MEMLEKETE HOŞ GELDİNİZ

   
  Ordu Değişim Gazetesi
  Selami Gürsoy- Tüketicinin Sesi
 


Selami Gürsoy

        TÜDER

        Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Derneği



HER ALANDA  TÜKETİCİ YE HİZMET SINIRSIZ OLMALI

 

Günümüzde  ekonomik   ve  sosyal   ilerlemelere  bağlı olarak tüketici istek ve ihtiyaçlarının en iyi şekilde tatmin edilmesi büyük önem kazanmaktadır.

 Ancak, firmaların bu önem doğrultusunda, tüketicinin istek ve ihtiyaçlarına uygun ürünü  planlayıp geliştirmesi, fiyatlaması, etkin dağıtım kanallarıyla kullanıma hazır hale getirmesi çabaları yeterli olmamaktadır.

 Çünkü günümüz  tüketicileri , satın alma karar aşamasında, bilinçli bir şekilde bilgi toplayan, bu bilgileri organize edip eylem tarzı konusunda seçenekler üreterek, bunlardan uygun olanını tercih eden  tüketiciler olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Bu nedenle, pazarlama sadece  üretim  öncesi ve sürecini, satış öncesi ve anını kapsamamaktadır.  Pazarlama çabalarının satış sonrası da, satışın sürekliliğini sağlamak amacıyla devam etmesi gerekmektedir.  Buna bağlı olarak, bu çalışmanın ana konusunu, satış  sonrası müşteri hizmetleri, oluşturmaktadır.

Satış sonrası hizmet kavramı önceleri  ürünün garantisi ve yedek parçasının bulunabilirliği  olarak kabul edilirken, pazar  payını artırma  yarışının sonucu olarak satış sonrası hizmet kavramı genişleyerek, satıcı firma ile tüketici arasındaki ilişkinin sürekliliği olarak algılanmaya başlanmıştır.

Günümüzde   bilinçlenen  tüketiciler sayesinde  firmalar, tüketiciyi  kazanmanın  zor olduğunu, ancak, kaybetmenin ise çok kolay olduğunu kavradıkları bir  gerçektir.

 Bu nedenle kazanılmış ve ürünlerini satmış oldukları, tüketicilerinin  kalıcı olmasını sağlamanın son derece önemli olduğunu bilmektedirler.

 Bu nedenle, hizmet anlayışımız, yalnızca tüketicilerin  bizden beklentilerini karşılamakla sınırlı kalmamalı, tüketicilerin  ifade  edemedikleri  isteklerini  ortaya çıkarıp bu istekleri karşılamayı da  kapsamalıdır.

Tüketiciler, öncelikle, satın aldıkları ürünü sorunsuz kullanmak istemektedirler.   Özellikle, periyodik bakım yapılması gerekmeyen ürünlerde,  tüketicilerin en çok aradıkları, satın aldıkları ürünü yıllarca  yada kullanım ömrü  süresince  sorunsuz kullanılabilmeleridir.

Teknolojik gelişmeler ve çeşitli analiz teknikleriyle, bu niteliklerdeki ürünleri üretmek artık mümkün olabilmektedir.

Tüketicilerin  en çok önem verdikleri ikinci bir konu ise, ürünle ilgili bir şikayetleri olduğunda, en kısa sürede, şikayetlerini aktarabilecekleri bir ilgili bulabilmeleridir.

Tüketicinin  şikayetinin dinlenmesi, kendisine açıklayıcı bilgi verilmesi, çoğu zaman tüketici  ile iyi ilişkilerin sürdürülmesine yardımcı olmaktadır.

Tüketicinin bu ihtiyacının farkında olan firmalar, tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarını, karşılayabilecekleri 24 saat hizmet veren çağrı merkezleri ile hizmet vermektedirler.

Eğer, ürünümüz, bir ticari bir ürünse, satış sonrası hizmetlerin kapsamı dahada genişlemekte, ürünün periyodik bakımı, garanti dahili veya  harici onarımı, yedek parça hizmetlerinin  tüketiciye  verilmesini ve bu hizmetin ülke genelinde yaygınlaştırılmasını gerektirmektedir.

Yetkili Servisler, bu kritik noktada, tüketici  ile  sürekli ilişki halinde çalışırlar.  Bu nedenle, yapılacak en küçük hatadan, kendi işletmemizden  çok tüm satış ve satış sonrası organizasyonu dahil olmak üzere tüm camianın zarar göreceği unutulmamalıdır.

 


 

DOĞALGAZ ZAMMI DONDURACAK

• İTHAL DOĞALGAZIN FATURASI TÜKETİCİLERE

• TÜKETİCİLERİN ENERJİ DE SATIN ALMA GÜCÜ DÜŞTÜ 
   ENERJİ YOKSULLUĞU ARTTI

Doğalgaza konutlarda yapılan %12.28 ile %14.35 dolayındaki zam, zaten enerji giderleri yüksek olan tüketicilerin mağduriyetini daha da arttıracaktır.  Hanelerin yıllık ortalama 1500 m3 doğalgaz tükettiği dikkate alındığında, doğalgaz fiyatlarının konutlarda %12.28 artması durumunda tüketiciler doğalgaza ortalama olarak bir ayda 11.13TL, bir yılda 133.60TL daha fazla para ödeyeceklerdir. Bu durumda, hanelerin aylık ortalama doğalgaz giderleri 101.78TL, yıllık ortalama doğalgaz giderleri ise 1221.45TL olacaktır. Buna göre, aylık net ücreti 659.00 TL olan bir asgari ücretlinin aylık ortalama doğalgaz gideri aylık ücretinin %15.44’nü alacaktır.
Bu son zamla birlikte milyonlarca işsiz ve hane gelirleri düşük olan tüketiciler ile dar gelirli tüketiciler donacak, enerji yoksulluğu daha da artacaktır.  İthal doğalgaza dayalı yanlış enerji politikalarının faturasının işsiz, yoksul, dar gelirli tüketicilere çıkartılması tüketici haklarına, insan haklarına, kamu yararına, ülke yararına aykırı ve kabul edilemez bir durumdur.



 

BANKALARA   TESLİM Mİ    OLACAĞIZ ?

 Yargıtay 13.Hukuk Dairesi,yerel bir mahkemenin aidat vermediği için kredi kartının kapatılamayacağına ilişkin verdiği kararı banka lehine bozmuş ve kart

aidatı vermeyen tüketicinin kredi kartının banka tarafından kullanıma kapatılabileceğine hükmetmiştir. Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin kararında, yıllık üyelik aidatının alınmasını haklı kılacak bir hukuki gerekçe bulunmamaktadır. Yargıtay’ın bu kararı tüketici cephesinde soğuk bir duş etkisi yaratmış ve tüketicinin haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı yargıya başvurma konusundaki

cesaretini kırmıştır.

 Yine aynı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 02.05.2008 tarih ve 2008/6088 sayılı kararında, Zonguldak Tüketici sorunları hakem heyeti kararının iptaline karar veren 1.Asliye Hukuk mahkemesinin kararını bozmuş ve “Banka tarafından matbu, standart olarak hazırlanıp boş olan kısımların rakam, isim ve adresler yazılarak doldurulduğu,sözleşmenin 12 punto koyu siyah harflerle düzenlenmediği görülmektedir.Davacı,tüketici aleyhine olan ve tüketiciyi kart kullanım ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir.Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücretinin alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir.Dolaysıyla davacı bankanın bu sözleşme hükmüne dayalı olarak kredi kartı kullanıcısı davalıdan ücret istemesi olanaklı değildir.”hükmüne yer vermiştir.Yine 03.03.2008 tarihinde Balıkesir 2.Asliye Hukuk Mahkemesi kararına itiraz eden bankayı haksız bulmuş ve benzer bir karar vermiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin aynı konuda verdiği bu çelişkili kararları,tüketicinin yargıya olan güvenini sarsmaktadır.Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin daha önce verdiği kararlarıyla çelişen bu son kararının;Tüketicilerin,kredi kartı yıllık üyelik aidatının iadesi için Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine başvurup sonuç alması ve geriye doğru bankalardan 5 yıllık aidatın iadesi girişiminde bulunması aşamasında verilmesi,dahası Anayasa ve yargıdaki değişikliklerden sonraki bir dönemde verilmesi,cari açık ve olası küresel kriz ve ülkemize yansımaları ve kriz tedbirlerinin yoğun olarak tartışıldığı bir döneme denk düşmesi düşündürücüdür. Bu kararla bankalar artık rahatlıkla üzerindeki olası kriz yükünü yine bu şekilde tüketicilere fatura edeceklerdir. Küresel krizin bizi teğet geçmesi ancak bu şekilde mümkün olabilir diye düşünüyoruz.

 Bankalar, yıllık üyelik aidatı, hesap işletim ücreti ve masraf v.s. adı altında tüketiciden yılda yaklaşık 18 milyar dolar almaktadırlar. Bankaların çalıştırdıkları personele ise yılda ödedikleri maaş ve ücretler bunun yarısını bile bulmamaktadır. Hedef kitlesi milyonları bulan bu soyguna dur demek  BDDK ve hükümetin sorumluluğundadır. Bankalarla tüketici arasında yapılan sözleşmenin karşılıklı irade ile oluşmadığına ilişkin çok sayıda yargı kararı bulunmaktadır. BDDK ve hükümetin  bu konuda kendilerine düşen sorumluluğu bir an önce yerine getirmesi tüketicinin en acil beklentisidir.

 Yargıtay 13.Hukuk dairesinin verdiği bu kararın Tüketici Sorunları hakem Heyetlerine nasıl yansıyacağı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı-Tüketicinin ve Rekabetin Korunması genel Müdürlüğünün nasıl bir tutum takınacağını TÜDER olarak yakından takip edeceğiz. Ancak her şeye rağmen tüketicilerimize mücadeleden yılmamalarını ve bir an önce örgütlü mücadele içinde yer almalarını ve sorunlarını ancak örgütlü mücadele ile çözebileceklerini hatırlatmak isterim.          


HAKSIZLIĞA   KARŞI   HAKLARINIZ …

 

Satın aldığınız mal hizmete ilişkin uyuşmazlığınız, mal  hizmette bulunan ayıba ilişkin ise  satıcı sağlayıcı ile imzalamış olduğunuz sözleşmede yer alan haksız şartlara ilişkin ise, taksitle satın aldığınız mal hizmete için erken ödeme bulunmanız halinde yapılması gereken erken ödeme indiriminin hiç yapılmaması veya yanlış yapılmasına ilişkin ise, satın aldığınız devre tatil sözleşmesinin sözleşmeye uygun olarak verilmemesi veya sözleşme gereği ödemeniz gereken üyelik ücretinin çok yüksek olmasına ilişkin ise, satın aldığınız paket tur sözleşmesinin sözleşmeye uygun olarak düzenlenmemesine ilişkin ise, kampanyalı (ön ödemeli) olarak satın aldığınız mal veya hizmetin zamanında ve gereği gibi teslim edilmemesine ilişkin ise, mesafeli sözleşme (internet, tv, vb. aracılığıyla) ile aldığınız mal veya hizmetin size zamanında teslim edilmemesi, cayma hakkınızı kullanmanıza rağmen bedelin iade edilmemesine ilişkin ise, banka veya tüketici finans kuruluşu ile imzalamış olduğunuz kredi sözleşmesini erken kapatmanıza rağmen gerekli olan faiz indiriminin yapılamaması veya yanlış yapılması veya sözleşme hükümlerinin ölçüsüz derecede aleyhinize olmasına ilişkin ise, banka veya tüketici finans kuruluşu ile imzalamış olduğunuz sözleşme esnasında sizden çeşitli isimler altında sözleşmede yer almadığı halde masraf vb. alınmasına ilişkin ise, imzalamış olduğunuz abonelik sözleşmesine ilişkin ise, kapıdan aldığınız mal veya hizmete ilişkin 7 gün içerisinde cayma hakkınızı kullanmanıza rağmen satıcı veya sağlayıcının ilk yedi gün içerisinde sizden para veya kıymetli evrak alınması yasak olduğu halde aldığı para veya kıymetli evrakın iadesi veya iptaline ilişkin ise, uyuşmazlığınızın çözümlenmesi için uyuşmazlık bedelini de dikkate alarak ikamet ettiğiniz yerdeki veya mal veya hizmeti satın aldığınız yerdeki Kaymakamlık bünyesinde yer alan Tüketici Sorunları Hakem Heyetine veya Tüketici Mahkemesi'ne başvurmanız gerekecektir. Eğer bulunduğunuz yerde Tüketici Mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemelerine Tüketici Mahkemesi sıfatıyla başvurabilirsiniz.

 

Size en yakın Tüketici Sorunları Hakem Heyetine ulaşabilmek alo 175 tüketici hattından  veya  Derneğimizden bilgi alınabilir.

 

Eğer uyuşmazlığınız,  satın aldığınız malla birlikte size garanti belgesi, Türkçe tanıtma ve kullanma kılavuzu verilmemesine ilişkin ise, Kanun’da yazılı düzenlenmesi ve bir nüshasının tarafınıza verilmesi gerekli olan sözleşmenin size verilmemesine ilişkin ise, Satın aldığınız mal veya hizmetin etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark varsa ve sizin aleyhinize olan uygulanmışsa,cayma hakkınızı kullanmanıza rağmen size kapıdan satış yapan şirketin gereğini yerine getirmemesine ilişkin ise, gerekli idari işlemlerin yapılması için bulunduğunuz ilin Valiliğinde yer alan Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü'ne başvurmanız gerekmektedir.

 

Ayrıca uyuşmazlığınız,kampanyalı(ön ödemeli)sözleşmelerde size ödemelerinizin güvence altına alındığına ilişkin teminat gösterilmemesine, süreli yayınların verdiği promosyonlara, bankalar ile yaşadığınız diğer  uyuşmazlıklara  ilişkin ise gerekli idari işlemlerin yapılması için Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü'ne başvurabilirsiniz.


