TÜKETİCİ DERNEĞİ UYARIYOR
BÜYÜK MARKETLERE, AVM, LERE DİKKAT !
SOYGUN KASADA BAŞLIYOR !!!
'Kasada , etiket fiyat farkına dikkat'
Tüketicilerin yoğun şekilde şikayetçi olduğu, ürünlerin başında raf etiket ile kasa arasında oluşan fiyat farklarıdır, tüketicilerin özellikle kasada fiyatlara dikkat etmeleri gerekmektedir. "Tüketici lehine olan fiyat uygulanması geçerlidir .
Tüketicilerin alışverişlerde sıkça yaşanan sorunlardan birisi etikette yazan fiyatın kasada farklı bir fiyatla karşılaşılmasıdır .
Bu konuda Derneğimize yoğun şikayetler gelmektedir, mal veya hizmetin etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark olması durumunda tüketici lehine olan fiyat uygulanmasının geçerli olduğu THK Kanunun 12. maddesindeki mevzuat gereği yasalarla belirtilmiştir.
Tüketiciler şikayetlerinde mağaza ve firmaların promosyonlu ürünlerle dikkat çekerek, promosyonlu ürünlerin kasada farklı fiyat ile geçtiği için şikayetçi olmaktadırlar .
Reyon fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark yaşandığında mağaza yetkilileri ile tartışma yaşadıklarını kaydeden tüketiciler, yaşanan sorunların son bulmasını istemektedirler. Bir tüketicimiz mağaza ile yaşadığı sorunu dile getiren şikayetçi mağazaların bu durumu "pazarlama stratejisi" olarak açıkladığını kaydetti ve yaşadığı bir olayı şöyle dile getirdi: "Etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark olduğunu kasada fark ederek mağazaya yetkilisine ilettiğimde, Mağaza yetkilisi daha önce rafta bulunan bir başka malın bittiğini, o yüzden fiyat etiketinin orda kaldığını 92 punto ile yazan eski etiketin alt kısmında 12 puntoluk yazıyı gösterdi. (Okuma yazmanız yok mu?) deyince şok oldum ifadesini kullanmaktadır.
Tüm mağazaların bunu uyguladığını ve bunun adının pazarlama stratejisi olduğunu söyledi." Farklı fiyat uygulamasından şikayetçi olan vatandaşlar bu durumu firmaların "Haksız Kazançı" olarak tanımlıyor ve sert dille eleştiriyor.
Bu gibi durumlarda tüketicilerin duyarlı olmaları gerekmektedir tartışmaya mahal vermeden , bu gibi durumun yasal hakları olduğunu ifade etmelidirler aksi halde derneğimize başvurarak firma hakkında şikayetçi olduklarında firma hakkında yasal yollara basvurulacağı bilinmelidir.
BİR BAYRAM DAHA BÖYLE GEÇTİ
Ülkenin içinde bulunduğu bu olumsuz koşulların kaosun, yoksulluğun ve anti-demokratik baskıların sebebi hükümettir ve hükümet politikalarıdır.
Bu kadar gelen zam ve yoksulluğa karşın tüketicisiyle, işçisiyle, memuruyla, işsiziyle hangi para ile mutlu bir bayram geçirebildi ki. Demokratik hakkını kullanan memurları işten atmakla tehdit eden bir Başbakanın olduğu ülkede demokrasi nasıl gelişecek. Her alanda ayrımcılık yapan bir iktidarda kardeşlik nasıl boy verecek. Bu nedenle hükümetin bayram kutlamalarını biz tüketiciler samimi bulmadık. Sahte kutlamaları da kabul etmedik .
Gerçek ve herkes için kalıcı demokrasi istiyoruz. Gündüzleri, itilip kakılmayan, bizden-onlardan ayrımcılığına uğranılmayan, geceleri aç yatılmayan bir ülke istiyoruz. Gelecek “sadakalara” umut bağlamadan kendi kazancımızla karın doyurmak ve işsizlik sorunu çözülmüş bir Türkiye istiyoruz.
Sağlığımızın yabancı gıda tekellerine peşkeş çekilmesini istemiyoruz. Herkes için her yerde ve her zaman güvenli ve yeterli , bu koşuların sağlandığı gerçek demokrasi içinde sağlıklı ve mutlu aydınlık bir Türkiye istiyoruz..
Birleşmiş Milletler Evrensel Tüketici Hakları
Bildirgesine göre dokuz ana maddeden oluşan evrensel tüketici hakkı mevcuttur.
Temel İhtiyaçların Karşılanması Hakkı
Barınma, ısınma, aydınlanma, içecek ve kullanacak su bulma, haberleşme, ulaşım tüketicilerin en temel ihtiyaçlarıdır. Her tüketici, bu temel ihtiyaçların karşılanmasını talep edebilir.
Sağlık Ve Güvenlik Hakkı
Satışa sunulan her türlü mal ve hizmetin
İnsan yaşamı ve sağlığı açısından kullanıcısına zarar vermeyecek durumda olmasıdır.
Bilgi Edinme Hakkı
Tüketicinin mal ve hizmeti satın alırken doğru karar verebilmesinin sağlanması için tüketicinin gerekli bilgilere ulaşabilmesi ve zararlı, yanıltıcı reklamdan, etiketten, ambalajdan korunmasıdır.
Eğitilme Hakkı
Tüketicinin hak ve çıkarlarını koruyabilmesi, tüketici bilincine sahip olması için eğitim kurumlarında eğitilmesidir.
Zararların Giderilmesi Hakkı
Satın alınan mal veya hizmetten dolayı tüketicinin uğramış olduğu zararın giderilmesi, o mal veya hizmetin yeniden tüketiciye ulaştırılmasıdır.
Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı
Sağlık koşullarına uygun bir çevrenin oluşumunda ülke ve
Doğal kaynakların doğru kullanımı ile çevrenin korunması, temiz ve sağlıklı bir şekilde gelecek nesillere bırakılmasıdır.
Ekonomik Çıkarların Korunması Hakkı
Tüketiciye kıyaslama imkanı verecek çeşitte mal ve hizmetin en uygun fiyattan sunulması, satış sonrası her türlü teknik destek ve servisin tüketiciye ulaştırılmasıdır.
Seçme Hakkı
Tüketicilerin çeşitli ürün ve hizmetlere istedikleri zaman ulaşabilmeleri anlamındadır. Rekabetin tam olarak işlemediği pazarlarda devlet aksaklıların giderilmesi için yapacağı düzenlemeler ile uygun kalite ve fiyatlarda mal ve hizmetlerin tüketicilere sunulmasını sağlamalıdır.
Temsil Edilme, Örgütlenme, Sesini Duyurma Hakkı
Yukarıda sayılan hakların elde kullanılabilmesi, tüketicilerin haklarını koruyabilmeleri, mağduriyetlerinin giderilmesinde bir araya gelerek güç birliği oluşturmaları ve hükümetlerin ekonomik ve siyasi politikaların da dikkate alınma ve kamu kurumlarında temsil edilebilmesidir.
SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR GELECEK İÇİN SEFERBER OLMALIYIZ
“Sürdürülebilir Bir Gelecek için Eğitim Anahtardır” sloganı ile dünya çapındaki tüketici örgütleri, sürdürülebilir tüketim için eğitim çağrısında bulunuyor!
Tüketiciciyi Koruma ve Dayanışma derneği, sürdürülebilir tüketim için resmi eğitim konusunda gerçekleştirilen küresel tüketici hareketine katılmaktadır.
Dünyadaki tüketici örgütleri, ulusal hükümetleri, Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’ni benimsemeye ve uygulamaya davet ediyor. Bu günün amacı çocuklarımıza genç yaşlarından başlayarak sorumlu ve güçlendirilmiş tüketici olma yolunun sağlanmasıdır.
Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’nde de özetlendiği gibi, sürdürülebilir tüketici tercihleri, sosyal kalkınma ve çevrenin korunması için oldukça önemlidir. Bu nedenle Derneğimiz dahil olmak üzere dünya çapındaki tüketici örgütleri, Çevre Bakanlarını Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’ni benimsemeye ve uygulamaya davet ederken, aynı zamanda da Milli Eğitim Bakanları’ndan sürdürülebilir tüketim için eğitim konusunu resmi eğitimin ve dolayısıyla ders programlarının bir parçası haline getirmelerini istiyor.
