa okusun, korkmayın okumaktan ölmezsini :

İşte o yazı ;

Ülkemizde “Ergenekon”, “Balyoz” kumpasları yaşandı. Bu kumpasların içinde olanlar bu suçlarından dolayı cezalandırılmadı. Zekeriya Öz gibi giden gitti. Çok şey bilen, çok şey yaşayan bir dönemin kudretli savcısının hangi ülkede olduğu da bugün bilinmiyor. Açıkçası kimsenin de üstüne düştüğü yok.
İlhan Cihaner, Erzincan Başsavcılığı döneminde bir cemaate dönük soruşturmayı yürütürken makamından alınıp yaka-paça götürüldü, cezaevine konuldu. Bu kumpasın içinde savcılar, emniyet, MİT mensupları, gizli tanıklar yer aldı. 17-25 Aralık 2013 soruşturmalarından sonra yapılan şikayetler üzerine Cihaner dosyasında yer alan isimlerle ilgili soruşturma başlatıldı.

KUMPASIN ESKİ SAVCISI DA SERBEST

Şüpheliler hakkında davalar parça parça açıldı. Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi darbe girişiminden bir gün önce yani 14 Temmuz 2016'da gizli tanıklarla ilgili kararında ilk kez“Fetullahçı Terör Örgütü” dedi. Davanın sanıkları cezalandırıldı. Örneğin “Munzur” kod adlı S.Z., evrakta sahtecilik, yalan beyanda bulunmak, kişiyi hürriyetten alıkoymak gibi suçlardan 22.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Cihaner döneminde “gizli tanık” olan dönemin SavcısıBayram Bozkurt hakkında Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi“yakalama” kararı çıkartıyor. Bozkurt, 2016 yılının Mayıs ayında gözaltına alınıyor, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk ediliyor ama mahkeme serbest bırakıyor. Bozkurt'u serbest bırakan hakim daha sonra ihraç edildi.
Bayram Bozkurt hakkında yeniden yakalama kararı çıkarıldı. Bu kez İzmir'de yakalandı. Orada tutukluyken, Erzincan'da devam eden dava nedeniyle ifadesi alındı. İlhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan ve Erzincan'daki avukatına duruşma günü bile bildirilmeden Bozkurt, etkin pişmanlıktan yararlandı ve hakkında tahliye kararı verildi. Neyse ki, Bozkurt'un İzmir'de de örgüt üyeliğinden dosyası bulunduğu için tutukluluğu orada devam ediyor. Bozkurt'u tahliye eden mahkeme heyetinde bulunanların terfi ettirilmesi de ilginç bir durum oldu.

KUMPASIN MAHREM İMAMI DA SERBEST

Bitmiyor. Polisleri yönlendiren cemaat imamı Ahmet Demir,Ankara'da “mahrem imam” olarak soruşturma geçirirken, FETÖ'nün ByLock haberleşme programını kullandığı belirlenmesine rağmen üçüncü celsede tahliye edildi.
Terör suçlarında ceza verilirken “vahamet arzeden”eylemler vardır. Cihaner soruşturmasında kamu görevlileri ekarte edilmesine karşın sanıklara örgüt üyeliğinden ceza veriliyor. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) ihraç kararlarında İlhan Cihaner olayını da dikkate getirip örgütün önemli eylemleri arasında göstermişti.
Cihaner kumpasçıları için tek dava dosyasında yargılama yapılması gerekirken, parça parça yapılıyor. Sanıklar, örgüt üyeliğinden hüküm giyiyor ya da serbest kalıyor. Vahamet arzeden eylem gibi görülmüyor. Konuştuğum emniyet mensubu, kumpasta çok sayıda kişinin görev aldığını, hatta bazılarının görevde olduğunu belirtiyor, organizasyonun tam anlamıyla ortaya çıkarılamadığını anlatıyor.

KUMPASIN SAVCISI DA SERBEST

İlhan Cihaner'in evinde arama yapan dönemin Erzurum Özel Yetkili Savcısı Rasim Karakullukçu da serbest bırakıldı. Bir ilginç durum daha var: Rasim Karakullukçu'nun duruşmasından da Cihaner ve avukatları haberdar edilmedi. Yani duruşma gününü onlar bilmiyorlardı. Karakullukçuhakkında mahkeme beraat kararı verdi. Cihaner, avukatıTurgut Kazan, Karakullukçu hakkında tahliye kararı verildiğini günler sonra öğrendi.

KUMPASIN MÜFETTİŞİ DE SERBEST

CHP Milletvekili İlhan Cihaner'le ilgili soruşturma yapan dönemin Adalet Müfettişi Dursun Ali Gündoğdu da “etkin pişmanlıktan” yararlanıp itirafçı olunca serbest bırakıldı.Gündoğdu, geçen yıl Başakşehir'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ifadeye çağıran Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya'yla birlikte aynı evde yakalanmıştı.
İlhan Cihaner, avukatı Turgut Kazan'la birlikte Samsun'a gitti ve İstinaf Mahkemesi'ne itiraz dilekçesi sundu. Ayrıca kararı veren mahkeme heyeti hakkında da suç duyurusunda bulundu. İlhan Cihaner, sohbetimizde “Karakullukçu hakkında itirazen bozma” başvurusunda bulunduklarını belirtiyor ve şöyle diyor:
“Davalar örgüt üyeliğinden açılıyor. Sahtecilik, görevi kötüye kullanma, kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakma gibi. Oysa kumpasın içinde yer alanlarla ilgili tek dava olmalı, deliller birlikte değerlendirilmeli. Biz, tanık ifadelerini bile bilmiyoruz. Açıkçası dün de mağdurduk, bugün de yine biz mağduruz.”
Yaşananlar hakkında HSK Başkanlığı'na da kapsamlı bir şikayet dilekçesi verildi. Ergenekon kumpasçılarına bir şey olmadı, bakalım Cihaner kumpasçılarının tamamı da yürütülen soruşturma ve davalardan yırtacak mı? Bekleyelim, görelim…

Geç kalınmadı mı ?

Fındık ile ilgili iktidar da muhalefette bir şeyler konuşuyor.

Ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar ne derlerse desinler fındık bağlandı 8-8.5 liraya.

Ne yapsanız ne etseniz fazla gitmiyor.

CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun açıklamalarda bulunmuş:

, "Ortak aklı ortaya koyalım. Bizim tek beklentimiz bu yönde. Fındık kanununu çıkaralım ve fındığı stratejik ürün ilan edelim. En önemlisi bundan sonraki yıllarda alıcı da satıcı da neyi alacağını ve neyi satacağını bilsin. Hiç değilse benim üreticim mağdur olmasın." ifadesini kullandı.
"FİSKOBİRLİK mutlaka yeniden hayata geçirilmeli. Aynı zamanda lisanslı depoculuğu tekrardan geliştirmek zorundayız. Bunların yanında fındık ihtisas borsasını kurmak durumundayız. En önemlisi dönüm başına verimi artırmak zorundayız. Bunlara paralel olarak da ihracatımızı artırmalıyız. Fındığın geleceği ancak bunlarla kurtulmuş olur."

xxx

İktidarında muhalefetinde gücü yetmiyor. Hep geç kalınmış işler bunlar.

Kısacası kendine sahip çıkmayan fındık üretici hala kandırılabiliyorsa gitsin yine bildiğine oy vermeye devam etsin.

Piyasayı başı boş bırakanlara dur demedikçe çilesi çok olur.

Allah beterinden saklasın!

 

BİSTURİ  NEREDE OLUR ? 

Bisturi  nerede olur, Ameliyat hanelerde değil mi ?

Yok öyle değil.

Nerelerde bulunur ayrıca.

 Cips paketlerinde olur mu ?

Olmaz mı ?

Olur olur ?

 Aytaç Engin öğretmen oğluna aldığı  cips paketinden bisturi çıkıyor ayrıca çocuğun elide kesiliyor.

Öğretmenimiz gerekli şikayetleri yapacağını belirtiyor.

Bakalım sonuç ne olacak ?

Şaşırdınız mı , inanmadınız mı ?

İnanın inanın , hani ‘ Burası Türkiye’ diyorlar ya…

O cinsten yani !!!

Çayı, çorbacı niye içeride? 

Önce şu haberi bir okuyalım :

HaberTürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Polonya dönüşü uçakta yaptığı istifalar gelmezse "bedeli ağır olur" sözlerini, "İstifa falan etmiyorum" diyemezler sözleriyle değerlendirdi.

Altaylı sözlerine şöyle devam etti: "Çünkü yönetimin elinde çok iyi bir ‘koz’ var. Kozun adı FETÖ. Direnen olursa, hemen FETÖ bağlantısı ortaya dökülür."

Fatih Altaylı'nın "FETÖ, NY Savcılığı ile mi çalışıyor?" başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan daha ne kadar net konuşabilir bilmiyorum.

İstifası istenen belediye başkanlarıyla ilgili kendisine bir soru sorulduğu zaman her seferinde çok net yanıtlar verdi.

“Yok öyle şey” falan demedi.

Bu konuyla ilgili son cümlesi ise şu: “Eğer istifa etmezlerse bedeli çok ağır olur.”

Cumhurbaşkanı’nın bu yanıtının akla getirdiği ise benim 5 Ekim tarihli yazım oluyor.

İki hafta önce, bu istifa talepleri ilk gündeme geldiği ve bazı yorumcuların, “Direnecekler, istifa etmeyecekler” dediği günlerde şöyle yazdım:

“Dİ RE NE MEZ LER. Pazarlık edebilirler, zamanlama konusunda bir kolaylık isteyebilirler, istifanın onur kırıcı bir şekilde olmaması için ricacı olabilirler, ‘Hastane raporu alıp sağlık sorunlarımı gerekçe göstererek bırakayım’ falan diyebilirler.

Bunların hepsi mümkün.

Ama ‘İstifa falan etmiyorum’ diyemezler.

Direnen, ‘İstifa etmiyorum’ diyen olursa, parti yönetimi bundan dolayı üzülmez, geri adım falan da atmaz.

Çünkü yönetimin elinde çok iyi bir ‘koz’ var.

Kozun adı FETÖ.

Direnen olursa, hemen FETÖ bağlantısı ortaya dökülür.

Verilen bir arsa, yapılan bir yardım, sağlanan bir kolaylık, FETÖ liderine zikredilmiş bir övgü, bir Pennsylvania gezisi, ziyaret edilmiş bir FETÖ okulu, FETÖ okuluna gönderilmiş bir çocuk veya torun, FETÖ’cülerle yapılmış bir telefon konuşması ve tabii telefonda bulunacak veya çoktan bulunmuş bir ByLock."

ŞİMDİ SORALIM

Peki  çaycı, çorbacı niye içeride ? Bunlar için böyle bir durum varsa veya yolsuzluk falan filan niye adalet önüne çıkarılmaz?

Bu devran böyle sürüp gidecek gibi zannediyorlar ama yanılıyorlar

GELİŞİ GÜZEL ÇALIŞMAYA  DEVAM 

Şehir içinde ki ve karayolları kenarında ki mantolama çalışmaları ile yayalaştırma çalışmaları sürüyor.

Yarı aksak yari noksan ve gelişi güzel giden bu çalışmalar konusunda yetkililerden sorumlulardan tık ses çıkmıyor.

Vatandaş şikayetçi.

Daha ne kadar süreceği daha ne kadar kafalarına göre düzensiz çalışıp keyfi işler yapacakları belli değil.

Daha önce de vurguladığımız gibi büyük şehrin daire başkanları, başkan yardımcıları genel sekreterleri pek ilgilenmiyor bu işlerle galiba.

İlla Enver Yılmaz başkanın araziye inmesi mi bekleniyor bilemiyorum,

Veya Yılmaz bu aralar başka işlerle uğraştığı için mi bu işlere bakamıyor veya  yanında ki arkadaşları gerekli bilgileri tam mı aktarmıyorlar bilemiyorum.

Ama bin Enver başkanın yerinde olsam sokağa  iki üç sıradan vatandaş gönderir diğer vatandaşların söylediklerini not edip kendisine getirmesini isterdim.

Benden söylemesi ! 

Peki istifa eden belediye başkanlarının dosyaları ne olacak

Oda TV yazarı Ahmet Müfit unutturulmak istenilen , dillendirilmeyen konuyu dile getiriyor.

Okuması yazması olanların Allah afetsin bizi deyip işin içinden sıyrılmayı bilenleri alkışladığı bir dönemde bu yazıyı paylaşmazsam görevimi yapmamış sayardım kendime.

Azıcık okuyup yazması olan Türkiye’de adaletin ve bu kavramların nasıl ortalıktan yok edildiğini anlayacaktır.

Buyurun okuyun :

 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan hakkında “Kanuni sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamunun zarara uğratılmasına göz yumduğu” iddiasıyla verdiği gensoru önergesinin gündeme alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda yapılan oylama sonucunda, AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Son yıllarda defalarca gördüğümüz üzere, meclisin denetim faaliyetini gerçekleştirmesi bir kez daha engellenmiş, meclisin denetim işlevi fiilen işlevsiz hale getirilmiş oldu.

Belediye başkanlarının görevden ayrılması talebi çerçevesinde, iktidara yakın kesimlerden kamuoyuna yansıtılan bir kısım haberden anlaşıldığı kadarıyla, işlevsiz hale getirilen yalnızca TBMM tarafından yapılan denetim değil.

15 Ekim tarihli Sabah gazetesinde yer alan, Zübeyde Yalçın imzalı, “Ak Partide Teşkilatlar ve Belediyeler Masaya Yatırıldı” başlıklı habere göre, ”istifa etmeyenler görevden alınacak”. Yazıda bu işlemin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin de bilgi verilmiş. Söz konusu habere göre, kendiliklerinden görevden ayrılmayan belediye başkanları, İçişleri Bakanlığınca açılan soruşturmalar yoluyla görevlerinden alınacaklarmış.

"İSTİFA YOKSA İHRAÇ DA YOK"

Benzer bir haber, Sabah gazetesi haberinden iki gün sonra, yine iktidara yakın Yeni Şafak gazetesinde yer aldı. Hasan Öztürk imzalı, “Küçük İktidar İhtirası, Büyük Hırslar Ve Yaklaşan Son” başlıklı yazıda,“…şimdi soğanın cücüğüne talip olanlarla insana ne kadar toprak yeteceğini unutanlar için İçişleri Bakanlığı’nın neler yapacağını takip edeceğiz. İstifa yoksa ihraç da yok. Ancak İçişleri Bakanlığı’nın elinde dosyalar çok!” deniliyor.

Alıntı yaptığımız her iki haberin ortak yanı, görevlerini bırakması istenilmesine karşın, kendiliğinden görevlerinden ayrılmayan belediye başkanlarının, hukuken kesin bir tarafsızlık içerisinde görev yapması beklenen İçişleri Bakanlığı teftiş birimleri eliyle gerçekleştirilecek soruşturmalar yoluyla görevden alınacaklarının belirtiliyor/ima ediliyor olması.

Kamusal denetimin siyasi amaçlı olarak kullanılacağını ima eden her iki yazıyla ilgili olarak da, bu yazıyı kaleme aldığım an itibarıyla, gerek Hükümet yetkilileri gerekse ilgili bakanlıktan, söz konusu haberlerle ilgili olarak yapılmış herhangi bir açıklama söz konusu olmadı. Kamu idaresinin tarafsızlığı ve güvenilirliğinin ciddi bir biçimde sorgulanmasına neden olacak böylesi önemli bir konuda, ilgili bakanlık yetkililerince halen herhangi bir açıklamanın/yalanlamanın yapılmamış olması kafaları daha da karıştırıyor, ister istemez bazı soruları akla getiriyor.

AKLA GELEN SORULAR

Akla gelen ilk sorular; İçişleri Bakanlığının elinde bulunduğu söylenen dosyaların gerçekte de var olup olmadığı, eğer varsa, bu güne kadar niçin bir işlem yapılmadığı, istifası istenilen belediye başkanları, İstanbul Büyükşehir ve Düzce Belediyesi örneklerinde olduğu gibi kendiliklerinden istifa ederlerse bu dosyaların akıbetinin ne olacağı.

Bu soruya alınacak yanıta göre yeni soruların ortaya çıkması/gündeme gelmesi de mümkün. Ancak, bu soruların yanıtlarının şu ya da bu olmasından daha da önemli olan bu durumun, toplumun geneli tarafından normal karşılanıyor olması.

Ahmet Müfit

Odatv.com

 

ÇÖK ŞÜKÜR 

Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, "Daha birkaç hafta öncesine kadar şehitlerimizin cenazelerinde kimsenin anlamadığı ve bilmediği, on yıllardır çalınmasına rağmen kimsenin de anlam veremediği Chopin'in 'Cenaze Marşı' ile şehitlerimizi defnediyorduk. Çok şükür, artık Itri'nin marşıyla herkesin 'Allahu Ekber' diyerek katılabileceği marşlarla şehitlerimizi defnedebiliyoruz" dedi. 

Yukarda ki sözler belli .

 Fazla sözü  uzatmayacağım.

Çok şükür işsizlik azaldı, çok şükür devlet 9 milyon kişiyi fakir olduğu için bakmıyor, ülkenin yüzde 25’inden fazlası ve yüzde 80 genç işsiz, çok şükür fındık iyi para ediyor. Çok şükür terör bitti.

 Çok şükür İtri’nin marşı ile şehitlerimizi gömüyoruz

Cıbbana devam. Hem de kuvvetlice…


Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek!

Hürriyet Gazetesi yazarı Emre Özpeynirci MTV ile ilgili  bir yazı yazdı.

Kıyısında köşesinden birilerinin değinmeye çalıştığı konuyu net bir şekilde ortaya koyan yazarın yazısını okumayanlar, bilmeyenler, inanmayanlar için paylaşıyorum.

Cıbbana devam!

xxx

Evet gelen tepkiler üzerine MTV’ye yapılan fahiş zam oranlarında geri adım atıldı.

İlk gelen haberlerde yüzde 40’lık zammın yüzde 25’e, 1.3 litre ve altında motora sahip otomobillerdeki artışın ise 15’e çekildiği bilgisi verildi.  Bu önce olumlu gibi yansırken, MTV’de yeni vergi sistemi unutuldu. Bildiğiniz gibi torba yasa tasarısında artık otomobillerin değerine göre vergilendirme modeline geçilmiş ve bu doğrultuda MTV’deki artış aracın değerine göre yüzde 40’tan başlayıp yüzde 68’e kadar yükselmişti. Yani asıl tepkiler bundan doğmuştu. Çünkü aslında pazarda satılan araçların yüzde 70-80’i yüzde 68’lik zam dilimine sokulmuştu.

Fahiş zamma yönelik tepkiler üzerine önce Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girmiş ve ardından makul bir seviyeye düşürüleceği açıklanmıştı.  Evet beklenen oldu ve dün Meclis’te yapılan görüşmelerde bu oranlar yüzde 25 ile 50 arasına çekildi. Sadece 1.3 litre ve altı motor hacmine sahip araçlarda MTV’deki artış yüzde 15 ile 38 arasında kaldı. Yani yüzde 68’lik zam 50’ye geriledi. Ama hâlâ çok yüksek olduğu herhalde dikkatlerden kaçmıyordur. Bir başka ilginç nokta ise 1.6 litre motor hacminin üstündeki otomobillerde iki kademe yer alıyor. Bu da yüzde 25’lik zammın bu araçları kapsamadığını ortaya koyuyor. Yani 1.6 litrenin üstündeki tüm otomobillerin zam oranları en az 37.5, en fazla yüzde 50 oldu. 

BU OKUYUCUYA YETKİLİLER KULAK VERSİN!
Bir okuyucumuzun bana gönderdiği mesaj daha doğrusu haklı paylaşımını sizlere sunmak  istiyorum.

Bundan yetkililer ne kadar ders çıkarır ne kadar uygulamaya sokar bilemem ama tarihe not düşmek adına ismini vermeden alıntılar yapmak istiyorum.

 

 

Yine senin bu sahil düzenlemesi başladığında Rahmetli Kamil ÇAKIR hoca ve öğrencilerinin emeği ile
EML de yapılan IŞIKLI ATATÜRK PORTRESİNİN YERİNE KONMASINA DEĞİNMEN de güzel ama duyan olur mu bilemiyorum...
Sahili şimdi de Ayışı tarafından doldurup diğer tarafla arada kalan MİNİ KUMSALI da yok edecekler bu gidişle...
Diğer yandan İLK ADIM İSKELESİ ve RUSUMATHEYKELİDE YOK EDİLME RİSKİ İLE KARŞI KARŞIYA..
İskele korunsa bile sanki RUSUMAT YOK EDİLCEK...
1-Bu TRAFİK Çilesine ne kadar merhem olur bilmem ancak,DÖRTYOLDAN CUMHURİYET MAHALLESİNE GİRİP TURNASUYU DOĞA KOLEJININ ORADAN
ANA YOLA BİRLEŞEN ESKİ YOL VAR..Neden Bu yol Rehabilite edilip; MELET ÜZERİNE YAPILACAK BİR KÖPRÜ İLE BOKLU DEREYE BAĞLANMAZ...
Böyle bir yol en azından ODÜ,CUMHURİYET MAH.DURUGÖL VS TRAFİĞİNİ ANA YOLDAN ALIP ŞEHİR İÇİ TRAFİĞİN KISMENDE OLSA RAHATLAMASINI SAĞLAYACAKTIR..
2-Şehir içi trafikte getirilmek istenen MİDİBAS'LI ÇÖZÜM!!! ON YILLARDIR ANKARA HALKININ YAKA SİLKELEDİĞİ BIKTIĞI
TARFİKTE KURAL TANIMAZLIĞIN TAVAN YAPTIĞI BİR ŞEYİ ORDUYA UYGULAMAKTIR Kİ, ORDUNUN CADDE VE SOKAKLARININ DARLIĞI
DİKKATE ALINDIĞINDA BUNUN NE KAADAR KÖTÜ BİR YÖNTEM OLDUGU HEMEN ORTAYA ÇIKACAKTIR..
3-Benim gezip gördüklerimden Ordu trafiğine çözüm önerim uzun yıllardır dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştığım
HAFİF RAYLI (KONYA/ESKİŞEHİR/BURSA VS) SİSTEMDİR...
Bunun projesi de ilk önce şehir içini (ODU-İSKELE)kapsar ve zaman içerisinde Perşembe-OGU GÜLYALI HAVALİMANINA kadar uzar..
4-OGU GÜLYALI HAVALİMANI demişken şunu özellikle belirtip dile getirmeni rica ediyorum gündeme dair konuşmanın birinde..
Biliyorsunuz, Enerji Bak. ülke genelinde İLLERE DOĞAL GAZ görülmesi işini tamamladı...Şimdi sıra ilçelerde ve Cumhurbaşkanı dahi İlçeler konusunu takip etmekte...Ordu sahil ilçelerinden GÜLYALI VE PERŞEMBE bu konuda çok geride
kaldılar...Gülyalı HAVALİMANI olması hasebiyle ön plana çıkmakta ancak; ne bel. bşk. nede diğer kurum kuruluş ve de halktan bir talep yok...Halbuki bu konuda Enerji Bak. ve Devlet Hava Mey. İşl. nezdinde girişimde bulunsalar çok kısa sürede
hem HAVALİMANININ TEMİZ ENERJI İLE ISINMASINI (ULUSLARARASI OLMASI NEDENIYLE ÖNEMSENMELİ) hem de Yerel halkın bu temiz
enerjiden istifade etmesini sağlayarak Ordu'nun Oksijen diyarı sözünün lafta kalmadığında böylece gösterirler.. Bu benim ilçem adına bir çığlığım olsun gökkubede ve sizde GÜLYALI HALKI adına sesim olun...
Bu söylediklerim diğer ilçeler ve ordu merkez içinde geçerlidir tabi ki..
Şimdilik bu kadar usta, üzerinde konuşmak istediklerin olursa yaz açalım dilimizin döndüğünce...
Bir sucunun (!)  dediği gibi memleketten uzak olmamız orayı unuttuğumuz sevmediğimiz, oranın sorunlarından da uzak kaldığımız anlamına gelmez...
Sağlıcakla kal usta.

Bazen 

Bazen canım sıkılırsa tetikçi Akit ne yazmış diye bakarım.

 Günün Ayet ve Hadislerini ise mutlaka okurum.

Geçenlerde rast geldim alıntı yaptım.

Bir ağbimiz işine geleni alıntı yaptığımı belirterek inceden inceye eleştiri koymuş.

Mevzu buradan geldi ya  bir not düşelim.

Geçen aylarda bir esnafımızın yanında otururken Çanakkale de ki Adalet yürüyüşün sonrasında şehitlikte içki içilmesi iddialarına lafı getirerek ‘ bunların katli vaciptir ‘ dedi.

Bende dedim ki doğru katli vacip de senin ağzından şimdiye kadar Kuran kurslarında yurtlarda tecavüze uğrayan , yanan çocuklar ile ilgili hiçbir yorum duymadım dedim.

O yine başka tellerden çalmaya devam etti.

Neyse biz alıntıyı yaparken işimize geleni değil onlarında doğruyu söylemek zorunda kaldığını bilerek yapıyoruz.

Neyi mi alıntı yapmıştık ; İşte aşağıda, nesi zorlarına gidiyor anlamıyorum !!!

 

"Ahir zamanda bir kavim ortaya çıkar. Cahiller başa geçerek insanlara fetvâ verirler. Böylece hem kendileri sapar hem de başkalarını saptırırlar." (Buhari, İlim, 34)

YORUM SİZİN !

            Aşağıda bir köşe yazısından alıntı bulacaksınız. Sözcü gazetesinde Saygı Öztürk CHP Yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Ordu Milletvekili Seyit torun’un bazı görüşlerini paylaşmış. Yorum sizin.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir yandan bazı başkanları istifa ettirirken bir yandan da Belediyeler Yasası'nda değişiklik çalışması yaptırıyor. “Daha iyi hizmet”ten çok seçimin nasıl kazanılacağı öne çıkıyor. CHP'nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, başkanların istifasını ve istifaya zorlanmasını şöyle yorumluyor:
“Erdoğan, milli iradenin üzerine kendi iradesini koyuyor. Belediye başkanlarını istifaya zorlayacak hukuki bir durum varsa hukuki süreç başlatsın. FETÖ'yle, yolsuzluklarla ilgili durumları varsa yargıya intikal ettirsin. ‘Metal yorgunluğu' sözcükleri çıkış yolu olarak gösterilip, diğer konular göz ardı ediliyor.”

“BÜTÜNŞEHİR” VE BELEDİYE ŞUBESİ

Seçim hazırlıklarının bir parçası da Belediye Kanunu'nda değişiklik yapılması… Bunun için 300-400-500 bin nüfus kriterlerine göre ilçeleri “bütün ilçe” yapma çalışması var. Hazırlık dosyası Erdoğan'a gitti. Ancak bundan vazgeçildi, 81 ilin tamamının “bütünşehir” yapılması da seçenekler arasına girdi. Bu hazırlığın altında ne yattığını, CHP'li Seyit Torun'dan dinliyoruz: “Milletvekili genel seçiminde olduğu gibi, kırsal kesimden de büyükşehire oy kullanılıyor, yetkilendirme, büyükşehire geçiyor. Bütün il sınırı büyükşehir hizmet alanı haline geliyor. AKP'nin yapmak istediği daha iyi hizmet gitmesi, vatandaşın hızlı hizmet alması değil ‘seçimi nasıl alırım' hesabıdır. Kırsal kesimdeki vatandaşlarımızın tercihini kentlerin içine koyup seçim kazanmak istiyorlar. Bugün büyükşehirlerin içinde bulunduğu durum belli. Aynı elbise bütün illere giydirilmek isteniyor. Kocaeli de, Ordu da büyükşehir ama altyapısı, geliri aynı değil. Önce yasayı değiştirsinler, bu yasayla ilgili dört yıldır yaşanan ciddi olumsuzluklar var. Bunların giderilmesinin üzerinde durmadıkları gibi daha karmaşık hale getirmek istiyorlar.” 

 İNANALIM MI? 

FETÖ davalarında yargılanan şüpheliler için en önemli suç unsurlarından birisi ByLock. 

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) Litvanya'daki bir servis sağlayıcı üzerinde yaptığı "dijital operasyon"sonrasında ortaya çıkarılan ByLock, pek çok FETÖ'cünün yakayı ele vermesinde etkili oldu. 

Siber suçlarla mücadele eden uzmanların çalışmalarıyla ByLock'un sadece FETÖ'nün akıllı cep telefonlarında kullandığı iletişim sistemi olduğu anlaşıldı. 

FETÖ'nün organize ettiği başarısız darbe girişimiyle birlikte ByLock üzerindeki çalışmalar daha da yoğunlaştı. MİT ve emniyet ile savcılıkların çalışmalarıyla, ByLock kullanan binlerce FETÖ mensubu hakkında yargılama süreci başladı. 

ByLock'u akıllı telefonlara indirmek ve kullanmanın FETÖ'yle bağlantılı suç olduğu yönündeki Yargıtay kararı sonrasında, ByLock'la ilgili FETÖ merkezli farklı tartışmalar yaratılarak soruşturmalar "sulandırılmaya" çalışıldı. 

Tartışmalar özellikle MİT'in yaptığı operasyonda elde edilen verilerin "adli delil"olarak kullanılamayacağı yönünde yoğunlaştı. Bunun üzerine, MİT elindeki tüm verileri Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletti. 

xxx

Oda Tv  internet sitesinde haber böyle.

Ama daha önce bir çok milletvekilinin de isimleri bulunduğu iddia edilen listenin Mit tarafından saklandığı hatta bir nüshasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verildiği ileri sürülmüş ancak bu konuda yalanlama gelmesine karşın binlerce kişide çıkan bu programın siyasi ayağının nasıl olmadığını hala açıklamıyorlar.

Ama günün birin de bu listelerin tamamı da ortaya çıkarsa şaşırmayız!!!

 

Bekliyoruz…

Hastanelerde elini kolunu sallaya sallaya gezen şahsın dolandırıcılıkları  şikayetler üzerine adli makamlarca işleme konuldu.

Ancak hastanelerde ki bu Kalp ve Damar Cerrahı Koordinatörü ile ilgili yazdığım  yazılara yanıt alamayınca Başbakanlık Bimer merkezine de şikayetlerimizi yaptık.

Başkanlıktan E Devlet aracılığı ile şu bilgilendirmeler geldi.

25/09/2017 14:56:53

Sevk Edildi

25/09/2017 14:56:53 tarihinde BİMER tarafından SAĞLIK BAKANLIĞI tarafına sevk edildi.

25/09/2017 14:56:53

Sevk Edildi

25/09/2017 14:56:53 tarihinde BİMER tarafından ORDU VALİLİĞİ tarafına sevk edildi.

25/09/2017 15:51:54

Sevk Edildi

25/09/2017 15:51:54 tarihinde ORDU VALİLİĞİ tarafından SAĞLIK BAKANLIĞI tarafına sevk edildi.

26/09/2017 11:34:47

Sevk Edildi

26/09/2017 11:34:47 tarihinde SAĞLIK BAKANLIĞI tarafından İÇİŞLERİ BAKANLIĞI tarafına sevk edildi.

 

Bu sevklerin sonucunu bekliyoruz. Birileri bir açıklama yapacaktır eninde sonunda ! 


ENGİN BAŞKAN  

Altınordu Belediye Başkanı Engin Tekintaş kabuğuna mı çekildi arkadaş!

Uzun süreden beri şöyle basın ile bir araya gelmedi.

Kapısı açık biliyoruz da şöyle bir basın toplantısı yapsa da bizlerde halkın bizlere anlattığı dertleri anlatsak.

Büyük Şehir Başkanı Enver Yılmaz’a arada sırada da olsa anlatma imkanını buluyoruz da niye bu kopukluk Altınordu’da yaşanıyor anlamıyoruz !!!

Bizim  ki sitem değil gönül koyma !!!

Başkan bize neler yapıyor nelerde sıkıntı çekiyor bir anlatsa da bizde kamuoyu ile paylaşsak..

Ayıp olmuyor mu ?! 

Halamın vefatı nedeniyle konuyu biraz geç ele alıyorum.

Geçtiğimiz Cumartesi günü Orduspor’un Bal ligi maçı vardı.

19 Eylül stadyumunda oynanıyordu.

Basın tribünün kapası kapalı idi yan taraftan girdik.

Basın bölümüne gittik.  Takım listeleri yok.

Yeni Orduspor’un maçında ise takım listeleri yapılıyor bansa dağıtılıyor.

Başka noksan şeylerde var da oraları es geçelim.

Kim sorumludur bilemem , Ama biri Profesyonel  biri Bal olunca ayrım mı oluyor veya bu işler Bal liginde yapılmıyor mu ?

Anons yapanın elinde bulunan listeden fotokopi çektirmek zor mu ?

Gençlik Spor Müdürlüğü mü bu işi yapacak yoksa Orduspor kulübü mü ?

Bal ligi maçında soracak hiç kimseyi bile bulamayınca buradan soralım dedik !!

İNAT ETMEYİN

 

Bilindiği üzere Rıhtım’a girişte  bulunan Küçük iskelenin üstünde ışıklı Atatürk rölyefi kaldırıldı.

Büyük şehir kaldırdık depoya koyduk diyor ama  yerine tekrar konulup konulmayacağını açıklamıyor.

Sahil düzenlemesi devam ediyor.

Belki ayni rölyefin led ışıklı daha moderni yaptırılabilir.

 Sahil açılışı ile birlikte orada yerini alabilir…

Diye düşünüyoruz umut ediyoruz.

Benden küçük bir tavsiye…

İnat etmeyin. Hele Atatürk konusunda hiç inat etmeyin.

Tarihin kara sayfalarına anında gireriniz.

Hele ki bu çağda tek tıkla ne  halt yediklerimiz hemen ortaya çıkıyor J

Geri de kalacaklara kötü miras bırakmayın !!!

Ders alın!

Bilal Erdoğan geçenlerde Ordu’da idi.

Açılışlara katıldı,.

Ajanslara düşen açıklamalarından bir bölüm oldukça dikkat çekici idi.

Okuyun da ders alın biraz…

Bilal Erdoğan, 'gerici' diyenlerin, ülkeyi bir manda ülkesi haline getirmek istediklerine dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı: 
"Kimin mandası? İşte bir zaman İngiliz'in mandası olsun, bir zaman Amerika'nın mandası olsun, bir zaman Avrupa'nın mandası olsun. Biz bunu kabul ettik mi? Etmedik. 15 Temmuz'da da bunu ispat ettik. Biz bağımsızlığına aşık bir milletiz. İşte bu bağımsızlığımızı inşallah kimliğimizle kültür sahasında da yaşatacağız, canlandıracağız. Bunun için geçmişimizi, ecdadımızı çok iyi bileceğiz. Bir milletin hafızasını silmek isteyenler ne yaparlar? Geçmişi ile arasındaki ilişkleri koparırlar. Biz bu ilişkileri inşa edeceğiz bir kere. Niye? Ecdadın dünyaya adalet götürdüğü, zulümlere karşı mücadele ettiği o ruhu 21'inci yüzyıla, 22'nci yüzyıla taşıyacağız da onun için. 2053, 2071 Türkiyesi göreceksiniz 21'inci yüzyıla damgasını vuracak. Bütün bunlar bu gençlerin elleri, omuzları üzerinde yükselecek."

 

 

 UÇUN LA UÇUN, ŞAM’A KADAR… 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başdanışmanlarından Yiğit Bulut, AKP'nin İstanbul Kadıköy'de düzenlediği toplantıda konuşuyor. Yıl 2013… Kehanetlerde bulunuyor !..

Ve Başkanlık sistemini övüyor.

