MEMLEKETE HOŞ GELDİNİZ

   
  Ordu Değişim Gazetesi
  10. köy (yeni ) Erol Karaer
 

Bu köyün yazarı Erol Karaer'dir



  

EROL KARAER DİYORKİ ?!

 "İnsanların çoğu sevmekten korkuyor,

      kaybetmekten korktuğu için.

 Düşünmekten korkuyor,

    sorumluluk getireceği için.

 Konuşmaktan korkuyor,

    eleştirilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor,

    gençliğin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor,

     dünyaya iyi bir şey vermediği için

Ve ölmekten korkuyor,

    aslında yaşamayı bilmediği için."

XXX

 Bu satırları Erol diyor ki diye yazsam altına da bir yığın palavra sıksam tam Türk işi derdiniz değil mi ?

            Bir çoğu bire bir bize has , bize uygun.  Ama bunları SHAKSPEARE  diyor..

xxx

 Ne kadar değerimiz varsa 3-5 kuruş bedel biçerek satmışız.

 

 Ve ölmekten korkuyor, ya öbür taraf varsa benim halim ne olur diye ?!!

GÖNÜL RAZI MI ? 

Bazen yazıp çizdikten sonra, tepkisizliği görünce kendi kendime kızıp, Donkişotluğu bırak ne hali varsa görsün Milet, şehir, memleket diyorum…

Ya bir saat, ya bir gün sonra söylediklerini unutuyor…

Ne olacak bu memleketin hali diyerek, bu memleketin halini  tartışıp, ortaya bir şeyler koyacakların sus pusluğunu görünce,  Fuzuli’nin şu dizeleri aklıma gelir :

…………

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere vuran vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

( Eski arşiv yazısı . Erol Karaer )


Yanıt bekliyoruz ? 

Sağlık Müdürlüğü  hastanelerde elini kolunu salaya sallaya gezen kendini Kalp Damar Cerrahi Koordinatörü olarak tanıtan yine mağdurların iddiasına göre doktorun yanında anjiyoya bile giren bu şahıs hakkında adı geçen özel hastanelere soru soracaktır herhalde ?

Elimizde hasta yakını yanında bir hastanede yoğun bakım servisinde  çekilmiş şahsın üstünde beyaz önlük ağzında maske olan fotoğrafları da var.

Zaten Sağlık müdürlüğü veya bakanlık müfettişleri inceleme yaparlar mı bilemeyiz.

Veya  Sağlık müdürlüğü konuyu soruşturma aşamasına getirdi mi onu da bilemiyoruz.

Sadece haber sonrası basın bürosundan aranarak ilgililer hakkında bilgi istendi.

Neyse konuyu uzatmayalım.

Baktım olmadı mağdur ailenin savcılığa verdiği şikayet dilekçesinde adı geçen hastanelerin doktorların adını vererek iddialarını kamuoyu önünde paylaşırız.

O zaman birileri yanıt verir.

Yok öyle bir şey denilirse de kamera kayıtlarını silecek halleri de yoktur; silseler de ne oldu diye birileri sorar artık ?! 

HAYATA BİR YIL MOLA VEREBİLİYOR MUSUNUZ

         Genç yaşında kaybettiğimiz  S.M.MALİ MÜŞAVİR RÜŞTÜ DEMİREL  ağbimizin zaman zaman daha önce yazdığı yazıları sizlerle paylaşıyorum.

            Aslında  5-10 sene önce yazmış olsa da bu günümüzü ne güzel anlatmış sevgili merhum ağbimiz  ‘ Hayata bir yıl mola verebiliyor musunuz?’ yazısında..

 HAYATA BİR YIL MOLA VEREBİLİYOR MUSUNUZ ?

          Ülkemizde gençler bir an evvel okullarını bitirmek, bir an evvel de hayata atılmak için çaba sarf ediyor. Bir işe girmeyi başarabilmek, orada sıkı sıkıya tutunmak gerekiyor. İşimizi kaybetmek en  büyük  korkularımızdan biri. Yeni bir iş bulma şansına her zaman sahip olmak mümkün olmayabiliyor.     

            Gençler bir baltaya sap olmak istiyor. Şartları biraz daha iyi olanlar yaz tatillerini bazen daha farklı değerlendirip, yurt dışında hem tatil yapıp, hem de yabancı dil öğrenme fırsatı bulabiliyor. Ancak, hayata ortalama bir yıl mola verip, iş hayatına atılmadan, evlenmeden, kariyer değiştirmeden önce ortadan kaybolup, yurt dışına çıkıp, yeni dünyalar keşfetmek isteyen, farklı medeniyetleri, farklı kültürleri izleyip, bilgi birikimini arttırmak isteyen ve bu fırsatı yakalayabilen kaç kişi var? Bakın yakınlarınıza ve çevrenize…        

            Oysaki ABD de, Avrupa ülkelerinde durum oldukça farklı. Bu ülkelerde insanların hak olarak kullandığı bir uygulama var. Liseyi bitirip üniversiteye başlarken, üniversiteyi bitirip iş hayatına atılmadan önce, evlenmeden, ya da yeni bir iş kurmadan önce, başka bilgiler birikimler kazanıp, bilmediği dünyadaki insanları, onların yaşam şekillerini, kültürlerini, mümkünse konuştukları dilleri öğrenip, gönüllü olarak çalışarak, misafir oldukları ülkelere katkıda bulunmak için çaba sarf ediyorlar.   

            Yazımın başlığını, bir gazetenin “tatil”  ile ilgili sayfasından alıntı yaparak aktardım. 1975 yılında benimde düşleyip gerçekleştiremediğim İngiltere’ ye gidebilme hayallerim aklıma geldi Ülkemizde bu tür gelişmeleri hayal edenlerin sayısı çok az olduğu için dikkatimi çekti. Girişte belirttiğim gibi tüm gençlerin tek isteği okullarını bitirince işe girip çalışabilmek, hayata olabildiğince güvenle bakabilmek. Çocuklarımızın  bu eğilimine biz ebeveynlerin katkıları çok fazla. Bilerek ya da bilmeyerek onları okul dönemlerinde şartlandırıyoruz. Yetmezmiş gibi okul bittiğinde ya yeni sınavlara ( KPSS gibi, Yüksek Lisans sınavları gibi ) hazırlanmaları için yönlendiriyor, ya da kocaman çocukların elinden tutup nazımızın geçtiği, etkili olabileceğimizi düşündüğümüz kişi, ve kuruluşlara giderek iş için yardımcı olmalarını bekliyoruz. Onların ne düşündüğünü, hayallerini sormuyoruz bile…                

            Örneğin İngiltere. Özellikle yaşadığımız ekonomik kriz döneminde “Hayata Yeni Bir Mola Verme “ programı oluşturarak yeni mezun olmuş gençleri bir yıllığına da olsa başka ülkelere göndermeyi destekliyor ve bunun için gençlere maddi yardım yapıyor. Gap Year (Boş Yıl ) dedikleri bu uygulamaya pek çok şirket, seyahat acentesi yardımcı oluyor. Seyahat dergileri bu konuya sayfalar ayırıyor, popüler rotaları duyuruyorlar. Bu işi moda haline getirmişler. Örneğin; Hindistan, Güney Afrika, Kanada, Kenya, Tayland her zaman listede olan ülkeler.  “ Hayat Molası”nın muhakkak bir yıl olması gerekmiyor. Ancak uygulama bir ay izin alıp geri dönmek gibi kısa dönemlide değil. Gençler gittikleri ülkelerde yetimhanelerde, nesli tükenmekte olan hayvanların ve bitkilerin kurtarılması çalışmalarında tarım arazilerinde, ücra köylerde öğretmenlik yaparak gönüllülük esasıyla çalışıyorlar. Devlet  bu proje ile gençlerine iş bulma zorunluluğunu bir yıl ertelemiş oluyor.  

              Hayat Molası sadece gençler için mi geçerli? Belirli yaşa gelmiş, yıllarını çalışmakla    geçirmiş olan bizlerin Hayat Molasına ihtiyacı yok mu? Her insanın belirli zamanlarda çekip gitmeye hakkı olmalı.

 

             Hayatımızın gerçek sahibi acele davranarak sonsuza kadar mola vermeden, bizlerinde hayatımıza bir yıl mola vermenin yollarını aramamız gerekmez mi ?

BÜTÜN YETKİLİLER SUÇ İŞLİYOR ! 

Uluslararası antlaşmalar imza atmışız Anayasamızda yer alıyor.

Tüm bunlara karşın görevini yapmayan tüm yetkililer suç işliyor.

Bunu göz yuman bunlarla ilgili her hangi bir soruşturma açmayanlarda bu suça ortak.

Bakın  ne diyor yasa :

Çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağı
MADDE 71. - Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler.
Çocuk ve genç işçilerin işe yerleştirilmelerinde ve çalıştırılabilecekleri işlerde güvenlik, sağlık, bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişmeleri, kişisel yatkınlık ve yetenekleri dikkate alınır. Çocuğun gördüğü iş onun okula gitmesine, mesleki eğitiminin devamına engel olamaz, onun derslerini düzenli bir şekilde izlemesine zarar veremez.

Onsekiz yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçiler bakımından yasak olan işler ile onbeş yaşını tamamlamış, ancak onsekiz yaşını tamamlamamış genç işçilerin çalışmasına izin verilecek işler, ondört yaşını bitirmiş ve ilk öğretimini tamamlamış çocukların çalıştırılabilecekleri hafif işler ve çalışma koşulları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından altı ay içinde çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

Temel eğitimi tamamlamış ve okula gitmeyen çocukların çalışma saatleri günde yedi ve haftada otuzbeş saatten fazla olamaz. Ancak, onbeş yaşını tamamlamış çocuklar için bu süre günde sekiz ve haftada kırk saate kadar artırılabilir. 

Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde iki saat ve haftada on saat olabilir. Okulun kapalı olduğu dönemlerde çalışma süreleri yukarıda birinci fıkrada öngörülen süreleri aşamaz.

xxx

Türkiye’nin her yerinde de Ordu’da da  son yılarda Suriyeli çocukların başı çektiği bir sistem kuruldu.

 ( Daha geçtiğimiz gün İstanbul’da  Suriyeli çocukların ailelerinden bin lira karşılığı kiralanarak dilendiricilik yaptırılmak üzere İstanbul’da bulundukları tespit edildi )

İster  mendil satsın ister para istesin ister başka bir şey satsın.

Anayasa ve  ilgili koruyucu maddeler açık.

Çalıştıramazsın dilencilik de mendil satma da çalışmaya  girer.

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı seyrediyor,  illerde ki sorumlular seyrediyor, rezillik vurdum duymazlık sürüp gidiyor. Geçenlerde bir broşür geçti elime  bakanlık tarafından bastırılmış dilenciye para verilmemesi isteniyor ve sömürünün böylelikle devam edeceği belirtiliyor.

Acıdın ., ne yapayım çok yalvardı diyerek dilenciye para verme, sömürü düzenine ortak olma, bedavadan yaşama alıştırma.

Ayrıca bu dilenciye para vermenin Kabahatler  kanuna göre 208 tl para cezası var kim uygulayacak hey , kim uygulayacak !



Dörtlüklerle devam …

EROL KARAER

Her devrin adamı, her iktidarın dalkavuğu, yağdanlık, yaptığı iş yalakalık.
Söylenecek laf çok ancak  küfür etmeyelim de Mehmet Akif’den bir dörtlükle devam edelim :

"Ey hayâ namında bir hissin vücudundan bile,

Pek haberdar olmayan yüzsüz, hayâsız, bak hele;

Arkasından takla attın en denî bir şöhretin

Düştü takken, çıktı cascavlak o kel mahiyetin"
xxx

Sindirilmenin,  korkaklığın adını "tarafsızlık" koymuşlar.
Tarafsızlık ot gibi yaşamak değildir; eğer cumhuriyetçiyseniz, laikseniz, taraflısınızdır, "bî-taraf" değilsinizdir, bî-taraf olanı "bertaraf" ederler. Celal Vardar, "Marifet" diyerek tarafsızlara şöyle seslenir:

"Suya dokunmazmış,

Sabuna dokunmazmış,

Pise bak!"

xxx

Aşk şiirlerinin ustası Ümit yaşar Oğuzcan’ın pek bilinmeyen dizeleri ile yazıma son noktayı koyayım:

 “Öyle bir açmaza düştü ki  Vatan

Uyku belli değil düş belli değil

Çöktü üstümüze bir kara duman

Işık belli değil, loş belli değil.

 

 

 LAFIN TAMAMI!!!

 

Ünye ilçesinde  Çamlık’ta yapılması düşünülen çalışmalar halkın tepkisi üzerine ‘ halk istemiyorsa yapmayız’ denilerek Büyük şehir tarafından iptal edildi.

Gayet güzel gayet hoş.

 Biz ise senelerden bu yana şöyle olmalı böyle olmalı bu yanlış bu doğru diyoruz.

Uyarılarımız konusunda yazdıklarımız ortada .

Büyük Şehir’e akıl vermek haddimize mi düşer!

Bazın Ordu merkez içinde halk istemiyor veya halk tepkili şunu yapmayalım bunu düzeltim lafını duyamadık.

O yüzden lafı uzatmanın bir anlamı yok.

Yazdıklarımız ortada demiştim.

Yarın bir gün bir şey olursa biz yazıp uyarmıştık deriz artık!!!

Eee, bu kadar yorulmaya yazılara biraz ara vermek iyi.

Havalar çok sıcak, kafayı fazla sulandırmadan herkesi kendi başına bırakmak en iyisi… 

HAMASET NUTUKLARI  

Türk Dul Kurumu  Hamaset ile ilgili olarak aşağıda ki açıklamaları yapıyor. hamaset 
isim (hama:set) eskimiş Arapça amāset

1. isim Yiğitlik, kahramanlık, cesaret
"Bir hamaset destanı."

2. Dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım

 

 

15 Yaşında ki Eren’in şehit edilmesinden kendine pay çıkartan utanmaz siyaset ara gazı ile  olayın gerçek boyutlarını unutturmaya sorumluluklarını başkalarına yüklemeye çalışıyor.

            Yeni Çağ gazetesinde Arslan Bulut bu konu ile ilgili yazdığı yazıda  belirli bir şeylere değinmiş.

            Paylaşayım istedim

xxx

            “Siyasetin hepsi şehitler üzerinden siyaset yapmaya devam ederken okuyacak olan bazılarının kafalarına soru işaretleri düşürebilirsek görevimizi yapmış sayılırız.

Maçka'daki erzak hırsızlığını ihbar eden 15 yaşındaki Eren Bülbül'ün daha önce terör saldırıları yaşanmış bölgede, basit bir hırsızlık olayı soruşturmasında olduğu gibi yer göstericilik yaptığı sırada açılan ateş sırasında astsubay kıdemli başçavuş Ferhat Gedik ile birlikte şehit olması, üzerinde durulması gereken bir tedbirsizliğin sonucudur.

Olay yerine Ferhat Gedik ile birlikte polis Namık Özten'in de gönderilmesi, konunun ciddiye alındığını gösteriyor ama ihbarın tam olarak hangi gün yapıldığı da açıklanmalı. Jandarmanın Perşembe günü olayı soruşturmaya geleceklerine dair cevaben Eren'i aradığı, Eren'in de "fındık topluyorum, Cuma günü gelin" dediği, gelen polis ve astsubay ile birlikte Cuma namazını kıldıktan sonra hep birlikte olay yerine geçtikleri anlaşılıyor!

Böyle terör takibi olmaz! Olayın bir hırsızlık olarak algılandığı anlaşılıyor.

 

Trabzon Valiliği'nin önce "bölgede bir gün öncesinden başlayan terör operasyonu devam ederken", sonra da "hırsızlık soruşturması sırasında" diye iki farklı ve birbiriyle çelişkili açıklama yapması da yakışmamıştır! Bir koordinasyon eksikliği olduğu anlaşılıyor.

TRAFİK ZABITA 

            Ordu’da yol ve alt yapı çalışmaları nedeniyle kimin nereden geçeceği kimin nereye gideceği belli değil.

Alt yapı yapan şirket bir ana yolu bitirmeden yan tarafında ki ana yolu da kapatıp istediği yöne trafiği verebiliyor.
Sonuç nedir bu trafik nasıl işleyecek belli değil.

 Dolmuşçu kendi güzergahını kendi yaratıyor.

Ancak o yollarda ki park yapan araçların denetimleri yok.

Ordu Belediyesinin alt yapı yapar şirket tarafından yapılan yol kapatmaları ne kadar takip ettiğini bilemiyorum.

Ama şu bir gerçek ki bu bölgelerde   yollara park eden ve trafiği alt üst eden kişiler için hiç bir uyarıda veya eylemde bulunduğunu görmedim.

Bunun yanı sıra şehir içinde kaldırıma park eden araçları da görüyoruz.

Trafik zabıta aracı geçiyor bunu gördüğü halde sesini çıkarmıyor.

Kimi diyor ki burası bizim değil ( Altınordu veya Büyükşehire ait)

Birader tamam kendine göre haklısın da bir anons yapmaktan da mı acizsin.

Ne olur anons yapsan ağzına mı yapışır.

Ordu’da hala yanlış şeyler oluyor.

Büyükşehir olduk sorumluluk artacağına sorumsuzluk aldı başını gidiyor.

Büyükşehir mi büyük köy mü birisi el atsın da çözsün bu sorunları !

BUNLAR TERÖRİST! 

 

Ordu’nun Fatsa İlçe Emniyet Müdürü İbrahim Etem Öztürk, trafiği tehlikeye düşüren modifiyeli ve abartı egzozu bulunan araçlara gerekli cezai işlemleri yapacaklarını söyledi.

            Birkaç yıldır  Şirinevler’de Migros karşısında yol kenarında hasta bakma nedeniyle kalmaktayım.