BİLİNÇLİ  ALIŞVERİŞE  DİKKAT ETMEK  GEREKİR ..

Satın almadan önce iyice düşünerek, gezerek, araştırarak ve kalite-fiyat karşılaştırması yaparak satın alınız. Satın aldıktan sonra "eşim beğenmedi, dar geldi, rengini beğenmiyorum" gibi nedenlerle para iadesi ve değişim gibi bir yasal hakkınız bulunmuyor. Ancak müşteri memnuniyeti açısından güvenilir müşterilerin bu taleplerini yerine getirmek etik olarak doğru davranıştır.

 Alışverişten önce

1. Bir mal veya hizmete yönelmeden önce tespit yapınız. İhtiyaçlarınızı sıraya koyunuz ve en çok ihtiyacınız olan mal veya hizmeti belirleyiniz.
2. Bir mal veya hizmeti talep etmeden önce piyasa araştirmasi yapiniz. Serbest piyasa ekonomisi düzeninde ayni mali ayri mekanlarda farkli fiyatlarla bulmak mümkün olmaktadir.
3. Markaları karşılaştırınız. Broşür ve reklamların belirttikleriyle yetinmeyiniz. Eş,dost ve tanıdıkların da önerilerine kulak veriniz.

 Alışveriş sırasında

1. Asla fişsiz veya faturasiz alişveriş yapmayiniz. Etiketsiz ürünleri asla almayiniz.Etiket üzerindeki bilgileri dikkatle okuyunuz.Örnegin:Etikette bulaşik makinasinda yikanmaz diye belirtilen ürünün yıkanması  halinde, ugrayacagi zarardan siz sorumlusunuz .
2. Alacağınız ürünün etiketindeki katkı maddelerini dikkate alınız.
3. Özellikle dayanıklı tüketim mallarında garanti belgesi ve kolay ulaşabileceğiniz servis hizmetlerini arayınız. Garanti belgesini yetkili firmaya imzalatınız.

4. Malın üstünde yazan fiyatın dışında nakliye ve servis ücreti adı altında,ek ödemeler yapıp yapmayacağınızı araştırınız,
5. Satış sözleşmelerini,özellikle ince ve küçük yazıları,imzalamadan önce dikkatlice okuyunuz.
6. Özellikle gıda,ilaç ve kozmetik ürünlerinde son kullanım - üretim tarihlerini arayınız.
7. Dışarıdan ithal yoluyla gelen ve üzerinde Türkçe açıklaması bulunmayan ürünler risk taşırlar. İtibar etmeyiniz. Garanti belgesini mutlaka mühürletiniz.
8. Performansı sonradan ortaya çıkacak durumlarda,paranın tamamını ödemeyiniz.(Plastik pencere, Mobilya, Tamir vb.)
9. Satıcının her önerdiğini kabul etmeyiniz ve kararı satıcıya bırakmayınız. Size verilen vaadleri  yazılı  belegeyle isteyiniz.
10. Satıcılara gereksiz yaşam bilgileri (Meslek,eğitim, ekonomik durum)vermeyiniz.
11. Bayram öncesi,bayram günleri ve turistik bölgelerde alışveriş en aza indirilmelidir.
12. Eşdeger mallar arasindan yerli mallari tercih ediniz, her tür indirimden yararlanmaya çalışın.

14. Büyük mağazalara girdiğinizde,promosyon yapılan malların listesini görmeden alışverişe başlamayınız.

 Alışverişten sonra:

1.     Alınan malı,kullanım kılavuzunu iyice okuduktan sonra kullanınız.Hele dayanıklı tüketim mallarında mümkünse ambalajı serviste açıp kullanım şeklini öğreniniz. Kırık, ezik ambalajlı ürünleri kabul etmeyiniz. Eve getirilen ürünleri mutlaka ambalajında isteyiniz. Ambalajları

2.    Yetkili servise açtırarak kurdurunuz. Bir sorun var ise karşılıklı imzalayarak bir "Tutanak"tutunuz.

3.     Alınan mal veya hizmet bozuk,eksik veya kusurlu ise hakkınızı önce nezaketle arayınız.Sonuç değişmiyorsa  yasal haklarınızı arayınız.

İyi alışverişler


 

GARANTİ  BELGESİ  YÖNETMENLİĞİ

 

Kazanan tüketici oldu ,

 

Sanayi ve Ticaret Bakanlığının, Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelikte  değişiklik yapılarak resmi gazetede yayınlanmıştır.

Yönetmenliğe ''iş günü'' ibaresi eklendi ve iş günü; ''ulusal, resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı, 1 Mayıs ve pazar günleri dışındaki çalışma günleri'' olarak tanımlandı.
Yönetmelik hükümlerine ve Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğünce onaylanmış belgeye uygun olarak hazırlanacak garanti belgesinin tasdik edilerek tüketiciye verilmesini temin etmek ve ayrıca, bu yükümlülüğün yerine getirildiğini ispat etmekle satıcı, bayii veya acenteler sorumlu olacak.
Satılan mala ilişkin olarak düzenlenen faturalar garanti belgesi yerine geçmeyecek. Ancak, servis istasyonlarında yapılan onarım ve parça değişimi işlemleri sonucunda verilen fatura, yönetmeliğin öngördüğü garanti şartlarını içermesi kaydıyla, garanti belgesi yerine kullanılabilecek.
Tüm ürünler için 30 iş günü olan azami tamir süresinde de değişiklik yapıldı. Malın tamir süresi, otomobil, kamyonet ve traktörün dışında  diğer ürünlerde 20 iş gününe düşürüldü.
Tüketicinin arıza bildirimini; telefon, faks, e-posta, iadeli taahhütlü mektup veya benzeri bir yolla yapması mümkün olacak.
Bir ürünün arızasının 15 iş gününde giderilmemesi halinde, ürün tamir edilinceye kadar muadil bir ürünün tüketiciye verilmesine yönelik süre de 15 iş gününden 10 iş gününe indirildi.

İmalatçı-üretici veya ithalatçı firmalar, ürettikleri veya ithal ettikleri, yönetmelikte belirtilen kullanılmamış mallar için Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğüne garanti belgesi onaylatmak zorunda olacak. Genel Müdürlük onayı bulunmayan garanti belgeleri geçersiz sayılacak.

 



 

TÜKETİCİ  ALEV ALEV  YANIYOR,    BENZİNDE   BEŞE  RAMAK  KALDI.

Damlaya damlaya gelen akaryakıt zamları  tüketiciyi tedirgin etmektedir. Tüketici bu zam ve vergi yükü altında ezilmektedir.

Bu nedenle yoksulluk sınırında yaşam mücadelesi veren tüketicinin ezici çoğunluğu sessiz sedasız kontak kapatmış olup aracını kullanamamaktadır.

Akaryakıt zamları ülke genelinde ulaşım zamlarını tetiklemiş, iğneden ipliğe diğer zamlar da sırasıyla  birer birer  yerini almaktadır . 

Akaryakıttan alınan vergi düzeyine bakıldığında sosyal devlet anlayışının terk edildiği görülmektedir.

Akaryakıttan alınan vergi, kaçakçılığı adeta özendirmektedir. 

Akaryakıt kaçakçılığı ve kayıt dışı ile mücadelede bakanlık ve hükümet denetimleri yetersiz kalmaktadır.

Bütçe açıkları “vur Abalıya” misali tüketicinin sırtından ÖTV  ile  karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle hükümet tüketicilerin  vergi indirimi talebini   duymazlıktan  gelmektedir.

Benzin fiyatını serbest piyasa koşulları değil, hükümet politikası belirlemektedir.

Akaryakıt ürünlerinden alınan yüksek vergi ve kar marjının ötesinde bir hukuksuzluk durumuyla karşı karşıyayız.  Akaryakıt zamları ulaşım zamlarını da tetiklemiştir.

Tüketici, akaryakıt ürünlerinin dövize bağlı olarak zamlanıyor masalına artık inanmamaktadır. Çünkü; 2008 yılında başlayan ekonomik krizde ham petrolün varili 140 dolara satılırken benzinin 1 litre fiyatı bu günkü fiyatla satılmıyordu, bugün ham petrolün varil fiyatı 100 dolar civarında  olmasına rağmen benzinin 1 litre  fiyatı 5 TL'ye dayanmış durumdadır, benzinden  alınan yüksek vergi ve yüksek kar marjı  açıklanabilecek  bir durum değildir.  Bu gidişle akaryakıt fiyatlarının nerede duracağı da belirsizdir. Benzinin  litresi  beş liraya ramak kaldı .

Belki bugün  belki yarın   bir  litre benzin 5 lira olcak gibi  bekleyelim görelim.


 

15  MART DÜNYA TÜKETİCİLER GÜNÜ ,,,


15 Mart’ın Dünya Tüketici Hakları Günü olmasının nedenlerinden biri, 15 Mart 1962 yılında o dönemin ABD Başkanı John F Kennedy’nin Temsilciler Meclisinde ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavram kullanmasından kaynaklanmaktadır.

 İlk olarak Amerika, Avrupa ve İskandinav ülkelerinde ortaya çıkan Tüketici Koruma faaliyetleri Japonya’ya ve oradan da tüm dünya ülkelerine yayılmaya başlamıştır. Daha sonra Birleşmiş Milletler, 1985 yılında aldığı bir kararla TÜKETİCİ HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİNİ ilan ederken bu konuşmanın yapıldığı 15 Mart tarihini DÜNYA TÜKETİCİ HAKLARI GÜNÜ olarak kabul etmiş, ve Uluslararası tüketici örgütleri de bunu her yıl DÜNYA TÜKETİCİ HAKLARI GÜNÜ olarak kutlamaya başlamıştır. TÜKETİCİ HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ; Temel gereksinmelerin karşılanması hakkı, Sağlık ve güvenliğin korunması hakkı, Ekonomik çıkarların korunması hakkı(Seçme hakkı), Bilgilendirme hakkı, Eğitilme hakkı, Tazmin edilme hakkı, Temsil edilme hakkı, Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı olmak üzere tüketicinin 8 temel hakkını içermektedir.

Ülkemizde ise Tüketiciyi Koruma faaliyetleri özellikle 08.03.1995 tarih ve 22221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un, 08.09.1995 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra yurt genelinde önemli bir hareket kazanmıştır. Bu Kanun ile tüketicilerin hakları, yasal düzenleme çerçevesinde, çağdaş anlamda yeni boyutlara ulaşmıştır.

Tüketici yasasının uygulanması sonucunda, yasanın eksik ve aksayan yönlerinin günün koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda “4822 sayılı Kanun ile Değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun” hazırlanarak 14.06.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Tüketici yasası ile tüketiciler Kapıdan Satışlar, Taksitli Satışlar, Kampanyalı Satışlar, Garanti Belgesi, Türkçe Tanıtma Kullanma Kılavuzu, Satış Sonrası Hizmetler, Ayıplı Mal ve Hizmetler, Devre Tatil, Paket Tur, Sözleşmelerdeki Haksız Şartlar, Tüketici Kredisi, Kredi Kartları, Süreli Yayınlar, Mesafeli Sözleşmeler, Abonelik Sözleşmeleri, Yanıltıcı ve Aldatıcı Reklamlar … vb. gibi pek çok konuda yasalar ile satıcı ve sağlayıcılar karşısında haklarını arama ve elde etme imkanına kavuşmuşlardır. Gerek devletin çıkardığı bir takım yasal düzenlemelerle gerekse tüketicilerin biraraya  gelerek  örgütlendiği sivil toplum kuruluşları aracılığı ile ülkemizde sağlanmaya çalışılan tüketiciyi koruma ve haklarını gözetme faaliyetleri alanında en büyük görev yasanın uygulayıcısı konumunda olan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve  İllerde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüklerine düşmektedir.


TÜKETİCİ    BENZİN  GİBİ  ALEV  ALEV YANIYOR …

 

 

BİR DEPO SURİYE'DE 70 LİRAYA TÜRKİYE'DE 200 LİRAYA DOLUYOR

 

 

Ortalama fiyatı 2003 yılında 1,80 lira olan 95 oktan kurşunsuz benzinin, 2010 yılındaki zamla  birlikte   yıllık ortalama fiyatının 3,70 liraya çıktığı 8 yılllık dönemde enflasyon ortalama  % 77 olurken, benzin fiyatları ortalama %  203 oranında artış gösterdi.  Bugün itibari ile 4. lirayı aştı  eğer bu akşam yine zam gelmezse..

 

Türkiye'de bir depo benzin  250  liraya dolarken,  Suriye'de bir aracın deposu  60 ,,  70 liraya dolmaktadır, Türkiye'de benzin pompasından   benzinle birlikte zam akmaktadır.

 

Uygulanan vergi politikası devam ettiği ve fiyatların serbest belirlendiği sürece vatandaşın  faturayı  ödeyeceği  kaçınılmazdır, hükümetin  akaryakıttan alınan ÖTV'yi   bir an önce kaldırması  gerekmektedir.

 

Tavan fiyat uygulanmasına  geri dönülmesi  , fiyatların belirlendiği kurullarda ise tüketicilerin de temsil edilmesi  gerekmektedir

 

Hükümetin ,  tüketicilerin akaryakıt fiyatlarına yapılan zam konusunda  basın ve yayın yoluyla yaptığı çağrılara kulak vermesi  gerektiği tüketicilerin akaryakıt zammına  ilişkin   şikayetlerini  ciddi anlamda  değerlendirmeye   alınarak  akaryakıt zammına  önlem alınması gerekmektedir.


 

SİGORTA  FİRMASININ   İŞ GÜZARLIĞI.

 

Bende  Tüketiciyim .

