MEMLEKETE HOŞ GELDİNİZ

   
  Ordu Değişim Gazetesi
  Selami Gürsoy- Tüketicinin Sesi
 


Selami Gürsoy

        TÜDER

        Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Derneği

 



 

  Yazmak  geldi  içimden

Selami Gürsoy

Türkiye de her şey yolunda mı   işsizlik yok ,  işçi yok.

Türkiye de  Ticaretle uğraşan  her kim olursa olsun  rızkını az çok buluyor  çalışmakta  azimli  istikrarlı ve doğru hedeflerle adım atan herkes başarıya ulaşmakta  ve  hedeflerini tutturmakta çaba sarf etmektedirler bunu yapanlarda hedeflerine  ulaşmaktadırlar.

İşadamları  hedeflerini tutturmak için yeni plan projeler ortaya koymakta , her konulan plan ve projeleri   ise  yeni  iş ve istihdam sahası açılması demektir.

Bu nedenle açılacak istihdam sahasına  vasıflı vasıfsız elaman ihtiyacı doğmaktadır.

Türkiye de İŞKUR denilen kurum ise iş arayanlara  ve  eleman arayanlara öncülük eden bir Kamu kurumudur.

Ne yazık ki  binlerce  kişi  iş  arıyor  binlerce  kişide  eleman aramaktadır   ancak ne işveren aradığını buluyor nede iş arayan ikisi de aradıklarını bulamamaktadırlar.

Neden mi dersiniz özellikle iş arayanlar iş beğenmiyorlar masa başı eli ayağı pasa kire dokunmayacak sabah 09:00 akşam 17: 00  olacak sabah öğle arası çay molası öğle yemek molası öğleden sonra akşam arası çay molası saat 17:00  iş bitti   iş arayanlar bunu istiyorlar.

Gelelim işverenlere  hedeflerine ulaşabilmek için mutlak surette  verimli elemanla çalışmak ister  her iş masa başı olmaz yeri geldi kazma kürek yeri geldi masa başı  olması gerekmektedir.  Elemandan  bir sonraki gün için verim alabilmek için İş kanunu  saatleri içinde çalıştırmak en doğru yol ancak yıl 12 ay bir iş yerinden ekmek yiyip  rızıklanıyorsan  saatin  17:00 olmasını  iple çekmeyeceksin  çalışılan kuruma  saygılı olarak biraz esnek olmak  gerekmez mi ?

Bu nedenlerden dolayı ne iş veren  nede  iş arayan çalıştıracak eleman bulamamaktadır.

İş arayan çok ancak iş beğenmiyorlar.

Ben işsizim iş arıyorum iş bulamıyorum ev kiramı elektrik su paramı  ödeyemiyorum ve geçinemiyorum mu diyor  vur  tekmeyi  gitsin.

İşin özüne bakıldığında İşsiz  yok  akıl  fakiri  çok .

Ben iş arıyorum diyen varsa yollayın bana.

Sağlıcakla kalınız.

OTSO DA NELER OLUYOR.

ORDU TİCARET ve SANAYİ  Odasında  geçtiğimiz günlerde  hizmet binası  yapımı  için bir çok firmadan  teklifler alınarak  ihale yapılarak  ihaleyi  alan  firma tarafından  binanın  yapımına  başlanmış ve inşaat çalışmaları devam etmektedir.

Oda  meclisinde  alınan  kararla birlikte ihale için  teklif  alındıktan sonra ihaleyi verme şartları  birbirine  uymayınca usulsüzlük ortaya çıktığı varsayılarak  bakanlık tarafından  Odaya iki müfettiş  gönderilmiş ve ihale  dosyası  ele alınarak incelemeye başlanmış olup inceleme halen devam edilmektedir sorumlular hatalı bulunursa (konu örtbas edilmezse !!!)  adalet karşısında hesap verecekler.

OTSO  Yöneticisi   adeta  havale makamı gibi.

Üyesi ile bir türlü  barışık olmayan Oda Esnafını  sanayicisini kendilerine muhalif olan herkesi  havale makamı gibi  Allaha havale ediyor.

TOBB Birliği tarafından yapılacak okul için yer arayışları devam ederken yer bulunamadığında , okul yeri bulamayınca sanayicisine ve esnafına saldırarak, bu seferde okul yeri için engel olanları Allaha havale etmiştir.

Ordu tefecilikte Türkiye de ilk beşinci sıranın içinde  diyende Oda.   

Ordu da Sanayici yok  diyerek  üyesini ve sanayicisini yok sayan da Oda.

Yani kısaca Oda ya muhalifseniz sizi de Allaha havale ediyor.

Peki bunca  beyanatlardan sonra  ne değişti de  Tefeci dediği  Sanayicisine  sahip çıkmaya başladı.

Başkan tefeci dediği sanayiciye sahip çıkmaya başladı .

OTSO nun son beyanatı:

Fındık bu sene herkese  kaybettirdi iklim şartları fındığı, fındık da üretici ve sanayiciyi vurdu.

OTSO Başkanı İklim şartlarından etkilenen fındık ürününün 2014 sezonunda her kesimi etkilediğini ve en az üretici kadar birinci dereceden etkilenen  sanayicinin , esnafın ve tüccarın da çok zor durum da olduğunu söyledi.

Üreticilerimiz sanayicilere sahip çıkmalıdır diyerek durumun  vahametinin  altını çizmeye çalışan OTSO Başkanı sözlerine şöyle devam etti.

İlimiz de ki Fındık Sanayicilerine Sahip Çıkalım ( İşte burası çok önemli )

Yaşanan bu afet sadece fındık üreticilerini etkilemedi, sanayici den tüccarına , esnafına her kesimin çok ciddi zararlar gördüğü bu sezon, herkes için oldukça zor şartlarda ilerliyor.

Bu yıl gerçekten karşımıza çok kötü bir tablo çıktı.

Fındık fabrikaları ciddi derece de iş yapamaz hale geldi.

İşçi çıkartmayla başlayan bu süreç fabrikaların kapanmasına kadar uzandı.20 Fındık Sanayici varsa bugün bu sayı maalesef 5’e düştü

Binlerce oda üyesinin vekili olamayanlar, 2015 Yılında yapılacak olan genel seçimlerinde Milletin vekili olmayı düşündüğünden olsa gerek sanayicisi ve esnafı ile barışmaya çalışıyor.

ORGİ Havaalanın isminin Recep Tayyip Erdoğan Havaalanı olsun diyerek  bu çıkışı neyi ifade etmektedir.

Binlerce üyesi bulunan oda yöneticisinin siyasi görüşü ne olursa olsun, binlerce üyesinin ayrı ayrı birer siyasi görüşleri vardır ancak  bi taraf olarak  birilerine şirin görünerek sıra yarışına  girmesi asla doğru değildir.

Körler sağırlar birbirlerini ağırlar.  

Geçtiğimiz  günlerde yasalaşan torba yasa ile ilgili  TESK Otelde bir toplantı yapılmış, güya adı bilgilendirme toplantısı olmuştur.

Kimi ve kimleri bilgilendirdiniz.

Bu toplantıdan kaç üyenizin haberi olmuştur.,

Bu toplantıya kaç üyeniz katılım  sağlamıştır.

Toplantıya katılanlar her zaman olduğu  gibi bilinen isimler ve yandaşlar.

Bu yapılan  bilgilendirme  toplantısına  hangi üyelerinizi davet ettiniz  kaç kişinin  bu toplantıdan haberi vardır,bizde bu odanın üyesiyiz hangi hizmeti sundunuz ve  ne faydanız oldu sadece yandaşlarınız  çocuklarını  odaya işe aldınız ve almaya da  devam edip ve saltanat  sürmektesiniz.

Bu tür toplantıları yaparak protokolü  çok seven her seferinde ön planda olmayı hedefleyen  bir Odamız var Maşallah.

Cesaretiniz varsa  sokağa  çıkın  OTSO Üyelerinizle oda memnuniyeti hakkında bir anket  yaptırın ama gerçek  sonucu da  kamu oyu ile paylaşın.

Üyesiz yapılan birkaç üye ile yapılan toplantılar  paneller  sadece reklam amaçlıdır.

Bu toplantılara  klişeleşmiş  bir listenin haricinde hangi üyelerinize  davet yolladınız.

Biz orada çok başkanlar gördük bir gün gelir bu saltanatta  biter ancak binlerce üyenin ahı yerde kalmaz her bedelin bir hizmeti olmalıdır bende aidat ödüyorum size  ödediğim aidatlar için şimdi de  ben sizi Allaha havale ediyorum.

Şayet  yazdıklarımız hakkındakilerin  doğruluğunu kabul etmiyorsanız kamuoyunu aydınlatacak beyanatlarda  bulununki bizler ve üyeleriniz  bilgilensin.

 

OTSO, Kırmızı Fener Sokağı yolcusu …

( Red Light District )

OTSO :  Yine uçuyor  geçtiğimiz günlerde , Ordu Ticaret ve Sanayi Odasının  üyelerinin   aidatlarının    nasıl   harcandığını defalarca   yazmıştım.

İlimiz  Ekonomisinde   durgunluk  yaşanırken   OTSO  Meclisi  sandal sefasına gidiyor üyelerinin  çektiği  sıkıntıları,  görmezlikten  geliyorlar.

ÜYE   AİDATINI   HACİZLE   TAHSİL   ET   KIRMIZI  SOKAĞA  GİT .

OTSO : Seçimlerine  girip  kazananlara  yurtdışı  tatili  bedava diye daha önce yine   yazmıştım , hayaldi  gerçek oldu.

Ben   lafa  değil  İcraata  bakarım .

OTSO :  Başkanlık  seçimleri   geçen yıl  yapılarak , Başkanını seçti seçenlerde ödüllerini  alıp  9 ve 14 Mayıs tarihleri arasında  AVRUPA  Turu   Kırmızı Fener Sokağı,  gezisinin   hazırlıklarına   başladılar.

Turun ilk günü   Hollanda  Amsterdam , Dam Meydanı, Kraliyet Sarayı, Çiçek Pazarı ,  Kırmızı Fener Sokağı   gezilecek yerler arasındadır.

Turun  ikinci günüde, Belçika, Brüksel , Kraliyet Sarayı, Çin ve Japon evleri, Grand Place,  Borsa  binası, Atomium ve heykel  stadyumu  gezilecek yerler arasında.

Turun  üçüncü ve dördüncü  gününde   Fransa , Pariste, baştan başa şehir turu, Eifel kulesinden Parise  bakış , Seine  Nehrinde  tekne  turu  ile  Seine Nehri  gezisi  yapılacak ,Tekne  turunda,  Amerikan kilisesi, Millet meclisi, ve  Sacre Coeur  Kilisesi ve  bir  çok  ünlü yerler  gezilecek yerler arasında bulunmaktadır.

Program özeti:

Amsterdam, Brüksel ,Paris   şehir turları.

Eifel  kulesi, Ressamlar  tepesine  çıkış,  Seine nehrinde  tekne turu.

Seyahat  sigortası  ve  Yurtdışı çıkış harcı dahil.

OTSO : Bütçesinden    karşılanacak   kişi   başı  maliyet masrafı  1580.00 Euro  dur.  

OTSO : Meclis  üyesi  sayısı  56  kişidir  toplamda   88.500  Euro,  yapmaktadır.  Türk parası   karşılığı  ise  250 Bin  T.L  sıdır.

OTSO : Yönetimi geçen dönemdeki   dört yıllık görev  sürelerince  228.bin Euro   yaklaşık  700.Bin T.L. sı harcayarak  bakalım  nerelere gitmişlerdi.

İtalya, Macaristan, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Gürcistan  gibi Ülkeleri gezmekten fırsat  bulamayan  meslek  gurubu temsilcileri, aidat paraları  ile  tur  düzenliyorlar.

OTSO : Seyahati  hiçbir  ticari sıfat  ve amaç  taşımamaktadır, tüyü bitmemiş  yetim  hakkı  ile  tatile  gidiliyor.

OTSO : Okuma imkanı olmayan yaklaşık 200 Üniversite öğrencisine verdikleri    bursu iptal  ederek, iptal ettikleri burs paraları ile, Sandal sefası, Klise  ve Kırmızı Fener Sokağı , ziyaretine  gidiyorler.

OTSO : Yönetimi yeri geldiğinde Ordu ekonomisinden bahsederlerken Ordu ekonomisine nasıl yön verilmesi gerektiğini tartışmaları gerekirken üye aidatları ile tatil turu düzenleyenler, Esnafın ve Sanayicin temsilcisi olabilirler mi ?

Bunun takdirini kamuoyuna bırakıyorum.

OTSO  Başkanı seçimi  kazanmanın  sevinciyle şaşkına dönmüş olacak ki  Meclis üyelerine  seçilmesi  karşılığında yaptığı  vaadini yerine  getirerek  üye aidatları ile toplanan paralarla  sandal  sefasına  gidiyorlar , üyelerine  örnek davranış sergilemesi gereken OTSO Başkanı aidat paralarının  nasıl harcandığını   göstermektedir.

OTSO nun  Üyesi olarak, benimde ödemiş  olduğum  aidat bedelleri ile yapacağınız Sandal sefası, Klise ziyareti, (KIRMIZI  FENER SOKAĞI) (Red Light District) gezileri için harcadığınız paralar yetim hakkı beyler yetim hakkı..  , Hollanda  Amsterdam da Gezilecek yerler  arasında  dünyaca  ünlü (KIRMIZI  FENER  SOKAĞI) veya (Red Light District) in neresi olduğunu ne mana taşıdığını gazetecilik etik kuralları gereği burada yazmak istemediğimden merak eden OTSO üyeleri ve okurlarımızın  lütfen  Geoogl’e  (Kırmızı Fener Sokağı ) veya (Red Light District )  yazarak   bilgi  ve  görsellerine  ulaşabilirler.

Bu  arada    kutuları yanınıza almayı unutmayın  benden söylemesi.

OTSO  Ne işiniz  var  ( Red  Light District )  Sokağında   ve  Klise, de ?

Yoksa  Kırmızı Fener Sokağı nın  örnek ticaret anlayışından  ilimize  yatırım yapmayı mı  planlamak tamısınız ?

Yoksa bu konuda ticari işbirliği gibi yatırım sözleşmeleri, imzalayarak  istihdama   katkıda mı  bulunacaksınız ?

OTSO  Başkanına soruyorum, Biz  üyelerin  paralarını ne amaçla harcıyorsanız  bunu  bilmek, Kamu oyunun hakkı  değimlidir? Hakkıdır diyorsanız  Kamuoyuna ve  üyelerinize  açıklama  yaparak  gidin  yolunuz açık olsun.

Binlerce üyesi bulunan meslek gurubu temsilcilerine bunu kesinlikle yakıştıramıyorum.

OTSO Hizmet   binasını  parasızlık  yapamazken yurtdışı  gezileri devam ediyor.

OTSO Başkanı  Alma  mazlumun ahını çıkar aheste aheste, siz üyelerin paralarını   bu dünyada bu şekilde harcar durusunuz ama  öbür dünyada  kul hakkının hesabını  veremeyeceğiniz ,Klise  ziyaretinden  belli  olmaktadır.

Sakın ha Tur programını  değiştirmeyin ( KIRMIZI FENER SOKAĞI ) Tur programına yanlış yazılmış demeyin  veya Tur programının içine göstermelik bir Fuar ziyareti veya iş görüşmesi eklemeye zahmet etmeyin çünkü Meclis üyelerinize dağıtılmış Tur programı elimizde mevcuttur, dönüşünüzdeki  yazımda KIRMIZI FENER SOKAĞI nın neresi olduğunu ve açılımını  burada  okurlarımızla paylaşacağım ,aman siz siz olun yine de dikkat edin anlık Kırmızı Fener Sokağından  ve  Kilise den internete  düşebilirsiniz.

OTSO Tur  programını merak edenler E-mail adresimden isteyebilirler.

Sağlıcakla kalınız.

 

OKUL YERİNİ  BULAN BAŞKAN

TOOB  Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından İlimize yapılması planlanan  Ordu Teknik ve Endüstri Meslek lisesi için  OTSO Başkanlığı  tarafından  uzun süre  yer arandı  bulunamadı  ,  yer arayışına  giren OTSO  Organize sanayi bölgesinde bulunan arsanın  peşine düştü uzun uğraşlar neticesinde Organize  Sanayi Bölgesi Müteşebbiş  heyeti arsanın tahsisine onay vermedi.

Organize  Sanayi Bölgesi  sanayicileri  Okul yapımına ve yerine karşı değiller, Başkanlarının tutumlarına  karşılar .

OSB Üyelerinin de kayıtlı olduğu Oda   OTSO dur .

OTSO Başkanı  gazete  beyanatlarında ,

 Ordu da sanayici yok , Ordu tefecilikte ilk beşinci sırada ,  Sanayiciyi Allaha havale ediyorum  derseniz , Organize Sanayi Bölgesindeki arsanın   okul yeri için tahsis edilmeyeceğini  defalarca  yazdım.

OTSO Başkanı  yazılan  yazıların etkisinde  kalmış  olacak ki  OTSO  nihayet  okul yerini buldu.

Eski okulun olduğu yerde atıl binalar yıkılarak  buraya okul yeri yapılması planlanmış.

OTSO  Başkanı  azimle ve gayretle  çalışarak okul  yapım  yerini  bulmuş , yapılacak yatırımın  ilimizde  kalmasını  sağlamıştır.

Başkan  yolun  açık olsun ha gayret biraz daha yatırım lazım.

Bu arada  Havaalanın ismini  de unutmayalım.

 

 

 

 

HAYAT  BÖYLE  BİR  ŞEY

 

 

 

 

Daha önce yazı köşe  yazarlığı   yaptığım  gazetelerden birisinin sahibi  beni ziyaret ederek  gazetesinde  gerek  haber niteliği taşıyan,  gerekse  köşe  yazısı  yazarak  gazetesine katkıda  bulunmamı  istemişti.

 

Bende   bu teklifi  kabul ederek   zaman zaman  köşe yazılarımı yolluyor  zaman  zaman ise  haber niteliği taşıyan yazılarımı yolluyordum.

 

Köşe   ve  haber niteliği  taşıyan yazılarımda  İlimizin sorunlarını dile getiriyor  okuyucularla    paylaşmaya  çalışıyordum.

 

Köşe yazılarımda  OTSO  Ordu Ticaret  ve Sanayi Odasının  hizmetlerini, eksikliklerini , ülke ülke  gezerek  üyelerin  aidatlarının  nasıl  harcandığı  konularına  sık sık  değiniyordum  birileri  yazılarımdan  rahatsız  olmuş  olacak ki  son kez  yazımı yolladığımda  yazıma  sansür konularak   yazım  sansürlenerek   yayınlanması  engellenmişti , yanıma bizzat  gelerek  gazetede  yazı yazmamı  isteyen  zatı   arayarak  sordum , yazı  yolladım  neden  yazımı  yayınlamadınız dediğimde  benim yazılarıma  sansür  koyduğunu  ifade  ettiğinde  gazete  ile  olan  ilişiğimi  kestim .

 

Hani  insanların  haber alma özgürlüğü nerede  kaldı.

 

Gazete  sahibi   yandaş mı  olmalı  istediğini yazdır, istemediğini  yazdırma.

 

Mevlam Neyler, Neylerse Güzel Eyler

 

 


 

ORDU DA  TURİZMDE  HİZMET

 

 

İlimiz   batıdan , Samsunun    doğudan  Trabzon  illerinin  arasına  sıkışmış   adete  preslenmiş  il  konumundayken   son  beş  yılda Havaalanı ,Akdeniz  dereyolu,  Üniversite , çevre yolu,  yapımları  hızla devam  ederken  konaklama ve   hizmet    sorunu   yaşayan  ilimize  birçok  yatırımcılar konaklama  tesisleri  yapmaya  başladılar

 

Turizm  şehri  olmaya  aday  şehrimizin  olmazsa  olmazları  olan , konaklama  tesisleridir,  konaklama   yatak  kapasiteleri  her  geçen  gün  artmakla  birlikte   yeterli konumda olduğu kanaatinde değilim .

 

Mevcut  yapılmış  olan  konaklama tesislerinin hizmet  kalitesine  bakıldığında  maalesef   çok  yeterli konumda  değillerdir, görsel   olarak  konaklama  tesislerine  bakıldığında  muhteşem   ancak  hizmetlerine   bakıldığında  hayal   kırklığına  uğrayabiliyorsunuz,  ilimize   konaklamalı  gelen  yerli  yabancı  turistler  bu  tesislerde  gerekli   hizmeti alamadığında  bir  daha  ilimize   gelmesi  düşünülmesi   zor.

 

Milyon  dolarlık  yatırımların  ilimize  yapılması  sevindirici  ancak hizmet yeterliliğinin  tam olarak  bulunmaması   ise  üzüntü vericidir.

 

İnsanlara  verilen hizmet  sınırsız ve kusursuz  olmalıdır.

 

İnsan  odaklı  çalışmakta olan   hizmet  sektörlerinde  gerek   kalifiye  eleman sıkıntısının  gerekse   diğer  sorunların  bir  an  evvel  ortadan  kaldırılarak  hizmetlerin  kusursuz  ve  tam olarak  yapılması  gerekmektedir.

 

En  iyi  yatırım insana  yapılan  yatırımdır.

 

 


GÜNÜMÜZDE    SİYASET

 

Ordu Büyükşehir  oldu olacak derken  nihayet  büyüdük.

Yerel seçimlere üç ay kaldı, Başkan adayları da  sessiz sedasız gidiyor,  pek  sesleri çıkmıyor , seçmende heyecan yok .

Bazı  partilerin  Altınordu Belediye başkan adayları henüz belli olmadı  bekleyiş sürüyor.

İktidar partisinin  Büyükşehir adayı kim oldu , olacak  derken  nihayet  Büyükşehir Belediye Başkan adayı belli oldu.

Büyükşehir Belediye Başkan  adaylığı  çok konuşulur oldu , kulaktan kulağa  her gün  yeni bir   fısıltı  haberleri  uyuduk  uyandık , yok  şu aday olursa kazanır, yok şu olursa  mevcut başkanla yarışır, yada  filanca olursa hiç  kazanma  şansı  yok , dedik  durduk , esnafta iş yok güç  yok , sokaklar işsiz dolu , ekonomi durgun seyrediyor ,  işi  gücü unuttuk , her gün  birilerini  Belediye  başkanı yapıyor ertesi   gün onu indirip , bir başkasını  Belediye Başkanı yapabilir duruma geldik.

Dünyanın  en fakir ve  işsiz ülkelerinde bile bu kadar  siyaset konuşulmaz , çünkü fakir ülke vatandaşları  geçim derdine düşmüş , akşam eve götüreceği  ekmeğinin  hesabını yapar durumdadır onlar için  kim seçilmiş  çokta   umurlarında   değil.

Bizde  ise tam tersine  hem  geçim derdindeyiz,  hem de  mangalda kül  bırakmıyoruz  bu  işler konuşmakla, bilgi  kirliliği yaratmakla  olmuyor.

Bizler  şunu iyi  düşünmeliyiz  Ordu ya , kim daha iyi  hizmet verir bunu   belirler ,  sandık  önümüze geldiğinde de tercihimizi  kullanırız.

Her zaman  birilerini yerden yere vurduk , birilerini de  göklere çıkardık  yere  vurduğumuzda , göklere  çıkardığımızda , Ordu’ nun insanıdır.


 

TURİZİMDE   BEKLENTİMİZ   YOKMU ?

 

Aralık   ayının   en soğuk gününde bu otelde kalın  yaşamadıklarınızı  yaşayın.

Otele   arabanızla  gittiniz   karda  kışta ,saatlerce  otopark yeri arar  bir görevli  bulamazsınız.

Otel   girişinde   kapıda  sizi  karşılayan  bir görevli  bulamazsınız.

Otel  restaurantında  yemek  yemek  isterseniz  ortam  soğuk üşürsünüz.

Otel  kaloriferleri  yeterince   yanmaz   adeta  donarsınız.

Odanızda sabah  uyandığınızda  kaloriferler  sönmüş  oda  buz gibi.

Sabah  kalktınız   kahvaltınızı  yaptınız  hesabınızı ödediniz, bir daha bu otele  gelmemek  üzere , çıkış  kapısına  yöneldiniz  sizi uğurlayan  ve  yine  bekleriz  diyen  bir  görevli  bulamazsınız   çünkü  artık  sizden  beklentisi  yoktur  o  otelin , otelin  merdivenlerinden   kayar  kayar  gidersiniz.

Bu  otelde bir daha   kalmamanız için  sanırım  bunlar   yeterlidir.

Daha  önceki  yazılarımda da  yazdım  Ordu nun   geleceği turizm kenti olmasındadır, yıllardır  turizm   diye  bas bas bağırdık  durduk  biz söyledik   biz  dinledik,  turizm   denince, ilk  akla  gelen    konaklama  tesisleri  ve hizmetleridir.

Ordu da  konaklama   tesislerinin   hizmetleri  yeterlimidir , bence asla .

Otel  girişlerine  ve  tabelalarına  takılan   yıldızlarımı  hizmet  verir ,yoksa   işletmeci  ve  yöneticilerimi    hizmet  sunar , tabii ki  önce  işletmeci  sonra iyi  bir yönetici   olmak  gerekir  ister  beş,  ister  on yıldız olsun , isterse  hiç  yıldızı  olmasın ,misafirin   Ordu dan  götüreceği  tek şey   ilimizden   aldığı  izlenimleridir.

İlimize   gelen  misafirlerin  Ordu dan  ayrılışlarında   ilimize  bakış  açıları olumsuz  yönde  ise  yazıklar  olsun   böyle işletmecilik  yöneticilik  ve  konukseverlik   anlayışına   böyle  giderse  turizm de  daha çok  bekler bekler  durursunuz.

Bu  tarz  hizmet  anlayışı  ile  hizmet  eden   otel   zarar  etmeye mahkumdur  bu  nedenle   kaloriferler   yeterince   yanmaz,  yeterli   personel  bulunduramaz, bulundurduğunuz  personele de  hizmet içi  eğitimleri  aldıramazsınız  ve  bekler bekler  durursunuz


Esnafın   Oteli  esnafın ayağını  kaydırıyor

 

Geçen hafta  İl dışından  misafirim  gelmişti, en yakın yer olarak seçtiğimiz  TESK Otelde  konaklamasını  tavsiye ederek otelde  konaklaması   tavsiyesinde bulundum.

O günün  akşamında  , üst kattaki  restaurant  bölümüne dört kişi ile  birlikte  yemek yemek   için gittik , dışarıda  kırk  cm kar var  lapa  lapa kar yağıyor  restaurant  bölümünde  kaloriferler  yeterince yanmıyor  içerisi  soğuk  oturduğumuza da  pişman olduk  , bu  nedenle fazla oturmadan kalkmak zorunda kaldık  otelden ayrılmak  için çıkış  kapısına  geldik merdivenlerde  serili   kırmızı  halı  yer  yer  toplanmış  kaymış  ve  üzeri karla kaplı haldeyd, bizde  toplanmış  halının  üzerinden inmemizin tehlikeli olacağını  düşünerek    halı olmayan merdivenlerden inmek  istediğimizde her adımını merdivene atan  kendini  yerde  buluyordu  peş  peşe dördümüz birden düşerek yere kapaklandık   merdivenler  granit  kaplı kar  ve buzlu  hiçbir tedbir alınmamış   görevliler keyfi aleminde , etrafta  görevli  yok  biz  kazasız  belasız  yerden kalkarken  camdan  bakan  görevlilere  dualarımızı da esirgemedik.

Misafirimi otelde  bırakıp  ben otelden ayrıldım , ertesi  sabah  misafir arkadaşım  sabah  kalktığında otelin kaloriferlerinin  yanmadığını görevlilere  söylemiş  sonuç aynı, bana da  kaloriferin yanmadığını söyledi, asıl utanması gerekenler  ortalıkta yoktu , ama ben ciddi anlamda üzüldüm  ve  utandım ,bu kar kış günü  odalarda kaloriferleri kapatmak akılcı bir iş değildi , bir haftalığına  konaklamalı gelen  misafirimi  o  gün TESK Otelden alarak bir başka otele  konuk etmek zorunda  kaldım.