            Yukarıda ki Fatsa haberini görünce  gece gündüz terör estiren bu sürücüler geldi aklıma.  Bunun yanı sıra motosikletler.

Eğer trafikte seyir halinde bunları şikayet ederseniz 155 size en yakın karakola gitmeyi salık veriyor. Adamın güzergahını verip  bu şahısları yakalayıp  işlem yapacaklarına karakola gidin diyor. Şikayetçi ya Ordu’dan başka bir yere gidiyorsa ya Ordu’yu bilmiyorsa karakolu bulana kadar ne olacak ?

Veya 155 hangi olayları ihbar kabul edecek bilemiyoruz.

Ordu Emniyeti bu konuda ne zaman işlem yapacak veya böyle bir saçma uygulamanın nedenini açıklayacak bilemiyoruz.

Ordu’da egzoz terörü esmektedir.

Bu araçlar neden kontrol altına alınmaz.

Her yerde Mobese var bu kameralar aracılığı ile şikayetler niye değerlendirilmez.

 

            Ordu Emniyeti bu işlerle ne zaman ilgilenecek bilemiyoruz?

KÖSTEBEK   

18 Aralık 2002 katledildi. O gün her şeyi açık açık yazmıştı. O günün iktidarları sonrası gelenler hiç oralı bile olmadı. Üstüne üstlük ne istedilerse verdiler.

Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu’ndan bahsediyorum.

Daha önce ki yazılarımda da belirtmiştim., O’nun katledilmesinden sonra bu cinayeti cemaat işlemiştir diye yazdığımız da  genç gazeteci olarak veya yerel bir gazeteci olarak bizi pek dikkate almamışlardı belki  ama bu gün Reis , reis diye gezip Fetö’ya en galiz küfürleri edenler o günlerde de bize ‘ Hoca efendimizin cemaatini suçlayamazsın böyle yazı yazamazsın diyerek küfür edip tehdit ediyorlardı.

Kitap baskıya verilmeden katledilen Hablemitoğlu kitabın ön sözünde özetle şunları yazıyordu :
Bazı arkadaşlar tekrar tekrar okusun … İnsan olanda azıcık utanma Allah korkusu olur !!

 

“İşte “Köstebek” adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz kapkara dönemde, devletimizin altının nasıl oyulduğunun, nasıl zaafa düşürüldüğünün binlerce örneğinden sadece birine ışık tutuyor: Türk Devleti'nin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçıları!.. Şeyhleri A.B.D.'de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin, asli görevi kendileri ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini, devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin edebilir ki? “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır…

Siz, hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit olarak algılayan, şikâyet eden ya da onlarla uğraşan bir PKK'lı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist ya da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir ikinci cumhuriyetçi ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner ya da Hükûmet üyesi ya da bir Başbakan gördünüz mü? Nitekim, fethullahçıları kontrespiyonaj kapsamında iç ve dış tehdit odağı olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren gelmiş-geçmiş bir İçişleri Bakanı, bir Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da göremezsiniz, gösteremezsiniz!.. Haklı olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan, sızıntılara engel olamayan bir ulusal istihbarat birimi, nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!. Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur. Önünüzde iki tercih vardır; ya çoğunluğun yaptığı gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir, farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya ve mücadeleye başlarsınız!..

 

Fethullahçılar, Türkiye'de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye'nin yüzyüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır. Örgütlenme modeli itibariyle Türkiye'de bir eşi yoktur; örgütlenme modeli olarak, tamamı C.I.A. denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.

 

 

BIKTIM ARKADAŞ  

          Övünüyoruz

            Fındığı en çok üreten il biziz…

            Bal üretiminde de kovan sayısında da arıcı olarak ta Türkiye’nin birincisiyiz diye böbürlenip duruyoruz.

            Sezonun kesat zamanlarında artması gereken fındığı nasıl olup da 7.5 liradan 6 liralara kadar düşürebiliyoruz. Düşürülmesini nasıl sağlıyorlar?

            Bal’da marka olamadık diye kendi kendimize yırtınıp duruyoruz. Ama hiçbir şey yapmadan nasıl olsa malımız satılıyor diye seyredenler piyasayı dolduran  sahtekarların karşısında ne yapacaklarını şaşırıp kaldılar.

            Merdiven altı balın artmasına neden olan yan gelip yatanlar Ordu ismi ile gerçekleştiremedikleri markayı da seyredip duruyorlar.

            Birliklere paralar veriliyor veya aidatlar ödeniyor birlikler arıcılara çeşitli kredi ve desteklerin sağlanmasını gerçekleştiriyor yani al takke ver külah herkesin keyfi yerinde.

            Zaman zaman duyduğumuz acı haberlerde(!) bizi üzüyor. Tonlarca malını kaptıranlar parasını geri alamayanlar falan filan.

            Yani Fındıkta da Bal’da da birinci olmamıza rağmen hiçbir şey yapamıyoruz.

            Ne biçim memleket burası, ne biçim insanlar, ne biçim ilgililer, yetkililer ve ne biçim sorumluluk duyanlar var?

            ( Evet bu yazıda geçmiş tarihli 2012. Bu tarihlerden çok öncede özelikle Bal konusunda hiçbir şey yapılmamasını yan gelip yatılmasını  eleştirmiştim. Ülkenin bir numaralı üreticisi olsan ne yazar malını pazarlayamadıktan sonra. Ordu Balı diye yaka silkindirdikten sonra.  Yazık fındıkta dönüm parasına tav olup hakkını aramayan fındık üreticisi,  nasıl olsu ucuz pahalı satıyoruz, arada dolandırılsak da önemli değil diyen Arıcılarımız. Her şeye müstahaksınız ) 

Kıyamete kadar!!!  

            Nazlı Ilıcak deyince gerisini nasıl doldurursanız doldurun. Cemaati övmek sözde kara propaganda yapanları eleştirmek için kitap yazan Ilıcak biliyorsunuz Sabah gazetesinde yazıyor.

         Yandaş medyanın en yandaş kalemlerinden biri olan Ilıcak’ın yazdığı kitabı  Doğan yayıncılık basıyor. Yani Aydın Doğan grubu.

         Bu girişten sonra internette yer alan bir yazıyı  paylaşıp bu nasıl ilişki demeden yorumu size bırakıyoruz.

         Nasıl başarıyor bilmiyoruz ama Nazlı Ilıcak duruyor, duruyor turnayı gözünden vuruyor. Her devirde bir şekilde "kanaat" önderi, bir şekilde "popüler" isim olmayı başarıyor... Nice iktidarlar geçip giderken, onun "iktidarı" her daim sürüyor. 

         Buyurun işte...
         Bir kitap yazdı hem medyada büyük ilgi gördü hem cemaatin gözdesi oldu. "Her taşın altında The Cemaat mi var?" kitabıyla cemaatin üzerindeki kara propaganda rüzgarını dağıtan Nazlı Ilıcak, Gülen medyasının ilgi odağı oldu.
         Samanyolu TV kapılarını ona açtı ve  "Sadece Gerçekler" programında kitabını uzun uzun tanıtmasına fırsat verdi. Radikal'e verdiği söyleşi Fethullah Gülen'in (fgulen.com) sitesinde manşet oldu.

         ……….

         Şimdi birilerini 28 Şubat’ın celladı olarak görünce aklımıza eski günler geliyor.

         Gülen’in övgü dolu sözlerini her gazete manşet yapmış hatta  gazetesi Zaman günlerce bunlardan söz etmiş, Erbakan’ın istifasının doğru olduğuna vurgu yapmıştı.

         Yeni Akit ile Zaman’ın bu günkü tavırlarını görünce 29 Şubat cellatlığının yanı sıra kelle avcılığı da yapıyorlar gibi geliyor bana.

         Sonuçta bunlar sütten çıkmış ak kaşık!

         Fırsat bulurlarsa ne yapacaklarını gösterdiler.

          Nasıl ki kinini unutma diyenler, kinlerini unutmadıklarını gösterdiler ki. Bunların kini herhalde 28 Şubat için söylenen bin yıl sürecek söyleminden de daha ağır olacak.

         Çünkü bunların ki  Kıyamete kadar sürer!!!

( Yazının yayın tarihi 2012 Şubat ayı. Yazı da adı geçen gazetelere ve konulara dikkat. 17-25 Aralık’la uyandık diyenlere kapak olsun. Biz asla kandırılmadık.) 

Bunu açıklayacak biri arıyorum ! 

Aşağıda bir haber var. Bu konuda yorum yapacak bu konunun nedenlerini açıklayacak bir yetkili uzman arıyorum.

Durum vahim. Özellikle uyuşturucuya bağlı olarak oluşan  suç oranlarında ki artış sizi endişelendirmiyor mu ? Hem uyuşturucu hem suç.

Dediğim gibi birisi çıksa da Karadeniz’de ilk sırayı alan Ordu ile ilgili bir tespit ve değerlendirme yapsa. Kim nerede hata yapıyor bir bilsek.

Adresleri belli de konuşurlar mı bilemiyorum.,

Duyarsızlar için TÜİK verileriyle ilgili haberi paylaşayım !

TUİK verilerinden elde edilen bilgeye göre, bu çocuklardan yüzde 64,5'ini erkek, yüzde 35,5'ini ise kız çocukları oluşturdu. Güvenlik birimine gelen/getirilen çocukların geliş nedenleri arasında mağduriyet yüzde 51,0 ile ilk sırayı alırken, bunu yüzde 25,5 ile suça sürüklenme ve yüzde 18,1 ile bilgisine başvurulma izledi.

Doğu 
Karadeniz bölgesi iller düzeyinde incelendiğinde, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 4 bin 16 ile en fazla Ordu'da iken, bunu 2 bin 588 ile Trabzon, bin 936 ile Giresun, bin 200 ile Rize, 682 ile Artvin ve 637 ile Gümüşhane izledi. Bu çocukların geliş/getiriliş sebeplerinde, bölge genelindeki tüm illerde, mağduriyet, suça sürüklenme ve bilgisine başvurulma ilk üç sırayı aldı.

Suç isnat edilen çocuk sayısı yüzde 9,3 arttı

2016 yılında 
Doğu Karadeniz'de suç isnat edilen çocuk sayısı bir önceki yıla göre yüzde 9,3 artış göstererek 2 bin 820 oldu. Bu çocukların yüzde 86,8'i erkek, yüzde 13,2'si kız çocuklarından oluşurken, suç isnat edilen çocukların dağılımında, yüzde 50,3 ile yaralama, yüzde 17,7 ile hırsızlık ve yüzde 5,3 ile cinsel suçlar ilk üç sırayı paylaştı. Doğu Karadeniz'de suç isnat edilen çocukların 909'u Ordu'da, 745'i Trabzon'da, 506'sı Giresun'da, 301'i Rize'de, 182'si ise Artvin'de ve 177'si Gümüşhane'de yer aldı.

Yaralama suçu isnat edilen çocuk sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10 artarak bin 418'e yükseldi. Bunu sırasıyla yüzde 1,4 azalarak 500'e gerileyen hırsızlık, yüzde 38,9 oranında artarak 150'ye yükselen cinsel suçlar ve yüzde 230 artarak 132'ye yükselen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma izledi.

Uyuşturucu kullanan çocuk sayısında artış

Aynı dönemde uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak suçu isnat edilen çocuk sayısı yüzde 27,6 oranında artarak 111'e yükselirken, tehdit suçu isnat edilen çocuk sayısı ise aynı dönemde yüzde 13,3 azalarak 104'e geriledi.

İŞSİZLİK PARASI

         İster ağlayın , ister sızlayın.

Sosyal medyada AKP’li trollerin Fatih Terim için , Tüpçü için bir şey yazdığını görmüyoruz.

AKP’li siyasetçilerde topa girmiyorlar.

14 Milyon lira tazminat verilmesi gündemini korurken  şimdi de aylık 1 milyon 200 bin liraya yakın işsizlik parası alacakmış.

15 ay içinde bir iş bulamazsa Terim bu para ödenecek.

Ödeyene mi , alana mı , bunu yazana mı kızayım söyleyeyim bilemiyorum.

Tek söyleyeceğim şu;  ilaç paraları ödenmediği için 4 ayda 20 SMA hastası Çocuk hayatını kaybetti.

Sorun Fatih Terim değil,  7 milyon liralık mersedese binen  Meclis başkanı ar duymuyorsa,   bir bakan 7 sülalesini işe sokuyorsa,  israf  savurganlık ,kıyak koşmalar had safhadaysa  ve bu Milet dilini yutmuşsa, din iman diyenlerin gözünü paradan başka bir şey açmıyorsa ve Ak’ız Pakız diye bağıranlar sus pus ise  bırakın ölsün çocuklar!!!

Fatih Terim parasını alsın, Meclis başkanı 7 milyon liralık arabaya binsin. Kızmana gerek yok hak ediyorsun hemşerim…


EYLÜL’DE GEL

 

Tatil geldiği zaman

Ağlarım ben inan

Gidiyorsun işte

Arkana bakmadan

Nasıl geçer bu yaz

Ne olur bana yaz

Sen sen sen

Sen bir ömre bedel

Yok yok yok

Gitme gitme gel

Eylülde gel

 

Okul yolu sensiz

Ölüm kadar sessiz

Geçtim o yoldan dün

İçim doldu hüzün

Yapraklar solarken

Adını anarken

Bekletme ne olur

Gelmek zamanı gel

Yok yok yok

Gitme gitme gel

Eylülde gel

 

Eylülde gel Eylülde okul yoluna

Konuşmadan yürüyelim gireyim koluna

Görenler dönmüş hem de mutlu diyecekler

Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi

Yaprak dökecekler

 

++++++++++++

Şarkılar neler söylüyor görüyorsunuz değil mi?

İçinden bir şey alabilip yaşayabiliyorsanız ne mutlu!

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan )

 

Kazak Abdal

Kazak Abdal Romanya Türklerindendir. On yedinci yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Şiirlerinin bir kısmı hiciv örnekleriyle doludur. Dili yalın ve sadedir. Rahat okunur. Şiirleri güncelliğini halen korumaktadır.

İşte size belki de bildiğiniz ama hatırlamaktan da hoşlanacağız hiciv şiir türünden bir örnek:

“Eşeği saldım çayıra / Otlaya karnın doyura / Gördüğü düşü hayıra / Yoranın da avradını

Münkir münafıkın soyu / Yıktı harap etti köyü / Mezarına bir tas suyu / Dökenin de avradını

Derince kazın kuyusun / İnim inim inilesin / Kefen dikmeye iğnesin / Verenin de avradını

Dağdan tahta indirenin / Iskatına oturanın / Hizmetini bitirenin / İmamın da avradını
Müfşidin bir de gammazın / Malı vardır da yemezin / İkisin meyyid namazın / Kılanın da avradını

Kazak Abdal söz söyledi / Cümle halkı dahleyledi / Sorarlarsa kim söyledi / Soranın da avradını”

 BİZ BİLİYORUZ

O nerede hazırlanmış, nasıl sızmış, nasıl sahte, nasıl organize hepsini biliyoruz.

Katledilen Yazar Necip Hablemitoğlu’un nasıl ve niçin öldürüldüğünü bilmeyen yoktur. O ve onun gibiler ‘F’ tipi yapılanmalara, saldırılara karşı geldikleri için bir şekilde ortadan kaldırıldılar.

Onlar içinde bir yığın gerçeğinden ayırt edilmesi zor sahte belgeler hazırladılar.
Bir deli kuyuya taş atmıyor. Belgeler hazırlanıyor. Beyanatlar veriliyor.

Birileri bize böyle bir şeyler yapabilirler diyor ardından bu tür belgeler ortaya çıkıyor.
Bu tür çalkantılardan birileri bir güzel nemalanıyor ve ortalığa çıkıp bakın bize neler yapmak istiyorlarmış bizim için ne kumpas kuruyorlarmış diyerek halkın acınma duygusundan yararlanıyorlar.

Ne yazık ki Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde yaşamadığı kadar bir saldırı ile karşı karşıya kalıyor. Ve yine ne yazık ki bazı eski komutanların bun da vebali günahı çok.
Mektupların adresi hep nedense ABD.

ABD ülke olarak değil içinde yaşayanları ile de düşmanımız olmaya devam ediyor!
Türkçesi esas mağdur olan Genelkurmay, TSK oldu kimse bunu ( Birkaç kişi hariç dile getirmiyor) konuşmuyor niye onlar demokrasi havarisi de ondan mı acaba?

( Balyoz ve Ergenekon gibi davalarının sürdüğü süreçte kaleme aldığım bir yazı. O gün bize küfür edip ayni yataktan çıkmayanlar bu gün sütten çıkmış ak kaşık gibi yine Fetö kumpasını işletiyorlar. Fetö ile mücadele edilmiyor Fetö ile mücadele adına bir şeylerin yıkımı için uğraşılıyor.

KARADENİZ’İN GİZLİ KATİLİ !!!

Denizin dalgalı havanın rüzgarlı olması denize girmeyi daha da fazla tehlikeli hale getiriyor.

Son 3 günde bu tür hava nedeniyle 3 kişi hayatını kaybetti bir o kadarda kişi son anda kurtuldu.

Karadeniz’in bilinmeyen katili Rip akıntısı konusunda yetkililerin daha etkin önlemler alıp vatandaşları bilinçlendirmesi gerekmiyor mu ?

Ota püsüre paraları akıtan belediyeler Karadeniz’de  bu tür bölgelere levhalar yerleştirip veya broşürler dağıtıp vatandaşı uyaramaz mı ?

Onların yapmadığını biz yapalım ve Rip akıntısı konusunda uzmanların görüşlerine kısaca yer verelim.

Tabi bu yazı ne kadar okunur onu bilemeyiz !!!