 

         Eşimin adına kayıtlı  bulunan aracı  22.04.2010 Tarihinde Groupoma  sigorta  Ordu acentesi (İ.A) Firmasından   aracıma kasko sigortası yaptırdım zaman içinde  araçta  ufak tefek  iki defa  hasar oluştu  oluşan  hasarı da sigorta firmasından tazmin ettik, üçüncü hasarda bir başka araç tarafından hasar oluştu karşı tarafın   trafik raporlarında  %100 kusurlu olduğu kesindir ,  biz aracımızın onarımını yaptırıp    bulunduğumuz  sigorta  firmasına durumu  aktardık   firma  hasar dosyasını incelemeden  üç defa  hasar gördüğü gerekçesiyle 03.01.2010 tarihli yazısı ile aracın sigortasının iptal edildiğini yazı ile tebliğ ettiler, aracın sigortasının bitimine daha dört ay kadar bir süre vardı , yazı elimize ulaştığında aracın kasko sigortası  iptal  edilmişti,   araç sigortası poliçesi  önce iptal edilmiş sonra  postaya verilmişti  iptal yazısı postadayken  haberimiz olmadan aracın sigortası  iptal  edilmişti , öncelikle  durumu  öğrenmek  için  sigorta acentesini  aradım  konu hakkında  bilgi  almak  istedim  genel müdürlük  üç hasardan dolayı iptal  etmiş  demekle  yetindi , bende   acentesinin sorunu   aşamayacağını düşünerek  firmanın  Trabzon  bölge  müdürlüğünü aradım durumu izah ettim   genel müdürlük  poliçenizi iptal  etmiş denilerek soruna pek yaklaşımcı davranmadılar ,  ancak  üçüncü  hasarda  bizim aracımız kusurlu olmadığını vurgulayarak izah ettiğimde  kusurlu olan karşı tarafın aracı olduğundan  sigorta  firması  karşı tarafın  sigorta  firmasına  kaza tutarını rücüü ettirmesi  gerekiyordu ki  sigorta poliçesi iptal edilmemeliydi  uzun  uğraşlar neticesinde   Groupoma şirketi  dosyanın tam  anlamıyla  incelenmediğini yeniden yapılan incelemede,   karşı tarafın hatalı olduğu tesbitine  varılarak  iptal edilen sigorta poliçesinin iptalinden vazgeçilerek  iki gün aradan sonra  yeniden  Poliçenin  aktif hale getirildiğini,  tarafıma yazı ile tebliğ ettiler.

 

Sigorta acentesi  poliçe bedelini tahsil ettikten sonra ,bundan sonrası ne olursa olsun  hizmet anlayışı ile  konuya duyarsız kalarak  haksızlığa uğramış  poliçe sahibinin sorununu çözmeye  yardımcı olmakta yeterli hizmeti sağlamamıştır.

 

Groupoma  firması hasar  dosyasını incelemeden,  üç hasar var poliçeyi iptal edelim,   kolaycılığını tercih ederek  sigortalısını  mağdur etmiştir.

Oysa  gerek  acente  gerekse  bölge  müdürlüğü  veya   genel müdürlük  dosyayı ciddi  anlamda  incelemiş olsalardı, bu kadar sorunla karşılaşmamış olacaktık,

Sigortalısının   mağduriyetine sebep  olan  tutum ve davranış  sergileyen  kurum  ve kuruluşlar  hiçbir zaman  tüketicilerinin  nezdinde tercih edilmeyeceklerdir.

Sigorta  poliçesinin  haksız yere iptal edilip , hakkımı aradığımda    iki gün sonra iptal edilen sigortanın devam edildiğine dair  yeniden  poliçe  düzenlenerek tarafıma  gönderilmiştir.

 

Ben  bundan sonra  bir daha  asla bu firmayı tercih etmeyeceğim kesindir..

 


SANAL ALEMDEN ,TÜKETİM TOPLUMUNA …


            Tüketim toplumu tabiri, Batı'da  sanayileşme sonrası ortaya çıkan toplum şeklini  tarif etmek için kullanılmaktadır.

            Seri üretimin artmasıyla hızla değişen arz-talep dengesi, üreticileri ve hükümetleri farklı politikalara itmiş, üretilenlerin hızlı tüketilmesini sağlamak maksadıyla türlü yollar denenmeye başlanmıştır.
Bu yolların en önemlileri elbette kitle iletişim vasıtalarıdır. Yazılı ve görüntülü basınla televizyon la birlikte son yıllarda bu ikisini de geçeceğe benzeyen internet, tüketim toplumunu yönlendirmede ve manipule etmede kullanılan başlıca kaynaklardır.
            Günümüz de, artık ihtiyaçlar medya tarafından belirlenmekte, neyin ihtiyaç olduğunu düşünecek zamanı bulamayan tüketici, önüne sunulan alternatiflere 'evet-hayır' cevabından birisini verebilecek kadar bir zamanı ancak bularak, şuurlu olmaktan çok, gayri iradi ve şuursuz bir şekilde cevaplar üretmektedir.

            Tüketim toplumunun meydana gelişinin altında yatan sebepleri ortaya koyarken, şunlar söylenebilir.
            Tarihte aynı olayların iki defa vuku bulduğu olur. Birincisinde bu olaylar gerçek bir tarihi değere sahipken, ikincisi birincisinin karikatürüdür ve garip, acayip, fıtri olmayan bir serüvendir.
            Bu tespitin ardından, yitirdiğimiz değerleri, gerçeklerinin yerini tutamayan suni düzenlemelerle telafi etmeye çalıştığımızı belirtmektedir.

Yeşilini yitiren hayatta yok olan insanlık, şehirlerin göbeğinde oluşturduğu suni teneffüs borusu misali parklarla vicdanını rahatlatmaktadır. İnsanlık, tarihe karışmış bazı güzellikleri, ritüel biçiminde, zorla yeniden güncelleştirerek tüketmektedir.
            Bu, tüketim toplumunun özelliğidir. Günlük haberlerin acımasız yalancılığı, kitle iletişimi yoluyla bütün felaketler den yola çıkarak günlük hayatın sadeliğini ve sakinliğini yüceltmektedir. Cinayetler, hırsızlıklar ve tecavüzler her gün haber konusu yapılmakta, bunlardan yola çıkılarak faziletli bir topluma hasret yansıtılmaya çalışılmaktadır.
            Tüketim toplumunda  yayınlar  paradokslarla doludur. Bir yandan asil evlilikler yüceltilirken, diğer yanda  televole ve magazin tarzı programlar ile, aldatma ve ihanet meşrulaştırılmaktadır. Ailelerin çöktüğü, toplumun felakete sürüklendiği anlatıldıktan hemen sonra bütün ihanetlerin iç içe girdiği "yalan rüzgarları" estirilip kalan soylu kırıntılar süpürülüp atılmaktadır. Çünkü medya için önemli olan tüketim toplumuna, hızla tüketeceği malzemeyi pompalamaktır. Gaye, sahte ağlamalarla soylu tüketiciyi okşamak, ardından da bedeni hazlara ve doymaz ruhlara yalancı baharlar yaşatmaktır.
            Yaşatılan baharlarda bir nostalji havası estirilir, erdemler tek tek sıralanırken, hedef, gerçeği yaşanıp bitmiş olayları sembolik olarak tekrar körükleyip tüketim kültürü oluşturmaktır.  Tüketim kültürü, ya da kültür tüketimi...
           Yeniden çevrim herkes için, eğer dışarı atılmak, uzaklaştırılmak, yarışma dışı bırakılmak istemiyorsa, bilgisini, genelde kullanılabilir bilgi piyasasına sunma zorunluluğu doğurur. Kişi, bilimsel olmak ya da dışarıda kalmamak, için kendisini bilgi gelişimi üzerinde temellendirmek ister.
            Bilgi gelişimi tabiriyle, bir yeniden çevrimi anlatır. Çünkü günümüzde moda, bilgidir. Enformasyon toplumunun içinde yaşayan her fert, bilgili olmak, gelişmeleri takip etmek zorundadır. Daha doğrusu öyle yapıyor görünmelidir. Yoksa aslında ortada bilgi geliştiren falan yoktur.
            Günümüz insanının bilgiye ulaşma çabaları, modayı takip etme gayretiyle aynıdır. İkisinin de yaptırımı içtimai  muvaffakiyet yahut dışlanmadır. Dolayısıyla işimiz, rasyonel bir ilmi  birikim süreciyle değil, rasyonel olmayan bütün diğer tüketim süreçleriyle dayanışma içindeki içtimai  yapaylardır.
           Televizyon ve radyoların düzenlediği yarışma programlarının aslında hiçbir öğretici yanı yoktur. Katılanların çoğunun heyecandan doğru cevap veremediği, ama yine de mutlu olduğu görülür çünkü istediklerini elde etmişlerdir, istedikleri şey paylaşımdır. Paylaşımın modern bir biçimi olan iletişim ve temas hedeflenmiş, o da başarılmıştır. Törenlerle yapılan paylaşımlar günümüzde yerini kitle iletişim araçlarıyla paylaşıma bırakmıştır.
            İnsanlar, biyolojik bedenleriyle fiili olarak bir şeyi paylaşmazlar. Paylaşılan, kitle kültürü olarak adlandırılabilecek en küçük ortak paydadır. Tüketim toplumunda ortalama ferdin sahip olması gereken en küçük standartlar ve moda olan işaretler bütününe ne kadar erişilirse, o kadar başarılı olunmuştur.
            Kitle iletişimi, kültürü ve bilgiyi dışlamaktadır. Katılımlar, içi boşaltılmış semboller aracılığıyla gerçekleşir ve hayatın içinde birer merasime dönüştürülerek yüceltilir. Bunda tabii ki yine yaygın olarak medya kullanılmaktadır.
            Medya, tüketicinin davranışlarını yönetir ve insanlara zevkleri hatırlatıp, bu zevklerin nasıl olması gerektiğini öğretir. Reklamlar, bu konuda ciddi yatırımlar yapılarak geliştirilmekte, insanların eğlenerek ve hoşlanarak seyredeceği şekil e sokulmaktadır. Hala annesinin televizyonunu, margarinini, elektrik süpürgesini kullananlar, dışlanmakta, yeni modeller sunulmaktadır. Alternatiflerin sunuluşu öyle kurnazcadır ki, alayım mı ? sorusunu sormak aklımıza bile gelmez, hangisini almayalım ? sorusunu, farkında bile olmadan kendimize sorduğumuzu görürüz.
            Reklâmlarda hep prezentabl, eli yüzü düzgün, gösterişli, tipler kullanılarak model insan paradigmaları oluşturularak önemli insanların "A" ürününü seçtiği ihsas edilmektedir. Tüketici bu durumda nesnenin faydalılığı ile ilgili soruya değil, nesnenin ona toplumda kazandıracağı statü ile ilgili soruya cevap vermektedir.
            Netice sembollerle kuşatılmış sanal bir dünyada gibiyiz. Mahremiyetin dönüşümünü yaşıyor, kendimize ait bir hayat süremiyoruz. Ferdiyetçiliğin zirvesine çıkma aşkıyla yaşadığımız yılların sonunda en tepeden uçuruma yuvarlanırken, bireyselleşmeyle mahremiyetin farkını çok geç görmenin acısını çekiyoruz. Ne ben olarak kalabiliyor ne bize ulaşıyoruz. Başkaları tarafından kurgulanmış bir hayatın figüranlığını yapıp senaryomuzu ötekilere yazdırıyoruz. En kötüsü de bunun farkında olmamamız içler acısıdır.



YENİ   YILA  YENİ UMUTLARLA  GİRERKEN,,

 

ALIŞVERİŞLERİNİZ ,  SOYGUNA  VURGUNA , DÖNÜŞMESİN.

 

 

Malum 2010 yılını bitirmek, yeni yıla girmek için gün saymaktayız, bazılarımız yeni yılda  sevinir  bazılarımız üzülür,  bunlar  hayatın gerçekleridir  ama  siz yine de üzülenlerden olmayın.

Alış verişlerin doruk noktaya ulaştığı  günlerden   Ramazan bayramını,   Kurban bayramını geride  bırakarak ,  şimdide alışveriş çılgınlığının yaşanacağı , yılbaşı yaklaşmak üzere   tüm  mağazalarda  AVM lerde   bu günden itibaren artık   yılbaşı indirimi adı altında , harıl harıl , soygun  ve vurgun için  hazırlıklarını tamamlamak üzeredirler yüzde elli, yüzde yetmiş indirim,  bir alana bir bedava ,ve  buna benzer onlarca  kampanya  senaryoları hazırlanarak tüketicilerin   ilgisini çekmek için her yol denenmektedir , önce fiyatları şişirip sonrada indirim tabelaları afişleri  ile tüketicilerin  beğenisini kazanmaya çalışan  ciddiyetten uzak bir ticaret anlayışı içinde bulunan bu tür , AVM ve  market ve mağazalarda çok dikkatlice alışveriş yapılması  bizim tavsiyemizdir.

Yılbaşı öncesi sokaktaki  mağazalar  ve  AVM ler adım atılmaz duruma gelerek tüketici alışverişlerinde aşırı kalabalık ve yoğunluğundan  tüketiciler yapacakları dikkatsizce  alışverişlerinde  eve dönünce  hüsrana uğramaktadırlar, bilhassa  rafta  yazılı olan fiyatla  kasadan geçen fiyatın  aynı olmadığı , bütün mağazalarda bilinçli bir şekilde uygulanmaktadır. Fiyatıyla raftaki ürünü cazip hele getirip

tüketicinin  alımını  sağlıyor  ürün  kasadan geçerken kimsede dikkat etmiyor tüketici sanıyor ki raftaki  fiyattan aldım  halbuki hayır  raftan kasaya gelene kadar zamlanarak farklı fiyattan kasadan  geçmektedir, farkına vardığınızda pardon deniliyor, ama farkına varmasanız   cebinizdeki paradan hırsızlık yapılmış oluyor.

 Burada  her   kurum kendi üzerine düşen görevi yerine getirse  denetimler yapılsa   bu mağazalar denetildiklerini  bilseler  bu durumlar meydana gelmez  ancak  sorumsuzluk  başını almış gidiyor sanki  burası  dağ başı  soyguna devam.