Esnafın oteli diye  gittiğimiz , görünüşü   bina yapısı  ve tabelasındaki dört yıldızına aldandık , otelcilik  anlayışından  uzak  ilkel şartlarda otelcilik  anlayışı  ile hizmet vermeme gayreti içinde  olanlar yazık etmişler otelciliği.

TESK otel  tabelasında  dört yıldızı  var   , değil dört  yıldızlı  otel olmayı  , ancak benzeri  varoş  semtlerinde  bulunan  otel   konumundakilerle  hizmetleri aynı konumdalar.

Hizmette  sıfır  noktada   bulunan , TESK   Otel ve Restaurant , asıl işi üyelerine hizmet vermek iken , üyelerin sorun ve problemleri ile yakından ilgilenmek  yerine asıl amaçlarının  dışında ,  ticari  faaliyette  bulunarak  yaptıkları  işi de  , otel  ve restaurant  düğün salonu  işletmeciliği  anlayışından  uzak  bir anlayışla  hizmet vermeye çalışmaktadırlar .

TESK Otel  bu anlayış ve hizmetle zarar ediyor ki  otelin kaloriferleri yeterince yanmıyor ve sabah  kalktığınız da  kaloriferler kapatılmaktaydı.

İlimize  gelerek bir hafta konaklamayı  düşünen  ve otelinize yerleşen ve ikinci günde otelinizi terk ederek   bir başka otelde konaklamaya   devam eden  misafire  neyi  anlatacaksınız .

Yıllardır Ordu daki   beklentimiz  turizm diye  bas bas bağırdık ama  sonuç turizm tesislerinde hizmet sıfır.

 Bu hizmet  Ordu Turizmine de zarar vermektedir.

İlimize  gelerek  TESK otelinizde  konaklayan misafirlerin   İlimiz hakkında  daha fazla olumsuzluklar yaratmaması  açısından   Otelcilik  sizin işiniz  değil  bu işi bırakın asıl  işinizi  yapmaya devam edin , inatla yapmak  arzusu içindeyseniz  ilimiz  ekonomisine  zarar vermektesiniz .

TESK  yöneticileri  beyler , bu tür kurumlar  kimsenin  babasının  malı olmadığı gibi  kimsenin de  saltanat köşkü  değildir.

Yıllardır hizmet kusuru olan ve hizmetlerini  yapamayan kurum ve kuruluşları    eleştiriyorum aksine  sözü olan varsa cevap haklarını da kullanabilirler.

 Asıl  sözüm   TESK otelin  yöneticilerinin  ,  aslolan  olan işlerini  yapmalarını  tavsiye  ederken  takdiri  Esnaf ve Sanatkarlar Odasının  değerli üyelerine ve kamuoyuna bırakıyorum

 


 

Okul yeri bulamayan Başkan

 

TOBB  tarafından  Ordu ya yapılması planlanan Endüstri meslek lisesi  yapımı  hususunda arsa arayışında bulunan Ordu Ticaret ve Sanayi Odası  başkanı,  okul yeri için arsa  bulamadıklarını  defaten   basın açıklamaları ile açık açık  beyan etmiştir.

 

Organize sanayi bölgesinde  bulunan  arsayı okul yapım yeri için  defalarca talep etmişse de  sanayici  başkanın isteklerini  veto  ederek  talebi reddetmişlerdir.

 

Daha  önceki  yazılarımda da yazdım  oda  başkanına  ama  yazdıklarımı dikkate almamış olacak ki  sanayici okul yeri için  arsa  tahsisi  yapmayacaklar dedim.

 

TOBB  nin  yapacağı  okul için arsa  bulamayınca,  oda  başkanı  başbakanın  Ordu ziyaretinde konuyu  Başbakana  taşıyacağını ifade etmişti.

 

Şimdi  merak  ediyorum  oda başkanı   okul yeri  bulamadığını , var olan arsayı da  sanayicinin Okul yeri olarak tahsis etmediğini   Cumhurbaşkanın Ordu ziyaretinde  konuyu sayın Gül’e  iletti mi  kamu  oyu  merakla  bunun cevabını  beklemektedir.

 

Başkan  çaresini  bulmuş  galiba  arsa  bulamasam eski okulu  yıktırır  yenisini yaptırırım diyor evet yıkmak  sizin  işiniz  ama okul yapmak Türkiye Odalar Borsalar Birliğinin işidir.

 

Oda başkanı  yapılması planlanan okulu  Ordu Ticaret ve Sanayi Odası yaptırıyormuş  gibi  lanse  ederek  para  var okul yeri yok  gibi  kamuoyunu  yanıltıcı   beyanatlarda  bulunarak   üyelerini  yanıltmaktadır.

 

         Kamuoyunda  kendisini ön  plana  çıkartarak  bu tür söylemden uzak durmayan  başkan önce kendi  başkanlık yaptığı  Ordu Ticaret ve Sanayi Odasına  bakmak  gerekir şehrin ve pazar yerinin  ortasında kalmış  günümüz  teknolojisinden uzak içler acısı bir durumdayken, madem  para var okul  yeri  yok  gibi  beyanatlarda  bulunuyorsan , madem  para  varsa  önce  üyelerine yeni  bir hizmet  binası  inşaatına  başlaması gerekir.

 

Konu oda binasına gelince yine yazmadan duramadım , eski  sebze  ve  meyve  halinin bulunduğu  arsaya  oda  binası  yapılması  için  plan  proje  çizildi  bunun  için  mimara yaklaşık  yüzbin  lira  para  ödemesi yapıldı ,  daha  sonra  yapılan  proje  oda   meclisinin  gündemine gelince  uzun  tartışmalara  neden  olan  proje  rafa  kaldırılarak   yeni  proje  çizimi yapılması için  karar  alınarak  yeni  proje çizilmesine başlandı  bunun içinde  sanırım elli bin lira  daha  ek  proje  bedeli ödenir.

 

OTSO yu gerek  yurtdışı  gezi  harcamaları  gerekse  bu tür tutum ve  davranışları  ile  zarara uğratan  başkan  sanırım  en kısa  sürede  oda inşaatına  başlar, inşaat  yapım  işlerini de yandaşlarına verir,  bizde  bunun  takipçisi olup kamuoyuna bilgilendireceğiz.

 


GÜLE  GÜLE   GÜL

 

Türkiye  Cumhuriyetinin  11. Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül  31 yıl aradan sonra  Cumhurbaşkanı  olarak ilk defa Ordu ilimizi  ziyarete geldi  hoş geldiniz  sefa geldiniz.

Dile kolay 31 yıl sonra ilk defa  bir Cumhurbaşkanı  Orduya  geliyor ve Ordu  bayram ediyor. Cumhurbaşkanımız  adına  52 bin adet  fidan dikiliyor, Ünye Fatsa ve Ordu da halka hitaben konuşma  yapıyor  alkışlamak  isteyenler  alkışlıyor.

Halka hitaben  konuşmasını televizyondan  izliyordum  konuşmasının  bir kısmında  tüm Türkiye yi  adım  adım  ziyaret  edeceğini  belirtiyor  yolunuz   açık olsun Cumhurbaşkanım .

Sayın Cumhurbaşkanı bu görevini  2007 yılından  beri  yürütmektedir .

Cumhurbaşkanımızın  görev  süresi  dolmak  üzereyken  yerel ve  genel seçimler  öncesi  sanki siyasi  bir  partinin  Cumhurbaşkanıymış   gibi  Türkiye yi adım  adım  dolaşması doğrumudur bilemem , ama  bu zamana  kadar  tüm Türkiye yi  dolaşması gerekiyordu, Ordu 31 yıl sonra  bir  Cumhurbaşkanını   ağırladıkları için  takla  atıyor   beklide  Türkiye Cumhuriyeti  tarihi  boyunca  Cumhurbaşkanlarının   gitmedikleri  iller  vardır oda ayrı  bir sorun.

Cumhurbaşkanımızın  bir yeri ziyaret etmesi gayet  doğal bir durumdur, ülkenin  en ücra köşesinde , köyünden  mezrasına   kadar  gidip  görmesi,  halk  arasında  memmuniyet  verici bir durumla  karşılanır , her  gittiği  yerde  halk  bağrına  basar , daha fazla  sevgi  toplar,  daha  fazla  kendisine  güven  duyulur  bu  bir  gerçektir, ancak bana  göre  gezinin  zamanlaması  çok  önemlidir,  Belediye  başkan  adayları sokağa  çıkmış  seçim  çalışmalarının  yapıldığı  bu  zaman olmamalıydı.

Daha  geçenlerde   Gürcistan  Cumhurbaşkanı  Saakaşvili  Orduyu  ziyaret etti bizim Cumhurbaşkanımız 31 yıl sonra Ordu ya yeni geliyor.

Cumhurbaşkanımızın  kendi  görev  süresinin  dolması ,  önümüzdeki  yerel ,ve  genel seçimlerin öncesindeki  ziyaretlerini  manidar   bulmuyorum .

Hoş  geldin  sefa  geldin  Cumhurbaşkanım, 31 yıl sonra  2044 yılında  Ordu yu  bir Cumhurbaşkanın  tekrar  ziyaret  etmesi  dileklerimle   güle  güle   GÜL.


OTSO Başkanı Sanayici den VETO yedi
 TOBB Türkiye odalar birliği ve Ordu Ticaret ve sanayi Odası arasında imzalanan protokolle Ordu ya Endüstri Meslek Lisesi binası yapılması planlanmaktaydı , ancak okul yeri belli olmadan Ticaret odası seçimleri öncesi apar topar protokol imzalandı ve okul yeri yılan hikayesine döndü.

Ordu da tek okul yapılacak Organize sanayinin içindeki arsamıdır, başkan bu konuya takmış bir kere , ben bu konuyu defalarca köşemde yazdım  yazmaya da  devam ediyorum.

OTSO Sanayicine  ve üyelerine meydan okurcasına  Ordu da sanayici yok , Ordu tefecilikte ilk beşin içinde, siz derseniz , havale makamı gibi Sanayiciyi Allaha havale ederseniz sanayici size neden arsayı tahsis etsin ki , üyesiyle barışık olmayan üyesine ateş püsküren ilk ve tek oda olma özelliğiniz var.

Başbakanın Ordu ya gelişinde sanayiciyi şikayet edin ki belki arsayı size tahsis ederler oda başkanları görevleri süresince siyasi davranmamalı , siyaseti ağzına almamalıdır okul yeri bulamadım başbakana konuyu aktaracağım demek oda başkanının görev acizliğini göstermektedir ağlamayın size emzik veren olmaz.

Mevcut oda başkanının geçmiş siyaseti ve şimdiki siyasi görüsü bellidir , ancak bunu oda başkanlığı döneminde açık acık deklere edemezsiniz. Oda siyasi yer degildir.

Okul yeri bulamadıysanız  sokağa çıkın arsa sahiplerinden bağış arsa isteyin ama buna yürek ister.

Sayın başkan havaalanının isminin ne olacağı  size mi düştü  yok ismi şu olsun yok bu olsun , sizler asli görevinizi yaparak can çekişen ekonomide üyenizin esnafın halini görünüz , tuzu kuru olanlar nemli tuzla uğraşmazlar ancak bundan sonra gitseniz de nafile çünkü sanayici ve üyeniz sizi ve sesinizi duymak istemiyorlar.

Bu nedenle ki Okul yeri tahsisi için Organize sanayi müteşebbis heyeti bir kez daha okul yerini size tahsis etmeyerek talebinizi  veto etmiştir.

Sayın Başkan daha önce defalarca yazılarımda yazdım sanayici size okul yeri vermeyecek dedim ve gerekçelerini de yazdım siz halen ısrar ediyorsunuz veto yemeyi seviyorsunuz galiba.

Bugünde yazıyorum yarında yazacağım  siz olduğunuz müddetçe sanayici o arsayı okul yeri olarak tahsis etmeyecektir.

Sayın başkan  sizin için Ordu ya yapılan yatırımlar daha önemliyse siz OTSO başkanlığından istifa edin  sanayici okul yerini tahsis edeceği kanaatindeyim , asıl sorun okul yeri değil asıl sorun sizsiniz.
Geçmiş beyanatlarınıza  açıklık  getirip sanayici ve üyelerinizde barışık olursanız daha iyi olacağını umuyorum, bundan sonra  isiniz zor , siz sanayiciyi ve üyelerinizi temsil edemiyorsunuz.
Sanayici de bunun bilincinde  zaten

 

Sağlıcakla kalınız


 

Merhaba  Sevgili  okuyucularım

Malum  seçimler yaklaşıyor   aday adayı  reklamları yavaş yavaş mide  bulandırmaya başladı  sadece reklam olsun diye    filanca  partiden aday  adayı,, be kardeşim  kimsin, nesin  ,nerden  , çıktın nerde yaşıyordun, ben elli altı yıldır  Ordu da yaşıyorum aday adayının adını  bile duymadım kim bunlar,   yok  büyükşehir  belediye  başkan aday adayı ,  yok   Altınordu  belediye başkan adayı , sizler kendi  reklamlarınızı yaparken  sizin  mensubu  olduğunuz partiye oy verecek olanlarda  midesi bulanarak sizlerin  adayınıza   oy vermeyecektir.

Belediye başkanlığı için aday  adayları önce aynaya bakmalı  Ordu lu  olmak  ayrı bir şey   belediye  başkanlığı ayrı  bir şey  siz  bunca sene  Ordu dışında yaşayıp  Ordu nun  sorunlarına  çare olamazsınız Ordu yu ne kadar tanıyorsunuz  Ordunun  sorunlarının  tamamını  biliyor musunuz ,  çare olmak için Önce Ordulu olmak sonra da Ordu da yaşamak lazım.

Bekleyelim görelim  aday adayları  birer birer çıksınlar ama  seçmeninin midesini de  bulandırmayın .

Kaş yaparken  göz çıkartmayın, bunu  önce  siyasi parti  il başkanları  dikkate alarak hassas davranmaları gerektiği inancındayım.

                             

Sağlıcakla kalınız   



ORDU  DA  SANAYİCİ YOKMUŞ

 

Merhaba  sevgili okuyucular  yazıma  bu şekilde  bir başlıkla girdim ama bunu ben demiyorum.

Geçtiğimiz günlerde gazete manşet haberlerinde Ticaret ve Sanayi Odamızın  başkanının  beyanatı vardı ORDU da sanayici yok diyor.

Odanın  binlerce üyesi var  maşallah hepsi keyfi aleminde ne sesi çıkar nede sorununu  dile getirir, demek ki hiçbir sorunları yok  sesleri de çıkmıyor diye düşünüyorum.

Üye  hakkını aramalıdır ,haksızlıklara göz yummamalıdır, hakkında yapılan olumsuz eleştirilere de cevap vermelidir diye düşünürken  aslında konu öyle değilmiş.

SANAYİCİ  BAŞKANI  TANIMIYOR

Ticaret ve Sanayi Odası   sanayiciyi karşısına almış vur Allah vur  Sanayiciye  tefeci dedi, Allaha havale etti,  daha neler neler ,sanki Allaha havale makamı gibi , kanarya  sevenler  derneği  gibi oda yönetiliyor , okul için yer bulamadım diyor, sanayiciyi  ve  Ordu yu Başbakana şikayet edeceğim  diyor.

Elinden  geleni ardına  bırakma.

Oda  kimsenin ego tatmin yeri olmadığı gibi kimsenin  babasının malı da değildir.

Oda   sanayicisine ve  üyesine kucak açmalıdır.

Makamlar  gelip geçicidir, Allah  selamet  versin biz ne başkanlar gördük  kimseye baki kalmadı sizede baki  kalmayacak  ancak yarın yaptıklarınla anılacaksınız eğer bir kişi de hırs aklın önüne geçiyorsa , başarısızlığa doğru  gidiyor demektir.

Sanayici artık  sizi muhatap alarak cevap bile vermiyorlar,  siz işte  burayı anlayamıyorsunuz.

 


 

OTSO  OKUL YERİ BULAMIYOR

OTSO  Başkanı  Organize sanayi  bölgesindeki  arsaya Endüstri Meslek Lisesi okulu  yapımı için girişimlerde   bulunmuş, TOBB ile  protokol imzalamıştır.

OTSO okul yapımı için protokol imzalamadan önce mevcut arsanın  İl Milli Eğitim müdürlüğüne tahsis edilmesini talep edilmiş, ancak Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Teşekkül heyeti talebi reddetmişti. Hal böyle iken okulun yeri net olarak belirlenmeden, okul yeri bulunmadan apar topar Ankara’ya giderek TOBB ile protokol imzalamanın ne anlamı ve gereği vardı. Bunu anlamak mümkün değil.

Sayın başkan Organize Sanayi Bölgesindeki mevcut  arsayı Müteşebbis

Teşekkül heyeti  size tahsis etmediler.  Şimdi  mutlaka (B) planınız vardır

Sayın OTSO başkanı , yaklaşık altı aydan fazla bir zamandır okul yeri bulamadığından yakınmaktadır.

Sayın  başkan sizin yanlış hesabınız Bağdat’dan döndü.

Aslında  Organize Sanayi bölgesindeki  arsaya  Ordu Ticaret ve  Sanayi Odası yeni hizmet binası yapılması gerekiyordu .

Sanayicilerle  bire  bir  görüşmeler  yapılıp  sanayicilerin   fikirlerinden   faydalanıp  daha  iyi  birliktelikli  yol  kat  ederdiniz oysa siz sanayiciyi  karşınıza   alarak   geçmiş dönemde sanayiciyi   Allaha havale ettiniz, Ordu  tefecilikte  ilk  beşinci  sırada  diyerek  üyelerinize karşı bu şekilde tutum  içinde  bulunarak  beyanatta  bulunursanız sanayicilerinde   size okul yeri vereceklerini mi bekliyorsunuz.

Sayın Başkan   isteseydiniz   gerçek anlamda   bunu başarabilirdiniz  ama ne mümkünkü  OTSO başkanı olarak siz  sanayicinin  ayağına  gitmez   derdini  dinlemez  sorunlarına  ortak  olmaz  bu yüzden olacak ki      bir türlü sanayicilerle  yıldızlarınız  uyuşmadı  bu  vesile  ile  sanayicisini  tanımayan oda başkanını   sanayici   hiç  tanımadı.

Bundan sonra sanayicilerle  görüşmeler yapsanız da nafile.Ekonominin   lokomotifi  olarak  değerlendirilen  sanayiciyi  yok sayarsanız gün gelir  sanayici ve  esnaf  sizi tanımazlar.

Sayın  OTSO Başkanı  gazete beyanatlarınızda  okul  için yer bulamadık diyerek  ağlayıp  duruyor   niye  dert yakınıp  durmaktasınız  OTSO  ağlama  ve  dert   yanma  yeri  değildir.

Ordu nun  bütün sorunları  bitmiş  gibi  okul  yeri  bulamadık diye  yakınıp duruyorsunuz ,o zaman minareyi çalan kılıfını hazırlar, önce okul yerini  bulur  sonra  protokol imzalardınız olur biterdi.

OTSO  Başkanlık  seçimleri  öncesi ,seçimlerde  kullanmak için apar topar okul yapımı için  protokolu  imzalarsanız olacağı bu  olur .

Bunun adı  dereyi görmeden paçayı sıvamaya  benziyor.

Bana göre sanayicilere  tahsis edilmiş  bir arazinin içinde bulunan arsaya OTSO  yeni hizmet  binasının yapımı yakışırdı .

Organize sanayi deki  arsayı OTSO adına tahsis etme imkanı varken eski sebze ve meyve halinin arazisine  yaklaşık  iki milyon TL para ödediniz  yazık değimlidir , üyelerinizden icra yoluyla tahsil ettiğiniz paraları  nasılda keyfiyete   binaen harcamada  bulunuyorsunuz.

Sayın OTSO  başkanı  okul yapımı için arsa bulamayınca  saldırmaya  başladı.

Sayın  Başkan konuyu  Ankara ya  taşıyacakmış  Başbakan Aralık ayında Ordu ya geldiğinde   durumu  izah edip  ben okul yeri  bulamadım diye  dert yakınıp  şikayette   bulunacakmış.

Sayın  OTSO  başkanı kimi  kime şikayet edeceksiniz  Sayın Başbakana  Sayın Valimizi mi , vekillerimizi , sanayicilerimizi  şikayet  edeceksiniz .

OTSO yu ne hale düşürüyorsunuz   buna  kargalar  bile güler.

Zaten bundan sonrada   Organize  sanayi  bölgesi Müteşebbis Teşekkül heyeti size kesinlikle okul yeri için arsa tahsisi yapmayacağı inancındayım.

Kaldı ki bundan sonra Sanayici  Odadan ayrılıp  kendi Sanayi Odası nı kurma çalışmalı ile ilgili  faaliyette  bulunacaklarını hissetmekteyim artık Ordu Ticaret ve Sanayi Odasının  Sanayicileri  temsil edemediğinin farkına varmışlar geç bile kalmışlar.

Sağlıcakla kalınız .


 

OTSO  NUN  DÖRT YILLIK  RAPORU

İşte  ORDU TİCARET  VE SANAYİ ODASI

SELAMİ GÜRSOY

Yaklaşık dört yıl önce Ordu Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri yapılarak başkan ve komisyonlar seçildi ve hizmet süreleri doldu  2013 Yılı  Haziran ayının 8 inde    meslek  komiteleri  seçimleri , ardından odanın  meclisi oluştu  kendi aralarında  meclis başkanı ve başkanlık seçimi   yapılarak, meclis başkanı değişerek oda başkanlığı için  eski başkanla yola devam kararı aldılar inşallah Ordu muza hayırlı olur.

OTSO Geçmiş dört yıllık sürede bakalım neler yapmış.

OTSO  Ordu spora  otobüs almak için 100 bin TL para  sözü verildi , ancak  sözünü yerine getiremeyince ,  kamuoyunda  büyük eleştirilere neden oldu.

OTSO  Odanın  mevcut  bütçesiyle  eski sebze meyve halinin eski yerindeki  arsayı  satın  aldı; Binayı yapmayı  seçim öncesi  malzeme olarak kullanmaya başladılar yarım kalan hizmetleri tamamlamak üzere tekrar adaylık.

OTSO Siyasete alet edinmek istendi; ORDU – GİRESUN  Havaalanın ismini  değiştirmek isteyerek Başbakanın ismini vermek istedi .

OTSO  Basın açıklamasıyla  sanayiciyi  Allaha havale etti.

OTSO   Basın açıklamasıyla  Ordu  tefecilikte  beşinci sırada  yer alıyor beyanatında , bulunarak  kendi  üyelerini  suçladı.

OTSO  Ekonomik  krizle  boğuşan üyelerinin sorunlarını  dinleme  nezaketinde bulunmayarak   ülke  ülke  gezerek gününü gün etti.

OTSO  Ekonomik  krizle  boğuşarak  zor  günler  geçiren  üyelerden  bazıları aidatlarını  ödeyemez  duruma  düşerek , OTSO  tarafından icraya  verilip  mal  ve  eşyalarına  haciz işlemi yaptı.

OTSO  Yeni hizmet  binası yapımı   projesi için ,  proje  yarışması  düzenledi , proje  yarışması  için mimar  , mühendislerden oluşan,  komisyon  kuruldu  kurulan  komisyonda  birinci  gelen proje meclis gündemine dahi   getirilmeden  rafa kaldırıldı , yandaş  bir  firmanın projesini meclise getirerek 26 kişinin evet  oyu  ile meclisten geçirilerek   proje  bedeli  yaklaşık   80 bin  TL  firmaya   ödeme  kararı alındı .

OTSO  Gülyalı ya  yapılması planlanan  çikolata  parkı  için 550 bin TL vermek  için  seçim sonunu bekliyordu. Bakalım verecek mi ?

OTSO  Fakir öğrencilere  verilen bursları kaldırdı burs için verilecek paralarla  burs verilmesi yerine  ülke ülke  gezmeyi tercih  ettiler .

OTSO  , TUR  şirketi  gibi hareket ederek , üyelerinden  toplanan  aidat  bedelleri ile  ülke ülke  gezerek  tatil yaptılar .

OTSO  Dört  yıllık  görev süresinde.

İTALYA,da  Floransa ,Roma , Pisa ,Venedik, Vatikan

MACARİSTAN, da  Budapeşte

 AVUSTURYA, da Viyana

ÇEKCUMHURİYETİ, nde  Prag

SLOVAKYA

 GÜRCİSTAN , da  Batum

İSPANYA , da  Madrid,Toledo, Granada, Barselona

İtalya da  Vatikan da  papa  ziyareti , Pisa kulesi , Venedikte  sandal sefası

Avusturya da  , Viyana da  Kilise ziyareti

Çek cumhuriyeti nde, Katedral ziyareti

Gürcistan da, Batumda  casino  ziyareti

İspanya da  , Elhamra  sarayı  ziyareti

Seyahatlerin  giderleri  OTSO  Bütçesinden, üyelerinden icra ile alınan paralarla  üye  aidatları ile ödenmiştir.

OTSO  nun  bundan sonraki dört yıllık  görev süresinde  kaldıkları  yerden devam ederek öncelik  bir  dünya   turu  düzenlemeliler.

OTSO  Bu dönem  dört yıllık  görev süresinde  neler yapacak  üyelerine  ve  sanayicisine hangi katkılarda   bulunacak  önümüzdeki günlerde  bekleyip  hep birlikte  göreceğiz.  Bana göre kaldıkları yerden Dünya turuna devam edecekler Ordu esnafı ve Sanayicisi  kan  kaybediyor.


 

DUYARSIZ TOPLUM  OLDUĞUMUZDAN BAKIN  NELER OLUYOR.

UYUYAN TÜRKİYE  

Selami Gürsoy

            Banka-müşteri ilişkilerini yeni baştan düzenleyen değişiklikler, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) rehberliğinde 1 Eylül 2013 tarihinde uygulamaya giriyor. Türkiye Bankalar Birliği, 1 Eylül’de yürürlüğe girecek tebliğin nasıl uygulanacağına ilişkin ayrıntıları yazılı bir açıklama ile duyurdu. Tüketici dernekleri ise bankaların yeni tebliğ ile artan şikayet sayısını düşürmeyi planladığını, ancak yeni tebliğin müşteriden çok banka lehine düzenlemeler içerdiği görüşünde.

Bankalar ile bireysel müşteri ilişkilerinde 1 Eylül 2013 gününden itibaren yeni bir dönem başlıyor. Bu tarihte yürürlüğe girecek tebliğ uyarınca bankalar faiz ve ücrette yapacağı değişikliği 30 gün önceden müşteriye bildirme ve onayını alma mecburiyetinde iken, müşteriye de 15 gün içinde vazgeçme hakkı geliyor. Müşteri vazgeçme hakkını kullandığı takdirde banka, bu hizmeti vermeyi durdurabilecek.

Yeni düzenlemeye göre

    1 Eylül 2013 gününden itibaren, bireysel bankacılık işlemleri sözleşmesinin imzasından sonra sözleşmeye konu bütün bankacılık ürün ve hizmetleri için ayrı birer form düzenlenecek. Bu formlarda müşteriden tahsil edilecek faiz, ücret tutarları, bunların tahsil yöntemi, geçerli olduğu süre, geçerlilik süresi sonunda yapılacak değişikliğin tutarı ya da oranı veya değişikliğin hangi esasa göre yapılacağı yer alacak. Bankaların ortak olarak kullanacağı bu formlar, banka ve müşterisince imzalandıktan sonra bir nüshası müşteriye teslim edilecek. Böylece müşteri bir hizmete ödeyeceği toplam masrafı ve masraf türlerini bilecek.

İmzalanan sözleşmeye konu ürünün kullanılmaya  başlamadan önce müşteri talebinin alınması mecburi. Müşteri talebinin yazılı olması esas, ancak talep ATM, SMS veya telefonla da alınabilecek.

Faiz ve ücretlerdeki değişiklik müşteriye en az 30 gün önce etkin bir yolla bildirilecek. Bu bildirim üzerine müşteri 15 gün içinde zamlı ürün veya hizmeti kullanmaktan vazgeçebilecek. Bu hakkın kullanılması halinde müşteriden yeni döneme ilişkin olarak ilave faiz veya ücret talep edilemeyecek. Müşteri vazgeçme hakkını kullandığı takdirde banka bu hizmeti vermeyi durdurabilecek. Bir takvim yılı içinde, ücret, masraf ve komisyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış öngören değişiklikler için ayrıca talep alınacak.