 

“Rip akıntısına kapılan kişi panik yapmadan açığa doğru yüzmeli ve su üstünde kalmaya çalışmalı” dedi. Türkiye’nin özellikle Karadeniz kıyısında görülebilen rip akıntısı, yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte denize girenler için büyük tehlike oluşturuyor. Çok iyi yüzme bilenlerin bile ölümüne neden olan rip akıntısı, aniden ortaya çıkmasıyla biliniyor. Denizde yüzen bir insanın kulaç atarak karşı koyamayacağı kadar güçlü oluşan rip akıntısı, özellikle akıntıyı tanımadan plaja gelen günlük ziyaretçilerin ölümüne neden oluyor.Özellikle hafta sonu Şile ve Kilyos gibi Karadeniz kıyısındaki plajlara akın edenleri uyaran Ertek, “Ripleri, diğer akıntılardan özel şekilleri ayırır. Rip akıntılarının sahaları dardır, sahası açığa doğru önce darlaşır ve bir kanal oluşturarak açığa doğru genişler. Sığ suda oluşan bu akıntıyı bilmeden denize girenler için büyük tehlike oluşur. Saniye de bir metre hızla yüzenleri açığa sürükleyebilir. Özellikle Şile, Ağva, Kilyos, Kısırkaya İstanbul’un rip noktaları. Karasu ve Kefken, İğneada, Ordu, Rize gibi Karadeniz sahillerindeki uzun plajların önlerinde sığ kıyılarda rip akıntısı etkili olabilir. Her yıl bu akıntının özelliğini tanımayan onlarca insan boğuluyor. Şile Limanı, Ağva Balıkçı Barınağı, Kefken-Cebeci Plajı, Kumcağız Burnu, Karasu Limanı, Kilyos Burnu, İğneada Limanı yakınında insan eliyle yapılmış yapılar kıyı akıntısının dinamiğini bozabilir ve rip oluşabilir. Özellikle kıyı çizgisinin karaya oyuntu yaptığı plajların ortasından denize girilmemeli. Sığ kıyılarda dalga yüksekliği fazla olduğu zamanlarda da. Boğulma tehlikesi anında paniklemeden, kıyıya doğru değil, hızlı bir şekilde açığa doğru yüzülmeli. Zaten yüzen kişi kendini bu kanaldaki üst akıntıya bıraktığında açığa sürüklenecek. Bu sırada önemli olan su üzerinde kalabilmek. Doğal plajların yanlarında, insan eliyle yapılmış yapıların kıyılarında açığa doğru devam eden koyu renkli kanal varsa yüzülmemeli.

BİLİNÇLİ VE SİSTEMLİDİR! 

Şanlıurfa'nın Siverek İlçesi'nde “Dinimizde putperestliğe yoktur” diye bağırarak Cumhuriyet Meydanı'nda bulunan Atatürk heykeline elindeki tahra ile zarar vermeye kalkışan sarıklı seyyar satıcı Mehmet Malbora'ye tepkiler büyüyor...

XXX

İstanbul, Beşiktaş’taki Maçka Parkı’nda özel güvenlik görevlisinin bir kadına "Bu kıyafetle parkta dolaşmana izin vermiyorum, memelerini açamazsın" diyerek saldırdığı görüntüler sosyal medyada tepki gördü.

XXX

Son günlerde yaşadığımız iki olay.

Ey benim başörtülü bacıma saldıranlar diye  seslerini yükseltenlerden tık yok.

 Bilinçli ve sistemli bir hareket bu.

Hero tişörtü giyenleri patır patır gözlem altına alanlar, deprem sonrası milletin anasına küfür edip nefret suçu işleyenlere tık demeyenler elbette bunlara da tık demeyecekler.

Memlekette her şey güllük gülistanlık.

Yakında ellerinde Tahra ile bizi kesmeye kalkarlarsa bunlar şaşırmayacağız!!!

DEJERENE  ETMEYİN ! 

Bıktım usandım.

Uyarmaktan, yazmaktan , söylemekten…

Çare yine direk Enver Yılmaz başkana seslenmek.

Sosyal medya da geçtiğimiz günlerde paylaştım .

Aziziye Mahallesi Dörtlereli Sokağa asılan sokak levhasında  Dörtlereli sokağın  altına Saray Mahallesi olarak yazıldığını bu tür yanlıların bir çok bölgede olduğuna dair şikayetler geldiğini belirtmiştik.

Herkese açık sayfamda bir belediyenin görebileceğini umarak yeter artık bir şişi de doğru dürüst yapın bu işi yapanlar demiştim.

Yetmedi geçtiğimiz gün yine bir sokak levhasında ki yanlışlarla ilgili bir bilgi geldi.

Yine bu tür bir sokak levhalarında özellikle Düz Mahallede  Düz Mahalle yerine Düz Mahallesi yazıldığı görülüyor.

Böyle bir yazım Türkçede yok. Zaten Düz Mahalle ismini Düz Mahallesi yapmak bilgisizliktir ,cahilliktir , şehrin karakteri ile oynamaktır. Dejenere etmektir. Paylaştığım fotoda görüldüğü üzere Ordu’nun en eski mahallesinden biri olan bölgede hale numaralı bir sokak ismi varsa bu gelmiş geçmiş belediyelerin ayıbıdır.

Sayın başkan bu levhaları asanları uyarın bu yanlışları düzeltirin.Bir ikincisi bu tür yanlışları muhtarlarımız görmüyor mu , görüyor da yaptıkları şikayetler değerlendirilmiyorsa bana bildirsinler ben de direk Büyük Şehir Belediye Başkanımıza yazarım olur biter !!!

 

Ama bu ayıpları gidermek için   gerekeni yapalım lütfen 

ANAVATAN ORDU 

 

Ne demiş yüce Önder Atatürk ‘ Benim tek umudum gençliktir’

Nereden geldi bu laf diyeceksiniz şimdi.

Bir süreden bu yana heyecanlı bir genç arkadaşımız Anavatan partisi Ordu il ve ilçe teşkilatlarını canlandırmak için var gücü ile çalışıyor çabalıyor.

Son olarak Partinin genel başkanı İbrahim Çelebi’nin katılımı ile  Ordu il ve Altınordu ilçe başkanlıklarını açılışı yapıldı.

Genç kardeşimiz Bora Levent Özer Kalpaklıoğlu başkanlığında gerçekleştirilen kuruluş sonrası  çalışmalar hızlı bir şekilde devam ediyor.

MHP ve Devlet Bahçeli’nin içinde bulundukları durum ve Bahçeli’nin   AKP’ye sorunsuz desteği nedeniyle  merkez sağda oluşan bir boşluğu Anavatan partisi doldurmak istiyor ve geçmiş döneminde ki olduğu gibi yine iktidara yürümek düşüncesini taşıyor.

Genel Başkan Çelebi açılışta Anavatan partisine büyük özlem duyulduğunu belirterek  şunları vurguluyordu :

“Anavatan patisinin o kucaklayıcı, herkesi kapsayıcı kimseyi ötekileştirmeyi siyaset felsefesine tekrar Türkiye’nin aynı 1983de rahmetli Turgut Özal ile Anavatan Partisi’nin kurulduğu dönemden daha çok ihtiyacı var. Dikkat edin akşama kadar oruç tutuyoruz iftar yemekleri veriyoruz, iftar yemeklerinin sonunda siyasetçilerimiz kürsüye çıktıklarında hakaret dili bağırma, çağırma, birilerine ayar çekme milletimiz bunlardan bıktı. Milletimiz zaten ekonomik anlamda çok sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Toplum olarak o kadar zor bir süreçten geçiyoruz ki, biz milli değerlerimizle, Türklük kültürümüzle de, İslamiyet kültürümüzle de kadına el kalkmadığı bir dönemde kadın tacizleri, cinayetleri had safhada. Bir hamile hanımefendinin park probleminden dolayı darp edildiği günü yaşıyoruz. Bir minibüste kucağındaki çocuğa saldırılacak derecede toplum psikolojini kaybetmiş biz nerelere gidiyoruz. Toplumun geldiği bu noktada biz siyasetçilerinde hataları var. Biz kullandığımız dil ayrıştırıcı, ötekileştirici dil sokağa yansıdığı zaman önünü alamadığımız tehlikeler addediyor. Onun içindir ki özellikle siyasetçiler ve toplumu yöneten kesimin özellikle diline dikkat etmesi gerekiyor. Siyasetçi dilinden ziyade devlet adamı dilinde konuşulması lazım. Onun içindir ki Anavatan Partisi’nin bu devlet adamı aklına Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu görüyoruz”

Katılmamak elde değil.

Bu nedenle bir gazeteci olarak genç kardeşimiz Bora Levent Özer Kalpaklıoğlu’nun başarılı olmasını diliyorum , istiyorum.

Siyasetin bu tür gençlere ayrıştırmadan yol almak isteyenlere ihtiyacı var.

Bu nedenle  merkez sağda adam gibi bir partiye Türkiye’nin ihtiyacı var.

Bunu tekrar Anavatan başarabilir mi ?

Başarması dileği ile…

 

İHSAN ŞENER’İ UNUTTUNUZ MU ?

 

Ordu’da yaşanan kavganın bu gününü gören ama dünü unutanlara bir hatırlatma yapmak isterim.

Kimine göre Enver Yılmaz baştan aşağı suçlu kimine göre Emniyet müdürü.

 Aslında olay Emniyet müdürü , Yılmaz meselesi değildi.

Ordu şehrinin içine bomba atılmıştır bu bombayı atanlar bu olayları seyretmektedir.

            Ne yazık ki o günlerde de yazdığım ama sadece yazdığımla kaldığım gibi Cumhurbaşkanı tüm bu mesnetsiz suçlamalara karşın ortada kalmayı tercih etse de  başbakan ile birlikte Ordu’nun içine atılan bombayı görememiş ve yangına müdahale edemeyince de olaylar bu hale gelmiştir.

“Bu bilgileri bu makamlara veren şahıs bizim eski milletvekilimiz İhsan Şener. Bunun üzerine Genel Başkan Yardımcımıza dedim ki, 'bu iftirayı atan şahısla bizi yüzleştireceksin.' Ancak kendisi yüzleşmeye gelmedi. Ben o zaman hukuki haklarımı sonuna kadar takip ederim. Hukuki hak dışında üzerime düşeni de ben erkek gibi yaparım."

Bu sözler Zekeriya Öz’ün Ordu üzerinden yurt dışına kaçırılma olayı ile ilgili Yılmaz tarafından söylenmiş sözlerdir.

İddialar arasında   Enver Yılmaz’da yardımcı gösterilmiştir. Ayni parti içinde İstanbul milletvekili Metin Külünk’de TRT’de haberde  Ordu’da Feto soruşturmalarını müdahale edildiğini Öz’ün kaçırılmasına ait Tedes görüntülerinin silindiğini iddia etmişti.

Tüm bu iddiaların yalan olduğu ortaya çıktı.

Külünk sadece bir düzeltme yapar gibi yaptı. O gün Başbakan Yardımcısı olan ve TRT’den sorumlu Numan Kurtulmuş olaylarla ilgili Enver Yılmaz’ın açıklamalarına sahip çıkmayıp, TRT yaptığı ile kalmıştı.

Yani demem o ki Emniyet müdürü sadece bir detay.

AKP  kendi partisinin belediye başkanının üzerine oynanan oyunları tezgahlayanlarla dolu olduğu iddia  edilse de, bu böyle olsa da olmasa da bu şehrin huzurunun kaçmasına,  olayların büyümesine seyirci kalanlar yine koltuğu Ankara’da olanlar…

Ey millet Enver’i sevin sevmeyin, yaptığını doğru bulun bulmayın.

 Ama geri planda ki bu bombacıları da unutmayın.

 

SEN CIBBANA DEVAM ET !!! 

 

Merkez yandaş, yalaka  medyasında ünlü bir sanatçının (!) matemi diye koca başlıklarla haberler vardı.

Acaba nesi ölmüş diye merak ettim. Habere baktım. Ünlü sanatçı köpeğini çekim yapılan sete getirmiş orada köpek yola çıkmış ve Tır ezerek ölümüne neden olmuş.

Köpekte olsa bir candır üzülürüz elbet. Ama ünlü sanatçının matemi diye başlık atan şerefsizlerin şehit haberlerini sayfalarında .yer vermekten kaçınırken veya minnacık bir şekilde sunarken haberi bu şekilde sunması (benim için normal) öfkelendirdi beni.

Ne yazık ki terörden en çok darbeyi almış ailelerinin bir çoğunun hala bunları cıbbanlaması aslında beni daha da derinden üzüyor.

Bunlar bu işi resmen ele almışlar yüzsüzlük ve şerefsizlik yapıyor bu medyada, yaa arkadaş siz hiç mi  şehidinizden gazinizden utanmıyorsunuz vicdanınız hiç mi sızlamıyor.

Çıktığınız saraylarda, konutlarda hiç olmazsa bu rezilliği dile getirin bu pespayeliği şikayet edin  neden korkuyorsunuz veya susuyorsunuz.

Hadi korkuyorsunuz, susuyorsunuz bari cıbbanlamayın be ruhlarını teslim etmiş varlıklar !!

 

 

FETÖ İLE MÜCADELE! 

Yorum filan yapmayacağım. Sadece başlık bana ait. Buyurun okuyunuz bu haberi. Mümkünse bir yerlerde saklayınız..

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) yargı yapılanmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, dönemin HSYK Başkanının çağrıları üzerine etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuklu şüpheli eski savcı Turhan Turunç'un yargılanmasına başlandı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuklu sanık Turunç ve avukatı katıldı.

Duruşmada savunma yapan sanık Turunç, örgütle 1994 yılında staj döneminde tanıştığını, ancak kurgu soruşturmalar açmadığını, örgüt okullarında okumadığını, çocuklarına isim koyulmasına izin vermediğini, ışık evlerinde yetişmediğini belirtti.

Hiçbir mahrem toplantıya katılmadığını ifade eden Turunç, 1991 yılında yapılan hakimlik sınavlarına kendisinin çalıştığını, FETÖ soruşturmalarında görev almadığını, hiçbir yargı derneğine üye olmadığını, örgütün yaz kampı toplantılarına bir kez katıldığını söyledi.

"GİZLİ HABERLEŞME AĞI OLDUĞUNU BİLMİYORDUM"

HSYK 2014 seçimlerinden önce örgütün şifreli haberleşme programı ByLock'u kullanmaya başladığını belirten Turunç, "Dua mahiyetinde yazılar geliyordu. Gizli haberleşme ağı olduğunu bilmiyordum. Yapıyla tanıştığımda Kuran okumayı bilmezdim. Son dönemde öğrendim. Örgütün istişare toplantılarına katıldım. Bu toplantılarda dini konular, gündeme ilişkin konular konuşulur. Fetullah Gülen'in CD'leri izletilirdi" dedi.

Turunç, seçimler için aynı adliyede görev yapan 5-6 meslektaş için oy istediğini ve hakim, savcıların kimlere oy vereceğini bilgisini örgüte verdiğini anlattı. 

15 Temmuz darbe girişimin ardından örgütün gerçek yüzünü gördüğünü ifade eden Turunç, şöyle devam etti:

"Sosyal medya hesaplarımdan 15 Temmuz'u kınayan mesajlar attım. Eşim ve kızımı üzmemek için meydanlara inmedim. Sırf dini duygularla bağlı olduğum bir yapıydı, PKK gibi açık hedefleri yoktu. Suç işleme amaçları, devleti ele geçirme amacı olduğunu bilmiyordum. Suç işlemek amacıyla bu yapıyla yan yana gelmedim. Bu yapının silahlı terör örgütü olduğunu bilerek içerisinde bulunmadım. 17-25 Aralık'ın yolsuzluk dosyası olduğunu sanmıştım. 15 Temmuz'da bunun bir darbeye giden adımlardan olduğunu anladım. Yapının darbeye karıştığını öğrenince hayal kırıklığına uğradım. Mahkeme salonunda şüpheli olarak bulunmaktan acı ve üzüntü duymaktayım. Dini duygularım istismar edilerek aldatıldığımı düşünüyorum. Keşke bu yapıya hiç yaklaşmasaydım."

Darbe girişimi esnasında oğlunun Yalova'da Hava Harp Okulu'nun yaz kampında olduğunu kaydeden Turunç, "O gece kamptan çıkarılmamış. 100-150 kişiyle beraber orada kalmış. Böylece hiçbir şekilde darbeye karışmamış. Sorgusunun ardından serbest kaldı" ifadelerini kullandı.

BYLOCK İLE BİN 315 KEZ BAĞLANMIŞ

Mahkeme Başkanı Cem Karaca'nın "ByLock ile bin 315 kez bağlantı sağladığına dair tespit var. Ancak bu bağlantılar 13 Kasım 2014'te gerçekleşiyor. Sen savunmanda 2014 Ekim'de gerçekleşen HSYK seçimleri için ByLock'u kullandığını söylüyorsun. Bu çelişkiyi nasıl açıklayacaksın?" şeklindeki sorusu üzerine sanık Turunç , bu çelişkiyi kendisinin de düşündüğünü söyledi.

ByLock programının HSYK seçimleri öncesinde savcı Esat Faruk Benli tarafından telefonuna yüklendiğini söyleyen Turunç, kendisine 1-2 kez buluşmak için bu program üzerinden mesaj attığını kaydetti. 

Tutuklu sanık Turunç ve avukatı tahliyeye ilişkin talepte bulundu. Talepleri değerlendiren mahkeme heyeti, Turunç'un tahliye edilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

  BELEDİYE’YE ÖNEMLİ UYARILAR !!!

 

Bu yazı kaleme alınırken hala hazırda yağmur yağmıyordu.

Bilindiği gibi bölgemiz de genelde Ağustos veya Temmuz aylarında sel olayları yaşanır. Kimi çok sert olur kimi ufaktan vurur geçer.

Aziziye mahallesi ile Saray mahallesini birbirinden ayıran dereye lağım akıtılmakta., Bazı evlerin pis suları buraya akıtılıyor. Bu nedenle de  haşere olayı çok oluyor yolunda haber yaparken  Derenin için temizlenmediğine dikkatimizi çekti.