 

Sanayi ticaret il müdürlüğü.

Ticaret ve sanayi odası,

Esnaf odası.

Belediye yetkilileri,  herkes üzerine düşen görevleri yerine getirmiş olsa bizde şu an bunları yazmayacak olacaktık , ama  maalesef  her kurum ,   bana dokunmayan yılan bin yaşasın  deyip gaflet ve delalet  içinde tüketicilerin soyulmasına , aldatılmasına göz yummaktadırlar.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenler bir gün gelecek  devleşen yılanın panzehiri ile zehirlenecekler ve bu sorumluluğun vebalinden kurtulamayacaklardır.  

 

Geçtiğimiz günlerde iki tane bayram geçirdik  kaç işyeri denetlendi ve ne kadar ceza yazıldı ,eğer denetleyip ceza yazan varsa Allah aşkına  gazetemiz aracılığı ile bize de   bildir sinde  bizde  yayınlanmasına  sebep olalım.

 

Tüm tüketicilerimizin daha bilinçli bir tüketici toplumu olması ve yeni  yılın     sağlık  ve esenlik dolu  günler içinde geçmesini temenni ederim..

  

 


 

TÜKETİCİ DERNEĞİ UYARIYOR

BÜYÜK MARKETLERE, AVM, LERE  DİKKAT !

SOYGUN KASADA BAŞLIYOR  !!!

'Kasada , etiket fiyat farkına dikkat'

Tüketicilerin yoğun şekilde şikayetçi olduğu, ürünlerin başında raf etiket ile kasa arasında oluşan fiyat farklarıdır, tüketicilerin özellikle  kasada fiyatlara  dikkat  etmeleri gerekmektedir.  "Tüketici lehine olan fiyat uygulanması  geçerlidir .

Tüketicilerin alışverişlerde sıkça yaşanan sorunlardan birisi etikette yazan fiyatın kasada farklı  bir fiyatla karşılaşılmasıdır .

Bu konuda Derneğimize  yoğun  şikayetler gelmektedir, mal veya hizmetin etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark olması durumunda tüketici lehine olan fiyat uygulanmasının geçerli olduğu THK Kanunun 12. maddesindeki mevzuat gereği yasalarla  belirtilmiştir.
Tüketiciler  şikayetlerinde mağaza ve firmaların promosyonlu ürünlerle dikkat çekerek, promosyonlu ürünlerin kasada farklı fiyat ile geçtiği için şikayetçi olmaktadırlar .

Reyon fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark yaşandığında mağaza yetkilileri  ile tartışma yaşadıklarını kaydeden tüketiciler, yaşanan sorunların son bulmasını istemektedirler. Bir tüketicimiz  mağaza ile yaşadığı sorunu dile getiren  şikayetçi mağazaların bu durumu "pazarlama stratejisi" olarak açıkladığını kaydetti ve yaşadığı bir olayı şöyle dile getirdi: "Etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark olduğunu kasada fark ederek  mağazaya yetkilisine ilettiğimde, Mağaza yetkilisi daha önce rafta bulunan bir başka malın bittiğini, o yüzden fiyat etiketinin orda kaldığını 92 punto ile yazan eski etiketin alt kısmında 12 puntoluk yazıyı gösterdi. (Okuma yazmanız yok mu?) deyince şok oldum  ifadesini kullanmaktadır.

 Tüm mağazaların bunu uyguladığını ve bunun adının pazarlama stratejisi olduğunu söyledi." Farklı fiyat uygulamasından şikayetçi olan vatandaşlar bu durumu firmaların "Haksız Kazançı" olarak tanımlıyor ve sert dille eleştiriyor.

Bu gibi durumlarda tüketicilerin duyarlı olmaları gerekmektedir  tartışmaya mahal vermeden , bu gibi durumun  yasal hakları olduğunu ifade etmelidirler aksi halde derneğimize başvurarak firma hakkında şikayetçi olduklarında  firma hakkında yasal yollara basvurulacağı bilinmelidir.

BİR  BAYRAM  DAHA BÖYLE  GEÇTİ

 

         Ülkenin içinde bulunduğu bu olumsuz koşulların kaosun, yoksulluğun ve anti-demokratik baskıların sebebi hükümettir ve hükümet politikalarıdır.

         Bu kadar gelen zam ve yoksulluğa karşın tüketicisiyle, işçisiyle, memuruyla, işsiziyle hangi para ile mutlu bir bayram geçirebildi ki. Demokratik hakkını kullanan memurları işten atmakla tehdit eden bir Başbakanın olduğu ülkede demokrasi nasıl gelişecek. Her alanda ayrımcılık yapan bir iktidarda kardeşlik nasıl boy verecek. Bu nedenle hükümetin bayram kutlamalarını biz tüketiciler samimi bulmadık. Sahte kutlamaları da  kabul etmedik .

         Gerçek ve herkes için kalıcı demokrasi istiyoruz.  Gündüzleri, itilip kakılmayan, bizden-onlardan ayrımcılığına uğranılmayan, geceleri aç yatılmayan bir ülke istiyoruz. Gelecek “sadakalara” umut bağlamadan kendi kazancımızla karın doyurmak ve  işsizlik sorunu çözülmüş bir Türkiye istiyoruz.

Sağlığımızın  yabancı gıda tekellerine peşkeş çekilmesini istemiyoruz. Herkes için her yerde ve her zaman güvenli ve yeterli , bu koşuların sağlandığı gerçek demokrasi içinde sağlıklı ve mutlu aydınlık bir Türkiye istiyoruz..


 

Birleşmiş Milletler Evrensel Tüketici Hakları

Bildirgesine göre dokuz ana maddeden oluşan evrensel tüketici hakkı mevcuttur.

Temel İhtiyaçların Karşılanması Hakkı

Barınma, ısınma,  aydınlanma, içecek ve kullanacak su bulma, haberleşme, ulaşım tüketicilerin en temel ihtiyaçlarıdır. Her tüketici, bu temel ihtiyaçların karşılanmasını talep edebilir.

Sağlık Ve Güvenlik Hakkı

Satışa sunulan her türlü mal ve hizmetin

İnsan yaşamı ve sağlığı açısından kullanıcısına zarar vermeyecek durumda olmasıdır.

Bilgi Edinme Hakkı

Tüketicinin mal ve hizmeti satın alırken doğru karar verebilmesinin sağlanması için tüketicinin gerekli bilgilere ulaşabilmesi ve zararlı, yanıltıcı reklamdan, etiketten, ambalajdan korunmasıdır.

Eğitilme Hakkı

Tüketicinin hak ve çıkarlarını koruyabilmesi, tüketici bilincine sahip olması için eğitim kurumlarında eğitilmesidir.

Zararların Giderilmesi Hakkı

Satın alınan mal veya hizmetten dolayı tüketicinin uğramış olduğu zararın giderilmesi, o mal veya hizmetin yeniden tüketiciye ulaştırılmasıdır.

Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı

Sağlık koşullarına uygun bir çevrenin oluşumunda ülke ve

Doğal kaynakların doğru kullanımı ile çevrenin korunması, temiz ve sağlıklı bir şekilde gelecek nesillere bırakılmasıdır.

Ekonomik Çıkarların Korunması Hakkı

Tüketiciye kıyaslama imkanı verecek çeşitte mal ve hizmetin en uygun fiyattan sunulması, satış sonrası her türlü teknik destek ve servisin tüketiciye ulaştırılmasıdır.

Seçme Hakkı

Tüketicilerin çeşitli ürün ve hizmetlere istedikleri zaman ulaşabilmeleri anlamındadır. Rekabetin tam olarak işlemediği pazarlarda devlet aksaklıların giderilmesi için yapacağı düzenlemeler ile uygun kalite ve fiyatlarda mal ve hizmetlerin tüketicilere sunulmasını sağlamalıdır.

Temsil Edilme, Örgütlenme, Sesini Duyurma Hakkı

Yukarıda sayılan hakların elde kullanılabilmesi, tüketicilerin haklarını koruyabilmeleri, mağduriyetlerinin giderilmesinde bir araya gelerek güç birliği oluşturmaları ve hükümetlerin ekonomik ve siyasi politikaların da dikkate alınma ve kamu kurumlarında temsil edilebilmesidir.

 


SÜRDÜRÜLEBİLİR  BİR  GELECEK  İÇİN  SEFERBER  OLMALIYIZ

 

“Sürdürülebilir Bir Gelecek için Eğitim Anahtardır” sloganı ile dünya çapındaki tüketici örgütleri, sürdürülebilir tüketim için eğitim çağrısında bulunuyor!
 Tüketiciciyi Koruma ve Dayanışma derneği, sürdürülebilir tüketim için resmi eğitim konusunda gerçekleştirilen küresel tüketici hareketine katılmaktadır.

Dünyadaki tüketici örgütleri, ulusal hükümetleri, Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’ni benimsemeye ve uygulamaya davet ediyor. Bu günün amacı çocuklarımıza genç yaşlarından başlayarak sorumlu ve güçlendirilmiş tüketici olma yolunun sağlanmasıdır.

Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’nde de özetlendiği gibi, sürdürülebilir tüketici tercihleri, sosyal kalkınma ve çevrenin korunması için oldukça önemlidir. Bu nedenle Derneğimiz dahil olmak üzere dünya çapındaki tüketici örgütleri, Çevre Bakanlarını Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’ni benimsemeye ve uygulamaya davet ederken, aynı zamanda da Milli Eğitim Bakanları’ndan sürdürülebilir tüketim için eğitim konusunu resmi eğitimin ve dolayısıyla ders programlarının bir parçası haline getirmelerini istiyor.

Türkiye’de çok az da olsa İlköğretimin 4.sınıfında okutulan Sosyal Bilgiler ders kitabında ve ilköğretimin 6.sınıfında okutulan Sosyal Bilgiler ders kitabında tüketici haklarına ilişkin bazı bilgilere yer verilmekle birlikte sürdürülebilir tüketime ders programlarında yer verilmemiştir. Bu nedenle, sürdürülebilir tüketim konusunda; tüketici bilinci ile tüketicilerin, çocuklarımızın, gençlerimizin nasıl davranmaları, nelere dikkat etmeleri, haklarını nasıl aramaları gerektiğinin en iyi şekilde ilgili ders programlarında yer almaları sağlanmalıdır.  “Çocuklarımız için, adaletli ve sağlıklı bir gelecek sağlamak için, kalkınma amaçlarımızı gerçekleştirmek için sürdürülebilirliğe her anlamda ihtiyacımız var. Tüketiciler, hükümetler ve şirketler, hepsi birden sorumluluk almalıdır. İnanıyoruz ki uzun dönemde bu sorumluluğu gerçekleştirmemize en iyi yardımcı olacak olan yol genç nesillere sürdürülebilir tüketim konusunu anlatmaktan ve öğretmekten geçmektedir.”

Son olarak diyoruz ki  sürdürülebilir gelecek için tüm toplum kesimleri seferber olmalıdır.                                                 


 

DÜNYA SATIN ALMAMA GÜNÜ

 .(Buy Nothing Day)

24 Kasımda HİÇ BİR ŞEY ALMAMAYA çağırı….

24 Kasım Uluslararası satın almama günüdür. “Satın Almama Günü”  her yıl Kuzey Amerika’da 23 Kasımda , tüm dünyada ise 24 kasımda tüketicilerin,  bir gün hiçbir şey satın almayarak  tüketim çılgınlığına dikkat çekmelerinin adıdır.

Satın almama günü Kanadalı grafik sanatçısı Ted Dave tarafından 1992 yılında başlatılan bir eylemdir.

Bu günde, 65 ülkede tüketiciler tarafından çeşitli etkinlikler yapılmaktadır.

Alış veriş merkezleri önünde kredi kartı kesme, zombi kıyafetleriyle alış veriş merkezleri çevresinde gezme, 9-10’ar kişilik gruplarla mağazalara girip uzun süre hiçbir şey satın almayarak gezinme, bildiri dağıtma ve alış veriş merkezleri çevresine çıkartmalar yapıştırma gibi etkinlikler çeşitli ülkelerde en çok rağbet edilen eylemlerdir.

Bu gün ülkemizde tüketicilerin “tüketimden gelen güçlerini kullanmaları” açısından son derece önemli bir gündür.

Satın Almama Günü sadece tüketim çılgınlığına karşı değil, sürekli artan hayat pahalılığına, sürekli gelen zamlara, tüketicilerin reklamlar aracılığı ile aldatılmasına, kredi kartı kandırmacasına karşı tüketicilerin kendi  iradelerini kontrol edebilmeleri açısından önemli bir deneyim günüdür.


Tüketicilerimizi, yağmur gibi gelen ve gelecek zamlara karşı, bankaların reklam yönlendirmesi ise şişirilmiş talep yaratma ve  kredi kartı ile harcama yaptırmalarına  karşı,  enflasyonun altında ücret artışlarına karşı, tüketim çılgınlığını kontrol etme yeteneklerinin geliştirilmesi için
24 Kasımda HİÇ BİR ŞEY ALMAMAYA çağırıyoruz.

 


 

• Tüketicinin Gıda Enflasyonu şaha kalktı.
• Ülkemizin gıda güvencesi tehdit altındadır.
• Dışa bağımlı olmayan halktan yana yerli tarım ve gıda politikası uygulanmalı dır .

 

Ülkenin ve halkın yararına uygun olmayan dışa bağımlı tarım ve gıda politikaları ile spekülatif uygulamalar nedeniyle çeşitli tarımsal ürünlerin fiyatları çok yüksek oranlarda artırılmıştır.

Günümüz Türkiye sinde  Avusturya dan elma Hollanda dan peynir Çin  den sarımsak  prinç ve buna benzer yüzlerce  gıda maddesi , adını bile duymadığımız ülkelerden et ithalatı yaparak  yeni ülke adlarını da öğrenmiş bulunmaktayız.