Bunun Türkiye'yi böleceği uyarıları yapanları eleştiren Bulut aynen şu ifadeleri kullanıyor:

"Allah ömür verir mi vermez mi bilmem. Ama yazın bu geceyi. 3 sene içinde hatta 2 sene içinde Kuzey Irak referandum yapıp Türkiye'ye katılma kararı alacak."

Türkiye'nin genleşeceğini iddia eden Bulut, Azerbaycan'ın da Türkiye'ye katılacağını ve Türkiye'nin sınırının Hazar'a dayanacağını iddia ediyor.

Ve salonda alkış tufanı kopuyor.

Ve o Yiğit Bulut, Kuzey Irak'ın bağımsızlık için sandık başına gittiği, Türk tanklarının sınırda beklediği bugün ülkenin ekonomik varlığı olan Varlık Fonu'nu yönetiyor.

XXX

Şam’da namazı kıldık, türbemizi yerine götürdük sınırlarımızı aştık.

Cumhurbaşkanı danışmanı olmak fazla maaş almak  fazla jöle sürmek bunlara neden oluyor demek ki ?

Uçun la uçun, sizi tutan mı var.
 Ama bu memleketin bu insanların yakasından düşün.

Gideceğiniz yere kefeninizi giyerek gidin..

AZDILAR, KESECEKLER!!!

Başlık abartılı  değil mi ? Hep öyle oluyor zaten … Böyle bir başlık atmamızın nedeni son günlerde , din iman adına vatandaş arasında ayrım yaparak kin ve öfkeyi yaygınlaştıran sözde din adamlarının sözlerinin sözde fetvalarının çoğalması üzerine bir vatandaş abartılı olarak başlıkta ki gibi endişelerini dile getirmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nda çalışan İlahiyatçı İhsan Şenocak, şöyle buyuruyor :

"Yani kızın şu sokaktan geçip de okula pantolonla giderken yüreğin parçalanıyor mu senin? 18 yaşında kaşını aldıran kızın üniversiteye giderken o halde, yüreğin parçalanmıyorsa vallahi kıyamet günü cehennem seni parçalayacak. Allah'ın emanetini ne hale getirdin? Sevindin üniversiteyi kazanınca; ODTÜ'ye, Boğaziçi'ye gidince sevindin. Doktor olacak, mühendis olacak, 5 milyar aylık alacak, arabaya binecek, eşine mecbur olmayacak, mahkum olmayacak... Peki onlara sevindin; kot pantolonuyla erkeklerin bakışı arasında kızın yürüyor, delikanlılar arkasına takılmışlar, arkasından gidiyorlar. Yavrunu cehenneme attın cehenneme!”

xxx

Sonra’da ayni adam Akit gazetesine beyanat vererek sözlerinin çarpıtıldığını söyleyip tehditlerine devam diyor.

Yeni Diyanet İşleri Başkanı da ayni görüşte olacak ki ne kendisini ne de yayındakiler ‘ Hop ileri gidiyorsun ‘ diyemiyor.

xxx

Biz bu başlık abartılı diye kendi kendimize avunuyoruz! 

Ünye stadı!

EROL KARAER

Dünkü Orduspor’lar yazısını uzatmama adına es geçmiştim.

 Tv52’de ki Mustafa Özdoğru’nun yönettiği  tarafsız Saha adlı proframa Orduspor’un eski futbolcusu teknik adam Atilla Yücel ile birlikte katıldım.

Ünye’de oynanan Ünyespor 1957 , Orduspor BAL ligi maçının özet

görüntülerini izlerken hemen sahanın durumu dikkatimi çekti.

Sezonun başı o sahanın berbat hali gerçekten hayrete düşürüp üzdü beni.

Tepkimi dile getirdim  birileri gerekçe olarak saha sulama sisteminin arızalanmasını göstermiş ama  bu sistem arızalansa da su taşısan saha bu hale gelmez dedim.

Anlaşılan o ki Ünye’de bir sorun  var.

 Bu zamanda bu şartlar altında bu sahanın hali berbat.
Hiçbir bakım yapılmamış hiçbir onarımda bulunulmamış gibi…

Canlı yayında da söyledim gibi bu sahadan birilerinin utanması gerek.

3 maç sonra  programa mesaj atanların söylediği gibi patates ek, üret ve sat!!!

Bu sahanın bu durumu ile ilgili kamuoyu ile paylaşılacak bilgiler vardır herhalde !? 



 

NERDEN BİLECEKSİNİZ ? 

Siz benim nasıl yandığımı

Nerden bileceksiniz

Siz benim neler çektiğimi

Nerden bileceksiniz

Siz benim neden kaçtığımı

Nerden bileceksiniz

Siz benim niye içtiğimi

Nerden bileceksiniz

Siz benim neden sustuğumu

Nerden bileceksiniz

Siz benim kime küstüğümü

Nerden bileceksiniz.

xxx

Yusuf Hayaloğlu’nu rahmetle anıyorum, bir şiirinin son bölümlerinden yapılan alıntı ile başladım yazıya..

Ortalık duruma bakınca, siyasetin nasıl ayrıştırma aracına döndürüldüğünü ve sayın ! büyüklerin sayesinde her geçen gün toplumsal ayrıştırma üzerinden  kötüye gittiğimizi görünce, bunları paylaşasım geldi içimden.

Hangisini kendinize yakıştırırsanız yakıştırın, ama asla uyuyan, sorumsuz, sorgusuz, yalaka, avantacı,korkak, liboş, entel dantel, ve satılmışlara  hiç birini yakıştıramazsınız..

xxx

Neyse sözü Şair Nef’i efendi ile bitirelim :

“Müftü efendi bize kâfir demiş/Tutalım ben O’na diyem Müslüman/Lâkin varıldıkta ruz-ı mahşere/İkimiz de çıkarız orada yalan

ORDUSPOR’LAR!!! 

Eskisi var yenisi var.

Şimdilik başarı yok gelir mi orası malum değil.

 Bal ligi yeni başladı.

Malum güçler tarafından tarihe gömülmesi için yıllardır yapılan çalışmaların sonuna geldik neredeyse.

Eksi 12 puan ile lige başlayan Orduspor’un Ünyespor karşısında aldığı 4-1’lik mağlubiyet oynanan oyun takım içinde ki uyum ve yenilen goller gösteriyor ki işimiz zordan da öte.

Amatör küme açmış kollarını bizi bekliyor.

Sebep olanlara buna göz yumanlara, medyanın büyük bir bölümüne ( Nedim Türkmen sürecinden bu sürece kadar ) hakkımı helal etmiyorum.

 Yeni Orduspor’u Turgutluspor karşısında ilk kez seyretme şansını buldum.

İl yarıda biraz derli toplu olan ayağa pas yapıp oynamaya çalışan Orduspor  bu yarıyı 1-0 önde kapatıp  içeri girdi.

İkinci yarıya Turan Yılmaz’ın yerine Asım ile başlayan Yeni Orduspor adeta freni çekilmiş ağır vasıta gibi sahada dolaşıyordu. Arkadaşlarımız yapılan değişikliğin zorunlu da olsa yerine tercihin yanlış olduğunu belirtiler. Bende bir kişinin çıkması ile bir takım böyle oyunda ağırlaşır mı diyerek kafa yoruyordum.

Sonrasında Turgutluspor iki defans hatası ile 2-1 öne geçti. Bu oyunla defansın hata yapması normaldi çünkü maçın başından beri yapıyordu.

Rakibin son dakikalarda 9 kişi kalması  uzatmanın 6 dakika olması Yeni Oduspor’un yoğun ataklarına neden oldu ve maçın bitmesine yakın bir zamanda 2-2 ‘lik beraberlik sağlandı. Sonrasında 3. golde gelebilirdi Bu arada Turgutluspor ikinci yarı 3. golü bulsa halimizin harap olduğunu da belirteyim.

Neyse ilk maç ilk izlenim.

Yeni Ordupor  bu futbol ile çok daha saç baş yoldurur.

Ve gol yemeden maç bitirmesi başarı olur ..

 

 

Kime hesap soracağız? Veya bir de hesap sorun!

AK Parti Ordu Milletvekili Oktay Çanak ile Metin Gündoğdu, çevre yolunun heyelanlı bölgesinde incelemede bulundu. Burada gazetecilere bir açıklama yapan AK Parti Ordu Milletvekili Oktay Çanak, çevre yolunda yoğun bir çalışma olduğunu ancak Ağustos ayında Öceli Tüneli çıkışında bir heyelan yaşandığını ve yolun bu kısmının kullanılmaz hale geldiğini söyledi. Milletvekili Çanak, “Geçen yıl Ağustos ayında bir heyelan afeti oldu. Şu anda Karayolları kontrolünde fore kazık çakılmak suretiyle zemin sağlamlaştırılmasına çalışılıyor. Bu durum hizmetin uzamasına sebep oldu. Şehir içi trafiği gerçekten çok ciddi bir sıkıntı oluşturuyor. Bunun için heyelan afetine karşı önlem alarak yolu erken açmaya çalışacağız. Bizim hedefimiz yıl sonuna kadar birinci etabı açarak en azından şehir içi trafiği rahatlatmaktı. Ancak afet nedeniyle bu süreç uzayacak. Önceliğimiz bu birinci etabı sağ salim sağlam bir şekilde tamamlayarak açılmasını sağlamak olacak” dedi.

Xxx

Haber böyle yıllardır bizi perişan ettiler.

Perişanlığımız sürüp gidiyor.

Peki bu yol ile ilgili daha başlangıçta etüt çalışması, zemin incelenmesi vs’ler yapılmadı mı ?

Bu afet durup dururken mi geldi de peş peşe zemin kayıp duyuyor, heyelan oluyor.

Sayın milletvekilleri bölgede inceleme yapmakta biraz geç kaldılar bu iş yıllardır sorun halinde.

İşi uzatıp durdular olmayacak bir şey yok sadece proje maliyeti artacak.

Artacak da bunun hesabını sormayacak mısınız?

NİYE BU SUSKUNLUK ?  

 Ortada dolandırıcılık olayının haricinde Sağlık Kuruluşlarında elini kolunu sallaya sallaya gezme kendine unvan verme suçu var.

Ama Sağlık müdürlüğü bu konuda hiçbir açıklama yapmıyor. Adı geçen hastaneler sessiz.

Dediğimiz gibi bu konuda adı geçen hastaneleri doktorları savcılığın soruşturmasını mahkemeye taşıması halinde  açıklarız.

Açıklarız da;   Hastanelere hasta taşıdığı için mi göz yumulan kişinin  doktorculuk oynamasına ve bunu oynatanlara Sağlık müdürlüğü ses çıkarmıyor.

Durum böyle olunca Ordu Sağlık müdürlüğü başta olmak üzere konu ile taraf olan Tabipler Odası , Sağlık kuruluşları Başbakanlık Bimer merkezine şikayet edildi.

 Kendisini  Kalp Damar Cerrahı Koordinatörü olarak tanıtıp hastanelerde doktor önlüğü ile gezip , anjiyoya   giren ile ilgili , bunu sokanlarla ve gezdirenlerle ilgili kimin işlem yapacağını yakında öğreneceğiz.

Ordu Sağlık müdürlüğü niye susmaya devam ediyor ?

13 Şubat 2016 tarihinde yapılan anjiyo kayıtları silinmemiştir herhalde !!! 

EROL KARAER DİYORKİ ?!

 "İnsanların çoğu sevmekten korkuyor,

      kaybetmekten korktuğu için.

 Düşünmekten korkuyor,

    sorumluluk getireceği için.

 Konuşmaktan korkuyor,

    eleştirilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor,

    gençliğin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor,

     dünyaya iyi bir şey vermediği için

Ve ölmekten korkuyor,

    aslında yaşamayı bilmediği için."

XXX

 Bu satırları Erol diyor ki diye yazsam altına da bir yığın palavra sıksam tam Türk işi derdiniz değil mi ?

            Bir çoğu bire bir bize has , bize uygun.  Ama bunları SHAKSPEARE  diyor..

xxx

 Ne kadar değerimiz varsa 3-5 kuruş bedel biçerek satmışız.

 

 Ve ölmekten korkuyor, ya öbür taraf varsa benim halim ne olur diye ?!!

GÖNÜL RAZI MI ? 

Bazen yazıp çizdikten sonra, tepkisizliği görünce kendi kendime kızıp, Donkişotluğu bırak ne hali varsa görsün Milet, şehir, memleket diyorum…

Ya bir saat, ya bir gün sonra söylediklerini unutuyor…

Ne olacak bu memleketin hali diyerek, bu memleketin halini  tartışıp, ortaya bir şeyler koyacakların sus pusluğunu görünce,  Fuzuli’nin şu dizeleri aklıma gelir :

…………

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere vuran vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

( Eski arşiv yazısı . Erol Karaer )


Yanıt bekliyoruz ? 

Sağlık Müdürlüğü  hastanelerde elini kolunu salaya sallaya gezen kendini Kalp Damar Cerrahi Koordinatörü olarak tanıtan yine mağdurların iddiasına göre doktorun yanında anjiyoya bile giren bu şahıs hakkında adı geçen özel hastanelere soru soracaktır herhalde ?

Elimizde hasta yakını yanında bir hastanede yoğun bakım servisinde  çekilmiş şahsın üstünde beyaz önlük ağzında maske olan fotoğrafları da var.

Zaten Sağlık müdürlüğü veya bakanlık müfettişleri inceleme yaparlar mı bilemeyiz.

Veya  Sağlık müdürlüğü konuyu soruşturma aşamasına getirdi mi onu da bilemiyoruz.

Sadece haber sonrası basın bürosundan aranarak ilgililer hakkında bilgi istendi.

Neyse konuyu uzatmayalım.

Baktım olmadı mağdur ailenin savcılığa verdiği şikayet dilekçesinde adı geçen hastanelerin doktorların adını vererek iddialarını kamuoyu önünde paylaşırız.

O zaman birileri yanıt verir.

Yok öyle bir şey denilirse de kamera kayıtlarını silecek halleri de yoktur; silseler de ne oldu diye birileri sorar artık ?! 

HAYATA BİR YIL MOLA VEREBİLİYOR MUSUNUZ

         Genç yaşında kaybettiğimiz  S.M.MALİ MÜŞAVİR RÜŞTÜ DEMİREL  ağbimizin zaman zaman daha önce yazdığı yazıları sizlerle paylaşıyorum.

            Aslında  5-10 sene önce yazmış olsa da bu günümüzü ne güzel anlatmış sevgili merhum ağbimiz  ‘ Hayata bir yıl mola verebiliyor musunuz?’ yazısında..

 HAYATA BİR YIL MOLA VEREBİLİYOR MUSUNUZ ?

          Ülkemizde gençler bir an evvel okullarını bitirmek, bir an evvel de hayata atılmak için çaba sarf ediyor. Bir işe girmeyi başarabilmek, orada sıkı sıkıya tutunmak gerekiyor. İşimizi kaybetmek en  büyük  korkularımızdan biri. Yeni bir iş bulma şansına her zaman sahip olmak mümkün olmayabiliyor.     

            Gençler bir baltaya sap olmak istiyor. Şartları biraz daha iyi olanlar yaz tatillerini bazen daha farklı değerlendirip, yurt dışında hem tatil yapıp, hem de yabancı dil öğrenme fırsatı bulabiliyor. Ancak, hayata ortalama bir yıl mola verip, iş hayatına atılmadan, evlenmeden, kariyer değiştirmeden önce ortadan kaybolup, yurt dışına çıkıp, yeni dünyalar keşfetmek isteyen, farklı medeniyetleri, farklı kültürleri izleyip, bilgi birikimini arttırmak isteyen ve bu fırsatı yakalayabilen kaç kişi var? Bakın yakınlarınıza ve çevrenize…        

            Oysaki ABD de, Avrupa ülkelerinde durum oldukça farklı. Bu ülkelerde insanların hak olarak kullandığı bir uygulama var. Liseyi bitirip üniversiteye başlarken, üniversiteyi bitirip iş hayatına atılmadan önce, evlenmeden, ya da yeni bir iş kurmadan önce, başka bilgiler birikimler kazanıp, bilmediği dünyadaki insanları, onların yaşam şekillerini, kültürlerini, mümkünse konuştukları dilleri öğrenip, gönüllü olarak çalışarak, misafir oldukları ülkelere katkıda bulunmak için çaba sarf ediyorlar.   

            Yazımın başlığını, bir gazetenin “tatil”  ile ilgili sayfasından alıntı yaparak aktardım. 1975 yılında benimde düşleyip gerçekleştiremediğim İngiltere’ ye gidebilme hayallerim aklıma geldi Ülkemizde bu tür gelişmeleri hayal edenlerin sayısı çok az olduğu için dikkatimi çekti. Girişte belirttiğim gibi tüm gençlerin tek isteği okullarını bitirince işe girip çalışabilmek, hayata olabildiğince güvenle bakabilmek. Çocuklarımızın  bu eğilimine biz ebeveynlerin katkıları çok fazla. Bilerek ya da bilmeyerek onları okul dönemlerinde şartlandırıyoruz. Yetmezmiş gibi okul bittiğinde ya yeni sınavlara ( KPSS gibi, Yüksek Lisans sınavları gibi ) hazırlanmaları için yönlendiriyor, ya da kocaman çocukların elinden tutup nazımızın geçtiği, etkili olabileceğimizi düşündüğümüz kişi, ve kuruluşlara giderek iş için yardımcı olmalarını bekliyoruz. Onların ne düşündüğünü, hayallerini sormuyoruz bile…                

            Örneğin İngiltere. Özellikle yaşadığımız ekonomik kriz döneminde “Hayata Yeni Bir Mola Verme “ programı oluşturarak yeni mezun olmuş gençleri bir yıllığına da olsa başka ülkelere göndermeyi destekliyor ve bunun için gençlere maddi yardım yapıyor. Gap Year (Boş Yıl ) dedikleri bu uygulamaya pek çok şirket, seyahat acentesi yardımcı oluyor. Seyahat dergileri bu konuya sayfalar ayırıyor, popüler rotaları duyuruyorlar. Bu işi moda haline getirmişler. Örneğin; Hindistan, Güney Afrika, Kanada, Kenya, Tayland her zaman listede olan ülkeler.  “ Hayat Molası”nın muhakkak bir yıl olması gerekmiyor. Ancak uygulama bir ay izin alıp geri dönmek gibi kısa dönemlide değil. Gençler gittikleri ülkelerde yetimhanelerde, nesli tükenmekte olan hayvanların ve bitkilerin kurtarılması çalışmalarında tarım arazilerinde, ücra köylerde öğretmenlik yaparak gönüllülük esasıyla çalışıyorlar. Devlet  bu proje ile gençlerine iş bulma zorunluluğunu bir yıl ertelemiş oluyor.  

              Hayat Molası sadece gençler için mi geçerli? Belirli yaşa gelmiş, yıllarını çalışmakla    geçirmiş olan bizlerin Hayat Molasına ihtiyacı yok mu? Her insanın belirli zamanlarda çekip gitmeye hakkı olmalı.

 

             Hayatımızın gerçek sahibi acele davranarak sonsuza kadar mola vermeden, bizlerinde hayatımıza bir yıl mola vermenin yollarını aramamız gerekmez mi ?

BÜTÜN YETKİLİLER SUÇ İŞLİYOR ! 

Uluslararası antlaşmalar imza atmışız Anayasamızda yer alıyor.

Tüm bunlara karşın görevini yapmayan tüm yetkililer suç işliyor.

Bunu göz yuman bunlarla ilgili her hangi bir soruşturma açmayanlarda bu suça ortak.

Bakın  ne diyor yasa :

Çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağı
MADDE 71. - Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler.
Çocuk ve genç işçilerin işe yerleştirilmelerinde ve çalıştırılabilecekleri işlerde güvenlik, sağlık, bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişmeleri, kişisel yatkınlık ve yetenekleri dikkate alınır. Çocuğun gördüğü iş onun okula gitmesine, mesleki eğitiminin devamına engel olamaz, onun derslerini düzenli bir şekilde izlemesine zarar veremez.

Onsekiz yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçiler bakımından yasak olan işler ile onbeş yaşını tamamlamış, ancak onsekiz yaşını tamamlamamış genç işçilerin çalışmasına izin verilecek işler, ondört yaşını bitirmiş ve ilk öğretimini tamamlamış çocukların çalıştırılabilecekleri hafif işler ve çalışma koşulları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından altı ay içinde çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

Temel eğitimi tamamlamış ve okula gitmeyen çocukların çalışma saatleri günde yedi ve haftada otuzbeş saatten fazla olamaz. Ancak, onbeş yaşını tamamlamış çocuklar için bu süre günde sekiz ve haftada kırk saate kadar artırılabilir. 

Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde iki saat ve haftada on saat olabilir. Okulun kapalı olduğu dönemlerde çalışma süreleri yukarıda birinci fıkrada öngörülen süreleri aşamaz.

xxx

Türkiye’nin her yerinde de Ordu’da da  son yılarda Suriyeli çocukların başı çektiği bir sistem kuruldu.

 ( Daha geçtiğimiz gün İstanbul’da  Suriyeli çocukların ailelerinden bin lira karşılığı kiralanarak dilendiricilik yaptırılmak üzere İstanbul’da bulundukları tespit edildi )

İster  mendil satsın ister para istesin ister başka bir şey satsın.

Anayasa ve  ilgili koruyucu maddeler açık.

Çalıştıramazsın dilencilik de mendil satma da çalışmaya  girer.

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı seyrediyor,  illerde ki sorumlular seyrediyor, rezillik vurdum duymazlık sürüp gidiyor. Geçenlerde bir broşür geçti elime  bakanlık tarafından bastırılmış dilenciye para verilmemesi isteniyor ve sömürünün böylelikle devam edeceği belirtiliyor.

Acıdın ., ne yapayım çok yalvardı diyerek dilenciye para verme, sömürü düzenine ortak olma, bedavadan yaşama alıştırma.

Ayrıca bu dilenciye para vermenin Kabahatler  kanuna göre 208 tl para cezası var kim uygulayacak hey , kim uygulayacak !



Dörtlüklerle devam …

EROL KARAER

Her devrin adamı, her iktidarın dalkavuğu, yağdanlık, yaptığı iş yalakalık.
Söylenecek laf çok ancak  küfür etmeyelim de Mehmet Akif’den bir dörtlükle devam edelim :

"Ey hayâ namında bir hissin vücudundan bile,

Pek haberdar olmayan yüzsüz, hayâsız, bak hele;

Arkasından takla attın en denî bir şöhretin

Düştü takken, çıktı cascavlak o kel mahiyetin"
xxx

Sindirilmenin,  korkaklığın adını "tarafsızlık" koymuşlar.
Tarafsızlık ot gibi yaşamak değildir; eğer cumhuriyetçiyseniz, laikseniz, taraflısınızdır, "bî-taraf" değilsinizdir, bî-taraf olanı "bertaraf" ederler. Celal Vardar, "Marifet" diyerek tarafsızlara şöyle seslenir:

"Suya dokunmazmış,

Sabuna dokunmazmış,

Pise bak!"

xxx

Aşk şiirlerinin ustası Ümit yaşar Oğuzcan’ın pek bilinmeyen dizeleri ile yazıma son noktayı koyayım:

 “Öyle bir açmaza düştü ki  Vatan

Uyku belli değil düş belli değil

Çöktü üstümüze bir kara duman

Işık belli değil, loş belli değil.

 

 

 LAFIN TAMAMI!!!

 

Ünye ilçesinde  Çamlık’ta yapılması düşünülen çalışmalar halkın tepkisi üzerine ‘ halk istemiyorsa yapmayız’ denilerek Büyük şehir tarafından iptal edildi.

Gayet güzel gayet hoş.

 Biz ise senelerden bu yana şöyle olmalı böyle olmalı bu yanlış bu doğru diyoruz.

Uyarılarımız konusunda yazdıklarımız ortada .

Büyük Şehir’e akıl vermek haddimize mi düşer!

Bazın Ordu merkez içinde halk istemiyor veya halk tepkili şunu yapmayalım bunu düzeltim lafını duyamadık.

O yüzden lafı uzatmanın bir anlamı yok.

Yazdıklarımız ortada demiştim.

Yarın bir gün bir şey olursa biz yazıp uyarmıştık deriz artık!!!

Eee, bu kadar yorulmaya yazılara biraz ara vermek iyi.

Havalar çok sıcak, kafayı fazla sulandırmadan herkesi kendi başına bırakmak en iyisi… 

HAMASET NUTUKLARI  

Türk Dul Kurumu  Hamaset ile ilgili olarak aşağıda ki açıklamaları yapıyor. hamaset 
isim (hama:set) eskimiş Arapça amāset

1. isim Yiğitlik, kahramanlık, cesaret
"Bir hamaset destanı."

2. Dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım

 

 

15 Yaşında ki Eren’in şehit edilmesinden kendine pay çıkartan utanmaz siyaset ara gazı ile  olayın gerçek boyutlarını unutturmaya sorumluluklarını başkalarına yüklemeye çalışıyor.

            Yeni Çağ gazetesinde Arslan Bulut bu konu ile ilgili yazdığı yazıda  belirli bir şeylere değinmiş.

            Paylaşayım istedim

xxx

            “Siyasetin hepsi şehitler üzerinden siyaset yapmaya devam ederken okuyacak olan bazılarının kafalarına soru işaretleri düşürebilirsek görevimizi yapmış sayılırız.

Maçka'daki erzak hırsızlığını ihbar eden 15 yaşındaki Eren Bülbül'ün daha önce terör saldırıları yaşanmış bölgede, basit bir hırsızlık olayı soruşturmasında olduğu gibi yer göstericilik yaptığı sırada açılan ateş sırasında astsubay kıdemli başçavuş Ferhat Gedik ile birlikte şehit olması, üzerinde durulması gereken bir tedbirsizliğin sonucudur.

Olay yerine Ferhat Gedik ile birlikte polis Namık Özten'in de gönderilmesi, konunun ciddiye alındığını gösteriyor ama ihbarın tam olarak hangi gün yapıldığı da açıklanmalı. Jandarmanın Perşembe günü olayı soruşturmaya geleceklerine dair cevaben Eren'i aradığı, Eren'in de "fındık topluyorum, Cuma günü gelin" dediği, gelen polis ve astsubay ile birlikte Cuma namazını kıldıktan sonra hep birlikte olay yerine geçtikleri anlaşılıyor!

Böyle terör takibi olmaz! Olayın bir hırsızlık olarak algılandığı anlaşılıyor.

 

Trabzon Valiliği'nin önce "bölgede bir gün öncesinden başlayan terör operasyonu devam ederken", sonra da "hırsızlık soruşturması sırasında" diye iki farklı ve birbiriyle çelişkili açıklama yapması da yakışmamıştır! Bir koordinasyon eksikliği olduğu anlaşılıyor.

TRAFİK ZABITA 

            Ordu’da yol ve alt yapı çalışmaları nedeniyle kimin nereden geçeceği kimin nereye gideceği belli değil.

Alt yapı yapan şirket bir ana yolu bitirmeden yan tarafında ki ana yolu da kapatıp istediği yöne trafiği verebiliyor.
Sonuç nedir bu trafik nasıl işleyecek belli değil.

 Dolmuşçu kendi güzergahını kendi yaratıyor.

Ancak o yollarda ki park yapan araçların denetimleri yok.

Ordu Belediyesinin alt yapı yapar şirket tarafından yapılan yol kapatmaları ne kadar takip ettiğini bilemiyorum.

Ama şu bir gerçek ki bu bölgelerde   yollara park eden ve trafiği alt üst eden kişiler için hiç bir uyarıda veya eylemde bulunduğunu görmedim.

Bunun yanı sıra şehir içinde kaldırıma park eden araçları da görüyoruz.

Trafik zabıta aracı geçiyor bunu gördüğü halde sesini çıkarmıyor.

Kimi diyor ki burası bizim değil ( Altınordu veya Büyükşehire ait)

Birader tamam kendine göre haklısın da bir anons yapmaktan da mı acizsin.

Ne olur anons yapsan ağzına mı yapışır.

Ordu’da hala yanlış şeyler oluyor.

Büyükşehir olduk sorumluluk artacağına sorumsuzluk aldı başını gidiyor.

Büyükşehir mi büyük köy mü birisi el atsın da çözsün bu sorunları !

BUNLAR TERÖRİST! 

 

Ordu’nun Fatsa İlçe Emniyet Müdürü İbrahim Etem Öztürk, trafiği tehlikeye düşüren modifiyeli ve abartı egzozu bulunan araçlara gerekli cezai işlemleri yapacaklarını söyledi.

            Birkaç yıldır  Şirinevler’de Migros karşısında yol kenarında hasta bakma nedeniyle kalmaktayım.

            Yukarıda ki Fatsa haberini görünce  gece gündüz terör estiren bu sürücüler geldi aklıma.  Bunun yanı sıra motosikletler.

Eğer trafikte seyir halinde bunları şikayet ederseniz 155 size en yakın karakola gitmeyi salık veriyor. Adamın güzergahını verip  bu şahısları yakalayıp  işlem yapacaklarına karakola gidin diyor. Şikayetçi ya Ordu’dan başka bir yere gidiyorsa ya Ordu’yu bilmiyorsa karakolu bulana kadar ne olacak ?

Veya 155 hangi olayları ihbar kabul edecek bilemiyoruz.

Ordu Emniyeti bu konuda ne zaman işlem yapacak veya böyle bir saçma uygulamanın nedenini açıklayacak bilemiyoruz.

Ordu’da egzoz terörü esmektedir.

Bu araçlar neden kontrol altına alınmaz.

Her yerde Mobese var bu kameralar aracılığı ile şikayetler niye değerlendirilmez.

 

            Ordu Emniyeti bu işlerle ne zaman ilgilenecek bilemiyoruz?

KÖSTEBEK   

18 Aralık 2002 katledildi. O gün her şeyi açık açık yazmıştı. O günün iktidarları sonrası gelenler hiç oralı bile olmadı. Üstüne üstlük ne istedilerse verdiler.

Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu’ndan bahsediyorum.

Daha önce ki yazılarımda da belirtmiştim., O’nun katledilmesinden sonra bu cinayeti cemaat işlemiştir diye yazdığımız da  genç gazeteci olarak veya yerel bir gazeteci olarak bizi pek dikkate almamışlardı belki  ama bu gün Reis , reis diye gezip Fetö’ya en galiz küfürleri edenler o günlerde de bize ‘ Hoca efendimizin cemaatini suçlayamazsın böyle yazı yazamazsın diyerek küfür edip tehdit ediyorlardı.

Kitap baskıya verilmeden katledilen Hablemitoğlu kitabın ön sözünde özetle şunları yazıyordu :
Bazı arkadaşlar tekrar tekrar okusun … İnsan olanda azıcık utanma Allah korkusu olur !!

 

“İşte “Köstebek” adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz kapkara dönemde, devletimizin altının nasıl oyulduğunun, nasıl zaafa düşürüldüğünün binlerce örneğinden sadece birine ışık tutuyor: Türk Devleti'nin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçıları!.. Şeyhleri A.B.D.'de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin, asli görevi kendileri ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini, devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin edebilir ki? “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır…

Siz, hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit olarak algılayan, şikâyet eden ya da onlarla uğraşan bir PKK'lı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist ya da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir ikinci cumhuriyetçi ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner ya da Hükûmet üyesi ya da bir Başbakan gördünüz mü? Nitekim, fethullahçıları kontrespiyonaj kapsamında iç ve dış tehdit odağı olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren gelmiş-geçmiş bir İçişleri Bakanı, bir Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da göremezsiniz, gösteremezsiniz!.. Haklı olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan, sızıntılara engel olamayan bir ulusal istihbarat birimi, nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!. Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur. Önünüzde iki tercih vardır; ya çoğunluğun yaptığı gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir, farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya ve mücadeleye başlarsınız!..

 

Fethullahçılar, Türkiye'de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye'nin yüzyüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır. Örgütlenme modeli itibariyle Türkiye'de bir eşi yoktur; örgütlenme modeli olarak, tamamı C.I.A. denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.

 

 

BIKTIM ARKADAŞ  

          Övünüyoruz

            Fındığı en çok üreten il biziz…

            Bal üretiminde de kovan sayısında da arıcı olarak ta Türkiye’nin birincisiyiz diye böbürlenip duruyoruz.

            Sezonun kesat zamanlarında artması gereken fındığı nasıl olup da 7.5 liradan 6 liralara kadar düşürebiliyoruz. Düşürülmesini nasıl sağlıyorlar?

            Bal’da marka olamadık diye kendi kendimize yırtınıp duruyoruz. Ama hiçbir şey yapmadan nasıl olsa malımız satılıyor diye seyredenler piyasayı dolduran  sahtekarların karşısında ne yapacaklarını şaşırıp kaldılar.

            Merdiven altı balın artmasına neden olan yan gelip yatanlar Ordu ismi ile gerçekleştiremedikleri markayı da seyredip duruyorlar.

            Birliklere paralar veriliyor veya aidatlar ödeniyor birlikler arıcılara çeşitli kredi ve desteklerin sağlanmasını gerçekleştiriyor yani al takke ver külah herkesin keyfi yerinde.

            Zaman zaman duyduğumuz acı haberlerde(!) bizi üzüyor. Tonlarca malını kaptıranlar parasını geri alamayanlar falan filan.

            Yani Fındıkta da Bal’da da birinci olmamıza rağmen hiçbir şey yapamıyoruz.

            Ne biçim memleket burası, ne biçim insanlar, ne biçim ilgililer, yetkililer ve ne biçim sorumluluk duyanlar var?

            ( Evet bu yazıda geçmiş tarihli 2012. Bu tarihlerden çok öncede özelikle Bal konusunda hiçbir şey yapılmamasını yan gelip yatılmasını  eleştirmiştim. Ülkenin bir numaralı üreticisi olsan ne yazar malını pazarlayamadıktan sonra. Ordu Balı diye yaka silkindirdikten sonra.  Yazık fındıkta dönüm parasına tav olup hakkını aramayan fındık üreticisi,  nasıl olsu ucuz pahalı satıyoruz, arada dolandırılsak da önemli değil diyen Arıcılarımız. Her şeye müstahaksınız ) 

Kıyamete kadar!!!  

            Nazlı Ilıcak deyince gerisini nasıl doldurursanız doldurun. Cemaati övmek sözde kara propaganda yapanları eleştirmek için kitap yazan Ilıcak biliyorsunuz Sabah gazetesinde yazıyor.

         Yandaş medyanın en yandaş kalemlerinden biri olan Ilıcak’ın yazdığı kitabı  Doğan yayıncılık basıyor. Yani Aydın Doğan grubu.

         Bu girişten sonra internette yer alan bir yazıyı  paylaşıp bu nasıl ilişki demeden yorumu size bırakıyoruz.

         Nasıl başarıyor bilmiyoruz ama Nazlı Ilıcak duruyor, duruyor turnayı gözünden vuruyor. Her devirde bir şekilde "kanaat" önderi, bir şekilde "popüler" isim olmayı başarıyor... Nice iktidarlar geçip giderken, onun "iktidarı" her daim sürüyor. 

         Buyurun işte...
         Bir kitap yazdı hem medyada büyük ilgi gördü hem cemaatin gözdesi oldu. "Her taşın altında The Cemaat mi var?" kitabıyla cemaatin üzerindeki kara propaganda rüzgarını dağıtan Nazlı Ilıcak, Gülen medyasının ilgi odağı oldu.
         Samanyolu TV kapılarını ona açtı ve  "Sadece Gerçekler" programında kitabını uzun uzun tanıtmasına fırsat verdi. Radikal'e verdiği söyleşi Fethullah Gülen'in (fgulen.com) sitesinde manşet oldu.