            Olabilecek  bir sel olayı karşısında derenin temizliği önemli. Ayrıca çevre sağlığı acısından da dereye akıtılan lağımların tespit edilerek gerekenin yapılması şart.

Mahalleli haklı olarak bu konuyla ilgili yapılan şikayetlerin değerlendirilmesini istiyor.

BÜYÜK TEHLİKE

Olay buradan girdikten sonra Belediyelerimizi uyarmak istiyorum.

Dediğimiz gibi bu aylar Ordu’da sel yaşanabilecek aylar.

Yapılan yol çalışmaları nedeniyle malzemeler mıcır, çakıl, kum gibi  yolarda yoğun olarak bulunuyor.

Özelikle  Aziziye , Saray, Zaferi Milli , Taşbaşı gibi yerlerde yapılan çalışmalar sonrasında  yol kenarlarında da ya atık yol malzemesi ya da benzeri çalışma malzemesi bulunuyor.

Herhangi bir yağışta bu malzemeler yukarıdan aşağı akacak menfezleri tıkayacak ve meydana gelebilecek selin artmasına neden olacak.

Yetkililerin  bu tür fazlalık malzemeleri kaldırması konusunda uyarmak bizim görevimiz.

Yoksa Düz mahalleyi , Fidangör’ü  Sırrpaşa’yı , Süleyman Felek’i kimse kurtaramaz..

 

FINDIK İŞİNİ SERBEST  BIRAKIN!  

Fındık Komisyona Fındıkta günlük yevmiye ücretine 60 tl olarak belirledi.

Buna uyulmasını istedi. Ayrıca 16 yaşından küçük çocuk çalıştırılmasını yasakladı 300 liraya yakın para cezası verileceğini açıkladı.

Patoza fındık vermenin 130 lira olduğunu da belirtti.

Bu rakamlar geçen yıl uygulanan ramakların altında.

Yani sözde alınan kararlar devam ediyor.

 Üretici amele bulabilirse yine 80-90 liradan aşağı yevmiye veremeyecek.

Bırakın 16 yaşında ki çocuklar 12-13 yaşında ki çocuklar bahçelere girip fındık toplayacak.

Yani demem o ki uygulamayacağınız takip etmeyeceğiniz, hesap soramayacağınız şeyleri açıklamayın bari.

Fındık alım ve satımında nasıl ilgili hükümetler olayı serbest piyasanın eline bıraktıysa bırakın gitsin bu işleri de .

Herkes hak ettiği şekilde yöneltilmeye ve hak ettiği şekilde emeğinin karşılığını almaya mahkumdur.

Dilenciler için ne düşünüyorsunuz? 

Önce haberi okuyalım.

Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, kentte seyyar satıcılar ile zabıta ekipleri arasında meydana gelen son olaylara değindi. Ordu genelinde 200'e yakın seyyar satıcı olduğunu belirten Başkan Yılmaz, "İlimizde bulunan 200 civarında seyyar satıcı, vatandaşlarımızın duygularını sömürüp zabıtayla ilgili önyargılardan faydalanarak devletimizi zarara uğratıyor ve elde ettikleri kazançtan hiçbir şekilde vergi vermiyor. Halbuki aynı cadde üzerinde kira ödeyen ve vergi veren esnaflarımız, tüm yasal gereklilikleri yerine getirerek ticari faaliyette bulunuyor ve vergilerini ödüyor. Vergi ödediklerini ancak seyyar satıcıların işlerini olumsuz yönde etkilediğini belirten esnaflarımız, haklı olarak şikayette bulunuyor” dedi.
Seyyar satıcılara yönelik denetimlerin devam edeceğini ve bu denetimlerin kameralar ile kayıt altına alınacağını da vurgulayan Başkan Enver Yılmaz, “Seyyar satıcılık konusu, kanunun verdiği yetkilerin kullanılması ve düzenin muhafaza edilmesiyle ilgili bir sistem meselesidir. Bu sistemin sağlıklı bir şekilde oturması, işlemesi ve bize verilen yetkilerin sonuna kadar kullanılması konusunda talimat verdim. Bunu yaparken de herhangi bir haksızlığa ve yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için teknolojinin imkânlarını kullanacağız. Zabıta personelimize dağıttığımız kameralar vasıtasıyla bütün diyalogları sesli ve görüntülü bir şekilde kayıt altına alacağız” şeklinde konuştu.

xxx

Başkanın bu  konuşmasına cevap verecek var mı bilemiyorum. Zaten pek de ilgilenmiyorum.

Uygulamanın sadece seyyarlar için yapılmaması gerektiğini de belirtiyorum.

Zabıta arkadaşların yolda gördüğü dilencileri görmezden gelip geçmesine çok tanık olduğum için Başkan Yılmaz’ın ayrıca bu kayıtları dilenciler içinde kullandırmasını istiyor ve talep ediyorum.

Tabi bu dilenciler işi sadece Zabıtanın işi değil. Emniyette bu işe bakmalı.

Artık kameralı zabıtalarımız olduğuna göre kurulacak Zabıta ve Emniyet ortaklığında ki ekiplerin çalışmalarını görme şansımız olur.

Birileri çıkıp ondan sonra bu dilencilere niye göz yumuluyor, Suriyelilerden yolda yürüyemiyoruz çelik çocuk özelikle bayanların önünü kesiyor yalanlarını uydurmaz!!!

 

SES YOK , NASIL OLSUN!!! 

15 Temmuz için hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı forslarının yer aldığı afişler için  merkez medyanın iki kaleminin yazdıklarını paylaşacağım önce sonrada iki soru soracağım :

Önce Hürriyet’ten Ahmet Hakan :

MEHMETÇİK’in zillet içine düştüğünün afişini yapacağına...

Tek kurşunla FETÖ’cü generali deviren kahraman askerimiz Ömer Halisdemir’in afişini yap...

*

Türk askerinin teslim oluşunun afişini yapacağına...

 

FETÖ tarafından nasıl aldatıldığının ve kandırıldığının afişini yap...

*

Ağlayan ve teslim olmuş Mehmetçik’in afişini yapacağına...

FETÖ çetesinin Ergenekon’la, Balyoz’la hayatlarını kararttığı askerlerin afişini yap...

*

PKK’ya karşı amansız bir mücadele veren askerimizi zelil durumda sembolize eden afişler yapacağına...

Kutsal topraklara gider gibi Pensilvanya’ya giden milletvekillerinin afişini yap...

*

FETÖ çetesinin üniformalı elemanlarından yola çıkarak askerlerimizin perişanlığının afişini yapacağına...

Bunca FETÖ’cünün Türk Silahlı Kuvvetleri’ne nasıl sızdırıldığının afişini yap...

*

Hiçbir şeyden haberi olmayan gariban askerlerimizin afişini yapacağına...

Her şeyden haberdar olduğu halde kılını kıpırdatmayanların afişini yap...

ERTUĞRUL ÖZKÖK :

YARINDAN itibaren iki gün boyunca, bu sayfada yazılarımın başına Cumhurbaşkanlığınca hazırlanan bir logo koyacağım. Ama bu yandaki afiş olmayacak.

15 Temmuz 2017 gecesi darbenin birinci yılında, elbette ülkesini seven her Türk vatandaşı gibi ben de o gün hayatını kaybeden insanları rahmetle anacağım.

*

Ama şunu da yapacağım.

PKK’ya karşı savaşırken hayatını kaybeden, El Bab’da hayatını kaybeden şehitlerimizi de aynı duygu ile rahmetle anacağım.

*

Bunu yaparken 15 Temmuz’la ilgili bir itirazımı da dile getireceğim. Cumhurbaşkanlığı, yanda fotoğrafını gördüğünüz bir afişi de hazırlatmış.

Lafı hiç dolaştırmadan hissiyatımı söyleyeyim.

Bu afişi hiç sevmedim.

*

Neden biliyor musunuz?

 

Darbeye katılan aşağılık subaylar ordunun yüzde 10’unu bile geçmiyor.

Bu kahraman ordunun kahraman subayları, siz bu yazıyı okurken ülkenin sınırları içinde PKK’ya, sınırları dışında IŞİD ve YPG’ye karşı hâlâ savaşıyor.

Her gün şehit veriyor, şehit arkadaş cenazesi kaldırıyor.

*

Bir düşünün...

Türk subayını böyle pespaye bir halde gösteren şu afiş karşısında o insan ne hisseder?

*

Ben kendimi iyi hissetmedim.

15 Temmuz’da oluşan muazzam birlik ruhunun böyle iptidai bir afişe ihtiyacı yok...

*

“Canım ne var, orada kastedilen darbeci subay” deyip geçiştirmeyin...

Neticede o afişin üzerinde Türk ordusunun üniformasını taşıyan bir subay görüyoruz.

*

Unutmayın ki aynı üniformayı taşıyan kahraman subaylarımız dağlarda teröristle savaşıyor. Katar’daki üste o üniformayı taşıyor.

*

Derim ki...

O afişi bir kere daha düşünün...

XXX

Yandaşından yalakasından , Reisçisinden bile bu afişlere tepki  gelirken öncelikle Genel Kurmaydan bir kişinin bile sesini çıkardığın gördünüz mü ?

Hele ki Milliyetçiliği ayaklar altına aldım beraberinde hayvanlarla yürüyorsun şeklinde sözlere muhatap olan ve  her koşulda AKP’ye omuz vermekle şöhretli sözde  Milliyetçi Devlet B:ahçeli’den tek bir kelime dahi duydunuz mu ?

Bunun yanı sıra Devlet efendi 15 Temmuz gün linç edilen henüz yemin bile etmemiş erler için ne olduğunu bile bilmeyen askeri öğrenciler için tek kelime bile etti mi ?

Tarih sizleri hak ettiği sayfalar yazdı.
Temizleme şansınız yok  

BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA !

Biz daha gençlik yıllarımızda Cemaat için bunlar iyi ayak değil, bunlar ülkeyi yıkma peşinde derken bu gün anlı şanlı Cemaat karşıtı Reis hastaları bize küfür ediyordu.

Bu memlekette bile tehdit aldıklarımızın bir çoğu içeride azılıları ise pişman olmuş ayaklarında 17-25 Aralıkta gördük bunları diyerek ellerini kollarını sallayarak ayni yataktan çıktıklarını unutuyor.

Şimdi geriye baktığımda biz taşra gazetecisi olduğumuz için bizimle pek uğraşmamış bu cemaat diyorum kendi kendime !!!

Ama ayni yataktan çıkanlar şimdi en büyük Reisci oldular. Ama Yılanın başı tehditlerini sürdürüyor.

Niye mi  niye biliyor musunuz bu gün Fetoya  katmerli küfür edenlerin yarın ya bizi yanıltmışlar hoca iyimiş diyeceklerini bildikleri için.

Bazı şerefsizler okumuşlardır veya okumamışlardır.

Ama adamın son haberini okumayan  şerefsizler için paylaşıyorum:

15 Temmuz'un yıldönümüne sayılı günler kala Almanya radyosu teröristbaşı Gülen ile röportaj yaparak adeta örgüte kıyak yaptı. Teröristbaşı Gülen röportajda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Türkiye'yi doğrudan hedef aldı. Teröristbaşı Gülen, “Erdoğan beni bitirebilirse hareketteki herkesin çözülebileceğini düşünüyor ama bu hareket Tanrı’ya bağlı bir sevgi ve özveri hareketidir. Bizden sonra da insanlar harika işlerini yapmaya devam edecektir” diye konuştu.

GÜL VE DAVUTOĞLU ZİYARETİ
Gülen, röportajında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ismini kendisini ziyaret edenler arasında ilk kez verdi.

“Binlerce insan burayı ziyaret etmek için geldi” diyen Gülen, “Ziyaret edenler arasında 50 milletvekili yanı sıra Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu bulunuyordu” diye konuştu. Gülen bu cümlesinin ardından ise “Bu nedenle, birçok insan beni tanıyor olabilir, ancak ben onları tanımıyorum” ifadelerini kullandı.

YİNE MESAJ VERDİ
Türkiye’nin geleceğiyle ilgili “umutsuz” olduğunu söyleyen teröristbaşı Gülen, buna karşın “kendisini umutlandıran şeylerin” de olduğunu vurguladı.

İDAM SORULUNCA...
Röportajda terörsitbaşı Gülen’e Türkiye’de idamın geri getirilmesi talepleri de soruldu. Teröristbaşı Gülen bu soru karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik çirkin itham ve hakaretlerde bulundu.

Yüzlerce insanın katili olan Teröristbaşı, “Son yıllarımı yaşıyorum. Beni asmak için ölüm cezasını geri getirmeye karar vermiş olsalar bile son arzun nedir diye sorduklarında, bu acıya sebep olan ve binlerce masum insana baskı yapan kişiyi söyleyebilirim, yüzüne tükürmek istiyorum.” dedi.

Bu sözler üzerine röportajı yapan Robert Siegel, teröristbaşı Gülen’e “Erdoğan mı” diye sordu. Gülen ise “Başkası değil, baskıyı yapan o” yanıtını verdi.

Çekirdek çitleyen polis amca!

Bir çok arkadaşımız büyüklerimiz geçtiğimiz günlerde tamamlanan Adalet yürüyüşü sırasında yaşadıklarını anlatırken bir yerleri abartıyorlar diye içimden geçirmiştim.

Ama geçtiğimiz gün Yeni Çağ gazetesinde Ahmet Takan’ın bir yazısını okuyunca bana anlatılanlar eksikmiş bile dedim.

Buyurun yazının bir bölümünü okuyun.

Ankara'dan İstanbul'a giderken de aynıydı sözde otoban. Bayramdan bayrama, kazaların önüne geçmek için medyada artistlik, şov yapan Karayolları, trafik polisi ekiplerinin yerinde yeller esiyordu. Sadece yol boyunca yeniden uygulamaya sokulan ortalama hız limitine ilişkin bol uyarılar!.. Kamyon, TIR cenneti Türkiye... Otoban bu güya!.. TIR'lara ve kamyonlara hız sınırlamasının yanı sıra -normal trafik kurallarının geçerli olduğu her ülkede olduğu gibi- şerit sınırlaması var ama... Sollama yaptıktan sonra, ikinci şeritten tekrar kendi şeridine geçmesini bırakın bir tarafa, adam dalıyor üçüncü şeride... Selektör yapıyorsunuz, korna ile uyarıyorsunuz, tınmıyor bile. Devam ediyor tam gaz önünüzde yola.. Sollama yaparken sinyalsiz aniden önünüze kırmalar, yolların rutin gerçeği olmuş. Tam bir kamyon ve TIR terörü esiyor Ankara-İstanbul otobanının hem geliş hem gidiş yönünde. Koca koca TIR'ların altında kalıp can vermemek için Demir Bükey kabiliyeti ve tecrübesinde olmanız gerekiyor!.. Kuralsızlık kural haline gelmiş. Ne yapmak lazım?.. Trafik kurallarına uymayanları, yollarda canınıza bilerek kast eden trafik cellatlarını ilk gördüğünüz trafik ekibine bildirmek lazım. Ama ne gezer!.. İşleri havale etmişler otomatik geçişe. Belki bir yerlerde çorba içiyorlardır(!) veya sigaralarını tüttürüp dinleniyorlardır diye mola yerlerinde yavaşlıyorum. Aldığım bazı plakaları bildireceğim. Yok oğlu yoklar. Buhar olmuşlar adeta. "adalet" yürüyüşüne duyulan siyasi irade nefretinden dolayı durumdan vazife mi çıkarmışlar, tüm yolları ve yollarda gidenleri protesto mı ediyorlar, ne haliniz varsa görün mü diyorlar acaba diye kendi kendime düşündüm durdum. İmam cemaat hikayesi!.. Vatandaşlık görevimi yapacağım, bildirimde bulunabileceğim tek bir ekibe rastlayamadım. Öylece vardım İstanbul'a. Öylece dönerken de akşam saatinde Kaynaşlı'ya yakın Bolu tünelinin Ankara'ya dönüş tarafının (daha önce duyurulan) kapalı olduğuna dair uyarı levha ve yol işaretleriyle karşılaştık. Kaynaşlı gişelerinden çıkamadan sıkışıklık başladı. Soygunmatik OGS, HGS gişelerini geçmeden trafik felç olmuştu. TIR'lardan, kamyonlardan ve otobüslerden, otomobiller neredeyse görünmez haldeydi. Abartmıyorum!.. Santim santim ilerliyorduk yazın kavurucu sıcaklığında. 2 şeritli Bolu Dağı çıkışı (eski yol) tıkanmıştı. Ucunu göremediğim yolu ağır vasıtalar yürünmez hale getirmişti. Bu kare belki size bir fikir verebilir. Yol boyu yanımda hatim indiren hatun çekti.

Böyle olamaz herhalde bir yerde Karayolları ekipleri bomboş olan geliş istikametinden bir şeridi gidişe tahsis etmiştir, trafiği rahatlatırlar diye kendi kendime umut ediyordum. Birinci ve nadiren ikinci viteste gittiğim Bolu Dağı çıkışında müteahhitleri pek de seven (!) Karayolları ekiplerimizden kimseye rastlayamadık. Sessiz direnişteydiler herhalde!..