Türkiye’de çok az da olsa İlköğretimin 4.sınıfında okutulan Sosyal Bilgiler ders kitabında ve ilköğretimin 6.sınıfında okutulan Sosyal Bilgiler ders kitabında tüketici haklarına ilişkin bazı bilgilere yer verilmekle birlikte sürdürülebilir tüketime ders programlarında yer verilmemiştir. Bu nedenle, sürdürülebilir tüketim konusunda; tüketici bilinci ile tüketicilerin, çocuklarımızın, gençlerimizin nasıl davranmaları, nelere dikkat etmeleri, haklarını nasıl aramaları gerektiğinin en iyi şekilde ilgili ders programlarında yer almaları sağlanmalıdır. “Çocuklarımız için, adaletli ve sağlıklı bir gelecek sağlamak için, kalkınma amaçlarımızı gerçekleştirmek için sürdürülebilirliğe her anlamda ihtiyacımız var. Tüketiciler, hükümetler ve şirketler, hepsi birden sorumluluk almalıdır. İnanıyoruz ki uzun dönemde bu sorumluluğu gerçekleştirmemize en iyi yardımcı olacak olan yol genç nesillere sürdürülebilir tüketim konusunu anlatmaktan ve öğretmekten geçmektedir.”
Son olarak diyoruz ki sürdürülebilir gelecek için tüm toplum kesimleri seferber olmalıdır.
DÜNYA SATIN ALMAMA GÜNÜ
.(Buy Nothing Day)
24 Kasımda HİÇ BİR ŞEY ALMAMAYA çağırı….
24 Kasım Uluslararası satın almama günüdür. “Satın Almama Günü” her yıl Kuzey Amerika’da 23 Kasımda , tüm dünyada ise 24 kasımda tüketicilerin, bir gün hiçbir şey satın almayarak tüketim çılgınlığına dikkat çekmelerinin adıdır.
Satın almama günü Kanadalı grafik sanatçısı Ted Dave tarafından 1992 yılında başlatılan bir eylemdir.
Bu günde, 65 ülkede tüketiciler tarafından çeşitli etkinlikler yapılmaktadır.
Alış veriş merkezleri önünde kredi kartı kesme, zombi kıyafetleriyle alış veriş merkezleri çevresinde gezme, 9-10’ar kişilik gruplarla mağazalara girip uzun süre hiçbir şey satın almayarak gezinme, bildiri dağıtma ve alış veriş merkezleri çevresine çıkartmalar yapıştırma gibi etkinlikler çeşitli ülkelerde en çok rağbet edilen eylemlerdir.
Bu gün ülkemizde tüketicilerin “tüketimden gelen güçlerini kullanmaları” açısından son derece önemli bir gündür.
Satın Almama Günü sadece tüketim çılgınlığına karşı değil, sürekli artan hayat pahalılığına, sürekli gelen zamlara, tüketicilerin reklamlar aracılığı ile aldatılmasına, kredi kartı kandırmacasına karşı tüketicilerin kendi iradelerini kontrol edebilmeleri açısından önemli bir deneyim günüdür.
Tüketicilerimizi, yağmur gibi gelen ve gelecek zamlara karşı, bankaların reklam yönlendirmesi ise şişirilmiş talep yaratma ve kredi kartı ile harcama yaptırmalarına karşı, enflasyonun altında ücret artışlarına karşı, tüketim çılgınlığını kontrol etme yeteneklerinin geliştirilmesi için 24 Kasımda HİÇ BİR ŞEY ALMAMAYA çağırıyoruz.
• Tüketicinin Gıda Enflasyonu şaha kalktı.
• Ülkemizin gıda güvencesi tehdit altındadır.
• Dışa bağımlı olmayan halktan yana yerli tarım ve gıda politikası uygulanmalı dır .
Ülkenin ve halkın yararına uygun olmayan dışa bağımlı tarım ve gıda politikaları ile spekülatif uygulamalar nedeniyle çeşitli tarımsal ürünlerin fiyatları çok yüksek oranlarda artırılmıştır.
Günümüz Türkiye sinde Avusturya dan elma Hollanda dan peynir Çin den sarımsak prinç ve buna benzer yüzlerce gıda maddesi , adını bile duymadığımız ülkelerden et ithalatı yaparak yeni ülke adlarını da öğrenmiş bulunmaktayız.
Gıda, günümüzde tüm insanlığın, bu arada ülkemizin ve halkımızın en stratejik, en temel olmazsa olmaz unsurudur. Ülkemizin tarımı ve halkımızın gıdası üzerinde içeriden ve dışarıdan büyük oyunlar oynanmaktadır. Kendi kendine yeten bir ülke olmaktan çıkartılan Türkiye, tarımsal ürünler ve gıda maddelerinde ithalatçı konumuna düşürülmüştür.
Halkın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan gıda güvencesi tehdit altındadır. Çok acil önlemler alınmazsa zaten açlık sınırında olan tüketicilerimiz isyan edecek ve çok önemli asayiş sorunlarını gündeme getirecektir. Toplumsal barış ve huzur bu anlamda tehlikeli bir duruma doğru sürüklenmektedir. Konu, artık ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Tarımın ve gıdanın kurtuluş reçetesi diye tanımladığımız önlemler paketi içersinde yer alması gereken öncelikler bizce şunlar olmalıdır.
1) Piyasada yapay fiyat artışlarına neden olan spekülatörler ve karaborsacılar tesbit edilerek en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
2) Ülkemizin tarımını bitiren ve halkımızın gıdasına el koyan IMF ve Dünya Bankasının insanlık dışı ve tüketici haklarına aykırı politikalarına derhal son verilmelidir.
3) Tarımsal üretim içersinde yer alan köylülere, çiftçilere, üreticilere çok ciddi destekler verilerek hem üretimin devamlılığı hem de verim artışı sağlanmalıdır.
4) Çok ciddi ulusal tarım ve gıda planlaması yapılmalı ve gıda güvencesi piyasa mekanizmasına asla devredilmemelidir.
5) Tarımsal alanda faaliyet gösteren ve tarım sektörüne destek veren hiçbir devlet kurumu özelleştirilmemeli, var olan özelleştirme planlarından derhal vazgeçilmeli, yeniden kamu girişimciliğine önem ve ağırlık verilmeli ve kontrol altına alınmalıdır.
6) İthalat ve ihracat rejimi çok ciddi olarak yeniden gözden geçirilerek Türkiye tarım ve gıda ürünü ithalatçısı olmaktan kurtarılmalı, Türkiye’de üretilme olanağı olan hiçbir tarım ürünü ithal edilmemelidir.
7) Yerli tarım ve gıda ürünleri üretimi ve sunumu öncelikle halkın temel gıda ihtiyacı karşılanmak üzere planlanmalıdır.
8) Yerli tohum üretimi geliştirilmeli,çeşitlendirilmeli ve biyoçeşitlilik yönünden zengin olan ülkemiz GDO’lu tohumlar başta olmak üzere tohum ithalatından kurtarılarak dış ülkelere bağımlı kalınmamalıdır.
9) Etkin bir yerli malı kampanyasıyla yerli tarım ve gıda ürünleri tüketimi teşvik edilmelidir.
10) Türkiye’nin organik tarım üretimi politikaları çok ciddi bir şekilde ele alınarak organik tarım alanları genişletilmeli ve organik tarım üretimi teşvik edilmelidir.
11) Yeniden üretim ve tüketim kooperatifçiliği teşvik edilerek spekülatör, vurguncu ve karaborsacılar aradan kaldırılmalı, üretici ile tüketicinin doğrudan iletişimi kooperatifler aracılığıyla sağlanmalıdır.
12) Son yıllarda, özellikle süpermarket ve hipermarketler gibi alışveriş merkezleri yoluyla gereksiz ve dışa bağımlı sağlıksız gıda tüketimi pompalanmaktadır. Açlık sorunuyla baş başa olan bir ülkede böyle bir savurganlık, ülkemize ve halkımıza zarar veren alışveriş modeline artık dur denilmelidir.
Zaten, bu tür hipermarket ve grosmarketlerin büyük bir çoğunluğu yabancıların elindedir. Bize göre çözüm yerli üretimi teşvik eden ve yerli üreticilerle doğrudan bağlantılı olabilecek şekilde alışveriş yerleri olan küçük marketler ve tüketim kooperatifleri yeniden yaygınlaştırılmalıdır.