         ……….

         Şimdi birilerini 28 Şubat’ın celladı olarak görünce aklımıza eski günler geliyor.

         Gülen’in övgü dolu sözlerini her gazete manşet yapmış hatta  gazetesi Zaman günlerce bunlardan söz etmiş, Erbakan’ın istifasının doğru olduğuna vurgu yapmıştı.

         Yeni Akit ile Zaman’ın bu günkü tavırlarını görünce 29 Şubat cellatlığının yanı sıra kelle avcılığı da yapıyorlar gibi geliyor bana.

         Sonuçta bunlar sütten çıkmış ak kaşık!

         Fırsat bulurlarsa ne yapacaklarını gösterdiler.

          Nasıl ki kinini unutma diyenler, kinlerini unutmadıklarını gösterdiler ki. Bunların kini herhalde 28 Şubat için söylenen bin yıl sürecek söyleminden de daha ağır olacak.

         Çünkü bunların ki  Kıyamete kadar sürer!!!

( Yazının yayın tarihi 2012 Şubat ayı. Yazı da adı geçen gazetelere ve konulara dikkat. 17-25 Aralık’la uyandık diyenlere kapak olsun. Biz asla kandırılmadık.) 

Bunu açıklayacak biri arıyorum ! 

Aşağıda bir haber var. Bu konuda yorum yapacak bu konunun nedenlerini açıklayacak bir yetkili uzman arıyorum.

Durum vahim. Özellikle uyuşturucuya bağlı olarak oluşan  suç oranlarında ki artış sizi endişelendirmiyor mu ? Hem uyuşturucu hem suç.

Dediğim gibi birisi çıksa da Karadeniz’de ilk sırayı alan Ordu ile ilgili bir tespit ve değerlendirme yapsa. Kim nerede hata yapıyor bir bilsek.

Adresleri belli de konuşurlar mı bilemiyorum.,

Duyarsızlar için TÜİK verileriyle ilgili haberi paylaşayım !

TUİK verilerinden elde edilen bilgeye göre, bu çocuklardan yüzde 64,5'ini erkek, yüzde 35,5'ini ise kız çocukları oluşturdu. Güvenlik birimine gelen/getirilen çocukların geliş nedenleri arasında mağduriyet yüzde 51,0 ile ilk sırayı alırken, bunu yüzde 25,5 ile suça sürüklenme ve yüzde 18,1 ile bilgisine başvurulma izledi.

Doğu 
Karadeniz bölgesi iller düzeyinde incelendiğinde, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 4 bin 16 ile en fazla Ordu'da iken, bunu 2 bin 588 ile Trabzon, bin 936 ile Giresun, bin 200 ile Rize, 682 ile Artvin ve 637 ile Gümüşhane izledi. Bu çocukların geliş/getiriliş sebeplerinde, bölge genelindeki tüm illerde, mağduriyet, suça sürüklenme ve bilgisine başvurulma ilk üç sırayı aldı.

Suç isnat edilen çocuk sayısı yüzde 9,3 arttı

2016 yılında 
Doğu Karadeniz'de suç isnat edilen çocuk sayısı bir önceki yıla göre yüzde 9,3 artış göstererek 2 bin 820 oldu. Bu çocukların yüzde 86,8'i erkek, yüzde 13,2'si kız çocuklarından oluşurken, suç isnat edilen çocukların dağılımında, yüzde 50,3 ile yaralama, yüzde 17,7 ile hırsızlık ve yüzde 5,3 ile cinsel suçlar ilk üç sırayı paylaştı. Doğu Karadeniz'de suç isnat edilen çocukların 909'u Ordu'da, 745'i Trabzon'da, 506'sı Giresun'da, 301'i Rize'de, 182'si ise Artvin'de ve 177'si Gümüşhane'de yer aldı.

Yaralama suçu isnat edilen çocuk sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10 artarak bin 418'e yükseldi. Bunu sırasıyla yüzde 1,4 azalarak 500'e gerileyen hırsızlık, yüzde 38,9 oranında artarak 150'ye yükselen cinsel suçlar ve yüzde 230 artarak 132'ye yükselen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma izledi.

Uyuşturucu kullanan çocuk sayısında artış

Aynı dönemde uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak suçu isnat edilen çocuk sayısı yüzde 27,6 oranında artarak 111'e yükselirken, tehdit suçu isnat edilen çocuk sayısı ise aynı dönemde yüzde 13,3 azalarak 104'e geriledi.

İŞSİZLİK PARASI

         İster ağlayın , ister sızlayın.

Sosyal medyada AKP’li trollerin Fatih Terim için , Tüpçü için bir şey yazdığını görmüyoruz.

AKP’li siyasetçilerde topa girmiyorlar.

14 Milyon lira tazminat verilmesi gündemini korurken  şimdi de aylık 1 milyon 200 bin liraya yakın işsizlik parası alacakmış.

15 ay içinde bir iş bulamazsa Terim bu para ödenecek.

Ödeyene mi , alana mı , bunu yazana mı kızayım söyleyeyim bilemiyorum.

Tek söyleyeceğim şu;  ilaç paraları ödenmediği için 4 ayda 20 SMA hastası Çocuk hayatını kaybetti.

Sorun Fatih Terim değil,  7 milyon liralık mersedese binen  Meclis başkanı ar duymuyorsa,   bir bakan 7 sülalesini işe sokuyorsa,  israf  savurganlık ,kıyak koşmalar had safhadaysa  ve bu Milet dilini yutmuşsa, din iman diyenlerin gözünü paradan başka bir şey açmıyorsa ve Ak’ız Pakız diye bağıranlar sus pus ise  bırakın ölsün çocuklar!!!

Fatih Terim parasını alsın, Meclis başkanı 7 milyon liralık arabaya binsin. Kızmana gerek yok hak ediyorsun hemşerim…


EYLÜL’DE GEL

 

Tatil geldiği zaman

Ağlarım ben inan

Gidiyorsun işte

Arkana bakmadan

Nasıl geçer bu yaz

Ne olur bana yaz

Sen sen sen

Sen bir ömre bedel

Yok yok yok

Gitme gitme gel

Eylülde gel

 

Okul yolu sensiz

Ölüm kadar sessiz

Geçtim o yoldan dün

İçim doldu hüzün

Yapraklar solarken

Adını anarken

Bekletme ne olur

Gelmek zamanı gel

Yok yok yok

Gitme gitme gel

Eylülde gel

 

Eylülde gel Eylülde okul yoluna

Konuşmadan yürüyelim gireyim koluna

Görenler dönmüş hem de mutlu diyecekler

Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi

Yaprak dökecekler

 

++++++++++++

Şarkılar neler söylüyor görüyorsunuz değil mi?

İçinden bir şey alabilip yaşayabiliyorsanız ne mutlu!

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan )

 

Kazak Abdal

Kazak Abdal Romanya Türklerindendir. On yedinci yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Şiirlerinin bir kısmı hiciv örnekleriyle doludur. Dili yalın ve sadedir. Rahat okunur. Şiirleri güncelliğini halen korumaktadır.

İşte size belki de bildiğiniz ama hatırlamaktan da hoşlanacağız hiciv şiir türünden bir örnek:

“Eşeği saldım çayıra / Otlaya karnın doyura / Gördüğü düşü hayıra / Yoranın da avradını

Münkir münafıkın soyu / Yıktı harap etti köyü / Mezarına bir tas suyu / Dökenin de avradını

Derince kazın kuyusun / İnim inim inilesin / Kefen dikmeye iğnesin / Verenin de avradını

Dağdan tahta indirenin / Iskatına oturanın / Hizmetini bitirenin / İmamın da avradını
Müfşidin bir de gammazın / Malı vardır da yemezin / İkisin meyyid namazın / Kılanın da avradını

Kazak Abdal söz söyledi / Cümle halkı dahleyledi / Sorarlarsa kim söyledi / Soranın da avradını”

 BİZ BİLİYORUZ

O nerede hazırlanmış, nasıl sızmış, nasıl sahte, nasıl organize hepsini biliyoruz.

Katledilen Yazar Necip Hablemitoğlu’un nasıl ve niçin öldürüldüğünü bilmeyen yoktur. O ve onun gibiler ‘F’ tipi yapılanmalara, saldırılara karşı geldikleri için bir şekilde ortadan kaldırıldılar.

Onlar içinde bir yığın gerçeğinden ayırt edilmesi zor sahte belgeler hazırladılar.
Bir deli kuyuya taş atmıyor. Belgeler hazırlanıyor. Beyanatlar veriliyor.

Birileri bize böyle bir şeyler yapabilirler diyor ardından bu tür belgeler ortaya çıkıyor.
Bu tür çalkantılardan birileri bir güzel nemalanıyor ve ortalığa çıkıp bakın bize neler yapmak istiyorlarmış bizim için ne kumpas kuruyorlarmış diyerek halkın acınma duygusundan yararlanıyorlar.

Ne yazık ki Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde yaşamadığı kadar bir saldırı ile karşı karşıya kalıyor. Ve yine ne yazık ki bazı eski komutanların bun da vebali günahı çok.
Mektupların adresi hep nedense ABD.

ABD ülke olarak değil içinde yaşayanları ile de düşmanımız olmaya devam ediyor!
Türkçesi esas mağdur olan Genelkurmay, TSK oldu kimse bunu ( Birkaç kişi hariç dile getirmiyor) konuşmuyor niye onlar demokrasi havarisi de ondan mı acaba?

( Balyoz ve Ergenekon gibi davalarının sürdüğü süreçte kaleme aldığım bir yazı. O gün bize küfür edip ayni yataktan çıkmayanlar bu gün sütten çıkmış ak kaşık gibi yine Fetö kumpasını işletiyorlar. Fetö ile mücadele edilmiyor Fetö ile mücadele adına bir şeylerin yıkımı için uğraşılıyor.

KARADENİZ’İN GİZLİ KATİLİ !!!

Denizin dalgalı havanın rüzgarlı olması denize girmeyi daha da fazla tehlikeli hale getiriyor.

Son 3 günde bu tür hava nedeniyle 3 kişi hayatını kaybetti bir o kadarda kişi son anda kurtuldu.

Karadeniz’in bilinmeyen katili Rip akıntısı konusunda yetkililerin daha etkin önlemler alıp vatandaşları bilinçlendirmesi gerekmiyor mu ?

Ota püsüre paraları akıtan belediyeler Karadeniz’de  bu tür bölgelere levhalar yerleştirip veya broşürler dağıtıp vatandaşı uyaramaz mı ?

Onların yapmadığını biz yapalım ve Rip akıntısı konusunda uzmanların görüşlerine kısaca yer verelim.

Tabi bu yazı ne kadar okunur onu bilemeyiz !!!

 

“Rip akıntısına kapılan kişi panik yapmadan açığa doğru yüzmeli ve su üstünde kalmaya çalışmalı” dedi. Türkiye’nin özellikle Karadeniz kıyısında görülebilen rip akıntısı, yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte denize girenler için büyük tehlike oluşturuyor. Çok iyi yüzme bilenlerin bile ölümüne neden olan rip akıntısı, aniden ortaya çıkmasıyla biliniyor. Denizde yüzen bir insanın kulaç atarak karşı koyamayacağı kadar güçlü oluşan rip akıntısı, özellikle akıntıyı tanımadan plaja gelen günlük ziyaretçilerin ölümüne neden oluyor.Özellikle hafta sonu Şile ve Kilyos gibi Karadeniz kıyısındaki plajlara akın edenleri uyaran Ertek, “Ripleri, diğer akıntılardan özel şekilleri ayırır. Rip akıntılarının sahaları dardır, sahası açığa doğru önce darlaşır ve bir kanal oluşturarak açığa doğru genişler. Sığ suda oluşan bu akıntıyı bilmeden denize girenler için büyük tehlike oluşur. Saniye de bir metre hızla yüzenleri açığa sürükleyebilir. Özellikle Şile, Ağva, Kilyos, Kısırkaya İstanbul’un rip noktaları. Karasu ve Kefken, İğneada, Ordu, Rize gibi Karadeniz sahillerindeki uzun plajların önlerinde sığ kıyılarda rip akıntısı etkili olabilir. Her yıl bu akıntının özelliğini tanımayan onlarca insan boğuluyor. Şile Limanı, Ağva Balıkçı Barınağı, Kefken-Cebeci Plajı, Kumcağız Burnu, Karasu Limanı, Kilyos Burnu, İğneada Limanı yakınında insan eliyle yapılmış yapılar kıyı akıntısının dinamiğini bozabilir ve rip oluşabilir. Özellikle kıyı çizgisinin karaya oyuntu yaptığı plajların ortasından denize girilmemeli. Sığ kıyılarda dalga yüksekliği fazla olduğu zamanlarda da. Boğulma tehlikesi anında paniklemeden, kıyıya doğru değil, hızlı bir şekilde açığa doğru yüzülmeli. Zaten yüzen kişi kendini bu kanaldaki üst akıntıya bıraktığında açığa sürüklenecek. Bu sırada önemli olan su üzerinde kalabilmek. Doğal plajların yanlarında, insan eliyle yapılmış yapıların kıyılarında açığa doğru devam eden koyu renkli kanal varsa yüzülmemeli.

BİLİNÇLİ VE SİSTEMLİDİR! 

Şanlıurfa'nın Siverek İlçesi'nde “Dinimizde putperestliğe yoktur” diye bağırarak Cumhuriyet Meydanı'nda bulunan Atatürk heykeline elindeki tahra ile zarar vermeye kalkışan sarıklı seyyar satıcı Mehmet Malbora'ye tepkiler büyüyor...

XXX

İstanbul, Beşiktaş’taki Maçka Parkı’nda özel güvenlik görevlisinin bir kadına "Bu kıyafetle parkta dolaşmana izin vermiyorum, memelerini açamazsın" diyerek saldırdığı görüntüler sosyal medyada tepki gördü.

XXX

Son günlerde yaşadığımız iki olay.

Ey benim başörtülü bacıma saldıranlar diye  seslerini yükseltenlerden tık yok.

 Bilinçli ve sistemli bir hareket bu.

Hero tişörtü giyenleri patır patır gözlem altına alanlar, deprem sonrası milletin anasına küfür edip nefret suçu işleyenlere tık demeyenler elbette bunlara da tık demeyecekler.

Memlekette her şey güllük gülistanlık.

Yakında ellerinde Tahra ile bizi kesmeye kalkarlarsa bunlar şaşırmayacağız!!!

DEJERENE  ETMEYİN ! 

Bıktım usandım.

Uyarmaktan, yazmaktan , söylemekten…

Çare yine direk Enver Yılmaz başkana seslenmek.

Sosyal medya da geçtiğimiz günlerde paylaştım .

Aziziye Mahallesi Dörtlereli Sokağa asılan sokak levhasında  Dörtlereli sokağın  altına Saray Mahallesi olarak yazıldığını bu tür yanlıların bir çok bölgede olduğuna dair şikayetler geldiğini belirtmiştik.

Herkese açık sayfamda bir belediyenin görebileceğini umarak yeter artık bir şişi de doğru dürüst yapın bu işi yapanlar demiştim.

Yetmedi geçtiğimiz gün yine bir sokak levhasında ki yanlışlarla ilgili bir bilgi geldi.

Yine bu tür bir sokak levhalarında özellikle Düz Mahallede  Düz Mahalle yerine Düz Mahallesi yazıldığı görülüyor.

Böyle bir yazım Türkçede yok. Zaten Düz Mahalle ismini Düz Mahallesi yapmak bilgisizliktir ,cahilliktir , şehrin karakteri ile oynamaktır. Dejenere etmektir. Paylaştığım fotoda görüldüğü üzere Ordu’nun en eski mahallesinden biri olan bölgede hale numaralı bir sokak ismi varsa bu gelmiş geçmiş belediyelerin ayıbıdır.

Sayın başkan bu levhaları asanları uyarın bu yanlışları düzeltirin.Bir ikincisi bu tür yanlışları muhtarlarımız görmüyor mu , görüyor da yaptıkları şikayetler değerlendirilmiyorsa bana bildirsinler ben de direk Büyük Şehir Belediye Başkanımıza yazarım olur biter !!!

 

Ama bu ayıpları gidermek için   gerekeni yapalım lütfen 

ANAVATAN ORDU 

 

Ne demiş yüce Önder Atatürk ‘ Benim tek umudum gençliktir’

Nereden geldi bu laf diyeceksiniz şimdi.

Bir süreden bu yana heyecanlı bir genç arkadaşımız Anavatan partisi Ordu il ve ilçe teşkilatlarını canlandırmak için var gücü ile çalışıyor çabalıyor.

Son olarak Partinin genel başkanı İbrahim Çelebi’nin katılımı ile  Ordu il ve Altınordu ilçe başkanlıklarını açılışı yapıldı.

Genç kardeşimiz Bora Levent Özer Kalpaklıoğlu başkanlığında gerçekleştirilen kuruluş sonrası  çalışmalar hızlı bir şekilde devam ediyor.

MHP ve Devlet Bahçeli’nin içinde bulundukları durum ve Bahçeli’nin   AKP’ye sorunsuz desteği nedeniyle  merkez sağda oluşan bir boşluğu Anavatan partisi doldurmak istiyor ve geçmiş döneminde ki olduğu gibi yine iktidara yürümek düşüncesini taşıyor.

Genel Başkan Çelebi açılışta Anavatan partisine büyük özlem duyulduğunu belirterek  şunları vurguluyordu :

“Anavatan patisinin o kucaklayıcı, herkesi kapsayıcı kimseyi ötekileştirmeyi siyaset felsefesine tekrar Türkiye’nin aynı 1983de rahmetli Turgut Özal ile Anavatan Partisi’nin kurulduğu dönemden daha çok ihtiyacı var. Dikkat edin akşama kadar oruç tutuyoruz iftar yemekleri veriyoruz, iftar yemeklerinin sonunda siyasetçilerimiz kürsüye çıktıklarında hakaret dili bağırma, çağırma, birilerine ayar çekme milletimiz bunlardan bıktı. Milletimiz zaten ekonomik anlamda çok sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Toplum olarak o kadar zor bir süreçten geçiyoruz ki, biz milli değerlerimizle, Türklük kültürümüzle de, İslamiyet kültürümüzle de kadına el kalkmadığı bir dönemde kadın tacizleri, cinayetleri had safhada. Bir hamile hanımefendinin park probleminden dolayı darp edildiği günü yaşıyoruz. Bir minibüste kucağındaki çocuğa saldırılacak derecede toplum psikolojini kaybetmiş biz nerelere gidiyoruz. Toplumun geldiği bu noktada biz siyasetçilerinde hataları var. Biz kullandığımız dil ayrıştırıcı, ötekileştirici dil sokağa yansıdığı zaman önünü alamadığımız tehlikeler addediyor. Onun içindir ki özellikle siyasetçiler ve toplumu yöneten kesimin özellikle diline dikkat etmesi gerekiyor. Siyasetçi dilinden ziyade devlet adamı dilinde konuşulması lazım. Onun içindir ki Anavatan Partisi’nin bu devlet adamı aklına Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu görüyoruz”

Katılmamak elde değil.

Bu nedenle bir gazeteci olarak genç kardeşimiz Bora Levent Özer Kalpaklıoğlu’nun başarılı olmasını diliyorum , istiyorum.

Siyasetin bu tür gençlere ayrıştırmadan yol almak isteyenlere ihtiyacı var.

Bu nedenle  merkez sağda adam gibi bir partiye Türkiye’nin ihtiyacı var.

Bunu tekrar Anavatan başarabilir mi ?

Başarması dileği ile…

 

İHSAN ŞENER’İ UNUTTUNUZ MU ?

 

Ordu’da yaşanan kavganın bu gününü gören ama dünü unutanlara bir hatırlatma yapmak isterim.

Kimine göre Enver Yılmaz baştan aşağı suçlu kimine göre Emniyet müdürü.

 Aslında olay Emniyet müdürü , Yılmaz meselesi değildi.

Ordu şehrinin içine bomba atılmıştır bu bombayı atanlar bu olayları seyretmektedir.

            Ne yazık ki o günlerde de yazdığım ama sadece yazdığımla kaldığım gibi Cumhurbaşkanı tüm bu mesnetsiz suçlamalara karşın ortada kalmayı tercih etse de  başbakan ile birlikte Ordu’nun içine atılan bombayı görememiş ve yangına müdahale edemeyince de olaylar bu hale gelmiştir.

“Bu bilgileri bu makamlara veren şahıs bizim eski milletvekilimiz İhsan Şener. Bunun üzerine Genel Başkan Yardımcımıza dedim ki, 'bu iftirayı atan şahısla bizi yüzleştireceksin.' Ancak kendisi yüzleşmeye gelmedi. Ben o zaman hukuki haklarımı sonuna kadar takip ederim. Hukuki hak dışında üzerime düşeni de ben erkek gibi yaparım."

Bu sözler Zekeriya Öz’ün Ordu üzerinden yurt dışına kaçırılma olayı ile ilgili Yılmaz tarafından söylenmiş sözlerdir.

İddialar arasında   Enver Yılmaz’da yardımcı gösterilmiştir. Ayni parti içinde İstanbul milletvekili Metin Külünk’de TRT’de haberde  Ordu’da Feto soruşturmalarını müdahale edildiğini Öz’ün kaçırılmasına ait Tedes görüntülerinin silindiğini iddia etmişti.

Tüm bu iddiaların yalan olduğu ortaya çıktı.

Külünk sadece bir düzeltme yapar gibi yaptı. O gün Başbakan Yardımcısı olan ve TRT’den sorumlu Numan Kurtulmuş olaylarla ilgili Enver Yılmaz’ın açıklamalarına sahip çıkmayıp, TRT yaptığı ile kalmıştı.

Yani demem o ki Emniyet müdürü sadece bir detay.

AKP  kendi partisinin belediye başkanının üzerine oynanan oyunları tezgahlayanlarla dolu olduğu iddia  edilse de, bu böyle olsa da olmasa da bu şehrin huzurunun kaçmasına,  olayların büyümesine seyirci kalanlar yine koltuğu Ankara’da olanlar…

Ey millet Enver’i sevin sevmeyin, yaptığını doğru bulun bulmayın.

 Ama geri planda ki bu bombacıları da unutmayın.

 

SEN CIBBANA DEVAM ET !!! 

 

Merkez yandaş, yalaka  medyasında ünlü bir sanatçının (!) matemi diye koca başlıklarla haberler vardı.

Acaba nesi ölmüş diye merak ettim. Habere baktım. Ünlü sanatçı köpeğini çekim yapılan sete getirmiş orada köpek yola çıkmış ve Tır ezerek ölümüne neden olmuş.

Köpekte olsa bir candır üzülürüz elbet. Ama ünlü sanatçının matemi diye başlık atan şerefsizlerin şehit haberlerini sayfalarında .yer vermekten kaçınırken veya minnacık bir şekilde sunarken haberi bu şekilde sunması (benim için normal) öfkelendirdi beni.

Ne yazık ki terörden en çok darbeyi almış ailelerinin bir çoğunun hala bunları cıbbanlaması aslında beni daha da derinden üzüyor.

Bunlar bu işi resmen ele almışlar yüzsüzlük ve şerefsizlik yapıyor bu medyada, yaa arkadaş siz hiç mi  şehidinizden gazinizden utanmıyorsunuz vicdanınız hiç mi sızlamıyor.

Çıktığınız saraylarda, konutlarda hiç olmazsa bu rezilliği dile getirin bu pespayeliği şikayet edin  neden korkuyorsunuz veya susuyorsunuz.

Hadi korkuyorsunuz, susuyorsunuz bari cıbbanlamayın be ruhlarını teslim etmiş varlıklar !!

 

 

FETÖ İLE MÜCADELE! 

Yorum filan yapmayacağım. Sadece başlık bana ait. Buyurun okuyunuz bu haberi. Mümkünse bir yerlerde saklayınız..

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) yargı yapılanmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, dönemin HSYK Başkanının çağrıları üzerine etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuklu şüpheli eski savcı Turhan Turunç'un yargılanmasına başlandı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuklu sanık Turunç ve avukatı katıldı.

Duruşmada savunma yapan sanık Turunç, örgütle 1994 yılında staj döneminde tanıştığını, ancak kurgu soruşturmalar açmadığını, örgüt okullarında okumadığını, çocuklarına isim koyulmasına izin vermediğini, ışık evlerinde yetişmediğini belirtti.

Hiçbir mahrem toplantıya katılmadığını ifade eden Turunç, 1991 yılında yapılan hakimlik sınavlarına kendisinin çalıştığını, FETÖ soruşturmalarında görev almadığını, hiçbir yargı derneğine üye olmadığını, örgütün yaz kampı toplantılarına bir kez katıldığını söyledi.

"GİZLİ HABERLEŞME AĞI OLDUĞUNU BİLMİYORDUM"

HSYK 2014 seçimlerinden önce örgütün şifreli haberleşme programı ByLock'u kullanmaya başladığını belirten Turunç, "Dua mahiyetinde yazılar geliyordu. Gizli haberleşme ağı olduğunu bilmiyordum. Yapıyla tanıştığımda Kuran okumayı bilmezdim. Son dönemde öğrendim. Örgütün istişare toplantılarına katıldım. Bu toplantılarda dini konular, gündeme ilişkin konular konuşulur. Fetullah Gülen'in CD'leri izletilirdi" dedi.

Turunç, seçimler için aynı adliyede görev yapan 5-6 meslektaş için oy istediğini ve hakim, savcıların kimlere oy vereceğini bilgisini örgüte verdiğini anlattı. 

15 Temmuz darbe girişimin ardından örgütün gerçek yüzünü gördüğünü ifade eden Turunç, şöyle devam etti:

"Sosyal medya hesaplarımdan 15 Temmuz'u kınayan mesajlar attım. Eşim ve kızımı üzmemek için meydanlara inmedim. Sırf dini duygularla bağlı olduğum bir yapıydı, PKK gibi açık hedefleri yoktu. Suç işleme amaçları, devleti ele geçirme amacı olduğunu bilmiyordum. Suç işlemek amacıyla bu yapıyla yan yana gelmedim. Bu yapının silahlı terör örgütü olduğunu bilerek içerisinde bulunmadım. 17-25 Aralık'ın yolsuzluk dosyası olduğunu sanmıştım. 15 Temmuz'da bunun bir darbeye giden adımlardan olduğunu anladım. Yapının darbeye karıştığını öğrenince hayal kırıklığına uğradım. Mahkeme salonunda şüpheli olarak bulunmaktan acı ve üzüntü duymaktayım. Dini duygularım istismar edilerek aldatıldığımı düşünüyorum. Keşke bu yapıya hiç yaklaşmasaydım."

Darbe girişimi esnasında oğlunun Yalova'da Hava Harp Okulu'nun yaz kampında olduğunu kaydeden Turunç, "O gece kamptan çıkarılmamış. 100-150 kişiyle beraber orada kalmış. Böylece hiçbir şekilde darbeye karışmamış. Sorgusunun ardından serbest kaldı" ifadelerini kullandı.

BYLOCK İLE BİN 315 KEZ BAĞLANMIŞ

Mahkeme Başkanı Cem Karaca'nın "ByLock ile bin 315 kez bağlantı sağladığına dair tespit var. Ancak bu bağlantılar 13 Kasım 2014'te gerçekleşiyor. Sen savunmanda 2014 Ekim'de gerçekleşen HSYK seçimleri için ByLock'u kullandığını söylüyorsun. Bu çelişkiyi nasıl açıklayacaksın?" şeklindeki sorusu üzerine sanık Turunç , bu çelişkiyi kendisinin de düşündüğünü söyledi.

ByLock programının HSYK seçimleri öncesinde savcı Esat Faruk Benli tarafından telefonuna yüklendiğini söyleyen Turunç, kendisine 1-2 kez buluşmak için bu program üzerinden mesaj attığını kaydetti. 

Tutuklu sanık Turunç ve avukatı tahliyeye ilişkin talepte bulundu. Talepleri değerlendiren mahkeme heyeti, Turunç'un tahliye edilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

  BELEDİYE’YE ÖNEMLİ UYARILAR !!!

 

Bu yazı kaleme alınırken hala hazırda yağmur yağmıyordu.

Bilindiği gibi bölgemiz de genelde Ağustos veya Temmuz aylarında sel olayları yaşanır. Kimi çok sert olur kimi ufaktan vurur geçer.

Aziziye mahallesi ile Saray mahallesini birbirinden ayıran dereye lağım akıtılmakta., Bazı evlerin pis suları buraya akıtılıyor. Bu nedenle de  haşere olayı çok oluyor yolunda haber yaparken  Derenin için temizlenmediğine dikkatimizi çekti.

            Olabilecek  bir sel olayı karşısında derenin temizliği önemli. Ayrıca çevre sağlığı acısından da dereye akıtılan lağımların tespit edilerek gerekenin yapılması şart.

Mahalleli haklı olarak bu konuyla ilgili yapılan şikayetlerin değerlendirilmesini istiyor.

BÜYÜK TEHLİKE

Olay buradan girdikten sonra Belediyelerimizi uyarmak istiyorum.

Dediğimiz gibi bu aylar Ordu’da sel yaşanabilecek aylar.

Yapılan yol çalışmaları nedeniyle malzemeler mıcır, çakıl, kum gibi  yolarda yoğun olarak bulunuyor.

Özelikle  Aziziye , Saray, Zaferi Milli , Taşbaşı gibi yerlerde yapılan çalışmalar sonrasında  yol kenarlarında da ya atık yol malzemesi ya da benzeri çalışma malzemesi bulunuyor.

Herhangi bir yağışta bu malzemeler yukarıdan aşağı akacak menfezleri tıkayacak ve meydana gelebilecek selin artmasına neden olacak.

Yetkililerin  bu tür fazlalık malzemeleri kaldırması konusunda uyarmak bizim görevimiz.

Yoksa Düz mahalleyi , Fidangör’ü  Sırrpaşa’yı , Süleyman Felek’i kimse kurtaramaz..

 

FINDIK İŞİNİ SERBEST  BIRAKIN!  

Fındık Komisyona Fındıkta günlük yevmiye ücretine 60 tl olarak belirledi.

Buna uyulmasını istedi. Ayrıca 16 yaşından küçük çocuk çalıştırılmasını yasakladı 300 liraya yakın para cezası verileceğini açıkladı.

Patoza fındık vermenin 130 lira olduğunu da belirtti.

Bu rakamlar geçen yıl uygulanan ramakların altında.

Yani sözde alınan kararlar devam ediyor.

 Üretici amele bulabilirse yine 80-90 liradan aşağı yevmiye veremeyecek.

Bırakın 16 yaşında ki çocuklar 12-13 yaşında ki çocuklar bahçelere girip fındık toplayacak.

Yani demem o ki uygulamayacağınız takip etmeyeceğiniz, hesap soramayacağınız şeyleri açıklamayın bari.

Fındık alım ve satımında nasıl ilgili hükümetler olayı serbest piyasanın eline bıraktıysa bırakın gitsin bu işleri de .

Herkes hak ettiği şekilde yöneltilmeye ve hak ettiği şekilde emeğinin karşılığını almaya mahkumdur.

Dilenciler için ne düşünüyorsunuz? 

Önce haberi okuyalım.

Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, kentte seyyar satıcılar ile zabıta ekipleri arasında meydana gelen son olaylara değindi. Ordu genelinde 200'e yakın seyyar satıcı olduğunu belirten Başkan Yılmaz, "İlimizde bulunan 200 civarında seyyar satıcı, vatandaşlarımızın duygularını sömürüp zabıtayla ilgili önyargılardan faydalanarak devletimizi zarara uğratıyor ve elde ettikleri kazançtan hiçbir şekilde vergi vermiyor. Halbuki aynı cadde üzerinde kira ödeyen ve vergi veren esnaflarımız, tüm yasal gereklilikleri yerine getirerek ticari faaliyette bulunuyor ve vergilerini ödüyor. Vergi ödediklerini ancak seyyar satıcıların işlerini olumsuz yönde etkilediğini belirten esnaflarımız, haklı olarak şikayette bulunuyor” dedi.
Seyyar satıcılara yönelik denetimlerin devam edeceğini ve bu denetimlerin kameralar ile kayıt altına alınacağını da vurgulayan Başkan Enver Yılmaz, “Seyyar satıcılık konusu, kanunun verdiği yetkilerin kullanılması ve düzenin muhafaza edilmesiyle ilgili bir sistem meselesidir. Bu sistemin sağlıklı bir şekilde oturması, işlemesi ve bize verilen yetkilerin sonuna kadar kullanılması konusunda talimat verdim. Bunu yaparken de herhangi bir haksızlığa ve yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için teknolojinin imkânlarını kullanacağız. Zabıta personelimize dağıttığımız kameralar vasıtasıyla bütün diyalogları sesli ve görüntülü bir şekilde kayıt altına alacağız” şeklinde konuştu.

xxx

Başkanın bu  konuşmasına cevap verecek var mı bilemiyorum. Zaten pek de ilgilenmiyorum.

Uygulamanın sadece seyyarlar için yapılmaması gerektiğini de belirtiyorum.

Zabıta arkadaşların yolda gördüğü dilencileri görmezden gelip geçmesine çok tanık olduğum için Başkan Yılmaz’ın ayrıca bu kayıtları dilenciler içinde kullandırmasını istiyor ve talep ediyorum.

Tabi bu dilenciler işi sadece Zabıtanın işi değil. Emniyette bu işe bakmalı.

Artık kameralı zabıtalarımız olduğuna göre kurulacak Zabıta ve Emniyet ortaklığında ki ekiplerin çalışmalarını görme şansımız olur.

Birileri çıkıp ondan sonra bu dilencilere niye göz yumuluyor, Suriyelilerden yolda yürüyemiyoruz çelik çocuk özelikle bayanların önünü kesiyor yalanlarını uydurmaz!!!

 

SES YOK , NASIL OLSUN!!! 

15 Temmuz için hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı forslarının yer aldığı afişler için  merkez medyanın iki kaleminin yazdıklarını paylaşacağım önce sonrada iki soru soracağım :

Önce Hürriyet’ten Ahmet Hakan :

MEHMETÇİK’in zillet içine düştüğünün afişini yapacağına...

Tek kurşunla FETÖ’cü generali deviren kahraman askerimiz Ömer Halisdemir’in afişini yap...

*

Türk askerinin teslim oluşunun afişini yapacağına...

 

FETÖ tarafından nasıl aldatıldığının ve kandırıldığının afişini yap...

*

Ağlayan ve teslim olmuş Mehmetçik’in afişini yapacağına...

FETÖ çetesinin Ergenekon’la, Balyoz’la hayatlarını kararttığı askerlerin afişini yap...

*

PKK’ya karşı amansız bir mücadele veren askerimizi zelil durumda sembolize eden afişler yapacağına...

Kutsal topraklara gider gibi Pensilvanya’ya giden milletvekillerinin afişini yap...

*

FETÖ çetesinin üniformalı elemanlarından yola çıkarak askerlerimizin perişanlığının afişini yapacağına...

Bunca FETÖ’cünün Türk Silahlı Kuvvetleri’ne nasıl sızdırıldığının afişini yap...

*

Hiçbir şeyden haberi olmayan gariban askerlerimizin afişini yapacağına...

Her şeyden haberdar olduğu halde kılını kıpırdatmayanların afişini yap...

ERTUĞRUL ÖZKÖK :

YARINDAN itibaren iki gün boyunca, bu sayfada yazılarımın başına Cumhurbaşkanlığınca hazırlanan bir logo koyacağım. Ama bu yandaki afiş olmayacak.

15 Temmuz 2017 gecesi darbenin birinci yılında, elbette ülkesini seven her Türk vatandaşı gibi ben de o gün hayatını kaybeden insanları rahmetle anacağım.