Gıda, günümüzde tüm insanlığın, bu arada ülkemizin ve halkımızın en stratejik, en temel olmazsa  olmaz unsurudur.  Ülkemizin tarımı ve halkımızın gıdası üzerinde içeriden ve dışarıdan büyük oyunlar oynanmaktadır. Kendi kendine yeten bir ülke olmaktan çıkartılan  Türkiye, tarımsal ürünler ve gıda maddelerinde ithalatçı konumuna düşürülmüştür.

Halkın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan gıda güvencesi tehdit altındadır. Çok acil önlemler alınmazsa zaten açlık sınırında olan tüketicilerimiz  isyan edecek ve çok önemli asayiş sorunlarını gündeme getirecektir. Toplumsal barış ve huzur bu anlamda tehlikeli bir duruma doğru sürüklenmektedir. Konu, artık ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Tarımın ve gıdanın kurtuluş reçetesi diye tanımladığımız önlemler paketi içersinde yer alması gereken öncelikler bizce şunlar olmalıdır.
1) Piyasada yapay fiyat artışlarına neden olan spekülatörler ve karaborsacılar tesbit edilerek en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
2) Ülkemizin tarımını bitiren ve halkımızın gıdasına el koyan IMF ve Dünya Bankasının insanlık dışı ve tüketici haklarına aykırı politikalarına derhal son verilmelidir.
3) Tarımsal üretim içersinde yer alan köylülere, çiftçilere, üreticilere çok ciddi destekler verilerek hem üretimin devamlılığı hem de verim artışı sağlanmalıdır.
4)  Çok ciddi ulusal tarım ve gıda planlaması yapılmalı ve gıda güvencesi piyasa mekanizmasına asla devredilmemelidir.
5) Tarımsal alanda faaliyet gösteren ve tarım sektörüne destek veren hiçbir devlet kurumu özelleştirilmemeli, var olan özelleştirme planlarından derhal vazgeçilmeli, yeniden kamu girişimciliğine önem ve ağırlık verilmeli ve kontrol altına alınmalıdır.
6) İthalat ve ihracat rejimi çok ciddi olarak yeniden gözden geçirilerek Türkiye tarım ve gıda ürünü ithalatçısı olmaktan kurtarılmalı, Türkiye’de üretilme olanağı olan hiçbir tarım ürünü ithal edilmemelidir.
7) Yerli tarım ve gıda ürünleri üretimi ve sunumu öncelikle halkın temel gıda ihtiyacı karşılanmak üzere planlanmalıdır.
8) Yerli tohum üretimi geliştirilmeli,çeşitlendirilmeli ve biyoçeşitlilik yönünden zengin olan ülkemiz GDO’lu tohumlar başta olmak üzere tohum ithalatından kurtarılarak dış ülkelere bağımlı kalınmamalıdır.
9) Etkin bir yerli malı kampanyasıyla yerli tarım ve gıda ürünleri tüketimi teşvik edilmelidir.
10) Türkiye’nin organik tarım üretimi  politikaları çok ciddi bir şekilde ele alınarak organik tarım alanları genişletilmeli ve organik tarım üretimi teşvik edilmelidir.
11) Yeniden üretim ve tüketim kooperatifçiliği teşvik edilerek spekülatör, vurguncu ve  karaborsacılar aradan kaldırılmalı, üretici ile tüketicinin doğrudan iletişimi kooperatifler aracılığıyla sağlanmalıdır.
12) Son yıllarda, özellikle süpermarket ve hipermarketler gibi alışveriş merkezleri yoluyla gereksiz ve dışa bağımlı sağlıksız gıda tüketimi pompalanmaktadır. Açlık sorunuyla baş başa olan bir ülkede böyle bir savurganlık, ülkemize ve halkımıza zarar veren alışveriş modeline artık dur denilmelidir.

Zaten, bu tür hipermarket ve grosmarketlerin büyük bir çoğunluğu yabancıların elindedir. Bize göre çözüm yerli üretimi teşvik eden ve yerli üreticilerle doğrudan bağlantılı olabilecek şekilde alışveriş yerleri olan küçük marketler ve tüketim kooperatifleri yeniden yaygınlaştırılmalıdır.

Belirtmiş olduğumuz çözüm önerileri küçük ve orta vadeli önlemlerdir. Kalıcı çözüm ise gerçek anlamda halktan ve tüketici haklarından yana, dışa bağımlı olmayan, kamu yararı ve sosyal devlet anlayışını ön plana alan bir ekonomik politikanın benimsenmesi ve bu anlayışta sürdürülebilir bir tarım ve gıda politikasının uygulanmasıyla mümkündür.

 


TÜKETİCİ   DİKKAT.

 SİZİ   ALDATIYORLAR…

            Ordu’da da şubesi  bulunan  birçok  marketlerin  genel  merkezleri tarafından   tüketicilerin   cep telefonlarına dur durak yok mesaj üstüne mesajlar gelmektedir.

            Mesajın içeriğine bakıldığında tamamen tüketiciyi  aldatmaya yönelik olup mesajın içeriği  mağaza  yetkilileri tarafından   uygulanmamaktadır.

            Telefonunuza gelen mesajda mağazamızda    17.19 Eylül  tarihleri arasında…….. markalı  3. kg. çamaşır deterjanı 12.90 T.L yerine sadece  5.TL.  yazmasına rağmen mağazaya gittiğinizde bu ürünü size vermiyorlar gelen mesajın içeriğini  gösterdiğinizde size gelen mesaj  genel müdürlük tarafından yollanmış ancak bizim kasa uygulamamızda siz 30.T.L. lık alış veriş yaparsanız çamaşır deterjanını  5 .T.L.ye verebiliriz  denilerek  tüketiciler ve mağaza görevlileri arasında tatsız  tartışmalara neden olmaktadır.

            Tüketicilerin  bu tür mesajları itibara  almamaları hatta mesaj gelen kuruma  giderek  bir daha telefonuna mesaj göndermemeleri hususunda başvuruda bulunmalıdırlar  aksi  halde bu mesajlar sürekli gelecektir.

            Bu tür ciddiyetten uzak ,  tüketicisini adeta yolunacak kaz gibi  gören   firmalar  markalarını  ve ismini kullanarak tüketicilere  yönelik aldatıcı ve yanıltıcı mesajlar yollayarak tüketicilerin mağduriyetine  ve kandırılmalarına neden olmaktadırlar.

            Oysa  günümüzde  tüketici bilincinin her geçen gün daha arttığı  bu günlerde   tüketici  bulamamaktan şikayetleri olsa  gerek  bu tür  mesajlara itibar etmektedirler.

            Bilinçli bir tüketici toplumu yaratabilmek için tüketicilerin  daha dikkatli ve uyanık olmaları gerekmektedir .

            Bu tür aldatıcı ve yanıltıcı mesaj alan tüketicilerin bizzat şahsen derneğimize başvurmalar başvurdukları takdirde  firmalar hakkında yasal işlem yapılacaktır.

 


 

OKULLAR AÇILDI ÇOCUKLARIMIZIN KARŞILAŞTIĞI TEHLİKELERE DİKKAT!..

ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIK VE GÜVENLİKLERİ RİSK VE TEHLİKE ALTINDA

İLGİLİ VE YETKİLİLERİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ


            Okul öncesi eğitim-öğretim ile ilköğretim okulları ve liselerin açıldığı bugünlerde çocuklarımız önemli risk ve tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu risk ve tehlikeleri 3 grupta toplayabiliriz. 1- Çocukların beslenmesi ve sağlığı açısından riskli ve tehlikeli olan okul kantin ve kafeteryalarında satılan yiyecek ve içecekler 2- Okul servis araçlarının uygun olmayan hizmetlerinden kaynaklanan sorunlar 3- Sağlığa uygun olmayana okul malzemeleri

           Okullardaki kantin ve kafeteryalarda cipsler, şekerlemeler, gofretler, sucuklu-salamlı tost ve sandviçler, kekler, bisküviler ile kola, gazlı içecek ve hazır meyve suları gibi yiyecek ve içecekler satılmaktadır. Bilim kurulları ve bilim insanları bu tür yiyecek ve içecekleri   çocukların sağlıkları üzerinde obezite, hipertansiyon, diyabet, kroner arter hastalığı, kanser gibi sağlık etkileri olduğunu belirtmektedirler. Yine, bilim insanları tarafından bu tür yiyecek ve içeceklerin yerine taze meyve, pastörize süt, ayran ve yoğurt gibi yiyecek ve içeceklerin çocuklara sunulması gerektiği belirtilmesine karşın bunlar kantin ve kafeteryalarda bulundurulmamaktadır.

            Öğrencileri taşıyan okul servis araçlarının büyük bir çoğunluğu tam olarak Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği'ne uygun taşıma hizmet vermemektedir. Bu eğitim-öğretim yılı başına kadar  gerek Derneğimizin yapmış olduğu araştırmalarda gerekse Derneğimize veliler tarafından yapılan şikayetlerde, Yönetmeliğe uygun olmayan bir çok servis aracı sorunu olduğu görülmüştür.

            Bu sorunlar şöyledir:
            Araç kullanan bir çok şoförün Yönetmelikte belirtilen niteliklere uymaması
            Birçok servis aracında rehber personel bulundurulmaması
            Her öğrencinin oturarak taşınması gerektiği halde taşıma sınırının üzerinde öğrencilerin ayakta taşınması

            Öğrencilerin, belirlenen veya istenilen duraktan alınıp bu durağa bırakılmaması
            Öğrencilerin belirlenen saatlerde duraktan alınmaması ya da hiç alınmaması 
            Yıl içinde servis araçları ücretlerinin arttırılması
            Okul servis araçlığı hizmeti yapan bir çok firma ya da şahıs bu hizmet dışında başka taşımacılık hizmetleri yapması nedeniyle, okul servis hizmetlerinin aksamasına neden olunması  son Yönetmelik değişikliği ile okul servis aracı yaşının 12'den 20'ye çıkartılması. Tüketicinin Korunması Hakkında Yasa'da bu araçların kullanım ömrü 10 yıldır.

             Yönetmeliğe uygun taşıma hizmet vermeyen servis araçlarından kaynaklanan bu sorunlar hem çocuklarımızın güvenliğini risk ve tehlikeye sokmakta hem de aileleriyle birlikte maddi ve manevi olarak mağdur edilmelerine neden olmaktadır.

            Çin malları ağırlıklı olmak üzere, özellikle de okul öncesi ve ilköğretimdeki öğrencilerin kullandığı renkli kalem, silgi, boya, oyun hamuru, çanta, matara, beslenme kabı, çorap, iç çamaşırı gibi ürünlerde yapılan araştırmalarda çocukların sağlığı açısından çok tehlikeli kimyasal maddeler bulunduğu saptanmıştır. Bu ürünlerde kanserojen, alerjik, büyüme ve metabolizma bozukluğu, böbrek ve karaciğer bozukluğu, cinsel gelişim sorunları gibi sağlık etkisi olabilecek  maddeler, ağır metaller, formaldehit gibi maddelerin bulunduğu belirtilmektedir.
            Bu tür riskli malzemelerin biraz da ucuz olmasından dolayı çocuklar tarafından çok yoğun bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Renkli, boyalı okul malzemelerindeki boyalar çocukların elleri ve ağızlarını bulaşarak belirtilen sağlık sorunlarına neden olabilmektedir

            Çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği açısından okul kantin ve kafeteryalarda sağlığa zararlı yiyecek ve içeceklerin yerine sağlıklı beslenmeye uygun yiyecek ve içecek satılması sağlanmalıdır. Sağlıksız  yiyecek ve içeceklerin okul kantin ve kafeteryalarda satılması yasaklanmalı.   

            Okul servis araçlarının mevcut yönetmeliğe tam olarak uygun hizmet verebilmesi için gerekli tüm önlemler alınmalı, bu konuda ilgili kuruluşlar arasında eş güdüm sağlanmalıdır. Yönetmelik değişikliği ile getirilen 20 yaş sınırı 10 yaşına indirilmelidir.

            Sağlıksız okul malzemelerinin çocuklara satılması önlenmeli ve yasaklanmalıdır. 

           Okul kantin ve kafeteryaları ile okul servis araçları ve okul malzemelerinin ithalatı, bu malzemelerin satıldığı toptan – perakende firmalarındaki denetimlere ağırlık verilmelidir.

             Tüm bu sorunlar, başta hükümet olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma  Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Valilikler, Kaymakamlıklar, Belediyeler, Okul yönetimleri ve Okul aile birlikleri ile velileri çok yakından ilgilendirmektedir.

            Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği açısından ilgili tüm tarafları görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.       

 

 

 

SAĞLIĞIMIZI TEHDİT EDEN GIDA FİRMALARI VE MARKALARI AÇIKLANSIN

                        Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından  yapılan gıda analizlerinde sağlığımızı tehdit eden analiz sonuçları bulunmuştur. Bu analizlerde kırmızı toz ve pul biberlerde, kuru incirde ve kuru incir ezmesinde, ballı çerez örneklerinde özellikle de kanser etkisi olan bir çeşit küf olan aflatoksin maddesinin bulunduğu görülmüştür. Aynı şekilde, bir çok bitkisel ürün analizinde çok tehlikeli ve doğrudan kanser etkisi olan zirai ilaç kalıntısı ( pestisit ) bulunmuştur. Tavuk ve  hindi etleri ile hazır yemeklerde mikrobiyolojik yönden uygunsuzluklar görülmüştür. Bazı bebek mamalarında kurşun bulunmuştur.

            Tüketicilerin evrensel ve yasal hakları olan sağlık hakkı ile bilgilendirilme hakkı hiçe sayılmaktadır. Sağlıksız gıda maddelerine ait bu analiz sonuçları hakkında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından bilgilendirilmeyen her yaş grubundaki tüketicilerin sağlığı tehdit altında bulunmaktadır.

            Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın, 4703 Sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun İle Ürünlerin Piyasa  Gözetimi ve Denetimine  Dair Yönetmelik hükümlerine göre, güvensiz gıda maddelerinin piyasaya arzının yasaklanması, piyasaya arz edilen ürünlerin toplatılmasının sağlanması görevi bulunmaktadır.  Oysa Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu görevlerini yeterince ve gereğince yerine getirmemektedir.

            Bu mevzuata uygun olarak, piyasaya arzı yasaklanan ve piyasadan toplatılan güvensiz gıda maddeleri konusunda alınan bu önlemler hakkında tüketicilerin bilgilendirilme zorunluluğu bulunmaktadır. Buna göre, yasaklanan ve toplatılan gıda maddelerine ilişkin gerekli bilgilerin ülke genelinde dağıtımı yapılan iki gazete ile ülke genelinde yayın yapan iki televizyon kanalında ilanı suretiyle risk altındaki tüketicilere duyurulması gerekmektedir. Ancak, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu görev ve sorumluluğunu da yerine getirmemektedir.

Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma  olarak, tüketiciler adına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na çağrıda bulunuyoruz: Tüketicinin sağlık hakkı ile bilgilenme hakkına saygı göstererek yasal görev ve sorumluluğunuz gereğince;
            - Denetimlere ve analizlere ağırlık verilsin.
            - Güvensiz ve sağlıksız gıda maddelerinin piyasaya arzı yasaklansın.
            - Piyasadaki güvensiz gıda maddeleri toplatılsın
            - Piyasaya arzı yasaklanan ve piyasadan toplatılan güvensiz gıda maddeleri hakkında tüketiciler eksiksiz ve doğru olarak, zaman geçirilmeden basın ve yayın yoluyla bilgilendirilsin. - SAĞLIĞIMIZI TEHDİT EDEN GIDA FİRMALARI VE GIDA MARKALARI AÇIKLANSIN

 

TÜKETİM ÇILGINLIĞI…

ZENGİN YİNE ZENGİN FAKİR YİNE  FAKİR.

            İstanbul da yeni açılan teknoloji mağazasında izdiham, tüketiciler birbirini eziyor yaralanan tüketici hastaneye kaldırılıyor alış veriş yapanlar düzeni sağlamak için coplanıyor müşterilerinin üzerine biber gazı sıkılıyor ” teknoloji mağazasının açılışları için akşamdan sıraya giren tüketiciler kapılar  açılınca mağazaya hücum edip izdihamlar yaşanıyor  nedir bir sorunumuz mu var acaba diye düşünmek gerekiyor

            Bu haberleri çoğaltmak mümkün, ancak son yıllarda artan bu haberleri görmezden gelmek mümkün değil. Ne oluyor tüketicilerimize niçin durup dururken birden çıldırdılar? Nasıl yanındaki bir kadının suratına basıp bir malı ondan önce  “kapıp”  meydan muhaberesinde zafer kazanmış savaşçı edasıyla kasaya koşabiliyorlar Ne oldu insanlığa? Ne zaman komşuluk, yardım, başkalarının da haklarına saygı gösterme, centilmenlik duyguları gibi sosyal davranışları bir kenara atıp,  sahip olma ve daha fazla tüketme duygusuyla yanındaki insanın gırtlağına ayağıyla basıp  kasaya koşmaya başladık? 
            Aslında sorunun cevabı bir yılda reklam için dünyada  ayrılan payın 500 Milyar Dolar olduğu bilinmekte veya ABD’de 11 Eylül saldırılarının hemen ardında “President”  George W. Bush’un  halkına hitaben yaptığı konuşmada Alışveriş merkezlerine gidip bir şeyler satın almanın bir vatandaşlık görevi” olduğunu söylediğini hatırlamaktan geçiyor.

            Kişi, harcadıkça kendine güveni geliyor, harcadıkça morali düzeliyor, harcadıkça mutlu oluyor aslında harcadığının kendi hayatı olduğunu bilmeden. Tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi. Sahte bir tatmin ve mutluluk duygusuyla “küffar ordusuna yalın kılıç dalan” din savaşçısı coşkusuyla dalıyor mağazalara Kredi Kartlarıyla ! Peki aradığı mutluluğu buluyor mu dersiniz?  Bu konuda Worldwatch Enstitüsünün araştırması farklı bir sonuç koyuyor ortaya.

            Yılda 13.000 Dolar a kadar  ihtiyaçların karşılanmasından dolayı Tüketicilere mutluluk  veriyor. Ancak ne yazık ki  yıllık gelir daha yukarı çıktıkça  harcama ile doğru orantılı  bir tatmin sağlamıyor. Yani daha çok harcadıkça daha mutlu olmuyor insan. Öyleyse bu kontrol edilemez hale gelen tüketim çılgınlığının sebebi ne? Bu sebep biz-zati mal ve hizmet üreten firmaların   tatmin edilemez kar duygularından kaynaklanıyor. Daha açık bir deyimle kapitalist sistemin bireyi daha, daha çok tüketme ve daha çok çalıştırma ve daha çok kar elde etme dürtüsünden kaynaklanıyor. Buna “karı maximize etmek” deniyor.

TEMEL İHTİYAÇ YERİNE LÜKS TÜKETİME  BÜTÇE..

             Yine yapılan araştırmalara göre, kadınların yılda makyaj malzemesi harcamaları 18 Milyar Dolar.  Oysa dünyadaki her bir kadına üreme sağlığı ve doğum kontrol eğitimi vermenin maliyeti sadece  12 Milyar Dolar dır.

 Tüm dünyada bir yılda yapılan parfüm harcaması 15 Milyar Dolar. Tüm dünyada ki nüfusun okuryazarlığının sağlanması için gerekli olan bütçe sadece 5  Milyar Dolar. Ev hayvanı mamaları  için yapılan tüketim tutarı 14 Milyar Dolar’dır, Sadece AB’de yenilen dondurmalar için AB vatandaşı tüketicilerin ödediği para 11  Milyar Dolar’dır.  Oysa  Dünya’da günlük 2 Dolar ın  altında gelir elde eden tüketici sayısı 2,8 milyar kişidir.

            Tüketiciler 1960’larda yılda 4,8 trilyon Dolar tüketim harcaması yapıyorlardı. 2000 lere gelindiğinde harcama tutarı 20 trilyon Doları buldu. 2007’lerde tüketim çılgınlığı dizginlenemez boyutlara ulaştı ve 25 trilyon Doları geçmiş durumda. (Bu yazıda bireysel tüketim  konusu  dışı olduğu için savaşa ve silahlanmaya ayrılan bütçe yazı dışı tutulmuştur.)
            Ülkemizde de durum hiçte farklı değil. İstanbul’da bir hipermarketin bir aylık alış-veriş rakamları şöyle; Bir ayda giren müşteri sayısı bir milyon. (her giriş ayrı bir müşteri olarak hesap edilmiş.) 

            Bir ayda tüketilen yumurta sayısı bir milyon, tüketilen et miktarı 100.000 kg,idi kullanılan deterjan  1.250.000 kg, tuvalet kağıdı rulosu 800.000 adet. Yani dünyanın etrafını iki kez kağıtla sarabilirsiniz.

KAPİTALİZİM MERKEZİNDEKİ TÜKETİCİ DAHA DA ÇILGIN

            Bu durum gelişmiş, geri bıraktırılmış veya gelişmesine izin verilmemiş ve verilmeyen ülke tüketicilerine göre de değişiyor.  Örneğin ABD; dünya nüfusunun %4,7 sini barındırıyor. Ama doğal kaynakları kullanma oranı %25. Tüm dünyada ki çöp ve atığın %25 ila 30’unu ABD çıkarıyor. Ortalama bir Amerikalı, ortalama 1 gelişmekte olan ülke vatandaşından 50 kat fazla çelik,56 kat fazla enerji, 170 kat fazla kauçuk kağıt, 5 kat fazla tahıl tüketiyor. Kapitalizmin merkezindeki tüketiciler de eşitsiz. Örneğin bir Amerikalı, bir İngiliz’in 2 katı doğal kaynak tüketiyor. Diğer yandan 24 Afrikalı  ancak bir Amerikalı kadar doğal kaynak tüketiyor.
            Peki, bu kadar tüketen gelir seviyesi yüksek tüketiciler sağlıklı ve mutlu mu? Cevabı açık bir HAYIR’dır.  Yine yapılan araştırmalar ortaya koymuştur ki; tüketim çılgınlığı yeni dertlerin kaynağıdır. Tüketimle beraber stres de artmaktadır. Aile için ve yakın çevre ile sosyal ilişkiler ve iletişim zayıflamaktadır. Borçlanmalar, şişmanlık hastalığı,  çevre  kirliliği,   hormonlu ve genetiği değiştirilmiş gıdalara bağlı hastalıklar artmaktadır. Zengin ülkelerde   kalp, damar hastalıklarından ve kanserden, dengesiz beslenme,  obezite ve stres kaynaklı hastalıklardan ölüm oranı   yüzde 42 gibi inanılmaz bir düzeydedir.

            SADECE KENDİMİZİ DEĞİL DÜNYAYIDA TÜKETMEKTEYİZ..

            Aslında bunu zengin ülkelerde hızla yükselen obezite hastalığında da sera gazları salınımında da görmek mümkün. ABD tüm dünyadaki sera gazı salınımının  tek başına dörtte birini üretmekte. Yani ABD tek başına bugünkü iklim değişikliğini yaratan kirliliğin yüzde 25’ni üretmektedir. Yine, petrol ve kömürün dörtte birini, doğal gazın yüzde 27’sini tüketmektedir.  Tüm dünyada üretilen arabaların yüzde 30’ u ABD’dedir.  ABD’li tüketicilerin kullandığı arabalar nedeniyle atmosfere bırakılan karbon oranı, Japonya’nın tüm sanayi faaliyetleri nedeniyle bırakılan  karbon oranına eşittir. Dünya nüfusunun sadece yüzde 12’sini barındıran Kuzey Amerikan ve AB ülkeleri, dünya genelinde yapılan tüketim harcamalarının yüzde 60’nın yapmaktadırlar.

Ekolojik dengenin bozulması, toprak erozyonu, orman yangınları ve ormanları  bilinçli yok ediş, biyolojik çeşitliliğin azalması, temiz su kaynaklarının hızla kirlenmesi ve azalması, hava kirliliği, asit yağmurları, küresel ısınma ve küresel ikim değişikliği, radyoaktif kazalar ve atıklar, büyük kasırgalar, seller tüketim çılgınlığının diğer etkileridir.

            Çünkü; kapitalist sistem tarafından körüklenen tüketim çılgınlığına dünyanın kaynakları yetmemektedir. Tüketim çılgınlığı bu hızla giderse 2050 yılında dünya artık yetmeyecek yeni bir dünyaya ihtiyaç duyulacaktır. Bu dünya henüz bulunamadığı ve gelişmiş kapitalist ülkeler o bulunacak yeni dünyayı henüz işgal edemedikleri için mevcut kaynaklara ulaşmak için yeniden, yeniden silaha başvuracaklardır. Sadece su ve gıdaya sahip olmak için bölgesel ve küresel savaşlar öngörülmektedir. Bu nedenle Birleşmiş milletler raporunda 2050 yılında yapılacağı varsayılan su savaşlarının tam da göbeğinde TÜRKİYE vardır.

            TÜKETİM ÇILGINLIĞI KADER DEĞİLDİR..

            Tüketim çılgınlığı kader değildir.  Yenilmesi ve kontrol altına alınması gereken bir hastalıktır. Bu hastalığı önlemenin yollarından birisi şirketlerin kar,yine kar dürtüsünün kontrol altına alınması ise ,diğeri bilinçli  tüketici davranışıdır. Bilinçli tüketici davranışı; ihtiyaçları belirlemek, ihtiyaç olunan mal ve hizmetler konusunda yeterli bilgi edinmek, fiyat araştırması yapmak ve bunun sonucun da bir alışveriş listesi ile alış verişe gitmek ve bu listeye uymaktır. Bilinçli tüketici olmanın olmazsa olmaz diğer şartı ise örgütlü tüketici olmaktan geçer. Örgütsüz tüketici “köle”dir. Bu nedenle tüketicilerin kölelikten kurtulmasını çok önemli bir yöntemi tüketici derneklerinde örgütlenerek, yaşamlarına ve geleceklerine  yönelen saldırılara karşı birlikte “tüketimden gelen güçlerini” kullanmalıdır.

            Sözün özü “Deryanın içinde olup, deryayı bilmekten” geçer.

TÜKETİCİLER   DİKKAT !  BANKA  VAR …

AKLINI KULLAN BANKA KULLANMA.

 

T.C BAŞBAKANI  R.T.E   73  MİLYON TEMİNATIMIZ ALTINDADIR DİYORSA.

BUNLARA DUR DEMELİDİR.

            ABD Finans sektörünün çöküşüyle başlayan kriz tüm ülkeleri yangın yerine çevirdi. Bu kaostan ilk önce kaosun yaratıcısı bankalar ve finans sektörü etkilendi.  Büyük finans kuruluşları ve bankalar , ülkeleri de sürükleyerek batıyor. BM Kalkınma Programı  Başkanı Kemal Derviş krizi değerlendirirken  “yeni tür işsizlikler ve yeni yoksullar”  yaratabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü ülkemizde de uygulanan ekonomi programının yaratıcısı programın kimleri vuracağını ve nasıl işleyeceğini çok iyi biliyor. Böylesi kriz ortamında bankalar  krizin yükünü tüketicilerin sırtına yüklemeye başladılar bile .

TÜKETİCİLER DİKKAT BANKALARIN TUZAGINA DÜŞMEYİN.

            Bankalar tüketicilere cazip kredi  vaatleri ve kredi kartı oyunları ile soymaya çalışıyorlar.  Eylül sonu  itibarı ile  tüketici kredileri hacmi  yaklaşık 50 milyar TL , takipteki kredi kartı borcu 5 Milyar TL, oldu, artmaya devam ediyor. Tüketiciler batmak üzere,  ama bankalar soyguna devam ediyor.