Belirtmiş olduğumuz çözüm önerileri küçük ve orta vadeli önlemlerdir. Kalıcı çözüm ise gerçek anlamda halktan ve tüketici haklarından yana, dışa bağımlı olmayan, kamu yararı ve sosyal devlet anlayışını ön plana alan bir ekonomik politikanın benimsenmesi ve bu anlayışta sürdürülebilir bir tarım ve gıda politikasının uygulanmasıyla mümkündür.
TÜKETİCİ DİKKAT.
SİZİ ALDATIYORLAR…
Ordu’da da şubesi bulunan birçok marketlerin genel merkezleri tarafından tüketicilerin cep telefonlarına dur durak yok mesaj üstüne mesajlar gelmektedir.
Mesajın içeriğine bakıldığında tamamen tüketiciyi aldatmaya yönelik olup mesajın içeriği mağaza yetkilileri tarafından uygulanmamaktadır.
Telefonunuza gelen mesajda mağazamızda 17.19 Eylül tarihleri arasında…….. markalı 3. kg. çamaşır deterjanı 12.90 T.L yerine sadece 5.TL. yazmasına rağmen mağazaya gittiğinizde bu ürünü size vermiyorlar gelen mesajın içeriğini gösterdiğinizde size gelen mesaj genel müdürlük tarafından yollanmış ancak bizim kasa uygulamamızda siz 30.T.L. lık alış veriş yaparsanız çamaşır deterjanını 5 .T.L.ye verebiliriz denilerek tüketiciler ve mağaza görevlileri arasında tatsız tartışmalara neden olmaktadır.
Tüketicilerin bu tür mesajları itibara almamaları hatta mesaj gelen kuruma giderek bir daha telefonuna mesaj göndermemeleri hususunda başvuruda bulunmalıdırlar aksi halde bu mesajlar sürekli gelecektir.
Bu tür ciddiyetten uzak , tüketicisini adeta yolunacak kaz gibi gören firmalar markalarını ve ismini kullanarak tüketicilere yönelik aldatıcı ve yanıltıcı mesajlar yollayarak tüketicilerin mağduriyetine ve kandırılmalarına neden olmaktadırlar.
Oysa günümüzde tüketici bilincinin her geçen gün daha arttığı bu günlerde tüketici bulamamaktan şikayetleri olsa gerek bu tür mesajlara itibar etmektedirler.
Bilinçli bir tüketici toplumu yaratabilmek için tüketicilerin daha dikkatli ve uyanık olmaları gerekmektedir .
Bu tür aldatıcı ve yanıltıcı mesaj alan tüketicilerin bizzat şahsen derneğimize başvurmalar başvurdukları takdirde firmalar hakkında yasal işlem yapılacaktır.
OKULLAR AÇILDI ÇOCUKLARIMIZIN KARŞILAŞTIĞI TEHLİKELERE DİKKAT!..
ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIK VE GÜVENLİKLERİ RİSK VE TEHLİKE ALTINDA
İLGİLİ VE YETKİLİLERİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ
Okul öncesi eğitim-öğretim ile ilköğretim okulları ve liselerin açıldığı bugünlerde çocuklarımız önemli risk ve tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu risk ve tehlikeleri 3 grupta toplayabiliriz. 1- Çocukların beslenmesi ve sağlığı açısından riskli ve tehlikeli olan okul kantin ve kafeteryalarında satılan yiyecek ve içecekler 2- Okul servis araçlarının uygun olmayan hizmetlerinden kaynaklanan sorunlar 3- Sağlığa uygun olmayana okul malzemeleri
Okullardaki kantin ve kafeteryalarda cipsler, şekerlemeler, gofretler, sucuklu-salamlı tost ve sandviçler, kekler, bisküviler ile kola, gazlı içecek ve hazır meyve suları gibi yiyecek ve içecekler satılmaktadır. Bilim kurulları ve bilim insanları bu tür yiyecek ve içecekleri çocukların sağlıkları üzerinde obezite, hipertansiyon, diyabet, kroner arter hastalığı, kanser gibi sağlık etkileri olduğunu belirtmektedirler. Yine, bilim insanları tarafından bu tür yiyecek ve içeceklerin yerine taze meyve, pastörize süt, ayran ve yoğurt gibi yiyecek ve içeceklerin çocuklara sunulması gerektiği belirtilmesine karşın bunlar kantin ve kafeteryalarda bulundurulmamaktadır.
Öğrencileri taşıyan okul servis araçlarının büyük bir çoğunluğu tam olarak Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği'ne uygun taşıma hizmet vermemektedir. Bu eğitim-öğretim yılı başına kadar gerek Derneğimizin yapmış olduğu araştırmalarda gerekse Derneğimize veliler tarafından yapılan şikayetlerde, Yönetmeliğe uygun olmayan bir çok servis aracı sorunu olduğu görülmüştür.
Bu sorunlar şöyledir:
Araç kullanan bir çok şoförün Yönetmelikte belirtilen niteliklere uymaması
Birçok servis aracında rehber personel bulundurulmaması
Her öğrencinin oturarak taşınması gerektiği halde taşıma sınırının üzerinde öğrencilerin ayakta taşınması
Öğrencilerin, belirlenen veya istenilen duraktan alınıp bu durağa bırakılmaması
Öğrencilerin belirlenen saatlerde duraktan alınmaması ya da hiç alınmaması
Yıl içinde servis araçları ücretlerinin arttırılması
Okul servis araçlığı hizmeti yapan bir çok firma ya da şahıs bu hizmet dışında başka taşımacılık hizmetleri yapması nedeniyle, okul servis hizmetlerinin aksamasına neden olunması son Yönetmelik değişikliği ile okul servis aracı yaşının 12'den 20'ye çıkartılması. Tüketicinin Korunması Hakkında Yasa'da bu araçların kullanım ömrü 10 yıldır.
Yönetmeliğe uygun taşıma hizmet vermeyen servis araçlarından kaynaklanan bu sorunlar hem çocuklarımızın güvenliğini risk ve tehlikeye sokmakta hem de aileleriyle birlikte maddi ve manevi olarak mağdur edilmelerine neden olmaktadır.
Çin malları ağırlıklı olmak üzere, özellikle de okul öncesi ve ilköğretimdeki öğrencilerin kullandığı renkli kalem, silgi, boya, oyun hamuru, çanta, matara, beslenme kabı, çorap, iç çamaşırı gibi ürünlerde yapılan araştırmalarda çocukların sağlığı açısından çok tehlikeli kimyasal maddeler bulunduğu saptanmıştır. Bu ürünlerde kanserojen, alerjik, büyüme ve metabolizma bozukluğu, böbrek ve karaciğer bozukluğu, cinsel gelişim sorunları gibi sağlık etkisi olabilecek maddeler, ağır metaller, formaldehit gibi maddelerin bulunduğu belirtilmektedir.
Bu tür riskli malzemelerin biraz da ucuz olmasından dolayı çocuklar tarafından çok yoğun bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Renkli, boyalı okul malzemelerindeki boyalar çocukların elleri ve ağızlarını bulaşarak belirtilen sağlık sorunlarına neden olabilmektedir
Çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği açısından okul kantin ve kafeteryalarda sağlığa zararlı yiyecek ve içeceklerin yerine sağlıklı beslenmeye uygun yiyecek ve içecek satılması sağlanmalıdır. Sağlıksız yiyecek ve içeceklerin okul kantin ve kafeteryalarda satılması yasaklanmalı.
Okul servis araçlarının mevcut yönetmeliğe tam olarak uygun hizmet verebilmesi için gerekli tüm önlemler alınmalı, bu konuda ilgili kuruluşlar arasında eş güdüm sağlanmalıdır. Yönetmelik değişikliği ile getirilen 20 yaş sınırı 10 yaşına indirilmelidir.
Sağlıksız okul malzemelerinin çocuklara satılması önlenmeli ve yasaklanmalıdır.
Okul kantin ve kafeteryaları ile okul servis araçları ve okul malzemelerinin ithalatı, bu malzemelerin satıldığı toptan – perakende firmalarındaki denetimlere ağırlık verilmelidir.
Tüm bu sorunlar, başta hükümet olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Valilikler, Kaymakamlıklar, Belediyeler, Okul yönetimleri ve Okul aile birlikleri ile velileri çok yakından ilgilendirmektedir.
Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği açısından ilgili tüm tarafları görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.