*

Ama şunu da yapacağım.

PKK’ya karşı savaşırken hayatını kaybeden, El Bab’da hayatını kaybeden şehitlerimizi de aynı duygu ile rahmetle anacağım.

*

Bunu yaparken 15 Temmuz’la ilgili bir itirazımı da dile getireceğim. Cumhurbaşkanlığı, yanda fotoğrafını gördüğünüz bir afişi de hazırlatmış.

Lafı hiç dolaştırmadan hissiyatımı söyleyeyim.

Bu afişi hiç sevmedim.

*

Neden biliyor musunuz?

 

Darbeye katılan aşağılık subaylar ordunun yüzde 10’unu bile geçmiyor.

Bu kahraman ordunun kahraman subayları, siz bu yazıyı okurken ülkenin sınırları içinde PKK’ya, sınırları dışında IŞİD ve YPG’ye karşı hâlâ savaşıyor.

Her gün şehit veriyor, şehit arkadaş cenazesi kaldırıyor.

*

Bir düşünün...

Türk subayını böyle pespaye bir halde gösteren şu afiş karşısında o insan ne hisseder?

*

Ben kendimi iyi hissetmedim.

15 Temmuz’da oluşan muazzam birlik ruhunun böyle iptidai bir afişe ihtiyacı yok...

*

“Canım ne var, orada kastedilen darbeci subay” deyip geçiştirmeyin...

Neticede o afişin üzerinde Türk ordusunun üniformasını taşıyan bir subay görüyoruz.

*

Unutmayın ki aynı üniformayı taşıyan kahraman subaylarımız dağlarda teröristle savaşıyor. Katar’daki üste o üniformayı taşıyor.

*

Derim ki...

O afişi bir kere daha düşünün...

XXX

Yandaşından yalakasından , Reisçisinden bile bu afişlere tepki  gelirken öncelikle Genel Kurmaydan bir kişinin bile sesini çıkardığın gördünüz mü ?

Hele ki Milliyetçiliği ayaklar altına aldım beraberinde hayvanlarla yürüyorsun şeklinde sözlere muhatap olan ve  her koşulda AKP’ye omuz vermekle şöhretli sözde  Milliyetçi Devlet B:ahçeli’den tek bir kelime dahi duydunuz mu ?

Bunun yanı sıra Devlet efendi 15 Temmuz gün linç edilen henüz yemin bile etmemiş erler için ne olduğunu bile bilmeyen askeri öğrenciler için tek kelime bile etti mi ?

Tarih sizleri hak ettiği sayfalar yazdı.
Temizleme şansınız yok  

BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA !

Biz daha gençlik yıllarımızda Cemaat için bunlar iyi ayak değil, bunlar ülkeyi yıkma peşinde derken bu gün anlı şanlı Cemaat karşıtı Reis hastaları bize küfür ediyordu.

Bu memlekette bile tehdit aldıklarımızın bir çoğu içeride azılıları ise pişman olmuş ayaklarında 17-25 Aralıkta gördük bunları diyerek ellerini kollarını sallayarak ayni yataktan çıktıklarını unutuyor.

Şimdi geriye baktığımda biz taşra gazetecisi olduğumuz için bizimle pek uğraşmamış bu cemaat diyorum kendi kendime !!!

Ama ayni yataktan çıkanlar şimdi en büyük Reisci oldular. Ama Yılanın başı tehditlerini sürdürüyor.

Niye mi  niye biliyor musunuz bu gün Fetoya  katmerli küfür edenlerin yarın ya bizi yanıltmışlar hoca iyimiş diyeceklerini bildikleri için.

Bazı şerefsizler okumuşlardır veya okumamışlardır.

Ama adamın son haberini okumayan  şerefsizler için paylaşıyorum:

15 Temmuz'un yıldönümüne sayılı günler kala Almanya radyosu teröristbaşı Gülen ile röportaj yaparak adeta örgüte kıyak yaptı. Teröristbaşı Gülen röportajda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Türkiye'yi doğrudan hedef aldı. Teröristbaşı Gülen, “Erdoğan beni bitirebilirse hareketteki herkesin çözülebileceğini düşünüyor ama bu hareket Tanrı’ya bağlı bir sevgi ve özveri hareketidir. Bizden sonra da insanlar harika işlerini yapmaya devam edecektir” diye konuştu.

GÜL VE DAVUTOĞLU ZİYARETİ
Gülen, röportajında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ismini kendisini ziyaret edenler arasında ilk kez verdi.

“Binlerce insan burayı ziyaret etmek için geldi” diyen Gülen, “Ziyaret edenler arasında 50 milletvekili yanı sıra Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu bulunuyordu” diye konuştu. Gülen bu cümlesinin ardından ise “Bu nedenle, birçok insan beni tanıyor olabilir, ancak ben onları tanımıyorum” ifadelerini kullandı.

YİNE MESAJ VERDİ
Türkiye’nin geleceğiyle ilgili “umutsuz” olduğunu söyleyen teröristbaşı Gülen, buna karşın “kendisini umutlandıran şeylerin” de olduğunu vurguladı.

İDAM SORULUNCA...
Röportajda terörsitbaşı Gülen’e Türkiye’de idamın geri getirilmesi talepleri de soruldu. Teröristbaşı Gülen bu soru karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik çirkin itham ve hakaretlerde bulundu.

Yüzlerce insanın katili olan Teröristbaşı, “Son yıllarımı yaşıyorum. Beni asmak için ölüm cezasını geri getirmeye karar vermiş olsalar bile son arzun nedir diye sorduklarında, bu acıya sebep olan ve binlerce masum insana baskı yapan kişiyi söyleyebilirim, yüzüne tükürmek istiyorum.” dedi.

Bu sözler üzerine röportajı yapan Robert Siegel, teröristbaşı Gülen’e “Erdoğan mı” diye sordu. Gülen ise “Başkası değil, baskıyı yapan o” yanıtını verdi.

Çekirdek çitleyen polis amca!

Bir çok arkadaşımız büyüklerimiz geçtiğimiz günlerde tamamlanan Adalet yürüyüşü sırasında yaşadıklarını anlatırken bir yerleri abartıyorlar diye içimden geçirmiştim.

Ama geçtiğimiz gün Yeni Çağ gazetesinde Ahmet Takan’ın bir yazısını okuyunca bana anlatılanlar eksikmiş bile dedim.

Buyurun yazının bir bölümünü okuyun.

Ankara'dan İstanbul'a giderken de aynıydı sözde otoban. Bayramdan bayrama, kazaların önüne geçmek için medyada artistlik, şov yapan Karayolları, trafik polisi ekiplerinin yerinde yeller esiyordu. Sadece yol boyunca yeniden uygulamaya sokulan ortalama hız limitine ilişkin bol uyarılar!.. Kamyon, TIR cenneti Türkiye... Otoban bu güya!.. TIR'lara ve kamyonlara hız sınırlamasının yanı sıra -normal trafik kurallarının geçerli olduğu her ülkede olduğu gibi- şerit sınırlaması var ama... Sollama yaptıktan sonra, ikinci şeritten tekrar kendi şeridine geçmesini bırakın bir tarafa, adam dalıyor üçüncü şeride... Selektör yapıyorsunuz, korna ile uyarıyorsunuz, tınmıyor bile. Devam ediyor tam gaz önünüzde yola.. Sollama yaparken sinyalsiz aniden önünüze kırmalar, yolların rutin gerçeği olmuş. Tam bir kamyon ve TIR terörü esiyor Ankara-İstanbul otobanının hem geliş hem gidiş yönünde. Koca koca TIR'ların altında kalıp can vermemek için Demir Bükey kabiliyeti ve tecrübesinde olmanız gerekiyor!.. Kuralsızlık kural haline gelmiş. Ne yapmak lazım?.. Trafik kurallarına uymayanları, yollarda canınıza bilerek kast eden trafik cellatlarını ilk gördüğünüz trafik ekibine bildirmek lazım. Ama ne gezer!.. İşleri havale etmişler otomatik geçişe. Belki bir yerlerde çorba içiyorlardır(!) veya sigaralarını tüttürüp dinleniyorlardır diye mola yerlerinde yavaşlıyorum. Aldığım bazı plakaları bildireceğim. Yok oğlu yoklar. Buhar olmuşlar adeta. "adalet" yürüyüşüne duyulan siyasi irade nefretinden dolayı durumdan vazife mi çıkarmışlar, tüm yolları ve yollarda gidenleri protesto mı ediyorlar, ne haliniz varsa görün mü diyorlar acaba diye kendi kendime düşündüm durdum. İmam cemaat hikayesi!.. Vatandaşlık görevimi yapacağım, bildirimde bulunabileceğim tek bir ekibe rastlayamadım. Öylece vardım İstanbul'a. Öylece dönerken de akşam saatinde Kaynaşlı'ya yakın Bolu tünelinin Ankara'ya dönüş tarafının (daha önce duyurulan) kapalı olduğuna dair uyarı levha ve yol işaretleriyle karşılaştık. Kaynaşlı gişelerinden çıkamadan sıkışıklık başladı. Soygunmatik OGS, HGS gişelerini geçmeden trafik felç olmuştu. TIR'lardan, kamyonlardan ve otobüslerden, otomobiller neredeyse görünmez haldeydi. Abartmıyorum!.. Santim santim ilerliyorduk yazın kavurucu sıcaklığında. 2 şeritli Bolu Dağı çıkışı (eski yol) tıkanmıştı. Ucunu göremediğim yolu ağır vasıtalar yürünmez hale getirmişti. Bu kare belki size bir fikir verebilir. Yol boyu yanımda hatim indiren hatun çekti.

Böyle olamaz herhalde bir yerde Karayolları ekipleri bomboş olan geliş istikametinden bir şeridi gidişe tahsis etmiştir, trafiği rahatlatırlar diye kendi kendime umut ediyordum. Birinci ve nadiren ikinci viteste gittiğim Bolu Dağı çıkışında müteahhitleri pek de seven (!) Karayolları ekiplerimizden kimseye rastlayamadık. Sessiz direnişteydiler herhalde!..

Dur kalk, dur kalk, Kaynaşlı girişten Abant gişelerine şanlı (!) tırmanışımız yaklaşık 2 buçuk saat sürdü. Yolun kenarı, su kaynatan, kaputlarını açıp motorlarını serinletmek için bekleşen araçlarla doluydu. Kaderimse çekerim modundaki yurdum insanları yolun kenarında her zamanki gibi seyrediyordu!.. Abant gişelerinden tekrar otoyla giriş yapacağımız meşhur OGS-HGS gişelerinin önünde bir trafik polisi aracı bir de önünde bekleyen polis amcayı görünce Amerika'yı yeniden keşfetmiş gibi sevindim. Yavaşça yanına yaklaştım, eşimin oturduğu kapının camını açtım. İyi akşamlar diledikten sonra, nazikçe, "memur bey, Bolu Dağı'ndaki trafik rezaleti ve sıkışıklıktan haberiniz var mı?" diye sorma gafletinde bulundum!.. Polis amca, şapkasını kafasından geriye doğru kaydırmış, elinde bir paket kabak çekirdeği, hem çitliyor hem de  kabuklarını yere tükürüyordu. Hiç istifini bozmadı, gayet ukala bir şekilde "hee, haberim var var, hee" diye cevap verdi. Bu arada çekirdek çitlemeye devam ediyor ve önümüze doğru kabuklarını tükürüyordu. Bizimle alay eden mimikler sergiliyordu. Tam elimi el frenine atmaya hazırlandığımda bu gibi durumlarda tepkilerimin ne olduğunu gayet iyi bilen eşim devreye girdi. "Yolumuza devam edelim ne olur" dedi. Polis amca, "işinize gelirse böyle" modunda hâlâ aynı tavırda sırıtıyordu. Bir yanda eşim, bir yanda devletin çok saygı duyduğum üniforması... Abant gişelerinden tekrar sözde otobana, o yollara girip, TIR terörünün arasında şükürler olsun Ankara'ya vardım.

Her zaman derim; "Bir ülkeye gittiğinizde medeniyet seviyesine ilk bakışı atmak mı istiyorsunuz. Hemen trafiğine bakın."

Yollarla övünen yöneticilerin hüküm sürdüğü ülkemizde pespayelik, arabesklik, kepazelik o yollara  indi. Anayasada bahsedilen seyahat özgürlüğünü, sadece, herhangi bir tahdit olmadan bir yerden bir yere turistik gezi yapabilme olarak mı algılıyorsunuz. O yollardaki can ve mal güvenliğinizi kim sağlayacak? Kabak çekirdeğini çitleyip yüzünüze doğru tüküren polis mi?.. Veya bu tipleri idare eden, görevlendiren anlayış mı?..

Bu sadece bir örnek... Baas Arap rejimlerindeki, pespayelik, medeniyetsizlik, her türlü çürümüşlük ve ahlaksızlık artık yollardan akıyor. Yaşamımızın her yanını kokuşmuşluk sardı. Bırakın bu merkezi, sağıydı, soluydu tartışmalarını da... Medeniyet içinde yaşayacağımız, her sokakta medeniyet soluyacağımız, ahlak, devlet ciddiyeti ve uygulamalarını göreceğimiz, kuralların tıkır tıkır işlediği, herkesin birbirine asgari saygıyı göstereceği bir düzenin vizyonunu bizlere gösterin. Biz de sizin peşinizden gelelim. Arap gibi değil, Türk gibi yollarda yürümek ve arabamı kullanmak istiyorum!.. Başım sıkıştığında da karşımda tarafsız, ahlaklı Türk devlet görevlilerini görmek istiyorum!..


BİLGİLENDİRMELER 

Dış Cephe kapaması konusunda şikayetleri ilettiğimiz Büyük şehir belediye Başkanı Enver Yılmaz gerekenlerin uyarılacağını ve baret ve kemer konusunda hassasiyet gösterilmesini isteyeceklerini belirtti.
Güzelorduspor isminin Yeni Orduspor olarak değiştirilmesi konusunda ki beğenmedim eleştirileri konusunda ise Türkiye Futbol Federasyonun alternatifleri arasında fazla seçenek olmadığını gruplarda çok fazla belediyespor olduğunu böyle bir ismi bütün Ordu’ya mal edemeyecekleri içinde yeni Orduspor ismini seçtiklerini belirterek ‘ ben bu isimden memnunum’ dedi.
Ben de bu konuda okuyucularımızı bilgilendiriyorum.

Niye Kızıyoruz ki ?!

Katar'dan Ordu'ya gelen bir grup iş adamı, 2 bin rakımlı Çambaşı Yaylası'na 20 milyon dolarlık otel yatırımı için incelemelerde bulundu.

Valiliğin yürüttüğü turizm faaliyetlerinin ardından bir grup Katarlı iş adamı Ordu'ya gelerek Kabadüz ilçesine bağlı Çambaşı Yaylası'nda yatırım yapmayı talep ettikleri arazileri gezerek, ilgililerden bilgi aldı.

Kabadüz Belediye Başkanı Yener Kaya tarafından yaylada gezdirilen iş adamları 650 dönüm arazi üzerinde mutabık kaldı.

xxx

Haberin bir bölümü böyle.  Genelde sosyal medyada yayla  Arap’lara peşkeş çekiliyor diye haber yapıldı. Sanki milletin a.k’lara peşkeş çekilmiyor da sorun yatırımı yapan Arap olunca mı ortaya çıkıyor!

Bence mahsuru yok.

Ülkeyi soyan Türk olunca da sorun olsun tepkinizi gösterin. ( Gösterenlere sözümüz yok)

Kapımıza, başımıza, yolumuza, hukukumuza, namusumuza ortak olan (!) Suriyelilerden  iyidir yatırımcı Arap !?

    Perinçek bu ?

Türkiye Katar’a asker göndererek,

-Araplar arasında çatışmaya taraf olmuyor, emperyalizme karşı taraf oluyor.

-ABD-İsrail saldırganlığına karşı Doğu Akdeniz’den Umman Denizi’ne uzanan cephenin bütününde konumlanıyor.

-ABD’nin ve İsrail’in “Kürdistan” planına karşı ileri hatlardan savunma mevzisi kuruyor.

-Müttefiklerinin güvenini kazanıyor.

-Kendisinin ABD’ye boyun eğme yollarını kapatıyor.

-Katar’ın direncini güçlendiriyor, bu ülkenin ABD’ye yem olmasını önlüyor.

-Mehmetçiğin kanını satmıyor, Mehmetçiğe vatan savunmasında stratejik önemde görev veriyor.

Katar’a asker gönderilmesine karşı çıkanlar, niyetleri ne olursa olsun, ABD’ye karşı vatan savaşının güçlenmesine karşı çıkıyorlar."

xxx

Böyle diyor Doğu Perinçek Katar ile ilgili.  Hükümet’e ve C. Başkanına bu yolda tam destek veriyor.

Daha önce iki yazarı da  Mehmetçik’in hesabını dolar üzerinden yaparak nede Katar’a olma gereğini yazmışlardı.

Birisinin yazısı aşırı tepki  üzerine Aydınlık gazetesinin internet sitesinden kaldırıldı.

Kurnaz, Doğu’da olayı Dolara endekslemeyin diyor. Gerekçeleri böyle sıralıyor.

Doğu Perinçek’in öz geçmişi düzenlenip söyledikleri ve yaptıkları alt alt konsa şaşırmaya devam eder dururuz.

Ne diyeyim Allah akıl fikir versin! 

ADALETİN, MUHALEFETİN , STK’LARIN OLMADIĞININ EN GÜZEL KANITI !!! 

 

Diyeceksiniz ki böyle ortamda daha ne yapılabilir.

Her şeyi onların elinde  ses çıkartan normal vatandaşın başına ne gelecek belli değil., diğerlerinin sesini satılmış yalaka medya zaten vermiyor.

Şimdi ben önce Dini bütün Müslümanlara soracağım.  Adalet deyine akan suları durduran AKP’lilere, AKP’li yöneticilere , siyasetçilere soracağım.

15 Temmuz günü özellikle Boğaz köprüsünde linç edilen öldürülen katledilen daha yemin etmemiş3 ünlük askerlerin, askeri öğrencilerin katillerine , işkence yapanlara hiç hesap soruldu mu ?

Bir tanesi içeri alındı mı , bir tanesi hakkında dava açıldı mı ?

Muhalefet zaten bir şey yapamıyor ama Dini imanı dilinden düşürmeyen ancak bu konuda tek kelime bile etmeyenler Cehennemde çayır çayır yanacaksınız.

Kaçarı yok,  Zebaniler size bekliyor!

ANILAR KALIR    

 

Ben gazeteciliğe başladığımda Uğur ağbi Hürriyet’ten dönmüş  Karadeniz 52 gazetesinde idi.

Karadeniz 52 gazetesi o günlerde yayınlanan yazı dizileri,  röportajlar  özel haberlerle inanın bu gün Ordu’da 10 aşkın gazeteden daha fazla satıyor ve dağıtılıyordu.

Gazete sahibi Tuncer Engin, Uğur Gürsoy, Erol Ataşan, Necdet uzun, Cemil Çiğerim ve Ahmet Gürpınar gibi usta  kalemlerle kurduğu gazete ile ne kadar övünse azdı.

Sonra şartlar falan filan Uğur ağbinin geri dönüş macerası, başka alanlarda  çalışması son olarak Tribün gazetesinde ki baş yazarlığı.

Evet sohbetlerinden çok feyiz aldık , kaleminin güçlülüğü yazıya verdiği şekil hem imrendirmişti beni.

Kendine has bir adamdı.

Anlatılacak çok anı ve olay var ki.

Onları bizden büyüklerimize bırakalım.

Mevla rahmet eylesin…

HOŞ GELDİNİZ VALİ BEY !

 

            Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu bayram arifesinde bir açıklama yapmıştı.

Bayram araya girdiği için yazamadık.

          Kendisi Sakarya’ya tayin olduğu için  bizde bu yazıyı gelecek yeni valimiz için yazalım dedik.

           Okur mu okumaz mı bilemiyoruz ama bu rezillik devam ederse kendisine koltuğu oturduktan sonrada hatırlatırız!!!

xxx

:“Başından beri hep söyledik. Ey ahali. Dilenenlerin eğer mağduriyetten dolayı dilenme durumu varsa her türlü ihtiyacını karşılama sözü veriyorum. Dilencilerin her türlü ihtiyacını gidereceğiz, söz. Yeter ki muhtaç olsunlar. Polise, zabıtaya, jandarmaya iletsinler, bak burada dilenci var desinler. Bu kişi ister yerli olsun ister Suriyeli de olsa hakikaten dilenecek kadar ihtiyacı varsa her türlü ihtiyacını giderme sözü veriyoruz. Devletimiz sosyal devlet, kesenin ağzını açmış. Her ay bize 500 bin lira para geliyor fakir fukaraya dağıtın diye. Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı ayrı para gönderiyor. Evde bakım yardımı yapılıyor. Birçok yardım türleri var. Her türlü ihtiyacını karşılama sözü veriyoruz. Mağdurlara, yaşlılara, toplumun dezavantajlı kesimlerine ev bile yapıyoruz.”


“Eğer bir adam ihtiyacı olmadığı halde dileniyorsa ona mani olacağız. Ama bunların birçoğu dışarıdan gelme. Bu işi meslek edinmişler. Başka şehirlerden geliyorlar. Dilenenleri yevmiye ile çalıştırıyorlar. Veya değişik suç şebekeleri gibi zorla dilendirilen çocuklar var. Ailelerine para verilip çocukları kiralanıyor. Minibüsle geliyorlar. Beyefendiler minibüste uzanıyor, yatıyor veya kahvelerde oturuyor. O zavallıları salıyorlar ve sokak sokak dilendiriyorlar. Akşam ise dilendirdikleri insanların hasılatını alıyorlar. Dilencilerin banka hesabında bir sürü paralar çıkıyor. Bazen dilenciye yardım yapan, dilenenden daha fakir.”

xxx

Yukarıda ki sözlerin tamamı eski Vali Balkanlıoğlu’na ait.

Sayın Vali suç şebekesinden bahsediyor.

Vatandaştan yardım istiyor.

Suç şebekesi ile uğraşmak devletin kolluk kuvvetlerinin işidir

Onları yönlendirecek olanda ilgili amir ve yetkilerdir.

Bu nedenle diyoruz ki ortada ciddi bir sorun var.

Yarın bu gün bir yaşanacak olaydan bu konuda tedbir almayanlar suçlu olur mu ?

 Olmaz nasıl olsa burası Türkiye.

 O yüzden yeni Valimize çağrıda bulunuyoruz eski valimizin tespit ettiği suç şebekeleri ile ilgili  koltuğa oturduktan bir müddet sonrada olsa  gereğini yapınız !!!

 

 

SİZİN YÖNETİCİLİĞİNİZE, SİZİN YALAKLIĞINIZA  

Toplumu ikiye böldüler . Türkiye tarihinde hiçbir zaman bu kadar ayrıştırılmadı derken bize kızanlar.

Alın size bir ayrım daha. Hem de şehitler arasında.Yorum bile yapmayacağım. Cıbbanlamaya devam ulan cıbbanlamaya devam !!!

xxx

İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin burs uygulamalarında yer alan bir madde, görenlerin tepkisini çekti. Üniversitenin sitesinde yer alan "Burslar ve İndirimler" başlıklı bölümde üniversitenin öğrencilere önerdiği burs türleri yer alıyor.

“ŞEHİT ÇOCUKLARI ARASINDA AYRIM”

Burslar arasında "Şehit Çocuğu İndirimi" ve "Vefa Bursu" adlı iki burs tipi bulunuyor. Şehit Çocuğu İndirimi, şehitlerin çocuklarına yüzde 50 oranında indirim sağlıyor. Vefa Bursu adı verilen burs türü ise 15 Temmuz darbe girişimi sırasında şehit olanların çocuklarını kapsıyor. Üniversite, 15 Temmuz şehitlerinin çocuklarından öğrenim süresi boyunca hiçbir ücret alınmayacağını şu ifadeler ile açıklıyor:

"İstanbul Ticaret Üniversitesi, 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı gösterilen destansı direniş sırasında şehit düşenlerin çocuklarına kapılarını sonuna kadar açtı. Şehit çocukları, tercih ettikleri ve yerleştikleri takdirde İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde hiçbir bedel ödemeden öğrenim görebilecekler."

Kim utanacak ?   

Arıcı mı. Arıcılar Birliği mi, Arıcılık Enstitüsü mü ? Tarım İl Müdürlüğü mü ? Ziraat Odası mı ? Valilik mi ? Belediyeler mi ? Milletvekilleri mi , Bakanlar mı kim?

Kim utanacak. Dünya bal pazarında Türkiye'nin yeri yüzde 1.1 seviyelerinde kaldı. Türkiye yıllık 107 bin tonluk üretimle dünya bal liginde Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor ama boş hep boş…

Dünya’da Fındıkta birinciyiz, Bal üretiminde ikinciyiz. Bu her iki üründe de Türkiye’de  birinciyiz ama nedense Bal’da bir marka oluşturamadık kendi malımızı kendimiz kötüleyerek piyasada Ordu balı deyince burun kıvrılmasına neden oldu.

Yukarıda saydıklarımdan hiç biri Fındık kadar para döndüren Bal konusunda neden hiçbir şey yapmadı, neden bir marka oluşturamadı neden bir Bal paketleme tesisi kuramadı  , bal pazarlama şekillerini geliştiremedi.

Ben bildim bileli bu Bal konusunda her mekanda her tartışma ve bilgi ortamında  eleştirimi koymuşturum.

            Utanmadan sıkılmadan Ordu’nun fındık ile at başı giden bu ürününü bir yerlere koyamayanlar ne diyeceklerde utanacaklar bilemiyorum.

Ben bu olumsuz şartlarda katkısı bulunan gelmiş geçmiş, yukarıda saydığım kurum kuruluş ve kişileri kınıyorum kınamaya da devam edeceğim. 

 ÇOCUĞUNUZA SAHİP ÇIKIN

 

Zinayı suç olmaktan çıkartanlar, Uyuşturucu konusunda meclise verilen tüm önergeleri ret ederken sanki böyle bir gençlik istiyormuş gibi davranıyorlar.

Aşağıda ki haberi okuyun okuduktan sonra çeliğinize çocuğunuza bin kere daha fazla sahip çıkın.

İşsiz güçsüz gençlik bunalımları yenemiyor…

 

İstanbul, İzmir, Yalova, Edirne, Zonguldak, Samsun, Tekirdağ, Sinop, Kocaeli, Karabük, Erzincan, Burdur, Çorlu... Yoruldunuz değil mi? Biz de yorulduk. Üstelik bonzainin sebep olduğu bu kareler, sadece son üç ay içinde medyaya yansıyanlar... Tablo çok vahim. Türkiye, gençlerini uyuşturucunun pençesinden bir an önce kurtarmalı.

Türkiye’nin neredeyse her ilinde, sokaklarda bonzaiden sızan, uyuşan gençlere rastlanıyor. Başlama yaşı düşen, kullanma oranı gittikçe artan uyuşturucu, gençlerimizin beyinlerini gittikçe daha çok kemiriyor. Hükümetin bir an önce uyuşturucu ve madde bağımlılığı konusunda bir mücadele planı yapması bekleniyor.

Resmi rakamlara göre Türkiye’de bağımlılık oranı son 3 yılda yüzde 20, son 10 yılda ise yüzde 40’lık bir artış gösterdi. Özellikle bonzai denen sentetik uyuşturucunun yarattığı tablo vahim. Sokaklarda, caddelerde hatta yol üzerinde bayılan, düşen ve sızan bonzai bağımlılarının sayısı gittikçe artıyor.

Peki Türkiye’deki bonzai yaygınlığı ne? İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerinin verilerine göre, 2014 yılından bugüne kadar 654 kilo 357 gram sentetik kannabinoid ve 366 kilo 118 gram hammadde ele geçirildi. Bu malzemelerden ise tonlarca sentetik uyuşturucu yapılabiliyor.

Üstelik uyuşturucu sadece kullanıcıyı zehirlemiyor, birçok şiddet suçunu da beraberinde getiriyor. Örneğin TUİK’in 2015 raporuna göre; güvenlik birimlerine suça sürüklenme nedeni ile getirilen 118 bin 245 çocuğun 42 bin 557'sinin bağımlılık yapan madde kullandığı görüldü.

Yazıklar olsun

             Bunlar sosyal faşist deyince bize kızıyorlar.

             Adam çıkmış Mehmetçik’in canını dolara endeksleyebiliyor ve ulusalcı diye kendilerini adlandıran sol bir gazete yazı yazmaya devam edebiliyor.

            Duruşu bir türlü belli olmayan Doğu Perinçek efendi ise bu görüşlere katılabiliyor ki sesini çıkarmıyor böyle sosyal faşistlere sesini çıkarmıyor

            Zaten kendisinin de ne olduğu hala tartışılıyor.

             Bunlar utanmadan sıkılmadan şu yazıyı yazabiliyor.

           Okuyun da aydınlıkçıların nasıl karardığına bakın !!!

            xxx

            Aydınlık Ekonomisti Evren Devrim Zelyut’un “Ordunun Katar’a gitmesini istemeyenler, ya milyar dolarlardan habersiz ya da Türk düşmanlarıdır” sözleri dikkat çekti.

            Aydinlik.com.tr Ekonomisti Evren Devrim Zelyut, “Ya ekonomi küçülecek ya da asker Katar'a gidecek!” başlıklı yazısında tartışma yaratacak ifadeler kullandı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK), bir heyetin Katar'a gönderilmesini hatırlatan Evren Devrim Zelyut, “Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözünü bilerek ya da bilmeyerek yanlış anlayan siyasetçilerden çok çekti. Pısırıklıkla kendi kabuğunda oturmayı maharet sayanlar, batılı devletlerin nüfuzunda siyaset yapanlar, güçlü ekonomi için güçlü ordunun ne zaman kullanılacağını bilemezler, ya da bilseler de tersini söylerler… Bugün Amerika’yı Amerika yapan küresel firmalarıdır. O firmaların güvenliğini sağlayan, serbestçe çalışması için ön açan, gerektiğinde rakiplerini yok eden ise Amerikan ordusudur. Ordunun gücü ile ekonominin gücü arasında doğru orantı bulunduğunu birilerinin anlama zamanı artık gelmiştir. Hem ekonomi büyüsün hem suya sabuna karışmayayım, batıda Edirne’den, güneyde Antep’ten dışarıya çıkmayayım olmaz. Ekonominiz dünyaya açılıyorsa, ordunuz da açılmak zorundadır…” diye yazdı.

Yeni mi uyandınız

Köstebek kitabı yayına hazırlandığı sırada 18 Aralık 2002 günü katledildi Necip Hablemitoğlu .

 O günlerde genç bir gazeteci olarak bu cinayetin tek sorumlusu var o da Gülen cemaatidir diye yazarken yeni iktidara gelmiş AKP’nin yöneticileri  bazı yalaka ve yandaş takımı bize küfür edip ‘ Sayın hocamızı ve cemaatini böyle bir şeyle nasıl ilişkilendirebilirsiniz’ diyorlardı.

O günlerde ne savcı ne hakim ne de Adalet  vardı ?  ( bu günde tartışmalı ya )

Biraz uzun olacak ama yine paylaşmakta fayda var. Yanıldık, aldatıldık diyenlerin o gün okuma yazmaları mı yoktu veya gözleri mi kördü.

Bu ülkenin bu halde olmasından bu gün ağlayan sızlayanlarda sorumludur.
Bu gün belirli tarihleri verip işin içinden sıyrılanlara tek bir hatırlatma yapalım.

12 Eylül ile birlikte kendilerine yargılanmama zırhı çıkaran cunta üyeleri eninde sonunda yargılanmıştı.

İşte Köstebek kit ile ilgili birkaç not ve kitaptan alıntılar.

xxx

Emniyet içindeki FETÖ’yü ilk deşifre eden gazetecilerden Hablemitoğlu, FETÖ hakkında yazdığı kitabı yayınlanmadan kısa süre önce, 18 Aralık 2002 günü silahlı saldırı ile öldürüldü. Bu cinayet ile FETÖ hem emniyet teşkilatındaki ağları üzerine çalışan bir yazarı öldürdü hem de bu konuda yazacak diğer yazarlara gözdağı vermiş oldu.
 Bugün gerçek olmayan hiç bir şey yoktur Köstebek kitabında... (Bkz: Köstebek “Adliyede Yürütülen Operasyonlar” sayfa: 183–197, Pozitif Yayınları 2008, İstanbul). Hablemitoğlu diyor ki;

“...şantajı yapanlar değil de özel yaşamının gizli şantajla, montajla ortaya dökülmek istenen savcı, siyasetçi, bürokrat vs. Herhangi biri mi suçlu ilan edilecektir? Yazıktır... Bu anlayış Türkiye’yi bitirir. Buna adalet mekanizması, hukukçular prim verirse, hepimizin evlerine gizli kamera koyar bu şantaj çeteleri, yatak odalarımızı teşhire başlar. Bu alçaklığı, pespayeliği, belden aşağı vurmayı haklı çıkartacak tek bir söz hiç bir hukukçuya ya da siyasetçiye yakışmaz...”

“...gerçekten de kimi siyasiler ve bürokratlar emir kulu gibi gördükleri Cumhuriyet Savcılarına karşı, işlerine gelmediğinde yaptırım uygulamayı, cezalandırmayı bir güç gösterisi olarak değerlendirmektedirler...” 

 

“İşte “Köstebek” adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz kapkara dönemde, devletimizin altının nasıl oyulduğunun, nasıl zaafa düşürüldüğünün binlerce örneğinden sadece birine ışık tutuyor: Türk Devleti'nin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçıları!.. Şeyhleri A.B.D.'de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin, asli görevi kendileri ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini, devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin edebilir ki? “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır…

                                                                                                 

Siz, hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit olarak algılayan, şikâyet eden ya da onlarla uğraşan bir PKK'lı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist ya da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir ikinci cumhuriyetçi ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner ya da Hükûmet üyesi ya da bir Başbakan gördünüz mü? Nitekim, fethullahçıları kontrespiyonaj kapsamında iç ve dış tehdit odağı olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren gelmiş-geçmiş bir İçişleri Bakanı, bir Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da göremezsiniz, gösteremezsiniz!.. Haklı olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan, sızıntılara engel olamayan bir ulusal istihbarat birimi, nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!. Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur. Önünüzde iki tercih vardır; ya çoğunluğun yaptığı gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir, farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya ve mücadeleye başlarsınız!..

Fethullahçılar, Türkiye'de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye'nin yüzyüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır. Örgütlenme modeli itibariyle Türkiye'de bir eşi yoktur; örgütlenme modeli olarak, tamamı C.I.A. denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.”


Arpalık !!! 

70 yaşındaki eski Başombudsman Nihat Ömeroğlu'nun Halkbank Yönetim Kurulu Üyesi yapılmasının yankıları sürerken, değişen Vakıfbank yönetiminde de sürpriz yaşandı. Fazilet Partisi'nin “emanetçi” kurucu Genel Başkanı İsmail Alptekin, Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkanı yapıldı. 74 yaşında olan Alptekin, daha önce de aynı bankada düz yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyordu.

xxx

Yukarıda ki haberleri okumayan vardır diye bir ke z daha paylaştım.

Neyin liyakatinden, neyin adaletinden, neyin hakkaniyetinden bahsediyorsunuz.

Siz her önünde Adalet yazıyor diye Adaletli davranacağını mı sanıyorsunuz hala.

Yediğiniz kazıkların haddi hesabı yok ve hala  iyimserseniz  evinizde sizden harçlık bekleyen  işsiz çocuğunuzun suratına bakmayın.