Derneklerimize  gelen yüzlerce şikayetten işte bazı örnekler ;

            • Tüketiciler kredi için Bankaya başvurduklarında faiz oranı üzerinde mutabakat sağlıyorlar. Tüketiciye ertesi gün gelip kredisini kullanabileceği söyleniyor. Tüketici ertesi gün gittiğinde kredi faiz oranı artmış oluyor. Tüketici artan faiz oranına tepki gösterip vazgeçtiğinde 600 TL civarında  exper parası, dosya parası adı altında para talep ediyorlar. Tüketici  bir gün önce sözleşmeyi imzaladığı için para zorla tahsil ediliyor.

            • Tüketiciye kredi kartına düşük faizli ve uzun vadeli kredi önerilerek bankaya çağrılıyor. Tüketici ile sözleşme imzalanıyor ve kredinin ertesi gün hesabında olacağı bildiriliyor. Tüketici bankaya gittiğinde 1.500 -TL’lik kredi için 300 TL kredi masrafı kesiliyor. Tüketici itiraz ettiğinde ise "masrafı öde krediyi iptal et.",  yoksa "kullanmasan da para hesabında taksitleri oradan alırız ve ödenmeyen kısım için icra takibi yaparız"  tehdidi ile tüketici soyuluyor.

            • Tüketicinin bilgisi ve talebi olmadan kredi kartına “çanta sigortası” adı altında sigorta yaptırılıyor ve tüketicinin haberi olmadan kredi kartından para tahsil ediliyor.

            • Dolar kredisi kullanan ve her ay sabit taksitlerle ödeme ve sabit faiz seçeneği ile  sözleşme imzalamış tüketici aylık taksitlerini düzenli ve dolar olarak öderken, eksik ödeme yaptığı için kredisi idari takibe alınıyor. Tüketici banka ile görüşmeye gittiğinde “kredi kullanıldığı dönemdeki  dolar kuru ile şimdiki dolar kuru arasında fark olduğu , aradaki kur farkını tüketicinin ödemesi gerektiği” gerekçesiyle taksit tutarının yüzde 15 oranında fazlasıyla ve dolar olarak  tahsilat yapılıyor.

            • Tüketicinin bilgisi ve talebi olmadan “hayat sigortası” yapılarak kredi kartında para çekiliyor.

ENFLASYON DÜŞÜYOR TÜKETİCİ TÜKENİYOR..

            • Kredi taksitlerini ve kredi kartı borcunu otomatik olarak ödeyen ve  ödeme tutarı kadar hesaba para yatıran tüketicinin hesabından  önce “banka hesap ücreti” adı altında 60 ila 80 TL arası para alınıyor. Daha sonra aylık borcu çekiliyor. Borç eksik yattığı için faiz işletilip idari takibe geçiliyor. Tüketici haberi olmadan  kredisi iptal edilmiş ve takibe alınmış duruma düşüyor.

            • Önce cazip puan vaat edip tüketiciyi harcamaya yönlendiriyorlar, sonrasın da ise “kampanya süresinde puanlarınızı harcamanız lazımdı”, “sanal kartla yapılan harcamalar kampanyaya dahil değildi”  gerekçesiyle vaat ettikleri, ,ilan ettikleri para puanları tüketiciye vermiyorlar.

            • Tüketiciden özellikle yabancı para cinsinden mevduat toplayan Türkiye’deki Amerikan Bankası parayı Lehmen and Brothers fonlarına yatırıyor ve şimdi tüketicilere paranız fonda size ödeme yapamayız cevabı veriliyor. Soygun 15 Milyon dolar, soyulan tüketici binlerce kişi.  Soygunu BDDK seyrediyor.  

 

İKTİDARIN   GÖZÜ  SADECE   TÜKETİCİNİN   CEBİNDE .

            2011 Yılı da    önceki yıllar gibi  zor bir yıl olacak gibi görünüyor  .

 Zor olması pahalılığın ve işsizliğin bir önceki yıldan daha yüksek  olmasından değil, gelir dağılımında ki adaletsizliğin 2011 de daha da katmerleşeceğinin belli olmasından  kaynaklanmaktadır. 2011’de  tüketicilere , evin önündeki araçtan alınacak otopark vergisinden bayramda kesilecek kurbana kadar ve içilecek bir bardak suya kadar bir dizi yeni vergiler getirmekte olduğunu daha öncede  duyurmuştuk

            Özellikle başta  büyük şehirlerde   İstanbul’da olmak üzere fazla bulunarak itiraz edilen emlak vergi değerlerinin 5-6 kat artırılması kimi yerlerde bu artışın 15-20 kata çıkması eşi görülmemiş bir aç gözlülük ve insafsızlık olduğu çok açıktır. Aynı insafsızlık ve ölçüsüzlük köprü-otoyol ücretlerinde de, sağlık ve gıda harcamalarında da , eğitim giderlerinde de görülmektedir. Son yasal düzenlemelerle vergi iadesinin ortadan kaldırılmasıyla çalışan tüketiciler aleyhine , işverenlere bir kıyakta vergi iadesinde çekilmiştir. Bu düzenlemenin kayıt dışını artıracağı da ayrı bir gerçektir.  Yerel yöneticisinden hükümetine kadar tüm siyasi irade gözünü tüketicinin cebine dikmiştir.

            Bütçe gelirlerine bakıldığında bu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu vergileri incelediğinizde ise yüzde 70 dolaylı vergiler yüzde otuz dolaysız vergilerdir. 

            Dolaylı vergiler dünyanın en adaletsiz vergileridir. Bunlar ÖTV’dir, KDV’dir, ÖİV’ si ve diğer tüketim vergileridir. Bu vergiler zengini daha zengin fakiri daha fakir yapar. Çünkü alınan bir ekmekte, içilen bir bardak çayda veya bir kurşun kalemde,, İstanbul un en zengini Ahmet bey de    aynı vergiyi öder. İşçi Mustafa’da ,alabiliyorsa işsiz Hasan’da. Oysa biri İstanbul’un rantını  yemektedir. Diğerleri ise ayakta kalabilmek için yaşam savaşı vermektedir.  Dolaylı vergi oranı girmeye can attığımız ve kapısında kırk yıldır nöbet tuttuğumuz AB  ülkelerinde ortalama yüzde 35 dolaylarında dır

Çarpıklık sadece bu kadarla kalsa yine iyi diyelim. Dolaysız vergilerin  büyük holdinglerin, bankaların, büyük kamu şirketlerinin , getirmek için her türlü tavizi verdiğimiz yabancı sermaye şirketlerinin ödediği Kurumlar Vergisi 8. 10 Milyar TL dolaylarında  Bunların çoğu memur maaşlarında kesilen vergilerden oluşmaktadır. Yani bütün beyannameli gelir vergisi mükellefi olan, sanayici, tüccarı, esnafı, doktoru avukatı, mali müşavirinin  ödediği vergi ise gelir vergisinin sadece yüzde  2 si civarındadır

            Hani eğitime katkı payı, deprem vergisi bunlar  gibi  bir çok vergi  geçiçi olarak tasarlanan ancak tüketicilere bir morfin gibi yavaş yavaş  alıştırıldıktan sonra   kalıcı hale getirilmiştir.  Nefes aldığımız havadan  vergi almıyorla rmı sanıyorsunuz  araçlarda egzoz gazı muyanesi nedir ki  yok havayı kirletiyorsun yok suyu  daha neler neler  kılıf mı yok yeter ki canları vergi almak istesin  tüketicinin  boynu kıldan ince   ne yapsın ki ..

            Türkiye bir vergi cenneti yapanın yanına kar kalıyor zengin zengin fakir daha fakirleşiyor,  Yaşam savaşı veren  emeklilere  verdiği maaş  sanki yetiyor ve artıyormuş gibi   çalışan emeklilerden yüzde 33 dolaylarında vergi kesiyorlar  ne veriyorsunuz da  alıyorsunuz, Üstelikte UTANMADAN emekli milletvekillerini bundan muaf tutarak.

Tüketici yaşamak için aç susuz  sefalet içinde yaşam savaşı verirken  yavaş yavaş yaşam savaşını  kaybeder hale gelmiştir

 

 

 

TÜKETİCİ DE TÜKENİYOR  YETER ARTIK..


            Ülkemiz Akaryakıt zamları konusunda dünya lideri. Türkiye’yi Norveç, İngiltere, Almanya gibi Avrupa ülkeleri izliyor. Ana ücret gelirinde onların tozuna bile yetişemiyoruz. Benzin fiyatlarında artış artık inanılmaz boyutlarında. Koalisyon hükümetinde bir litresi 1,56 TL’ye alınan 95 oktan benzin, Abdullah Gül’ün kısacık Başbakanlığı döneminde  %3,5 artışla 1,61 TL’ye çıktı. Gül’den Başbakanlığı  alan   R. Tayyip Erdoğan  ise gecelik zamlarla birlikte sesi yerinde  % 230 lara varan zamlar  yaparak  bugünkü  fiyatına ulaşarak 3.70 TL’ye kadar çıkarttı.

            Bu zamlar Ortadoğu olayları vb. ile izah edilemeyecek kadar fahiş bir zam. Tek sebebi ise  kayıt dışılığa göz yumulması sonucu dolmayan  hazinenin, tüketicilerin soyularak doldurulmasıdır.  Vergi Denetmenleri Derneğinin sitesinde bu konudaki izlenen politikanın tespitini okuyabilirsiniz. Devletin Vergi denetmenleri  bağırmaktadır ki, “kayıt dışı ekonomi ülkemizde %70’lerin aşmış bulunmaktadır. Bugün ülkemizde  kayıt dışı ekonomi ile maalesef etkin bir şekilde mücadele edilememektedir. Bu ise dolaylı vergilerin artması sonucu getirmektedir. Böylece vatandaşlarımız 1. TL  yerine 3.70 TL’ye benzin almaktadırlar. Kayıt dışılık kayıt altına alınamazsa kamu vicdanını yaralayan bu çarpık tablo devam edecektir.” Evet doğrudur.  Ancak itiraf edilmeyen ise bunun artık siyasi iktidarların tercihinden çıkıp  bir “devlet politikası” haline gelmesidir.  Bunun belgesi olan tablo aşağıdadır. Kayıt dışılığa bilerek göz yumulmakta, kaçırılmasına olanak sağlanan vergiler ise tüketiciler soyularak telafi edilmektedir. Mevcut siyasi iktidar da bu soyguna tüm hızıyla devam etmektedir. Bunların da kayıt dışılığı önlemeye niyeti yoktur. Çünkü kendisi kayıt dışı olanlar, kayıt dışılığı önleyemezler. Akaryakıt fiyatlarının üçte ikisi ÖTV’dir, KDV’dir, EPDK payıdır , yani dolaylı vergidir. Tüketiciyi vuran mızraktır. Ama yeter artık “mızrak çuvala sığmıyor”. Canımızı yakma aşamasını geçti bizi öldürüyor.

            Tüm sivil toplum kuruluşlarına sesleniyoruz, gelin birlikte haykıralım! Artık Yeter!
            Her zaman halkının yanında olan Değerli basınımıza sesleniyoruz LÜTFEN seslerimizi uzaklara taşıyın. Yüreklerin sağır kulaklarına kadar taşıyın ki, sesimiz duyulsun.

 

DAHA FAZLA SOYULMAK İSTEMİYORUM !

BIÇAK KEMİĞE DAYANDI, YETER ARTIK!  DURDURUN ŞU ZAMLARI !

EVRENSEL TÜKETİCİ HAKKIMI, EKONOMİK ÇIKARLARIMIN KORUNMASINI İSTİYORUM !
 

 

TÜRKİYE HAYVANCILIĞINA SON DARBE                                                      

                  

             EBK’nun  geçtiğimiz günlerde  yaptığı ihale sona erdi. İhaleyi Almanya’ da  kurulu Hacılar Turkiş Helal Gıda A.Ş.  kazandı. Söz konusu şirket  sözde 10 gün içinde 4025 ton tutan 8.500 adet canlı hayvanı Türkiye’ye getirecekti

Ülkemizde kırmızı etin son yıllarda hızla artmasının ve normal ve dar gelirli tüketiciler için ulaşılmaz olmasının iki nedeni vardır. Bunlar yapısal ve spekülatif nedenlerdir.

            Yapısal neden olarak, 1984’te başlayan PKK sürecinde terörle mücadelede uygulanan yanlış politikalar, özelleştirmeler, kırmızı ette de sanayileşme ve tekelleşme, Tarım Bakanlığınca bilerek uygulanan yanlış politikalar sonucu yem fiyatlarının yüksekliği ve üretici süt fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle dişi hayvanların kesilmesi olarak sıralanabilir.

            PKK ile mücadelede köy boşaltmalar, köy yakmalar ve kırsal kesimden şehirlere silah zoruyla yaptırılan göçler, mera ve yayla yasakları, sürüleri ile birlikte yaşayan göçer nüfusun hareketinin yasaklanması  özellikle küçükbaş hayvan sürülerinde ciddi biçimde düşüşe yol açmıştır. 