SAĞLIĞIMIZI TEHDİT EDEN GIDA FİRMALARI VE MARKALARI AÇIKLANSIN
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yapılan gıda analizlerinde sağlığımızı tehdit eden analiz sonuçları bulunmuştur. Bu analizlerde kırmızı toz ve pul biberlerde, kuru incirde ve kuru incir ezmesinde, ballı çerez örneklerinde özellikle de kanser etkisi olan bir çeşit küf olan aflatoksin maddesinin bulunduğu görülmüştür. Aynı şekilde, bir çok bitkisel ürün analizinde çok tehlikeli ve doğrudan kanser etkisi olan zirai ilaç kalıntısı ( pestisit ) bulunmuştur. Tavuk ve hindi etleri ile hazır yemeklerde mikrobiyolojik yönden uygunsuzluklar görülmüştür. Bazı bebek mamalarında kurşun bulunmuştur.
Tüketicilerin evrensel ve yasal hakları olan sağlık hakkı ile bilgilendirilme hakkı hiçe sayılmaktadır. Sağlıksız gıda maddelerine ait bu analiz sonuçları hakkında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından bilgilendirilmeyen her yaş grubundaki tüketicilerin sağlığı tehdit altında bulunmaktadır.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın, 4703 Sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun İle Ürünlerin Piyasa Gözetimi ve Denetimine Dair Yönetmelik hükümlerine göre, güvensiz gıda maddelerinin piyasaya arzının yasaklanması, piyasaya arz edilen ürünlerin toplatılmasının sağlanması görevi bulunmaktadır. Oysa Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu görevlerini yeterince ve gereğince yerine getirmemektedir.
Bu mevzuata uygun olarak, piyasaya arzı yasaklanan ve piyasadan toplatılan güvensiz gıda maddeleri konusunda alınan bu önlemler hakkında tüketicilerin bilgilendirilme zorunluluğu bulunmaktadır. Buna göre, yasaklanan ve toplatılan gıda maddelerine ilişkin gerekli bilgilerin ülke genelinde dağıtımı yapılan iki gazete ile ülke genelinde yayın yapan iki televizyon kanalında ilanı suretiyle risk altındaki tüketicilere duyurulması gerekmektedir. Ancak, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu görev ve sorumluluğunu da yerine getirmemektedir.
Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma olarak, tüketiciler adına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na çağrıda bulunuyoruz: Tüketicinin sağlık hakkı ile bilgilenme hakkına saygı göstererek yasal görev ve sorumluluğunuz gereğince;
- Denetimlere ve analizlere ağırlık verilsin.
- Güvensiz ve sağlıksız gıda maddelerinin piyasaya arzı yasaklansın.
- Piyasadaki güvensiz gıda maddeleri toplatılsın
- Piyasaya arzı yasaklanan ve piyasadan toplatılan güvensiz gıda maddeleri hakkında tüketiciler eksiksiz ve doğru olarak, zaman geçirilmeden basın ve yayın yoluyla bilgilendirilsin. - SAĞLIĞIMIZI TEHDİT EDEN GIDA FİRMALARI VE GIDA MARKALARI AÇIKLANSIN
TÜKETİM ÇILGINLIĞI…
ZENGİN YİNE ZENGİN FAKİR YİNE FAKİR.
İstanbul da yeni açılan teknoloji mağazasında izdiham, tüketiciler birbirini eziyor yaralanan tüketici hastaneye kaldırılıyor alış veriş yapanlar düzeni sağlamak için coplanıyor müşterilerinin üzerine biber gazı sıkılıyor ” teknoloji mağazasının açılışları için akşamdan sıraya giren tüketiciler kapılar açılınca mağazaya hücum edip izdihamlar yaşanıyor nedir bir sorunumuz mu var acaba diye düşünmek gerekiyor
Bu haberleri çoğaltmak mümkün, ancak son yıllarda artan bu haberleri görmezden gelmek mümkün değil. Ne oluyor tüketicilerimize niçin durup dururken birden çıldırdılar? Nasıl yanındaki bir kadının suratına basıp bir malı ondan önce “kapıp” meydan muhaberesinde zafer kazanmış savaşçı edasıyla kasaya koşabiliyorlar Ne oldu insanlığa? Ne zaman komşuluk, yardım, başkalarının da haklarına saygı gösterme, centilmenlik duyguları gibi sosyal davranışları bir kenara atıp, sahip olma ve daha fazla tüketme duygusuyla yanındaki insanın gırtlağına ayağıyla basıp kasaya koşmaya başladık?
Aslında sorunun cevabı bir yılda reklam için dünyada ayrılan payın 500 Milyar Dolar olduğu bilinmekte veya ABD’de 11 Eylül saldırılarının hemen ardında “President” George W. Bush’un halkına hitaben yaptığı konuşmada Alışveriş merkezlerine gidip bir şeyler satın almanın bir vatandaşlık görevi” olduğunu söylediğini hatırlamaktan geçiyor.
Kişi, harcadıkça kendine güveni geliyor, harcadıkça morali düzeliyor, harcadıkça mutlu oluyor aslında harcadığının kendi hayatı olduğunu bilmeden. Tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi. Sahte bir tatmin ve mutluluk duygusuyla “küffar ordusuna yalın kılıç dalan” din savaşçısı coşkusuyla dalıyor mağazalara Kredi Kartlarıyla ! Peki aradığı mutluluğu buluyor mu dersiniz? Bu konuda Worldwatch Enstitüsünün araştırması farklı bir sonuç koyuyor ortaya.
Yılda 13.000 Dolar a kadar ihtiyaçların karşılanmasından dolayı Tüketicilere mutluluk veriyor. Ancak ne yazık ki yıllık gelir daha yukarı çıktıkça harcama ile doğru orantılı bir tatmin sağlamıyor. Yani daha çok harcadıkça daha mutlu olmuyor insan. Öyleyse bu kontrol edilemez hale gelen tüketim çılgınlığının sebebi ne? Bu sebep biz-zati mal ve hizmet üreten firmaların tatmin edilemez kar duygularından kaynaklanıyor. Daha açık bir deyimle kapitalist sistemin bireyi daha, daha çok tüketme ve daha çok çalıştırma ve daha çok kar elde etme dürtüsünden kaynaklanıyor. Buna “karı maximize etmek” deniyor.
TEMEL İHTİYAÇ YERİNE LÜKS TÜKETİME BÜTÇE..
Yine yapılan araştırmalara göre, kadınların yılda makyaj malzemesi harcamaları 18 Milyar Dolar. Oysa dünyadaki her bir kadına üreme sağlığı ve doğum kontrol eğitimi vermenin maliyeti sadece 12 Milyar Dolar dır.
Tüm dünyada bir yılda yapılan parfüm harcaması 15 Milyar Dolar. Tüm dünyada ki nüfusun okuryazarlığının sağlanması için gerekli olan bütçe sadece 5 Milyar Dolar. Ev hayvanı mamaları için yapılan tüketim tutarı 14 Milyar Dolar’dır, Sadece AB’de yenilen dondurmalar için AB vatandaşı tüketicilerin ödediği para 11 Milyar Dolar’dır. Oysa Dünya’da günlük 2 Dolar ın altında gelir elde eden tüketici sayısı 2,8 milyar kişidir.
Tüketiciler 1960’larda yılda 4,8 trilyon Dolar tüketim harcaması yapıyorlardı. 2000 lere gelindiğinde harcama tutarı 20 trilyon Doları buldu. 2007’lerde tüketim çılgınlığı dizginlenemez boyutlara ulaştı ve 25 trilyon Doları geçmiş durumda. (Bu yazıda bireysel tüketim konusu dışı olduğu için savaşa ve silahlanmaya ayrılan bütçe yazı dışı tutulmuştur.)
Ülkemizde de durum hiçte farklı değil. İstanbul’da bir hipermarketin bir aylık alış-veriş rakamları şöyle; Bir ayda giren müşteri sayısı bir milyon. (her giriş ayrı bir müşteri olarak hesap edilmiş.)
Bir ayda tüketilen yumurta sayısı bir milyon, tüketilen et miktarı 100.000 kg,idi kullanılan deterjan 1.250.000 kg, tuvalet kağıdı rulosu 800.000 adet. Yani dünyanın etrafını iki kez kağıtla sarabilirsiniz.