Utanın sıkılın, kahredin, rezil rüsva olun.

Ve tüm bunlara rağmen bu arpalıkları işgal eden yandaşları mezarlıklara yakın yerlerde durdukları halde buralara getirenlere biat edin.

Kim mi, niye mi ?

 Acıyanın!!!

DÜRÜST OLALIM !  

Uzun yazmayacağım.

Sokağa çıksaydık Dokunulmazlıklar kaldırılsın deseydik, herhalde en az yüzde 90 evet derdi.

Hal böyle iken CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını ‘ CHP dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet demeseydi böyle olmazdı ‘  mantığı ile yaklaşanlara bir soru? Arkadaş adamlar ellerinde ki çoğunlukla hırsızı, yolsuzu, haksızlığı, tecavüzleri, yangınları sorgulamaktan kaçıyorsa ve de hal böyle iken ya destek vermeseydi mantığı ile  bunların çanağına su dökmek neyin nesi ?

Dürüst olalım dürüst..

 

Dokunulmazlıkların kalkması sonrasında uygulama sadece muhalefete yapılıyorsa seslerini yükseltmesi gerekenlerin suçu başkalarına yüklemesi ülkede ki aymazlığın en hafif örneğidir.

Yüzsüzlük

Bu kadar mı olur , bu kadar mı yalana dolana sarılınır anlamak mümkün değil. Hep böyle gidecek zannediyorlar ve ha bire yalan üstüne yalan dolan üstüne dolan ile yatıp kalkıyorlar.

Bütün değerleri yok etmişler Allah’ı bile bir kenara koyup kendi yarattıklarına tapıp şahane hayatın keyfini sürüyorlar.

Size Nizamettin Biber isimli Miliyet Gazetesi Blog yazarı bir kişinin yazısından alıntı yapayım :

İmamı Gazali Felakete götüren 10 kötü kişilik özelliğini şöyle sıralıyor;

1-Kibir (Kendini başkalarından üstün tutma büyüklük taslama) 2-Cimrilik, 3-Ucub (Kendini beğenme, gururlanma)= Narsizm, 4-Riya (Gösteriş, iki yüzlülük), 5-Haset (Kıskançlık, çekememezlik), 6-Gazap (Kızgınlık, öfke), 7-Çok yemek yeme hırsı, 8-Çok söz söyleme hırsı, 9-Mal sevgisi, 10-Makam sevgisi. Narsist kişilik bozukluğu; kendini dev aynasında görmek, başkalarını düşünmemek, en ufak bir eleştiriyi onur konusu yapmakla ilgilidirler. Düşünceye asla önem vermezler, duyduklarına önem verirler, bilgiyi okuyarak değil naklen alırlar. Bu kişilikteki insanların inanç sistemleri de karma karışıktır. Bunlar için ibadet özden çok şekilden ibarettir. Giyim-kuşam, kılık kıyafet her türlü derin inanç ve düşünce sistemlerinin önüne geçmiştir. Başka insanların onaylaması ile kendilerini mükemmel hissederler, gururlu, kibirli ve mağrur olurlar, kendi kendilerine yetebilirler. Başkalarının onayı olmaz ise yada kesilirse birden kendilerini aşağı hissederler, çirkin olduklarını düşünürler, kıskançlık ve haset duyarlar ve kendilerine olan tüm güvenlerini yitirirler. Narsistik kişiler başkaları ile işbirliği yapmakta zorlanırlar çünkü dikkatleri hep kendi üzerlerinde olur. Yaptıkları her işte insanların hayranlığını kazanmaya ve mükemmelliklerini ve üstünlüklerini ispatlamaya çalışırlar. Başka insanların duygularını yada ne yaşadığını algılayamazlar. Anadolu’yu temsil eden, Mevlana ve Yunus Emre’nin tasavvuf ve sevgiye dayalı, insanın özüne yönelik anlayışının teğetinden bile geçmezler. Peki, Başka hangi kişilik özellikleri vardır? Kibirli olurlar, Egoisttirler, Özgüvenleri yoktur, Kıskançtırlar, Sabırsızdırlar, dikkatsizdirler. Ne yazık ki bu kişilerin liderlik yapma istekleri çoktur.

ADALET VE DİNSİZLER!!!

 

 Din, iman Adalet, fakir fukara hakkı,yetim hakkı, Rabia diyerek ortaya çıkanların neler yaptığını neylerinin ortaya döküldüğünü bilen biliyor.

Özellikle bilmesi gereken ve  gözü kapalı bunu ret edip ha bire din iman diyen ve elinden Kuran’ı düşürmeyen  bir zümre ise Allah’tan korkmamaya devam ediyor.

Biz korktuğumuz için bu gün Adalet dağıtmayanlara ve bunların maşası olanlara Kuran’dan biri kaç örneği hatırlatmak istedik.

Kim ki bu emirler uymuyorsa ya dinsizdir ya da Allahsız…

            XXX

Adaletli olmak

Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. (NİSA/58)

 

Yakınların aleyhinde bile olsa adaleti gözetmek

Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (NİSA/135)

 

Şahsi kin dolayısıyla adaletten sapmamak

Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (MAİDE/8)

Yıllar sonra öğrendim ki;   

Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
gerisini karşı tarafa bırakırsınız...

Öğrendim ki...

Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil,
kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak on beş dakika kazanmak mümkün,
ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil,
kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil,
o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle,
her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek,
düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek,
hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren,
pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen,
tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar,
bir şey yapılması gerektiğinde,
yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor ama,
bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz de,
bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları,
seni kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp,
tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi var.

Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar,
daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde, senin hayatını değiştirebilir.

Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar,
insanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar,
en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın,
dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun,
pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.......

( Kaynağı belirsiz alıntı !)

 

 

VİCDANINIZ MI VAR ?  

Allahsızlar  köprüde hiçbir şeyden haberi olmayan gariban askerleri linç edip öldürdüler.

Bir tanesi bile mahkeme önüne çıkartılmadı.

Bir tanesine bile hesap sorulmadı.

Ama  birileri önüne geleni Fetocü ilan edip  içeri aldı, işkence yaptı sürüm sürüm süründürüyor.

Adalet Saray’ın kapısında bekliyor.

Nerede  o gariban 3-5 günlük askeri,  askeri lise öğrencisini öldürenler. Rahat mısınız, hiç mi vicdanınız sızlamıyor , bu ülkede hiç mi bir savcı bunlar için işlem yapmayacak.

Bakın Kemal Kılıçdaroğlu  bir askerin mektubunu okudu ( Bu arada linç edilen askerlerin durumunu takip edeceğini söyleyen CHP’den tık yok o başka )

Mektup şöyle :

…..

15 Temmuz 2016 günü yaşanan hain darbe girişimi günü birliğimde 3 günlük bir erdim. Bu 3 gün içinde yürüyüş eğitimden başka bir eğitim almamış bir askerlik yaptım. Tatbikat var diyerek hepimizi topladılar. Üzerinde hücum yeleği bile yoktu. Ben daha önce Ankara'ya ayak basmış biri değilim. Bizi araçlarla Ankara İl Emniyeti'nin önüne götürmüşler. Ömrüm boyunca eline silah değmemiş biriyim. O anda şok geçirdim donup kaldım. Polislerin araca gelmesiyle onlara sığındım. Ne olur sesim olur. Yetkilier sorun benim suçum fakir olup bedelli askerlik yapmamak seve seve asker ocağına gelmek mi yoksa devletimiz tarafından göreve getirilen komutanların emirlerine uymak mı yoksa polislere sığınmak mı? Beni 11 aydır cezaevinde süründen suçum nedir benim? 3 günlük askerim dedim aylardır bekliyorum her gün gözlerim kapıda ne gelen var ne giden. Kemal Bey zar zor geçinen bir aileyiz. Beni görebilmek için bile eşten dosttan borç alıp geliyorlar. 20 yaşımda psikolojim alt üst oldu. Tek çarem sizsiniz İsmail Sade bir er.'

 

YA GÜLÜN YA AĞLAYIN !!!

Aşağıda bir haber var haberin devamında ise  olmayan Adalet’in (!) bakanının cevaplanması istemi ile sorulan sorular.

Gülerek mi okursunuz ağlayarak mı bilemem ama.

Bu sorulara şimdi yanıt verilemez biliyorum.

Ama soruların içinde yanıtları var zaten.

Tarih  karanlık sayfalarına çok süratle bu dönemleri yazmaya devam ediyor…

xxx

CHP İstanbul Millekvekili Eren Erdem Bülent Arınç'ın damadının tahliye edilmesiyle ilgili önemli bir iddiayı Meclis gündemine taşıdı. Erdem, ‘Damat, Gökçek’in FETÖ’ye dağıttığı arsaları açıklayacağı için mi serbest bırakıldı?’ diye sordu.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a verdiği soru önergesinde, 200’ü aşkın gündür tutuklu bulunan Cumhuriyet Gazetesi yazarlarına ve Sözcü çalışanlarına değinen Erdem, sabit ikametgah gerekçesini hatırlatarak ‘Bu kişiler göçebe olarak çadırda yaşadıkları için mi serbest bırakılmıyor’ dedi.

CHP’li Erdem’in önergesinde şu ironik sorular yer aldı:

1. 221 gündür tutuklu bulunan Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Güray Öz, Hakan Kara, Turhan Günay, Musa Kart, Önder Çelik, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör; 160 gündür tutuklu bulunan Ahmet Şık ve haftalardır tutuklu olan Yunus Emre İper ve Oğuz Güven, sabit ikametgahı olmadığı için mi serbest bırakılmamaktadır? Bu kişiler göçebe olarak çadırda mı yaşamaktadır?

2. Sözcü Gazetesi muhabiri Gökmen Ulu ve internet sitesinin sorumlu müdürü Mediha Olgun, attığı tivitler ve köşe yazısı için 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan Atilla Taş ve gazeteci Murat Aksoy 150’den fazla gazeteci göçebe hayat sürdükleri için mi serbest bırakılmamaktadır?

3. 93 gündür açlık grevinde olan akademisyen Nuriye Gülmen, öğretmen Semih Özakçayla birlikte tutuklu bulunan akademisyenlerin serbest bırakılmamasının gerekçesi sabit ikametgahlarının olmayışı ve ‘parklarda yaşıyor olmalarından’ mıdır?

4. Aynı serbest bırakma gerekçesi neden öğretmenler, 3 günlük erler veya sadece bankaya para yatırdığı için bebeğiyle hapse atılan anneler için geçerli olmamaktadır?

5. Arınç’ın damadının serbest bırakılmasının nedenlerinden biri, yine Arınç’ın Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek’in FETÖ’ye ‘parsel parsel’ dağıttığı arsaları açıklayacağı iddiası mıdır?

6. Damadın serbest bırakılmasının bir diğer nedeni, Arınç’ın ‘cübbesini giymesinden’ duyulan çekinceden mi kaynaklanmıştır?

7. Partiniz içerisinde siyaset yapan şahısların damatları için ‘cezai ehliyeti ortadan kaldıran’ özel bir KHK çıkarmayı düşünüyor musunuz?

 

‘MİŞ’ GİBİ MÜCADELE 

Türkiye çok garip bir ülke oldu.

Vurdumduymaz bir ülke.

Ne olursa olsun normal, ne olursa olsun sıradan.

Balatayı sıyırmışız gibi bir hal var.

Dün şöyle bir yazı yazıyorum.

“Halen görevde olan 12 vali, ByLock kullanıyor” diyorum.

İçişleri Bakanlığı’ndan “çıt” yok.

“Bir büyükşehrin valisi, ByLock’tan tam tamına 1800 kere mesajlaşmış” diye yazıyorum. Aktif değil, çok aktif kullanıcı.

Yine çıt yok.

“Bunların belgesi, bilgisi savcılarda ve savcılar bunu saklamıyor, üzerini örtmüyor” diyorum.

Adalet Bakanlığı’ndan da “çıt” yok.

Sonra Cumhurbaşkanı’na, “FETÖ ile süper mücadele ediyoruz efendim” diyor herkes.

Yemezler arkadaşlar yemezler.

FETÖ ile mücadele eden falan yok.

“Miş gibi” yapan ise çok.

xxx

Yazının sahibi ben değilim.

8 Haziran günü yayınlanan bir yazı.

Biraz bekledim nasıl yanıt gelecek diye.

İktidar kanadından tık yok.
Yazıyı kaleme alan, birilerinin dediği gibi  Gezici, terörist, falan filan değil.

Habertürk’den yani bizi deyimimizle yandaş gazeteden Fatih Altaylı.

Şaşırdınız mı ?

Yo aslında şaşırmamanız gereken yazılan ve iddia edilen konularda tık demeyen CHP yönetimi olmalı !

Yoksa AKP’nin tık demesine gerek yok. Onlar Mış’la Muş’la nenni söylemeye devam ediyorlar!

 

 

BİR ÖLMEDİNİZ !!! 

            Din adına, Müslümanlık adına her türlü herzeyi yiyip her türlü ahlaksızlıkla meşgul olan ve  dini saptıranların saltanatı sürüp gidiyor.

Atatürk’e küfür eden bir şerefsiz ne hikmetse bir aya yakın zamandır yakalanamıyor.

Apuk sapuk adamlar din adına  fetva vermeye devam ediyor.

Dinin başındakiler ise haram para ile hacca gidilebileceği yolunda fetva verebiliyor.

Ondan sonrada bazı şerefsizler çıkıp oruç tutmayanlar dövülür diye biliyor.

Diyanet’in böyle açıklamalar yaptığı yerde böyle sapkınların çıkması doğru değil mi ?

TV 8’de “Sahur Vakti” programına Prof. Dr. Cevat Akşit isimli ilahiyatçı konuk oldu. Cevat Akşit, kadınların regl döneminde oruç tutma durumlarıyla ilgili bir soruya skandal bir yanıt verdi

Akşit oruç tutmayanların dışarıda yemek yememesi gerektiğini söyledikten sonra, “O hayızlı kadınlar da biz tutmuyoruz diye sokakta bir şey yiyemezler. Dayak yerler ha bak. Dinen dayak yerler. Gizli yesinler” ifadelerini kullandı.

Ulan bir ölüp başımızdan defolup gitmediniz.

Ateşlerde yanasınız inşallah!!!

15 yıldır aynı tantana  

Demek ki akıllısı da akılsızı da cahili de okumuşu da yiyor bu anlatılanları.

15 yıldır işsizlik , taşeron, emekli maaşları, pahalılık falan filanı her seçim öncesi düzelten ve yine her seçim ve halk oylaması öncesi terörü bitiren bu iktidar hala ayni palavraları sıkmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz gün grup toplantında konuşan Başbakan Yıldırım "Hedefimiz işsizliği tek haneli rakamlara indirmek. İstihdam seferberliği gibi, genç işsizliği için de bir eylem planı hazırlıyoruz. Ay sonu tamamlanacak" dedi.

Kaç bininci değişi bilemiyoruz.

Seçim ve halk oylaması sonuçlarına bakınca değişen fazla bir şey olmayınca bu konuşmalara itibar edildiği ve her dönem yenildiği ortada.

O halde cıbbana devam

SORULAR. APTAL MISINIZ ?  

Aşağıda Başbakan tarafından yanıtlanması istemiyle CHP milletvekili Eren Erdem tarafından sorulan sorular var ?

Sorulara yanıt gelir mi bilinmez ama sorular içinde yanıtı da barındırıyor.

Ne  tezgaha gelmişiz haberimiz yok.

Ver mehter ver gitsin. Cıbbana devam…

Ne şehit ne gazi derler sonrada çıkarlar aradan.

Ey okuması yazması olanlar… Kendinizi hala akıllı mı zannediyorsunuz. ? Bu zamana kadar öyle zannettiniz  ama bir kere daha düşünün.

Tarih hiçbir şeyi salkıyamıyor.

Buyurun okuyun soruları :

….

Uluslararası hukuk dikkate alındığında, vatansız kişilerin bir ülkeye iadesi süreci nasıl işlemektedir? Vatandaşlıktan çıkarmak iadeyi kolaylaştıracak mıdır?

Seçim sürecinde meydanlarda firari FETÖ teröristleri için ‘yargılama ve idam’ gibi sözler hangi amaçla verilmiştir?

Vatansız kişilerin bulundukları ülkeye ‘sığınma’ talebinde bulunması, iade ve yargılama sürecini nasıl etkileyecektir?

Resmî Gazete’de yayınlanan 130 kişilik liste hangi kriterlere göre ve kimler tarafından hazırlanmıştır?

Emniyet’te yayınlanan listelerdeki teröristlerin tümü neden listede yer almamaktadır? Listede TSK imamı olduğu söylenen Adil Öksüz ve Yunanistan’a kaçan askerler neden bulunmamaktadır?

Listenin dördüncü sırasında yer alan Haydar Kırkan'ın 2016 yılında öldürüldüğü iddiası doğru mudur?

 

Vatandaşlıktan çıkarma tedbirine yönelik ‘yurda dönme’ çağrılı yeni listeler yayınlanacak mıdır?

RAMAZANIN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE !!!

Unutanlar için bu kutsal ayda hatırlatalım dedik :

….

Cumhurbaşkanımız Erdoğan çevresinde kendisinden hiçbir menfaat beklemeden şahsına yönelik coşkun bir sevda taşıyan bir çok insana yer vermesiyle de biliniyor. Bu şahsiyetlerin en halis duygularla Erdoğan'a gösterdiği bağlılık o kadar yoğun ki, tercüme edip Merkel'e göndersek gözyaşları içerisinde kalır, Obama'ya iletsek sedatif ilaç almak zorunda kalır. Elbette volkanlar gibi patlayan bu sevda da kültürel hafızamızda önemli izler bırakıyor. Erdoğan aşığı diyebileceğimiz zatların vermiş olduğu beyanatlar ile Sayın Cumhurbaşkanı'nın "nasıl bir insan" olduğunu çok daha iyi görme, anlama fırsatı buluyor, biz naçiz kullar da ona göre konumumuzu alıyoruz. İşte sevdanın yanardağlar gibi taşarak patladığı en fantastik 9 an.

9. AKP İstanbul Milletvekili Oktay Saral: "Erdoğan için her gün 2 rekat şükür namazı kılınmalı"

8. Egemen Bağış: "Erdoğan İkinci Atatürk olacak"

7. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut: "Erdoğan benim Atam"

6. AKP Çorum Milletvekili Murat Yıldırım: "Erdoğan ümmetin lideri"

5. AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar: "Dünya Lideri"

4. Atılgan Bayar: "Halife-i ruyi zemin"

3. AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin: "Erdoğan'a dokunmak bile ibadettir"

2. AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser: "Erdoğan ikinci peygamberdir"

1. AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan: "Erdoğan Allah'ın tüm vasıflarını üstünde toplayan bir lider"

Feto’nun Türkiye’ye iade edilmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar

 

Kim ne derse desin Feto Türkiye’ye getirilmesinde nasıl olursa olsun mantığı sürüp gidiyor.

İlk önce idamı getirelim, idam diye bağırdılar.

İdamın gelmesi demek Feto’nun sittin sene Türkiye’ye verilmeyeceği manasına geliyordu. Bundan vaz geçmiş gibi görünüyorlar.

O arada ne oldu bir

            OHAL kapsamında 3 yeni KHK yayımlandı. Buna göre 'yurda dön' çağrısına uymayan kişi vatandaşlıktan çıkarılmış olacak. Bu kararname ile (yurda dönmeyeceği tahmin edilen) Fetullah Gülen'in de vatandaşlıktan çıkarılacak kişiler kapsamına gireceği düşünülürse; FETÖ örgütünün elebaşının 'Hangi diplomatik yollarla iadesi istenecek?' sorusu gündeme geliyor. Kim hangi akla hizmet ediyor anlamak mümkün değil.

Hani  Feto ile mücadele kavramı boşta havada istenmiyor siyasi ayağın ortaya çıkarılmadığı yerde Feto ülkeye gelip belgeleriyle konuşursa ne olur diye mi düşünüyorlar.Vatandaşlıktan çıkartılan adamı nasıl hangi hakla isteyeceksin.

ABD’nin eline yeni bir koz vererek adamları güçlendiren mantığın arkasında ne yatıyor.

Her şey komediye döndü. Mahkemelerde tiyatrolar oynanıyor, Fetocu olmayanlar içeride adamı olanların şahitliği ile kiriptocular, ortaya çıkan fetocular dışarıda.

Bazılar bu memleketin insanın tümünü aptal yerine koyuyor ama bilin ki öyle değil.

Siz her türlü sulandırmayı her türlü adamlarınızı kayırmayı sürdürün.

Eninde sonunda tiyatroyu kim oynuyor, filmi kim çeviriyor, kim  Feto’nun iadesini istemiyor, kim siyasi ayağın ortaya çıkmaması için diretiyor  eninde sonunda ortaya çıkacak.

 

“Yaşam için 13 ifade”  

Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum

Hiç kimse senin gözyaşlarını hak etmez ve onu hak eden seni asla ağlatmayacak olandır

Birini seni, senin istediğin gibi sevmemesi onun seni tüm varlığıyla sevmediği anlamına gelmez

Gerçek dost, elini tutuğunda kalbine de dokunandır

Birini özlemenin en kötü yolu, yan yana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir

Üzüntülü olduğun zamanlarda bile gülümsemeyi asla bırakma, biri gülümsemene aşık olabilir

Bu dünyada bir insan olabilirsin ama birisi için bir dünya olabilirsin

Zamanını seninle geçirmekle ilgilenmeyen biriyle zamanının harcama

Beklide Allah doğru kişi ile karşılaşmadan önce yanlış insanlarla karşılaşmamızı istemiştir, böyle olunca minnettar olacağızdır

Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse

Seni kıracak insanlar her zaman olacaktır, öğleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol

Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan o kişinin de senin kim olduğunu ümit etmeden önce kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol

Çok fazla uğraşma, en iyi şeyler ummadığın zamanlarda olur

 

“Olan her şeyin arkasında bir sebep vardır. (Alıntı ) 

 EVLİLİK NEDİR?

Melih Cevdet'e sormuşlar 'evlilik nedir' diye.Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi bir araya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş.' 
 


                 EVLİLİK
 
 
1- Bir adam gazeteye ilan vermiş: ''Eş arıyorum''.
    Ertesi gün yüzlerce mektup almış. Hepsi aynı şeyi söylüyormuş.
    ''Benimkini alabilirsin.''
 
 
2- Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz.
   ''Ya  arabası yenidir ya da karısı!..''
 
 
3- Bir genç babasına sorar; ''Baba evlenmek kaça mal olur?''
    Baba cevap verir: ''Bilmiyorum oğlum, ben hala ödüyorum.''
 
 
4- Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer.
    İstediğin yemeği sipariş edersin, sonra yanındakinin istediği  yemeği görüp
    ''Keşke onu isteseydim'' dersin.
 
 
5- Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler,
    ikinci yılında kadın konuşur adam dinler,
    üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.
 
 
6- Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
    ''Seninle evlendiğimde tam  bir aptalmışım.''
    Adam cevap verir: ''Evet aşıktım, fark edemedim.''
 
 
7- Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; ''Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?'' Diğer hanım cevap verir; 
    ''Evet yanlış adamla evliyim  de ondan.'' ( Alıntı ) 

Ordu havaalanı 

Ordu Havaalanı 2. Yılına girmiş.

Yetkililer beyanat veriyor Ordulu ve Giresunlu hemşerilerimizin bundan çok memnun olduğunu, 2 yılda yaklaşık 1,5 milyon kişinin yolculuk yaptığını övünerek söylüyorlar.

Buraya kadar her şey iyi güzelde.

2 yıldan bu yana bu havaalanında yaşanan sorunlar da var ama bunu gideremedik veya şu tarih de gidereceğiz diyen yok.

Arkadaş 2 yıl geçmiş hala öz kötü havada siste dumanda yağmurda karda uçuklar ne inebiliyor ne kalkabiliyor.

Demem odur ki denize havaalanı yapmakla övünüyoruz ama 2 yıldır bu alanın eksikliklerini gideremiyoruz.

Türk işi denilen bu mu olsa gerek ? !

 KEZBAN ANNE

            Hayata Dönüş Operasyonu sırasında kolu kopan Veli Saçılık'ın annesi Kezban Saçılık da KHK ile işlerinden olan ve 75 gündür açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın gözaltına alınmasına tepki gösteren insanların toplandığı İnsan Hakları Anıtı’nın önünde yerlerde sürüklenmiş bir polis ayrıca botları ile ezmişti.

           Nefret ettim insanlığınızdan, nefret ettim kusmalarınızdan, nefret ettim kininizden. Nefret ettim adaletinizden.

           Yazıyı uzatmaya gerek yok. Bunu yapanlar aferin almıştır kesin.

             Ama bakın o Kezban anne ne diyor:

              “17 yıl önce Burdur'da Veli'nin kolunu kopardıklarında beni gene böyle yerlerde sürüklemişlerdi, elbiselerim çıkmıştı, ondan sonra bir daha hiç etek giymedim” 

ARENA !

 

AK Parti genel başkanı ve C,Başkanı Erdoğan Arena ne ya  deyince birilerinin aklı başına geldi.

Ordu’da da yeni stat biri iki yıl önce  gündeme gelince yerde kalem bulup   gazetecilik yapan , tv’de mikrofona  3 kelime ile konuşanlar Ordu Arena ismini koymuşlardı o  günlerde.

Bende Arena ne demek kardeşim ne alaka diyerek Türk Dil Kurumunun sözlüğünden arenanın  ne demek olduğunu belirterek tepki göstermiştim.

O günlerde Arena’ların kurdelelerini kesen kelli felli adamlar ya Türkçenin ırzına geçiyorsunuz dediğimizde bizi tıklamıyorlardı bile.

 Şimdi ne oldu Reis söyledi  Tüpçü ikilemeden hemen stat isimlerinde  ki arenaları kaldırdı.

Yahu sizin hiç mi aklınız fikriniz yok.

Birileri derken burun kıvırırken çıkıp ortaya bu ne kardeşim Türkçe kullanalım demediler.

Ha stadyum  Türkçe kökenli mi dersen.

Hiç olmazsa Arena’dan daha namuslu  ve içinde futbol var !!!

(Dip not : Gazeteciler cemiyeti başkanı ve  bu gazetenin sahibi Recep Aydın’ın annesinin ölüm haberini bana verme zahmetinde bulunan bu gazetede ki arkadaşlara itina ile teşekkür ederim !!!  Aydın ve ailesine sabırlar , merhumeye Allah’tan rahmet diliyorum )

ABORJİNLERİN DUASI 

Sana;

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim.
Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.
Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.
İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.
Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.
Son "Elveda"yı atlatmana yetecek kadar " Merhaba" diliyorum.

 

ABORJİNLER KİMDİR

Aborjinler ifadesi genel olarak tüm bir Avustralya, Tazmanya ve çevre adalarda yaşayan yerlileri tanımlamakta kullanılmakla birlikte bu isimlendirmenin dil ve yaşayış biçimi olarak ortak noktalarıyla birlikte farklılıklar da taşıyan geleneksel toplulukları işaret ettiği de unutulmamalıdır.

Yerli kabilelerden bazıları; New South Wales ve Viktorya'da Koori, Queensland'da Murri, Güney Avustralya'da Noongar, Merkezi Batı Avustralya'da Yamatji; Güneybatı Avustralya'da Nunga, Kuzey Avusturya'da ve Kuzey bölgelerine komşu bölgelerde Anangu; orta Kuzey bölgede Yapa, Doğu Arnhem topraklarında Yolngu ve Tazmanya'da Palawah kabileleri gibi.

En büyük gruplardan Anangu (Çölden gelen kişi anlamına gelmektedir) kabilesinin Yankunytjatjara, Pitjantjatjara, Ngaanyatjara, Luritja ve Antikirinya şeklinde alt toplulukları bulunmaktadır.

Aborjinler'in yaşadığı Kuzey Aranda bölgesinin dilinde Tjilpa sözcüğünün diğer sözcüklerden çok daha özel bir anlamı vardır. Tjilpa, "kedi" demektir. "Tjilpa Adamlar" ise Tjilpa Mitolojisi'nde Tjilpa Totem'ine ait efsanevi ataları anlatır.

 

   İŞTE TÜRKİYE ! 

Türkiye Gazetesi yazarının  yazısından

2014 yılından günümüze kadar yaptığı hesaplamaya göre, Cumhurbaşkanı'nın uçağına 21 ayrı gazeteci toplamda 180 defa binmiş.

Ali Adakoğlu (Milat): 16

Selçuk Tepeli (Habertürk): 14

Serdar Karagöz (Daily Sabah): 14

Turgay Güler (Güneş): 13

Murat Kelkitlioğlu (Akşam): 13

İbrahim Karagül (Yeni Şafak): 10

Ekrem Kızıltaş (Takvim): 9

Erdal Şafak (Sabah): 9

İsmail Kapan (Türkiye): 9

Hakan Çelik (Posta): 8

Ergün Diler (Takvim): 8

Vahap Munyar (Hürriyet): 7

Nihal Bengisu Karaca (Habertürk): 7

Halime Gökçe (Star): 7

Fikret Bila (Hürriyet): 6

Nuri Elibol (Türkiye): 6

Akif Beki (Hürriyet): 6

Mustafa Kartoğlu (Star): 5

Verda Özer (Hürriyet): 5

Nuh Albayrak (Star): 4

Nagehan Alçı (Milliyet): 4

xxx

Şimdi bu rakamlar ve gazete isimleri size neyi anlatıyor ?

Aslında anlatmıyor ?

Hiç bir önemi yok.

Ülkeyi bu halde  dediğim de AKP’li MHP’li arkadaşlar bana kızıyor.
İşte size demokrasi, işte size hoş görü, işte size istediğiniz  düzen.

Alın nereye dayarsanız dayayın

 

ADALET!!! 

Rusya ile Türkiye arasındaki ‘uçak krizi’nde pilotlardan birini öldürmekle suçlandığı davadan takipsizlik kararı çıkan Alparslan Çelik’e ‘harp silahı bulundurma’ suçundan beş yıl hapis cezası verildi.

 

Önceki yıl 24 Kasım’da SU-24 tipi Rus savaş uçağı Türkiye-Suriye sınırında bir Türk F16’sı tarafından ‘hava sahasını ihlal ettiği’gerekçesiyle düşürülmüş, uçaktan paraşütle atlayan pilotlardan biri esir alınmak yerine Alparslan Çelik’in birliği tarafından havada vurularak öldürülmüştü.

Son olarak Çelik, vurulmaması yönünde emir vermesine rağmen pilotun komutası altındaki kişilerce öldürüldüğünü öne sürmüştü.

Rus pilotun öldürülmesi olayına ilişkin hakkında takipsizlik kararı verilen ancak daha sonra yeniden soruşturma başlatılan ve ‘harp silahı bulundurma’ suçundan sekiz yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Çelikin de arasında bulunduğu 18 sanığın İzmir 27’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada karar çıktı.

Çelik de dahil yedi kişiye beşer yıl hapis cezası verilirken, bir kişiye 1.5 yıl, iki kişiye de 10’ar ay hapis cezası verildi.

Çelik, başka suçtan hükümlü olduğu için cezaevinde bulunuyor.

XXX

Bir haberi paylaştım sizlerle.

Okumamış olabilirsiniz diye!

Türkiye’de adalet bu .

Var mı itirazı olan ? 

Ordu'ya şehir hastanesi müjdesi  

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver YılmazSağlık Bakanlığı tarafından Ordu'ya yapılacak 800 yataklı şehir hastanesinin Eskipazar mevkisinde bulunan Botanik Park alanına inşa edileceğini açıkladı.

Sağlık Bakanlığı tarafından Ordu Üniversitesi (ODÜ) kampüs alanında 76 dönümlük alanda yapılması planlanan 400 yataklı Ordu Devlet Hastanesi yeni inşaatı projesinin iptal edilerek, yerine 800 yataklı şehir hastanesi yapılması için karar alındığını belirten Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver YılmazAltınordu İlçesi'ne bağlı Eskipazar'daki 116 dönüm arazi üzerine şehir hastanesi inşa edileceğini belirtti.

"Botanik Park toprağı yanlış döşenmiş"

Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın son Ordu ili gezisinde ODÜ kampüs alanındaki araziyi incelediğini ancak yetersiz bulduğunu belirten Yılmaz, daha sonra Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Orman ve Su İşleri BakanıVeysel Eroğlu'nun ortak yaptığı görüşmelerde hastanenin Eskipazar mevkisinde yapılmasının kararlaştırıldığını söyledi. Botanik Park'ta bugüne kadar 15 milyon değil, 12 milyon lira harcama yapıldığını, buna rağmen kullanışsız olduğunu belirten Yılmaz, "Orman ve Su İşleri Bakanlığı Botanik Park için bugüne kadar 12 milyon lira harcamış. Daha sonra bize devredildi. Baktık ki, aylık işletme gideri 200 bin lira. Belediye olarak biz bitki ve ağaç dikecek peyzaj düzenlemesini gerçekleştirecektik. Ancak Botanik Park'taki topraktan artık verim alınmıyor. Çünkü işi alan firma toprağı devridaim sırasında verim üretemez duruma getirmiş. Ayrıca Botanik Park'a sadece 4 milyon lira elektrik tesisatı döşemişler. Yani Botanik park değil sanki elektrik park. Bu nedenle Bakanlık ile firma arasında mahkeme sürüyor" dedi.

xxx

Yukarıda ki haber İHA tarafından yapılmış ve servis edilmiş. Haber İHA tarafından yapılınca elbette Müjde olarak sunulacak!!

Evet gerçekten de müjde. İyi ki o alana yapılıyor.  Başkanın dediği gibi soygun armış toprak verimi yokmuş.

Kim yapmış nasıl yapmış araştırılsın hesap sorulsun.

Bedava yerimiz varken  başka yere mi yapılacak hastane.

Hastane müjdemize çok sevindim çok….

 

 Sıra geldi bakanlıklara ! 

Okumayan duymayan vardır önce şu haberi bir okuyun :

. TBMM Genel Kurulu'nda yapılan 2'nci tur oylama sonucu Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeleri belirlendi.

Yargıtay Üye Kontenjanından; Yaşar Şimşek, Mehmet Ademoğlu, Alp Arslan, Danıştay Üye Kontenjanından; Cafer Ergen, 
Öğretim Üyesi Kontenjanından; Ali Cengiz Köseoğlu, 
Avukat Kontenjanından; Songül Yazar, 
Öğretim Üyesi/Avukat Kontenjanından; Hamit Kocabey, 
Genel Kurul'da yapılan oylamanın ardından HSK üyeliğine seçildi. 

HSK’nın yeni üyelerinden Songül Yazar AKP Beyoğlu Meclis Üyesi iken, Hamit Kocabey ise Devlet Bahçeli’nin avukatı ve MHP MYK üyesi.

xxx

Memleketi  ne uğruna sattığı ve nasıl iş birliği yaptığı belli olan Bahçeli muradına eremedi daha !!!

 Sırada bakanlıklar ve arpalıklar var.

Bahçesinde yetişen aykırı otların ortaya saçılmaması için bir anda her şeyini feda  ederek (!) tüm konuşmalarını yani tükürdüğünü yalayarak biat eden Bahçeli, tarih seni en kötü sayfasına yazdı.

Sen hala ölümsüzlüğü mü bekliyorsun ? 

Zaman sizin !!!

            Siz  hükümetin valisi, belediye başkanı..  bürokratı vs. olabilirsiniz.

            Şimdi ki zaman sizden yana.

           Mahkeme kararı tanımazsınız, yürütmeyi durdurma diye bir şey sizi durduramaz.

          Gönderirsiniz kolluk kuvvetlerinizi  iktidarın copu yaparsınız dağıtırsınız ortalığı.