Artış oranının yüzde 20’nin altında olması halinde müşteriye bilgi verilecek.

     Havale, EFT gibi anlık işlemlerde, işlem yapmadan önce bilgilendirme yapılacak.

    Yeni hakem heyetlerinde BDDK ve TBB üyesi temsilciler de olacak. Heyetlerin 2 bin liraya kadar müşteri lehine kararlarına bankalar için uymak mecburi.

Başvurunun hakem heyetine iletilme süresi, şikâyete konu işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren 1 yıldan 2 yıla uzatıldı. Banka cevap tarihinden itibaren müşterinin hakem heyetine başvuru süresi 30 günden 60 güne çıkmıştır.

Tebliğ hükümlerine uymayan bankalar hakkında, TBB Yönetim Kurulu’nca 2 bin liradan 20 bin liraya kadar idari para cezası verilebilecek.

     Bankalar, internet sitesinde Müşteri Hakem Heyeti internet sayfasına bağlantı vererek müşteriyi bilgilendirecek, şubelerde şikayet formu bulunduracak.

    Banka, hizmeti durduramaz’

     Anayasa, Tüketici ve Borçlar Kanunu ile tüketiciye tanınan haklar, bankaların tebliği ile geçersiz hale gelemez. Tebliğdeki en büyük eksiklik, bankayla zorunlu olarak yapılan işlemlerden alınan komisyon ücretlerinin göz ardı edilmesi.

     Örneğin bir öğrenci harcını yatırırken kendinden bir hizmet bedeli alınması doğru değil. Bunlarla ilgili tebliğde bir düzenleme yok.

      Devletin bankayla yapılmasını zorunlu tuttuğu işlemler var.

      Zamlı ücreti beğenmeyerek vazgeçme hakkını kullanan müşteriye verilen        hizmeti banka durdurabilecek.

      Bu kabul edilemez, hizmeti durduramaması gerekir.

      Örneğin ben 3 yıllık kredi kartımın aidatını kabul etmeyebilirim ve sözleşme    

       bitene kadar bu hizmet durdurulamaz.

4077 sayılı kanun mal ve hizmetin satışından kaçınılmasını yasaklıyor.

Tebliğle ‘bozacının şahidi şıracı’ durumunun ortaya çıkmasına tüketiciler olarak izin vermemeliyiz.



 

 UÇAKTA   YER  YOK.

 

Tüketemeyen Tüketici

İnsanoğlu  doğumundan ölümüne  kadar  tüketicidir.  Temel ihtiyaçlar  ve  keyfi  ihtiyaçları  vardır.

İnsan  olarak   kapitalist   toplumlarda   keyfi  ihtiyaçları  yönlendirmede   ilk  sıraları  alıyoruz.

Özellikle  reklam  pompalaması   yapılan  bir  ürünü  öncelikli  tercih edebiliyoruz.   Ancak  temel  tüketim  ürünlerini  zaruri  olduğu  için almak  durumunda   kalıyoruz.   Özellikle  bizim toplumumuzda ekmeksiz   sofra  olmuyor, tanesi  beş   lira  da  olsa  sesimiz  çıkmıyor.   Son  zamanlarda  öyle  oldu ki  Türk  toplumunun  kafası  iyice karışmaya  başladı.  Ekmekte de  bir bakıyorsunuz   federasyon  fiyat  artışı yapıyor  ama  illere  göre rakam değişiyor.  İzmir’de    zam  yapılmıyor.

Keza ette de bir  yılda  artış  yüzde  yüzü  buluyor.  Nedir  bu  böyle kafa karıştıran konu,  kimse  net  cevabını  veremiyor.

Bilinen o ki  birileri rakamlarla  istediği  gibi oynayabiliyor.

Bazı   ürünlerde   karışıklık olursa    haberlerle   öğrenebiliyoruz  ya  fiyatını   sorgulayamadığınız   şeylere   ne  demeli.

REKLAMLAR   KANDIRICI

Telefon   konuşmaları ,   İster   evden  ister  cepten,  kim  bunu belirliyor , bir  yığın  kandırıcı  reklamlar ,  GSM  şirketleri  tüketiciyi  söğüşlemeye    devam   ediyor,  değişen ne ki .

Al  birini  vur  ötekine, sadece  ‘alo’ yu mu konu ediyoruz , hayır    akaryakıt   fiyatları  da  aldı  başını   gidiyor  5 liraya  az kaldı,  Devlet   bile   gözünü   tüketicinin  cebine   dikmiş.   Özel  sektör  tüketiciye acırmı .

Bir  zamanlar   tekstilde   çok  tatlı  kazançlar  vardı.  Ne oldu,küt diye  başka  ülkelere   gitti,  fabrikalarımız  iflas.

Üç  çorabı  1  liraya  almaya  başladık. Ha  bakmayın  hala bazı marka  dükkânlar  bir  çoraba  45 lira istiyor.

Örnekleri  çoğaltmak   mümkün. Türkiye’de  zaman  içinde  bazı şeyler  yerine  oturacak.  Demokrasinin   yerleşmesi   gibi, piyasanın da  oturması   zaman  alacak.

Burada   önemli  olan,  bireyin  duruşu,  tavrı,  tepkisi.

Peki  biz  tüketici  olarak   ne  yapıyoruz ,  görünen  o  ki, duyarsızlık devam ediyor.

Boykot  denen  mekanizmayı  nedense  çalıştırmıyoruz.

Mecbur muyuz  akşama  kadar  telefonla  konuşmaya.  Mahkûm muyuz  GSM  şirketine. Hayır.

Zamlanan   bir ürünü almak  ve  yemek zorunda mıyız, hayır. İki hafta  almayalım  bakalım  kime  satacılacak .

Hakkını  arayan  kim  var , yollara  düşen  sivil  toplum  örgütleri nerede,   et,  domates,  ekmek  bunlar  toplum  sorunu  değil mi, antik   hamam  için  bayrak  açanlar  ithal  süt  tozu  için gümrüklere neden  yürümezler , ayçiçeği  yağına,  palmiye yağını,  zeytinyağına pamuk  yağını  karıştıranlar a , kim neden dur diyemez , suni televizyon   tartışmaları  varken  ekmek  kimin  umurunda…

Bu gidişle bize yapılanlar az bile.


 

Gıda güvenliği ve Bağımsızlığına nasıl bakıyoruz

Tüketicinin  gıda güvenliği   bakış   açısı

Hammadde,  üretim, satış, tüketim  süreçlerinde  tüketicilerin  evrensel haklarından,  sağlık  ve  güvenliğin  korunması,  ekonomik  çıkarların korunması, zararlarının  karşılanması, bilgi  edinmesi,  temsil edilmesi, sağlıklı  bir  çevrede  yaşaması  haklarından  hareketle, gıda maddelerini işlemeye  yardımcı maddeler, gıda katkı maddeleri,  gıda hijyeni, gıda güvenliği,  güvenli gıda,  kalite,  izlenebilirlik,  kalite kontrolü,  tüketime hazırlama,  etiket, reklam,  denetim, süreçlerinin  evrensel  tüketici haklarına  uygun   bir  biçimde  sağlanması  gerekliliği   açısından, tüketici  odaklı  bir gıda mevzuatının  tarladan, sofraya gıda güvenliği  zincirinin  tümüyle  uygulanması   gerekliliği  bir  zorunluluk   olarak  karşımızda  durmaktadır.

Bu  açıdan  tarımsal   işletmelerinde  gıda  mevzuatı  kapsamına alınması  önemli  bir  eksikliği  giderecektir.

Gıda denetimleri özelleştirilmemelidir.

Gıda denetçileri  alanlarında  uzman  Ziraat,  Gıda,  Kimya mühendisleri ile  Veteriner  hekimlerden  oluşmalı,  bu konularda    örgütlü  meslek odaları  ile  tüketici  örgütlerinin  uzmanlardan oluşan  gıda  ve  sağlık komisyonların, dan  yararlanılmalıdır.

 
Gıda  denetçilerinin  görev alanlarına  ilişkin  etkin  düzenlemeler  yapılmalıdır.

Kurulacak  olan  ulusal  gıda  kodeksi  komisyonunda  ilgili meslek odaları  ile  tüketicileri   temsilcileri yer almalıdır.

Dış  satımdan  dolayı  geri  gönderilen   ürünlerin  yurt içinde tüketilmesini   engelleyecek  önlemler  alınmalı  ve  düzenlemeler  yapılmalıdır.

Tam  donanımlı  gıda  laboratuar  sistemleri  başta  gümrük kapıları olmak  üzere,  gerekli  yerlerde  kurulmalı  ve  ilgili  meslek  odaları ile tüketici  örgütlerinin  ücretsiz  yararlanmaları sağlanmalıdır.

28/01/2002 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa gıda ve yem güvenliği tüzüğü  çerçevesinde,  AB  ile  uyumlu  gıda ve yem güvenliğini sağlayacak  bir  sistemin kurulması   gerekmektedir.

 
Dünyanın   bir  çok  ülkesinde,  haklı  tüketici   tepkileri  nedeniyle yasaklanan  transgenik  ürünlerin  ülkemize  girişlerine  engel  olacak teknik ve  yönetimsel    alt  yapıların  hazırlanması gerekmektedir.


OH  BE   SANSÜRSÜZ    YAZI

 

 

Ordu Ticaret ve Sanayi Odasının  düzenlemiş olduğu  tatil seyahatlerine her yıl  bir yenisi eklenince  , oda meclis üyelerinden de tepki olunca  birçok meclis üyesi  İspanya   tatiline  katılmamışlar.

 

Tatil amacı dışında hiçbir amacı olmayan  ve  tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla  üyelerden toplanan   paralarla  ülke ülke  gezmektedirler.

 

OTSO   binasını  hepiniz  bilirsiniz  bilmeyenler varsa   şehirde bulunan  büyük postahanenin   bitişiğindeki  bina  Çarşamba  pazarının  içinde  kalmış

atıl   görünümlü  otoparkı  olmayan   berbat  bir  yerde   günümüzde  ileri teknolojiye  ayak  uydurarak  gerek  binasını ,  gerekse tüm alt yapılarını  değiştiren   ve  zamana  ayak   uyduran bir çok  Ticaret ve sanayi odası  göstermek   mümkündür.

 

Yıllarca  eski binanın  için de yapılan  milyonluk tadilat ve onarımlar  yapılarak

artık birilerine  para  kazandırmaktan  başka bir şey  değildir.

 

OTSO nun   yapacak  çok çok  daha  önemli işleri,  varken   ülke ülke  gezmekten para    artıramadıkları  gibi  bu  nedenle  kendilerini  yenileme  imkanlarıda  bulunmamaktadır.

 

Her yıl  yüzlerce öğrenciye  burs verirken tatilden  para kalmıyor diye  geleceğin nesilleri  gençlerimize  verilen  bursları , çok   görerek  iptal ettiler.

 

Amiri , memuru,  müdürü,  veya  başkanı  etkili  bir  kurumada  istedikleri kadar para   hibe  edilebilmektedir.  

 

Her yıl geleneksel    olarak   yapılan   gıda yardımları bile Türkiye  Odalar  birliğinden   gönderilen   paralarla  dağıtılmaktadır.

 

Ha  gayret seçimler  uzadı  Mart ayına kadar zaman  var.

Selami Gürsoy’un hiçbir yazısı sansürlenmemiştir bizim sitede . Sevgili yazarımızın dertlerini ve isteklerini en iyi şekilde yayınlamıştırız. Hayat gazetesinde ki yazıların sansürlenmesi benim alakam dışındadır)

 

 

 



 

HOŞ GELDİN   OTSO  /  BIENVENIDOS  OTSO

 

 

Ordu Ticaret  ve  Sanayi odasının  üyelerinden toplanan paralarla , İspanya  tatili düzenlediniz  yediniz içtiniz, gittiniz geldiniz,  hoş geldiniz.

 

Yiyip içtikleriniz   sizin  olsunda , kamuoyuna  anlatırmısınız   neler yaptınız            

İspanyadan   Orduya   hangi yatırımlar gelecek  hangi ikili  anlaşmalar yaparak

ilimiz ekonomosine    hangi katkıların  sağlanması için çabalar  sarfettiniz.

            

Ordu  kamuoyu  ve   dörtbin    üyeniz   sabırla  açıklamalarınızı  bekliyor,  yalnız  yanlış   beyanlarda    bulunmayın   lütfen  İspanya   seyahatinizi  adım  adım  biliyoruz ,  gün  be gün bende  oradaydım sizin  açıklamalarınızdan   sonra   bizlerde  sizin  tatilinizin nasıl  geçtiğini  kaleme alacağız ve   kamuoyu ile  paylaşacağız.

 

SALTANATA UZATMA.

 

OTSO nun  Kasım ayında yapılması planlanan meslek  gurupları ve başkanlık seçimleri   ertelenerek   Şubat Mart aylarında   yapılacaktır  yaklaşık  yedi  ay gibi  bir zaman var  şimdi  sıra  Amerika damı  yoksa Dubai de midir ?

 

Her zaman  söylemiş ve eleştirmiştirimdir  görevini yapmayan  üyesine  faydası olmayan,  odalar  sadece    masa   koltuk   makam   sevdası   yüzünden  kendilerine  fayadasının   haricinde   üyelerine   hiçbir  zaman  faydası olmamıştır,  odalar bunun   aksini  iddia  eden  oda varsa   lütfen   bağımsız  bir  anketör  firmasına anket   yaptırarak    odanın   hizmetlerinden    memmunmusunuz   diye   üyelerine  sorarlarsa   sonuç %99.9  hayırdır   yasalar   bana  müsaade etse   ben   kaydımı odalardan      sildiririm  ama   maalesef   yasalarla   bağlanmışsınız  asıl sorun burada zaten.

 

 

ODALAR  KAPANMALIDIR

 

Tüm  odaların üyelerine  verdiği  hizmet  ve  sağladığı faydaların  araştırması yapılarak    gerek   ikdidar   partisi üyeleri  gerekse  muhalefet partisi üyeleri  odaların  kapanması  için TBMM sine  yasa teklifi  vermeliler.

 

 

Odalar   para ve aidat almaktan başka ne yaparlar.

               

Öncelik   ülke  ülke   tatil  seyahatleri düzenler.

Yandaşlarına    verir.

Mülkü varsa  kiraya  verir, arsa alır alır satar.

Otel çalıştır.

Restaurant işletmeciliği  yapar.

Havuz  işletmeciği   yapar.

Üyelerden toplanan  paraları, faize yatırır.

Üyelik belgesinden para alır.

Faaliyet belgesinden para alır.

Yandaş guruplara  milyonluk  bağışlar  ve yardımlar yapar.

Daha yazamadığım  yüzlerce kalem giderler ve harcamalar var.

 

Böyle odaları  Allah  başımızdan eksik eylesin.

 


 

İSPANYADAN   SELAM  VAR .

 

OTSO   Çarşamba  günü  İspanyaya uçtu , Ordu Ticaret  ve  Sanayi Odası  meclis üyesi bir arkadaşla yaptığım  telefon  görüşmesinde  Madrid  Cordoba  Sevilla  şehrinde olduklarını  seyahatin  güzel geçtiğini ifade ederek Ordu ya   selamlarının  olduğunu söyledi.

 

Ticaret  ve  Sanayi  Odaları ve  Esnaf  sanatkarlar odaları  ekonominin  lokomotifi olan  sivil toplum kuruluşlarının   bağlı olduğu odalardır.

 

Her iş verenin  ya  Ticaret ve  Sanayi odalarına   yada  Esnaf Sanatkarlar odalarına  kayıt  olmak zorunlulukları vardır,  yasalarla  belirlenmiş  eliniz mahkum iki seçenek  vardır  tercih sizin, ancak  şirketlerin  tercih şansı hiç yok

Ticaret ve Sanayi Odasına  kayıt  olmak zorundasınız  oda  kanunları  çıktığından bugüne  kadar  böyle  gelmiş böylede   gideceğe benziyor.

 

KENDİ ÜYESİNE  RAKİP  ODA TESK.

 

Üyelerine  yeterli  hizmeti sağlayamayan  odaların durumu  maalesef  içler acısı   Esnaf ve sanatkarlar  odası  Ticaretle  iştigal eder otel , düğün salonu , restaurant   işletmeciliği  yapar , kendi üyesi ile  rekabet halinde ticaret yapmaktadır, odalarının   asıl  amacı  üyelerine yardımcı olmak  sorunlarını  dinlemek    sorunlarının çözüm odaklı  noktası olmaktır ancak   amaçlarından saptırılmış   odalar   şan  , şöhret ve   saltanat  kapısı olarak  değerlendirilerek rantın   başına  oturabilmek  için   ticaretle  uğraşarak   kendi   üyesi  ile adeta  rekabet   halindedir , üyeleri   inim , inim  inlerken  odalar  paranın  gücünü  yanına alarak  üyesi olan  gariban  esnafı  daha da  zor duruma   düşürerek  ticari  faaliyetlerle kıskaca almaktadır.

 

OTSO İSPANYADA TATİLDE

 

OTSO   henüz ticaretle  iştigal etmiyor  ama  yurtdışı   seyahatlerinden de  geri kalmıyor, sanki  alışkanlık  yapmış  bana   kimse dur  diyemez  dercesini   üyelerine  meydan  okuyor  ve   inadına   İspanya   diyerek,   üyelerden toplanan aidatlarla  şu an  İspanyada  tatildeler.

 

İspanyada  bugün hava   sıcaklığı  31 derece  civarında  olup hava güneşli  tam bir tatil  havasında.

 

Üyeleri  yarınını düşünürken   yarın kapıma  hangi borçlu gelecek hangi kurumdan  haciz  gelecek  kaygısı ve  endişesi  içindeyken  OTSO  tatilde.

 

Üyelerin parasını  tatil  seyahatlerine  harcamakta  çekinmeyen  OTSO nun    Kasım ayındaki seçimleri ertelenerek  Şubat Mart ayında yapılması planlanıyor,  seçimlere kadar  tatil  gezilerine  bir yenisini  eklemeyi, düşünmektelermiş,

OTSO yıllardır  fakir öğrencilere  burs vermekteydi , burs giderlerinden dolayı yurtdışı harcamalarına  para kalmadığından dolayı yaklaşık  200 öğrenciye  verilen  burs iptal edilmiştir.

Konu yurtdışı olunca , tatilde beleş olunca, konu meclis gündemine  yazılı olarak getirildiğinde , Kabul edenler , Kabul etmeyenler , Kabul edilmiştir.

Yeter ki  meclis  üyelerinin lehine olan bir konu olsun , aksi imkansız  meclisten geçmez  neden mi  para yok, aslında para  olmaz mı  odanın bütçesi trilyonluk  bütçelerle  yönetilmektedir fakat  paralar  meclisin ve yönetimin  direktifleri doğrultusunda harcanmaktadır.

 

Alma  üyenin  ahını  çıkar aheste aheste.

 



 

 

 

Ordu Ticaret ve Sanayi Odası , Meclisi ve yönetimi  son  üç buçuk  yıllık görev süresinde   gerçekleştirdiği   dünya  turundan  dördüncüsü  olarak  İspanya  yolculuğuna   gidiyor , bir  önceki  yazımda  tur  programını  yayınlayarak  üyelerin  ve  kamuoyunun  yorumuna  bırakmıştım , yazımdan   sonra  bir çok  üye  kendi  ücretlerini  kendileri  ödemek  şartıyla  gezi programına  katılmak için  OTSO yu   arayarak  gitmek istediklerini  bildirmelerine  rağmen maalesef kontenjan  doldu denilmektedir.

 

Konuyu teyid  etmek amacıyla  oda  yetkilisini  aradım ancak maalesef kontenjanın dolu olduğunu beyan ettiler.

 

OTSO Meclis  üyelerinin  dışında  hiçbir  üyenin  haberi  olmadan   odanın  kaynakları ile  aile  boyu, yurtdışına   gitmeleri  tamamıyla tatil amaçlı  gezidir, bu   geziler  sezon içinde   yapılarak odanın  kaynaklarından  daha fazla para ödenmesine neden olunmaktadır  sezon dışında  yapılacak  bu turların   bugünkü   fiyatı , sezon   dışı  yapılacak  fiyatlarla  yarı yarıya  düşmektedir amaç   burada  güzel  bir yaz gününde   yazlık bir tatil.

  

OTSO  nun   tur firmasıyla  yapılan  anlaşması  neticesinde 60 kişilik kontenjanla  sınırlandırılmış   olduğunu   geziye   katılan   bir  kısım  oda  meclis   üyelerinin  yanında    ve  çocuklarını da  beraberinde   götürdüklerinden   kontenjanın  dolduğunu   beyan   etmişler   elimizdeki  tura  katılım listesinde oda  dışından eş ve  çocuklarında  isimlerinin  olduğu  görülmüştür.

 

OTSO  BU GÜN  UÇUYOR

 

Yıllardır  odanın üyesi olsanız dahi , aidatlarınızı  ister düzenli  isterse  icra  yoluyla ödeseniz  bile , tur  paranızı kendi  cebinizden  vermeniz  bile  fayda  etmiyor çünkü  size   uçakta  yer yok.

 

OTSO   üyelerinin  sektörel  sorunlarının dinlenmediği  gibi ,  bir çok üye gerek aidat  gerekse  diğer  borçları  yüzünden  icra  kapılarında  sürünmekte arabalarına   ve   işyerlerine   hacizler  gelmeye  başlamıştır.

 

İlimize  çevre  illerden , kobi  ölçekli yatırımlar  gelmektedir  ilimize   gelen , ilimizde   katma  değer , iş  istihdamı sağlayan  bu  kuruluşları OTSO   olarak  ziyaret  edilmeliydi,  Organize  sanayi  bölgesindeki  milyon dolarlık yatırımcılarla   toplantılar  düzenleyip  sektörel  sorunlarını ele alıp sorunlarına  çare olmak için çaba  sarf  etseydiniz   iyi  olmazmıydı ?

 

OTSO nun  Ülke   ülke  gezmekten  ve   çok  yoğun    temposundan  dolayı  sektörel  sorunların dinlenmesine   zaman   bulunamadığından   bu sektörleri    ziyaret  etme  imkanları da  olmamıştır.

 

OTSO  ile ilgili   yazılarımdan sonra    oda meclis  üyesi  bir  çok  kişiden

tepkiler  çığ  gibi  yükseliyor , ekonomik  sıkıntının  yaşandığı  son günlerde  oda    üyeleri  can   çekişirken  ,  gerek odaya olan borçları gerekse  diğer borçları yüzünden  icra   kapılarına  düşen  üyelerin bu durumundan  dolayı

üçbuçuk   yıllık   görev  süresinde   dördüncü   defa   yurt  dışı  turunun  düzenlenmesi   üyeleri  ve   kamuoyunu  rahatsız   edici   boyutlara  ulaştığından    yaklaşık  15 meclis   üyesi tepkilerini dile  getirmek amacıyla   seyahate katılmayacakları  öğrenilmiştir.

 

Bekleyelim  görelim İspanyadan ne haberler   var.

 

 

 

 


 

İSPANYADA   HACI   OLMAK MI ?

 

Son  günlerde ekonomik  krizle  boğuşup  ve iflas   eden Yunanistan dan sonra  İspanyanın  da  ekonomik  krizle  boğuştuğu   bugünlerde  100  milyar Euroya ihtiyacı  olan  ülkeye OTSO dan tam destek  sağlanarak  ekonomisine  katkı sağlayabilmek  üzere   OTSO  üyeleri tarafından   turistik  gezi programı   düzenlenmiş, gezi  programı  son hazırlıklarını tamamlamak üzere.

 

OTSO  nun   4  Temmuz  10 Temmuz arasında gerçekleştireceği   tur  programının  2. gününde    Madrid Toledo  şehirlerinde   ziyaret edilecek yerler arasında Ünlü katedral  ile turistik bir hac  yerinin  ziyareti de vardır.   

 

Oda İspanya  yolcusu,  üyesi icra  yolcusu ,  başlıklı  yazımdan sonra  bir çok üyeden olumlu tepkiler   gelmeye  devam  ederken , şu an oda  meclis üyeliği halen devam eden  bazı üyelerden de  olumsuz tepkiler gelmeye  devam  ediyor  bunun  yanında  halen  meclis  üyeliği devam   eden bazı  üyeler  , yazının  seyahat  öncesi  zamansız  olduğunu  ifade etmektedirler.

 

Ben  Oda  üyelerinin  nereye gidip  gitmeyeceğine karar mercii  ve makamı   değilim  bunun kararını  odanın  yönetimi  ve  meclisi  verir. Ancak  bunları sormak ve öğrenmek her oda üyesinin  ve  kamuoyunun da  doğal hakkıdır.

 

Oda    hem  meclis  üyesini, hemde  kayıtlı üyesini  gerek   yurtiçi  gerekse yurtdışındaki  ticari amaçlı  fuarlara  götürmesi, ve  gittiği yerde  ilgili Ticaret ve Sanayi Odaları  ile  sanayi ve  ekonomi alanlarında  ikili  görüşmeler yapması  en   doğal  haklarıdır.

 

Odanın  düzenlemiş olduğu  bu  tür  seyahatlerde  odanın    yaklaşık  dörtbin üyesinden  kaç kişinin  haberi var  veya  haberdar edilmiştir,  bu  tür  seyahatlerin   gerçek    anlamda  faydası  olduğuna  inanıyorsanız   bu   inancınızı  neden  diğer üyelerinizi  haberdar ederek  paylaşmıyorsunuz ?

 

Endişeniz nedir ?

 

Yazımdan  sonra  haksız olarak  eleştirenler ,  sizler  meslek  gurubu üyelerinin  oylarını  alarak  onları  temsil etmek üzere ,  seçildiğinizi  unutmaktasınız.

 

Bu  yazılar  sizleri  neden  bu kadar  hırçınlaştırdı , çok mu  zorunuza  gitti  beni arayarak ,  yazı ile  ilgili   görüş  ve  düşüncelerini paylaşan  üye olan  olmayan  bir çok kişi tarafından  yazının  yerinde  olduğundan   dolayı  duydukları memnuniyeti  dile  getirmektedirler.

 

Bazı üyeler hariç ,  bazı üyeler dediğim   seyahat öncesi  bu yazının yazılmasından  rahatsız olan  ve  gidemeyeceklerini  düşünenler.

 

Yazıyı  hazmedemeyen   bazı  meclis   üyelerine , sormak  istiyorum  geçen  sefer  gerçekleştirdiğiniz  Çek Cumhuriyeti , Prag , İtalya , Floransa , Pisa ,Venedik , Macaristan  Budapeşte ,  Avusturya, Viyana  seyahatlerinizde  Ticari amaçlı fuar

ve  gezi inceleme  yapmak üzere yola   çıktınız.

 

1. Çek cumhuriyeti  Prag , Macaristan  Budapeşte , Avusturya  Viyana  gezisi.

2. İtalya  Roma  Floransa Venedik Vatikan  Pisa  gezisi.

3. Gürcistan  gezisi.

4. İspanya   gezisi   hazırlık aşamasında.

5. Başkan  Obama ziyareti  düşünülmekteymiş.

 

Çek cumhuriyeti , Pragda  katedral ,  İtalya  Vendikte   sandal , Avusturya  Viyana da , gondol sefası ,  İtalya da , Pisa  kulesi , Vatikan da  16.ncı Benedict  Papayayı  ziyaret, için mi  seyahate çıkmıştınız ?

 

OTSO nun  ekonomi ve sanayi alanlarındaki  ziyaret anlayışı   bumudur ?

 

OTSO olarak  Sanayi ve Organize sanayi  bölgesinde , şehirde  binlerce üyeleriniz  bulunmakta , bu üyelerden  neden  uzak durmaktasınız ,  gidin de  üyelerin işyerlerinde  derdini  dinleyin  de  üyelerinizin halini görün.

 

OTSO  üyesini  ayağınıza  çağırarak  sorunları  çözemezsiniz amaç üzüm yemek mi  bağcıyı dövmek mi , ya üzüm  yiyin yada bağcıyı dövün  tercih  sizin .

 

Kesinlikle  yeterli  personel yoktur iş çoktur.

 

OTSO üyeleri  inim  inim inlerken , zevki  sefa  vur patlasın çal oynasın hangi sandal , hangi gondol , hangi katedral , yapmayın beyler yapmayın  birileri  bir gün   bunun hesabını  size sorarlar .