KAPİTALİZİM MERKEZİNDEKİ TÜKETİCİ DAHA DA ÇILGIN
Bu durum gelişmiş, geri bıraktırılmış veya gelişmesine izin verilmemiş ve verilmeyen ülke tüketicilerine göre de değişiyor. Örneğin ABD; dünya nüfusunun %4,7 sini barındırıyor. Ama doğal kaynakları kullanma oranı %25. Tüm dünyada ki çöp ve atığın %25 ila 30’unu ABD çıkarıyor. Ortalama bir Amerikalı, ortalama 1 gelişmekte olan ülke vatandaşından 50 kat fazla çelik,56 kat fazla enerji, 170 kat fazla kauçuk kağıt, 5 kat fazla tahıl tüketiyor. Kapitalizmin merkezindeki tüketiciler de eşitsiz. Örneğin bir Amerikalı, bir İngiliz’in 2 katı doğal kaynak tüketiyor. Diğer yandan 24 Afrikalı ancak bir Amerikalı kadar doğal kaynak tüketiyor.
Peki, bu kadar tüketen gelir seviyesi yüksek tüketiciler sağlıklı ve mutlu mu? Cevabı açık bir HAYIR’dır. Yine yapılan araştırmalar ortaya koymuştur ki; tüketim çılgınlığı yeni dertlerin kaynağıdır. Tüketimle beraber stres de artmaktadır. Aile için ve yakın çevre ile sosyal ilişkiler ve iletişim zayıflamaktadır. Borçlanmalar, şişmanlık hastalığı, çevre kirliliği, hormonlu ve genetiği değiştirilmiş gıdalara bağlı hastalıklar artmaktadır. Zengin ülkelerde kalp, damar hastalıklarından ve kanserden, dengesiz beslenme, obezite ve stres kaynaklı hastalıklardan ölüm oranı yüzde 42 gibi inanılmaz bir düzeydedir.
SADECE KENDİMİZİ DEĞİL DÜNYAYIDA TÜKETMEKTEYİZ..
Aslında bunu zengin ülkelerde hızla yükselen obezite hastalığında da sera gazları salınımında da görmek mümkün. ABD tüm dünyadaki sera gazı salınımının tek başına dörtte birini üretmekte. Yani ABD tek başına bugünkü iklim değişikliğini yaratan kirliliğin yüzde 25’ni üretmektedir. Yine, petrol ve kömürün dörtte birini, doğal gazın yüzde 27’sini tüketmektedir. Tüm dünyada üretilen arabaların yüzde 30’ u ABD’dedir. ABD’li tüketicilerin kullandığı arabalar nedeniyle atmosfere bırakılan karbon oranı, Japonya’nın tüm sanayi faaliyetleri nedeniyle bırakılan karbon oranına eşittir. Dünya nüfusunun sadece yüzde 12’sini barındıran Kuzey Amerikan ve AB ülkeleri, dünya genelinde yapılan tüketim harcamalarının yüzde 60’nın yapmaktadırlar.
Ekolojik dengenin bozulması, toprak erozyonu, orman yangınları ve ormanları bilinçli yok ediş, biyolojik çeşitliliğin azalması, temiz su kaynaklarının hızla kirlenmesi ve azalması, hava kirliliği, asit yağmurları, küresel ısınma ve küresel ikim değişikliği, radyoaktif kazalar ve atıklar, büyük kasırgalar, seller tüketim çılgınlığının diğer etkileridir.
Çünkü; kapitalist sistem tarafından körüklenen tüketim çılgınlığına dünyanın kaynakları yetmemektedir. Tüketim çılgınlığı bu hızla giderse 2050 yılında dünya artık yetmeyecek yeni bir dünyaya ihtiyaç duyulacaktır. Bu dünya henüz bulunamadığı ve gelişmiş kapitalist ülkeler o bulunacak yeni dünyayı henüz işgal edemedikleri için mevcut kaynaklara ulaşmak için yeniden, yeniden silaha başvuracaklardır. Sadece su ve gıdaya sahip olmak için bölgesel ve küresel savaşlar öngörülmektedir. Bu nedenle Birleşmiş milletler raporunda 2050 yılında yapılacağı varsayılan su savaşlarının tam da göbeğinde TÜRKİYE vardır.
TÜKETİM ÇILGINLIĞI KADER DEĞİLDİR..
Tüketim çılgınlığı kader değildir. Yenilmesi ve kontrol altına alınması gereken bir hastalıktır. Bu hastalığı önlemenin yollarından birisi şirketlerin kar,yine kar dürtüsünün kontrol altına alınması ise ,diğeri bilinçli tüketici davranışıdır. Bilinçli tüketici davranışı; ihtiyaçları belirlemek, ihtiyaç olunan mal ve hizmetler konusunda yeterli bilgi edinmek, fiyat araştırması yapmak ve bunun sonucun da bir alışveriş listesi ile alış verişe gitmek ve bu listeye uymaktır. Bilinçli tüketici olmanın olmazsa olmaz diğer şartı ise örgütlü tüketici olmaktan geçer. Örgütsüz tüketici “köle”dir. Bu nedenle tüketicilerin kölelikten kurtulmasını çok önemli bir yöntemi tüketici derneklerinde örgütlenerek, yaşamlarına ve geleceklerine yönelen saldırılara karşı birlikte “tüketimden gelen güçlerini” kullanmalıdır.
Sözün özü “Deryanın içinde olup, deryayı bilmekten” geçer.
TÜKETİCİLER DİKKAT ! BANKA VAR …
AKLINI KULLAN BANKA KULLANMA.
T.C BAŞBAKANI R.T.E 73 MİLYON TEMİNATIMIZ ALTINDADIR DİYORSA.
BUNLARA DUR DEMELİDİR.
ABD Finans sektörünün çöküşüyle başlayan kriz tüm ülkeleri yangın yerine çevirdi. Bu kaostan ilk önce kaosun yaratıcısı bankalar ve finans sektörü etkilendi. Büyük finans kuruluşları ve bankalar , ülkeleri de sürükleyerek batıyor. BM Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş krizi değerlendirirken “yeni tür işsizlikler ve yeni yoksullar” yaratabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü ülkemizde de uygulanan ekonomi programının yaratıcısı programın kimleri vuracağını ve nasıl işleyeceğini çok iyi biliyor. Böylesi kriz ortamında bankalar krizin yükünü tüketicilerin sırtına yüklemeye başladılar bile .
TÜKETİCİLER DİKKAT BANKALARIN TUZAGINA DÜŞMEYİN.
Bankalar tüketicilere cazip kredi vaatleri ve kredi kartı oyunları ile soymaya çalışıyorlar. Eylül sonu itibarı ile tüketici kredileri hacmi yaklaşık 50 milyar TL , takipteki kredi kartı borcu 5 Milyar TL, oldu, artmaya devam ediyor. Tüketiciler batmak üzere, ama bankalar soyguna devam ediyor.
Derneklerimize gelen yüzlerce şikayetten işte bazı örnekler ;
• Tüketiciler kredi için Bankaya başvurduklarında faiz oranı üzerinde mutabakat sağlıyorlar. Tüketiciye ertesi gün gelip kredisini kullanabileceği söyleniyor. Tüketici ertesi gün gittiğinde kredi faiz oranı artmış oluyor. Tüketici artan faiz oranına tepki gösterip vazgeçtiğinde 600 TL civarında exper parası, dosya parası adı altında para talep ediyorlar. Tüketici bir gün önce sözleşmeyi imzaladığı için para zorla tahsil ediliyor.
• Tüketiciye kredi kartına düşük faizli ve uzun vadeli kredi önerilerek bankaya çağrılıyor. Tüketici ile sözleşme imzalanıyor ve kredinin ertesi gün hesabında olacağı bildiriliyor. Tüketici bankaya gittiğinde 1.500 -TL’lik kredi için 300 TL kredi masrafı kesiliyor. Tüketici itiraz ettiğinde ise "masrafı öde krediyi iptal et.", yoksa "kullanmasan da para hesabında taksitleri oradan alırız ve ödenmeyen kısım için icra takibi yaparız" tehdidi ile tüketici soyuluyor.
• Tüketicinin bilgisi ve talebi olmadan kredi kartına “çanta sigortası” adı altında sigorta yaptırılıyor ve tüketicinin haberi olmadan kredi kartından para tahsil ediliyor.