Dur kalk, dur kalk, Kaynaşlı girişten Abant gişelerine şanlı (!) tırmanışımız yaklaşık 2 buçuk saat sürdü. Yolun kenarı, su kaynatan, kaputlarını açıp motorlarını serinletmek için bekleşen araçlarla doluydu. Kaderimse çekerim modundaki yurdum insanları yolun kenarında her zamanki gibi seyrediyordu!.. Abant gişelerinden tekrar otoyla giriş yapacağımız meşhur OGS-HGS gişelerinin önünde bir trafik polisi aracı bir de önünde bekleyen polis amcayı görünce Amerika'yı yeniden keşfetmiş gibi sevindim. Yavaşça yanına yaklaştım, eşimin oturduğu kapının camını açtım. İyi akşamlar diledikten sonra, nazikçe, "memur bey, Bolu Dağı'ndaki trafik rezaleti ve sıkışıklıktan haberiniz var mı?" diye sorma gafletinde bulundum!.. Polis amca, şapkasını kafasından geriye doğru kaydırmış, elinde bir paket kabak çekirdeği, hem çitliyor hem de  kabuklarını yere tükürüyordu. Hiç istifini bozmadı, gayet ukala bir şekilde "hee, haberim var var, hee" diye cevap verdi. Bu arada çekirdek çitlemeye devam ediyor ve önümüze doğru kabuklarını tükürüyordu. Bizimle alay eden mimikler sergiliyordu. Tam elimi el frenine atmaya hazırlandığımda bu gibi durumlarda tepkilerimin ne olduğunu gayet iyi bilen eşim devreye girdi. "Yolumuza devam edelim ne olur" dedi. Polis amca, "işinize gelirse böyle" modunda hâlâ aynı tavırda sırıtıyordu. Bir yanda eşim, bir yanda devletin çok saygı duyduğum üniforması... Abant gişelerinden tekrar sözde otobana, o yollara girip, TIR terörünün arasında şükürler olsun Ankara'ya vardım.

Her zaman derim; "Bir ülkeye gittiğinizde medeniyet seviyesine ilk bakışı atmak mı istiyorsunuz. Hemen trafiğine bakın."

Yollarla övünen yöneticilerin hüküm sürdüğü ülkemizde pespayelik, arabesklik, kepazelik o yollara  indi. Anayasada bahsedilen seyahat özgürlüğünü, sadece, herhangi bir tahdit olmadan bir yerden bir yere turistik gezi yapabilme olarak mı algılıyorsunuz. O yollardaki can ve mal güvenliğinizi kim sağlayacak? Kabak çekirdeğini çitleyip yüzünüze doğru tüküren polis mi?.. Veya bu tipleri idare eden, görevlendiren anlayış mı?..

Bu sadece bir örnek... Baas Arap rejimlerindeki, pespayelik, medeniyetsizlik, her türlü çürümüşlük ve ahlaksızlık artık yollardan akıyor. Yaşamımızın her yanını kokuşmuşluk sardı. Bırakın bu merkezi, sağıydı, soluydu tartışmalarını da... Medeniyet içinde yaşayacağımız, her sokakta medeniyet soluyacağımız, ahlak, devlet ciddiyeti ve uygulamalarını göreceğimiz, kuralların tıkır tıkır işlediği, herkesin birbirine asgari saygıyı göstereceği bir düzenin vizyonunu bizlere gösterin. Biz de sizin peşinizden gelelim. Arap gibi değil, Türk gibi yollarda yürümek ve arabamı kullanmak istiyorum!.. Başım sıkıştığında da karşımda tarafsız, ahlaklı Türk devlet görevlilerini görmek istiyorum!..


BİLGİLENDİRMELER 

Dış Cephe kapaması konusunda şikayetleri ilettiğimiz Büyük şehir belediye Başkanı Enver Yılmaz gerekenlerin uyarılacağını ve baret ve kemer konusunda hassasiyet gösterilmesini isteyeceklerini belirtti.
Güzelorduspor isminin Yeni Orduspor olarak değiştirilmesi konusunda ki beğenmedim eleştirileri konusunda ise Türkiye Futbol Federasyonun alternatifleri arasında fazla seçenek olmadığını gruplarda çok fazla belediyespor olduğunu böyle bir ismi bütün Ordu’ya mal edemeyecekleri içinde yeni Orduspor ismini seçtiklerini belirterek ‘ ben bu isimden memnunum’ dedi.
Ben de bu konuda okuyucularımızı bilgilendiriyorum.

Niye Kızıyoruz ki ?!

Katar'dan Ordu'ya gelen bir grup iş adamı, 2 bin rakımlı Çambaşı Yaylası'na 20 milyon dolarlık otel yatırımı için incelemelerde bulundu.

Valiliğin yürüttüğü turizm faaliyetlerinin ardından bir grup Katarlı iş adamı Ordu'ya gelerek Kabadüz ilçesine bağlı Çambaşı Yaylası'nda yatırım yapmayı talep ettikleri arazileri gezerek, ilgililerden bilgi aldı.

Kabadüz Belediye Başkanı Yener Kaya tarafından yaylada gezdirilen iş adamları 650 dönüm arazi üzerinde mutabık kaldı.

xxx

Haberin bir bölümü böyle.  Genelde sosyal medyada yayla  Arap’lara peşkeş çekiliyor diye haber yapıldı. Sanki milletin a.k’lara peşkeş çekilmiyor da sorun yatırımı yapan Arap olunca mı ortaya çıkıyor!

Bence mahsuru yok.

Ülkeyi soyan Türk olunca da sorun olsun tepkinizi gösterin. ( Gösterenlere sözümüz yok)

Kapımıza, başımıza, yolumuza, hukukumuza, namusumuza ortak olan (!) Suriyelilerden  iyidir yatırımcı Arap !?

    Perinçek bu ?

Türkiye Katar’a asker göndererek,

-Araplar arasında çatışmaya taraf olmuyor, emperyalizme karşı taraf oluyor.

-ABD-İsrail saldırganlığına karşı Doğu Akdeniz’den Umman Denizi’ne uzanan cephenin bütününde konumlanıyor.

-ABD’nin ve İsrail’in “Kürdistan” planına karşı ileri hatlardan savunma mevzisi kuruyor.

-Müttefiklerinin güvenini kazanıyor.

-Kendisinin ABD’ye boyun eğme yollarını kapatıyor.

-Katar’ın direncini güçlendiriyor, bu ülkenin ABD’ye yem olmasını önlüyor.

-Mehmetçiğin kanını satmıyor, Mehmetçiğe vatan savunmasında stratejik önemde görev veriyor.

Katar’a asker gönderilmesine karşı çıkanlar, niyetleri ne olursa olsun, ABD’ye karşı vatan savaşının güçlenmesine karşı çıkıyorlar."

xxx

Böyle diyor Doğu Perinçek Katar ile ilgili.  Hükümet’e ve C. Başkanına bu yolda tam destek veriyor.

Daha önce iki yazarı da  Mehmetçik’in hesabını dolar üzerinden yaparak nede Katar’a olma gereğini yazmışlardı.

Birisinin yazısı aşırı tepki  üzerine Aydınlık gazetesinin internet sitesinden kaldırıldı.

Kurnaz, Doğu’da olayı Dolara endekslemeyin diyor. Gerekçeleri böyle sıralıyor.

Doğu Perinçek’in öz geçmişi düzenlenip söyledikleri ve yaptıkları alt alt konsa şaşırmaya devam eder dururuz.

Ne diyeyim Allah akıl fikir versin! 

ADALETİN, MUHALEFETİN , STK’LARIN OLMADIĞININ EN GÜZEL KANITI !!! 

 

Diyeceksiniz ki böyle ortamda daha ne yapılabilir.

Her şeyi onların elinde  ses çıkartan normal vatandaşın başına ne gelecek belli değil., diğerlerinin sesini satılmış yalaka medya zaten vermiyor.

Şimdi ben önce Dini bütün Müslümanlara soracağım.  Adalet deyine akan suları durduran AKP’lilere, AKP’li yöneticilere , siyasetçilere soracağım.

15 Temmuz günü özellikle Boğaz köprüsünde linç edilen öldürülen katledilen daha yemin etmemiş3 ünlük askerlerin, askeri öğrencilerin katillerine , işkence yapanlara hiç hesap soruldu mu ?

Bir tanesi içeri alındı mı , bir tanesi hakkında dava açıldı mı ?

Muhalefet zaten bir şey yapamıyor ama Dini imanı dilinden düşürmeyen ancak bu konuda tek kelime bile etmeyenler Cehennemde çayır çayır yanacaksınız.

Kaçarı yok,  Zebaniler size bekliyor!

ANILAR KALIR    

 

Ben gazeteciliğe başladığımda Uğur ağbi Hürriyet’ten dönmüş  Karadeniz 52 gazetesinde idi.

Karadeniz 52 gazetesi o günlerde yayınlanan yazı dizileri,  röportajlar  özel haberlerle inanın bu gün Ordu’da 10 aşkın gazeteden daha fazla satıyor ve dağıtılıyordu.

Gazete sahibi Tuncer Engin, Uğur Gürsoy, Erol Ataşan, Necdet uzun, Cemil Çiğerim ve Ahmet Gürpınar gibi usta  kalemlerle kurduğu gazete ile ne kadar övünse azdı.

Sonra şartlar falan filan Uğur ağbinin geri dönüş macerası, başka alanlarda  çalışması son olarak Tribün gazetesinde ki baş yazarlığı.

Evet sohbetlerinden çok feyiz aldık , kaleminin güçlülüğü yazıya verdiği şekil hem imrendirmişti beni.

Kendine has bir adamdı.

Anlatılacak çok anı ve olay var ki.

Onları bizden büyüklerimize bırakalım.

Mevla rahmet eylesin…

HOŞ GELDİNİZ VALİ BEY !

 

            Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu bayram arifesinde bir açıklama yapmıştı.

Bayram araya girdiği için yazamadık.

          Kendisi Sakarya’ya tayin olduğu için  bizde bu yazıyı gelecek yeni valimiz için yazalım dedik.

           Okur mu okumaz mı bilemiyoruz ama bu rezillik devam ederse kendisine koltuğu oturduktan sonrada hatırlatırız!!!

xxx

:“Başından beri hep söyledik. Ey ahali. Dilenenlerin eğer mağduriyetten dolayı dilenme durumu varsa her türlü ihtiyacını karşılama sözü veriyorum. Dilencilerin her türlü ihtiyacını gidereceğiz, söz. Yeter ki muhtaç olsunlar. Polise, zabıtaya, jandarmaya iletsinler, bak burada dilenci var desinler. Bu kişi ister yerli olsun ister Suriyeli de olsa hakikaten dilenecek kadar ihtiyacı varsa her türlü ihtiyacını giderme sözü veriyoruz. Devletimiz sosyal devlet, kesenin ağzını açmış. Her ay bize 500 bin lira para geliyor fakir fukaraya dağıtın diye. Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı ayrı para gönderiyor. Evde bakım yardımı yapılıyor. Birçok yardım türleri var. Her türlü ihtiyacını karşılama sözü veriyoruz. Mağdurlara, yaşlılara, toplumun dezavantajlı kesimlerine ev bile yapıyoruz.”


“Eğer bir adam ihtiyacı olmadığı halde dileniyorsa ona mani olacağız. Ama bunların birçoğu dışarıdan gelme. Bu işi meslek edinmişler. Başka şehirlerden geliyorlar. Dilenenleri yevmiye ile çalıştırıyorlar. Veya değişik suç şebekeleri gibi zorla dilendirilen çocuklar var. Ailelerine para verilip çocukları kiralanıyor. Minibüsle geliyorlar. Beyefendiler minibüste uzanıyor, yatıyor veya kahvelerde oturuyor. O zavallıları salıyorlar ve sokak sokak dilendiriyorlar. Akşam ise dilendirdikleri insanların hasılatını alıyorlar. Dilencilerin banka hesabında bir sürü paralar çıkıyor. Bazen dilenciye yardım yapan, dilenenden daha fakir.”

xxx

Yukarıda ki sözlerin tamamı eski Vali Balkanlıoğlu’na ait.

Sayın Vali suç şebekesinden bahsediyor.

Vatandaştan yardım istiyor.

Suç şebekesi ile uğraşmak devletin kolluk kuvvetlerinin işidir

Onları yönlendirecek olanda ilgili amir ve yetkilerdir.

Bu nedenle diyoruz ki ortada ciddi bir sorun var.

Yarın bu gün bir yaşanacak olaydan bu konuda tedbir almayanlar suçlu olur mu ?

 Olmaz nasıl olsa burası Türkiye.

 O yüzden yeni Valimize çağrıda bulunuyoruz eski valimizin tespit ettiği suç şebekeleri ile ilgili  koltuğa oturduktan bir müddet sonrada olsa  gereğini yapınız !!!

 

 

SİZİN YÖNETİCİLİĞİNİZE, SİZİN YALAKLIĞINIZA  

Toplumu ikiye böldüler . Türkiye tarihinde hiçbir zaman bu kadar ayrıştırılmadı derken bize kızanlar.

Alın size bir ayrım daha. Hem de şehitler arasında.Yorum bile yapmayacağım. Cıbbanlamaya devam ulan cıbbanlamaya devam !!!

xxx

İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin burs uygulamalarında yer alan bir madde, görenlerin tepkisini çekti. Üniversitenin sitesinde yer alan "Burslar ve İndirimler" başlıklı bölümde üniversitenin öğrencilere önerdiği burs türleri yer alıyor.

“ŞEHİT ÇOCUKLARI ARASINDA AYRIM”

Burslar arasında "Şehit Çocuğu İndirimi" ve "Vefa Bursu" adlı iki burs tipi bulunuyor. Şehit Çocuğu İndirimi, şehitlerin çocuklarına yüzde 50 oranında indirim sağlıyor. Vefa Bursu adı verilen burs türü ise 15 Temmuz darbe girişimi sırasında şehit olanların çocuklarını kapsıyor. Üniversite, 15 Temmuz şehitlerinin çocuklarından öğrenim süresi boyunca hiçbir ücret alınmayacağını şu ifadeler ile açıklıyor:

"İstanbul Ticaret Üniversitesi, 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı gösterilen destansı direniş sırasında şehit düşenlerin çocuklarına kapılarını sonuna kadar açtı. Şehit çocukları, tercih ettikleri ve yerleştikleri takdirde İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde hiçbir bedel ödemeden öğrenim görebilecekler."

Kim utanacak ?   

Arıcı mı. Arıcılar Birliği mi, Arıcılık Enstitüsü mü ? Tarım İl Müdürlüğü mü ? Ziraat Odası mı ? Valilik mi ? Belediyeler mi ? Milletvekilleri mi , Bakanlar mı kim?

Kim utanacak. Dünya bal pazarında Türkiye'nin yeri yüzde 1.1 seviyelerinde kaldı. Türkiye yıllık 107 bin tonluk üretimle dünya bal liginde Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor ama boş hep boş…

Dünya’da Fındıkta birinciyiz, Bal üretiminde ikinciyiz. Bu her iki üründe de Türkiye’de  birinciyiz ama nedense Bal’da bir marka oluşturamadık kendi malımızı kendimiz kötüleyerek piyasada Ordu balı deyince burun kıvrılmasına neden oldu.

Yukarıda saydıklarımdan hiç biri Fındık kadar para döndüren Bal konusunda neden hiçbir şey yapmadı, neden bir marka oluşturamadı neden bir Bal paketleme tesisi kuramadı  , bal pazarlama şekillerini geliştiremedi.

Ben bildim bileli bu Bal konusunda her mekanda her tartışma ve bilgi ortamında  eleştirimi koymuşturum.

            Utanmadan sıkılmadan Ordu’nun fındık ile at başı giden bu ürününü bir yerlere koyamayanlar ne diyeceklerde utanacaklar bilemiyorum.

Ben bu olumsuz şartlarda katkısı bulunan gelmiş geçmiş, yukarıda saydığım kurum kuruluş ve kişileri kınıyorum kınamaya da devam edeceğim. 

 ÇOCUĞUNUZA SAHİP ÇIKIN

 

Zinayı suç olmaktan çıkartanlar, Uyuşturucu konusunda meclise verilen tüm önergeleri ret ederken sanki böyle bir gençlik istiyormuş gibi davranıyorlar.

Aşağıda ki haberi okuyun okuduktan sonra çeliğinize çocuğunuza bin kere daha fazla sahip çıkın.

İşsiz güçsüz gençlik bunalımları yenemiyor…

 

İstanbul, İzmir, Yalova, Edirne, Zonguldak, Samsun, Tekirdağ, Sinop, Kocaeli, Karabük, Erzincan, Burdur, Çorlu... Yoruldunuz değil mi? Biz de yorulduk. Üstelik bonzainin sebep olduğu bu kareler, sadece son üç ay içinde medyaya yansıyanlar... Tablo çok vahim. Türkiye, gençlerini uyuşturucunun pençesinden bir an önce kurtarmalı.

Türkiye’nin neredeyse her ilinde, sokaklarda bonzaiden sızan, uyuşan gençlere rastlanıyor. Başlama yaşı düşen, kullanma oranı gittikçe artan uyuşturucu, gençlerimizin beyinlerini gittikçe daha çok kemiriyor. Hükümetin bir an önce uyuşturucu ve madde bağımlılığı konusunda bir mücadele planı yapması bekleniyor.

Resmi rakamlara göre Türkiye’de bağımlılık oranı son 3 yılda yüzde 20, son 10 yılda ise yüzde 40’lık bir artış gösterdi. Özellikle bonzai denen sentetik uyuşturucunun yarattığı tablo vahim. Sokaklarda, caddelerde hatta yol üzerinde bayılan, düşen ve sızan bonzai bağımlılarının sayısı gittikçe artıyor.

Peki Türkiye’deki bonzai yaygınlığı ne? İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerinin verilerine göre, 2014 yılından bugüne kadar 654 kilo 357 gram sentetik kannabinoid ve 366 kilo 118 gram hammadde ele geçirildi. Bu malzemelerden ise tonlarca sentetik uyuşturucu yapılabiliyor.

Üstelik uyuşturucu sadece kullanıcıyı zehirlemiyor, birçok şiddet suçunu da beraberinde getiriyor. Örneğin TUİK’in 2015 raporuna göre; güvenlik birimlerine suça sürüklenme nedeni ile getirilen 118 bin 245 çocuğun 42 bin 557'sinin bağımlılık yapan madde kullandığı görüldü.

Yazıklar olsun

             Bunlar sosyal faşist deyince bize kızıyorlar.