             Kamyonlarınızla yüklersiniz istediklerinizi…

          Sanmayın asıl kabahatli  sizsiniz.

          Asıl kabahatli Orduspor’u satan sözde yöneticilerdir. Hesaptan kitaptan anlayan başkanlardır.

           Sizde bu  fırsatı bulmuşken ne güzel de yapıyorsunuz.

            Ama unutmayın ki internet dünyasındayız.

          Bu nereye kadar sürecek bilinmez ama bir tuşa basılınca  tarih anında kötüleri ekrana düşürecek.

          Silemeyeceksiniz…

          Bir gün, bu gün yarı fani hale gelmiş Orduspor dirilir.

           Dirilirde siz nerede olur nasıl anılırsınız bilemem !

 

BİRİ ANLATSIN

 

Ordu Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu başkanı Zafer Öztürk Orduspor konusunda yaptığı paylaşımlar ve açıklamalar üzerine çalıştığı kurum olan Tarım İl müdürlüğü bünyesinden Akkuş’a sürgün gönderilmiş.

Öztürk diyor ki paylaşımlarımdan söylediklerimden rahatsız olanlar beni Akkuş’a sürü ama Orduspor konusunda mücadeleme devam edeceğim.

Öztürk sosyal paylaşım sitesinde şunları söylüyor :

EVET ORDUSPOR DA 1.SEZON HİZMET VERDİM HEM ANTRENÖR OLARAK HEM SPORTİF DİREKTÖR OLARAK. FAKAT KULÜP TE ÖYLE SIKINTILAR VARDIKİ BİZ BİRAZ OKSİJEN TÜPÜ OLMAYA ÇALIŞTIK. AMA ACIDIR TAKIM KÜME DÜŞÜRDÜK. ..BAŞTA BU KULÜBÜ YÖNETİMLER HARİCİNDE ŞEHRİN VALİSİ VE BELEDİYE BASKANININ DESTEK VERMEMESİYLE BU HALE GELMİŞTİR. BAŞ SORUMLU ENVER YILMAZ DIR. SONRA VALİDIR. ŞEHRİN TEK TAKIMI ORDUSPOR MAÇINDA BİR KERE GÖRME ŞANSIMIZ OLMADI. TAKIMIN PIMİNI ÇEKEN BAŞKANLAR VE ENVER YILMAZ DIR. ONUN EGO VE KAPRISLERI SONUCU BU 50.YILLIK TAKIM BİLE BİLE DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR. ÖNCE AMATÖR SAHALARI YIKMAK İSTEDİLER ORAYA STAD YAPMAK SONRA ÖR BEL ŞİRKET OLARAK TERCANLAR A AİT YERLERİ İSTİMLAK EDEREK ORAYI ALDILAR. ORTADA KALAN ORDUSPOR TESİSLERİ KÜME DÜŞMESİ VE SAHİP SİZ KALMASINI FIRSAT BİLEREK ORDUSPOR TESİSLERİNİN PEŞİNE DÜŞTÜLER. ORAYIDA YIKIP GÖRECEKSİNİZ STAD BAHANESİ İLE SHERATON OTEL VE KONUT YAPIP RANT SAGLAYACAKLAR. ..BENİ ENGEL GÖRÜP BAŞKANLIĞIM VE ORDUSPOR DAKİ GOREVİMDEN DOLAYI UZAKLAŞTIRMA YAPIP YILDIRMA YAPMAYA CALISIYOLAR. HER ZAMAN KARŞI ÇIKTIM YİNE ÇIKIYORUM ORAYA STAD YERİ OLMAZ ZEMİN STAD OLMASINA MÜSADE ETMIYO AMA YAPİCAKLAR. SESİ ÇIKANLARI DOĞRULARI KONUŞANLARI SUSTURMAYA ÇALIŞIYORLAR. BEN SUSMADİM SUSMICAMDA .BENİ VALİ BEY SÜREREK CEZALANDIRIYO.TABİKİ ENVER BEY TALİMATIYLA. AMA CANI YANANIN CANIDA YANAR. SPOR ADINA NE DOĞRU BILIYORSAM NEYE INANIYORSAM ONU DEVAM EDİCEM. .VALİ BU ŞEHİRDE MİSAFİR ORDUDA YÜZ YÜZE BAKİCAMİZ İNSANLAR SİZ BİZİM YÜZÜMÜZE NASI BAKACAKSİNİZ. ..

xxx

Orduspor’u savunduğu için sürgün gönderildiğini ileri süren Öztürk’ün bu açıklamalarına  sorumlu tuttuğu kişilerden ses çıkmayacağını biliyoruz da bu nasıl iştir diye kendi kendime sormaktan duramıyorum.

 

Güç bende , güç biz de mantığı ile yapılan tüm eziyetler elbet bir gün biter ama ne acılar , ne de bu acıları yaşatanlar unutulur.

Su arızaları konusunda şüpheliyim

 

Ordu tarihinde meydana gelen bir su arızası 3 günü aşkın bir süre sonra ancak giderilebilmişti  geçtiğimiz günlerde

Büyük şehir olduktan sora çok sık su arızaları  gündeme gelmeye başladı.

Pek anlamasam da anlayanlar tamir ve onarımın çok uzun sürdüğünü ileri sürüyor.

Geçtiğimiz gün biri büyük olmak üzere 3 su arızası yaşandı Soya sapağında gece patlayan suya Oski’nin internet sitesine göre sabah 10’da müdahale edilmiş ve suyun 17’de verileceği yazıyordu. Teknolojinin bu kadar gelişmiş olduğu bir ortamda acaba niye hızlı ve seri bir şekilde müdahale edilemiyor.?

Dediğim gibi bu konularda iyiden iyiye şüphe duymaya başladım!!!

Bence Enver başkan bu konuyu detaylı bir şekilde soruşturmalıdır.

Yoksa birilerinin şaka ile karışık konuştuğu gibi bu işlere de mi Feto parmak atıyor? ! 

HESAP  SORAMAYAN CHP !

Çeşme'nin Ardıç Koyu'ndaki yapılaşma faaliyeti ile ilgili Belediye Başkanı CHP'li Muhittin Dalgıç'ın yaptığı açıklama, ‘eksik' olarak değerlendirildi. İşte Çeşme Belediyesi'nin açıklamada eksik bıraktığı konular ve kafalardaki cevap bekleyen sorular:

PROJE NEDEN 7 KAT?

– Çeşme Belediyesi'nin açıklamasında belirtildiği gibi, söz konusu bölge Turistik Tesis Alanı. Yapılabilecek otel de en fazla 5 katlı olabilir. Konut ya da rezidans ise yapılamaz. Fakat söz konusu şirketin buraya otel değil, 7 katlı konut yaptığı ileri sürülüyor. Çeşme Belediyesi kamuoyu açıklamasında bu önemli ayrıntıya niçin açıklık getirmedi?

xxx

Büyükçekmece sahilde yer alan Albatros Parkı 160 milyon TL'ye satıldı. CHP'li belediyeye ait alanın satılması tartışmalara neden oldu. Alanı satın alan grupta Arapların varlığı yine dikkat çekiyor.

XXX

Yukarıda geçtiğimiz günlerde yaşanan iki CHP’li belediye olayının özet haberlerini sunduk.

Tüm bu haberlere karşın CHP’nin hesap soracak Yerel yönetimlerden sorumlu  genel başkan yardımcısı Ordu Milletvekili Seyit Torun’dan bir ses duymadık.

Ayrıca genel Başkan Kılıçdaroğlu’da  daha önceleri söylediklerine karşılık susmayı tercih ediyor.

CHP genel merkezi bu haberler yanlış ise çıkıp Belediye başkanlarını savunsun.

Doğru ise gerekeni yapsın.

Hem susup hem de gerekeni yapmayan CHP  sürünmeye mahkumdur.

Hala anlamayanlar varsa bir daha ki seçimi beklesin !

 

NE YAZSAK TERSİ YAPILIYOR!

 

           Ordu Büyük Şehir belediyesi ile Yalı Cami arasında ki ana yol kenarında bulunan cep’e araç parkı yapılması nedeniyle bölgede trafik sıkışıklığı yaşandığını yazmış ‘Birilerinin keyfi için millete eziyet etmeyin’ demiştik.

Bu yazı üzerine Ordu Emniyet Müdürlüğünden bir açıklama yapıldı ve aynen şöyle idi :

          “Ordu Yeni Haber Gazetesinin 24.03.2017 tarihli baskısının 3. Sayfasında yer alan “Buranın özelliği ne” başlıklı haberi ile ilgili olarak; İlimiz Selimiye Mahallesi Yalı Cami ile Ordu Büyükşehir Belediyesi arasındaki Fatih Caddesinin Sağ tarafında park yasağı levhası konulmuş olup, levhaya uymayan araçlara cezai işlem uygulanmaktadır. Ayrıca bölgede bulunan yaya devriye görevini ifa eden trafik polisleri belirtilen yerin park yeri olarak kullanılmaması için uyarılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

            Biz bu haberi yapıp beklerken ne oldu biliyor musunuz ?

            Bölgede ki  cepe parklar devam etti. Üstüne üstlük Park yasağı levhası da söküldü.

           Kim söktü bilemiyorum ama , demek ki birilerinin keyfi, trafik sıkışıklığından daha önemli. Büyük Şehir bu görüntülerden rahatsız değil, Trafik değil!

 

        Ne diyelim kader abla utansın ! 

CHP’NİN DURUMU !

 

CHP'de son günlerde yaşanan gerilimi CNN Türk'teki Tarafsız Bölge programında değerlendiren Grup Başkanvekili Engin Altay, partiyi üst aklın karıştırmaya çalıştığını öne sürdü.

"ÜST AKIL BİZİ KARIŞTIRIYOR"

Ahmet Hakan'ın "sizin söylediklerinizden, sanki bir üst akıl var, bir operasyon merkezi var, bizim CHP'yi o karıştırıyor gibi bir argüman işitmiş gibi oluyorum" şeklindeki sorusu karşısında Altay, "tam olarak öyle söylüyorum, tam olarak öyle söylüyorum" diye yanıt verdi.

XXX

CHP’nin durumu budur!

 Üst akıl denildiğinde AKP ile dalga geçenlerin düştüğü durum. Üst akıl ise bu üst akıl Taht oyunları mı dır bunu da o açıklayın!!!

Bir şey oluyor Kılıçdaroğlu versinler mahkemeye açıklayacağım  diyor veya  gerekirse açıklayacağım diyor. Ne zaman neyi açıklayacak hala bekliyoruz.

CHP’yi üst akıl değil kendi akılları karıştırıyor.

 O yüzden de yerinde saymaya devam ediyor .

xxx

Yerel bazda da dargınlıklar sürüp  gidiyor.
Son gelişmeler üzerine Topçam eski belediye Başkanı Erhan Köleoğlu partiden istifa eti.

Gerekçesi ise  genel merkez ve yerel  bazda yönetimin tavırları.

Bakalım bu işin sonucu nerelere varacak?

 

NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ ?

Bazı illerde Arapça levhalar sökülüyor Türkçeyi korumak amacıyla.

Geçtiğimiz gün bir ilde yapılan operasyonda  300’ü aşkın dilenci yakalanarak işlem yapıldı.

Ordu’da çocuklara mendil sattırılarak yapılan dilencilik yöntemi Suriyeli sığınmacıların gelişi ile yeni bir şekil aldı.

O kadar yoğunlar ki Ordulu çocuk dilenciler korkudan piyasadan çekildi !

Şimdi de büyükleri küçücük çocukları kucaklarına alarak mendil satma ayağına milleti taciz ederek dilenme yolundalar.

Özellikle Cumartesi ve Pazar günleri meydanı iyice boş bulanlar terör estirmeye de devam ediyor.

Ama elinde  3-5 balonla gezen Türkler hemen enseleniyor!!!

Kötüyü kötü ile örnek göstermiyorum.

Ne olacak bu memleketin hali diyorum?

Sokakta rahat yürümemizi sağlayacak olan devlet görevlileri utansın yeter mi diyelim ?

 

ÇAART DİYE AYRILDIK!!

 

Kim ne derse desin son 10 yıldır yaşananlar ve son gelinen nokta ile bu ülke insanı çaart diye ikiye bölünmüştür.

İkbal ve kendi istiklalleri uğruna buna neden olanların keyfi iyidir.

Ama şunu iyi bilmek lazım.

Partili Cumhurbaşkanı sonrası ülkede ki ayrışma giderek büyüyecektir.

Yeni bir oluşum yeni bir ortam bekleyecekler her balkon konuşması sonrası yaşananları iyi hatırlasın.

Dilerim ben yanılırım.

Bu yanılma birleştirme yönünde olur.

 

Feto ile kucak kucağa olanlar KHK ile her istediğini yapacağını umanlar tarih okusun.

İŞÇİ BAYRAMI 

 

Bir grup işçi 1 Mayıs’ta otobüse binerek Akbil basmayı ret etti.

Şoför ise Akbil basmadan hareket etmeyeceğini belirterek  İBB yetkilileri ile polise haber verdi.

O arada  Akbil basmayan işçiler “kardeşim sende işçisin niye anlamıyorsun bu gün 1 Mayıs bayramsa otobüsler işçilere bedava olmalı.  Mitinglere günlerce bedava adam taşıyanlar bu gün  bayram bizi niye taşımıyorlar ‘ diyerek tepki gösteriyordu.

 Şoför ne olacak olay büyümesin diğer yolcular mağdur olmasın diyeceğine  kafasında ki şekle göre bunlar s olcu bunlar komünist diyerek ayar vermeye çalışıyordu.

Tıpkı  maaşlara zam isteyen memura işçiye acımasızca cop vuran yerde yatarken tekmeleyen polis anlayışı gibi.

Haa bu arada unutmadan  belirtelim Partili Cumhurbaşkanınız hayırlı olsun.

Nasıl olacaksa.


Magazin haberi! 

Aşağıda ki haber yandaş olan gazetelerin bir çoğunda yer almadı, Sözcü ve benzeri gibi gazetelerin ise magazin haberleri içinde yer aldı.

İnternet sitelerinde magazin haberleri içinde yer alan bu haberi bir okuyun ondan sonrada Türkiye’de ki basının içinde bulunduğu durumu ve neden  ülkenin bu halde olduğunu iyi anlayın .

xxx

CNN Türk kanalında gazeteci Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtlayan Baykal, 2019’da gerçekleşleşmesi planlanan başkanlık seçimi için adaylık konusunda 16 Nisan referandumunda HAYIR oyu verenleri kast ederek, “Yüzde 49’un adayı Abdullah Gül olabilir” dedi. Baykal’ın bu sözlerine ise oyuncu Berna Laçin, sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan tepki gösterdi. Dört madde halinde Baykal’a yanıt veren Laçin, YSK’nin referandum sonucuna ilişkin “Siz kabul etseniz de biz mühürsüz pusulaları da 49’u da kabul etmiyoruz” diyerek şu paylaşımları yaptı.

Baykal’ın “yüzde 49’un adayı Abdullah Gül olabilir” cümlesindeki, “yüzdeki 49” diye tarif edilenler kimler acaba? Gece gece … Hey Allahım!

Sn. Baykal
1. Siz kabul etseniz de biz mühürsüz pusulaları da 49’u da kabul etmiyoruz

2. “49” un kim olduğu, ysk kararına göre değişir

3.Halk yüzdelerle ayrıştırılarak tarif edilemez.

4.Ülkenin yarısı başı boş koyun sürüsü değildir,kime oy vereceğine herkes kendi karar verir

 

Bu bir sağ-sol derbisi değil! Bu ‘bir milletin’ egemenlik meselesi. Anlayamadınız gitti!

HAZRET BUYURDU ! 

Yeni Şafak gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak şöyle buyuruyor:

Geçmiş olsun. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Artık koalisyon yok. CHP’nin iktidar hayalleri bitti artık. Sıkıyönetim, sıkıyönetim mahkemesi, örfi idare de yok. Dahası, MHP de, HDP de barajı geçemez. MHP’den ayrılanlar ayrı bir parti kursalar da, onlar için de durum aynı. Bu hali ile de CHP’nin bir varlık göstermesi mümkün değil. Değişirse bölünür. İki partiden ancak biri barajı geçebilir.. AK Parti ise ilk seçimde yeniden anayasal çoğunluğa ulaşabilir..

Durum bu. Hayırlı olsun.. Şimdi gündemde adaletten, barıştan, hürriyetten yana, katılımcı, çoğulcu, şeffaf, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olacak olan “Yeni bir Türkiye için Yeni bir AK Parti“ var. Selâm ve dua ile.

xxx

           Ayrıştırma dilini her zaman kullanan bu şahısın son satırlarda durum bu diyerek başlayıp devam ettiği cümleleri okuyunca gülmekten  kendimi alamadım.

Nerede yaşıyorlar ne içip yiyorlar bir türlü çözemedim.

 

Benim çözemediğini çoğu çözememiş olacak ki, ver mehteri der gibi ver afyonu ver afyonu diye bağırıp duruyorlar.

BIKTIM!!! 

AKP’lisi , CHP’lisi, MHP’lisi partili partisizi Ordu Büyük Şehir Belediyesi ile ilgili her gün yeni yeni bir şeyler soruyorlar.

Bıktım vallahi.

Benim için esas olan aksi ispatlanmadıkça geçerlidir.

Domates olmuş 10 lira, fındık 8 liradan zor satılıyor, çeliği çocuğu işsiz ama varsa yoksa Ordu Büyük şehir Belediyesi Başkanı Enver Yılmaz.

Başkanın dediği gibi bunların en büyük kaynağı yine beraber yürüdükleri yol arkadaşlarından çoğu.

Teşkilatında arkasında durmadığını görüyoruz.

Sorunun kaynağını Ordu bazında Enver başkana yıkarsanız hiçbir netice alamazsınız.

Her gün yeni yeni dedikodularla karşılaşmaktan bıktım .

Gazeteci olarak bunlarla uğraşmak beni yoruyor.

Evine ekmek götürmekten aciz olanlar ayrıca  belediyeden nemalananların bu işin içinde olması de tiksindiriyor beni.

Herkes kendi işine baksın.

Ne olacak , ne olmayacak görülür.

Yormayın kendinizi, bizi de yormayın!!!

( Bu yazı nedeniyle bana kızabilecek okuyucularımıza şunu belirtmek istiyorum. Memleketin sorunu Büyük Şehir değil . Sorun iktidarın memleketin acil sorunlarını bir kenara bırakıp gücü tek elde toplama çabasıdır ) 

DÖRT BİR YAN 

Dört bir yanını düşman eylemişsin.

Dört bir yanında bulunan adaların işgal edilmiş, Yunanlılar kuzu çeviriyorlar seyrediyorsun.

Ekonomi  bir iğne ucunu bekliyor patladı , patlayacak.

İşsizlik oranı almış başını gidiyor her 4 gençten biri işsiz.

Domates tarihinde görmediği fiyatı örüp 10 lira oldu.

Yemeğe fazla koysan tadını bozacak yeşil biber 16 liraya çıkmış.

 

Sen atı alıp Üsküdarı geçtim, eşeği Niğde’ye sürdüm zannedersin.

Aşık  Mahzuni’den…

Kahramanmaraş'ın Tarlacık (eski ismi Berçenek) Köyü'nde dünyaya geldi. 1955 yılında daha sonra Ankara'ya nakledilen Mersin Astsubay Okulu'na kaydoldu. 1960'ta eşi Suna'yı kaçırdı ve 6 ay köyünde kaldı. Bu sırada okulu Balıkesir'e nakledildi. Okul komutanının çabası ile yeniden okula dönen Aşık Mahzuni, 6 ay devamsızlık yaptığına ilişkin bir ihbar üzerine okuldan atılınca yeniden köyüne döndü. 1964 yılında ilk plağı ile müzik piyasasına girdi.

Bir süre Gaziantep'te ikamet ettikten sonra Ankara'ya taşındı. 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Derneği Genel Başkanlığı'ni yürüten Aşık Mahzuni Şerif, Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanlığı, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği ve Ozan-Der Onur Kurulu Başkanlığı'nı da yaptı.

2001'in başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital'da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan'ı Aşık Mahzuni Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın Kasım ayında kendisine, "Elhamdülüllah Kızılbaş'ım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa o da dedemdedir!" dediği için, DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27 Aralık 2001 tarihinde DGM'de yapıldı. 2002 Mayıs ayının 17'sinde evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahsuni Şerif 62 yaşında Almanya'nın Köln şehrinde hayata gözlerini yumdu. Bu ana kadar O, devletin düzenini yıkmak suçundan, hala yargılanıyordu.Mezarı şu an son ikametgahı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgededir.

Yıkılası bozuk düzen

 

Yıkılası Bozuk Düzen
Bıçak Kemiğe Dayandı
Gayrı Bize Yazık Düzen
Gönlümüz Kana Bulandı

Al Birini Vur Birine
Koydu Bizi Heç Yerine
Vay Boyunuz Devrileydi
İnandık Körü Körüne

Ağar Kara Saçım Ağar
Hıçkırık Sinemi Boğar
Bu Yılda Böyle Giderse
Başımıza Taşlar Yağar

Al Birini Vur Birine
Koydu Bizi Hiç Yerine
Deli Miydik Serseri Mi
İnandık Körü Körüne

Gel Mahzuni Söyle Sözü
Harap Ettik Yazı Güzü
Daha Karanlık Basmadan
Üsküdarı Geçti Dürzü

Al Birini Vur Birine
Koydu Bizi Hiç Yerine
Gönlümün Gözü Çıkaydı
İnandım Körü Körüne...

RÜYALARDA GÖRMEK !!!

Referandum sonrası ‘mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasına ilişkin Yüksek Seçim Kurulu’na ( YSK) AKP adına başvuruda bulunan YSK temsilcisi Recep Özel, sandık kurulu görevlilerinin hatasının (oy pusulalarının mühürlenmemesi) "seçmen iradesini gasp etmemesi" için YSK’ya gittiklerini belirterek, “Oyları geçersiz saymak seçmen iradesine saygısızlık olacak. Bu nedenle YSK oyların geçerli sayılmasına karar verdi” görüşünü  savundu. "Vatandaşlar sabah saatlerinde kalkıp iradelerini yansıtmak için oylarını kullanmış" diyen Özel, "Seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu’nun bu oylara sahip çıkması lazımdı. Arada 1 milyon 300 bin oy farkı var. Bunun kapanması ya da seçimin iptal noktasına gitmesi mümkün değildir. Bunu ancak rüyalarında görürler" ifadesini kullandı.

xxx

Böyle diyor neye güvenerek , hangi kanunu baz alarak belli değil.

Sayın Cumhurbaşkanımız Atı alan Üsküdar’ı geçti dedi.

Atı alıp Üsküdar’ı geçmek hikayesi diye merak ettim araştırdım.

Bakalım karşımıza ne çıkmış :

 

“Mumsema Bolu Beyi'ne baş kaldıran ünlü eşkıya Köroğlu (şair Köroğlu ile karıştırılmasın) bir gün atını çaldırmış. Asil bir hayvan olan atını aramak için tebdil-i kıyafet ile diyar diyar dolaşmış ve sonunda yolu İstanbul'a düşmüş. Atını, satılmak üzere pazara getirilen hayvanlar arasında görünce hemen alıcı rolüne bürünüp,
-Efendi, demiş, bu at güzele benziyor. Ancak binip bir denemek istiyorum. Satıcı onu tanımadığı için binmesine izin vermiş. At, üzerine binen eski sahibini tanıyıp dört nala koşmaya başlamış. Köroğlu, Sirkeci sahiline gelip bol para vererek bir sal kiralamış ve ver elini Üsküdar. Bu arada at cambazı aldatıldığından dolayı kıvranır dururmuş. Köroğlu'yu atıyla birlikte bir sal üzerinde gören cambazın dostlarından bîri onu teselli için seslenmiş:
-Üzülmeyi bırak! Atı alan Üsküdar'ı geçti.O adam Köroğlu'nun kendisi idi.
Bugün bu sözü, "İş işten geçti" manâsında kullanırız.”

Selamünaleyküm  2

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan "Hiç şüphesiz birileri hüsrana uğradı. Baktım ki tencere tavacılar çıkmış ortaya. Neymiş, onlar da ‘hayır’ı kutluyorlarmış. Ya, galibiyetin mutluluğunu biliyoruz da galibiyetin hakikaten şöyle eğlenmesini biliyoruz da ama mağlubiyetin nasıl kutlandığını şimdi öğreniyoruz. Nedir o? İşte bunlar Gezici. Bunlar tencere tavacı. Tencere tava hep aynı hava. Kardeşlerim, bir siyasi parti çatısı altında bütün bu değişiklikleri yaparken buna karşı çıkanlara her şeye rağmen saygı duyduk. Seçim meydanlarında onların yanlışlarını, yalanlarını milletimize ifade etmek elbette görevimizdi. Tüm sıkıntılara rağmen bu mücadeleyi verdik. Gidilmedik yer bırakmadık. Ama onlar gidemedi. Buna rağmen biz herhangi olumsuz bir şey söylemedik. Her siyasi parti kendi değerlendirmesini yapar, kendi yolunu çizer biz ona karışmayız. 7 kere mağlup oldular. Şimdi 8’inci kez yine mağlup oldular. Ama bakıyorsun, yine tencere tava.”

 

Dakka iki , gol iki…

Lafı uzatmaya gerek yok.

Size dar gelen bana bol gelir sayın ahali.

Bizim için değişen bir şey yok !!!

 

Selamünaleyküm

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, anayasa değişikliği teklifinin referandumda kabul edilmesiyle ilgili olarak "Şimdi bazı televizyonlarda filan aç tavuk kendini buğday ambarında sanarmış ya, bu neticeyi küçümsemeye gayret edenler var. Boşuna uğraşmayın. Atı alan Üsküdar’ı geçti, haberiniz yok" diye konuştu.

xxx

 

Dakka bir, gol bir…

Lafı uzatmaya gerek yok.

Size dar gelen bana bol gelir sayın ahali.

Bizim için değişen bir şey yok !!!

 

 

 

 

SEÇMELER

“Eba Müslim Horasani diyor ki; ‘Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşmanları asla dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dostlar zamanla düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.’”

Tevfik Kolaylı !

Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
Kürsî-i liyâkat, pezevenk puşt olanındır!

Tevfik Kolaylı (1879 – 1953 İstanbul) ya da yaygın bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairidir. Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semâilerinin bestecisi olarak da bilinir.

Osmanlı döneminde istibdat yönetimine, Cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı çıkanlara hicivleriyle cevap vermiş; haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmışlığa karşı şiirler yazmıştır.

 

Birçok defa tutuklanmış, ama kısa süre sonra serbest bırakılmıştır. Yaşamı boyunca sara hastalığı ve yoksullukla mücadele etmiş, 28 Ocak 1953’te İstanbul’da ölmüştür…

Ne garip dünya  ?  

 

            Gözleri maviydi , çocuğun!

            Ağlamak ise hiç yakışmıyordu...

            Daha görecek o kadar günleri varken, neydi onu bu kadar üzecek, ağlatacak dertler...

            Hiç mi saçını okşayan, sarılıp teselli eden olmamıştı?

            Ne garip dünya idi bu dünya...

            İnsanlar çile çeksin diye mi gelirlerdi bu yalan dünyaya, yüzü gülen hiç kimse olmayacak mıydı?

            Yüzü gülenlerin de sahtekar, yalancı olmadığı bir dünya yok muydu?

Göz pınarlarından akıp süzülen yaşların, bilmezdi ki  ne yürekleri dağladığını.

Neden , neden ağlarlardı bu çocuklar, gülmesi gereken zamanlarda?

            Acaba yanlış bir yerde, yanlış bir zamanda doğduklarını onlarda mı hissederlerdi kalplerinde?

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan )

 

BAŞARACAKSIN  

Anlattığına göre yoksullukla büyümüş...

            Hayal kurmakla avutmuş hep kendini, ayrıca taahamülü de  yokmuş haksızlığa, yalana...

            Yaşamının gerekliliğinin bilincinde, planlarının gerçekleşmesi ideali...

            Bir de tek emeli varmış, şiir kitabı yazacakmış...

            Mavi şehri de o kadar çok seviyormuş amma bu şehirde de ölmek istemiyormuş...

            Konuşurken yanakları al al olan dağ çiçeği...

            Hep mi böyle yaban kalmak istersin?

            Hep böyle dağ çiçeği gibi mi yaşamak arzun?

            Bilirsin ki dağ çiçekleri ne kadar narin ve zarif olsa da ömürleri hep kısadır...

            Bir gün seni dağlardan koparıp, ovaların yemyeşil topraklarına salacakları unutuyor musun?

            Dağ çiçeği, kardelen bakışlı, ürkek çocuk!..

            Hayatın gerçeklerinden neden kaçıyorsun...

            Yaşanacak çok şey var elbet, sen de başaracaksın biliyorsun...

 

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

AVUNUYORUZ … 

 Sonsuz ışıltı bir rüya idi gördüklerim.

            Korkunç tipler peşime düşer, kaçmak ister kaçamaz, bağırmak ister bağıramaz, ağlamak ister ağlayamazdım...

            Çok kereler ter içinde uyandığımda yanımda “ korkma “ diyecek bir ses aradım...

            Sapsarı saçlarımın kumrala dönüşmemesi için kolonya ile yıkar, papatya suları sürerdim...

            Sokakta mahallenin en efendisi , evde ise her şeye kızan...

            Şimdilerde özlemle andığımız o günleri geri getirme şansı olmadan düşünüp, avunuyoruz...

 ( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

Özür dilerim

Tüm vatandaşlarımızdan özür dilerim.

Günlerce süren su kesintisini haber yapmadığım için.

Görevi toplumsal olayları kamu oyuna yansıtmak olan bir gazeteci olarak kulağım üstüne yattığım için!

 Yandaşlığı daha da ileri götürerek yalakalığa vardırdığım için !

Bir yetkiliye ‘ vatandaşlarımızdan özür dileriz ‘ dedirtemediğim için.

O yüzden kendimi cezalandırıyorum !

 

Bir müddet yazı yazmamı kendi kendime yasaklıyorum ! 

ARAMA !!!

Milliyetçi Hareket Partisi (MHPAltınordu İlçe Başkanı Osman Sıldır, 4 Mart'ta Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın Ordu programı kapsamında partilerine yaptığı ziyaret öncesi polis ekiplerinin parti binasında arama yapması ve partililerin üstünü aramasına tepki gösterdi.

Osman Sıldır, parti binasında düzenlediği basın toplantısında 4 Mart 2017 günü Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın anayasa referandum unda ortak hareket etmeleri sebebiyle partilerine bir nezaket ziyareti yaptığını hatırlattı. Sıldır, ancak ziyaret öncesinde Ordu Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin partililerin üstünü aramasının akılla izah edilecek bir durum olmadığını söyledi.

XXX

Arkadaş açıklama yapmasa haberimiz olmayacaktı.

Lafı fazla uzatmayacağım.

Birilerine göre bu hareket nezaketsizlik sayılabilir.

Ama bana göre korkunun indiği noktadır.

Ortağından korkanın muhalifine neler yapabileceğini bir düşünün ?

 


EVET! OKUMAMIŞ OLABİLİRSİNİZ ?

Korkusuz Gazetesi Yazarı Can Ataklı  Tv programında konuk ettiği Prof’un sözlerini kaleme aldı.

Nasıl bir şeyi onaylayacağımızı anlamayanlar ve hala okumadan sorgulamadan birileri evet de dediği için evet diyecekler bir oksun

xxx

“Halk TV'deki Yazıişleri programında konuk ettiğim Prof. Dr. Sibel Özel tek kişilik rejim anayasasının ayrıntılarını anlatırken benim de dikkatimden kaçan çok ince bir ayrıntıyı dile getirdi.

Türkiye'yi tek kişiye teslim edecek yeni anayasanın 12'nci maddesi Olağanüstü Hal yönetimini tanımlıyor.

Bu maddenin sonunda şöyle bir ifade var; “Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin toplanamaması hariç olmak üzere, olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar.”

Prof. Özel dedi ki “Yasayı yazanın aklına neden Meclis'in kapalı olma ihtimali gelmiş. Bu cumhuriyet kurulurken verdiğimiz Kurtuluş Savaşı'nda bile Meclis asla kapanmadı.”

Meclis'in şartlar ne olursa olsun kapalı kalmaması gerektiğini söyleyen Özel“Buradaki garip şey, Cumhurbaşkanı'na Meclis kapalı iken kararname çıkarma yetkisi verilmesi ve bu kararnamelerin Meclis'te görüşülmemesi. Yani diyelim ki ülke işgale uğramış Meclis de kapatılmış ama cumhurbaşkanı göreve devam edecek. Peki meclisin bile olmadığı ülkede cumhurbaşkanı kim adına hâlâ görev de kalmış olacak ki?” diye sordu.

Öyle ya Meclis bile açılamazken cumhurbaşkanı ülkeyi nasıl yönetiyor olacak.

Kasıt yok belki ama Meclis'in çalışamayacak duruma gelmesini düşünmek bile çok “eksantrik” bir varsayım.”

 

 

 

NE DESEK BOŞ

 

 Yeşil alanlara kıymayın dedik dinletemedik.  Nerede bir yer varsa bir şeyler yaptırıldı.

Son olarak Karayolları arazisine girdiler ağaç kesmeyeceğiz dediler, neredeyse tüm ağaçları Valilik konağı adına kesiyorlardı.

Şimdi Şehir Hastanesinin Botanik Parkına yapılacağı haberleri var.

Ancak kimseden ne yalanlama var ne de ne oluyor diye sorgulayan.

Bir dostumuz bizimle şu notu paylaştı :

İlgilisi ilgisizi okusun. Hem tarihi hem çevreyi katletmekten ne zaman vaz geçeceksiniz ?

 “Ordu'da şehir hastanesi yapılmak istenen Botanik Park alanı, Hacıemiroğulları'nın beylik merkezidir ve çevrede halen kalıntılar vardır. 
Bu bölge gelecekte yöredeki Türk tarihinin köklerinin ortaya çıkarılması bakımından önemlidir.
Eskipazar'da hastane yapmak yörenin Türk tarihine karşı işlenmiş büyük bir suç ve ihanet olacaktır.
Bunu, yörenin tarihiyle hasbelkader ilgilenmiş biri olarak not ediyorum; iki elimiz yakanızdan düşmez !”

SONRASINI DÜŞÜNÜN !!!

               Ha bire tehdit, ha bire şantaj, ha bire hakaret, ha bire sövgü…

Böyle bir ortam yaşanmadı.

14 yılı aşkın yaratılan kavga ve ayrıştırma ortamı birilerine öyle cesaret veriyor ki anlatılamaz.

Erdoğan’ı Peygamberle eş tutanlar, Allahın bütün sıfatlarını üstünde taşıyan diyenler, Böyle yetki peygamberlere verilse bile bozar ‘ diyen Baykal’a küfür edip saygısızlıkla suçluyorlar.

Mart ayındayız ya adamların Mart kediliği damarları kabarmış !!!

Ülkü ocakları genel başkan  Evet konulu toplantıda ‘ Gerekirse elimize silahı alır ineriz’ diye biliyor.

Hala ayıkamayan su solcuları ile stepne milliyetçilerine sesleniyorum.

16 Nisan’da sonrasını siz düşünün !!!

Siz kimsiniz?

 

Benim kardeşim PKK’lılar tarafından şehit edilmiş.

Bir başka akrabam gazi olmuş.

Bunlarla her türlü pazarlığı yapanlar, hendeklere göz yumanlar, biz bunlara karşı olduğumuz için, yeniden kandırılmamaları için hayır diyeceğiz diye bize Terörist yaftası vuruyorlar.