• Dolar kredisi kullanan ve her ay sabit taksitlerle ödeme ve sabit faiz seçeneği ile sözleşme imzalamış tüketici aylık taksitlerini düzenli ve dolar olarak öderken, eksik ödeme yaptığı için kredisi idari takibe alınıyor. Tüketici banka ile görüşmeye gittiğinde “kredi kullanıldığı dönemdeki dolar kuru ile şimdiki dolar kuru arasında fark olduğu , aradaki kur farkını tüketicinin ödemesi gerektiği” gerekçesiyle taksit tutarının yüzde 15 oranında fazlasıyla ve dolar olarak tahsilat yapılıyor.
• Tüketicinin bilgisi ve talebi olmadan “hayat sigortası” yapılarak kredi kartında para çekiliyor.
ENFLASYON DÜŞÜYOR TÜKETİCİ TÜKENİYOR..
• Kredi taksitlerini ve kredi kartı borcunu otomatik olarak ödeyen ve ödeme tutarı kadar hesaba para yatıran tüketicinin hesabından önce “banka hesap ücreti” adı altında 60 ila 80 TL arası para alınıyor. Daha sonra aylık borcu çekiliyor. Borç eksik yattığı için faiz işletilip idari takibe geçiliyor. Tüketici haberi olmadan kredisi iptal edilmiş ve takibe alınmış duruma düşüyor.
• Önce cazip puan vaat edip tüketiciyi harcamaya yönlendiriyorlar, sonrasın da ise “kampanya süresinde puanlarınızı harcamanız lazımdı”, “sanal kartla yapılan harcamalar kampanyaya dahil değildi” gerekçesiyle vaat ettikleri, ,ilan ettikleri para puanları tüketiciye vermiyorlar.
• Tüketiciden özellikle yabancı para cinsinden mevduat toplayan Türkiye’deki Amerikan Bankası parayı Lehmen and Brothers fonlarına yatırıyor ve şimdi tüketicilere paranız fonda size ödeme yapamayız cevabı veriliyor. Soygun 15 Milyon dolar, soyulan tüketici binlerce kişi. Soygunu BDDK seyrediyor.
İKTİDARIN GÖZÜ SADECE TÜKETİCİNİN CEBİNDE .
2011 Yılı da önceki yıllar gibi zor bir yıl olacak gibi görünüyor .
Zor olması pahalılığın ve işsizliğin bir önceki yıldan daha yüksek olmasından değil, gelir dağılımında ki adaletsizliğin 2011 de daha da katmerleşeceğinin belli olmasından kaynaklanmaktadır. 2011’de tüketicilere , evin önündeki araçtan alınacak otopark vergisinden bayramda kesilecek kurbana kadar ve içilecek bir bardak suya kadar bir dizi yeni vergiler getirmekte olduğunu daha öncede duyurmuştuk
Özellikle başta büyük şehirlerde İstanbul’da olmak üzere fazla bulunarak itiraz edilen emlak vergi değerlerinin 5-6 kat artırılması kimi yerlerde bu artışın 15-20 kata çıkması eşi görülmemiş bir aç gözlülük ve insafsızlık olduğu çok açıktır. Aynı insafsızlık ve ölçüsüzlük köprü-otoyol ücretlerinde de, sağlık ve gıda harcamalarında da , eğitim giderlerinde de görülmektedir. Son yasal düzenlemelerle vergi iadesinin ortadan kaldırılmasıyla çalışan tüketiciler aleyhine , işverenlere bir kıyakta vergi iadesinde çekilmiştir. Bu düzenlemenin kayıt dışını artıracağı da ayrı bir gerçektir. Yerel yöneticisinden hükümetine kadar tüm siyasi irade gözünü tüketicinin cebine dikmiştir.
Bütçe gelirlerine bakıldığında bu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu vergileri incelediğinizde ise yüzde 70 dolaylı vergiler yüzde otuz dolaysız vergilerdir.
Dolaylı vergiler dünyanın en adaletsiz vergileridir. Bunlar ÖTV’dir, KDV’dir, ÖİV’ si ve diğer tüketim vergileridir. Bu vergiler zengini daha zengin fakiri daha fakir yapar. Çünkü alınan bir ekmekte, içilen bir bardak çayda veya bir kurşun kalemde,, İstanbul un en zengini Ahmet bey de aynı vergiyi öder. İşçi Mustafa’da ,alabiliyorsa işsiz Hasan’da. Oysa biri İstanbul’un rantını yemektedir. Diğerleri ise ayakta kalabilmek için yaşam savaşı vermektedir. Dolaylı vergi oranı girmeye can attığımız ve kapısında kırk yıldır nöbet tuttuğumuz AB ülkelerinde ortalama yüzde 35 dolaylarında dır
Çarpıklık sadece bu kadarla kalsa yine iyi diyelim. Dolaysız vergilerin büyük holdinglerin, bankaların, büyük kamu şirketlerinin , getirmek için her türlü tavizi verdiğimiz yabancı sermaye şirketlerinin ödediği Kurumlar Vergisi 8. 10 Milyar TL dolaylarında Bunların çoğu memur maaşlarında kesilen vergilerden oluşmaktadır. Yani bütün beyannameli gelir vergisi mükellefi olan, sanayici, tüccarı, esnafı, doktoru avukatı, mali müşavirinin ödediği vergi ise gelir vergisinin sadece yüzde 2 si civarındadır
Hani eğitime katkı payı, deprem vergisi bunlar gibi bir çok vergi geçiçi olarak tasarlanan ancak tüketicilere bir morfin gibi yavaş yavaş alıştırıldıktan sonra kalıcı hale getirilmiştir. Nefes aldığımız havadan vergi almıyorla rmı sanıyorsunuz araçlarda egzoz gazı muyanesi nedir ki yok havayı kirletiyorsun yok suyu daha neler neler kılıf mı yok yeter ki canları vergi almak istesin tüketicinin boynu kıldan ince ne yapsın ki ..
Türkiye bir vergi cenneti yapanın yanına kar kalıyor zengin zengin fakir daha fakirleşiyor, Yaşam savaşı veren emeklilere verdiği maaş sanki yetiyor ve artıyormuş gibi çalışan emeklilerden yüzde 33 dolaylarında vergi kesiyorlar ne veriyorsunuz da alıyorsunuz, Üstelikte UTANMADAN emekli milletvekillerini bundan muaf tutarak.
Tüketici yaşamak için aç susuz sefalet içinde yaşam savaşı verirken yavaş yavaş yaşam savaşını kaybeder hale gelmiştir
TÜKETİCİ DE TÜKENİYOR YETER ARTIK..
Ülkemiz Akaryakıt zamları konusunda dünya lideri. Türkiye’yi Norveç, İngiltere, Almanya gibi Avrupa ülkeleri izliyor. Ana ücret gelirinde onların tozuna bile yetişemiyoruz. Benzin fiyatlarında artış artık inanılmaz boyutlarında. Koalisyon hükümetinde bir litresi 1,56 TL’ye alınan 95 oktan benzin, Abdullah Gül’ün kısacık Başbakanlığı döneminde %3,5 artışla 1,61 TL’ye çıktı. Gül’den Başbakanlığı alan R. Tayyip Erdoğan ise gecelik zamlarla birlikte sesi yerinde % 230 lara varan zamlar yaparak bugünkü fiyatına ulaşarak 3.70 TL’ye kadar çıkarttı.
Bu zamlar Ortadoğu olayları vb. ile izah edilemeyecek kadar fahiş bir zam. Tek sebebi ise kayıt dışılığa göz yumulması sonucu dolmayan hazinenin, tüketicilerin soyularak doldurulmasıdır. Vergi Denetmenleri Derneğinin sitesinde bu konudaki izlenen politikanın tespitini okuyabilirsiniz. Devletin Vergi denetmenleri bağırmaktadır ki, “kayıt dışı ekonomi ülkemizde %70’lerin aşmış bulunmaktadır. Bugün ülkemizde kayıt dışı ekonomi ile maalesef etkin bir şekilde mücadele edilememektedir. Bu ise dolaylı vergilerin artması sonucu getirmektedir. Böylece vatandaşlarımız 1. TL yerine 3.70 TL’ye benzin almaktadırlar. Kayıt dışılık kayıt altına alınamazsa kamu vicdanını yaralayan bu çarpık tablo devam edecektir.” Evet doğrudur. Ancak itiraf edilmeyen ise bunun artık siyasi iktidarların tercihinden çıkıp bir “devlet politikası” haline gelmesidir. Bunun belgesi olan tablo aşağıdadır. Kayıt dışılığa bilerek göz yumulmakta, kaçırılmasına olanak sağlanan vergiler ise tüketiciler soyularak telafi edilmektedir. Mevcut siyasi iktidar da bu soyguna tüm hızıyla devam etmektedir. Bunların da kayıt dışılığı önlemeye niyeti yoktur. Çünkü kendisi kayıt dışı olanlar, kayıt dışılığı önleyemezler. Akaryakıt fiyatlarının üçte ikisi ÖTV’dir, KDV’dir, EPDK payıdır , yani dolaylı vergidir. Tüketiciyi vuran mızraktır. Ama yeter artık “mızrak çuvala sığmıyor”. Canımızı yakma aşamasını geçti bizi öldürüyor.