             Adam çıkmış Mehmetçik’in canını dolara endeksleyebiliyor ve ulusalcı diye kendilerini adlandıran sol bir gazete yazı yazmaya devam edebiliyor.

            Duruşu bir türlü belli olmayan Doğu Perinçek efendi ise bu görüşlere katılabiliyor ki sesini çıkarmıyor böyle sosyal faşistlere sesini çıkarmıyor

            Zaten kendisinin de ne olduğu hala tartışılıyor.

             Bunlar utanmadan sıkılmadan şu yazıyı yazabiliyor.

           Okuyun da aydınlıkçıların nasıl karardığına bakın !!!

            xxx

            Aydınlık Ekonomisti Evren Devrim Zelyut’un “Ordunun Katar’a gitmesini istemeyenler, ya milyar dolarlardan habersiz ya da Türk düşmanlarıdır” sözleri dikkat çekti.

            Aydinlik.com.tr Ekonomisti Evren Devrim Zelyut, “Ya ekonomi küçülecek ya da asker Katar'a gidecek!” başlıklı yazısında tartışma yaratacak ifadeler kullandı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK), bir heyetin Katar'a gönderilmesini hatırlatan Evren Devrim Zelyut, “Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözünü bilerek ya da bilmeyerek yanlış anlayan siyasetçilerden çok çekti. Pısırıklıkla kendi kabuğunda oturmayı maharet sayanlar, batılı devletlerin nüfuzunda siyaset yapanlar, güçlü ekonomi için güçlü ordunun ne zaman kullanılacağını bilemezler, ya da bilseler de tersini söylerler… Bugün Amerika’yı Amerika yapan küresel firmalarıdır. O firmaların güvenliğini sağlayan, serbestçe çalışması için ön açan, gerektiğinde rakiplerini yok eden ise Amerikan ordusudur. Ordunun gücü ile ekonominin gücü arasında doğru orantı bulunduğunu birilerinin anlama zamanı artık gelmiştir. Hem ekonomi büyüsün hem suya sabuna karışmayayım, batıda Edirne’den, güneyde Antep’ten dışarıya çıkmayayım olmaz. Ekonominiz dünyaya açılıyorsa, ordunuz da açılmak zorundadır…” diye yazdı.

Yeni mi uyandınız

Köstebek kitabı yayına hazırlandığı sırada 18 Aralık 2002 günü katledildi Necip Hablemitoğlu .

 O günlerde genç bir gazeteci olarak bu cinayetin tek sorumlusu var o da Gülen cemaatidir diye yazarken yeni iktidara gelmiş AKP’nin yöneticileri  bazı yalaka ve yandaş takımı bize küfür edip ‘ Sayın hocamızı ve cemaatini böyle bir şeyle nasıl ilişkilendirebilirsiniz’ diyorlardı.

O günlerde ne savcı ne hakim ne de Adalet  vardı ?  ( bu günde tartışmalı ya )

Biraz uzun olacak ama yine paylaşmakta fayda var. Yanıldık, aldatıldık diyenlerin o gün okuma yazmaları mı yoktu veya gözleri mi kördü.

Bu ülkenin bu halde olmasından bu gün ağlayan sızlayanlarda sorumludur.
Bu gün belirli tarihleri verip işin içinden sıyrılanlara tek bir hatırlatma yapalım.

12 Eylül ile birlikte kendilerine yargılanmama zırhı çıkaran cunta üyeleri eninde sonunda yargılanmıştı.

İşte Köstebek kit ile ilgili birkaç not ve kitaptan alıntılar.

xxx

Emniyet içindeki FETÖ’yü ilk deşifre eden gazetecilerden Hablemitoğlu, FETÖ hakkında yazdığı kitabı yayınlanmadan kısa süre önce, 18 Aralık 2002 günü silahlı saldırı ile öldürüldü. Bu cinayet ile FETÖ hem emniyet teşkilatındaki ağları üzerine çalışan bir yazarı öldürdü hem de bu konuda yazacak diğer yazarlara gözdağı vermiş oldu.
 Bugün gerçek olmayan hiç bir şey yoktur Köstebek kitabında... (Bkz: Köstebek “Adliyede Yürütülen Operasyonlar” sayfa: 183–197, Pozitif Yayınları 2008, İstanbul). Hablemitoğlu diyor ki;

“...şantajı yapanlar değil de özel yaşamının gizli şantajla, montajla ortaya dökülmek istenen savcı, siyasetçi, bürokrat vs. Herhangi biri mi suçlu ilan edilecektir? Yazıktır... Bu anlayış Türkiye’yi bitirir. Buna adalet mekanizması, hukukçular prim verirse, hepimizin evlerine gizli kamera koyar bu şantaj çeteleri, yatak odalarımızı teşhire başlar. Bu alçaklığı, pespayeliği, belden aşağı vurmayı haklı çıkartacak tek bir söz hiç bir hukukçuya ya da siyasetçiye yakışmaz...”

“...gerçekten de kimi siyasiler ve bürokratlar emir kulu gibi gördükleri Cumhuriyet Savcılarına karşı, işlerine gelmediğinde yaptırım uygulamayı, cezalandırmayı bir güç gösterisi olarak değerlendirmektedirler...” 

 

“İşte “Köstebek” adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz kapkara dönemde, devletimizin altının nasıl oyulduğunun, nasıl zaafa düşürüldüğünün binlerce örneğinden sadece birine ışık tutuyor: Türk Devleti'nin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçıları!.. Şeyhleri A.B.D.'de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin, asli görevi kendileri ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini, devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin edebilir ki? “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır…

                                                                                                 

Siz, hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit olarak algılayan, şikâyet eden ya da onlarla uğraşan bir PKK'lı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist ya da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir ikinci cumhuriyetçi ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner ya da Hükûmet üyesi ya da bir Başbakan gördünüz mü? Nitekim, fethullahçıları kontrespiyonaj kapsamında iç ve dış tehdit odağı olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren gelmiş-geçmiş bir İçişleri Bakanı, bir Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da göremezsiniz, gösteremezsiniz!.. Haklı olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan, sızıntılara engel olamayan bir ulusal istihbarat birimi, nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!. Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur. Önünüzde iki tercih vardır; ya çoğunluğun yaptığı gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir, farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya ve mücadeleye başlarsınız!..

Fethullahçılar, Türkiye'de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye'nin yüzyüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır. Örgütlenme modeli itibariyle Türkiye'de bir eşi yoktur; örgütlenme modeli olarak, tamamı C.I.A. denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.”


Arpalık !!! 

70 yaşındaki eski Başombudsman Nihat Ömeroğlu'nun Halkbank Yönetim Kurulu Üyesi yapılmasının yankıları sürerken, değişen Vakıfbank yönetiminde de sürpriz yaşandı. Fazilet Partisi'nin “emanetçi” kurucu Genel Başkanı İsmail Alptekin, Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkanı yapıldı. 74 yaşında olan Alptekin, daha önce de aynı bankada düz yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyordu.

xxx

Yukarıda ki haberleri okumayan vardır diye bir ke z daha paylaştım.

Neyin liyakatinden, neyin adaletinden, neyin hakkaniyetinden bahsediyorsunuz.

Siz her önünde Adalet yazıyor diye Adaletli davranacağını mı sanıyorsunuz hala.

Yediğiniz kazıkların haddi hesabı yok ve hala  iyimserseniz  evinizde sizden harçlık bekleyen  işsiz çocuğunuzun suratına bakmayın.

Utanın sıkılın, kahredin, rezil rüsva olun.

Ve tüm bunlara rağmen bu arpalıkları işgal eden yandaşları mezarlıklara yakın yerlerde durdukları halde buralara getirenlere biat edin.

Kim mi, niye mi ?

 Acıyanın!!!

DÜRÜST OLALIM !  

Uzun yazmayacağım.

Sokağa çıksaydık Dokunulmazlıklar kaldırılsın deseydik, herhalde en az yüzde 90 evet derdi.

Hal böyle iken CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını ‘ CHP dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet demeseydi böyle olmazdı ‘  mantığı ile yaklaşanlara bir soru? Arkadaş adamlar ellerinde ki çoğunlukla hırsızı, yolsuzu, haksızlığı, tecavüzleri, yangınları sorgulamaktan kaçıyorsa ve de hal böyle iken ya destek vermeseydi mantığı ile  bunların çanağına su dökmek neyin nesi ?

Dürüst olalım dürüst..

 

Dokunulmazlıkların kalkması sonrasında uygulama sadece muhalefete yapılıyorsa seslerini yükseltmesi gerekenlerin suçu başkalarına yüklemesi ülkede ki aymazlığın en hafif örneğidir.

Yüzsüzlük

Bu kadar mı olur , bu kadar mı yalana dolana sarılınır anlamak mümkün değil. Hep böyle gidecek zannediyorlar ve ha bire yalan üstüne yalan dolan üstüne dolan ile yatıp kalkıyorlar.

Bütün değerleri yok etmişler Allah’ı bile bir kenara koyup kendi yarattıklarına tapıp şahane hayatın keyfini sürüyorlar.

Size Nizamettin Biber isimli Miliyet Gazetesi Blog yazarı bir kişinin yazısından alıntı yapayım :

İmamı Gazali Felakete götüren 10 kötü kişilik özelliğini şöyle sıralıyor;

1-Kibir (Kendini başkalarından üstün tutma büyüklük taslama) 2-Cimrilik, 3-Ucub (Kendini beğenme, gururlanma)= Narsizm, 4-Riya (Gösteriş, iki yüzlülük), 5-Haset (Kıskançlık, çekememezlik), 6-Gazap (Kızgınlık, öfke), 7-Çok yemek yeme hırsı, 8-Çok söz söyleme hırsı, 9-Mal sevgisi, 10-Makam sevgisi. Narsist kişilik bozukluğu; kendini dev aynasında görmek, başkalarını düşünmemek, en ufak bir eleştiriyi onur konusu yapmakla ilgilidirler. Düşünceye asla önem vermezler, duyduklarına önem verirler, bilgiyi okuyarak değil naklen alırlar. Bu kişilikteki insanların inanç sistemleri de karma karışıktır. Bunlar için ibadet özden çok şekilden ibarettir. Giyim-kuşam, kılık kıyafet her türlü derin inanç ve düşünce sistemlerinin önüne geçmiştir. Başka insanların onaylaması ile kendilerini mükemmel hissederler, gururlu, kibirli ve mağrur olurlar, kendi kendilerine yetebilirler. Başkalarının onayı olmaz ise yada kesilirse birden kendilerini aşağı hissederler, çirkin olduklarını düşünürler, kıskançlık ve haset duyarlar ve kendilerine olan tüm güvenlerini yitirirler. Narsistik kişiler başkaları ile işbirliği yapmakta zorlanırlar çünkü dikkatleri hep kendi üzerlerinde olur. Yaptıkları her işte insanların hayranlığını kazanmaya ve mükemmelliklerini ve üstünlüklerini ispatlamaya çalışırlar. Başka insanların duygularını yada ne yaşadığını algılayamazlar. Anadolu’yu temsil eden, Mevlana ve Yunus Emre’nin tasavvuf ve sevgiye dayalı, insanın özüne yönelik anlayışının teğetinden bile geçmezler. Peki, Başka hangi kişilik özellikleri vardır? Kibirli olurlar, Egoisttirler, Özgüvenleri yoktur, Kıskançtırlar, Sabırsızdırlar, dikkatsizdirler. Ne yazık ki bu kişilerin liderlik yapma istekleri çoktur.

ADALET VE DİNSİZLER!!!

 

 Din, iman Adalet, fakir fukara hakkı,yetim hakkı, Rabia diyerek ortaya çıkanların neler yaptığını neylerinin ortaya döküldüğünü bilen biliyor.

Özellikle bilmesi gereken ve  gözü kapalı bunu ret edip ha bire din iman diyen ve elinden Kuran’ı düşürmeyen  bir zümre ise Allah’tan korkmamaya devam ediyor.

Biz korktuğumuz için bu gün Adalet dağıtmayanlara ve bunların maşası olanlara Kuran’dan biri kaç örneği hatırlatmak istedik.

Kim ki bu emirler uymuyorsa ya dinsizdir ya da Allahsız…

            XXX

Adaletli olmak

Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. (NİSA/58)

 

Yakınların aleyhinde bile olsa adaleti gözetmek

Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (NİSA/135)

 

Şahsi kin dolayısıyla adaletten sapmamak

Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (MAİDE/8)

Yıllar sonra öğrendim ki;   

Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
gerisini karşı tarafa bırakırsınız...

Öğrendim ki...

Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil,
kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak on beş dakika kazanmak mümkün,
ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil,
kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil,
o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle,
her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek,
düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek,
hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren,
pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen,
tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar,
bir şey yapılması gerektiğinde,
yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor ama,
bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz de,
bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları,
seni kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp,
tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi var.

Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar,
daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde, senin hayatını değiştirebilir.

Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar,
insanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar,
en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın,
dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun,
pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.......

( Kaynağı belirsiz alıntı !)

 

 

VİCDANINIZ MI VAR ?  

Allahsızlar  köprüde hiçbir şeyden haberi olmayan gariban askerleri linç edip öldürdüler.

Bir tanesi bile mahkeme önüne çıkartılmadı.

Bir tanesine bile hesap sorulmadı.

Ama  birileri önüne geleni Fetocü ilan edip  içeri aldı, işkence yaptı sürüm sürüm süründürüyor.

Adalet Saray’ın kapısında bekliyor.

Nerede  o gariban 3-5 günlük askeri,  askeri lise öğrencisini öldürenler. Rahat mısınız, hiç mi vicdanınız sızlamıyor , bu ülkede hiç mi bir savcı bunlar için işlem yapmayacak.

Bakın Kemal Kılıçdaroğlu  bir askerin mektubunu okudu ( Bu arada linç edilen askerlerin durumunu takip edeceğini söyleyen CHP’den tık yok o başka )

Mektup şöyle :

…..

15 Temmuz 2016 günü yaşanan hain darbe girişimi günü birliğimde 3 günlük bir erdim. Bu 3 gün içinde yürüyüş eğitimden başka bir eğitim almamış bir askerlik yaptım. Tatbikat var diyerek hepimizi topladılar. Üzerinde hücum yeleği bile yoktu. Ben daha önce Ankara'ya ayak basmış biri değilim. Bizi araçlarla Ankara İl Emniyeti'nin önüne götürmüşler. Ömrüm boyunca eline silah değmemiş biriyim. O anda şok geçirdim donup kaldım. Polislerin araca gelmesiyle onlara sığındım. Ne olur sesim olur. Yetkilier sorun benim suçum fakir olup bedelli askerlik yapmamak seve seve asker ocağına gelmek mi yoksa devletimiz tarafından göreve getirilen komutanların emirlerine uymak mı yoksa polislere sığınmak mı? Beni 11 aydır cezaevinde süründen suçum nedir benim? 3 günlük askerim dedim aylardır bekliyorum her gün gözlerim kapıda ne gelen var ne giden. Kemal Bey zar zor geçinen bir aileyiz. Beni görebilmek için bile eşten dosttan borç alıp geliyorlar. 20 yaşımda psikolojim alt üst oldu. Tek çarem sizsiniz İsmail Sade bir er.'

 

YA GÜLÜN YA AĞLAYIN !!!

Aşağıda bir haber var haberin devamında ise  olmayan Adalet’in (!) bakanının cevaplanması istemi ile sorulan sorular.

Gülerek mi okursunuz ağlayarak mı bilemem ama.

Bu sorulara şimdi yanıt verilemez biliyorum.

Ama soruların içinde yanıtları var zaten.

Tarih  karanlık sayfalarına çok süratle bu dönemleri yazmaya devam ediyor…

xxx

CHP İstanbul Millekvekili Eren Erdem Bülent Arınç'ın damadının tahliye edilmesiyle ilgili önemli bir iddiayı Meclis gündemine taşıdı. Erdem, ‘Damat, Gökçek’in FETÖ’ye dağıttığı arsaları açıklayacağı için mi serbest bırakıldı?’ diye sordu.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a verdiği soru önergesinde, 200’ü aşkın gündür tutuklu bulunan Cumhuriyet Gazetesi yazarlarına ve Sözcü çalışanlarına değinen Erdem, sabit ikametgah gerekçesini hatırlatarak ‘Bu kişiler göçebe olarak çadırda yaşadıkları için mi serbest bırakılmıyor’ dedi.

CHP’li Erdem’in önergesinde şu ironik sorular yer aldı:

1. 221 gündür tutuklu bulunan Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Güray Öz, Hakan Kara, Turhan Günay, Musa Kart, Önder Çelik, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör; 160 gündür tutuklu bulunan Ahmet Şık ve haftalardır tutuklu olan Yunus Emre İper ve Oğuz Güven, sabit ikametgahı olmadığı için mi serbest bırakılmamaktadır? Bu kişiler göçebe olarak çadırda mı yaşamaktadır?

2. Sözcü Gazetesi muhabiri Gökmen Ulu ve internet sitesinin sorumlu müdürü Mediha Olgun, attığı tivitler ve köşe yazısı için 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan Atilla Taş ve gazeteci Murat Aksoy 150’den fazla gazeteci göçebe hayat sürdükleri için mi serbest bırakılmamaktadır?

3. 93 gündür açlık grevinde olan akademisyen Nuriye Gülmen, öğretmen Semih Özakçayla birlikte tutuklu bulunan akademisyenlerin serbest bırakılmamasının gerekçesi sabit ikametgahlarının olmayışı ve ‘parklarda yaşıyor olmalarından’ mıdır?

4. Aynı serbest bırakma gerekçesi neden öğretmenler, 3 günlük erler veya sadece bankaya para yatırdığı için bebeğiyle hapse atılan anneler için geçerli olmamaktadır?