 

Avusturya  seyahatinizde  Viyana da  Dünyanın en büyük petrol   şirketlerinden   OMW   nin  önünde otobüsü  durdurarak  üyelerimiz ve kamuoyu ,sorarsa ,  OMW  petrol şirketi ile   görüşmeler  yaptık  diyebilmek  için resimler  çektirerek   ciddiyetten  yoksun  bir  şekilde  kamuoyunu  ve  üyelerinizi  aldatıyorsunuz .

 

Terme  Akçay  sınırları içinde  Avusturya lı OMV  doğalgaz çevrim santrali ,

Yaptığınız  ikili   görüşmeler  sonucumu   yatırımını buraya  gerçekleştirdi.

 

Ordu  Ticaret  ve  Sanayi Odasının  birbirinden çok değerli saygın  üyeleri  mevcuttur  oda   değerli  ve  saygın  üyelerine  önderlik yaparak  ilimiz ekonomisine    katkı   sağlayacak  konuları ele  almalıdır.

 

Ticaret ve Sanayi Odası  üyeleri seçimlere  katılırken  her  meslek gurubu  temsilcisi  üyesinin hak  ve menfaatlerini  ön planda tutabilmek, sorunlarını  dinleyerek   çözebilmek , için  yola  çıkmışlar ancak   zaman  içinde  amaçlarından  çıkarak  sorunları  dinlemek yerine , gezi  seyahat ve tatil  yapmayı tercih ederek , her yıl  yapılmakta olan  beleş  yurtdışı  seyahatleri  yüzünden  odadaki  seçimler  kıyasıyla  çekişmeli  geçmektedir  şayet  seçimleri kazanırsan  dört yıllık  görev  süresince  dört  yurtdışı  hakkını da çekilişsiz  kurasız beleşten kazanmış olmaktasınız.

 

Bu  seyahatler tatil değil de nedir ya , malum  yaz geldi  havalar  sıcak mı sıcak  hele birde ispanya olunca   birde deniz sefası  güzel mi güzel olur, amaç    ekonomi  ve sanayi alanlarında  inceleme  yapmaksa  bu  alanlar  hep yaz  sezon içinde mi  ziyaret edilebilmektedir, sezon içinde yapılan   seyahat giderleri  sezon  sonundaki  sayahat giderlerinin yaklaşık iki katı kadarıdır beyler kandırmayın  bu üyelerinizi kandırmayın .

 

Ticaret ve Sanayi  Odasının  her yıl  geleneksel hale getirdiği yurtdışı seyahatlerinde  hangi sanayi ve ekonomi alanlarını ve ticari fuarlarını ziyaret ettiğini  kamuoyu ile  paylaşmalıdır.

 

Kasım ayında yapılacak  seçimlere kadar   hangi  ülkelere  gezi  yapılması  planlanmaktadır  bu konularda     üyelerinizi    haberdar  edecekmisiniz .

 

Ordu Ticaret ve Sanayi Odansın her yıl geleneksel olarak  düzenlemiş olduğu  geziler  sonucunda  ilimize  hangi sanayi ve turizm   yatırımları getirmiştir.

 

İSPANYANIN  SANA  İHTİYACI  VAR   OTSO

 

Her  bir  gezinin   kişi başı  maliyeti  yaklaşık olarak   1150,  Avro  olduğu  varsayıldığında   elli  kişilik   oda   meclis  üyesi  katılımıyla   yaklaşık  

57 bin Avro  etmektedir  dört  yılda   dört   gezi  228  bin  Avro  228 bin  Avroda   yaklaşık  524 bin T.Lirası demektir.

 

Oda   üyelerinin  aidatları ve  tahsil edilemediğinde icra  yoluyla  tahsil edilen

paranın   onda   biri  kadar masrafla   sanayici ve işadamların  sektörel    sorunlarının  dinlemek  için   toplantılar eğitim ve  konferanslar düzenlenebilirdi.

 

İş dünyasındaki birçok hata ya yeteneksizlik  dar görüşlülükten kaynaklanır. Bazen de detayların arkasındaki önemli olayları göremeyenlerin başarıları bir anda başarısızlığa dönüşür.

 

Sanayi Çağının simgesi makineleşmeydi.

Yaklaşan yeni dönemin simgesi ise gezegen olacak.

Yani yaşayan, kendi kendini yaratan ve yenileyen bir sistem.

Yöneticilik anlayışı da bu doğrultuda değişecek.

 

OTSO  seyahatçileri  İspanyada  gündüz hacı olmak , akşam  İspanyol Flamenco dansları  eşliğinde  eğlence   yapmak   üzere  son hazırlıklarını tamamlayıp uçuşa  hazır beklemedeler.

 



OTSO  ÜYELERİ  İNANDIMI ŞİMDİ.

 

Haftalardır köşe  yazımda  OTSO nun  yurtdışı  gezilerini anlatmaya  çalışıyorum OTSO  çıtayı  yurtdışında  yükseltmiş de  üyelerinin  haberi yokmuş .

 

Gazetemizin dünkü  sayısında  OTSO  çıtayı yükseltti başlıklı haberini  ibretle  okudum  , defalarca  okudum, odada  yapılan  hizmetleri olup  bitenleri  çok yakından  takip  ediyorum , gerçek  beyanatlarda  bulunmayıp  üyelerine doğru beyanatta   bulunulmamıştır.

 

OTSO  son üç yılda yapılan hizmetlerin   otuz  yılda  yapılan hizmetlere  eşit olduğunu   söylerken , geçmiş  meclis üyelerinin  ve  yönetimin

Ordu üniversitesinin , Havaalanın , Dereyolunun , Çevreyolunda başlangıcınca  hiçmi emekleri yoktu .

Sayın Başkan  bir atasözü vardır  yiğidi öldür hakkını yeme.

 

OTSO başkanı  açıklamasında  yılda  300 ün üzerinde   toplantı  yapıldığı açıklamasını yaparken  sanırım  tarihleri karıştırdılar, OTSO  nun  çalışma  günleri yılda  resmi tatiller hariç 260  gündür   resmi tatiller bayramlar vs derken 220 günde  300  toplantı  düzenlenmiş  tebrik ederim  sizi.

 

OTSO   düzenlemiş  olduğu  toplantılarına  3500   üyeden  hangilerini  haberdar ederek    üyelerin  katılımının  sağlanması  sağlandı  üyelere  haber verdiniz  de   üyelermi  gelmediler.

 

OTSO  açıklamasında  diğer icraatlarını  anlatmaya   devam ederken  OTSO nun yönetimde kim  olursa  olsun  her  başkanın   yapması gerekenleri elbette  yapacaktır  bunları  yapmak  için  yönetime  talip oldunuz.

 

Zaman zaman  yurt dışına çıkarak ekonomi  ve sanayi alanlarında  yapılan incelemelerde  ve araştırmalarda  hangi  firmaları  ve  ekonomi alanlarını  ziyarelerde  bulunduğunuzu  açıklamamışsınız.

 

OTSO  Açıklamasında  zaman  zaman  dediği   süre  3.5 yıllık görev  süresinde

dördüncü  tatil  gezisine hazırlanmaktadırlar.

 

Haftaya  yazımda  yurt dışındaki  ekonomi ve sanayi alanlarında  yaptığınız   gezi ve incelemeleri yazacağım, şayet  aksini iddia  ederseniz  elbette  cevap hakkınız vardır. 

Başarısızlık başarıdan daha çok şey öğretir.


 

BANKALARDA  SOYGUNA  DEVAM ..

Bankaya kredi kartı başvurusunda  bulunduysanız  kredi kartınızı  beklerken   önce kart  aidat   bedeli   gelebilir.

Tüketiciler   şifresini  bile bilmedikleri kartlara ,  kredi kartı aidatı gelenler kart gelmeden aidatı geldi ise kart gelince vay halimize  diyerek  şikayetlerini,  dile  getirmeye başladılar.

Kredi kartına yeni başvuran ve henüz kredi kartı teslim edilmeyen tüketicilerden   alınan  kart aidatları   bankalar ile tüketiciler arasındaki  ateşi  yeniden  alevlendireceğe   benziyor.

Bankalar ile tüketiciler arasında süregelen kart aidatı gittikçe çıkmaza giriyor.

Yetkililer  buna  göz  yumuyor, tüketici  alev alev  yanıyor  yanan  alevi  söndürecek  bir  yetkili  bulunamıyor.

Kredi  kartı  eline  ulaşmadan ,  şifresini bile bilmeyen tüketici kart aidatı ödemek zorunda bırakılıyor.

Kart gelmeden aidatı geliyor.

Bankadan  kredi  kartı kullandığınızda   bir liralık  borç yıllar sonra   bin lira  olabilmektedir   ve  sonunda  size   icra   kapılarında  sürünmek düşüyor.

Tüketiciler  bankaların    müşteri  hizmetlerini arayarak, ücretin iptalini isteseler dahi  mümkün değil artık.

Kredi Kartınızı  kapatmak isteseniz de  aidatı ödemek  zorunda  bırakılıyorsunuz.

Tüketicinin   eline   geçmeyen kredi kartına yıllık aidat isteniyor  ve  buna  kimse  dur diyemiyor   tüketici   göz  göre  göre   aldatılıyor  ve soyuluyor.,

Siz  siz olun  bankadan uzak durun.


ORDU KÖY MÜ ?

ÇAĞDAŞ    ŞEHİRCİLİK   BU MU  OLMALI  ? 

Bir yandan üniversite şehri,  bir yandan   yayaların  şehri , bir yandan da havaalanın , teleferiğin  getirdiği  çağdaş  şehirciliğin   nimetlerinden tam olarak  faydalanamıyoruz.

Yakın  tarihe  kadar Samsun  ve Trabzon illerinin  arasına sıkışmış  sıradan  bir kenti olarak bilinen  Ordu  değişim rüzgarını  yakalamışken  hızını  kesmemeli  hızına   hız  vermelidir.

Üniversite öğrencilerin hayal ettikleri kentlerin başında  Ordu  gelmelidir.

Ordu   üniversite   şehri  kavramı  ilimizdeki,  binlerce  üniversite  öğrencisiyle, tam bir gençlik  merkezi  görümünde  olmalıdır.

Öğrenci canlılığının  kent ekonomisine  olan katkısı  esnaf , öğrenci, konut sahibi   ilişkilerinde  yaşanılan   olgunluk  her  iki  tarafı  memnun etmesi, öğrencilerin  okul dışında  gidebilecekleri  onlarca   alternatif  eğlence  mekanı, cafe  AVM’ lerin  olması  çağdaş  şehircilik  anlayışı  gereğidir.

İSMETPAŞA CADDESİNDE YÜRÜMEK ADETA İŞKENCE

Her gün   her  saat  ismet paşa caddesinde  çok büyük bir  yaya yoğunluğu yaşanmakla   birlikte , bir de   seyyar  arabaların   cadde  üzerinde tezgah  açması  yayaları  canından  bezdirdiği ,  bunlar  yetmezmiş  gibi   işyerlerinin önünde  kaldırımlarda  taburelerin   üzerinde  oturanlar , sehpalar  üzerinde  çay kahve , içenler hatta  sabahları  işyerinin  önünde  sabah  kahvaltısı yapacak  kadar   görgüsüzler, bunlarda  yetmiyormuş  gibi  yaya trafiğine   açık  araç trafiğine  kapalı olması gereken  cadde de   kamyonlar  minübüsler  park halinde  dururken   İsmetpaşa   caddesinde  yürümek  adeta işkence haline  gelirken  zabıtalar da   kendi kulübelerinin   önünde demli çaylarını  yudumlarken  Ordu köymü  demek aklımdan geçiyor.

Hergün   binlerce  yaya  bu  caddede hareket  halindeyken , vurdum  duymazlığı  hiçbir  yetkili  görmezlikten  gelirken , esnafın  her yeri  gasp etme hakkı ,  yayanın  yolda yürüme  hakkı  ve  özgürlüğü  elinden  alınmaktadır.

Burada   asıl  görev  Sayın  Valimize  Sayın  Belediye başkanımıza  ve  diğer yetkililere düşmektedir.

Lütfen   yayaların   yürüme  özgürlüne engel olmayalım   gelişmekte olan şehrimize  sahip çıkalım.

 

 


 

ÜLKE  İÇİN  BİLİNÇLİ  OLMAK .

 

 

Bilinçli Tüketici Ülke ekonomisine nasıl katkıda  bulunur.

Dünyanın ve ülkemizin acil çözüm bekleyen en önemli sorunu çevre  sorunudur.

İşte bu önemli soruna çözüm üretmek için  ekonomi, siyaset, bilim ve  medyanın önemli isimleri geçen yıl bir araya gelerek  en zor yolu seçtiler ,,TÜKETİCİ EĞİTİMİ,,


Yaşam, çevre  ve  kalkınma  , işte  sürdürülebilirlik  kavramının temel taşlarından üçü , insanoğlu olarak ne yaşamdan, ne temiz bir çevreden ne de kalkınmadan vazgeçebiliriz. Öyleyse  yapılması gereken çok iş var .

 

Yaşanabilir bir çevre, insan ve diğer canlıların yaşamının devamı için en temel unsur, üretim , tüketim  zinciri içerisinde  yer alan  halkaların her biri kendi sorumluluklarının  farkında  olmalı ki  temiz  bir dünya  olsun.

Bunun da başında tüketici gelmektedir çünkü, malı  satın  alan tüketici, üretici üzerinde  baskı unsuru da oluşturabiliyor. Bu ne anlama gelmektedir,  çevreye  zarar  veren  ürünü  almamak ve böylelikle  üreticiyi  çevre dostu  olmaya zorlamaktır.

İşin bir yönü de kendimiz tüketirken dünyayı tüketmemek, yoksa gelecek nesillere bırakacak bir dünya kalmayacak.

Geri dönüşüm ile , ülke ekonomisine ciddi faydalar sağlanabilir, geri dönüşüm sayesinde çöplüklere  daha az  atık  gider ve  buna ek olarak bu atıkların taşınması ve  depolanması kolaylaşır,  çünkü  artık daha az çöp alanı ve daha az enerji gerekecektir.


Geri dönüşüm ekonomiye katkı sağlar, geri dönüşüm sayesinde hammaddelerin azalması ve doğal kaynakların tükenmesi önlenecek, böylelikle ülke ekonomisine katkı sağlanacaktır.

 

Bilinçli Tüketicinin ülke ekonomisine katkısı bunlarla  sınırlı  olmamalıdır.

Gelecek nesiller için  bilinçli  olmak hepimizin vazgeçilmez görevi olmalıdır.


 

OTSO , DAN   İNADINA     İSPANYA

 

4 - 10  TEMMUZ  ARASINDA  OTSO UÇUYOR

 

Üyeye  inat  İspanya  ya  gidiyoruz.

 

Günlerdir gazetemizde   manşet  haber ve köşe yazıları yazıyoruz , yazmaya da   devam   edeceğiz.

Haberlerimizden sonra hırçınlaşmaya  başlayan  bazı  meclis üyeleri tarafıma tehdit  edici  sözler   sarfederek   bizi   yıldıracaklarını  sanmaktadır, tehdit ile yılmayacağız  Allahın  verdiği bir can  var,  oda şuan bu yazıları  yazmaktadır  OTSO  sizin babanızın malı değildir.

Şehirlerin gelişmesine katkı sağlayan  ekonominin lokomotifi Ticaret ve Sanayi Odalarıdır.

 

Üniversitenin  açılması, Havaalanı inşaatının hızla  devam etmesi, dere  yolu projesinin   devamı , Ordu nun   çehresini   değiştirecek  projelerdir, ancak  bunlar  yeterli değildir  Ordu nun  tek geleceği  turizm  kenti olmasıdır Ticaret  ve  Sanayi Odaları  turizm  yatırımı  yapacak iş adamları ile ikili  görüşmeler   yaparak   Karadenizin   parlayan  yıldızı  Ordu muzu  iyi tanıtmalı ve  yatırımların  ilimize gelmesini  sağlamalıdır.

 

Ticaret ve  Sanayi Odası katkısıyla  gelen  bir yatırım olmadığı gibi  herhangi bir yatırımın  ilimize gelmesi hususunda  bir çalışma  yoktur.

 

Zor günler  geçirmekte olan   İspanya   ekonomisine   can   suyu  vermek için   düzenlenecek  turistik   gezi çalışmalarına hız verilerek  geriye sayım başlamıştır.

Odamız son üçbuçuk  yılda  dördüncü  yurtdışı turistik gezilerini yapmaya hazırlanmaktadırlar.

 

Daha sonraki yazımda  Ülke ülke  bunların  detaylarını  yazacağım,

 

1.Gezi    İtalya Roma , Floransa ,Venedik  Vatikan.

2.Gezi   Çekoslovakya  Prag , Avusturya Viyana , Macaristan Budapeşte.

3.Gezi   Gürcistan  Batum.

4.Gezi   İspanya  Madrid , Barselona.Toledo, Granada

Sırada Amerika  turu

 

Kasım ayında yapılacak olan Oda  seçimlerine    kadar  bir Amerika gezisi düşünülmekteymiş.

 

Yapılacak gezinin  gerçekten  içi  boş  hiçbir ticari amaç ve maksadı  olmayan  aile boyu  bir gezidir , Cuma gün   meclis üyelerine   gönderilen   gezi   programının   içeriğini yazımın altında okuyabilirsiniz.

Gezinin  içeriği  dolu dolu , bir turistik gezi son günde  Barselona  Ticaret  Müşavirliğ ziyaret  edilecekmiş .   ,, minareyi çalan kılıfını hazırlar ,, yorumu  siz  değerli  okurlara   ve  üyelere  bırakıyorum.

 

Nerede  Kosgeb desteği  nerede  fuarlar vardı  nerede  ikili görüşme  programlarınız , nerede  odanın parası  harcanmıyormuş   yaklaşık  kişi başı maliyet 1300 Avro  odanın kasasından  ödenecektir   gitmek isteyenlere  duyurulur.

 

Üyelere  İnadına  Ticaret ve Sanayi Odası  İspanya tur programı

 

İspanyol FLAMENCO  Dansları eşliğinde iyi eğlenceler.

İyi uçuşlar diliyor  İspanya  dönüşünüzü    bekliyoruz.


ODA  İSPANYA  YOLCUSU  ÜYESİ  İCRA YOLCUSU

 

 

Dört  yılda  bir  yapılan  Ticaret  ve Sanayi Odaları  başkanlık seçimleri  yaklaşıyor  seçimler  ertelenmezse   Kasım  ayı içinde  yapılması gerekiyor.

 

Oda   başkanlığına  aday  birçok kişinin isimleri   geçmektedir  bu kişilerde   kolları  sıvamaya  başlayıp  hizmet aşkı ile yanıp  tutuşan   her şeyini  Ordunun   geleceğine   adamış  odanın saygın  üyelerindendir.

 

Her  seçimlerde  olduğu   gibi   bu seçimlerde  çekişmeli   geçeçeğe  benziyor

İlimiz için , geleceğimiz  için,  yeni  yatırımların  ilimize  gelmesi için çok çaba   göstereceklerine   inancım  tamdır,  hizmet  edebilmek  için  yarışacaklar  ve sonunda  Odamızın yeni bir başkanı  olacak.

 

Ordu Ticaret ve Sanayi Odasının son dört yılda  Odanın  üyelerine   yaptığı   hizmetler  nelerdir,  hangi  hizmet ve  yatırımların  Orduya   gelmesi  için öncülük yapılmıştır,  bunları  bilmek  her oda   üyesinin   doğal   hakkıdır.

 

Ekonominin   lokomotifi  olarak  görülen  odamızın  son  durumu  anlamak mümkün değil   ekonomik   krizle  boğuşan  zor günler geçiren  odamız    üyelerinin  sorunları  nezaman   dinlenecek  ve  sahip  çıkılacaktır.

 

Seçimler  olalı  yaklaşık  üç buçuk  yıl  oldu  üç buçuk yılda  neler yapıldı.

 

Orduya  hangi  yatırımlar  geldi  bunları,  veya   yatırımları  getirmek için epeyce gayret  sarfettik   ama  başaramadık  diyerek  kamu oyuna  ve üyelerine bir  açıklama  yapılsa , en  azından  bizlerde   odamızın  çalışmalarını  takip etmiş olacağız.

 

Ticaret ve Sanayi  Odası  katkısıyla   gelen  hangi  yatırım varsa  açıklanmasını  ve  üyelerin   haberdar edilmesi  gerekmez mi.

 

Yeni  bir  seçim yaklaşıyor,   Ticaret ve Sanayi Odasına  başkanlık  yapacak her  adayın   üyeleri  için  ve   Ordu  ekonomisine   katkısı   olacak   mutlak  surette   birer  projeleri  olmalıdır  olmalıdır   diyorum   aslında   olması da   gerekiyor  projeniz  yoksa  niçin aday  olmaktasınız .

 

Sadece  şan ,  şöhret ,  saltanat  ve  egolarını  tatmin etmek midir oda  başkanlığı.

 

Ayda  bir  meclis  toplantılarına   katıl  bir konu ,  bir gündem , kabul edenler, kabul etmeyenler, kabul edilmiştir  sistem  hep böylemi çalışacaktır.

Bizim  odamız  böyle gelmiş  böylemi  gidecek , bana göre böyle gidecek  gibi görünüyor o zaman  odamızdan  kimse yardım  ve medet ummasın.

 

Ordunun ekonomisine yön  verecek ,Ordu Ticaret ve Sanayi Odası bence  bu olmamalıdır.

 

Gelecek   seçimlerde  aday olacak kişilerin   Ordunun  lokomotifi ve  ekonomiye  yön verecek  projelerini  önce  üyelerine  tanıtmalı  sonra  aday olmalıdır.

 

Son   günlerde  yaşanan   ekonomik  durgunluk mutlak surette   az, çok oda üyelerini  etkilemiştir,  yıllık  aidatlarını   ekonomik  zorluk içinde  olupta  ödeyemeyen  oda  üyelerinden   aidatlar  icra  yoluyla  tahsil edilerek  bir çok  kişinin  şu an  icra takibinde olduğunu  bilmekteyiz.

 

Oda  üyesi   ekonomik  sıkıntılarla   pençeleşirken   yarına  umutlarla bakarak ayakta  kalabilme  savaşı  verirken , üyesini  daha  da  perişan  hale  getirerek  icra   kapılarında  süründürmektedir, inanıyorum ki  hiçbir üye  bu duruma  düşmek  istemezdir  gönül   ister ki  her  üye  aidatlarını  muntazam olarak  ödesin  ama  ekonomik  koşullardan dolayı olsa gerek  ödeyemediklerini de  göz ardı etmemek  gerekir.

Üyesini  icra   kapılarında   süründüreceğine  önce  üyesini  dinleyip  sektörel   sorunları  varsa  sorunlarına  çare  bulmak  odanın  görevidir.

Oda meclisi çeşitli  birçok meslek  dallarından  oluşmaktadır  hangi meslek   dallarını   toplayarak   sorunları  dinlenmiştir.

Odaya  üyelik  zorunlu halde olmasın  odanın  bir tane  bile üyesi olmaz  ama  maalesef  yasa  gereği  ya  Esnaf sanatkarlar Odasına  yada Ticaret ve Sanayi odalarına  üye olmak  zorundasınız.  

Ticaret  ve Sanayi Odası meclisi  üyeleri  iş ve  gezi  ziyaretleri için hummalı bir çalışma   içinde   bulunarak   yakında  İspanya  yolculuğuna  çıkacaklardır,

umuyorum , İspanya da   yapılacak  görüşmeler  ve  ikili  anlaşmalar sonucunda  Orduya   bir çok  yatırım  ve  yatırımcılar  gelir  Ordu ekonomisi canlanır istihdam  sağlanır  bu  vesile  ile  göç veren  il konumundan   göç alan il konumuma gelir nüfusumuz  yediyüz ellibinin  üzerine  çıkar   bu  vesile ile  büyükşehir belediye  statüsüne kavuşuruz.

 

Üyeleri  icrada  sürünürken  Odamızın  yüce  meclis üyeleri  gezi ve incelemelerde ikili anlaşmalarda bulunmak üzere  yatırımların  ilimize gelmesi  için  bayağı  çaba  harcadınız  bunları  bilmekteyiz   İtalyaya  gittiniz ,  Gürcistana gittiniz ,  şimdi İspanyaya  gidiyorsunuz , Kasım  ayında malum  seçimler  var    ya seçimlerde tekrar  seçilemezsek    kaygısı  ve  endişesini  yaşayanlar  umarım ki  İspanyadan   sonra    birde  son  olarak  Dünyanın lider konumundaki  ülkesi olan  Amerika  seyahati  yapsalar  ve  Başkan  OBAMA ile  görüşseler  iyi  olmaz mı.  

 

İyi  uçuşlar Ticaret ve Sanayi  Odası ,  Yolunuz açık  geleceğiniz  aydınlık olsun Allah güle güle gidip  gelmek  nasip eylesin  dönüşünüzü  muhteşem bekliyoruz.


 

BANKADA  SOYGUN VAR,,

 

Bankaların tüketiciden masraf, komisyon ve işletim ücreti adı altında aldıkları paralarla

bankalar resmen   tüketiciyi  soyuyor.

Tüketiciden gelen  şikayetlerin başında, bankalarda vadesiz mevduat hesabı olan vatandaşların hesaplarından yıllık işletim ücreti adı altında, kendilerine sorulmadan para tahsil edilmesidir.

 

Yıllık işletim ücreti adı altında tüketicilerden tahsil edilen paraların, 20 . 25 Lira arasında   değişmektedir.

Bankaların her hesaptan ayrı ayrı kesinti yapmaya başlamaları, tüketicilerin tepkisini çekiyor.

Çoğumuzun birden fazla bankada hesabı var.  Hatta her bir bankada da birden çok hesabı olan tüketiciler var.

Zira bankalar çoğu kez size sormadan adınıza yeni hesaplar açabiliyorlar. Maaşın yattığı hesap, kredi kartlarının bulunduğu bankalardaki hesaplar, kredili mevduat  hesabı  derken tüketicinin banka hesaplarının sayısı  4- i  buluyor. Buna göre bir tüketici bankalara yıllık yaklaşık  100  T.Lira para ödüyor.

 
Türkiye'de    yaklaşık  80  milyon hesap adedi var. Bunlardan hesap başına 20 milyon alınacak olsa  1.6 Milyar lira tüketiciden bankalara akıyor demektir. Vatandaş bankada 25 milyon parası olduğunu sanıyor, sabah kalkıyor ki yok olmuş , bankadaki 100 Lirasını askerdeki oğluna gönderecek vatandaş, bakıyor ki 75  lirası kalmış, 25  lira da havale ücreti verince paranın yarısına banka el koymuş  olmaktadır.

HAVALE GEÇİRTEN  BANKA UYGULAMALARI

Türkiye'de mevduat kabul eden yaklaşık  35 bankaya karşılık 6 bini aşkın banka şubesinde her gün binlerce tüketiciden havale masrafı, komisyon adı altında para tahsil edilmektedir  ,aynı şubedeki hesaplar arasındaki para aktarımına havale deyip para istemektedirler, tüketiciye adeta havale geçirtiyorlar.

Bankaların sadece bir “tık” ile yaptıkları bu işlemde ne tür bir masrafın olduğunun anlaşılması  imkansız ,  aynı bankanın aynı şubesine  ilişkin  çek tahsilatlarında da benzer komisyonlar alınmaktadır.

 

Aman  siz siz  olun   mümkünse  bankanın önünden  geçmeyin.



 

ASIL TERÖR   ,,    GIDA  TERÖRÜDÜR ,,

 

 

Geleceğimizin   teminatı  çocuklarımızı  kendi ellerimizle  zehirliyoruz . 

 

Cipslerin üzerine sigara paketlerinde olduğu gibi  insan sağlığına zararlıdır ibaresinin yazılmasının   gerekmektedir.

 

Çağımızda bilinen diğer tüm terör örgütlerinden daha sinsi ve daha tehlikeli bir terör mekanizması vardır ve bunun adı da gıda terörüdür


Cipsler de son çeyrek yüzyılda tüketim çılgınlığının had safhaya çıktığı ve gıda sektöründe de bu tüketim çılgınlığının yaşandığı,  piyasanın özellikle çocuk tüketici kitlesini  hedef  seçen  ancak  diğer  yaş  gruplarının da ilgisini çekmeyi başaran tehlikeli, tüketim maddesidir.