Tüm sivil toplum kuruluşlarına sesleniyoruz, gelin birlikte haykıralım! Artık Yeter!
Her zaman halkının yanında olan Değerli basınımıza sesleniyoruz LÜTFEN seslerimizi uzaklara taşıyın. Yüreklerin sağır kulaklarına kadar taşıyın ki, sesimiz duyulsun.
DAHA FAZLA SOYULMAK İSTEMİYORUM !
BIÇAK KEMİĞE DAYANDI, YETER ARTIK! DURDURUN ŞU ZAMLARI !
EVRENSEL TÜKETİCİ HAKKIMI, EKONOMİK ÇIKARLARIMIN KORUNMASINI İSTİYORUM !
TÜRKİYE HAYVANCILIĞINA SON DARBE
EBK’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı ihale sona erdi. İhaleyi Almanya’ da kurulu Hacılar Turkiş Helal Gıda A.Ş. kazandı. Söz konusu şirket sözde 10 gün içinde 4025 ton tutan 8.500 adet canlı hayvanı Türkiye’ye getirecekti 
Ülkemizde kırmızı etin son yıllarda hızla artmasının ve normal ve dar gelirli tüketiciler için ulaşılmaz olmasının iki nedeni vardır. Bunlar yapısal ve spekülatif nedenlerdir.
Yapısal neden olarak, 1984’te başlayan PKK sürecinde terörle mücadelede uygulanan yanlış politikalar, özelleştirmeler, kırmızı ette de sanayileşme ve tekelleşme, Tarım Bakanlığınca bilerek uygulanan yanlış politikalar sonucu yem fiyatlarının yüksekliği ve üretici süt fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle dişi hayvanların kesilmesi olarak sıralanabilir.
PKK ile mücadelede köy boşaltmalar, köy yakmalar ve kırsal kesimden şehirlere silah zoruyla yaptırılan göçler, mera ve yayla yasakları, sürüleri ile birlikte yaşayan göçer nüfusun hareketinin yasaklanması özellikle küçükbaş hayvan sürülerinde ciddi biçimde düşüşe yol açmıştır.
1995 yılında başlayan özelleştirme sürecinde kamu birikimlerinin özel kesime, yandaşlara ve uluslararası sermaye ye peşkeş çekilmesi politikaları “pahalı kırmızı et” sorununu yaratan bir başka unsurdur. Et Balık Kurumu bu süreçte satılmış ve devletin et sektöründeki düzenleyici rolü sona erdirilerek piyasa vahşi kapitalizmin insafına terk edilmiştir. 1980’lerde başlayan süreçte uygulanan bilinçli politikalarla küçük üretici yok edilmiş ve tekelleştirmeye hız verilmiştir. Tarım Bakanlığı tarafından uygulanan, “politikasızlık” olarak nitelendirilen ve bilinçli bir tercihin sonucu olan uygulamalar ile yem fiyatları artırılmış, uluslararası gıda kartellerinin GDO’lu yemleri, istediği fiyattan satmasına göz yumulmuştur. Bu politikaların bir yansıması da; sütteki sanayileşme ve tekelleşmeye paralel olarak tüketici süt fiyatları artarken üretici süt fiyatlarının düşük tutulmasıdır. Süt veren dişi hayvanların kasaplara gönderilmesi sonucu üretken dişi hayvan nüfusu azalmıştır. Bütünlüklü uygulanan Türkiye hayvancılığını yok etme politikalarının sonucunda, TUİK rakamlarına göre; 1991 yılında 12,5 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı 2008 yıl sonu itibari ile 10 milyona, 1991’de 51 milyon üzerinde olan küçükbaş hayvan sayısı 2008’de 29 milyona düşmüş ve bu düşüş devam etmektedir. Spekülatif nedenler ise şirketlerin fahiş kar hedefleri, hükümetin spekülatif ortamda yandaşlarına çıkar sağlama iddiaları, piyasanın maniple edilmesi sayılabilir.
ET OYUNUNDA TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ…
Tüketicilerimiz dünyanın en pahalı akaryakıtından ve en pahalı ulaşımından sonra en pahalı kırmızı etini de tüketmek zorunda bırakılmıştır. Bunun ikinci önemli etkeni spekülatiftir. Bugün kırmızı et piyasası, sayıları 30’u geçmeyen ve piyasanın %10’una sahip şirketlerce manipüle edilmektedir. Bu şirketlerin asıl amacı fahiş kar elde etmektir. Bu nedenle amaçları, ithalatın tümüyle serbest bırakılması ve özel sektöre de et ve kesimlik canlı hayvan ithalatı izninin verilmesidir. Bu şirketler şimdilik birinci raundu almış ve EBK aracılığı ile de olsa kesimlik hayvan ithalatını yapmaya başlamışlardır. Bu süreçte AKP hükümeti gıda güvencesi açısından yerli üreticiyi destekleyecek ve et fiyatlarını aşağı çekecek politikalar geliştirmek yerine, vurgundan pay alma kampanyasına katılmıştır. EBK ihalesini hükümet yanlısı bir “helal gıda” şirketinin kazanması ihaledeki şike iddiasında hükümet parmağına işaret etmektedir.
Yapılan ithalat Estonya, Litvanya, Letonya ve Macaristan’dan sağlanacaktır. Bu ülkelerin büyükbaş hayvan nüfusu 1,2 milyon civarındadır. 8.500 adet hayvanın 10 gün içinde toplanması, yerinde kontrol edilmesi, Türkiye’den gidecek görevlilerin gözetiminde nakil vasıtalarına yüklenmesi, gelmesi, gümrüklenmesi ve kombinalara teslim edilmesi mümkün değildir. Türkiye bu ithalat oyununu daha önce de çok gördü. Gümrük kapısına yığılmış terlikler, mısırlar veya sıvı yumurtalar için bir günlük ithalat izin yasalarının çıkarılması yaşanmış örneklerdir. Bu oyunun ikinci perdesi et ithalatının özel sektör tarafından yapılmasının sürekli hale getirilmesidir. Tüketiciler et ithalatı politikalarına karşıdır.
Tüketicilerin temel talebi gıda güvencesidir. Gıdaların sürekli ve ulaşılabilir olmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) araştırma sonuçlarına göre; mevcut hastalıkların % 72’si beslenme kaynaklıdır. Tüketicilerin sağlıklı ve güvenli yiyeceklere ulaşma hakkı, gıda güvenliğinin ana ekseni olmalıdır.
Sağlıcakla kalın..
ET FİYATLARININ ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ
Bildiğiniz gibi son günlerde kırmızı et fiyatlarında bir dalgalanma yaşanmaktadır.
Bunun bir çok nedeni olmakla birlikte üç ana başlıkta toplamak mümkündür.
*Tüketicinin satın alma gücü yok olmuştur.
*Küçük üretici zor durumdadır, sattığını yerine koyamamaktadır.
*Stokçu ve fırsatçıya gün doğmuştur.Cezasını ise tüketici çekmektedir.
TUİK verilerine göre 1989 yılında 55milyon 589 bin olan küçük baş hayvan sayısı,2008’de 29 milyon 568 bin başa gerilemiştir. Büyük baş hayvan varlığı ise aynı dönemde 12 milyon 173 bin baştan.10 milyon 859 bin başa gerilemiştir.Yine aynı dönemde kırmızı et tüketimi 544 bin tondan 482 bin tona gerilemiştir.Oysa aynı dönemde et ihtiyacımız 900 bin ton civarındadır.görülüyor ki mevcut et üretimi ihtiyacı karşılayamamaktadır. Ve sorunun temelinde ise uygulanan yanlış tarım politikaları yatmaktadır.