5. Arınç’ın damadının serbest bırakılmasının nedenlerinden biri, yine Arınç’ın Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek’in FETÖ’ye ‘parsel parsel’ dağıttığı arsaları açıklayacağı iddiası mıdır?

6. Damadın serbest bırakılmasının bir diğer nedeni, Arınç’ın ‘cübbesini giymesinden’ duyulan çekinceden mi kaynaklanmıştır?

7. Partiniz içerisinde siyaset yapan şahısların damatları için ‘cezai ehliyeti ortadan kaldıran’ özel bir KHK çıkarmayı düşünüyor musunuz?

 

‘MİŞ’ GİBİ MÜCADELE 

Türkiye çok garip bir ülke oldu.

Vurdumduymaz bir ülke.

Ne olursa olsun normal, ne olursa olsun sıradan.

Balatayı sıyırmışız gibi bir hal var.

Dün şöyle bir yazı yazıyorum.

“Halen görevde olan 12 vali, ByLock kullanıyor” diyorum.

İçişleri Bakanlığı’ndan “çıt” yok.

“Bir büyükşehrin valisi, ByLock’tan tam tamına 1800 kere mesajlaşmış” diye yazıyorum. Aktif değil, çok aktif kullanıcı.

Yine çıt yok.

“Bunların belgesi, bilgisi savcılarda ve savcılar bunu saklamıyor, üzerini örtmüyor” diyorum.

Adalet Bakanlığı’ndan da “çıt” yok.

Sonra Cumhurbaşkanı’na, “FETÖ ile süper mücadele ediyoruz efendim” diyor herkes.

Yemezler arkadaşlar yemezler.

FETÖ ile mücadele eden falan yok.

“Miş gibi” yapan ise çok.

xxx

Yazının sahibi ben değilim.

8 Haziran günü yayınlanan bir yazı.

Biraz bekledim nasıl yanıt gelecek diye.

İktidar kanadından tık yok.
Yazıyı kaleme alan, birilerinin dediği gibi  Gezici, terörist, falan filan değil.

Habertürk’den yani bizi deyimimizle yandaş gazeteden Fatih Altaylı.

Şaşırdınız mı ?

Yo aslında şaşırmamanız gereken yazılan ve iddia edilen konularda tık demeyen CHP yönetimi olmalı !

Yoksa AKP’nin tık demesine gerek yok. Onlar Mış’la Muş’la nenni söylemeye devam ediyorlar!

 

 

BİR ÖLMEDİNİZ !!! 

            Din adına, Müslümanlık adına her türlü herzeyi yiyip her türlü ahlaksızlıkla meşgul olan ve  dini saptıranların saltanatı sürüp gidiyor.

Atatürk’e küfür eden bir şerefsiz ne hikmetse bir aya yakın zamandır yakalanamıyor.

Apuk sapuk adamlar din adına  fetva vermeye devam ediyor.

Dinin başındakiler ise haram para ile hacca gidilebileceği yolunda fetva verebiliyor.

Ondan sonrada bazı şerefsizler çıkıp oruç tutmayanlar dövülür diye biliyor.

Diyanet’in böyle açıklamalar yaptığı yerde böyle sapkınların çıkması doğru değil mi ?

TV 8’de “Sahur Vakti” programına Prof. Dr. Cevat Akşit isimli ilahiyatçı konuk oldu. Cevat Akşit, kadınların regl döneminde oruç tutma durumlarıyla ilgili bir soruya skandal bir yanıt verdi

Akşit oruç tutmayanların dışarıda yemek yememesi gerektiğini söyledikten sonra, “O hayızlı kadınlar da biz tutmuyoruz diye sokakta bir şey yiyemezler. Dayak yerler ha bak. Dinen dayak yerler. Gizli yesinler” ifadelerini kullandı.

Ulan bir ölüp başımızdan defolup gitmediniz.

Ateşlerde yanasınız inşallah!!!

15 yıldır aynı tantana  

Demek ki akıllısı da akılsızı da cahili de okumuşu da yiyor bu anlatılanları.

15 yıldır işsizlik , taşeron, emekli maaşları, pahalılık falan filanı her seçim öncesi düzelten ve yine her seçim ve halk oylaması öncesi terörü bitiren bu iktidar hala ayni palavraları sıkmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz gün grup toplantında konuşan Başbakan Yıldırım "Hedefimiz işsizliği tek haneli rakamlara indirmek. İstihdam seferberliği gibi, genç işsizliği için de bir eylem planı hazırlıyoruz. Ay sonu tamamlanacak" dedi.

Kaç bininci değişi bilemiyoruz.

Seçim ve halk oylaması sonuçlarına bakınca değişen fazla bir şey olmayınca bu konuşmalara itibar edildiği ve her dönem yenildiği ortada.

O halde cıbbana devam

SORULAR. APTAL MISINIZ ?  

Aşağıda Başbakan tarafından yanıtlanması istemiyle CHP milletvekili Eren Erdem tarafından sorulan sorular var ?

Sorulara yanıt gelir mi bilinmez ama sorular içinde yanıtı da barındırıyor.

Ne  tezgaha gelmişiz haberimiz yok.

Ver mehter ver gitsin. Cıbbana devam…

Ne şehit ne gazi derler sonrada çıkarlar aradan.

Ey okuması yazması olanlar… Kendinizi hala akıllı mı zannediyorsunuz. ? Bu zamana kadar öyle zannettiniz  ama bir kere daha düşünün.

Tarih hiçbir şeyi salkıyamıyor.

Buyurun okuyun soruları :

….

Uluslararası hukuk dikkate alındığında, vatansız kişilerin bir ülkeye iadesi süreci nasıl işlemektedir? Vatandaşlıktan çıkarmak iadeyi kolaylaştıracak mıdır?

Seçim sürecinde meydanlarda firari FETÖ teröristleri için ‘yargılama ve idam’ gibi sözler hangi amaçla verilmiştir?

Vatansız kişilerin bulundukları ülkeye ‘sığınma’ talebinde bulunması, iade ve yargılama sürecini nasıl etkileyecektir?

Resmî Gazete’de yayınlanan 130 kişilik liste hangi kriterlere göre ve kimler tarafından hazırlanmıştır?

Emniyet’te yayınlanan listelerdeki teröristlerin tümü neden listede yer almamaktadır? Listede TSK imamı olduğu söylenen Adil Öksüz ve Yunanistan’a kaçan askerler neden bulunmamaktadır?

Listenin dördüncü sırasında yer alan Haydar Kırkan'ın 2016 yılında öldürüldüğü iddiası doğru mudur?

 

Vatandaşlıktan çıkarma tedbirine yönelik ‘yurda dönme’ çağrılı yeni listeler yayınlanacak mıdır?

RAMAZANIN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE !!!

Unutanlar için bu kutsal ayda hatırlatalım dedik :

….

Cumhurbaşkanımız Erdoğan çevresinde kendisinden hiçbir menfaat beklemeden şahsına yönelik coşkun bir sevda taşıyan bir çok insana yer vermesiyle de biliniyor. Bu şahsiyetlerin en halis duygularla Erdoğan'a gösterdiği bağlılık o kadar yoğun ki, tercüme edip Merkel'e göndersek gözyaşları içerisinde kalır, Obama'ya iletsek sedatif ilaç almak zorunda kalır. Elbette volkanlar gibi patlayan bu sevda da kültürel hafızamızda önemli izler bırakıyor. Erdoğan aşığı diyebileceğimiz zatların vermiş olduğu beyanatlar ile Sayın Cumhurbaşkanı'nın "nasıl bir insan" olduğunu çok daha iyi görme, anlama fırsatı buluyor, biz naçiz kullar da ona göre konumumuzu alıyoruz. İşte sevdanın yanardağlar gibi taşarak patladığı en fantastik 9 an.

9. AKP İstanbul Milletvekili Oktay Saral: "Erdoğan için her gün 2 rekat şükür namazı kılınmalı"

8. Egemen Bağış: "Erdoğan İkinci Atatürk olacak"

7. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut: "Erdoğan benim Atam"

6. AKP Çorum Milletvekili Murat Yıldırım: "Erdoğan ümmetin lideri"

5. AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar: "Dünya Lideri"

4. Atılgan Bayar: "Halife-i ruyi zemin"

3. AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin: "Erdoğan'a dokunmak bile ibadettir"

2. AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser: "Erdoğan ikinci peygamberdir"

1. AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan: "Erdoğan Allah'ın tüm vasıflarını üstünde toplayan bir lider"

Feto’nun Türkiye’ye iade edilmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar

 

Kim ne derse desin Feto Türkiye’ye getirilmesinde nasıl olursa olsun mantığı sürüp gidiyor.

İlk önce idamı getirelim, idam diye bağırdılar.

İdamın gelmesi demek Feto’nun sittin sene Türkiye’ye verilmeyeceği manasına geliyordu. Bundan vaz geçmiş gibi görünüyorlar.

O arada ne oldu bir

            OHAL kapsamında 3 yeni KHK yayımlandı. Buna göre 'yurda dön' çağrısına uymayan kişi vatandaşlıktan çıkarılmış olacak. Bu kararname ile (yurda dönmeyeceği tahmin edilen) Fetullah Gülen'in de vatandaşlıktan çıkarılacak kişiler kapsamına gireceği düşünülürse; FETÖ örgütünün elebaşının 'Hangi diplomatik yollarla iadesi istenecek?' sorusu gündeme geliyor. Kim hangi akla hizmet ediyor anlamak mümkün değil.

Hani  Feto ile mücadele kavramı boşta havada istenmiyor siyasi ayağın ortaya çıkarılmadığı yerde Feto ülkeye gelip belgeleriyle konuşursa ne olur diye mi düşünüyorlar.Vatandaşlıktan çıkartılan adamı nasıl hangi hakla isteyeceksin.

ABD’nin eline yeni bir koz vererek adamları güçlendiren mantığın arkasında ne yatıyor.

Her şey komediye döndü. Mahkemelerde tiyatrolar oynanıyor, Fetocu olmayanlar içeride adamı olanların şahitliği ile kiriptocular, ortaya çıkan fetocular dışarıda.

Bazılar bu memleketin insanın tümünü aptal yerine koyuyor ama bilin ki öyle değil.

Siz her türlü sulandırmayı her türlü adamlarınızı kayırmayı sürdürün.

Eninde sonunda tiyatroyu kim oynuyor, filmi kim çeviriyor, kim  Feto’nun iadesini istemiyor, kim siyasi ayağın ortaya çıkmaması için diretiyor  eninde sonunda ortaya çıkacak.

 

“Yaşam için 13 ifade”  

Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum

Hiç kimse senin gözyaşlarını hak etmez ve onu hak eden seni asla ağlatmayacak olandır

Birini seni, senin istediğin gibi sevmemesi onun seni tüm varlığıyla sevmediği anlamına gelmez

Gerçek dost, elini tutuğunda kalbine de dokunandır

Birini özlemenin en kötü yolu, yan yana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir

Üzüntülü olduğun zamanlarda bile gülümsemeyi asla bırakma, biri gülümsemene aşık olabilir

Bu dünyada bir insan olabilirsin ama birisi için bir dünya olabilirsin

Zamanını seninle geçirmekle ilgilenmeyen biriyle zamanının harcama

Beklide Allah doğru kişi ile karşılaşmadan önce yanlış insanlarla karşılaşmamızı istemiştir, böyle olunca minnettar olacağızdır

Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse

Seni kıracak insanlar her zaman olacaktır, öğleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol

Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan o kişinin de senin kim olduğunu ümit etmeden önce kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol

Çok fazla uğraşma, en iyi şeyler ummadığın zamanlarda olur

 

“Olan her şeyin arkasında bir sebep vardır. (Alıntı ) 

 EVLİLİK NEDİR?

Melih Cevdet'e sormuşlar 'evlilik nedir' diye.Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi bir araya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş.' 
 


                 EVLİLİK
 
 
1- Bir adam gazeteye ilan vermiş: ''Eş arıyorum''.
    Ertesi gün yüzlerce mektup almış. Hepsi aynı şeyi söylüyormuş.
    ''Benimkini alabilirsin.''
 
 
2- Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz.
   ''Ya  arabası yenidir ya da karısı!..''
 
 
3- Bir genç babasına sorar; ''Baba evlenmek kaça mal olur?''
    Baba cevap verir: ''Bilmiyorum oğlum, ben hala ödüyorum.''
 
 
4- Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer.
    İstediğin yemeği sipariş edersin, sonra yanındakinin istediği  yemeği görüp
    ''Keşke onu isteseydim'' dersin.
 
 
5- Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler,
    ikinci yılında kadın konuşur adam dinler,
    üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.
 
 
6- Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
    ''Seninle evlendiğimde tam  bir aptalmışım.''
    Adam cevap verir: ''Evet aşıktım, fark edemedim.''
 
 
7- Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; ''Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?'' Diğer hanım cevap verir; 
    ''Evet yanlış adamla evliyim  de ondan.'' ( Alıntı ) 

Ordu havaalanı 

Ordu Havaalanı 2. Yılına girmiş.

Yetkililer beyanat veriyor Ordulu ve Giresunlu hemşerilerimizin bundan çok memnun olduğunu, 2 yılda yaklaşık 1,5 milyon kişinin yolculuk yaptığını övünerek söylüyorlar.

Buraya kadar her şey iyi güzelde.

2 yıldan bu yana bu havaalanında yaşanan sorunlar da var ama bunu gideremedik veya şu tarih de gidereceğiz diyen yok.

Arkadaş 2 yıl geçmiş hala öz kötü havada siste dumanda yağmurda karda uçuklar ne inebiliyor ne kalkabiliyor.

Demem odur ki denize havaalanı yapmakla övünüyoruz ama 2 yıldır bu alanın eksikliklerini gideremiyoruz.

Türk işi denilen bu mu olsa gerek ? !

 KEZBAN ANNE

            Hayata Dönüş Operasyonu sırasında kolu kopan Veli Saçılık'ın annesi Kezban Saçılık da KHK ile işlerinden olan ve 75 gündür açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın gözaltına alınmasına tepki gösteren insanların toplandığı İnsan Hakları Anıtı’nın önünde yerlerde sürüklenmiş bir polis ayrıca botları ile ezmişti.

           Nefret ettim insanlığınızdan, nefret ettim kusmalarınızdan, nefret ettim kininizden. Nefret ettim adaletinizden.

           Yazıyı uzatmaya gerek yok. Bunu yapanlar aferin almıştır kesin.

             Ama bakın o Kezban anne ne diyor:

              “17 yıl önce Burdur'da Veli'nin kolunu kopardıklarında beni gene böyle yerlerde sürüklemişlerdi, elbiselerim çıkmıştı, ondan sonra bir daha hiç etek giymedim” 

ARENA !

 

AK Parti genel başkanı ve C,Başkanı Erdoğan Arena ne ya  deyince birilerinin aklı başına geldi.

Ordu’da da yeni stat biri iki yıl önce  gündeme gelince yerde kalem bulup   gazetecilik yapan , tv’de mikrofona  3 kelime ile konuşanlar Ordu Arena ismini koymuşlardı o  günlerde.

Bende Arena ne demek kardeşim ne alaka diyerek Türk Dil Kurumunun sözlüğünden arenanın  ne demek olduğunu belirterek tepki göstermiştim.

O günlerde Arena’ların kurdelelerini kesen kelli felli adamlar ya Türkçenin ırzına geçiyorsunuz dediğimizde bizi tıklamıyorlardı bile.

 Şimdi ne oldu Reis söyledi  Tüpçü ikilemeden hemen stat isimlerinde  ki arenaları kaldırdı.

Yahu sizin hiç mi aklınız fikriniz yok.

Birileri derken burun kıvırırken çıkıp ortaya bu ne kardeşim Türkçe kullanalım demediler.

Ha stadyum  Türkçe kökenli mi dersen.

Hiç olmazsa Arena’dan daha namuslu  ve içinde futbol var !!!

(Dip not : Gazeteciler cemiyeti başkanı ve  bu gazetenin sahibi Recep Aydın’ın annesinin ölüm haberini bana verme zahmetinde bulunan bu gazetede ki arkadaşlara itina ile teşekkür ederim !!!  Aydın ve ailesine sabırlar , merhumeye Allah’tan rahmet diliyorum )

ABORJİNLERİN DUASI 

Sana;

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim.
Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.
Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.
İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.
Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.
Son "Elveda"yı atlatmana yetecek kadar " Merhaba" diliyorum.

 

ABORJİNLER KİMDİR

Aborjinler ifadesi genel olarak tüm bir Avustralya, Tazmanya ve çevre adalarda yaşayan yerlileri tanımlamakta kullanılmakla birlikte bu isimlendirmenin dil ve yaşayış biçimi olarak ortak noktalarıyla birlikte farklılıklar da taşıyan geleneksel toplulukları işaret ettiği de unutulmamalıdır.

Yerli kabilelerden bazıları; New South Wales ve Viktorya'da Koori, Queensland'da Murri, Güney Avustralya'da Noongar, Merkezi Batı Avustralya'da Yamatji; Güneybatı Avustralya'da Nunga, Kuzey Avusturya'da ve Kuzey bölgelerine komşu bölgelerde Anangu; orta Kuzey bölgede Yapa, Doğu Arnhem topraklarında Yolngu ve Tazmanya'da Palawah kabileleri gibi.

En büyük gruplardan Anangu (Çölden gelen kişi anlamına gelmektedir) kabilesinin Yankunytjatjara, Pitjantjatjara, Ngaanyatjara, Luritja ve Antikirinya şeklinde alt toplulukları bulunmaktadır.

Aborjinler'in yaşadığı Kuzey Aranda bölgesinin dilinde Tjilpa sözcüğünün diğer sözcüklerden çok daha özel bir anlamı vardır. Tjilpa, "kedi" demektir. "Tjilpa Adamlar" ise Tjilpa Mitolojisi'nde Tjilpa Totem'ine ait efsanevi ataları anlatır.

 

   İŞTE TÜRKİYE ! 