En önemli konu içerdikleri  “trans fat”  yağlardır ki bu yağlar doğal olarak çok az bulunabilen, ancak gıda sanayinde kullanılan “hidrojenizasyon”   tekniğine bağlı olarak özellikle margarin ve diğer birçok üründe bulunmaktadır.

 

Bu yağlar oldukça riskli bir ara madde olup dünyanın birçok yerinde yasaklanmıştır.

 

Trans yağlar maalesef ülkemizde bisküviden cipse, hazır keklerden gofretlere, margarinlerden   krakerlere  %30’lara  kadar değişen oranlarda  kullanıldığı  bilimsel deneylerde ortaya çıkarılmış bir gerçektir.

Cipsler özellikle gıdalardaki istenmeyen tat duyularını bastırmak veya mamulü daha   lezzetli   göstermek  amacı ile  kullanılan  “glutamatlar”  da  içermektedir.

 

Bunlardan en önemlisi insanlarda doyma hissinde meydana gelen sorunlardır.

 

Bu maddenin zararlı etkisine maruz kalan bir birey  doyma hissini yitirerek “obezite” olmakta  ve  buna  bağlı  metabolizma  hastalıklarına  maruz  kalmakta veya  tam  tersi  açlık   hissini  yitirip  gerekli  gıda  maddelerini  alamadığı için  aşırı  iştahsızlık ve  gıda  alamama durumu  oluşarak yine metabolizma hastalıklarının   pençesine  düşmektedir.

 

Bu durum sağlıksız bir nesil oluşturduğu gibi geleceğimizin teminatı çocuklarımızı derinden   etkilemektedir.

Karbonhidrat ve proteinlerin bir arada bulunması ve yüksek ısıya maruz kalması pişirme işlemi durumunda ortaya çıkmaktadır.

 

Bu maddenin “kanserojen” olduğu ve sigara dumanında da bulunduğu bilinmektedir.

 

İçilmesi kansere yol açan bir maddeyi çocuklarımıza paket paket yedirmenin ne denli doğru bir davranış olduğunu kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Son günlerde duyarlı sivil toplum örgütleri tarafından da  gündeme getirilen cipsler için sigara paketlerinde olduğu gibi “sağlığa zararlıdır“ ibaresinin yazılması çağrısını desteklemektedir.

Ancak temel çözümün insanlarımıza sağlıklı ve doğal beslenmeyi teşvik etmek olduğunu, katkılı ve sanayi ürünlerinden mümkün mertebe uzak durmak gerektiğini  aşılamak,  üreticileri  de  bu yönlü bir üretime teşvik etmek  gerekmektedir.


Unutulmamalıdır ki, artık çağımızda bilinen diğer tüm terör örgütlerinden daha sinsi ve daha tehlikeli bir terör mekanizması vardır ve bunun adı da gıda terörüdür.

Bu nedenle her bir bireyin birer doğal ve sağlıklı beslenme uzmanı olarak tükettiğimiz her şeyi çok yönlü araştırarak  tüketen ve  sağlıklı bireylerden oluşan bir toplumu hedefleme gerçeği artık gerek şart bir zorunluluktur.

 

Burada  asıl  sorumluluk    Sağlık  bakanlığı  ve  Tarım bakanlığı   yetkililerine  düşmektedir  ancak bizlerde mutlak surette   tüketici  bilincimize  geliştirmemiz

Gerekmektedir.

 


 

HER ALANDA  TÜKETİCİ YE HİZMET SINIRSIZ OLMALI

 

Günümüzde  ekonomik   ve  sosyal   ilerlemelere  bağlı olarak tüketici istek ve ihtiyaçlarının en iyi şekilde tatmin edilmesi büyük önem kazanmaktadır.

 Ancak, firmaların bu önem doğrultusunda, tüketicinin istek ve ihtiyaçlarına uygun ürünü  planlayıp geliştirmesi, fiyatlaması, etkin dağıtım kanallarıyla kullanıma hazır hale getirmesi çabaları yeterli olmamaktadır.

 Çünkü günümüz  tüketicileri , satın alma karar aşamasında, bilinçli bir şekilde bilgi toplayan, bu bilgileri organize edip eylem tarzı konusunda seçenekler üreterek, bunlardan uygun olanını tercih eden  tüketiciler olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Bu nedenle, pazarlama sadece  üretim  öncesi ve sürecini, satış öncesi ve anını kapsamamaktadır.  Pazarlama çabalarının satış sonrası da, satışın sürekliliğini sağlamak amacıyla devam etmesi gerekmektedir.  Buna bağlı olarak, bu çalışmanın ana konusunu, satış  sonrası müşteri hizmetleri, oluşturmaktadır.

Satış sonrası hizmet kavramı önceleri  ürünün garantisi ve yedek parçasının bulunabilirliği  olarak kabul edilirken, pazar  payını artırma  yarışının sonucu olarak satış sonrası hizmet kavramı genişleyerek, satıcı firma ile tüketici arasındaki ilişkinin sürekliliği olarak algılanmaya başlanmıştır.

Günümüzde   bilinçlenen  tüketiciler sayesinde  firmalar, tüketiciyi  kazanmanın  zor olduğunu, ancak, kaybetmenin ise çok kolay olduğunu kavradıkları bir  gerçektir.

 Bu nedenle kazanılmış ve ürünlerini satmış oldukları, tüketicilerinin  kalıcı olmasını sağlamanın son derece önemli olduğunu bilmektedirler.

 Bu nedenle, hizmet anlayışımız, yalnızca tüketicilerin  bizden beklentilerini karşılamakla sınırlı kalmamalı, tüketicilerin  ifade  edemedikleri  isteklerini  ortaya çıkarıp bu istekleri karşılamayı da  kapsamalıdır.

Tüketiciler, öncelikle, satın aldıkları ürünü sorunsuz kullanmak istemektedirler.   Özellikle, periyodik bakım yapılması gerekmeyen ürünlerde,  tüketicilerin en çok aradıkları, satın aldıkları ürünü yıllarca  yada kullanım ömrü  süresince  sorunsuz kullanılabilmeleridir.

Teknolojik gelişmeler ve çeşitli analiz teknikleriyle, bu niteliklerdeki ürünleri üretmek artık mümkün olabilmektedir.

Tüketicilerin  en çok önem verdikleri ikinci bir konu ise, ürünle ilgili bir şikayetleri olduğunda, en kısa sürede, şikayetlerini aktarabilecekleri bir ilgili bulabilmeleridir.

Tüketicinin  şikayetinin dinlenmesi, kendisine açıklayıcı bilgi verilmesi, çoğu zaman tüketici  ile iyi ilişkilerin sürdürülmesine yardımcı olmaktadır.

Tüketicinin bu ihtiyacının farkında olan firmalar, tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarını, karşılayabilecekleri 24 saat hizmet veren çağrı merkezleri ile hizmet vermektedirler.

Eğer, ürünümüz, bir ticari bir ürünse, satış sonrası hizmetlerin kapsamı dahada genişlemekte, ürünün periyodik bakımı, garanti dahili veya  harici onarımı, yedek parça hizmetlerinin  tüketiciye  verilmesini ve bu hizmetin ülke genelinde yaygınlaştırılmasını gerektirmektedir.

Yetkili Servisler, bu kritik noktada, tüketici  ile  sürekli ilişki halinde çalışırlar.  Bu nedenle, yapılacak en küçük hatadan, kendi işletmemizden  çok tüm satış ve satış sonrası organizasyonu dahil olmak üzere tüm camianın zarar göreceği unutulmamalıdır.

 


 

DOĞALGAZ ZAMMI DONDURACAK

• İTHAL DOĞALGAZIN FATURASI TÜKETİCİLERE

• TÜKETİCİLERİN ENERJİ DE SATIN ALMA GÜCÜ DÜŞTÜ 
   ENERJİ YOKSULLUĞU ARTTI

Doğalgaza konutlarda yapılan %12.28 ile %14.35 dolayındaki zam, zaten enerji giderleri yüksek olan tüketicilerin mağduriyetini daha da arttıracaktır.  Hanelerin yıllık ortalama doğalgaz tükettiği dikkate alındığında, doğalgaz fiyatlarının konutlarda %12.28 artması durumunda tüketiciler doğalgaza ortalama olarak bir ayda 11.13TL, bir yılda 133.60TL daha fazla para ödeyeceklerdir. Bu durumda, hanelerin aylık ortalama doğalgaz giderleri 101.78TL, yıllık ortalama doğalgaz giderleri ise 1221.45TL olacaktır. Buna göre, aylık net ücreti 659.00 TL olan bir asgari ücretlinin aylık ortalama doğalgaz gideri aylık ücretinin %15.44’nü alacaktır.
Bu son zamla birlikte milyonlarca işsiz ve hane gelirleri düşük olan tüketiciler ile dar gelirli tüketiciler donacak, enerji yoksulluğu daha da artacaktır.  İthal doğalgaza dayalı yanlış enerji politikalarının faturasının işsiz, yoksul, dar gelirli tüketicilere çıkartılması tüketici haklarına, insan haklarına, kamu yararına, ülke yararına aykırı ve kabul edilemez bir durumdur.



 

BANKALARA   TESLİM Mİ    OLACAĞIZ ?

 Yargıtay 13.Hukuk Dairesi,yerel bir mahkemenin aidat vermediği için kredi kartının kapatılamayacağına ilişkin verdiği kararı banka lehine bozmuş ve kart

aidatı vermeyen tüketicinin kredi kartının banka tarafından kullanıma kapatılabileceğine hükmetmiştir. Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin kararında, yıllık üyelik aidatının alınmasını haklı kılacak bir hukuki gerekçe bulunmamaktadır. Yargıtay’ın bu kararı tüketici cephesinde soğuk bir duş etkisi yaratmış ve tüketicinin haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı yargıya başvurma konusundaki

cesaretini kırmıştır.

 Yine aynı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 02.05.2008 tarih ve 2008/6088 sayılı kararında, Zonguldak Tüketici sorunları hakem heyeti kararının iptaline karar veren 1.Asliye Hukuk mahkemesinin kararını bozmuş ve “Banka tarafından matbu, standart olarak hazırlanıp boş olan kısımların rakam, isim ve adresler yazılarak doldurulduğu,sözleşmenin 12 punto koyu siyah harflerle düzenlenmediği görülmektedir.Davacı,tüketici aleyhine olan ve tüketiciyi kart kullanım ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir.Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücretinin alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir.Dolaysıyla davacı bankanın bu sözleşme hükmüne dayalı olarak kredi kartı kullanıcısı davalıdan ücret istemesi olanaklı değildir.”hükmüne yer vermiştir.Yine 03.03.2008 tarihinde Balıkesir 2.Asliye Hukuk Mahkemesi kararına itiraz eden bankayı haksız bulmuş ve benzer bir karar vermiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin aynı konuda verdiği bu çelişkili kararları,tüketicinin yargıya olan güvenini sarsmaktadır.Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin daha önce verdiği kararlarıyla çelişen bu son kararının;Tüketicilerin,kredi kartı yıllık üyelik aidatının iadesi için Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine başvurup sonuç alması ve geriye doğru bankalardan 5 yıllık aidatın iadesi girişiminde bulunması aşamasında verilmesi,dahası Anayasa ve yargıdaki değişikliklerden sonraki bir dönemde verilmesi,cari açık ve olası küresel kriz ve ülkemize yansımaları ve kriz tedbirlerinin yoğun olarak tartışıldığı bir döneme denk düşmesi düşündürücüdür. Bu kararla bankalar artık rahatlıkla üzerindeki olası kriz yükünü yine bu şekilde tüketicilere fatura edeceklerdir. Küresel krizin bizi teğet geçmesi ancak bu şekilde mümkün olabilir diye düşünüyoruz.

 Bankalar, yıllık üyelik aidatı, hesap işletim ücreti ve masraf v.s. adı altında tüketiciden yılda yaklaşık 18 milyar dolar almaktadırlar. Bankaların çalıştırdıkları personele ise yılda ödedikleri maaş ve ücretler bunun yarısını bile bulmamaktadır. Hedef kitlesi milyonları bulan bu soyguna dur demek  BDDK ve hükümetin sorumluluğundadır. Bankalarla tüketici arasında yapılan sözleşmenin karşılıklı irade ile oluşmadığına ilişkin çok sayıda yargı kararı bulunmaktadır. BDDK ve hükümetin  bu konuda kendilerine düşen sorumluluğu bir an önce yerine getirmesi tüketicinin en acil beklentisidir.

 Yargıtay 13.Hukuk dairesinin verdiği bu kararın Tüketici Sorunları hakem Heyetlerine nasıl yansıyacağı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı-Tüketicinin ve Rekabetin Korunması genel Müdürlüğünün nasıl bir tutum takınacağını TÜDER olarak yakından takip edeceğiz. Ancak her şeye rağmen tüketicilerimize mücadeleden yılmamalarını ve bir an önce örgütlü mücadele içinde yer almalarını ve sorunlarını ancak örgütlü mücadele ile çözebileceklerini hatırlatmak isterim.          


HAKSIZLIĞA   KARŞI   HAKLARINIZ …

 

Satın aldığınız mal hizmete ilişkin uyuşmazlığınız, mal  hizmette bulunan ayıba ilişkin ise  satıcı sağlayıcı ile imzalamış olduğunuz sözleşmede yer alan haksız şartlara ilişkin ise, taksitle satın aldığınız mal hizmete için erken ödeme bulunmanız halinde yapılması gereken erken ödeme indiriminin hiç yapılmaması veya yanlış yapılmasına ilişkin ise, satın aldığınız devre tatil sözleşmesinin sözleşmeye uygun olarak verilmemesi veya sözleşme gereği ödemeniz gereken üyelik ücretinin çok yüksek olmasına ilişkin ise, satın aldığınız paket tur sözleşmesinin sözleşmeye uygun olarak düzenlenmemesine ilişkin ise, kampanyalı (ön ödemeli) olarak satın aldığınız mal veya hizmetin zamanında ve gereği gibi teslim edilmemesine ilişkin ise, mesafeli sözleşme (internet, tv, vb. aracılığıyla) ile aldığınız mal veya hizmetin size zamanında teslim edilmemesi, cayma hakkınızı kullanmanıza rağmen bedelin iade edilmemesine ilişkin ise, banka veya tüketici finans kuruluşu ile imzalamış olduğunuz kredi sözleşmesini erken kapatmanıza rağmen gerekli olan faiz indiriminin yapılamaması veya yanlış yapılması veya sözleşme hükümlerinin ölçüsüz derecede aleyhinize olmasına ilişkin ise, banka veya tüketici finans kuruluşu ile imzalamış olduğunuz sözleşme esnasında sizden çeşitli isimler altında sözleşmede yer almadığı halde masraf vb. alınmasına ilişkin ise, imzalamış olduğunuz abonelik sözleşmesine ilişkin ise, kapıdan aldığınız mal veya hizmete ilişkin 7 gün içerisinde cayma hakkınızı kullanmanıza rağmen satıcı veya sağlayıcının ilk yedi gün içerisinde sizden para veya kıymetli evrak alınması yasak olduğu halde aldığı para veya kıymetli evrakın iadesi veya iptaline ilişkin ise, uyuşmazlığınızın çözümlenmesi için uyuşmazlık bedelini de dikkate alarak ikamet ettiğiniz yerdeki veya mal veya hizmeti satın aldığınız yerdeki Kaymakamlık bünyesinde yer alan Tüketici Sorunları Hakem Heyetine veya Tüketici Mahkemesi'ne başvurmanız gerekecektir. Eğer bulunduğunuz yerde Tüketici Mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemelerine Tüketici Mahkemesi sıfatıyla başvurabilirsiniz.

 

Size en yakın Tüketici Sorunları Hakem Heyetine ulaşabilmek alo 175 tüketici hattından  veya  Derneğimizden bilgi alınabilir.

 

Eğer uyuşmazlığınız,  satın aldığınız malla birlikte size garanti belgesi, Türkçe tanıtma ve kullanma kılavuzu verilmemesine ilişkin ise, Kanun’da yazılı düzenlenmesi ve bir nüshasının tarafınıza verilmesi gerekli olan sözleşmenin size verilmemesine ilişkin ise, Satın aldığınız mal veya hizmetin etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark varsa ve sizin aleyhinize olan uygulanmışsa,cayma hakkınızı kullanmanıza rağmen size kapıdan satış yapan şirketin gereğini yerine getirmemesine ilişkin ise, gerekli idari işlemlerin yapılması için bulunduğunuz ilin Valiliğinde yer alan Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü'ne başvurmanız gerekmektedir.

 

Ayrıca uyuşmazlığınız,kampanyalı(ön ödemeli)sözleşmelerde size ödemelerinizin güvence altına alındığına ilişkin teminat gösterilmemesine, süreli yayınların verdiği promosyonlara, bankalar ile yaşadığınız diğer  uyuşmazlıklara  ilişkin ise gerekli idari işlemlerin yapılması için Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü'ne başvurabilirsiniz.


BİLİNÇLİ  ALIŞVERİŞE  DİKKAT ETMEK  GEREKİR ..

Satın almadan önce iyice düşünerek, gezerek, araştırarak ve kalite-fiyat karşılaştırması yaparak satın alınız. Satın aldıktan sonra "eşim beğenmedi, dar geldi, rengini beğenmiyorum" gibi nedenlerle para iadesi ve değişim gibi bir yasal hakkınız bulunmuyor. Ancak müşteri memnuniyeti açısından güvenilir müşterilerin bu taleplerini yerine getirmek etik olarak doğru davranıştır.

 Alışverişten önce

1. Bir mal veya hizmete yönelmeden önce tespit yapınız. İhtiyaçlarınızı sıraya koyunuz ve en çok ihtiyacınız olan mal veya hizmeti belirleyiniz.
2. Bir mal veya hizmeti talep etmeden önce piyasa araştirmasi yapiniz. Serbest piyasa ekonomisi düzeninde ayni mali ayri mekanlarda farkli fiyatlarla bulmak mümkün olmaktadir.
3. Markaları karşılaştırınız. Broşür ve reklamların belirttikleriyle yetinmeyiniz. Eş,dost ve tanıdıkların da önerilerine kulak veriniz.

 Alışveriş sırasında

1. Asla fişsiz veya faturasiz alişveriş yapmayiniz. Etiketsiz ürünleri asla almayiniz.Etiket üzerindeki bilgileri dikkatle okuyunuz.Örnegin:Etikette bulaşik makinasinda yikanmaz diye belirtilen ürünün yıkanması  halinde, ugrayacagi zarardan siz sorumlusunuz .
2. Alacağınız ürünün etiketindeki katkı maddelerini dikkate alınız.
3. Özellikle dayanıklı tüketim mallarında garanti belgesi ve kolay ulaşabileceğiniz servis hizmetlerini arayınız. Garanti belgesini yetkili firmaya imzalatınız.

4. Malın üstünde yazan fiyatın dışında nakliye ve servis ücreti adı altında,ek ödemeler yapıp yapmayacağınızı araştırınız,
5. Satış sözleşmelerini,özellikle ince ve küçük yazıları,imzalamadan önce dikkatlice okuyunuz.
6. Özellikle gıda,ilaç ve kozmetik ürünlerinde son kullanım - üretim tarihlerini arayınız.
7. Dışarıdan ithal yoluyla gelen ve üzerinde Türkçe açıklaması bulunmayan ürünler risk taşırlar. İtibar etmeyiniz. Garanti belgesini mutlaka mühürletiniz.
8. Performansı sonradan ortaya çıkacak durumlarda,paranın tamamını ödemeyiniz.(Plastik pencere, Mobilya, Tamir vb.)
9. Satıcının her önerdiğini kabul etmeyiniz ve kararı satıcıya bırakmayınız. Size verilen vaadleri  yazılı  belegeyle isteyiniz.
10. Satıcılara gereksiz yaşam bilgileri (Meslek,eğitim, ekonomik durum)vermeyiniz.
11. Bayram öncesi,bayram günleri ve turistik bölgelerde alışveriş en aza indirilmelidir.
12. Eşdeger mallar arasindan yerli mallari tercih ediniz, her tür indirimden yararlanmaya çalışın.

14. Büyük mağazalara girdiğinizde,promosyon yapılan malların listesini görmeden alışverişe başlamayınız.

 Alışverişten sonra:

1.     Alınan malı,kullanım kılavuzunu iyice okuduktan sonra kullanınız.Hele dayanıklı tüketim mallarında mümkünse ambalajı serviste açıp kullanım şeklini öğreniniz. Kırık, ezik ambalajlı ürünleri kabul etmeyiniz. Eve getirilen ürünleri mutlaka ambalajında isteyiniz. Ambalajları

2.    Yetkili servise açtırarak kurdurunuz. Bir sorun var ise karşılıklı imzalayarak bir "Tutanak"tutunuz.

3.     Alınan mal veya hizmet bozuk,eksik veya kusurlu ise hakkınızı önce nezaketle arayınız.Sonuç değişmiyorsa  yasal haklarınızı arayınız.

İyi alışverişler


 

GARANTİ  BELGESİ  YÖNETMENLİĞİ

 

Kazanan tüketici oldu ,

 

Sanayi ve Ticaret Bakanlığının, Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelikte  değişiklik yapılarak resmi gazetede yayınlanmıştır.

Yönetmenliğe ''iş günü'' ibaresi eklendi ve iş günü; ''ulusal, resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı, 1 Mayıs ve pazar günleri dışındaki çalışma günleri'' olarak tanımlandı.
Yönetmelik hükümlerine ve Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğünce onaylanmış belgeye uygun olarak hazırlanacak garanti belgesinin tasdik edilerek tüketiciye verilmesini temin etmek ve ayrıca, bu yükümlülüğün yerine getirildiğini ispat etmekle satıcı, bayii veya acenteler sorumlu olacak.
Satılan mala ilişkin olarak düzenlenen faturalar garanti belgesi yerine geçmeyecek. Ancak, servis istasyonlarında yapılan onarım ve parça değişimi işlemleri sonucunda verilen fatura, yönetmeliğin öngördüğü garanti şartlarını içermesi kaydıyla, garanti belgesi yerine kullanılabilecek.
Tüm ürünler için 30 iş günü olan azami tamir süresinde de değişiklik yapıldı. Malın tamir süresi, otomobil, kamyonet ve traktörün dışında  diğer ürünlerde 20 iş gününe düşürüldü.
Tüketicinin arıza bildirimini; telefon, faks, e-posta, iadeli taahhütlü mektup veya benzeri bir yolla yapması mümkün olacak.
Bir ürünün arızasının 15 iş gününde giderilmemesi halinde, ürün tamir edilinceye kadar muadil bir ürünün tüketiciye verilmesine yönelik süre de 15 iş gününden 10 iş gününe indirildi.

İmalatçı-üretici veya ithalatçı firmalar, ürettikleri veya ithal ettikleri, yönetmelikte belirtilen kullanılmamış mallar için Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğüne garanti belgesi onaylatmak zorunda olacak. Genel Müdürlük onayı bulunmayan garanti belgeleri geçersiz sayılacak.

 



 

TÜKETİCİ  ALEV ALEV  YANIYOR,    BENZİNDE   BEŞE  RAMAK  KALDI.

Damlaya damlaya gelen akaryakıt zamları  tüketiciyi tedirgin etmektedir. Tüketici bu zam ve vergi yükü altında ezilmektedir.

Bu nedenle yoksulluk sınırında yaşam mücadelesi veren tüketicinin ezici çoğunluğu sessiz sedasız kontak kapatmış olup aracını kullanamamaktadır.

Akaryakıt zamları ülke genelinde ulaşım zamlarını tetiklemiş, iğneden ipliğe diğer zamlar da sırasıyla  birer birer  yerini almaktadır . 

Akaryakıttan alınan vergi düzeyine bakıldığında sosyal devlet anlayışının terk edildiği görülmektedir.

Akaryakıttan alınan vergi, kaçakçılığı adeta özendirmektedir. 

Akaryakıt kaçakçılığı ve kayıt dışı ile mücadelede bakanlık ve hükümet denetimleri yetersiz kalmaktadır.

Bütçe açıkları “vur Abalıya” misali tüketicinin sırtından ÖTV  ile  karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle hükümet tüketicilerin  vergi indirimi talebini   duymazlıktan  gelmektedir.

Benzin fiyatını serbest piyasa koşulları değil, hükümet politikası belirlemektedir.

Akaryakıt ürünlerinden alınan yüksek vergi ve kar marjının ötesinde bir hukuksuzluk durumuyla karşı karşıyayız.  Akaryakıt zamları ulaşım zamlarını da tetiklemiştir.

Tüketici, akaryakıt ürünlerinin dövize bağlı olarak zamlanıyor masalına artık inanmamaktadır. Çünkü; 2008 yılında başlayan ekonomik krizde ham petrolün varili 140 dolara satılırken benzinin fiyatı bu günkü fiyatla satılmıyordu, bugün ham petrolün varil fiyatı 100 dolar civarında  olmasına rağmen benzinin 1 litre  fiyatı 5 TL'ye dayanmış durumdadır, benzinden  alınan yüksek vergi ve yüksek kar marjı  açıklanabilecek  bir durum değildir.  Bu gidişle akaryakıt fiyatlarının nerede duracağı da belirsizdir. Benzinin  litresi  beş liraya ramak kaldı .

Belki bugün  belki yarın   bir  litre benzin 5 lira olcak gibi  bekleyelim görelim.


 

15  MART DÜNYA TÜKETİCİLER GÜNÜ ,,,


15 Mart’ın Dünya Tüketici Hakları Günü olmasının nedenlerinden biri, 15 Mart 1962 yılında o dönemin ABD Başkanı John F Kennedy’nin Temsilciler Meclisinde ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavram kullanmasından kaynaklanmaktadır.

 İlk olarak Amerika, Avrupa ve İskandinav ülkelerinde ortaya çıkan Tüketici Koruma faaliyetleri Japonya’ya ve oradan da tüm dünya ülkelerine yayılmaya başlamıştır. Daha sonra Birleşmiş Milletler, 1985 yılında aldığı bir kararla TÜKETİCİ HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİNİ ilan ederken bu konuşmanın yapıldığı 15 Mart tarihini DÜNYA TÜKETİCİ HAKLARI GÜNÜ olarak kabul etmiş, ve Uluslararası tüketici örgütleri de bunu her yıl DÜNYA TÜKETİCİ HAKLARI GÜNÜ olarak kutlamaya başlamıştır. TÜKETİCİ HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ; Temel gereksinmelerin karşılanması hakkı, Sağlık ve güvenliğin korunması hakkı, Ekonomik çıkarların korunması hakkı(Seçme hakkı), Bilgilendirme hakkı, Eğitilme hakkı, Tazmin edilme hakkı, Temsil edilme hakkı, Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı olmak üzere tüketicinin 8 temel hakkını içermektedir.

Ülkemizde ise Tüketiciyi Koruma faaliyetleri özellikle 08.03.1995 tarih ve 22221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un, 08.09.1995 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra yurt genelinde önemli bir hareket kazanmıştır. Bu Kanun ile tüketicilerin hakları, yasal düzenleme çerçevesinde, çağdaş anlamda yeni boyutlara ulaşmıştır.

Tüketici yasasının uygulanması sonucunda, yasanın eksik ve aksayan yönlerinin günün koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda “4822 sayılı Kanun ile Değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun” hazırlanarak 14.06.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Tüketici yasası ile tüketiciler Kapıdan Satışlar, Taksitli Satışlar, Kampanyalı Satışlar, Garanti Belgesi, Türkçe Tanıtma Kullanma Kılavuzu, Satış Sonrası Hizmetler, Ayıplı Mal ve Hizmetler, Devre Tatil, Paket Tur, Sözleşmelerdeki Haksız Şartlar, Tüketici Kredisi, Kredi Kartları, Süreli Yayınlar, Mesafeli Sözleşmeler, Abonelik Sözleşmeleri, Yanıltıcı ve Aldatıcı Reklamlar … vb. gibi pek çok konuda yasalar ile satıcı ve sağlayıcılar karşısında haklarını arama ve elde etme imkanına kavuşmuşlardır. Gerek devletin çıkardığı bir takım yasal düzenlemelerle gerekse tüketicilerin biraraya  gelerek  örgütlendiği sivil toplum kuruluşları aracılığı ile ülkemizde sağlanmaya çalışılan tüketiciyi koruma ve haklarını gözetme faaliyetleri alanında en büyük görev yasanın uygulayıcısı konumunda olan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve  İllerde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüklerine düşmektedir.