2009 yılı verilerine göre, ülkemizde tüketilen kırmızı ette, kişi başına düşen yıllık tüketim ortalaması 15 kg iken ,bu oran almanya’ da 94,1 kg, ABD’de ise 115 kg.dır. ABD tüketicisinin yıllık tükettiği et miktarına karşılık, Türkiye tüketicisinin mevcut geliri ile ancak aynı oranda ekmek tüketmeye yetecek gelire sahip olması, içler acısı durumunu ortaya sermektedir. Başka bir deyişle sanayileşmiş bu ülke tüketicisinin et tüketimine karşılık mevcut gelirimiz ile ancak o oranda ekmek tüketebilecek durumdayız .
Bizi kuru ekmeğe mahkum edenleri, zamanı geldiğinde biz de onları asla unutmayacağız. Bu bağlamda sayın bakanın basına yansıyan görüşleri değerlendirildiğinde, bu konuda,tüketici beklentilerine ve sorunun çözümüne yönelik bir katkı sunmadığı açıktır. Öyle anlaşılıyor ki;tüketici daha uzun süre vitrinlerden eti seyretmeye devam edecektir.Et fiyatlarında kıpırdanma oldu “bu kıpırdanma ciddi bir yükseliş değil”diyen sayın bakanı seslenmek istiyorum. Önümüz Kurban bayramı Kırmızı ette ve gıdada kıpırdanmalar devam edecek,ciddi tedbirlere ihtiyaç var. Tüketiciye sahip çıkın Tüketici bu kıpırdanma ile değil,yıllardır kırmızı et yiyememektedir. Gelinen sonuç itibari ile küçük üretici hayvana muhtaç,tüketici ise ete hasrettir,sayın bakanım tüketici samimiyeti ile sormak istiyorum; Tüketici ne zaman ucuz et yiyecek? Bugüne kadar uygulanan yanlış politikalar nedeniyle ülkenin her bölgesinde hayvancılık yapılamaz hale gelmiş, tarım politikası iflas etmiş,hayvan üretimi ihtiyaca cevap veremez durumda iken ne zaman işler düzelecek bilmek
istiyoruz.
NE BEŞ KURUŞ SADAKA NEDE ZAM İSTİYORUZ .
Et fiyatındaki dalgalanmalar yıllarca uygulanan yanlış politikaların sonucu olduğu açıktır tarım politikamız çökmüştür. Ülkenin her bölgesinde hayvan yetiştiremez durumdayız. Tüketici, Sayın bakanın kayıt dışı hayvan kesimi ve spekülatörlere yönelik açıklamalarını hayretle izlemektedir. Gereğini yapmak sayın bakanın yetkisindedir sonuçlarını da kamuoyu ile paylaşmak tüketicinin en acil beklentisidir. İthalat politikası hükümetin öngördüğü etin ucuzlamasına hizmet etmeyecektir. Tarımda ithal politikalarına son verilerek üreticilere destek olunması ve tüketicinin satın alma gücünün artırılması ile bu sorunu çözüme kavuşturmak mümkündür et ithalatı çözüm değil, üretim politikalarını geliştirilmesi ve tüketiciye ucuz ve sağlıklı etin yedirilmesi bekliyoruz.
Sayın siyasi iktidar yetkilileri birazda sokağa inin tüketicinin sesine kulak verin, ama gezmek için değil dinlemek için, çözüm üretmek için , göreceksiniz ki evine ekmek almaya parası olmayan tüketicilerin fırınlardan ineğine danasına kapısında bulunan köpeğine yem yapacağım diye bayat ekmek isteyerek 300 kuruştan alıp evde ailesine yedirdiğini biliyor musunuz.
Tüketicilerin nerde kaldı gururu onuru , siyasi iktidarlar halkın refahını ve huzurunu sağlamakla mükelleftirler.
Sevgili tüketiciler sağlıcakla kalın..
TÜDER
Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Derneği
BAŞKAN
SELAMİ GÜRSOY
Alışverişte nelere dikkat etmeliyiz?
Alış verişlerde aldanmamak, aldatılmamak için bilinçli olmak zorundasınız. Sizlerin, 6 önemli kuralda bu hususlardaki haklarınızı öğrenmenizi ve yasal haklarınızı kullanmanızı öneriyoruz.
Ayıplı olan mal ve hizmetleri kabul etmeyin!
Satın aldığınız mal ayıplı olabilir ya da size sunulan hizmet ayıplı bulunabilir. Satın aldığınız malın, ayıplı olduğunu anlarsanız, 15 gün içerisinde, bu malı satıcıya geri vererek; ödediğiz mal bedelinin iade edilmesini ya da aynı kalitede bir ürünle değiştirilmesini, ücretsiz onarımını, ayıbın nedeni kadar indirimin yapılmasını isteyebilirsiniz. Satıcı bu isteminizi reddetmez. Hizmetin ayıplı olduğunu görürseniz derhal en geç 30 gün içinde, yeniden yapılmasını, ödediğiniz bedelin iadesini isteyebilirsiniz.
Sözleşmesiz Taksitli Alış-Veriş Yapmayın!
Taksitli ve ön ödemeli satışlarda yazılı sözleşme yapılması ve bu sözleşmenin bir örneğinin de size verilmesi zorunludur. Sözleşmeler sonrasında, sizi mağdur edebilecek beklenmedik bir durum ile karşı karşıya bırakacak bilgi eksiklikleri olmamalıdır.
Kampanyalı Satışlara Dikkat Edin!
Kampanyalı satışlarda, haklarınızın yasal dayanağı, imzaladığınız sözleşme olacaktır. Sözleşmede bilinmedik bir husus olmamasına dikkat etmelisiniz. Üretici firmanın mutlaka garanti belgesinin bulunmasına dikkat ediniz. Sözleşme dışında senet veya çek imzalamayınız. Ödeyeceğiniz tutara karşı da banka teminat mektubu isteyiniz. İlan ve taahhüt edilen mal veya hizmetin ayıplı bulunması halinde, satıcı, bayi, acenta, temsilci, imalatçı-üretici ve ithalatçı hep birlikte ve müteselsilen (zincirleme) sorumludurlar.
Kapıdan Alışverişe Dikkat!
Kapıdan satışlar tüketicileri daha çok zarara uğratan satış biçimidir. Kapıdan alışveriş yapmak zorunda kalırsanız, özellikle tarihsiz ve eski tarihli sözleşmeleri imzalamamanız gerekmektedir. 7 gün içerisinde, karşı tarafa hiçbir gerekçe göstermeksizin, satın almaktan cayma hakkınız bulunmaktadır. Ancak, iş bu cayma bildiriminiz sözlü olmamalı, kesinlikle iadeli taahhütlü mektup ile Tüketiciyi Koruma Derneğince ya da tarafınızca noter aracılığı ile yapılmalıdır. Bu konudaki hak aramanızı, üyesi olacağınız Tüketiciyi Koruma Derneği'nin kanalıyla yapmanız size daha az mali külfet getirecektir.
Satıcıya bildiriminizin ulaşmasını izleyen 10 gün içinde, satıcı sizden aldığı parayı, kıymetli evrakı ve sizi borç altına sokan her türlü belgeyi iade etmek yanı sıra 20 gün içinde de malını geri almak zorundadır.
Etiketsiz Ürünleri Almayın!
Perakende satışlarda sunulan ürünlerin veya ambalajlarının üzerinde o malın; cinsinin, fiyatının, malın işletmeye giriş tarihinin, yerli ya da ithal olduğunu bildiren etiketin bulundurulması gerekmektedir.
Garanti Belgesi Almayı Unutmayın!
Üreticiler, ithalatçı firmalar, sanayi malları için garanti belgesi düzenlemek zorundadırlar. Bunun yanı sıra iki yıldan az olmaması gereken garanti süresi içinde oluşabilecek arızaların ücretiz giderilmesini parça değiştirilmesi dahil sağlamak zorundadırlar. Garanti süresi içerisinde aynı arızanın 2 den fazla, değişik arızaların ise 4 den fazla olmasında, ürünün aynı kalitede yeni bir ürün ile değiştirilmesini isteme hakkınızın bulunduğunu unutmayınız...!
Yetkili Servisleri Tercih Edin!
Üretici veya ithalatçı firmalar, sattıkları sanayi mallarının bakım ve onarımı için yeterli sayıda servis istasyonu kurmak ve teknisyen bulundurmak zorundadırlar. Ürünün serviste kalış süresi, hiçbir gerekçe ile, 30 iş gününü geçemez. (Sanayi malların satış sonrası hizmetleri hakkında tebliğine göre)