Söylenecek çok söz vardır.

Bütün şehitlerin kanları üzerinden siyaset yapanlara tek bir soru soruyorum?

Hayır diyecek şehit aileleri, gazi aileleri de terörist öyle mi?

Öyle ise bize bunu diyenler soruyoruz. Siz kimsiniz?

 

(Bana bunları söyleyen şehit ağabeyine  tek bir söz bile söyleyemedim. Nasıl söyleyebilirdim ki ? Kasıla kasıla evet diyeceğini söyleyenlerin bir şeyler söylemesini beklerim . E.K.)

ÖLMEM Mİ BENİ TAŞLARA VURUN !!!

Haber belki abartıdır, yanlış anlaşılma olmuştur, tekzip edilir diye 3-4 gün bekledim.

Yok değilmiş.  Buyurun okuyun !

xxx

“Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği üyeleri Hollanda’ya tepki için, ‘Holstein’ cinsi büyükbaş hayvanları kamyonete yükleyip bu ülkeye gönderdi.

Çanakkale’nin Biga ilçesindeki bir mezbahada üreticilerle bir araya gelen Birlik Başkanı Bülent Tunç Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, Hollanda ile yaşanan gerilime üreticilerin büyük tepki gösterdiklerini söyledi.

İneklerin bugün toplu olarak gönderildiğini söyleyen Tunç, geri gönderdikleri hayvan sayısının 40 civarında olduğunu belirterek “Sembolik sayıda hayvan gönderdik. Eğer bu hayvanları almazlarsa gerekirse keser dağıtırız” dedi.”

xxx

La; portakalı bıçaklayan cahil, işsiz güçsüz tipleri bir kenara bırakalım.

Hollanda bayrağı yerine Rus bayrağını yakanları, Hollandalı gazeteci diye Belçikalı gazeteciyi dövenleri de bir kenara koyalım.

Bu kişi, bunlar, bir birlik yöneten kişiler ve başkanları.

Bunların oyları ile benim oyum bir mi birader ?

Ölmem mi beni taşlara  vurun.

İşte durum budur.

Niye belalar ülkemizin başından gitmiyor diye ağlıyorsunuz bir de ? 

ÖLMEYE, ÖLMEYE GELDİK…

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya "Eğer ki bana Ankara’dan Sayın Cumhurbaşkanımızdan ‘Artık dönebilirsin’ denilmeseydi ben orada ölecektim”

Devletimizin bakanı hem de Aile ve Sosyal politikalardan sorumlu.

         Ölmek güzel bir şey ama öldüğünü bilen var mı acaba?

         Fatma Betül Sayan Kaya sen ve senin gibilere de Allah huzurlu ölüm versin.

         Niye orada gâvur toprağında kendini öldürtecektin?

Sen ve senin gibilerin biat etmelerine ihtiyacımız var.

         Bakanlık sitenizde Vizyonunuzu şöyle açıklamışsınız:

         Türkiye'nin 2023'e doğru tarihsel yürüyüşünde, mutlu birey ve güçlü ailelerden oluşan müreffeh bir toplum için, zamanın ruhunu yakalayan, değişimi yönetebilen ve buna yönelik dönüşümü gerçekleştiren, sosyal riskleri önleyici sosyal politikalar geliştiren ve uygulayan bir bakanlık olmak.

         Bu vizyonu olan kişiye öyle ölmek yakışır mı?

 Ayrıca daha çok gençsiniz.

Ayrıca iki çocuk annesiniz.

Yazıktır günahtır onları öyle bırakıp gitmek, bizleri öksüz, bakansız bırakmak olur mu?

         Zaten Cumhurbaşkanımız da sizin orada ölmenize müsaade etmezdi.

Her ikinize de sağlıklı huzurlu ömürler dilerim.

 

 

FETOCULAR ?

Birileri hala Ordu’da ki en üst düzey Fetocu dedikodularını sürdürmeye devam ediyor.

Siyasi ayak net bir şekilde açıklanmadığı sürece AKP içinde bu tür şüpheler kalacak ve birileri tarafından kullanılacaktır.

Neyse ben bir hatırlatma yapayım.

Pek uzun bir tarih öncesi olmasa da Türkçe Olimpiyatları Ordu 19 Eylül stadyumunda da yapılmıştı.

O günlerde bastırılan davetiyeler de sponsor olarak Başta Ordu Valiliği , Ordu Belediyesi  Ordu Ticaret Odası gibi kurumların logoları yer alıyordu.

Sosyal Demokrat bir Belediyenin böyle bir olayda sponsor olmasını ve davetiyede isminin yer almasını yadırgamış ve bir yazı ile eleştirmiştim.

Seyit Torun başkan olarak bir şeyler söylememiş ama  diğerleri ( Sosyal demokrat olmayanlar ! ) ‘ ne yani  bu kadar güzel organizasyonda adının geçmesi seni niye rahatsız ediyor, bırakın bu işleri ‘ diyerek bizi eleştirmişti.

Kimdi bu yoğun eleştiriye yapanlar biliyor musunuz ?

Hani o demokrasi mitinglerinde en önde bulunup, şu anda Fetoculara ayarsız çakıp sövenlerdi.

Allahtan biz ayni yerimiz de duruyoruz. Ama o kurnazlar kendilerinin bilinmediğini sanıyor.

Feto’ya himmet ve kurban bağışığı topladığı bilinen adamlar yine ayni adamlar tarafından korunuyorsa ve Feto’nun önünde poz veren milletvekili Feto soruşturmasından el konulan şirketlerin yönetim kuruluna atanıyorsa, biz boş, boş yazmaya devam edelim!!!

Bizim gibileri salak yerine koymaya devam edenlere, dün dediğimiz gibi bu gün de diyoruz ; yanlış yoldasınız yine duvara toslayacaksınız …

 Son dakika : 2012 yılında başını örterek FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'i Pensilvanya'da ziyaret eden AKP eski Milletvekili Fatoş Gürkan'ın Adana'da FETÖ kapsamında el konulan 34 şirketin yönetimine getirilmesinden sonra ikinci bir ödüllendirme yapıldı. Aynı geziye katılan ve hatıra fotoğrafında yer alan AKP Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz'ün kardeşi Nevzat Demiröz, Koza İpek'in yönetimine ikinci kez atandı.

BÜYÜK ŞEHİRE SORULAR ?

 

OSKİ sorularımıza yanıt vermeme ısrarını sürdürüyor.

O zaman bende Büyük Şehir Belediye Başkanımıza yönelteyim bu soruları.

Büyük Şehir olduktan sonra su kaç liradan kaç liraya çıktı.

En son zam ne zaman  yapıldı, miktarı neydi ?

Su sayaç yazma parası olarak vatandaştan kaç lira alınıyor ?

Özellikle şehir merkezinde ne zaman çeşmelerden sarı su akmayacak ve su içebileceğiz ? 

TARİH AF ETMEZ ! 

Ahmet’ten Ahmet’e

Ahmet Altan ne demişti;

"Ya Erdoğan ve taraftarları ya da Cemaat

ve onun üyeleri devletin içinden sürülecek."

Bu cümle ile Ahmet Altan, kulislerde

konuşulan ama dillendirilmeyen hükümet-cemaat

kavgasını tanımlamıştı.

"Ölümüne bir savaş" yaşandığını söyleyen

Ahmet Altan'a Star'ın yazarından zehir zemberek

bir karşılık geldi.

"Delikanlı olun" diyen Kekeç, Ahmet Altan'ı

manipülatif yazılar yazmakla itham etti. "Koca koca

adamlar fikir diye bunları yazıyorlar" diyen Kekeç,

"hiç utanmıyorlar" diyerek enteresan çıkışlar yaptı.

İşte Kekeç'in "kavga yok" kavgası;

KOCA KOCA ADAMLAR...

Demiş ki;

"Efendim neymiş? Terör konusunda görüş

ayrılıkları varmış... Cemaatin perspektifiyle, siyasi

iktidarın perspektifi çatışıyormuş... Cemaat

“Emniyet perspektifini”, siyasi iktidar da “MİT perspektifini”

savunuyormuş.

KCK operasyonu, işte bu çatışmayı açığa

çıkarmış...

Bu çatışma bu şekilde devam ederse imiş,

“ya cemaat AK Parti’yi devletten sürermiş, ya da AK

Parti cemaati devletten sürermiş...”

Cemaat zaten Fenerbahçe kulübünü de ele

geçirmeye çalışıyormuş. Bereket, parlamento şike

cezalarında indirime gitmiş de, bu güzide köklü

kurumumuz “böylece” kötü kişilerin eline düşmekten

kurtulmuş.

Bunları “fikir” diye yazıyorlar, sağda solda

konuşuyorlar. Koca koca adamlar. Ve hiç utanmıyorlar...

Bir cemaat, bir futbol kulübünü niçin ele

geçirmeye çalışır?

TOPLU AYİN Mİ YAPTIRACAK?

Ne olacak, ele geçirecek de? Tribünlerde

toplu ayin mi yaptıracak? Takım formasına cemaat

reklamı mı alacak?

Bu nasıl bir cemaat ki, ele geçirmeye doymuyor?

Ele geçirdikçe, ele geçiresi geliyor... Bu

cemaat, Tuncay Özkan aleyhinde karar veren

AİHM’i de ele geçirmiş olabilir mi?

DELİKANLI OLUN!

Bunları iddia sahiplerine soracaksınız...

Peşinden ekleyeceksiniz: “Hangi argümanlarla

ve neye istinat ederek cemaatin devlet içinde

yapılandığını ve AK Parti’yi oralardan sürmeye

hazırlandığını öne sürüyorsunuz?”

Bu iddialarını kanıtlayacaklar...

Dedikoduyla, tevatürle, kulaktan dolma bilgilerle ve

kim bilir hangi karanlık dehlizlerden uçurulmuş

manipülatif haberlerle yazıya kalkışmayacaklar...

Delikanlı olacaklar.

Evet kardeşim, bildiğiniz bir şey varsa

anlatın... Lafı ağzınızda gevelemeyin...

Kim kimi devletten sürmek istiyor? Niçin?

Bilmek istiyoruz. Gazeteciler :com

 

 

(10  Ocak 2012de yayınladığım yazı. Kekeç şimdi nerede duruyor. Altan nere de ? Bu gün Kekeç ve benzeri cemaat yandaşları çıkmışlar her gün bizim gibi Cemaat yapılanmasına başından beri dikkat çekmeye çalışanlara küfür edip duruyorlar. Ve ne yazık ki bunlar hala piyasalarda . Yine yazıp yine tarihe not düşelim. Bunlar yine kol kola girerler . E.K. ) 

  FINDIK ÇALIŞTAYI 

Fındık çalıştayı geçtiğimiz günlerde toplandı.

Çeşitli kararlar aldı.

Ama bu kararlar arasında fındık fiyatları üzerinde oynanan

oyunlara değinilmedi. Ayrıca Ziraat Odalarının daha aktif rol

alması yolunda da her hangi bir çağrı veya temenni gerçekleşmedi.

Çalıştay’da alınan kararlar aşağıda ancak bunların bile

takibinin olacağına inanmıyoruz.

Daha şimdiden fındık fiyatlarının belirlendiği ve oyunun

yine ayni şekilde oynanacağı, Ziraat Odaları ve diğer kuruluşların

üreticiden çeşitli yollarla alacaklarını tahsil ederek bakmaya

devam edeceği söyleniyor. Ne yazık ki durum böyle. Alınan kararlarda

şöyle !!!

1- Devlet tarafından uygulanan alan bazlı destek uygulamasında,

arazının değil üretimin desteklenmesi,

2- Fındıkta devlet tarafından mutlaka müdahale kurumunun

yeniden oluşturulması,

3- Bölgede verimi düşük olan fındık dikim alanlarının

ıslah edilmesinin teşvik edilmesi ve devlet tarafından desteklenmesi,

4- Rekolte kaybının önlenmesi için devletçe belirlenen

toplama tarihlerine mutlaka uyulması,

5- Birim alandan elde edilen fındık miktarının artırılması

için modern tarım tekniklerinin uygulanması,

6- 2009 yılında belirlenen fındık stratejisinde yer verilen

lisanslı depoculuğunun bir an önce hayata geçirilmesi,

7- Fındığın fiyatındaki istikrarı yakalamak için belli

miktarda emniyet stoku oluşturulması,

8- Türk fındığının kalitesinin korunması için aflatoksinin

önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması,(naylon çuval

kullanımının yasaklanması,beton harman yapımının özendirilmesi,

uygun depolama yapılması vb.)

9- Gıda sanayinde kullanılan fındığın damak tadının

kaybolmaması için kaliteli fındık seçimine özen gösterilmesi,

10- Fındığın geçim ürünü olabilmesi için arazi toplulaştırılması

yapılması ve kırsal alan yatırımlarının desteklenmesi,

11- Üretici ile çiftçi tanımının iyi yapılması,

12- Fındığın atik maddesinin sanayi hammaddesi olarak

değerlendirilmesi,

 

(17 mayıs 2012 yılında kaleme alınmış bir yazı. Ne  yaptılar şimdiye kadar. Her kesimden bahsediyorum.  Yalandan ağlamayın, yalandan şöyle böyle demeyin. Nasıl hak ediyorsanız öyle muameleye tabi tutuluyorsunuz. Dönüm parasına tav olup bir kenarda oflamayın puflamayın daha beter olun !!!)

 

BÜYÜK GÖÇ

 

Selanik Limanı civarında, sıra sıra kurulmuş çadırlarda binlerce insan kaderlerini, yeni yaşamlarını bekliyorlardı…

            Rumeli Mübadilleri endişe içinde idiler… Korkuyorlardı… 500 yıl yaşadıkları vatan topraklarını, evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kalmışlardı. Bundan sonraki yaşamlarını nasıl sürdüreceklerdi? Kader onlara gelecekleri için nasıl bir yol çizmişti. Bilmiyorlardı…

            Çadır kentin etrafı tellerle çevrilmişti. Esir kampı gibi bir yerdi.  Kampın dışına çıkmak yasaktı, tecrit edilmişlerdi. Tellerin dışındaki ve içindeki silahlı Yunan askerleri mübadilleri baskı ve kontrol altında tutuyorlardı. Selanik şehrini merak edip, şehri dolaşmak için çadır kamptan kaçan bazı gençler yakalanıp tekrar geri getirilmiş ve cezalandırılmışlardı.

                Yaşanan esir hayatına, yaşadıkları yerin pisliği de katılınca bulundukları yer yaşanmaz bir hale gelmişti. Çamur ve çöpler, yetersiz tuvaletler, banyo ve diğer temizlik imkanlarının sınırlı olması yaşamı daha da zorlaştırıyordu. Su ve yemek yeterli değildi. Yunan askerlerinin günde iki kez dağıttığı çorba insanların karnını doyurmuyordu. Çocuklara süt bulunamıyordu. Hasta ve yaşlı insanlar için yeterli doktor ve ilaç yoktu.

                Kuruoğulları sülalesinden Abdurrahman oğlu Nazif Efendi, karısı Ümmügül, 12 yaşındaki kızı Firdevs ve 7 yaşındaki oğlu Yusuf’ da yaklaşık bir aydır onları Samsun’a götürecek vapurun gelmesini bekliyorlardı. Yanlarındaki çadırlarda yakın akrabaları ve komşuları vardı. Yunanistan’ın kuzey batısındaki ( şimdiki adı Ptolemiya ) Kayalar İlçesinin Uçana köyünden kısmen trenle, çoğu zaman kafile halinde Yunan Askerlerinin kontrolünde yürüyerek bir haftada Selanik şehrine, bu çadır kampına gelmişlerdi. Bir süre önce Yunanlı yetkililer,  tüm köy halkını köy meydanında toplamışlar, kısa bir süre içinde Yunanistan’ı terk etmelerinin gerektiğini söylemişlerdi.  30.Ocak 1923 tarihinde Türk Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında yapılan Mübadele Antlaşması gereği Rumeli topraklarında yaşayan Müslüman Türkler Anadolu’ya gidecekler, Anadolu’da yaşayan Ortodoks Rumlar ise Anadolu’dan ayrılıp, Türklerin bıraktıkları bu topraklara geleceklerdi. Yunan yetkilileri böyle anlatmışlardı. O nedenle Selanik limanındaki kampta Türk Vapurlarının gelip kendilerini almalarını bekliyorlardı.

                Yaklaşık bir ay bu çadırlarda yoksulluk içinde, yarı aç yarı tok, yetersiz sağlık koşullarında yaşamak zorunda kaldılar. Hayatlarının nasıl değiştiğini, güzel günlerinin ve varlıklı yaşamlarının ellerinden nasıl alındığını, çalındığını, sebep olanlara beddua ederek anlatıyorlardı birbirlerine. Gidecekleri topraklarda kendilerini nelerin beklediğini tartışıyorlardı. Çoğunluğu okuma yazma bilmiyordu. Bu topraklarda yüzlerce yıl yaptıkları, bildikleri işleri, rençberliği gidecekleri yeni topraklarda da nasıl uygulayacaklardı? Çoluk çocuklarının karınlarını nasıl doyuracaklardı? Üzüm bağları, buğday, arpa, meyve ile uğraştıkları bu topraklardan ayrıldıktan sonra gidecekleri Anadolu topraklarında aynı imkânları bulabilecekler mi? Tüm bu sorular cevapsızdı, bir muamma idi. Endişeli ve umutsuz idiler.

                Son yıllarda bu topraklarda yüreklerin kaldıramayacağı kadar acılar yaşamışlardı. Evleri yıkılmış, ana babaları, çocukları, kardeşleri öldürülmüş, işkenceye maruz kalmışlardı. Ancak sevindikleri bir husus vardı. Gidecekleri topraklarda aynı dili konuşup, aynı bayramları birlikte kutlayacakları, pek çok ortak duyguyu paylaşacakları insanlarla birlikte olacaklardı. Başlarına neler gelecekse gelsin, gidecekleri yerlerde nelerle karşılaşırsa karşılaşsınlar her sıkıntıyı beraber göğüslenecekler, paylaşacaklar ve çözeceklerdi. Artık soydaşları ile beraber olacaklardı

                Bu umut yinede doğup büyüdükleri toprakları, analarının babalarının mezarlarını unutturamıyordu. Bunca yıl yaşamlarını sürdürdükleri evlerini, bağlarını bahçelerini, su içtikleri çeşme başını unutturamıyordu.

                Ve Gülcemal Vapuru Kayalar’ lı  Mübadilleri alıp Samsun’a oradan da Ordu’ya götürmek için Selanik limanına yanaştı. Yatak, yorgan, kap kacak tüm ev eşyaları yavaş yavaş vapura yüklenmeye başlandı. Bazı çiftçiler ve zanaatkarlar büyük, küçük baş hayvanlarını, aletlerini, kazma ve küreklerine kadar her şeylerini götürmeye çalışıyorlardı. Geldikleri köylere göre sıra ile bindiler vapura. Gülcemal Vapuru insanla, eşyalarla doldu.  Bazıları sonraki vapur ile gelmek üzere limanda bırakıldı. Bazı aileler parçalanmıştı. Yavrusunda ayrılan analar, babasından ayrılan çocuklar ağlaşıyorlardı…

                Gülcemal vapuru demir aldı. Süzüle süzüle Selanik limanından ayrılmaya başladı. Güvertede toplanan Mübadiller Selanik’e son defa bakıyorlardı. Abdurrahman oğlu Nazif Efendi kızı Firdevs ile oğlu Yusuf’u kucağına alarak son bir defa Selanik’e baktılar. Atalarının ve dedelerinin ve kendilerinin yaşadığı bu toprakları bir daha görmeleri mümkün olur mu diye düşündüler. Sessizce dökülen gözyaşlarına bazen hıçkırıklar karışıyordu. Kuruoğulları Sülalesinden Abdurrahman oğlu Nazif Efendi ve yakınları için yeni bir dünyada yeni bir yaşam başlıyordu artık.

                Nazif Efendi gözyaşlarını silerken dudaklarından bir Selanik Türküsünün sözleri dökülüyordu.

                 Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı

            O bizim kavuşmalarımız a yarim, mahşere kaldı

            O bizim kavuşmalarımız a yarim, ahrete kaldı. 

 

                        *                              *                          *

         Türk toplumu Osmanlının son yüzyılında Balkanlarda, Rumeli’n de unutulmaz acılar yaşadı. Dostluk ve kardeşlik duygusunu yaşamak yerine, düşmanlık ve nefreti egemen kılmaya çalışanların istedikleri oldu hep. 30 Ocak 1923 de Lozan’da Yunanistan ile yapılan “Türk – Yunan Nüfus Mübadelesi” antlaşması, Rumeli’ndeki Türklerin 500 yıllık yaşamı için bir son nokta oldu. Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden 465 bin Müslüman Türk Anadolu’ya göç etti 

                Bu günü anlamak için ara sıra tarihimize bakmak gerekiyor.

( Bu yazı rahmetli Mali Müşavir Rüştü Demirel tarafından kaleme alınıp Ordu Değişim Gazetesinde yayınlanmıştır. Bazı şeyleri anlamak için tarihe bakmak gerekir diyen merhumu tekrar rahmetle anıyoruz. Erol Karaer ) 

50. YIL ACILARI

 

 

Öyle veya güzel günlerimiz oldu.

 Kimleri görmedik ki Orduspor başkanlığında.

3. liglere de düştük ama hiç bu kadar Amatör kümeye yakın olmamıştık.

Sonuçta Orduspor’un tam çöküşü Nedim Türkmen’in kendi uygulamaları ve yönetim anlayışı ile olmuştur. Hatta iki kardeşi bu uygulamalardan rahatsız oldukları için kendilerini kenara çekmişlerdir.

Olaya baktığınızda Türkmen’in suç ortağı  bu günkü Medyadır aslında.

Biz ısrarla yanlış yapıyorsunuz, Orduspor taraftarını ve sevenlerini bölüyorsunuz derken avantacı ve lavantacılar alkışlıyor tek bir kelime bile yazıp burada yanlışsın demiyor  ceplerine girenlere bakıyordu.

İşin ilginç yanı bu gün ise kavgalı olan taraftarlar Orduspor’un cenazesi bile kalkmadan birlikte  resim verebiliyorlar.

Yıllarca Orduspor taraftar başkanlığı yaptım böyle kirli ilişkilere şahit olmadım.

Dediğim gibi daha Orduspor’un cenazesi kalkmadan adamlar mevlidini okutuyorlar.

50. yılda ne yazık ki Orduspor büyük bir ihtimalle Amatör kümeye düşecek.

Sebep olanlar, katkıda bulunanlar, avanta uğruna kalemini,  mikrofonunu satanlar rahat edebilirler.

Ama işin en  iyi tarafı ne biliyor musunuz ?

Tarih artık elektronik ortam da yazılıyor.

İnternete girdin mi kimin ne olduğunu neler yaptığını, neler yapmadığını, neleri yazıp, neleri sakladığını görebiliyorsunuz.

Diyeceğim o ki Tarihin en resim sayfalarına yazıldınız.

Rahat edemeyeceksiniz ?

 ( Bu yazı Orduspor’un 50. Yılı nedeniyle özel sayı çıkartan Kuzey’in Yıldızı dergisinde yayınlanmıştır ) 

 DOKTORUN YILMAZ

Merhum Dr. İsmail Engin oğlu Yılmaz Engin…

O yüzden Doktorun  Yılmaz derlerdi.

Fazla yazmaya bile gerek yok tanıyan tanır.

Doğa aşığı can ağbim, uzun bir süre önce geçirdiği hastalıkları nedeniyle  Cumhuriyet mahallesinde ki harman evinin altında oyalanıp çiçekleri biberleri ile zaman geçirirdi.

Oğlu Burçak yan tarafta sigorta bürosunda bende amcası Tuncer Engin’in bürosundayım.

Bir sabah telefon çalıp Burçak’ın ismini görünce hayırdır dedim. ‘Babamı kaybettik ağbi ‘ dedi.

Ani oldu ‘vay be’  diyebildim sadece…

Doktorun Yılmaz, ah benim güzel ağbim.

Neydi acelen neydi diye gönderdik seni sonsuzluğa.

Gülüşlerimiz şakalarımız kaldı sonsuzlukta.

Vurduğum bütün kuşlardan özür dilerim deşiştin bir gün…

Ayşe yengem cennetlik,  hastalığında çocuk gibi ilgilendi onla.

O kadar çok anılarımız oldu ki ? Yazsam kitap olur.

En son  Perşembe’de Burçak ile birlikte oturduk sohbet ettik.

Çok resimlerimiz oldu ama o son resmimiz oldu.

En güzel halinle, en güzel anılarınla gittin be Doktorun Yılmaz…

23 Aralık 2015 günü noktayı koyduk.

Ve  gün geçtikçe daha da ağır basıyor yokluğun…

( Ateş önünde ki fotoğrafı yaklaşık 20 yıl önce ben çekmiştim )

 

Kömür oldular!!

            Bu sözü kim söylese, kim yazsa ( Tabi yandaş olmayacak ) ikinci güne varmaz tutuklatırlardı. Ortalığı ayağa kaldırıp Mart kedileri gibi bağırıp bir yandan da şehit üzerinden mağdur edebiyatı yaparlardı.

Ne de olsa yandaş olunca Şehit denince mangalda kül bırakmayan yandaş, yalaka, soysuz, şerefsiz medya ile kahpe trollerden ses soluk yok,.

 Ne olacak ki, Şehitler için kelle, 3-5 asker öldü diye meclis mi toplanır, elbette ölecekler seçmeseydiler o mesleği, asker olurken bana mı sordun diyenlerin, Çanakkale için lafının nereye  varacağını bilmeden konuşanların olduğu ülkemizde bunlar doğal değil mi ?

            xx

 

“Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Beyaz TV’de Latif Şimşek’in ‘Dinamit’ programına konuk oldu. Gökçek, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında şehit olan özel harekatçılar için, ‘Atılan bir bomba ile orada 52 kardeşimiz kömür oldu’ dedi.

Gökçek’in ‘kömür oldu’ ifadesi haberin görüntüleri yayınlanırken de ’52 Özel Harekatçı Kömür Oldular’ KJ’si (alt yazı) ile verildi.”

xxx

 

Neyse birine de tarih hatırlatalım. Abudig gubudik işler oluyor ama  atamayla da  başbakan olunuyor değil mi?

xxx

Gemi seyir defterine Jurnal denir.Jurnal,gemi seyirde yada limandayken gemi ile ilgili bilgilerin yazıldığı defterdir.Geminin rotası,hızı,geldiği/gideceği liman,vardiye değişimleri hava durumu v.b bilgiler not edilir.Kanal,boğaz ve sığ sularda sürekli güncellenir.

Örneğin Kilirbahir bölgesi geçildiğinde;''saat 15.30 itibariyle Kilitbahir geçildi''veya 05.00 İstanbul boğazı geçildi yazılır.

Bu tüm Dünyada ki boğazlar için aynıdır.ÇANAKKALE hariç.!!!

Çanakkale boğazı seyri tamamladıktan sonra jurnal a '' saat 21.30 Çanakkale ÇIKILDI'' yada'' saat 21.30 şehitlik abidesi 2 milden selamlandı '' yazılır.Çünkü bilirler ki:'' ÇANAKKALE GEÇİLMEZ.!!!

Ordu Savaş’çısı !!!

Bakmayın böyle başlık attığıma.

Takip ettiyseniz bazen nostalji yapıp ölenleri anıyor bazen de yaşayan büyüklerimizi yazarak sağlıklı ömürler diyoruz.

Böyle olunca da bazen ara da kaynayıp gidenler oluyor, özellikle genç nesil.

 Yılda bir kez de olsa mutlaka uğramadan geçmez!!!

2003 yılında Almanya’da gönderdiğimiz kardeşimiz  gazeteci Savaş Çelebi’yi ele alayım dedim !!!

Almanya’da olsa da takipteyiz.

Yoğun iş mesaisinin yanı sıra fırsat buldukça Ordulularla buluşmaya, Ordulu olmayanlara Ordu’yu anlatmaya tanıtmaya çalışıp duruyor.

Ordulunun olduğu bütün organizasyonlarda yer alan, yardımcı ve destek olan Savaş, Ordulu olup Ordu’ya uzun süre gitmeyenleri de ikna etmek için uğraşıp dururken Ordulu olmayanlara da Ordu’nun nasıl güzel bir yer olduğunu anlatıp duruyor yorulmadan. Bence Ordu Valiliği Savaş Çelebi kardeşimize üstün hizmet madalyası takmalıdır !!!

Mevzu nereden nereye geldi.
Bazı büyüklerimizin değerini yaşarken de verelim diyoruz ya genç olunca verilmiyor mu dedim, bu yazı ortaya çıktı.

Sağlıkla,  güzellikle, ailen ve sevdiklerinle  ayni heyecanla devam Savaş

 

HERKES SUÇLU BİR ONLAR DEĞİL ?

Cumhurbaşkanına anlatıldı, Bakan Kurtulmuş konuştu, Milletvekilleri konuştu. Gereken yapılacak dediler.

Gerekeni piyasalar yaptı, fındık fiyatı düştükçe düştü.

Fındıkta tekel oluştu diyenleri alkışlayan ah benim unutkan köylüm ah…

Fiskobirlik’i TMO’yu devre dışı ben mi bıraktım?

Bu iktidar devre dışı bırakmadı mı ? Piyasayı başı boş bırakan siyasetçi şimdi çıkmış dert yanıyor.

Herkes suçlu bir tek onlar ak kaşıtan çıkmış gibi.

Sen “ne oluyor yaaa, piyasayı başı boş bıraktınız fındığı piç haline getirdiniz hala nasıl kendinizi savunuyorsunuz” diye sormazsan, daha da beter günleriniz olacaktır.

Dönüm parasına tav olup 15 liralık fındığını 9 liraya satmaya razı olanlar, beter olun emi ? !!

 

BEN ORHAN ŞENSOY…

Rivayet odur ki bir filmde  samanlıkta tecavüz sahnesi vardır. Filmin baş rol oyuncusu Orhan Şensoy kapıyı kırarak içeri girecek ve kötü adamın elinden sevgilisini kurtaracaktır.

Ama yönetmenin ona söylediği repliği unutup sahneyi 3-4 kez çekmek zorunda kalmışlardır. En son yine Orhan Şensoy söyleyeceklerini unutur ama  içeri dalarken ‘ Heyyetttt bırak lan karıyı ben Orhan Şensoy ‘ diye bağırır.

Altın Mezar adlı filmde yaşandığı ileri sürülen bu replik yıllardır Orhan Şensoy denince yanında bu olay anlatılırdı.

            Orhan Şensoy ile ilgili Başbakanlık Osmanlı Tarihi Arşivleri Uzmanı , yazar hemşerimiz Adnan Yıldız’ın  tarihi bir çalışmasını sizlerle paylaşmak istiyorum. Orhan Şensoy’a Allah’tan rahmet yakınlarına sabırlar diliyorum.

 Boztepe’ye Çıkan İlk Artist

Filmlerin, çekildikleri yerlerin tanıtımında önemli bir yeri vardır. Bu yüzden herhangi bir yerde bir film çekiliyorsa önce yetkililer devreye girer, sonra halk, film ekibine her türlü kolaylık sağlanır. Hatta tanıtım uğruna, James Bond serisinin "Skyfall" filminin çekimlerinde olduğu gibi Kapalı Çarşı’nın damlarında dahi motorlarla her türlü fanteziye izin verilir. Önemli olan tanınmaktır. Hele bu filmler küçük şehirlerde çekiliyorsa varın gerisini hesaplayın. Yetkililer devreye girer, bütün mekanlar filmcilere görücüye çıkarılır. Ama bunca emeğin karşılığı ise bazen bir iki saniyelik görüntüler de olabilir. O zamanda, “yahu adamlar kaç gün çektiler, hepsi bu mu diye?” dövünülür. Olsun yine de öyle ya da böyle tanınmak iyidir!

1968 yılı Temmuz ayında, Ordu’da da bu uğurda çok çaba harcanmıştı. “Dost Film”in 20 kişilik ekibi, “Çıldırtan LSD” ve “Altın Mezar” adlı filmlerin çekimleri için Ordu’ya gelmişlerdi. Filmlerin yönetmeni Mümtaz Alpaslan, prodüksiyon amiri Kenan Şensoy, oyuncuları ise Sibel Göksel, Aynur Akarsu, Abdullah Ferah ve hemşerimiz Orhan Şensoy’du.

Film ekibi, Ordu’da başta Vali Orhan Mirkelam ve basın olmak üzere yoğun ilgiyle karşılanmışlardı. Senaryoda fındık konusu da yer almaktaydı. (Biz bu filmleri izleyemediğimizden bilemiyoruz ama acaba fındık konusu nasıl yer almıştı? Merak etmiyor değiliz.) Çekimler genellikle Boztepe’de su deposunun üzerindeki tepede ve Kayabaşı’nda yapılacaktı. Nihayet Ağustos başlarında filmlerin çekimleri başlamıştı. Önce “Çıldırtan LSD” filminin çekimleri yapılmaktaydı. Bilmeyenler için söyleyelim. LSD, halüsinasyon etkisi yapan bir tür ilaçmış.

Çıldırtan LSD’nin çekimleri için ekip önce iki jeeple Boztepe’ye çıkmışlardı. Başrollerde Aynur Akarsu ve hemşerimiz Orhan Şensoy iki sevgiliyi oynamaktaydı. Çekimler başlamıştı. Senaryoya göre, önce iki sevgili Boztepe’den Ordu’yu ve ufku seyretmişler, sonra tepeye doğru mutlu bir çift olarak tırmanmışlardır. Çekimler bittikten sonra da sanatçılar su deposunun üstünden bir süre daha Ordu’yu seyretmişler ve yürüyerek şehre inmeye karar vermişlerdi. Şimdiki gibi teleferik olsa büyük bir ihtimalle teleferiğe binerlerdi. Ama ne gezer Boztepe’ye çıkacak doğru -dürüst bir yol bile yoktu o zamanlarda.

Dönüş yolunda Aynur Akarsu ayakkabılarını çıkarmış, afacan bir kız edasıyla patika, taşlı, dikenli, kekik kokan yamaçlardan bir ceylan çevikliğiyle seke seke, atlaya zıplaya şehre kadar inmişti. Ve sonrasında “ Gördüğüm manzarayı ifade edecek kelime bulamıyorum” demişti. Bu arada Sibel Göksel de kendi oynadığı “Külhanbeyler” ve “Yahudi” adlı filmlerin Ordu İnci Bahçe sinemasındaki galasına katılmış, burada tezahüratlarla karşılanmıştı. Kısaca film ekibi, Ordu’daki hayatlarından memnundular. Nasıl olmasınlar ki, başta Vali, Vali Muavini, Belediye Başkanı, Radar komutanı Yarbay Latif Özlü, Tüccar İbrahim Köksal, Salih Erdoğan ve basın onlarla devamlı ilgilenmekteydi. Ordu’da 15-20 gün daha kalacaklar ve “Altın Mezar”ı da çekeceklerdi.

Temel Uzlu ise Ordu Sesi Gazetesindeki köşesinde, Ordu’da film çekimleri hakkında şunları yazmaktaydı.

“FİLMCİLİK

Film şirketlerinden birinin şehrimize geldiğini, burada bir film çevireceğini öğrendik.

Ancak film çevirmek için bizim şehri seçtiklerine pek iyi etmediler gibi geliyor. Çünkü bütün Türkiye’de olduğu gibi bizim şehirlilerinde hemen hepsi filmcidirler. Hem de öyle konuları bulup çevirirler ki insanın aklı durur.