TÜKETİCİ    BENZİN  GİBİ  ALEV  ALEV YANIYOR …

 

 

BİR DEPO SURİYE'DE 70 LİRAYA TÜRKİYE'DE 200 LİRAYA DOLUYOR

 

 

Ortalama fiyatı 2003 yılında 1,80 lira olan 95 oktan kurşunsuz benzinin, 2010 yılındaki zamla  birlikte   yıllık ortalama fiyatının 3,70 liraya çıktığı 8 yılllık dönemde enflasyon ortalama  % 77 olurken, benzin fiyatları ortalama %  203 oranında artış gösterdi.  Bugün itibari ile 4. lirayı aştı  eğer bu akşam yine zam gelmezse..

 

Türkiye'de bir depo benzin  250  liraya dolarken,  Suriye'de bir aracın deposu  60 ,,  70 liraya dolmaktadır, Türkiye'de benzin pompasından   benzinle birlikte zam akmaktadır.

 

Uygulanan vergi politikası devam ettiği ve fiyatların serbest belirlendiği sürece vatandaşın  faturayı  ödeyeceği  kaçınılmazdır, hükümetin  akaryakıttan alınan ÖTV'yi   bir an önce kaldırması  gerekmektedir.

 

Tavan fiyat uygulanmasına  geri dönülmesi  , fiyatların belirlendiği kurullarda ise tüketicilerin de temsil edilmesi  gerekmektedir

 

Hükümetin ,  tüketicilerin akaryakıt fiyatlarına yapılan zam konusunda  basın ve yayın yoluyla yaptığı çağrılara kulak vermesi  gerektiği tüketicilerin akaryakıt zammına  ilişkin   şikayetlerini  ciddi anlamda  değerlendirmeye   alınarak  akaryakıt zammına  önlem alınması gerekmektedir.


 

SİGORTA  FİRMASININ   İŞ GÜZARLIĞI.

 

Bende  Tüketiciyim .

 

         Eşimin adına kayıtlı  bulunan aracı  22.04.2010 Tarihinde Groupoma  sigorta  Ordu acentesi (İ.A) Firmasından   aracıma kasko sigortası yaptırdım zaman içinde  araçta  ufak tefek  iki defa  hasar oluştu  oluşan  hasarı da sigorta firmasından tazmin ettik, üçüncü hasarda bir başka araç tarafından hasar oluştu karşı tarafın   trafik raporlarında  %100 kusurlu olduğu kesindir ,  biz aracımızın onarımını yaptırıp    bulunduğumuz  sigorta  firmasına durumu  aktardık   firma  hasar dosyasını incelemeden  üç defa  hasar gördüğü gerekçesiyle 03.01.2010 tarihli yazısı ile aracın sigortasının iptal edildiğini yazı ile tebliğ ettiler, aracın sigortasının bitimine daha dört ay kadar bir süre vardı , yazı elimize ulaştığında aracın kasko sigortası  iptal  edilmişti,   araç sigortası poliçesi  önce iptal edilmiş sonra  postaya verilmişti  iptal yazısı postadayken  haberimiz olmadan aracın sigortası  iptal  edilmişti , öncelikle  durumu  öğrenmek  için  sigorta acentesini  aradım  konu hakkında  bilgi  almak  istedim  genel müdürlük  üç hasardan dolayı iptal  etmiş  demekle  yetindi , bende   acentesinin sorunu   aşamayacağını düşünerek  firmanın  Trabzon  bölge  müdürlüğünü aradım durumu izah ettim   genel müdürlük  poliçenizi iptal  etmiş denilerek soruna pek yaklaşımcı davranmadılar ,  ancak  üçüncü  hasarda  bizim aracımız kusurlu olmadığını vurgulayarak izah ettiğimde  kusurlu olan karşı tarafın aracı olduğundan  sigorta  firması  karşı tarafın  sigorta  firmasına  kaza tutarını rücüü ettirmesi  gerekiyordu ki  sigorta poliçesi iptal edilmemeliydi  uzun  uğraşlar neticesinde   Groupoma şirketi  dosyanın tam  anlamıyla  incelenmediğini yeniden yapılan incelemede,   karşı tarafın hatalı olduğu tesbitine  varılarak  iptal edilen sigorta poliçesinin iptalinden vazgeçilerek  iki gün aradan sonra  yeniden  Poliçenin  aktif hale getirildiğini,  tarafıma yazı ile tebliğ ettiler.

 

Sigorta acentesi  poliçe bedelini tahsil ettikten sonra ,bundan sonrası ne olursa olsun  hizmet anlayışı ile  konuya duyarsız kalarak  haksızlığa uğramış  poliçe sahibinin sorununu çözmeye  yardımcı olmakta yeterli hizmeti sağlamamıştır.

 

Groupoma  firması hasar  dosyasını incelemeden,  üç hasar var poliçeyi iptal edelim,   kolaycılığını tercih ederek  sigortalısını  mağdur etmiştir.

Oysa  gerek  acente  gerekse  bölge  müdürlüğü  veya   genel müdürlük  dosyayı ciddi  anlamda  incelemiş olsalardı, bu kadar sorunla karşılaşmamış olacaktık,

Sigortalısının   mağduriyetine sebep  olan  tutum ve davranış  sergileyen  kurum  ve kuruluşlar  hiçbir zaman  tüketicilerinin  nezdinde tercih edilmeyeceklerdir.

Sigorta  poliçesinin  haksız yere iptal edilip , hakkımı aradığımda    iki gün sonra iptal edilen sigortanın devam edildiğine dair  yeniden  poliçe  düzenlenerek tarafıma  gönderilmiştir.

 

Ben  bundan sonra  bir daha  asla bu firmayı tercih etmeyeceğim kesindir..

 


SANAL ALEMDEN ,TÜKETİM TOPLUMUNA …


            Tüketim toplumu tabiri, Batı'da  sanayileşme sonrası ortaya çıkan toplum şeklini  tarif etmek için kullanılmaktadır.

            Seri üretimin artmasıyla hızla değişen arz-talep dengesi, üreticileri ve hükümetleri farklı politikalara itmiş, üretilenlerin hızlı tüketilmesini sağlamak maksadıyla türlü yollar denenmeye başlanmıştır.
Bu yolların en önemlileri elbette kitle iletişim vasıtalarıdır. Yazılı ve görüntülü basınla televizyon la birlikte son yıllarda bu ikisini de geçeceğe benzeyen internet, tüketim toplumunu yönlendirmede ve manipule etmede kullanılan başlıca kaynaklardır.
            Günümüz de, artık ihtiyaçlar medya tarafından belirlenmekte, neyin ihtiyaç olduğunu düşünecek zamanı bulamayan tüketici, önüne sunulan alternatiflere 'evet-hayır' cevabından birisini verebilecek kadar bir zamanı ancak bularak, şuurlu olmaktan çok, gayri iradi ve şuursuz bir şekilde cevaplar üretmektedir.

            Tüketim toplumunun meydana gelişinin altında yatan sebepleri ortaya koyarken, şunlar söylenebilir.
            Tarihte aynı olayların iki defa vuku bulduğu olur. Birincisinde bu olaylar gerçek bir tarihi değere sahipken, ikincisi birincisinin karikatürüdür ve garip, acayip, fıtri olmayan bir serüvendir.
            Bu tespitin ardından, yitirdiğimiz değerleri, gerçeklerinin yerini tutamayan suni düzenlemelerle telafi etmeye çalıştığımızı belirtmektedir.

Yeşilini yitiren hayatta yok olan insanlık, şehirlerin göbeğinde oluşturduğu suni teneffüs borusu misali parklarla vicdanını rahatlatmaktadır. İnsanlık, tarihe karışmış bazı güzellikleri, ritüel biçiminde, zorla yeniden güncelleştirerek tüketmektedir.
            Bu, tüketim toplumunun özelliğidir. Günlük haberlerin acımasız yalancılığı, kitle iletişimi yoluyla bütün felaketler den yola çıkarak günlük hayatın sadeliğini ve sakinliğini yüceltmektedir. Cinayetler, hırsızlıklar ve tecavüzler her gün haber konusu yapılmakta, bunlardan yola çıkılarak faziletli bir topluma hasret yansıtılmaya çalışılmaktadır.
            Tüketim toplumunda  yayınlar  paradokslarla doludur. Bir yandan asil evlilikler yüceltilirken, diğer yanda  televole ve magazin tarzı programlar ile, aldatma ve ihanet meşrulaştırılmaktadır. Ailelerin çöktüğü, toplumun felakete sürüklendiği anlatıldıktan hemen sonra bütün ihanetlerin iç içe girdiği "yalan rüzgarları" estirilip kalan soylu kırıntılar süpürülüp atılmaktadır. Çünkü medya için önemli olan tüketim toplumuna, hızla tüketeceği malzemeyi pompalamaktır. Gaye, sahte ağlamalarla soylu tüketiciyi okşamak, ardından da bedeni hazlara ve doymaz ruhlara yalancı baharlar yaşatmaktır.
            Yaşatılan baharlarda bir nostalji havası estirilir, erdemler tek tek sıralanırken, hedef, gerçeği yaşanıp bitmiş olayları sembolik olarak tekrar körükleyip tüketim kültürü oluşturmaktır.  Tüketim kültürü, ya da kültür tüketimi...
           Yeniden çevrim herkes için, eğer dışarı atılmak, uzaklaştırılmak, yarışma dışı bırakılmak istemiyorsa, bilgisini, genelde kullanılabilir bilgi piyasasına sunma zorunluluğu doğurur. Kişi, bilimsel olmak ya da dışarıda kalmamak, için kendisini bilgi gelişimi üzerinde temellendirmek ister.
            Bilgi gelişimi tabiriyle, bir yeniden çevrimi anlatır. Çünkü günümüzde moda, bilgidir. Enformasyon toplumunun içinde yaşayan her fert, bilgili olmak, gelişmeleri takip etmek zorundadır. Daha doğrusu öyle yapıyor görünmelidir. Yoksa aslında ortada bilgi geliştiren falan yoktur.
            Günümüz insanının bilgiye ulaşma çabaları, modayı takip etme gayretiyle aynıdır. İkisinin de yaptırımı içtimai  muvaffakiyet yahut dışlanmadır. Dolayısıyla işimiz, rasyonel bir ilmi  birikim süreciyle değil, rasyonel olmayan bütün diğer tüketim süreçleriyle dayanışma içindeki içtimai  yapaylardır.
           Televizyon ve radyoların düzenlediği yarışma programlarının aslında hiçbir öğretici yanı yoktur. Katılanların çoğunun heyecandan doğru cevap veremediği, ama yine de mutlu olduğu görülür çünkü istediklerini elde etmişlerdir, istedikleri şey paylaşımdır. Paylaşımın modern bir biçimi olan iletişim ve temas hedeflenmiş, o da başarılmıştır. Törenlerle yapılan paylaşımlar günümüzde yerini kitle iletişim araçlarıyla paylaşıma bırakmıştır.
            İnsanlar, biyolojik bedenleriyle fiili olarak bir şeyi paylaşmazlar. Paylaşılan, kitle kültürü olarak adlandırılabilecek en küçük ortak paydadır. Tüketim toplumunda ortalama ferdin sahip olması gereken en küçük standartlar ve moda olan işaretler bütününe ne kadar erişilirse, o kadar başarılı olunmuştur.
            Kitle iletişimi, kültürü ve bilgiyi dışlamaktadır. Katılımlar, içi boşaltılmış semboller aracılığıyla gerçekleşir ve hayatın içinde birer merasime dönüştürülerek yüceltilir. Bunda tabii ki yine yaygın olarak medya kullanılmaktadır.
            Medya, tüketicinin davranışlarını yönetir ve insanlara zevkleri hatırlatıp, bu zevklerin nasıl olması gerektiğini öğretir. Reklamlar, bu konuda ciddi yatırımlar yapılarak geliştirilmekte, insanların eğlenerek ve hoşlanarak seyredeceği şekil e sokulmaktadır. Hala annesinin televizyonunu, margarinini, elektrik süpürgesini kullananlar, dışlanmakta, yeni modeller sunulmaktadır. Alternatiflerin sunuluşu öyle kurnazcadır ki, alayım mı ? sorusunu sormak aklımıza bile gelmez, hangisini almayalım ? sorusunu, farkında bile olmadan kendimize sorduğumuzu görürüz.
            Reklâmlarda hep prezentabl, eli yüzü düzgün, gösterişli, tipler kullanılarak model insan paradigmaları oluşturularak önemli insanların "A" ürününü seçtiği ihsas edilmektedir. Tüketici bu durumda nesnenin faydalılığı ile ilgili soruya değil, nesnenin ona toplumda kazandıracağı statü ile ilgili soruya cevap vermektedir.
            Netice sembollerle kuşatılmış sanal bir dünyada gibiyiz. Mahremiyetin dönüşümünü yaşıyor, kendimize ait bir hayat süremiyoruz. Ferdiyetçiliğin zirvesine çıkma aşkıyla yaşadığımız yılların sonunda en tepeden uçuruma yuvarlanırken, bireyselleşmeyle mahremiyetin farkını çok geç görmenin acısını çekiyoruz. Ne ben olarak kalabiliyor ne bize ulaşıyoruz. Başkaları tarafından kurgulanmış bir hayatın figüranlığını yapıp senaryomuzu ötekilere yazdırıyoruz. En kötüsü de bunun farkında olmamamız içler acısıdır.



YENİ   YILA  YENİ UMUTLARLA  GİRERKEN,,

 

ALIŞVERİŞLERİNİZ ,  SOYGUNA  VURGUNA , DÖNÜŞMESİN.

 

 

Malum 2010 yılını bitirmek, yeni yıla girmek için gün saymaktayız, bazılarımız yeni yılda  sevinir  bazılarımız üzülür,  bunlar  hayatın gerçekleridir  ama  siz yine de üzülenlerden olmayın.

Alış verişlerin doruk noktaya ulaştığı  günlerden   Ramazan bayramını,   Kurban bayramını geride  bırakarak ,  şimdide alışveriş çılgınlığının yaşanacağı , yılbaşı yaklaşmak üzere   tüm  mağazalarda  AVM lerde   bu günden itibaren artık   yılbaşı indirimi adı altında , harıl harıl , soygun  ve vurgun için  hazırlıklarını tamamlamak üzeredirler yüzde elli, yüzde yetmiş indirim,  bir alana bir bedava ,ve  buna benzer onlarca  kampanya  senaryoları hazırlanarak tüketicilerin   ilgisini çekmek için her yol denenmektedir , önce fiyatları şişirip sonrada indirim tabelaları afişleri  ile tüketicilerin  beğenisini kazanmaya çalışan  ciddiyetten uzak bir ticaret anlayışı içinde bulunan bu tür , AVM ve  market ve mağazalarda çok dikkatlice alışveriş yapılması  bizim tavsiyemizdir.

Yılbaşı öncesi sokaktaki  mağazalar  ve  AVM ler adım atılmaz duruma gelerek tüketici alışverişlerinde aşırı kalabalık ve yoğunluğundan  tüketiciler yapacakları dikkatsizce  alışverişlerinde  eve dönünce  hüsrana uğramaktadırlar, bilhassa  rafta  yazılı olan fiyatla  kasadan geçen fiyatın  aynı olmadığı , bütün mağazalarda bilinçli bir şekilde uygulanmaktadır. Fiyatıyla raftaki ürünü cazip hele getirip

tüketicinin  alımını  sağlıyor  ürün  kasadan geçerken kimsede dikkat etmiyor tüketici sanıyor ki raftaki  fiyattan aldım  halbuki hayır  raftan kasaya gelene kadar zamlanarak farklı fiyattan kasadan  geçmektedir, farkına vardığınızda pardon deniliyor, ama farkına varmasanız   cebinizdeki paradan hırsızlık yapılmış oluyor.

 Burada  her   kurum kendi üzerine düşen görevi yerine getirse  denetimler yapılsa   bu mağazalar denetildiklerini  bilseler  bu durumlar meydana gelmez  ancak  sorumsuzluk  başını almış gidiyor sanki  burası  dağ başı  soyguna devam.

 

Sanayi ticaret il müdürlüğü.

Ticaret ve sanayi odası,

Esnaf odası.

Belediye yetkilileri,  herkes üzerine düşen görevleri yerine getirmiş olsa bizde şu an bunları yazmayacak olacaktık , ama  maalesef  her kurum ,   bana dokunmayan yılan bin yaşasın  deyip gaflet ve delalet  içinde tüketicilerin soyulmasına , aldatılmasına göz yummaktadırlar.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenler bir gün gelecek  devleşen yılanın panzehiri ile zehirlenecekler ve bu sorumluluğun vebalinden kurtulamayacaklardır.  

 

Geçtiğimiz günlerde iki tane bayram geçirdik  kaç işyeri denetlendi ve ne kadar ceza yazıldı ,eğer denetleyip ceza yazan varsa Allah aşkına  gazetemiz aracılığı ile bize de   bildir sinde  bizde  yayınlanmasına  sebep olalım.

 

Tüm tüketicilerimizin daha bilinçli bir tüketici toplumu olması ve yeni  yılın     sağlık  ve esenlik dolu  günler içinde geçmesini temenni ederim..

  

 


 

TÜKETİCİ DERNEĞİ UYARIYOR

BÜYÜK MARKETLERE, AVM, LERE  DİKKAT !

SOYGUN KASADA BAŞLIYOR  !!!

'Kasada , etiket fiyat farkına dikkat'

Tüketicilerin yoğun şekilde şikayetçi olduğu, ürünlerin başında raf etiket ile kasa arasında oluşan fiyat farklarıdır, tüketicilerin özellikle  kasada fiyatlara  dikkat  etmeleri gerekmektedir.  "Tüketici lehine olan fiyat uygulanması  geçerlidir .

Tüketicilerin alışverişlerde sıkça yaşanan sorunlardan birisi etikette yazan fiyatın kasada farklı  bir fiyatla karşılaşılmasıdır .

Bu konuda Derneğimize  yoğun  şikayetler gelmektedir, mal veya hizmetin etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark olması durumunda tüketici lehine olan fiyat uygulanmasının geçerli olduğu THK Kanunun 12. maddesindeki mevzuat gereği yasalarla  belirtilmiştir.
Tüketiciler  şikayetlerinde mağaza ve firmaların promosyonlu ürünlerle dikkat çekerek, promosyonlu ürünlerin kasada farklı fiyat ile geçtiği için şikayetçi olmaktadırlar .

Reyon fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark yaşandığında mağaza yetkilileri  ile tartışma yaşadıklarını kaydeden tüketiciler, yaşanan sorunların son bulmasını istemektedirler. Bir tüketicimiz  mağaza ile yaşadığı sorunu dile getiren  şikayetçi mağazaların bu durumu "pazarlama stratejisi" olarak açıkladığını kaydetti ve yaşadığı bir olayı şöyle dile getirdi: "Etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark olduğunu kasada fark ederek  mağazaya yetkilisine ilettiğimde, Mağaza yetkilisi daha önce rafta bulunan bir başka malın bittiğini, o yüzden fiyat etiketinin orda kaldığını 92 punto ile yazan eski etiketin alt kısmında 12 puntoluk yazıyı gösterdi. (Okuma yazmanız yok mu?) deyince şok oldum  ifadesini kullanmaktadır.

 Tüm mağazaların bunu uyguladığını ve bunun adının pazarlama stratejisi olduğunu söyledi." Farklı fiyat uygulamasından şikayetçi olan vatandaşlar bu durumu firmaların "Haksız Kazançı" olarak tanımlıyor ve sert dille eleştiriyor.

Bu gibi durumlarda tüketicilerin duyarlı olmaları gerekmektedir  tartışmaya mahal vermeden , bu gibi durumun  yasal hakları olduğunu ifade etmelidirler aksi halde derneğimize başvurarak firma hakkında şikayetçi olduklarında  firma hakkında yasal yollara basvurulacağı bilinmelidir.

BİR  BAYRAM  DAHA BÖYLE  GEÇTİ

 

         Ülkenin içinde bulunduğu bu olumsuz koşulların kaosun, yoksulluğun ve anti-demokratik baskıların sebebi hükümettir ve hükümet politikalarıdır.

         Bu kadar gelen zam ve yoksulluğa karşın tüketicisiyle, işçisiyle, memuruyla, işsiziyle hangi para ile mutlu bir bayram geçirebildi ki. Demokratik hakkını kullanan memurları işten atmakla tehdit eden bir Başbakanın olduğu ülkede demokrasi nasıl gelişecek. Her alanda ayrımcılık yapan bir iktidarda kardeşlik nasıl boy verecek. Bu nedenle hükümetin bayram kutlamalarını biz tüketiciler samimi bulmadık. Sahte kutlamaları da  kabul etmedik .

         Gerçek ve herkes için kalıcı demokrasi istiyoruz.  Gündüzleri, itilip kakılmayan, bizden-onlardan ayrımcılığına uğranılmayan, geceleri aç yatılmayan bir ülke istiyoruz. Gelecek “sadakalara” umut bağlamadan kendi kazancımızla karın doyurmak ve  işsizlik sorunu çözülmüş bir Türkiye istiyoruz.

Sağlığımızın  yabancı gıda tekellerine peşkeş çekilmesini istemiyoruz. Herkes için her yerde ve her zaman güvenli ve yeterli , bu koşuların sağlandığı gerçek demokrasi içinde sağlıklı ve mutlu aydınlık bir Türkiye istiyoruz..


 

Birleşmiş Milletler Evrensel Tüketici Hakları

Bildirgesine göre dokuz ana maddeden oluşan evrensel tüketici hakkı mevcuttur.

Temel İhtiyaçların Karşılanması Hakkı

Barınma, ısınma,  aydınlanma, içecek ve kullanacak su bulma, haberleşme, ulaşım tüketicilerin en temel ihtiyaçlarıdır. Her tüketici, bu temel ihtiyaçların karşılanmasını talep edebilir.

Sağlık Ve Güvenlik Hakkı

Satışa sunulan her türlü mal ve hizmetin

İnsan yaşamı ve sağlığı açısından kullanıcısına zarar vermeyecek durumda olmasıdır.

Bilgi Edinme Hakkı

Tüketicinin mal ve hizmeti satın alırken doğru karar verebilmesinin sağlanması için tüketicinin gerekli bilgilere ulaşabilmesi ve zararlı, yanıltıcı reklamdan, etiketten, ambalajdan korunmasıdır.

Eğitilme Hakkı

Tüketicinin hak ve çıkarlarını koruyabilmesi, tüketici bilincine sahip olması için eğitim kurumlarında eğitilmesidir.

Zararların Giderilmesi Hakkı

Satın alınan mal veya hizmetten dolayı tüketicinin uğramış olduğu zararın giderilmesi, o mal veya hizmetin yeniden tüketiciye ulaştırılmasıdır.

Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı

Sağlık koşullarına uygun bir çevrenin oluşumunda ülke ve

Doğal kaynakların doğru kullanımı ile çevrenin korunması, temiz ve sağlıklı bir şekilde gelecek nesillere bırakılmasıdır.

Ekonomik Çıkarların Korunması Hakkı

Tüketiciye kıyaslama imkanı verecek çeşitte mal ve hizmetin en uygun fiyattan sunulması, satış sonrası her türlü teknik destek ve servisin tüketiciye ulaştırılmasıdır.

Seçme Hakkı

Tüketicilerin çeşitli ürün ve hizmetlere istedikleri zaman ulaşabilmeleri anlamındadır. Rekabetin tam olarak işlemediği pazarlarda devlet aksaklıların giderilmesi için yapacağı düzenlemeler ile uygun kalite ve fiyatlarda mal ve hizmetlerin tüketicilere sunulmasını sağlamalıdır.

Temsil Edilme, Örgütlenme, Sesini Duyurma Hakkı

Yukarıda sayılan hakların elde kullanılabilmesi, tüketicilerin haklarını koruyabilmeleri, mağduriyetlerinin giderilmesinde bir araya gelerek güç birliği oluşturmaları ve hükümetlerin ekonomik ve siyasi politikaların da dikkate alınma ve kamu kurumlarında temsil edilebilmesidir.

 


SÜRDÜRÜLEBİLİR  BİR  GELECEK  İÇİN  SEFERBER  OLMALIYIZ

 

“Sürdürülebilir Bir Gelecek için Eğitim Anahtardır” sloganı ile dünya çapındaki tüketici örgütleri, sürdürülebilir tüketim için eğitim çağrısında bulunuyor!
 Tüketiciciyi Koruma ve Dayanışma derneği, sürdürülebilir tüketim için resmi eğitim konusunda gerçekleştirilen küresel tüketici hareketine katılmaktadır.

Dünyadaki tüketici örgütleri, ulusal hükümetleri, Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’ni benimsemeye ve uygulamaya davet ediyor. Bu günün amacı çocuklarımıza genç yaşlarından başlayarak sorumlu ve güçlendirilmiş tüketici olma yolunun sağlanmasıdır.

Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’nde de özetlendiği gibi, sürdürülebilir tüketici tercihleri, sosyal kalkınma ve çevrenin korunması için oldukça önemlidir. Bu nedenle Derneğimiz dahil olmak üzere dünya çapındaki tüketici örgütleri, Çevre Bakanlarını Birleşmiş Milletler çevre programı’nın sürdürülebilir tüketim için eğitim prensipleri’ni benimsemeye ve uygulamaya davet ederken, aynı zamanda da Milli Eğitim Bakanları’ndan sürdürülebilir tüketim için eğitim konusunu resmi eğitimin ve dolayısıyla ders programlarının bir parçası haline getirmelerini istiyor.

Türkiye’de çok az da olsa İlköğretimin 4.sınıfında okutulan Sosyal Bilgiler ders kitabında ve ilköğretimin 6.sınıfında okutulan Sosyal Bilgiler ders kitabında tüketici haklarına ilişkin bazı bilgilere yer verilmekle birlikte sürdürülebilir tüketime ders programlarında yer verilmemiştir. Bu nedenle, sürdürülebilir tüketim konusunda; tüketici bilinci ile tüketicilerin, çocuklarımızın, gençlerimizin nasıl davranmaları, nelere dikkat etmeleri, haklarını nasıl aramaları gerektiğinin en iyi şekilde ilgili ders programlarında yer almaları sağlanmalıdır.  “Çocuklarımız için, adaletli ve sağlıklı bir gelecek sağlamak için, kalkınma amaçlarımızı gerçekleştirmek için sürdürülebilirliğe her anlamda ihtiyacımız var. Tüketiciler, hükümetler ve şirketler, hepsi birden sorumluluk almalıdır. İnanıyoruz ki uzun dönemde bu sorumluluğu gerçekleştirmemize en iyi yardımcı olacak olan yol genç nesillere sürdürülebilir tüketim konusunu anlatmaktan ve öğretmekten geçmektedir.”

Son olarak diyoruz ki  sürdürülebilir gelecek için tüm toplum kesimleri seferber olmalıdır.                                                 


 

DÜNYA SATIN ALMAMA GÜNÜ

 .(Buy Nothing Day)

24 Kasımda HİÇ BİR ŞEY ALMAMAYA çağırı….

24 Kasım Uluslararası satın almama günüdür. “Satın Almama Günü”  her yıl Kuzey Amerika’da 23 Kasımda , tüm dünyada ise 24 kasımda tüketicilerin,  bir gün hiçbir şey satın almayarak  tüketim çılgınlığına dikkat çekmelerinin adıdır.

Satın almama günü Kanadalı grafik sanatçısı Ted Dave tarafından 1992 yılında başlatılan bir eylemdir.

Bu günde, 65 ülkede tüketiciler tarafından çeşitli etkinlikler yapılmaktadır.

Alış veriş merkezleri önünde kredi kartı kesme, zombi kıyafetleriyle alış veriş merkezleri çevresinde gezme, 9-10’ar kişilik gruplarla mağazalara girip uzun süre hiçbir şey satın almayarak gezinme, bildiri dağıtma ve alış veriş merkezleri çevresine çıkartmalar yapıştırma gibi etkinlikler çeşitli ülkelerde en çok rağbet edilen eylemlerdir.

Bu gün ülkemizde tüketicilerin “tüketimden gelen güçlerini kullanmaları” açısından son derece önemli bir gündür.