            1995 yılında başlayan özelleştirme sürecinde kamu birikimlerinin özel kesime, yandaşlara ve uluslararası sermaye ye peşkeş çekilmesi politikaları “pahalı kırmızı et” sorununu yaratan bir başka unsurdur.  Et Balık Kurumu bu süreçte satılmış ve devletin et sektöründeki düzenleyici rolü sona erdirilerek piyasa vahşi kapitalizmin insafına terk edilmiştir. 1980’lerde başlayan süreçte uygulanan bilinçli politikalarla küçük üretici yok edilmiş ve tekelleştirmeye hız verilmiştir. Tarım Bakanlığı tarafından uygulanan, “politikasızlık” olarak nitelendirilen ve bilinçli bir tercihin sonucu olan uygulamalar ile yem fiyatları artırılmış, uluslararası gıda kartellerinin GDO’lu yemleri, istediği fiyattan satmasına göz yumulmuştur. Bu politikaların bir yansıması da; sütteki sanayileşme ve tekelleşmeye paralel olarak tüketici süt fiyatları artarken üretici süt fiyatlarının düşük tutulmasıdır. Süt veren dişi hayvanların kasaplara gönderilmesi sonucu üretken dişi hayvan nüfusu azalmıştır. Bütünlüklü uygulanan Türkiye hayvancılığını yok etme politikalarının sonucunda, TUİK rakamlarına göre;  1991 yılında 12,5 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı 2008 yıl sonu itibari ile 10 milyona, 1991’de 51 milyon üzerinde olan küçükbaş hayvan sayısı 2008’de 29 milyona düşmüş ve bu düşüş devam etmektedir. Spekülatif nedenler ise şirketlerin fahiş kar hedefleri, hükümetin spekülatif ortamda yandaşlarına çıkar sağlama iddiaları, piyasanın maniple edilmesi sayılabilir.

ET  OYUNUNDA  TAKKE   DÜŞTÜ   KEL    GÖRÜNDÜ…

            Tüketicilerimiz  dünyanın en pahalı akaryakıtından ve en pahalı ulaşımından sonra en pahalı kırmızı etini de tüketmek zorunda bırakılmıştır. Bunun ikinci önemli etkeni spekülatiftir. Bugün kırmızı et piyasası, sayıları 30’u geçmeyen ve piyasanın %10’una sahip şirketlerce manipüle edilmektedir.  Bu şirketlerin asıl amacı fahiş kar elde etmektir. Bu nedenle amaçları, ithalatın tümüyle serbest bırakılması ve özel sektöre de et ve kesimlik canlı hayvan ithalatı izninin verilmesidir. Bu şirketler şimdilik birinci raundu almış ve EBK aracılığı ile de olsa kesimlik hayvan ithalatını yapmaya başlamışlardır. Bu süreçte AKP hükümeti gıda güvencesi açısından yerli üreticiyi destekleyecek ve et fiyatlarını aşağı çekecek politikalar geliştirmek yerine, vurgundan pay alma kampanyasına katılmıştır. EBK ihalesini hükümet yanlısı bir “helal gıda” şirketinin kazanması ihaledeki şike iddiasında hükümet parmağına işaret etmektedir.

            Yapılan ithalat Estonya, Litvanya, Letonya ve Macaristan’dan sağlanacaktır. Bu ülkelerin büyükbaş hayvan nüfusu 1,2 milyon civarındadır. 8.500 adet hayvanın 10 gün içinde toplanması, yerinde kontrol edilmesi, Türkiye’den gidecek görevlilerin gözetiminde nakil vasıtalarına yüklenmesi, gelmesi, gümrüklenmesi ve kombinalara teslim edilmesi mümkün değildir. Türkiye bu ithalat oyununu daha önce de çok gördü. Gümrük kapısına yığılmış terlikler, mısırlar veya sıvı yumurtalar için bir günlük ithalat izin yasalarının çıkarılması yaşanmış örneklerdir. Bu oyunun ikinci perdesi et ithalatının özel sektör tarafından yapılmasının sürekli hale getirilmesidir. Tüketiciler et ithalatı politikalarına karşıdır.

            Tüketicilerin temel talebi gıda güvencesidir. Gıdaların sürekli ve ulaşılabilir olmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) araştırma sonuçlarına göre; mevcut hastalıkların % 72’si beslenme kaynaklıdır. Tüketicilerin sağlıklı ve güvenli yiyeceklere ulaşma hakkı, gıda güvenliğinin ana ekseni olmalıdır.

Sağlıcakla kalın..

 

ET   FİYATLARININ  ÖNLENEMEZ  YÜKSELİŞİ 

                                                       
            Bildiğiniz gibi son günlerde kırmızı et fiyatlarında bir dalgalanma yaşanmaktadır.

            Bunun bir çok nedeni olmakla birlikte üç ana başlıkta toplamak mümkündür.

            *Tüketicinin satın alma gücü yok olmuştur.
            *Küçük üretici zor durumdadır, sattığını yerine koyamamaktadır.
            *Stokçu  ve  fırsatçıya  gün doğmuştur.Cezasını ise tüketici çekmektedir.

 TUİK verilerine göre 1989 yılında 55milyon 589 bin olan küçük baş hayvan sayısı,2008’de 29 milyon 568 bin başa gerilemiştir. Büyük baş hayvan varlığı ise aynı dönemde 12 milyon 173 bin baştan.10 milyon 859 bin başa gerilemiştir.Yine aynı dönemde kırmızı et tüketimi 544 bin tondan 482 bin tona gerilemiştir.Oysa aynı dönemde et ihtiyacımız 900 bin ton civarındadır.görülüyor ki mevcut et üretimi ihtiyacı karşılayamamaktadır. Ve sorunun temelinde ise uygulanan yanlış tarım politikaları yatmaktadır.

2009 yılı verilerine göre, ülkemizde tüketilen kırmızı ette, kişi başına düşen yıllık tüketim ortalaması 15 kg iken ,bu oran almanya’ da 94,1 kg, ABD’de ise 115 kg.dır. ABD tüketicisinin yıllık tükettiği et miktarına karşılık, Türkiye tüketicisinin  mevcut geliri ile ancak aynı oranda ekmek tüketmeye yetecek gelire sahip olması, içler acısı durumunu ortaya sermektedir. Başka bir deyişle sanayileşmiş bu ülke tüketicisinin et tüketimine karşılık mevcut gelirimiz ile ancak o oranda ekmek tüketebilecek  durumdayız .

            Bizi kuru ekmeğe mahkum  edenleri,  zamanı geldiğinde biz de onları asla unutmayacağız.  Bu bağlamda sayın bakanın basına yansıyan görüşleri değerlendirildiğinde, bu konuda,tüketici beklentilerine ve sorunun çözümüne yönelik bir katkı sunmadığı açıktır. Öyle anlaşılıyor ki;tüketici daha uzun süre vitrinlerden eti seyretmeye devam edecektir.Et fiyatlarında kıpırdanma oldu “bu    kıpırdanma ciddi bir yükseliş değil”diyen sayın bakanı seslenmek istiyorum. Önümüz Kurban bayramı Kırmızı ette ve gıdada kıpırdanmalar devam edecek,ciddi tedbirlere ihtiyaç var. Tüketiciye sahip çıkın Tüketici bu kıpırdanma ile değil,yıllardır kırmızı et yiyememektedir. Gelinen sonuç itibari ile küçük üretici hayvana muhtaç,tüketici ise ete hasrettir,sayın bakanım tüketici samimiyeti ile sormak istiyorum; Tüketici ne zaman ucuz et yiyecek? Bugüne kadar uygulanan yanlış politikalar nedeniyle ülkenin her bölgesinde hayvancılık yapılamaz hale gelmiş, tarım politikası iflas etmiş,hayvan üretimi ihtiyaca cevap veremez durumda iken ne zaman işler düzelecek bilmek
istiyoruz.

NE  BEŞ  KURUŞ  SADAKA  NEDE  ZAM   İSTİYORUZ  .

            Et fiyatındaki dalgalanmalar yıllarca uygulanan yanlış politikaların sonucu olduğu açıktır tarım politikamız çökmüştür. Ülkenin her bölgesinde hayvan yetiştiremez durumdayız. Tüketici, Sayın bakanın kayıt dışı hayvan kesimi ve spekülatörlere yönelik açıklamalarını hayretle izlemektedir. Gereğini yapmak sayın bakanın yetkisindedir sonuçlarını da kamuoyu ile paylaşmak tüketicinin en acil beklentisidir. İthalat politikası hükümetin öngördüğü etin ucuzlamasına hizmet etmeyecektir. Tarımda ithal politikalarına son verilerek üreticilere destek olunması ve tüketicinin satın alma gücünün artırılması ile bu sorunu çözüme kavuşturmak mümkündür  et ithalatı çözüm değil, üretim politikalarını geliştirilmesi ve tüketiciye ucuz ve sağlıklı etin yedirilmesi bekliyoruz.

            Sayın siyasi iktidar yetkilileri birazda sokağa inin tüketicinin sesine kulak verin, ama  gezmek için değil dinlemek  için, çözüm üretmek için , göreceksiniz        ki evine ekmek almaya parası olmayan tüketicilerin fırınlardan ineğine  danasına  kapısında bulunan köpeğine yem yapacağım  diye bayat ekmek isteyerek  300 kuruştan alıp evde ailesine yedirdiğini  biliyor musunuz.

Tüketicilerin nerde kaldı gururu onuru , siyasi iktidarlar  halkın refahını ve huzurunu sağlamakla mükelleftirler.

Sevgili tüketiciler sağlıcakla kalın..

TÜDER

Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma  Derneği

BAŞKAN

SELAMİ GÜRSOY

Alışverişte nelere dikkat etmeliyiz?

            Alış verişlerde aldanmamak, aldatılmamak için bilinçli olmak zorundasınız. Sizlerin, 6 önemli kuralda bu hususlardaki haklarınızı öğrenmenizi ve yasal haklarınızı kullanmanızı öneriyoruz.
            Ayıplı olan mal ve hizmetleri kabul etmeyin!

            Satın aldığınız mal ayıplı olabilir ya da size sunulan hizmet ayıplı bulunabilir. Satın aldığınız malın, ayıplı olduğunu anlarsanız, 15 gün içerisinde, bu malı satıcıya geri vererek; ödediğiz mal bedelinin iade edilmesini ya da aynı kalitede bir ürünle değiştirilmesini, ücretsiz onarımını, ayıbın nedeni kadar indirimin yapılmasını isteyebilirsiniz. Satıcı bu isteminizi reddetmez. Hizmetin ayıplı olduğunu görürseniz derhal en geç 30 gün içinde, yeniden yapılmasını, ödediğiniz bedelin iadesini isteyebilirsiniz.

Sözleşmesiz Taksitli Alış-Veriş Yapmayın!

            Taksitli ve ön ödemeli satışlarda yazılı sözleşme yapılması ve bu sözleşmenin bir örneğinin de size verilmesi zorunludur. Sözleşmeler sonrasında, sizi mağdur edebilecek beklenmedik bir durum ile karşı karşıya bırakacak bilgi eksiklikleri olmamalıdır.
            Kampanyalı Satışlara Dikkat Edin!

            Kampanyalı satışlarda, haklarınızın yasal dayanağı, imzaladığınız sözleşme olacaktır. Sözleşmede bilinmedik bir husus olmamasına dikkat etmelisiniz. Üretici firmanın mutlaka garanti belgesinin bulunmasına dikkat ediniz. Sözleşme dışında senet veya çek imzalamayınız. Ödeyeceğiniz tutara karşı da banka teminat mektubu isteyiniz. İlan ve taahhüt edilen mal veya hizmetin ayıplı bulunması halinde, satıcı, bayi, acenta, temsilci, imalatçı-üretici ve ithalatçı hep birlikte ve müteselsilen (zincirleme) sorumludurlar.
            Kapıdan Alışverişe Dikkat!

            Kapıdan satışlar tüketicileri daha çok zarara uğratan satış biçimidir. Kapıdan alışveriş yapmak zorunda kalırsanız, özellikle tarihsiz ve eski tarihli sözleşmeleri imzalamamanız gerekmektedir. 7 gün içerisinde, karşı tarafa hiçbir gerekçe göstermeksizin, satın almaktan cayma hakkınız bulunmaktadır. Ancak, iş bu cayma bildiriminiz sözlü olmamalı, kesinlikle iadeli taahhütlü mektup ile Tüketiciyi Koruma Derneğince ya da tarafınızca noter aracılığı ile yapılmalıdır. Bu konudaki hak aramanızı, üyesi olacağınız Tüketiciyi Koruma Derneği'nin kanalıyla yapmanız size daha az mali külfet getirecektir.
            Satıcıya bildiriminizin ulaşmasını izleyen 10 gün içinde, satıcı sizden aldığı parayı, kıymetli evrakı ve sizi borç altına sokan her türlü belgeyi iade etmek yanı sıra 20 gün içinde de malını geri almak zorundadır.
            Etiketsiz Ürünleri Almayın!

 

            Perakende satışlarda sunulan ürünlerin veya ambalajlarının üzerinde o malın; cinsinin, fiyatının, malın işletmeye giriş tarihinin, yerli ya da ithal olduğunu bildiren etiketin bulundurulması gerekmektedir.
            Garanti Belgesi Almayı Unutmayın!

            Üreticiler, ithalatçı firmalar, sanayi malları için garanti belgesi düzenlemek zorundadırlar. Bunun yanı sıra iki yıldan az olmaması gereken garanti süresi içinde oluşabilecek arızaların ücretiz giderilmesini  parça değiştirilmesi dahil sağlamak zorundadırlar. Garanti süresi içerisinde aynı arızanın 2 den fazla, değişik arızaların ise 4 den fazla olmasında, ürünün aynı kalitede yeni bir ürün ile değiştirilmesini isteme hakkınızın bulunduğunu unutmayınız...!
            Yetkili Servisleri Tercih Edin!

            Üretici veya ithalatçı firmalar, sattıkları sanayi mallarının bakım ve onarımı için yeterli sayıda servis istasyonu kurmak ve teknisyen bulundurmak zorundadırlar. Ürünün serviste kalış süresi, hiçbir gerekçe ile, 30 iş gününü geçemez. (Sanayi malların satış sonrası hizmetleri hakkında tebliğine göre)

 

 

 

 

 
  Sitemizi 68196 ziyaretçi (151025 klik) tıkladı copyriht 2009  
 
YOKSULLUĞA VE YOLSUZLUĞA KARŞI ÇEVRECİ HAFTALIK BAĞIMSIZ GAZETE Ulaşım adresi: Kazım Karabekir Cad. Orhan Turnalı iş merkezi No:18/1 ORDU