Her ay değil her gün 36 kısımlık çeşit çeşit filmler bizim şehirde de çevrilir. Seçimlerde çevrilen yerli filmler dillere destandır. Ve hele her yıl bu aylarda çevrilmesine devam edilen bir fındık filmi vardır ki, dünya filmciliğinin en uzun kurdelası sayılmaktadır ve bu film hep birlikte yazılıp hep birlikte oynanmaktadır. 40 yıldan beri çevrildiği halde, hala bitirilemeyen bu filmin kaç yılında biteceği de bilinmemektedir.

O; banka kredileri filmleri, o adam kayırma filmleri, o vatandaşı uyutma filmleri, o aşırımento, kandırımento, yürütmento filmleri, o ham hum şorolop filmleri, her yıl çevrilmesine devam eden fındık filminin yanında hiç kalır….”

 

SIRADAN BİR HABER

Mesud Barzani'nin Türkiye'ye ayak bastığı İstanbul Atatürk Havalimanı’nda ilk kez Kürdistan Bayrağı göndere çekildi. Barzani'nin ikinci adresi Ankara Esenboğa Havalimanı'nda da Kürdistan Bayrağı'nın olduğu görüldü.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, bugün İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü. 

xxx

Hafta sonu gerçekleşen görüşmeden basına yansıyan haber.

Sıradan olağan geliyor değil mi ?

Kimse ile işim olmaz.

Hayırcıları terörist ilan edenler, PKK’nın da istediği bayrağı göndere çekmekten çekinmiyorlar.

Ne  diyeyim AKP mitinglerinde sahte de olsa Bozkurt işareti yapanlara, Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alanların koltuk altlarına girenlere ve eskiden aslan gibi bu olaylar karşısında kükreyerek yeri göğü bir araya getiren Bahçeli ve avenelerine kapak olsun.

 

 

 

OSKİ SORULARIMIZI YANITLAMADI

Yaklaşık 10 gün önce Oski Genel Müdürlüğü bir basın toplantısı düzenleyerek çalışmaları hakkında aracılığımızla kamuoyunu biraz eaydınlatmıştı.

 Toplantı sonunda  Genel Müdür Fatih Yörük sorularımızı yanıtladı.

Ben, Oski  olarak göreve geldiğinizde suyun tonu kaç lira idi , şimdi kaç lira, ayrıca sayaç yazma parası olarak kaç lira alıyorsunuz diye sordum, orada Oski’nin yönetim kurulu üyeleri ve çalışanları olduğu halde Genel Müdür şimdi bu konularla ilgili rakamların olmadığını bana en kısa zamanda iletileceğini söylemişti.

Beklerken  su faturası gelince ve de  25 günlük yazmayı görünce işin içinde bir iş olduğundan şüphelenmedim değil!!!

Daha önce daha uzun sürede fatulandırma  yapan Oski, yeni zam yaptığı için mi  kısa dönem tutup sonradan uzun dönemde zamlı tarifeyi mi uygulayacak ?

 

            Sorularımıza bir soru daha ekleyelim. Belediyeler halkın su ,yol, kanalizasyon gibi ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Yani Anayasa’da yer alan hükmü ile bunu yapmak zorundadır. Su faturası yazma parası olarak 4 liraya yakın bir para hak mıdır, Adalet midir ? 

KAHYO HAMİ…

            Yanık bir Karadeniz türküsünü teybe koymuş çalıyor bizim kasetçi...

            İstesen de istemesen de dinliyorsun ...

            Acıyı bal eyleyen, sevdayı nam eyleyen türkülerden biri...

            Aklıma köydeki dut ağacına çıkarak söylediğim türküler geliyor. Yarım yamalak, avazımın çıktığı kadar söylediğim türküler...

            Ağacın tepesinde köyün en güzel kızı, aşağı mahallenin tüm oğlanlarının  aşık olduğu  kız için söylenen türküler...

            En büyük zevkimiz, sabah inek yaymaya gidecek sevgilinin  hangi bahçeye gireceğine dair iddialar olur, kaybedenin çektiği cezalara dakikalarca gülerdik...

            Bir de, Soğukpınar’ın başında asker sigarası tüttürmek...

            Şimdi ne asker sigarası , ne de onun türküleri var...

            Dut ağacını da kesmişler, Soğukpınar da kurumuş...

            Anılar ah anılar , bir zaman sonra gözyaşları ile buluşurmuş...

                        ( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan)

 

( Bu yazının esin kaynağı Süleyman Felek Caddesinde bulunan ve Aynalı Çarşı dediğimiz yerde uzun süre plak ve kaset satan Hami Kahya amcamızdır. Ayrıca uzun yıllar radyo tamirciliği de yapan Hami Kahya 8 Aralık 2015 tarihinde sonsuzluğa göçtü. Ruhu şad, mekanı cennet olsun ) 

SOSYAL MEDYA YAZITLARI !!!

Bu günde paylaşılan bazı sosyal medya yazılarını sizlerle bende paylaşayım istedim.

Seçtiklerim bunlar :

 

Arkamdan konuşan yok sanıyordum, ismim ve soyismime özel watsapp dedikodu grubu açmışlar. 

 

Yaşın 17 ama 7 yaşında ki bir çocuk gibi hissediyorsun, yaşın 17 ama hala öpünce geçeceğine inanıyorsun

 

Eve gelen misafirin önüne düzgün bir şekilde sehpayı koymak için yaptığım hesaplamaları hiçbir matematik profesörü yapmamıştır

 

 

Merhaba, tanıştığımıza çok memnun oldum. Sinir sistemimde kalıcı hasarlar bırakacak gibi duruyorsun

. bazı insanların karşısına geçip “ya sen gerçekten çok harika bi insansın” demek istiyorum ya

 

Hayat istediğiniz gibi değilse siz hayatın istediği gibi değilsinizdir.Eğer hayat istediğiniz gibi olsaydı hayat istediğiniz gibi olur ve sizde hayatın istediği gibi olurdunuz.Demek istediğim şu ki siz siz olun hayatın istediğiniz gibi olması için hayatın amk hayat bu değil arkadaşlar yaşayın boşverin aman

 

aklımdan geçen şeyler yüzünden günlerdir uyuyamıyorum. söyleyecek çok şey var ama söyleyeceğim kimse yok

 

Bir şey aldırmak için kantine gönderdiğim insanlar ‘sen neden gitmiyorsun?’ dediğinde verilecek bir cevap bulunsun artık …

 

Bizi bizden, nefsimizin şerrinden koru Allah'ım! Kalbimizi nifaktan, amelimizi riyadan, dilimizi yalandan, gözümüzü, malımızı mülkümüzü haramdan muhafaza eyle Allah'ım!

 

Ulan gidip birine değer veriyorsun, o sana vermiyor. Üzülüyorsun. Böyle bir iki gidiyor. Sonra kimseyi sevmiyorsun sırf üzülmemek için. Ve gelip sana diyorlar ki; neden bu kadar nefret dolusun? Neden acaba.

 

Her söylediğim kelimeye laf sokmaya çalışıyo oo diyolar, susuyorum trip atıyo diyolar,uyuyorum morali bozuk diyolar lan BENDE İNSANIM AQ İLLA BİŞEYMİ YAPMAM GEREKİYO

 

 

eskiden harry potter'ın yılanlarla konuşabilmesini çok kıskanırdım sonra fark ettim ki meğer yıllardır ben de konuşuyormuşum

Dışarıdan gülüyor ve acccayip mutlu gözüküyor olabilirim ama içim çok uvuvwevwevwe onyetenyevwe ugwemubwem osas

 

Eskiden haklı olduğumu karşımdaki anlayana kadar anlatırdım, şimdi kendim anladığım an susuyorum.

 

keşke karşındaki kişi unutunca otomatik olarak o hatıra senin hafızandan da silinse, bir hatırayı tek başına taşımak çok ağır çünkü 

Ama çok zor dayanmak,sabah saat beşse

 

Bu yaptığına söylenecek söz bulamıyorum küfür haznem şokta şu an

 

Uyumak için yatağa girip hayatı sorgulamak.

 

 

 

NATO EKREM

Bazen yaşarken de hatırlamak ve hatırlattırmak lazımdır.

Bunlardan biri de Ekrem Akdeniz’dir.

1927 yılında doğan  Tahnit , maket, avcılık gibi işlerle yıllarca haşır neşir olan Ekrem Usta’ya Nato Ekrem denmesinin hikayesi ise şöyle .

NATO F dairesi eleman alımı için sınav açınca  Ankara’da sınavdan 100 üzerinden 99 not alan Ekrem Akdeniz eki şefi olarak 1950’li yıllarda Perşembe Radar komutalığında görevlendirilince arkadaşları Nato sınavını kazanmasından dolayı Nato Ekrem lakabını  takmışlar.

Şimdiye kadar 20’ye yakın sergi açan Akdeniz tahnit işine nasıl başladığını ise kendi ağzından anlatıyor : Perşembe Hava Radar Komutanlığı’nda görevli olduğum dönemde bir İtalyan Albay ile avcılığı konuşurken konu tahnite geldi. Bende gerekli ilaçların olması durumunda tahnit yapabileceğimi söyledim ve o gün bu gündür tahnit yapıyorum.”

Tahnit ve maket yapımının yanı sıra avcılıkla da uğraşan Ekrem Akdeniz eskisi kadar olmasa da bu kez evinde sadece maket yapmakla uğraşıyor.

 

Kendisine sağlıklı uzun ömürler diliyoruz. 

PAZAR YAZISI

 

Pazar günü ne yazısı yazılır.

Ne kadar okunur bilmemem.

Okumuyoruz, Okumuyor…

O kadar …

Oranları filan yazmaya gerek yok.

Ver küsküyü ver afyonu baksınlar dursunlar camlara…

Bundan üç bin yıl önce yaşamış ve  ''Krallara Öğütler'' adlı kitap yazmış olan bir Çin kralı, kendisi gibi kral olanlara öğütler vererek şöyle yazar:

 “Ey yüce krallar, eğer rahat etmek, halkınızı iyi yönetmek istiyorsanız, halkınızı bilgisiz, cahil tutun. Bilgisizlik erdemdir. Bilgili insan çabuk bozulur, üstelik onu yönetmek de zordur. Örneklemek gerekirse, cahil insan boş, bilgili insan dolu bir küpe benzer. Boş küp işinize yarar. İçine turşu, pekmez, su koyarsınız. Oysa dolu küp zaten doludur, hiçbir işinize yaramaz. İnsanlar da tıpkı böyledir...”         

Bu yazıyı az daha uzatsam bu da kesin okunmayacak!!!

Göreceğiz!!!

 Dün Köşe yazımı yazarken Manisa’da iç savaş çağrısı ile ilgili adliyelik şu ana kadar işlem yapılmadığını yazmıştım. Yazı baskıya girdikten sonra açıklama geldi .

Önce açıklamayı yayınlayayım :

Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı, AKP Manisa İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem hakkında Soma'da yaptığı konuşma sonrası soruşturma başlatıldığını açıkladı. Akhisar Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Nadir Yağcı'nın konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"15 Şubat 2017 tarihinde bazı basın yayın organlarında, Adalet ve Kalkınma Partisi Soma İlçe Gençlik Kolları tarafından Soma Belediye Düğün Salonunda 13 Şubat 2017 tarihinde düzenlenen konferansta konuşan Adalet ve Kalkınma Partisi Manisa İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem'in 'Bu referandum oylamasında yüzde 50'yi geçemezsek iç savaşa hazır olun' şeklinde sözler sarf ettiği yönünde haberler yapılması üzerine, olayın mahiyetini araştırmak ve ilgilinin konuşma içeriğinde suç teşkil eden ifadeler bulunup bulunmadığını tespit etmek için Soma Cumhuriyet Başsavcılığımızca söz konusu olay ile ilgili soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

            Saygı ile duyduk.

Göreceğiz.

 

Osuruktan şeyler için insanların tutuklandığı ve iddianamelerinin hazırlanmadığı bu ülkede iç savaş çağrısı yapan kişi için nasıl bir karar alınacak?

GENÇ İŞSİZLİK VE…

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kasım ayı dönemine ilişkin işsizlik verilerini açıkladı. Kasım döneminde işsizlik oranı yüzde 12.1 oldu. Ekim ayı işsizlik oranı mart 2010'dan beri en yüksek seviyesi olan yüzde 11,8'e yükselmişti.

Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 590 bin kişi artarak 3 milyon 715 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1,6 puanlık artış ile yüzde 12,1 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1,9 puanlık artış ile yüzde 14,3 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 3,5 puanlık artış ile yüzde 22,6 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 1,6 puanlık artış ile yüzde 12,3 olarak gerçekleşti.

xxx

Haber böyle gerçi Tüik rakamlarla çok oynadığı için bu verilerin gerçek verilerin çok altında olduğunu herkes biliyor.

xxx

Emekli bir büyüğüme nasılsın dedim. ‘ iyi ne olsun evet ‘ yanıtını verdi.

Tabi ben mesajı aldım.

Kaç çocuğun var , kaç torunun vara ağbi dedim.

3 çocuk 7 torun diye yanıt verdi.

Torunlarının hepsi yetişkin mi diye sordum.

Evet dedi.

Kaçının işi var dedim.

Hiç birinin dedi.

 Başkanlık bu işsizliği önleyecek mi  dedim.

Yanıt vermedi…..

            Bende dedim ki Evet’e devam ağbi devam!!

NE VARSA

 

Terörist.

PKK’lı.

Vatan hanini.

Virüs.

Cahil takımı.

Gezici Vandal.

İşıd’ci..

15 Temmuz savunucusu.

Millet düşmanı.

Bunlar siyasilerin ağzından çıkanlar…

Bir de Ak troller ile göz dönmüşlerin ağzından çıkanlar var ki, buraya noktalı da yazsam ayıp olur…

Milleti tehdit eden kızıl ağızlı piçler mi ararsın silahlarıyla, yoksa 16 Nisan sonra kapınızdayım diyenleri mi …

Tüm bunlar Hayır diyenler içi söylenenler.

Daha durun diyordum birkaç yıl önce daha durun neler yapar bunlar neler…

Vatanın bekası,  bütünlüğü, kardeşliği böyle sağlanıyor işte.

Bizim inandığımız yüce yaradan, bizi bunlardan muhafaza eylesin…

 

 

 

DÜZ MAHALLE

Çocukluğum ve gençliğim , Fidangör’de  Turgut Reis, Hamdi  Baba,  Sayacı  Ali Dayı, Şaduman, Döndü, Çöpçünün karısı  ve bir yığın deliliklerin , güzelliklerin arasında geçti.

            Bizim Deli Fatma’larımız, Turgut’larımız, Ali  Beylerimiz , Hasan babalarımız vardı...

            Benim çocukça  aşık olduğum mahallenin en güzel kadını da vardı hani...

            Benim aşklarım, ıstıraplarım, açlıklarım ve en önemlisi bu şehre sevdam vardı....

            En büyük militanlığım, boş yere vurularak yaşamını yitiren liseli arkadaşımın peşinden duvarlara yazdığım “Katiller bulunsun”  yazıları oldu.

            En büyük  cesaretim ise sokaktan geçen ilk kıza arkadaşlık teklif etmem...

            O günden bu güne tek şeye yanarım;

            “ Düz Mahalle içinde çıramı yakamadım!”

 

          (Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

CESARETİ VERENE BAK …

Düzce'de iki kişi tabancalı fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşarak, "Başkanlık sistemine 'hayır' diyenleri tıpkı 15 Temmuz gibi sokaklarda bekliyor olacağız" diye yazdı. Mesajın yazıldığı hesaptan Sedat Peker'e ilişkin yapılan paylaşımlar da dikkat çekti.

xxx

Haber böyle. İki tane kızıl ağızlı piç ! Milleti tehdit ediyor.

Kızıl ağızlı piç derken bizim yörede haddini hududunu bilmeyen genç çocuklar için söylenir.

Mesele bunların bu cesareti nereden alması değil mi ?

 Lafı azla uzatmayacağım.

Atatürk’e küfür edenleri ülkenin  komutanı  ziyaret ediyorsa, hayırcılar terörist olarak ilan ediliyorsa, Parlamenter sistem bir ne mal olduğu bilinen bir kişinin  ağzına sakız  olabiliyorsa ve buna benzer bir çok değerlere Cumhuriyet’e hayasızca saldırılabiliniyorsa uzatmayacağız.

Daha önce ki bazı yazılarımda ‘ daha duru bunlar başlangıç, neler göreceğiz neler. Fırsat bulsunlar bunlar Cumhuriyetçiyim, laikim diyenleri keser derken dalga geçtiğimi mi sanıyorsunuz!? 

BETER OL EMEKLİ! 

           

            SGK, Ziraat Bankası ile promosyon konusunda anlaştı.

Fakire versen almaz diye bir tabir vardır.

 3 Yıllık ortalama 300 TL promosyonu zorla verecek olan bankalar bunu vermemek için bir yığın müşkülat çıkartıyor.

Mesela Ziraat Bankası ayrı bir hesap açılmasını istiyor, bireysel emeklilik sigortası yapılmasını istiyor ( Emekliye emeklilik )  falan  filan.

Devletin bankası 3-5 kalem ile verdiğinin yüz mislisini alma peşinde ise özel bankalar neler yapmaz ki ?

Ne yazık ki devlet bunlara ne yapıyorsun diyemiyor.

Hükümet sözde bir parça bal çaldım diyerek hava  basma adına yine emeklisini faizcilere teslim ediyor.

Geçen seçimde emekliye iki maaş ikramiye diyen partinin oy oranı yükseleceğine azaldı.

Bir defalık 100 liraya tav olanların 300 lira için takla atmayacağını kim garanti edebilir.

Bende dahil beter ol emekli.

Ananın ak sütü gibi sürüm sürüm sürünmeyi hak ediyorsun.

Anlamıyorum

 

Eğer bir sosyal medya ağına giriyorsa bir kişi, her türlü internet bağlantısı vardır.

Kendini akıllı gören ve bunları kullanan insanların daha dikkatli ve özenli olması gerekmez mi ?

Gerekir elbette …

Ne yazık ki bir yalan haberi, bir trolü  anında alıp paylaşanları görünce üzülüyor insan.

En kötü ihtimal arama motoruna girerek durumu sorgulayabilmek varken hiçbir araştırma yapmadan yalana ve yanlışa ortak olup yayılmasını sağlamak okuması yazması olan bir insan için doğru mudur ?

İnsanları öldürüyorsunuz, sayılar üzerinde oynuyorsunuz, yanlış haberleri doğru diye sunuyorsunuz,  yok sayfaları kapattırıp tıklattırıyorsunuz, falan filan.

Arkadaş sorumlu ol , sorumlu davran. Paylaşımlarında mangalda  kül bırakmıyorsun ama alan yanlış haberlerin uydurma bilgilerin yayılmasına katkı da bulunuyorsun.

Sorumlu davranmak sadece 30 saniyeni alır.  Bırak araştırmayı, paylaşacağın şeyin üzerinde 30 saniye düşün yeter.

Belki bir yerlerinde ışıklar çakar !!!

xxx

 

            Bu arada iki lafım da  başkalarının özel paylaşımlarını kaynak göstermeden kendine mal edenlere.

            Yazık öyle küçülüyorsunuz ki ? Kendiniz farkına bile varamıyorsunuz?

 

            Emekten, haktan, eşitlikten, etikten bahsedenlerin bunu sürekli ihlal etmesi ne  garip ve acı değil mi ? 

SANAL ALEMİN EVET’İ VEYA HAYIR’I

Meclisten Anayasa paketi geçip referanduma kalınca sanal alemde Hayır’lı  Evet’li kampanyalar çoğaldı.

         Sokak röportajları ve anketlerine bakınca çoğu milletin bir şeyden haberi olmadığı ortaya çıkıyor.

Evetçiler Cumhurbaşkanlığı üzerinden çalışırken Hayırcılar ise ‘Hayır’ üzerinden çalışmaya devam ediyor!!!

Olayın eninde sonunda tek adamlık ve başkanlık olduğunu belli bir kesime anlatamazsa bir diğer grup  için OHAL içerisinde yapılacak referandumdan Evet’in çıkması sürpriz olmayacak.

Yani her zaman ki yetmez ama evetçiler ortaya çıkacak nemalanma peşinde koşacaklar.

 

Sonrası mı; birilerine don olan bize gömlek olur !!!

BİR YARIŞMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 

         Ordu  Büyük şehir belediyesi tarafından düzenlenen ‘ 4. Mevsim Ordu Fotoğraf yarışmasının’ 2. sinin sonuçları açıklandı.

Öncelikle yarışmaya katılmadığımı belirteyim  sonrada yarışmaya katılanların itirazlarını sıralayalım. ( Birinci seçilen fotoğrafa diyecek bir şeyimiz yok ama !!!)

Bu tür yarışmalarda öncellikle  yarışacak fotoğrafın daha önce başka yerlerde yayınlanmamış veya yarışmalara katılamamış olması gerekir.

Başta Başkan Enver Yılmaz olmak üzere bu fotoğraf Sosyal medya üzerinden paylaşılmış ayrıca Altınordu Belediyesi tarafından yayınlanan bir kitap ta yer almıştı. Yine bir yaygın basında da haber niteliğinde yayınlanmıştı.

         Ayrıca ayni fotoğraf  ile Ekim ayında girilen bir yarışmadan da ödül alınmıştı.

Durum böyle olunca katılımcılardan rumuzlu fotoğraf göndermelerini istemek yanlıştır! Ne gerek var ki o zaman rumuz istemeye …

Belediye’den 3 jüri üyesinin olması bu durumda yanlışa yanlış katmıştır.

Eğer bu fotoğraf  onurlandırılacaksa özel ödül verilir ve diğer yarışmacılarında hakkı korunurdu .

Bu görüşler yarışmaya katılanların görüşüdür bence de haklıdırlar.

Sonuçta bu yazı bu tür yarışmalarda katılımcıların kafasında soru işaretleri yarattığı için kaleme alınmış ve de uyarı niteliğindedir.

Bilmem anlatabiliyor muyuz? 

BUNLARDAN MI BEKLİYORSUNUZ ?

 

Eğer bu konuda gram aklı olsa böyle yorum yapmazdı.

Kime niçin yaranmak istiyorlar veya bu kadar mı çarpıtılır veya kadın olarak kendisini nasıl inkar eder anlamak mümkün değil.

Siz hala bu zihniyetten mi hoş görü, kardeşlik, tek devlet, tek millet,  tek vatan,  tek bayrak bekliyorsunuz.
Bekliyorsanız buyurun okuyun.

Sonrada ne haliniz varsa görün !

xxx

AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, anayasa referandumunu "100 yıllık prangalardan kurtulma" olarak yorumladı.

TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ve "başkanlık sistemi"nin kapısını açan anayasa değişikliği teklifi ile ilgili yorum yapan AKP'li Zehra Taşkesenlioğlu, "100 yıldan fazladır bu topraklarda vurulan prangaları kurtarmaya Rabbil Alemin bizi nasiplendirdi" dedi.

Taşkesenlioğlu'nun açıklamaları şöyle:

"100 yıldan fazladır bu topraklarda vurulan prangaları kurtarmaya Rabbil Alemin bizi nasiplendirdi. Bu anlamda biz şanslıyız ve eminim ki referandum günü sandık başlarına gidecek olanlar bu heyecanı, bu sevinci ve bu özgürlükle ilgili gelecek olan mutluluğu her an ve her adımlarında yaşamış olacaklardır."



VEDAT GÜLER

 



“Ceylan Bakışlım” derdi  rahmetli öğretmen Vedat Güler yazılarında ...

En çok da tashihlere  kızardı bizim Vedat Öğretmen.

Gazetede yazıları yayınlanınca  okuyup da üzüldüğü tek şey vardı, çıkan harf yanlışları...

Öğretmenim, sen gittiğinden bu yana değişen bir şey yok. Bu illet  hatalar peşimizi bırakmıyor.

Bırakmıyor, bırakmayan bir şey daha var,  senin “Ceylan Gözlün”

“Ceylan Gözlüme”  yazdığın mektuplar, kitaplıklarımızın bir köşesinde sıkışsa da , “Ceylan Gözlüler” biliyorum ki  hep senin yanında, hep bizim yanımızda...     

            ( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 




YEŞİL ALAN

 

Bas bas bağırdık Karayolları arazisine bina filan yapmayın, burası Ordu’nun  en büyük yeşil alanı belki de Ankara’da ki Kuğulu Park gibi  yer olacak  bölge dedik.

Dinletemedik.

Tek bir ağaç dahi kesmeyeceğiz diyenler utanmasalar bölgeyi tümden tıraş edeceklerdi.

Valilik topu Belediyeye, Belediye topu  Valiliğe atıp durdular.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok bu kez umut ediyorum , diliyorum , istiyorum.

Yine yalanlarla dolanlarla karşılaşmak istemiyorum.

Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaret etmiş.

Söylediği açıklamayı aynen yayınlıyorum ve noktayı koyuyorum. Bekleyip göreceğiz. Yeşil alan nasıl olacak ?

“ 19 Eylül Stadı'nın bulunduğu 60 dönümlük arazinin yeşil alan olarak Ordulu hemşerilerimizin hizmetine sunacağımızı ilettik. Çok memnun kaldı.” 


BİR YANIMIZ…

Şairin dizeleriyle oynayayım dedim...

            “Bir yanımız yaprak döker, bir yanımız bahar bahçe”

            Ben de ölürsem  pisi pisine gülüm, ağlama...

            Ağlama gülüm, bu ülkede pisipisine ölen yüzlerce çocuk varken...

            Bir sürü pisipisine ölen insanlar...

            Hem gülüm, değiştirebilir misin bu yazgıyı...

            Değiştirebilir misin kader denen yutturmacıyı ?

            Hep gülüm, kalemini, dostluğa, insanlığa kullan...

            Senin haberin olmasa da , seni yazmak, seninle beraber olmak gibi inan...

            Kullan ki Anadolu’nun göbeğinde bir çınar kendiliğinden yükselsin...      

            Kullan ki pisipisine ölümler olmasın ülkemde...

            ”Dostum ,dostum güzel dostum,bir yanımız bahar bahçe  bir yanımız yaprak döker” demiyor mu şair?

            ( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

BE EY GAFİLLER

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), milyonlarca çocuğun eğitimini, okuyacakları kitapları ve derslerin işlenişini belirleyecek müfredat taslaklarını açıklaması yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Atatürk’ün anlatıldığı derslerin kapsamını daraltan MEB, tarih kitaplarına sene içerisinde hükümet tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na alternatif etkinlik olarak gerçekleştirilen Kut-ül Amare’ye de yer verdi. Demokrasi anlatımında 15 Temmuz vurgusu ile dikkat çeken MEB, 7. sınıftan itibaren de çocuklara cihat kavramını anlatacak. Ayrıca yeni müfredatta cihat kavramı birçok dersin ‘değerler’ başlığı altında sayıldı.

xxx

Olayın kısaca özeti bu…

            Her şeyi öğrendiler !!! Hala bir şeyi öğrenemediler.

Be ey gafiller; gönlümüzden nasıl sileceksiniz ? 




BIRAKIN BU İNADI
Yıl 1985 Vali Necati Çetinkaya, “İskele lokantasını yıkacağım” dedi.

Yıllardır Mıdı olarak Ordu’nun ismini duyuran bir çok turist kafilesini ağırlayıp Ordu’nun tanıtımını yapan bir yer. O yıllarda özellikle Yunanistan’dan gelen guruplar mutlaka burada yemek yer Kemençeleri ile birlikte horon teperek eğlenirlerdi.

Hürriyet’in muhabiriyim. Olağanüstü Hal var. Vali’nin astığı astık kestiği kestik. Bir ara beni sürgüne göndermekle de tehdit etmişti.

Ne yapacaktık. Böyle güzel bir yer yıkılır mıydı. Hürriyet Haber Ajansı genel müdürü rahmetli Hasan Yılmaer’ idi  telefon açıp konudan bahsettim. Yolla haberi dedi. Gidip kumsal’dan lokantanın resmini çektim. Gönderdim. Ertesi gün Hürriyet bölgede yarım sayfadan büyük bir tepki haberi çıktı. Tepkiler büyüyüp genişleyince Vali yıkımdan vaz geçti ve bu günlere eldi.

Şimdi ise yıkımdan farkı olmayan bir uygulama peşinde Ordu Büyük Şehir Belediyesi.

İnadım inat deniliyor.

Bizim kimsenin yaşam tarzı ile işimiz yok diyenlere sesleniyorum.

Rahat bırakın Mıdı’yı yıllardır gelmiş güzelliği ve bulunduğu konum itibarıyla alkolünü de versin ayranını da .

            Turizmden bahsedenler, turizmin ana unsurlarını unutuyorlar mı yoksa dertleri mi başka.

Ordu merkezde insanların misafirlerini ağırlayacak bir kadeh içki ısmarlayacak  mekan bırakmamak için gayret ediyorsunuz.

Yaşam tarzına karışmıyoruz diyorsunuz, Boztepe’de durum belli.

Rahat bırakın insanları rahat bırakın Mıdı gibi yerleri.

Bırakmıyorsanız yaşam tarzımıza aleni müdahale ediyorsunuz.

Yaşam tarzı konusunda konuşması gerekenler hala niye susuyorsunuz ?

 

        HAKKI MI HELAL ETMİYORUM

 

 Kim ne derse desin benim çocuğum, benim gencim işsiz gezerken, Suriyelileri vatandaşlığa alıp iş verecek kimse kim bunu diyorsa, kim bunu uygulayacaksa hakkım haram olsun.

Vatanından kaçan Suriyeli gençler buralarda göt oynatırken benim gencim Ortadoğu bataklığında şehit oluyor.

Nasıl hakkımı helal ederim.

Hiçbir şey yapmadan gel sırf doktor, sırf öğretmen sırf mühendis diye hop işe koy.

Benim üniversite mezunum yıllardan bu yana atama bekliyor, iş bekliyor, bir doktor ömrünü çürütüyor, mühendisler işsiz geziyor.

Vallahi de billahi de bıktım sizin Arap sevdanızdan.

Arap tarihi  Türkleri her türlü satmışlıkla arkadan vurmuşlukla doludur.

Her şeyi af eden Yüce yaradan kul hakkını af etmem diyor.

Bende diyorum ki eğer böyle yaparsanız hakkımı helal etmiyorum.

Çokta tın diyen olabilir biz Allah’tan korkuyoruz bazıları gibi din iman Allah diyerek  her türlü numarayı yapmıyoruz.

ÖYLE BİR HALE GELDİK Kİ ? 
        Öyle bir hale geldik ki her şeyden korkuyoruz, KHK,  OHAL ile kimse başına ne  gelebileceğini bilmiyor.

15 Temmuz’da darbecilerle vuruşan emniyet müdürü ile gazi olan polis KHK ile mesleklerinden açığa alındılar.

Siyasetçinin hangi yalanını yazsak.

Dün  şehitlerin fazlalığı bizi üzmeli derken bu sözleri alkışlayanlar bu gün şehitlerimizin çokluğu vatan sevdasını gösterir diyorlar yine alkışlıyorlar.

Muhalefetin biri teslim olmuş diğeri halka ineceğine Ankara’dan siyaset yapmaya çalışıyor sonrada millet bizi anlamıyor diye ağlıyor.

Meydan senin paran mı yok, Türkiye’yi bir uçtan bir uça dolaşmaya.

Seçim zamanı gelince milletin ayağına geleni yemiyor.

Çünkü daha öce yediği için doymuş, kulağı sağır, gözü görmez.

Yakınına gideceksin ki seni görecek seni duyacak.

Ama nerede ?

Halka kızıyoruz her şeye teslim olmuş korkaklar diye.

Teslim olmuş bir muhalefet varken ah ülkem vah !!!

ORDUSPOR
       Ne yazsam ne etsem boş.

Nedim Türkmen  zamanından beri yapılan yanlışları dile getirmemize rağmen bir kesim ve bir bölüm medya nemalandığı için seslerini bile çıkarmadılar.

Süreç öyle bir hal aldı ki Orduspor’u tam ve kesin olarak nasıl öldürürüz  planları yapılmaya başlandı.

Stat konusu ortaya atıldığında Ordu Arena diye isim bile bulunlar ( Arenanın ne olduğunu da bilmiyorlar ne  yazık ki Atatürk’ün İsmet İnönü’nün 19 Eylüllerin adı yok olsunda nasıl olursa olsun) şimdi bile hala seslerini çıkaramıyorlar.

Orduspor’dan mal mülk para ev araba sahibi olanlar bana ne yaaa  Enver ile Yaşar’ın arasına mı gireceğiz diyorlar utanmadan. Söz konusu Enver ve Yaşar’mış gibi.

Ana mevcudiyetin Orduspor olduğunu inkar edenler., Orduspor adından boğazına giren her lokma zehir olsun, irin olsun kan olsun.

AKP’Yİ ALKIŞLAMAK ZORUNDASINIZ !

Aşağıda ki yazı bir siyaset adamı tarafından kaleme alınmıştır  ve konuşmuştur.

Yazı ilk kaleme alındığında toplum ile paylaşıldığın da beğeni de toplamıştır.

Çok uzun bir söylem değil Türk milleti olarak az uzun yazı olunca okumuyoruz.

Eğer bu gün  CHP’ye MHP’ye kızacaksanız bu yazıyı okumalısınız. Sonra da AKP’ye alkış tutmak zorunda kalacaksınız…

         XXX

Birinci kısım partiler, siyaseti sadece belli bir ideoloji temelinde yaparak siyasi parti olmaktan çok “siyasi cemaat” gibi davranıyorlardı.

Bu partiler, kamu siyaseti temelinde bir yapılanma yerine, katı ideoloji temelinde yapılanarak siyaseti radikalleştirmekteydiler.

Diğer tür partiler ise her türlü “siyasi fikir”den yoksun, sadece rant dağıtmaya ayarlanmış “siyasi şirket” görümündeydiler.

 “siyasi cemaat” anlayışına da, siyaseti fikirsizleştiren “siyasi şirket” anlayışına da karşıdır.

Ancak unutmayalım ki, çatışmalar ve savaşlar istisnadır; asıl olan barış ve uzlaşı, diyalog ve işbirliğidir. Bugün için çağdaş dünyanın ortak hedefi “barış, istikrar ve refahı güvenceye alacak bir diyalog ve işbirliğini geliştirmek” şeklinde özetlenebilir. Bu ortak hedefe ulaşabilmek için,

• demokrasi ve insan haklarına saygının güçlendirilmesi,

• sürdürülebilir ve dengeli bir ekonomik

• ve sosyal gelişmenin sağlanması,

• yoksullukla mücadele önlemlerinin arttırılması ve kültürler arasındaki karşılıklı anlayışın geliştirilmesi zorunluluğu vardır.

Barış ve uzlaşının yolu iletişim ve diyalogdan geçmektedir. Diyalog ve işbirliğine kapalı olan toplumların geleceğin dünyasında etkin bir yer bulabilmesi mümkün değildir. Diyaloga sırtımızı dönersek yerine ne koyabiliriz?

Diyalogu reddetmek bir arada yaşamayı reddetmek anlamına gelir.

         Halkımız Türkiye’yi kutuplaşmalara götüren, halkın genelini kucaklamayan, söylem ve üsluplarıyla marjinalleşen partilere tam anlamıyla güvenememektedir.

Mesele, herhangi birine saygısızlık yapmadan çok sayıda kimliğe yer bulacak bir siyasal üsluba ve yapılanmaya sahip olabilmektir. Toplumun küçümsenmeyecek bir kesimi

• geleneği dışlamayan bir modernlik,

• yerelliği kabul eden bir evrensellik,

• manayı reddetmeyen bir rasyonellik,

• köktenci olmayan bir değişim istemektedir.