Satın Almama Günü sadece tüketim çılgınlığına karşı değil, sürekli artan hayat pahalılığına, sürekli gelen zamlara, tüketicilerin reklamlar aracılığı ile aldatılmasına, kredi kartı kandırmacasına karşı tüketicilerin kendi  iradelerini kontrol edebilmeleri açısından önemli bir deneyim günüdür.


Tüketicilerimizi, yağmur gibi gelen ve gelecek zamlara karşı, bankaların reklam yönlendirmesi ise şişirilmiş talep yaratma ve  kredi kartı ile harcama yaptırmalarına  karşı,  enflasyonun altında ücret artışlarına karşı, tüketim çılgınlığını kontrol etme yeteneklerinin geliştirilmesi için
24 Kasımda HİÇ BİR ŞEY ALMAMAYA çağırıyoruz.

 


 

• Tüketicinin Gıda Enflasyonu şaha kalktı.
• Ülkemizin gıda güvencesi tehdit altındadır.
• Dışa bağımlı olmayan halktan yana yerli tarım ve gıda politikası uygulanmalı dır .

 

Ülkenin ve halkın yararına uygun olmayan dışa bağımlı tarım ve gıda politikaları ile spekülatif uygulamalar nedeniyle çeşitli tarımsal ürünlerin fiyatları çok yüksek oranlarda artırılmıştır.

Günümüz Türkiye sinde  Avusturya dan elma Hollanda dan peynir Çin  den sarımsak  prinç ve buna benzer yüzlerce  gıda maddesi , adını bile duymadığımız ülkelerden et ithalatı yaparak  yeni ülke adlarını da öğrenmiş bulunmaktayız.

Gıda, günümüzde tüm insanlığın, bu arada ülkemizin ve halkımızın en stratejik, en temel olmazsa  olmaz unsurudur.  Ülkemizin tarımı ve halkımızın gıdası üzerinde içeriden ve dışarıdan büyük oyunlar oynanmaktadır. Kendi kendine yeten bir ülke olmaktan çıkartılan  Türkiye, tarımsal ürünler ve gıda maddelerinde ithalatçı konumuna düşürülmüştür.

Halkın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan gıda güvencesi tehdit altındadır. Çok acil önlemler alınmazsa zaten açlık sınırında olan tüketicilerimiz  isyan edecek ve çok önemli asayiş sorunlarını gündeme getirecektir. Toplumsal barış ve huzur bu anlamda tehlikeli bir duruma doğru sürüklenmektedir. Konu, artık ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Tarımın ve gıdanın kurtuluş reçetesi diye tanımladığımız önlemler paketi içersinde yer alması gereken öncelikler bizce şunlar olmalıdır.
1) Piyasada yapay fiyat artışlarına neden olan spekülatörler ve karaborsacılar tesbit edilerek en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
2) Ülkemizin tarımını bitiren ve halkımızın gıdasına el koyan IMF ve Dünya Bankasının insanlık dışı ve tüketici haklarına aykırı politikalarına derhal son verilmelidir.
3) Tarımsal üretim içersinde yer alan köylülere, çiftçilere, üreticilere çok ciddi destekler verilerek hem üretimin devamlılığı hem de verim artışı sağlanmalıdır.
4)  Çok ciddi ulusal tarım ve gıda planlaması yapılmalı ve gıda güvencesi piyasa mekanizmasına asla devredilmemelidir.
5) Tarımsal alanda faaliyet gösteren ve tarım sektörüne destek veren hiçbir devlet kurumu özelleştirilmemeli, var olan özelleştirme planlarından derhal vazgeçilmeli, yeniden kamu girişimciliğine önem ve ağırlık verilmeli ve kontrol altına alınmalıdır.
6) İthalat ve ihracat rejimi çok ciddi olarak yeniden gözden geçirilerek Türkiye tarım ve gıda ürünü ithalatçısı olmaktan kurtarılmalı, Türkiye’de üretilme olanağı olan hiçbir tarım ürünü ithal edilmemelidir.
7) Yerli tarım ve gıda ürünleri üretimi ve sunumu öncelikle halkın temel gıda ihtiyacı karşılanmak üzere planlanmalıdır.
8) Yerli tohum üretimi geliştirilmeli,çeşitlendirilmeli ve biyoçeşitlilik yönünden zengin olan ülkemiz GDO’lu tohumlar başta olmak üzere tohum ithalatından kurtarılarak dış ülkelere bağımlı kalınmamalıdır.
9) Etkin bir yerli malı kampanyasıyla yerli tarım ve gıda ürünleri tüketimi teşvik edilmelidir.
10) Türkiye’nin organik tarım üretimi  politikaları çok ciddi bir şekilde ele alınarak organik tarım alanları genişletilmeli ve organik tarım üretimi teşvik edilmelidir.
11) Yeniden üretim ve tüketim kooperatifçiliği teşvik edilerek spekülatör, vurguncu ve  karaborsacılar aradan kaldırılmalı, üretici ile tüketicinin doğrudan iletişimi kooperatifler aracılığıyla sağlanmalıdır.
12) Son yıllarda, özellikle süpermarket ve hipermarketler gibi alışveriş merkezleri yoluyla gereksiz ve dışa bağımlı sağlıksız gıda tüketimi pompalanmaktadır. Açlık sorunuyla baş başa olan bir ülkede böyle bir savurganlık, ülkemize ve halkımıza zarar veren alışveriş modeline artık dur denilmelidir.

Zaten, bu tür hipermarket ve grosmarketlerin büyük bir çoğunluğu yabancıların elindedir. Bize göre çözüm yerli üretimi teşvik eden ve yerli üreticilerle doğrudan bağlantılı olabilecek şekilde alışveriş yerleri olan küçük marketler ve tüketim kooperatifleri yeniden yaygınlaştırılmalıdır.

Belirtmiş olduğumuz çözüm önerileri küçük ve orta vadeli önlemlerdir. Kalıcı çözüm ise gerçek anlamda halktan ve tüketici haklarından yana, dışa bağımlı olmayan, kamu yararı ve sosyal devlet anlayışını ön plana alan bir ekonomik politikanın benimsenmesi ve bu anlayışta sürdürülebilir bir tarım ve gıda politikasının uygulanmasıyla mümkündür.

 


TÜKETİCİ   DİKKAT.

 SİZİ   ALDATIYORLAR…

            Ordu’da da şubesi  bulunan  birçok  marketlerin  genel  merkezleri tarafından   tüketicilerin   cep telefonlarına dur durak yok mesaj üstüne mesajlar gelmektedir.

            Mesajın içeriğine bakıldığında tamamen tüketiciyi  aldatmaya yönelik olup mesajın içeriği  mağaza  yetkilileri tarafından   uygulanmamaktadır.

            Telefonunuza gelen mesajda mağazamızda    17.19 Eylül  tarihleri arasında…….. markalı  . çamaşır deterjanı 12.90 T.L yerine sadece  5.TL.  yazmasına rağmen mağazaya gittiğinizde bu ürünü size vermiyorlar gelen mesajın içeriğini  gösterdiğinizde size gelen mesaj  genel müdürlük tarafından yollanmış ancak bizim kasa uygulamamızda siz 30.T.L. lık alış veriş yaparsanız çamaşır deterjanını  5 .T.L.ye verebiliriz  denilerek  tüketiciler ve mağaza görevlileri arasında tatsız  tartışmalara neden olmaktadır.

            Tüketicilerin  bu tür mesajları itibara  almamaları hatta mesaj gelen kuruma  giderek  bir daha telefonuna mesaj göndermemeleri hususunda başvuruda bulunmalıdırlar  aksi  halde bu mesajlar sürekli gelecektir.

            Bu tür ciddiyetten uzak ,  tüketicisini adeta yolunacak kaz gibi  gören   firmalar  markalarını  ve ismini kullanarak tüketicilere  yönelik aldatıcı ve yanıltıcı mesajlar yollayarak tüketicilerin mağduriyetine  ve kandırılmalarına neden olmaktadırlar.

            Oysa  günümüzde  tüketici bilincinin her geçen gün daha arttığı  bu günlerde   tüketici  bulamamaktan şikayetleri olsa  gerek  bu tür  mesajlara itibar etmektedirler.

            Bilinçli bir tüketici toplumu yaratabilmek için tüketicilerin  daha dikkatli ve uyanık olmaları gerekmektedir .

            Bu tür aldatıcı ve yanıltıcı mesaj alan tüketicilerin bizzat şahsen derneğimize başvurmalar başvurdukları takdirde  firmalar hakkında yasal işlem yapılacaktır.

 


 

OKULLAR AÇILDI ÇOCUKLARIMIZIN KARŞILAŞTIĞI TEHLİKELERE DİKKAT!..

ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIK VE GÜVENLİKLERİ RİSK VE TEHLİKE ALTINDA

İLGİLİ VE YETKİLİLERİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ


            Okul öncesi eğitim-öğretim ile ilköğretim okulları ve liselerin açıldığı bugünlerde çocuklarımız önemli risk ve tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu risk ve tehlikeleri 3 grupta toplayabiliriz. 1- Çocukların beslenmesi ve sağlığı açısından riskli ve tehlikeli olan okul kantin ve kafeteryalarında satılan yiyecek ve içecekler 2- Okul servis araçlarının uygun olmayan hizmetlerinden kaynaklanan sorunlar 3- Sağlığa uygun olmayana okul malzemeleri

           Okullardaki kantin ve kafeteryalarda cipsler, şekerlemeler, gofretler, sucuklu-salamlı tost ve sandviçler, kekler, bisküviler ile kola, gazlı içecek ve hazır meyve suları gibi yiyecek ve içecekler satılmaktadır. Bilim kurulları ve bilim insanları bu tür yiyecek ve içecekleri   çocukların sağlıkları üzerinde obezite, hipertansiyon, diyabet, kroner arter hastalığı, kanser gibi sağlık etkileri olduğunu belirtmektedirler. Yine, bilim insanları tarafından bu tür yiyecek ve içeceklerin yerine taze meyve, pastörize süt, ayran ve yoğurt gibi yiyecek ve içeceklerin çocuklara sunulması gerektiği belirtilmesine karşın bunlar kantin ve kafeteryalarda bulundurulmamaktadır.

            Öğrencileri taşıyan okul servis araçlarının büyük bir çoğunluğu tam olarak Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği'ne uygun taşıma hizmet vermemektedir. Bu eğitim-öğretim yılı başına kadar  gerek Derneğimizin yapmış olduğu araştırmalarda gerekse Derneğimize veliler tarafından yapılan şikayetlerde, Yönetmeliğe uygun olmayan bir çok servis aracı sorunu olduğu görülmüştür.

            Bu sorunlar şöyledir:
            Araç kullanan bir çok şoförün Yönetmelikte belirtilen niteliklere uymaması
            Birçok servis aracında rehber personel bulundurulmaması
            Her öğrencinin oturarak taşınması gerektiği halde taşıma sınırının üzerinde öğrencilerin ayakta taşınması

            Öğrencilerin, belirlenen veya istenilen duraktan alınıp bu durağa bırakılmaması
            Öğrencilerin belirlenen saatlerde duraktan alınmaması ya da hiç alınmaması 
            Yıl içinde servis araçları ücretlerinin arttırılması
            Okul servis araçlığı hizmeti yapan bir çok firma ya da şahıs bu hizmet dışında başka taşımacılık hizmetleri yapması nedeniyle, okul servis hizmetlerinin aksamasına neden olunması  son Yönetmelik değişikliği ile okul servis aracı yaşının 12'den 20'ye çıkartılması. Tüketicinin Korunması Hakkında Yasa'da bu araçların kullanım ömrü 10 yıldır.

             Yönetmeliğe uygun taşıma hizmet vermeyen servis araçlarından kaynaklanan bu sorunlar hem çocuklarımızın güvenliğini risk ve tehlikeye sokmakta hem de aileleriyle birlikte maddi ve manevi olarak mağdur edilmelerine neden olmaktadır.

            Çin malları ağırlıklı olmak üzere, özellikle de okul öncesi ve ilköğretimdeki öğrencilerin kullandığı renkli kalem, silgi, boya, oyun hamuru, çanta, matara, beslenme kabı, çorap, iç çamaşırı gibi ürünlerde yapılan araştırmalarda çocukların sağlığı açısından çok tehlikeli kimyasal maddeler bulunduğu saptanmıştır. Bu ürünlerde kanserojen, alerjik, büyüme ve metabolizma bozukluğu, böbrek ve karaciğer bozukluğu, cinsel gelişim sorunları gibi sağlık etkisi olabilecek  maddeler, ağır metaller, formaldehit gibi maddelerin bulunduğu belirtilmektedir.
            Bu tür riskli malzemelerin biraz da ucuz olmasından dolayı çocuklar tarafından çok yoğun bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Renkli, boyalı okul malzemelerindeki boyalar çocukların elleri ve ağızlarını bulaşarak belirtilen sağlık sorunlarına neden olabilmektedir

            Çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği açısından okul kantin ve kafeteryalarda sağlığa zararlı yiyecek ve içeceklerin yerine sağlıklı beslenmeye uygun yiyecek ve içecek satılması sağlanmalıdır. Sağlıksız  yiyecek ve içeceklerin okul kantin ve kafeteryalarda satılması yasaklanmalı.   

            Okul servis araçlarının mevcut yönetmeliğe tam olarak uygun hizmet verebilmesi için gerekli tüm önlemler alınmalı, bu konuda ilgili kuruluşlar arasında eş güdüm sağlanmalıdır. Yönetmelik değişikliği ile getirilen 20 yaş sınırı 10 yaşına indirilmelidir.

            Sağlıksız okul malzemelerinin çocuklara satılması önlenmeli ve yasaklanmalıdır. 

           Okul kantin ve kafeteryaları ile okul servis araçları ve okul malzemelerinin ithalatı, bu malzemelerin satıldığı toptan – perakende firmalarındaki denetimlere ağırlık verilmelidir.

             Tüm bu sorunlar, başta hükümet olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma  Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Valilikler, Kaymakamlıklar, Belediyeler, Okul yönetimleri ve Okul aile birlikleri ile velileri çok yakından ilgilendirmektedir.

            Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği açısından ilgili tüm tarafları görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.       

 

 

 

SAĞLIĞIMIZI TEHDİT EDEN GIDA FİRMALARI VE MARKALARI AÇIKLANSIN

                        Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından  yapılan gıda analizlerinde sağlığımızı tehdit eden analiz sonuçları bulunmuştur. Bu analizlerde kırmızı toz ve pul biberlerde, kuru incirde ve kuru incir ezmesinde, ballı çerez örneklerinde özellikle de kanser etkisi olan bir çeşit küf olan aflatoksin maddesinin bulunduğu görülmüştür. Aynı şekilde, bir çok bitkisel ürün analizinde çok tehlikeli ve doğrudan kanser etkisi olan zirai ilaç kalıntısı ( pestisit ) bulunmuştur. Tavuk ve  hindi etleri ile hazır yemeklerde mikrobiyolojik yönden uygunsuzluklar görülmüştür. Bazı bebek mamalarında kurşun bulunmuştur.

            Tüketicilerin evrensel ve yasal hakları olan sağlık hakkı ile bilgilendirilme hakkı hiçe sayılmaktadır. Sağlıksız gıda maddelerine ait bu analiz sonuçları hakkında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından bilgilendirilmeyen her yaş grubundaki tüketicilerin sağlığı tehdit altında bulunmaktadır.

            Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın, 4703 Sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun İle Ürünlerin Piyasa  Gözetimi ve Denetimine  Dair Yönetmelik hükümlerine göre, güvensiz gıda maddelerinin piyasaya arzının yasaklanması, piyasaya arz edilen ürünlerin toplatılmasının sağlanması görevi bulunmaktadır.  Oysa Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu görevlerini yeterince ve gereğince yerine getirmemektedir.

            Bu mevzuata uygun olarak, piyasaya arzı yasaklanan ve piyasadan toplatılan güvensiz gıda maddeleri konusunda alınan bu önlemler hakkında tüketicilerin bilgilendirilme zorunluluğu bulunmaktadır. Buna göre, yasaklanan ve toplatılan gıda maddelerine ilişkin gerekli bilgilerin ülke genelinde dağıtımı yapılan iki gazete ile ülke genelinde yayın yapan iki televizyon kanalında ilanı suretiyle risk altındaki tüketicilere duyurulması gerekmektedir. Ancak, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu görev ve sorumluluğunu da yerine getirmemektedir.

Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma  olarak, tüketiciler adına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na çağrıda bulunuyoruz: Tüketicinin sağlık hakkı ile bilgilenme hakkına saygı göstererek yasal görev ve sorumluluğunuz gereğince;
            - Denetimlere ve analizlere ağırlık verilsin.
            - Güvensiz ve sağlıksız gıda maddelerinin piyasaya arzı yasaklansın.
            - Piyasadaki güvensiz gıda maddeleri toplatılsın
            - Piyasaya arzı yasaklanan ve piyasadan toplatılan güvensiz gıda maddeleri hakkında tüketiciler eksiksiz ve doğru olarak, zaman geçirilmeden basın ve yayın yoluyla bilgilendirilsin. - SAĞLIĞIMIZI TEHDİT EDEN GIDA FİRMALARI VE GIDA MARKALARI AÇIKLANSIN

 

TÜKETİM ÇILGINLIĞI…

ZENGİN YİNE ZENGİN FAKİR YİNE  FAKİR.

            İstanbul da yeni açılan teknoloji mağazasında izdiham, tüketiciler birbirini eziyor yaralanan tüketici hastaneye kaldırılıyor alış veriş yapanlar düzeni sağlamak için coplanıyor müşterilerinin üzerine biber gazı sıkılıyor ” teknoloji mağazasının açılışları için akşamdan sıraya giren tüketiciler kapılar  açılınca mağazaya hücum edip izdihamlar yaşanıyor  nedir bir sorunumuz mu var acaba diye düşünmek gerekiyor

            Bu haberleri çoğaltmak mümkün, ancak son yıllarda artan bu haberleri görmezden gelmek mümkün değil. Ne oluyor tüketicilerimize niçin durup dururken birden çıldırdılar? Nasıl yanındaki bir kadının suratına basıp bir malı ondan önce  “kapıp”  meydan muhaberesinde zafer kazanmış savaşçı edasıyla kasaya koşabiliyorlar Ne oldu insanlığa? Ne zaman komşuluk, yardım, başkalarının da haklarına saygı gösterme, centilmenlik duyguları gibi sosyal davranışları bir kenara atıp,  sahip olma ve daha fazla tüketme duygusuyla yanındaki insanın gırtlağına ayağıyla basıp  kasaya koşmaya başladık? 
            Aslında sorunun cevabı bir yılda reklam için dünyada  ayrılan payın 500 Milyar Dolar olduğu bilinmekte veya ABD’de 11 Eylül saldırılarının hemen ardında “President”  George W. Bush’un  halkına hitaben yaptığı konuşmada Alışveriş merkezlerine gidip bir şeyler satın almanın bir vatandaşlık görevi” olduğunu söylediğini hatırlamaktan geçiyor.

            Kişi, harcadıkça kendine güveni geliyor, harcadıkça morali düzeliyor, harcadıkça mutlu oluyor aslında harcadığının kendi hayatı olduğunu bilmeden. Tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi. Sahte bir tatmin ve mutluluk duygusuyla “küffar ordusuna yalın kılıç dalan” din savaşçısı coşkusuyla dalıyor mağazalara Kredi Kartlarıyla ! Peki aradığı mutluluğu buluyor mu dersiniz?  Bu konuda Worldwatch Enstitüsünün araştırması farklı bir sonuç koyuyor ortaya.

            Yılda 13.000 Dolar a kadar  ihtiyaçların karşılanmasından dolayı Tüketicilere mutluluk  veriyor. Ancak ne yazık ki  yıllık gelir daha yukarı çıktıkça  harcama ile doğru orantılı  bir tatmin sağlamıyor. Yani daha çok harcadıkça daha mutlu olmuyor insan. Öyleyse bu kontrol edilemez hale gelen tüketim çılgınlığının sebebi ne? Bu sebep biz-zati mal ve hizmet üreten firmaların   tatmin edilemez kar duygularından kaynaklanıyor. Daha açık bir deyimle kapitalist sistemin bireyi daha, daha çok tüketme ve daha çok çalıştırma ve daha çok kar elde etme dürtüsünden kaynaklanıyor. Buna “karı maximize etmek” deniyor.

TEMEL İHTİYAÇ YERİNE LÜKS TÜKETİME  BÜTÇE..

             Yine yapılan araştırmalara göre, kadınların yılda makyaj malzemesi harcamaları 18 Milyar Dolar.  Oysa dünyadaki her bir kadına üreme sağlığı ve doğum kontrol eğitimi vermenin maliyeti sadece  12 Milyar Dolar dır.

 Tüm dünyada bir yılda yapılan parfüm harcaması 15 Milyar Dolar. Tüm dünyada ki nüfusun okuryazarlığının sağlanması için gerekli olan bütçe sadece 5  Milyar Dolar. Ev hayvanı mamaları  için yapılan tüketim tutarı 14 Milyar Dolar’dır, Sadece AB’de yenilen dondurmalar için AB vatandaşı tüketicilerin ödediği para 11  Milyar Dolar’dır.  Oysa  Dünya’da günlük 2 Dolar ın  altında gelir elde eden tüketici sayısı 2,8 milyar kişidir.

            Tüketiciler 1960’larda yılda 4,8 trilyon Dolar tüketim harcaması yapıyorlardı. 2000 lere gelindiğinde harcama tutarı 20 trilyon Doları buldu. 2007’lerde tüketim çılgınlığı dizginlenemez boyutlara ulaştı ve 25 trilyon Doları geçmiş durumda. (Bu yazıda bireysel tüketim  konusu  dışı olduğu için savaşa ve silahlanmaya ayrılan bütçe yazı dışı tutulmuştur.)
            Ülkemizde de durum hiçte farklı değil. İstanbul’da bir hipermarketin bir aylık alış-veriş rakamları şöyle; Bir ayda giren müşteri sayısı bir milyon. (her giriş ayrı bir müşteri olarak hesap edilmiş.) 

            Bir ayda tüketilen yumurta sayısı bir milyon, tüketilen et miktarı ,idi kullanılan deterjan  , tuvalet kağıdı rulosu 800.000 adet. Yani dünyanın etrafını iki kez kağıtla sarabilirsiniz.

KAPİTALİZİM MERKEZİNDEKİ TÜKETİCİ DAHA DA ÇILGIN

            Bu durum gelişmiş, geri bıraktırılmış veya gelişmesine izin verilmemiş ve verilmeyen ülke tüketicilerine göre de değişiyor.  Örneğin ABD; dünya nüfusunun %4,7 sini barındırıyor. Ama doğal kaynakları kullanma oranı %25. Tüm dünyada ki çöp ve atığın %25 ila 30’unu ABD çıkarıyor. Ortalama bir Amerikalı, ortalama 1 gelişmekte olan ülke vatandaşından 50 kat fazla çelik,56 kat fazla enerji, 170 kat fazla kauçuk kağıt, 5 kat fazla tahıl tüketiyor. Kapitalizmin merkezindeki tüketiciler de eşitsiz. Örneğin bir Amerikalı, bir İngiliz’in 2 katı doğal kaynak tüketiyor. Diğer yandan 24 Afrikalı  ancak bir Amerikalı kadar doğal kaynak tüketiyor.
            Peki, bu kadar tüketen gelir seviyesi yüksek tüketiciler sağlıklı ve mutlu mu? Cevabı açık bir HAYIR’dır.  Yine yapılan araştırmalar ortaya koymuştur ki; tüketim çılgınlığı yeni dertlerin kaynağıdır. Tüketimle beraber stres de artmaktadır. Aile için ve yakın çevre ile sosyal ilişkiler ve iletişim zayıflamaktadır. Borçlanmalar, şişmanlık hastalığı,  çevre  kirliliği,   hormonlu ve genetiği değiştirilmiş gıdalara bağlı hastalıklar artmaktadır. Zengin ülkelerde   kalp, damar hastalıklarından ve kanserden, dengesiz beslenme,  obezite ve stres kaynaklı hastalıklardan ölüm oranı   yüzde 42 gibi inanılmaz bir düzeydedir.

            SADECE KENDİMİZİ DEĞİL DÜNYAYIDA TÜKETMEKTEYİZ..

            Aslında bunu zengin ülkelerde hızla yükselen obezite hastalığında da sera gazları salınımında da görmek mümkün. ABD tüm dünyadaki sera gazı salınımının  tek başına dörtte birini üretmekte. Yani ABD tek başına bugünkü iklim değişikliğini yaratan kirliliğin yüzde 25’ni üretmektedir. Yine, petrol ve kömürün dörtte birini, doğal gazın yüzde 27’sini tüketmektedir.  Tüm dünyada üretilen arabaların yüzde u ABD’dedir.  ABD’li tüketicilerin kullandığı arabalar nedeniyle atmosfere bırakılan karbon oranı, Japonya’nın tüm sanayi faaliyetleri nedeniyle bırakılan  karbon oranına eşittir. Dünya nüfusunun sadece yüzde 12’sini barındıran Kuzey Amerikan ve AB ülkeleri, dünya genelinde yapılan tüketim harcamalarının yüzde 60’nın yapmaktadırlar.

Ekolojik dengenin bozulması, toprak erozyonu, orman yangınları ve ormanları  bilinçli yok ediş, biyolojik çeşitliliğin azalması, temiz su kaynaklarının hızla kirlenmesi ve azalması, hava kirliliği, asit yağmurları, küresel ısınma ve küresel ikim değişikliği, radyoaktif kazalar ve atıklar, büyük kasırgalar, seller tüketim çılgınlığının diğer etkileridir.

            Çünkü; kapitalist sistem tarafından körüklenen tüketim çılgınlığına dünyanın kaynakları yetmemektedir. Tüketim çılgınlığı bu hızla giderse 2050 yılında dünya artık yetmeyecek yeni bir dünyaya ihtiyaç duyulacaktır. Bu dünya henüz bulunamadığı ve gelişmiş kapitalist ülkeler o bulunacak yeni dünyayı henüz işgal edemedikleri için mevcut kaynaklara ulaşmak için yeniden, yeniden silaha başvuracaklardır. Sadece su ve gıdaya sahip olmak için bölgesel ve küresel savaşlar öngörülmektedir. Bu nedenle Birleşmiş milletler raporunda 2050 yılında yapılacağı varsayılan su savaşlarının tam da göbeğinde TÜRKİYE vardır.

            TÜKETİM ÇILGINLIĞI KADER DEĞİLDİR..

            Tüketim çılgınlığı kader değildir.  Yenilmesi ve kontrol altına alınması gereken bir hastalıktır. Bu hastalığı önlemenin yollarından birisi şirketlerin kar,yine kar dürtüsünün kontrol altına alınması ise ,diğeri bilinçli  tüketici davranışıdır. Bilinçli tüketici davranışı; ihtiyaçları belirlemek, ihtiyaç olunan mal ve hizmetler konusunda yeterli bilgi edinmek, fiyat araştırması yapmak ve bunun sonucun da bir alışveriş listesi ile alış verişe gitmek ve bu listeye uymaktır. Bilinçli tüketici olmanın olmazsa olmaz diğer şartı ise örgütlü tüketici olmaktan geçer. Örgütsüz tüketici “köle”dir. Bu nedenle tüketicilerin kölelikten kurtulmasını çok önemli bir yöntemi tüketici derneklerinde örgütlenerek, yaşamlarına ve geleceklerine  yönelen saldırılara karşı birlikte “tüketimden gelen güçlerini” kullanmalıdır.

            Sözün özü “Deryanın içinde olup, deryayı bilmekten” geçer.

TÜKETİCİLER   DİKKAT !  BANKA  VAR …

AKLINI KULLAN BANKA KULLANMA.

 

T.C BAŞBAKANI  R.T.E   73  MİLYON TEMİNATIMIZ ALTINDADIR DİYORSA.

BUNLARA DUR DEMELİDİR.

            ABD Finans sektörünün çöküşüyle başlayan kriz tüm ülkeleri yangın yerine çevirdi. Bu kaostan ilk önce kaosun yaratıcısı bankalar ve finans sektörü etkilendi.  Büyük finans kuruluşları ve bankalar , ülkeleri de sürükleyerek batıyor. BM Kalkınma Programı  Başkanı Kemal Derviş krizi değerlendirirken  “yeni tür işsizlikler ve yeni yoksullar”  yaratabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü ülkemizde de uygulanan ekonomi programının yaratıcısı programın kimleri vuracağını ve nasıl işleyeceğini çok iyi biliyor. Böylesi kriz ortamında bankalar  krizin yükünü tüketicilerin sırtına yüklemeye başladılar bile .

TÜKETİCİLER DİKKAT BANKALARIN TUZAGINA DÜŞMEYİN.

            Bankalar tüketicilere cazip kredi  vaatleri ve kredi kartı oyunları ile soymaya çalışıyorlar.  Eylül sonu  itibarı ile  tüketici kredileri hacmi  yaklaşık 50 milyar TL , takipteki kredi kartı borcu 5 Milyar TL, oldu, artmaya devam ediyor. Tüketiciler batmak üzere,  ama bankalar soyguna devam ediyor.

Derneklerimize  gelen yüzlerce şikayetten işte bazı örnekler ;

            • Tüketiciler kredi için Bankaya başvurduklarında faiz oranı üzerinde mutabakat sağlıyorlar. Tüketiciye ertesi gün gelip kredisini kullanabileceği söyleniyor. Tüketici ertesi gün gittiğinde kredi faiz oranı artmış oluyor. Tüketici artan faiz oranına tepki gösterip vazgeçtiğinde 600 TL civarında  exper parası, dosya parası adı altında para talep ediyorlar. Tüketici  bir gün önce sözleşmeyi imzaladığı için para zorla tahsil ediliyor.

            • Tüketiciye kredi kartına düşük faizli ve uzun vadeli kredi önerilerek bankaya çağrılıyor. Tüketici ile sözleşme imzalanıyor ve kredinin ertesi gün hesabında olacağı bildiriliyor. Tüketici bankaya gittiğinde 1.500 -TL’lik kredi için 300 TL kredi masrafı kesiliyor. Tüketici itiraz ettiğinde ise "masrafı öde krediyi iptal et.",  yoksa "kullanmasan da para hesabında taksitleri oradan alırız ve ödenmeyen kısım için icra takibi yaparız"  tehdidi ile tüketici soyuluyor.

            • Tüketicinin bilgisi ve talebi olmadan kredi kartına “çanta sigortası” adı altında sigorta yaptırılıyor ve tüketicinin haberi olmadan kredi kartından para tahsil ediliyor.

            • Dolar kredisi kullanan ve her ay sabit taksitlerle ödeme ve sabit faiz seçeneği ile  sözleşme imzalamış tüketici aylık taksitlerini düzenli ve dolar olarak öderken, eksik ödeme yaptığı için kredisi idari takibe alınıyor. Tüketici banka ile görüşmeye gittiğinde “kredi kullanıldığı dönemdeki  dolar kuru ile şimdiki dolar kuru arasında fark olduğu , aradaki kur farkını tüketicinin ödemesi gerektiği” gerekçesiyle taksit tutarının yüzde 15 oranında fazlasıyla ve dolar olarak  tahsilat yapılıyor.

            • Tüketicinin bilgisi ve talebi olmadan “hayat sigortası” yapılarak kredi kartında para çekiliyor.

ENFLASYON DÜŞÜYOR TÜKETİCİ TÜKENİYOR..

            • Kredi taksitlerini ve kredi kartı borcunu otomatik olarak ödeyen ve  ödeme tutarı kadar hesaba para yatıran tüketicinin hesabından  önce “banka hesap ücreti” adı altında 60 ila 80 TL arası para alınıyor. Daha sonra aylık borcu çekiliyor. Borç eksik yattığı için faiz işletilip idari takibe geçiliyor. Tüketici haberi olmadan  kredisi iptal edilmiş ve takibe alınmış duruma düşüyor.

            • Önce cazip puan vaat edip tüketiciyi harcamaya yönlendiriyorlar, sonrasın da ise “kampanya süresinde puanlarınızı harcamanız lazımdı”, “sanal kartla yapılan harcamalar kampanyaya dahil değildi”  gerekçesiyle vaat ettikleri, ,ilan ettikleri para puanları tüketiciye vermiyorlar.

            • Tüketiciden özellikle yabancı para cinsinden mevduat toplayan Türkiye’deki Amerikan Bankası parayı Lehmen and Brothers fonlarına yatırıyor ve şimdi tüketicilere paranız fonda size ödeme yapamayız cevabı veriliyor. Soygun 15 Milyon dolar, soyulan tüketici binlerce kişi.  Soygunu BDDK seyrediyor.  

 

İKTİDARIN   GÖZÜ  SADECE   TÜKETİCİNİN   CEBİNDE .

            2011 Yılı da    önceki yıllar gibi  zor bir yıl olacak gibi görünüyor  .

 Zor olması pahalılığın ve işsizliğin bir önceki yıldan daha yüksek  olmasından değil, gelir dağılımında ki adaletsizliğin 2011 de daha da katmerleşeceğinin belli olmasından  kaynaklanmaktadır. 2011’de  tüketicilere , evin önündeki araçtan alınacak otopark vergisinden bayramda kesilecek kurbana kadar ve içilecek bir bardak suya kadar bir dizi yeni vergiler getirmekte olduğunu daha öncede  duyurmuştuk

            Özellikle başta  büyük şehirlerde   İstanbul’da olmak üzere fazla bulunarak itiraz edilen emlak vergi değerlerinin 5-6 kat artırılması kimi yerlerde bu artışın 15-20 kata çıkması eşi görülmemiş bir aç gözlülük ve insafsızlık olduğu çok açıktır. Aynı insafsızlık ve ölçüsüzlük köprü-otoyol ücretlerinde de, sağlık ve gıda harcamalarında da , eğitim giderlerinde de görülmektedir. Son yasal düzenlemelerle vergi iadesinin ortadan kaldırılmasıyla çalışan tüketiciler aleyhine , işverenlere bir kıyakta vergi iadesinde çekilmiştir. Bu düzenlemenin kayıt dışını artıracağı da ayrı bir gerçektir.  Yerel yöneticisinden hükümetine kadar tüm siyasi irade gözünü tüketicinin cebine dikmiştir.

            Bütçe gelirlerine bakıldığında bu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu vergileri incelediğinizde ise yüzde 70 dolaylı vergiler yüzde otuz dolaysız vergilerdir. 

            Dolaylı vergiler dünyanın en adaletsiz vergileridir. Bunlar ÖTV’dir, KDV’dir, ÖİV’ si ve diğer tüketim vergileridir. Bu vergiler zengini daha zengin fakiri daha fakir yapar. Çünkü alınan bir ekmekte, içilen bir bardak çayda veya bir kurşun kalemde,, İstanbul un en zengini Ahmet bey de    aynı vergiyi öder. İşçi Mustafa’da ,alabiliyorsa işsiz Hasan’da. Oysa biri İstanbul’un rantını  yemektedir. Diğerleri ise ayakta kalabilmek için yaşam savaşı vermektedir.  Dolaylı vergi oranı girmeye can attığımız ve kapısında kırk yıldır nöbet tuttuğumuz AB  ülkelerinde ortalama yüzde 35 dolaylarında dır

Çarpıklık sadece bu kadarla kalsa yine iyi diyelim. Dolaysız vergilerin  büyük holdinglerin, bankaların, büyük kamu şirketlerinin , getirmek için her türlü tavizi verdiğimiz yabancı sermaye şirketlerinin ödediği Kurumlar Vergisi 8. 10 Milyar TL dolaylarında  Bunların çoğu memur maaşlarında kesilen vergilerden oluşmaktadır. Yani bütün beyannameli gelir vergisi mükellefi olan, sanayici, tüccarı, esnafı, doktoru avukatı, mali müşavirinin  ödediği vergi ise gelir vergisinin sadece yüzde  2 si civarındadır

            Hani eğitime katkı payı, deprem vergisi bunlar  gibi  bir çok vergi  geçiçi olarak tasarlanan ancak tüketicilere bir morfin gibi yavaş yavaş  alıştırıldıktan sonra   kalıcı hale getirilmiştir.  Nefes aldığımız havadan  vergi almıyorla rmı sanıyorsunuz  araçlarda egzoz gazı muyanesi nedir ki  yok havayı kirletiyorsun yok suyu  daha neler neler  kılıf mı yok yeter ki canları vergi almak istesin  tüketicinin  boynu kıldan ince   ne yapsın ki ..

            Türkiye bir vergi cenneti yapanın yanına kar kalıyor zengin zengin fakir daha fakirleşiyor,  Yaşam savaşı veren  emeklilere  verdiği maaş  sanki yetiyor ve artıyormuş gibi   çalışan emeklilerden yüzde 33 dolaylarında vergi kesiyorlar  ne veriyorsunuz da  alıyorsunuz, Üstelikte UTANMADAN emekli milletvekillerini bundan muaf tutarak.

Tüketici yaşamak için aç susuz  sefalet içinde yaşam savaşı verirken  yavaş yavaş yaşam savaşını  kaybeder hale gelmiştir

 

 

 

TÜKETİCİ DE TÜKENİYOR  YETER ARTIK..


            Ülkemiz Akaryakıt zamları konusunda dünya lideri. Türkiye’yi Norveç, İngiltere, Almanya gibi Avrupa ülkeleri izliyor. Ana ücret gelirinde onların tozuna bile yetişemiyoruz. Benzin fiyatlarında artış artık inanılmaz boyutlarında. Koalisyon hükümetinde bir litresi 1,56 TL’ye alınan 95 oktan benzin, Abdullah Gül’ün kısacık Başbakanlığı döneminde  %3,5 artışla 1,61 TL’ye çıktı. Gül’den Başbakanlığı  alan   R. Tayyip Erdoğan  ise gecelik zamlarla birlikte sesi yerinde  % 230 lara varan zamlar  yaparak  bugünkü  fiyatına ulaşarak 3.70 TL’ye kadar çıkarttı.

            Bu zamlar Ortadoğu olayları vb. ile izah edilemeyecek kadar fahiş bir zam. Tek sebebi ise  kayıt dışılığa göz yumulması sonucu dolmayan  hazinenin, tüketicilerin soyularak doldurulmasıdır.  Vergi Denetmenleri Derneğinin sitesinde bu konudaki izlenen politikanın tespitini okuyabilirsiniz. Devletin Vergi denetmenleri  bağırmaktadır ki, “kayıt dışı ekonomi ülkemizde %70’lerin aşmış bulunmaktadır. Bugün ülkemizde  kayıt dışı ekonomi ile maalesef etkin bir şekilde mücadele edilememektedir. Bu ise dolaylı vergilerin artması sonucu getirmektedir. Böylece vatandaşlarımız 1. TL  yerine 3.70 TL’ye benzin almaktadırlar. Kayıt dışılık kayıt altına alınamazsa kamu vicdanını yaralayan bu çarpık tablo devam edecektir.” Evet doğrudur.  Ancak itiraf edilmeyen ise bunun artık siyasi iktidarların tercihinden çıkıp  bir “devlet politikası” haline gelmesidir.  Bunun belgesi olan tablo aşağıdadır. Kayıt dışılığa bilerek göz yumulmakta, kaçırılmasına olanak sağlanan vergiler ise tüketiciler soyularak telafi edilmektedir. Mevcut siyasi iktidar da bu soyguna tüm hızıyla devam etmektedir. Bunların da kayıt dışılığı önlemeye niyeti yoktur. Çünkü kendisi kayıt dışı olanlar, kayıt dışılığı önleyemezler. Akaryakıt fiyatlarının üçte ikisi ÖTV’dir, KDV’dir, EPDK payıdır , yani dolaylı vergidir. Tüketiciyi vuran mızraktır. Ama yeter artık “mızrak çuvala sığmıyor”. Canımızı yakma aşamasını geçti bizi öldürüyor.

            Tüm sivil toplum kuruluşlarına sesleniyoruz, gelin birlikte haykıralım! Artık Yeter!
            Her zaman halkının yanında olan Değerli basınımıza sesleniyoruz LÜTFEN seslerimizi uzaklara taşıyın. Yüreklerin sağır kulaklarına kadar taşıyın ki, sesimiz duyulsun.

 

DAHA FAZLA SOYULMAK İSTEMİYORUM !

BIÇAK KEMİĞE DAYANDI, YETER ARTIK!  DURDURUN ŞU ZAMLARI !

EVRENSEL TÜKETİCİ HAKKIMI, EKONOMİK ÇIKARLARIMIN KORUNMASINI İSTİYORUM !
 

 

TÜRKİYE HAYVANCILIĞINA SON DARBE                                                      

                  

             EBK’nun  geçtiğimiz günlerde  yaptığı ihale sona erdi. İhaleyi Almanya’ da  kurulu Hacılar Turkiş Helal Gıda A.Ş.  kazandı. Söz konusu şirket  sözde 10 gün içinde 4025 ton tutan 8.500 adet canlı hayvanı Türkiye’ye getirecekti

Ülkemizde kırmızı etin son yıllarda hızla artmasının ve normal ve dar gelirli tüketiciler için ulaşılmaz olmasının iki nedeni vardır. Bunlar yapısal ve spekülatif nedenlerdir.

            Yapısal neden olarak, 1984’te başlayan PKK sürecinde terörle mücadelede uygulanan yanlış politikalar, özelleştirmeler, kırmızı ette de sanayileşme ve tekelleşme, Tarım Bakanlığınca bilerek uygulanan yanlış politikalar sonucu yem fiyatlarının yüksekliği ve üretici süt fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle dişi hayvanların kesilmesi olarak sıralanabilir.

            PKK ile mücadelede köy boşaltmalar, köy yakmalar ve kırsal kesimden şehirlere silah zoruyla yaptırılan göçler, mera ve yayla yasakları, sürüleri ile birlikte yaşayan göçer nüfusun hareketinin yasaklanması  özellikle küçükbaş hayvan sürülerinde ciddi biçimde düşüşe yol açmıştır. 

            1995 yılında başlayan özelleştirme sürecinde kamu birikimlerinin özel kesime, yandaşlara ve uluslararası sermaye ye peşkeş çekilmesi politikaları “pahalı kırmızı et” sorununu yaratan bir başka unsurdur.  Et Balık Kurumu bu süreçte satılmış ve devletin et sektöründeki düzenleyici rolü sona erdirilerek piyasa vahşi kapitalizmin insafına terk edilmiştir. 1980’lerde başlayan süreçte uygulanan bilinçli politikalarla küçük üretici yok edilmiş ve tekelleştirmeye hız verilmiştir. Tarım Bakanlığı tarafından uygulanan, “politikasızlık” olarak nitelendirilen ve bilinçli bir tercihin sonucu olan uygulamalar ile yem fiyatları artırılmış, uluslararası gıda kartellerinin GDO’lu yemleri, istediği fiyattan satmasına göz yumulmuştur. Bu politikaların bir yansıması da; sütteki sanayileşme ve tekelleşmeye paralel olarak tüketici süt fiyatları artarken üretici süt fiyatlarının düşük tutulmasıdır. Süt veren dişi hayvanların kasaplara gönderilmesi sonucu üretken dişi hayvan nüfusu azalmıştır. Bütünlüklü uygulanan Türkiye hayvancılığını yok etme politikalarının sonucunda, TUİK rakamlarına göre;  1991 yılında 12,5 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı 2008 yıl sonu itibari ile 10 milyona, 1991’de 51 milyon üzerinde olan küçükbaş hayvan sayısı 2008’de 29 milyona düşmüş ve bu düşüş devam etmektedir. Spekülatif nedenler ise şirketlerin fahiş kar hedefleri, hükümetin spekülatif ortamda yandaşlarına çıkar sağlama iddiaları, piyasanın maniple edilmesi sayılabilir.

ET  OYUNUNDA  TAKKE   DÜŞTÜ   KEL    GÖRÜNDÜ…

            Tüketicilerimiz  dünyanın en pahalı akaryakıtından ve en pahalı ulaşımından sonra en pahalı kırmızı etini de tüketmek zorunda bırakılmıştır. Bunun ikinci önemli etkeni spekülatiftir. Bugün kırmızı et piyasası, sayıları 30’u geçmeyen ve piyasanın %10’una sahip şirketlerce manipüle edilmektedir.  Bu şirketlerin asıl amacı fahiş kar elde etmektir. Bu nedenle amaçları, ithalatın tümüyle serbest bırakılması ve özel sektöre de et ve kesimlik canlı hayvan ithalatı izninin verilmesidir. Bu şirketler şimdilik birinci raundu almış ve EBK aracılığı ile de olsa kesimlik hayvan ithalatını yapmaya başlamışlardır. Bu süreçte AKP hükümeti gıda güvencesi açısından yerli üreticiyi destekleyecek ve et fiyatlarını aşağı çekecek politikalar geliştirmek yerine, vurgundan pay alma kampanyasına katılmıştır. EBK ihalesini hükümet yanlısı bir “helal gıda” şirketinin kazanması ihaledeki şike iddiasında hükümet parmağına işaret etmektedir.

            Yapılan ithalat Estonya, Litvanya, Letonya ve Macaristan’dan sağlanacaktır. Bu ülkelerin büyükbaş hayvan nüfusu 1,2 milyon civarındadır. 8.500 adet hayvanın 10 gün içinde toplanması, yerinde kontrol edilmesi, Türkiye’den gidecek görevlilerin gözetiminde nakil vasıtalarına yüklenmesi, gelmesi, gümrüklenmesi ve kombinalara teslim edilmesi mümkün değildir. Türkiye bu ithalat oyununu daha önce de çok gördü. Gümrük kapısına yığılmış terlikler, mısırlar veya sıvı yumurtalar için bir günlük ithalat izin yasalarının çıkarılması yaşanmış örneklerdir. Bu oyunun ikinci perdesi et ithalatının özel sektör tarafından yapılmasının sürekli hale getirilmesidir. Tüketiciler et ithalatı politikalarına karşıdır.

            Tüketicilerin temel talebi gıda güvencesidir. Gıdaların sürekli ve ulaşılabilir olmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) araştırma sonuçlarına göre; mevcut hastalıkların % 72’si beslenme kaynaklıdır. Tüketicilerin sağlıklı ve güvenli yiyeceklere ulaşma hakkı, gıda güvenliğinin ana ekseni olmalıdır.

Sağlıcakla kalın..

 

ET   FİYATLARININ  ÖNLENEMEZ  YÜKSELİŞİ 

                                                       
            Bildiğiniz gibi son günlerde kırmızı et fiyatlarında bir dalgalanma yaşanmaktadır.

            Bunun bir çok nedeni olmakla birlikte üç ana başlıkta toplamak mümkündür.

            *Tüketicinin satın alma gücü yok olmuştur.
            *Küçük üretici zor durumdadır, sattığını yerine koyamamaktadır.
            *Stokçu  ve  fırsatçıya  gün doğmuştur.Cezasını ise tüketici çekmektedir.

 TUİK verilerine göre 1989 yılında 55milyon 589 bin olan küçük baş hayvan sayısı,2008’de 29 milyon 568 bin başa gerilemiştir. Büyük baş hayvan varlığı ise aynı dönemde 12 milyon 173 bin baştan.10 milyon 859 bin başa gerilemiştir.Yine aynı dönemde kırmızı et tüketimi 544 bin tondan 482 bin tona gerilemiştir.Oysa aynı dönemde et ihtiyacımız 900 bin ton civarındadır.görülüyor ki mevcut et üretimi ihtiyacı karşılayamamaktadır. Ve sorunun temelinde ise uygulanan yanlış tarım politikaları yatmaktadır.

2009 yılı verilerine göre, ülkemizde tüketilen kırmızı ette, kişi başına düşen yıllık tüketim ortalaması iken ,bu oran almanya’ da , ABD’de ise .dır. ABD tüketicisinin yıllık tükettiği et miktarına karşılık, Türkiye tüketicisinin  mevcut geliri ile ancak aynı oranda ekmek tüketmeye yetecek gelire sahip olması, içler acısı durumunu ortaya sermektedir. Başka bir deyişle sanayileşmiş bu ülke tüketicisinin et tüketimine karşılık mevcut gelirimiz ile ancak o oranda ekmek tüketebilecek  durumdayız .

            Bizi kuru ekmeğe mahkum  edenleri,  zamanı geldiğinde biz de onları asla unutmayacağız.  Bu bağlamda sayın bakanın basına yansıyan görüşleri değerlendirildiğinde, bu konuda,tüketici beklentilerine ve sorunun çözümüne yönelik bir katkı sunmadığı açıktır. Öyle anlaşılıyor ki;tüketici daha uzun süre vitrinlerden eti seyretmeye devam edecektir.Et fiyatlarında kıpırdanma oldu “bu    kıpırdanma ciddi bir yükseliş değil”diyen sayın bakanı seslenmek istiyorum. Önümüz Kurban bayramı Kırmızı ette ve gıdada kıpırdanmalar devam edecek,ciddi tedbirlere ihtiyaç var. Tüketiciye sahip çıkın Tüketici bu kıpırdanma ile değil,yıllardır kırmızı et yiyememektedir. Gelinen sonuç itibari ile küçük üretici hayvana muhtaç,tüketici ise ete hasrettir,sayın bakanım tüketici samimiyeti ile sormak istiyorum; Tüketici ne zaman ucuz et yiyecek? Bugüne kadar uygulanan yanlış politikalar nedeniyle ülkenin her bölgesinde hayvancılık yapılamaz hale gelmiş, tarım politikası iflas etmiş,hayvan üretimi ihtiyaca cevap veremez durumda iken ne zaman işler düzelecek bilmek
istiyoruz.

NE  BEŞ  KURUŞ  SADAKA  NEDE  ZAM   İSTİYORUZ  .

            Et fiyatındaki dalgalanmalar yıllarca uygulanan yanlış politikaların sonucu olduğu açıktır tarım politikamız çökmüştür. Ülkenin her bölgesinde hayvan yetiştiremez durumdayız. Tüketici, Sayın bakanın kayıt dışı hayvan kesimi ve spekülatörlere yönelik açıklamalarını hayretle izlemektedir. Gereğini yapmak sayın bakanın yetkisindedir sonuçlarını da kamuoyu ile paylaşmak tüketicinin en acil beklentisidir. İthalat politikası hükümetin öngördüğü etin ucuzlamasına hizmet etmeyecektir. Tarımda ithal politikalarına son verilerek üreticilere destek olunması ve tüketicinin satın alma gücünün artırılması ile bu sorunu çözüme kavuşturmak mümkündür  et ithalatı çözüm değil, üretim politikalarını geliştirilmesi ve tüketiciye ucuz ve sağlıklı etin yedirilmesi bekliyoruz.

            Sayın siyasi iktidar yetkilileri birazda sokağa inin tüketicinin sesine kulak verin, ama  gezmek için değil dinlemek  için, çözüm üretmek için , göreceksiniz        ki evine ekmek almaya parası olmayan tüketicilerin fırınlardan ineğine  danasına  kapısında bulunan köpeğine yem yapacağım  diye bayat ekmek isteyerek  300 kuruştan alıp evde ailesine yedirdiğini  biliyor musunuz.

Tüketicilerin nerde kaldı gururu onuru , siyasi iktidarlar  halkın refahını ve huzurunu sağlamakla mükelleftirler.

Sevgili tüketiciler sağlıcakla kalın..

TÜDER

Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma  Derneği

BAŞKAN

SELAMİ GÜRSOY

Alışverişte nelere dikkat etmeliyiz?

            Alış verişlerde aldanmamak, aldatılmamak için bilinçli olmak zorundasınız. Sizlerin, 6 önemli kuralda bu hususlardaki haklarınızı öğrenmenizi ve yasal haklarınızı kullanmanızı öneriyoruz.
            Ayıplı olan mal ve hizmetleri kabul etmeyin!

            Satın aldığınız mal ayıplı olabilir ya da size sunulan hizmet ayıplı bulunabilir. Satın aldığınız malın, ayıplı olduğunu anlarsanız, 15 gün içerisinde, bu malı satıcıya geri vererek; ödediğiz mal bedelinin iade edilmesini ya da aynı kalitede bir ürünle değiştirilmesini, ücretsiz onarımını, ayıbın nedeni kadar indirimin yapılmasını isteyebilirsiniz. Satıcı bu isteminizi reddetmez. Hizmetin ayıplı olduğunu görürseniz derhal en geç 30 gün içinde, yeniden yapılmasını, ödediğiniz bedelin iadesini isteyebilirsiniz.

Sözleşmesiz Taksitli Alış-Veriş Yapmayın!

            Taksitli ve ön ödemeli satışlarda yazılı sözleşme yapılması ve bu sözleşmenin bir örneğinin de size verilmesi zorunludur. Sözleşmeler sonrasında, sizi mağdur edebilecek beklenmedik bir durum ile karşı karşıya bırakacak bilgi eksiklikleri olmamalıdır.
            Kampanyalı Satışlara Dikkat Edin!

            Kampanyalı satışlarda, haklarınızın yasal dayanağı, imzaladığınız sözleşme olacaktır. Sözleşmede bilinmedik bir husus olmamasına dikkat etmelisiniz. Üretici firmanın mutlaka garanti belgesinin bulunmasına dikkat ediniz. Sözleşme dışında senet veya çek imzalamayınız. Ödeyeceğiniz tutara karşı da banka teminat mektubu isteyiniz. İlan ve taahhüt edilen mal veya hizmetin ayıplı bulunması halinde, satıcı, bayi, acenta, temsilci, imalatçı-üretici ve ithalatçı hep birlikte ve müteselsilen (zincirleme) sorumludurlar.
            Kapıdan Alışverişe Dikkat!

            Kapıdan satışlar tüketicileri daha çok zarara uğratan satış biçimidir. Kapıdan alışveriş yapmak zorunda kalırsanız, özellikle tarihsiz ve eski tarihli sözleşmeleri imzalamamanız gerekmektedir. 7 gün içerisinde, karşı tarafa hiçbir gerekçe göstermeksizin, satın almaktan cayma hakkınız bulunmaktadır. Ancak, iş bu cayma bildiriminiz sözlü olmamalı, kesinlikle iadeli taahhütlü mektup ile Tüketiciyi Koruma Derneğince ya da tarafınızca noter aracılığı ile yapılmalıdır. Bu konudaki hak aramanızı, üyesi olacağınız Tüketiciyi Koruma Derneği'nin kanalıyla yapmanız size daha az mali külfet getirecektir.
            Satıcıya bildiriminizin ulaşmasını izleyen 10 gün içinde, satıcı sizden aldığı parayı, kıymetli evrakı ve sizi borç altına sokan her türlü belgeyi iade etmek yanı sıra 20 gün içinde de malını geri almak zorundadır.
            Etiketsiz Ürünleri Almayın!

 

            Perakende satışlarda sunulan ürünlerin veya ambalajlarının üzerinde o malın; cinsinin, fiyatının, malın işletmeye giriş tarihinin, yerli ya da ithal olduğunu bildiren etiketin bulundurulması gerekmektedir.
            Garanti Belgesi Almayı Unutmayın!

            Üreticiler, ithalatçı firmalar, sanayi malları için garanti belgesi düzenlemek zorundadırlar. Bunun yanı sıra iki yıldan az olmaması gereken garanti süresi içinde oluşabilecek arızaların ücretiz giderilmesini  parça değiştirilmesi dahil sağlamak zorundadırlar. Garanti süresi içerisinde aynı arızanın 2 den fazla, değişik arızaların ise 4 den fazla olmasında, ürünün aynı kalitede yeni bir ürün ile değiştirilmesini isteme hakkınızın bulunduğunu unutmayınız...!
            Yetkili Servisleri Tercih Edin!

            Üretici veya ithalatçı firmalar, sattıkları sanayi mallarının bakım ve onarımı için yeterli sayıda servis istasyonu kurmak ve teknisyen bulundurmak zorundadırlar. Ürünün serviste kalış süresi, hiçbir gerekçe ile, 30 iş gününü geçemez. (Sanayi malların satış sonrası hizmetleri hakkında tebliğine göre)

 

 

 

 

 
  Sitemizi 153715 ziyaretçi (303333 klik) tıkladı copyriht 2009  
 
YOKSULLUĞA VE YOLSUZLUĞA KARŞI ÇEVRECİ HAFTALIK BAĞIMSIZ GAZETE Ulaşım adresi: Kazım Karabekir Cad. Orhan Turnalı iş merkezi No:18/1 ORDU