Türkiye Gazetesi yazarının  yazısından

2014 yılından günümüze kadar yaptığı hesaplamaya göre, Cumhurbaşkanı'nın uçağına 21 ayrı gazeteci toplamda 180 defa binmiş.

Ali Adakoğlu (Milat): 16

Selçuk Tepeli (Habertürk): 14

Serdar Karagöz (Daily Sabah): 14

Turgay Güler (Güneş): 13

Murat Kelkitlioğlu (Akşam): 13

İbrahim Karagül (Yeni Şafak): 10

Ekrem Kızıltaş (Takvim): 9

Erdal Şafak (Sabah): 9

İsmail Kapan (Türkiye): 9

Hakan Çelik (Posta): 8

Ergün Diler (Takvim): 8

Vahap Munyar (Hürriyet): 7

Nihal Bengisu Karaca (Habertürk): 7

Halime Gökçe (Star): 7

Fikret Bila (Hürriyet): 6

Nuri Elibol (Türkiye): 6

Akif Beki (Hürriyet): 6

Mustafa Kartoğlu (Star): 5

Verda Özer (Hürriyet): 5

Nuh Albayrak (Star): 4

Nagehan Alçı (Milliyet): 4

xxx

Şimdi bu rakamlar ve gazete isimleri size neyi anlatıyor ?

Aslında anlatmıyor ?

Hiç bir önemi yok.

Ülkeyi bu halde  dediğim de AKP’li MHP’li arkadaşlar bana kızıyor.
İşte size demokrasi, işte size hoş görü, işte size istediğiniz  düzen.

Alın nereye dayarsanız dayayın

 

ADALET!!! 

Rusya ile Türkiye arasındaki ‘uçak krizi’nde pilotlardan birini öldürmekle suçlandığı davadan takipsizlik kararı çıkan Alparslan Çelik’e ‘harp silahı bulundurma’ suçundan beş yıl hapis cezası verildi.

 

Önceki yıl 24 Kasım’da SU-24 tipi Rus savaş uçağı Türkiye-Suriye sınırında bir Türk F16’sı tarafından ‘hava sahasını ihlal ettiği’gerekçesiyle düşürülmüş, uçaktan paraşütle atlayan pilotlardan biri esir alınmak yerine Alparslan Çelik’in birliği tarafından havada vurularak öldürülmüştü.

Son olarak Çelik, vurulmaması yönünde emir vermesine rağmen pilotun komutası altındaki kişilerce öldürüldüğünü öne sürmüştü.

Rus pilotun öldürülmesi olayına ilişkin hakkında takipsizlik kararı verilen ancak daha sonra yeniden soruşturma başlatılan ve ‘harp silahı bulundurma’ suçundan sekiz yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Çelikin de arasında bulunduğu 18 sanığın İzmir 27’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada karar çıktı.

Çelik de dahil yedi kişiye beşer yıl hapis cezası verilirken, bir kişiye 1.5 yıl, iki kişiye de 10’ar ay hapis cezası verildi.

Çelik, başka suçtan hükümlü olduğu için cezaevinde bulunuyor.

XXX

Bir haberi paylaştım sizlerle.

Okumamış olabilirsiniz diye!

Türkiye’de adalet bu .

Var mı itirazı olan ? 

Ordu'ya şehir hastanesi müjdesi  

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver YılmazSağlık Bakanlığı tarafından Ordu'ya yapılacak 800 yataklı şehir hastanesinin Eskipazar mevkisinde bulunan Botanik Park alanına inşa edileceğini açıkladı.

Sağlık Bakanlığı tarafından Ordu Üniversitesi (ODÜ) kampüs alanında 76 dönümlük alanda yapılması planlanan 400 yataklı Ordu Devlet Hastanesi yeni inşaatı projesinin iptal edilerek, yerine 800 yataklı şehir hastanesi yapılması için karar alındığını belirten Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver YılmazAltınordu İlçesi'ne bağlı Eskipazar'daki 116 dönüm arazi üzerine şehir hastanesi inşa edileceğini belirtti.

"Botanik Park toprağı yanlış döşenmiş"

Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın son Ordu ili gezisinde ODÜ kampüs alanındaki araziyi incelediğini ancak yetersiz bulduğunu belirten Yılmaz, daha sonra Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Orman ve Su İşleri BakanıVeysel Eroğlu'nun ortak yaptığı görüşmelerde hastanenin Eskipazar mevkisinde yapılmasının kararlaştırıldığını söyledi. Botanik Park'ta bugüne kadar 15 milyon değil, 12 milyon lira harcama yapıldığını, buna rağmen kullanışsız olduğunu belirten Yılmaz, "Orman ve Su İşleri Bakanlığı Botanik Park için bugüne kadar 12 milyon lira harcamış. Daha sonra bize devredildi. Baktık ki, aylık işletme gideri 200 bin lira. Belediye olarak biz bitki ve ağaç dikecek peyzaj düzenlemesini gerçekleştirecektik. Ancak Botanik Park'taki topraktan artık verim alınmıyor. Çünkü işi alan firma toprağı devridaim sırasında verim üretemez duruma getirmiş. Ayrıca Botanik Park'a sadece 4 milyon lira elektrik tesisatı döşemişler. Yani Botanik park değil sanki elektrik park. Bu nedenle Bakanlık ile firma arasında mahkeme sürüyor" dedi.

xxx

Yukarıda ki haber İHA tarafından yapılmış ve servis edilmiş. Haber İHA tarafından yapılınca elbette Müjde olarak sunulacak!!

Evet gerçekten de müjde. İyi ki o alana yapılıyor.  Başkanın dediği gibi soygun armış toprak verimi yokmuş.

Kim yapmış nasıl yapmış araştırılsın hesap sorulsun.

Bedava yerimiz varken  başka yere mi yapılacak hastane.

Hastane müjdemize çok sevindim çok….

 

 Sıra geldi bakanlıklara ! 

Okumayan duymayan vardır önce şu haberi bir okuyun :

. TBMM Genel Kurulu'nda yapılan 2'nci tur oylama sonucu Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeleri belirlendi.

Yargıtay Üye Kontenjanından; Yaşar Şimşek, Mehmet Ademoğlu, Alp Arslan, Danıştay Üye Kontenjanından; Cafer Ergen, 
Öğretim Üyesi Kontenjanından; Ali Cengiz Köseoğlu, 
Avukat Kontenjanından; Songül Yazar, 
Öğretim Üyesi/Avukat Kontenjanından; Hamit Kocabey, 
Genel Kurul'da yapılan oylamanın ardından HSK üyeliğine seçildi. 

HSK’nın yeni üyelerinden Songül Yazar AKP Beyoğlu Meclis Üyesi iken, Hamit Kocabey ise Devlet Bahçeli’nin avukatı ve MHP MYK üyesi.

xxx

Memleketi  ne uğruna sattığı ve nasıl iş birliği yaptığı belli olan Bahçeli muradına eremedi daha !!!

 Sırada bakanlıklar ve arpalıklar var.

Bahçesinde yetişen aykırı otların ortaya saçılmaması için bir anda her şeyini feda  ederek (!) tüm konuşmalarını yani tükürdüğünü yalayarak biat eden Bahçeli, tarih seni en kötü sayfasına yazdı.

Sen hala ölümsüzlüğü mü bekliyorsun ? 

Zaman sizin !!!

            Siz  hükümetin valisi, belediye başkanı..  bürokratı vs. olabilirsiniz.

            Şimdi ki zaman sizden yana.

           Mahkeme kararı tanımazsınız, yürütmeyi durdurma diye bir şey sizi durduramaz.

          Gönderirsiniz kolluk kuvvetlerinizi  iktidarın copu yaparsınız dağıtırsınız ortalığı.

             Kamyonlarınızla yüklersiniz istediklerinizi…

          Sanmayın asıl kabahatli  sizsiniz.

          Asıl kabahatli Orduspor’u satan sözde yöneticilerdir. Hesaptan kitaptan anlayan başkanlardır.

           Sizde bu  fırsatı bulmuşken ne güzel de yapıyorsunuz.

            Ama unutmayın ki internet dünyasındayız.

          Bu nereye kadar sürecek bilinmez ama bir tuşa basılınca  tarih anında kötüleri ekrana düşürecek.

          Silemeyeceksiniz…

          Bir gün, bu gün yarı fani hale gelmiş Orduspor dirilir.

           Dirilirde siz nerede olur nasıl anılırsınız bilemem !

 

BİRİ ANLATSIN

 

Ordu Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu başkanı Zafer Öztürk Orduspor konusunda yaptığı paylaşımlar ve açıklamalar üzerine çalıştığı kurum olan Tarım İl müdürlüğü bünyesinden Akkuş’a sürgün gönderilmiş.

Öztürk diyor ki paylaşımlarımdan söylediklerimden rahatsız olanlar beni Akkuş’a sürü ama Orduspor konusunda mücadeleme devam edeceğim.

Öztürk sosyal paylaşım sitesinde şunları söylüyor :

EVET ORDUSPOR DA 1.SEZON HİZMET VERDİM HEM ANTRENÖR OLARAK HEM SPORTİF DİREKTÖR OLARAK. FAKAT KULÜP TE ÖYLE SIKINTILAR VARDIKİ BİZ BİRAZ OKSİJEN TÜPÜ OLMAYA ÇALIŞTIK. AMA ACIDIR TAKIM KÜME DÜŞÜRDÜK. ..BAŞTA BU KULÜBÜ YÖNETİMLER HARİCİNDE ŞEHRİN VALİSİ VE BELEDİYE BASKANININ DESTEK VERMEMESİYLE BU HALE GELMİŞTİR. BAŞ SORUMLU ENVER YILMAZ DIR. SONRA VALİDIR. ŞEHRİN TEK TAKIMI ORDUSPOR MAÇINDA BİR KERE GÖRME ŞANSIMIZ OLMADI. TAKIMIN PIMİNI ÇEKEN BAŞKANLAR VE ENVER YILMAZ DIR. ONUN EGO VE KAPRISLERI SONUCU BU 50.YILLIK TAKIM BİLE BİLE DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR. ÖNCE AMATÖR SAHALARI YIKMAK İSTEDİLER ORAYA STAD YAPMAK SONRA ÖR BEL ŞİRKET OLARAK TERCANLAR A AİT YERLERİ İSTİMLAK EDEREK ORAYI ALDILAR. ORTADA KALAN ORDUSPOR TESİSLERİ KÜME DÜŞMESİ VE SAHİP SİZ KALMASINI FIRSAT BİLEREK ORDUSPOR TESİSLERİNİN PEŞİNE DÜŞTÜLER. ORAYIDA YIKIP GÖRECEKSİNİZ STAD BAHANESİ İLE SHERATON OTEL VE KONUT YAPIP RANT SAGLAYACAKLAR. ..BENİ ENGEL GÖRÜP BAŞKANLIĞIM VE ORDUSPOR DAKİ GOREVİMDEN DOLAYI UZAKLAŞTIRMA YAPIP YILDIRMA YAPMAYA CALISIYOLAR. HER ZAMAN KARŞI ÇIKTIM YİNE ÇIKIYORUM ORAYA STAD YERİ OLMAZ ZEMİN STAD OLMASINA MÜSADE ETMIYO AMA YAPİCAKLAR. SESİ ÇIKANLARI DOĞRULARI KONUŞANLARI SUSTURMAYA ÇALIŞIYORLAR. BEN SUSMADİM SUSMICAMDA .BENİ VALİ BEY SÜREREK CEZALANDIRIYO.TABİKİ ENVER BEY TALİMATIYLA. AMA CANI YANANIN CANIDA YANAR. SPOR ADINA NE DOĞRU BILIYORSAM NEYE INANIYORSAM ONU DEVAM EDİCEM. .VALİ BU ŞEHİRDE MİSAFİR ORDUDA YÜZ YÜZE BAKİCAMİZ İNSANLAR SİZ BİZİM YÜZÜMÜZE NASI BAKACAKSİNİZ. ..

xxx

Orduspor’u savunduğu için sürgün gönderildiğini ileri süren Öztürk’ün bu açıklamalarına  sorumlu tuttuğu kişilerden ses çıkmayacağını biliyoruz da bu nasıl iştir diye kendi kendime sormaktan duramıyorum.

 

Güç bende , güç biz de mantığı ile yapılan tüm eziyetler elbet bir gün biter ama ne acılar , ne de bu acıları yaşatanlar unutulur.

Su arızaları konusunda şüpheliyim

 

Ordu tarihinde meydana gelen bir su arızası 3 günü aşkın bir süre sonra ancak giderilebilmişti  geçtiğimiz günlerde

Büyük şehir olduktan sora çok sık su arızaları  gündeme gelmeye başladı.

Pek anlamasam da anlayanlar tamir ve onarımın çok uzun sürdüğünü ileri sürüyor.

Geçtiğimiz gün biri büyük olmak üzere 3 su arızası yaşandı Soya sapağında gece patlayan suya Oski’nin internet sitesine göre sabah 10’da müdahale edilmiş ve suyun 17’de verileceği yazıyordu. Teknolojinin bu kadar gelişmiş olduğu bir ortamda acaba niye hızlı ve seri bir şekilde müdahale edilemiyor.?

Dediğim gibi bu konularda iyiden iyiye şüphe duymaya başladım!!!

Bence Enver başkan bu konuyu detaylı bir şekilde soruşturmalıdır.

Yoksa birilerinin şaka ile karışık konuştuğu gibi bu işlere de mi Feto parmak atıyor? ! 

HESAP  SORAMAYAN CHP !

Çeşme'nin Ardıç Koyu'ndaki yapılaşma faaliyeti ile ilgili Belediye Başkanı CHP'li Muhittin Dalgıç'ın yaptığı açıklama, ‘eksik' olarak değerlendirildi. İşte Çeşme Belediyesi'nin açıklamada eksik bıraktığı konular ve kafalardaki cevap bekleyen sorular:

PROJE NEDEN 7 KAT?

– Çeşme Belediyesi'nin açıklamasında belirtildiği gibi, söz konusu bölge Turistik Tesis Alanı. Yapılabilecek otel de en fazla 5 katlı olabilir. Konut ya da rezidans ise yapılamaz. Fakat söz konusu şirketin buraya otel değil, 7 katlı konut yaptığı ileri sürülüyor. Çeşme Belediyesi kamuoyu açıklamasında bu önemli ayrıntıya niçin açıklık getirmedi?

xxx

Büyükçekmece sahilde yer alan Albatros Parkı 160 milyon TL'ye satıldı. CHP'li belediyeye ait alanın satılması tartışmalara neden oldu. Alanı satın alan grupta Arapların varlığı yine dikkat çekiyor.

XXX

Yukarıda geçtiğimiz günlerde yaşanan iki CHP’li belediye olayının özet haberlerini sunduk.

Tüm bu haberlere karşın CHP’nin hesap soracak Yerel yönetimlerden sorumlu  genel başkan yardımcısı Ordu Milletvekili Seyit Torun’dan bir ses duymadık.

Ayrıca genel Başkan Kılıçdaroğlu’da  daha önceleri söylediklerine karşılık susmayı tercih ediyor.

CHP genel merkezi bu haberler yanlış ise çıkıp Belediye başkanlarını savunsun.

Doğru ise gerekeni yapsın.

Hem susup hem de gerekeni yapmayan CHP  sürünmeye mahkumdur.

Hala anlamayanlar varsa bir daha ki seçimi beklesin !

 

NE YAZSAK TERSİ YAPILIYOR!

 

           Ordu Büyük Şehir belediyesi ile Yalı Cami arasında ki ana yol kenarında bulunan cep’e araç parkı yapılması nedeniyle bölgede trafik sıkışıklığı yaşandığını yazmış ‘Birilerinin keyfi için millete eziyet etmeyin’ demiştik.

Bu yazı üzerine Ordu Emniyet Müdürlüğünden bir açıklama yapıldı ve aynen şöyle idi :

          “Ordu Yeni Haber Gazetesinin 24.03.2017 tarihli baskısının 3. Sayfasında yer alan “Buranın özelliği ne” başlıklı haberi ile ilgili olarak; İlimiz Selimiye Mahallesi Yalı Cami ile Ordu Büyükşehir Belediyesi arasındaki Fatih Caddesinin Sağ tarafında park yasağı levhası konulmuş olup, levhaya uymayan araçlara cezai işlem uygulanmaktadır. Ayrıca bölgede bulunan yaya devriye görevini ifa eden trafik polisleri belirtilen yerin park yeri olarak kullanılmaması için uyarılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

            Biz bu haberi yapıp beklerken ne oldu biliyor musunuz ?

            Bölgede ki  cepe parklar devam etti. Üstüne üstlük Park yasağı levhası da söküldü.

           Kim söktü bilemiyorum ama , demek ki birilerinin keyfi, trafik sıkışıklığından daha önemli. Büyük Şehir bu görüntülerden rahatsız değil, Trafik değil!

 

        Ne diyelim kader abla utansın ! 

CHP’NİN DURUMU !

 

CHP'de son günlerde yaşanan gerilimi CNN Türk'teki Tarafsız Bölge programında değerlendiren Grup Başkanvekili Engin Altay, partiyi üst aklın karıştırmaya çalıştığını öne sürdü.

"ÜST AKIL BİZİ KARIŞTIRIYOR"

Ahmet Hakan'ın "sizin söylediklerinizden, sanki bir üst akıl var, bir operasyon merkezi var, bizim CHP'yi o karıştırıyor gibi bir argüman işitmiş gibi oluyorum" şeklindeki sorusu karşısında Altay, "tam olarak öyle söylüyorum, tam olarak öyle söylüyorum" diye yanıt verdi.

XXX

CHP’nin durumu budur!

 Üst akıl denildiğinde AKP ile dalga geçenlerin düştüğü durum. Üst akıl ise bu üst akıl Taht oyunları mı dır bunu da o açıklayın!!!

Bir şey oluyor Kılıçdaroğlu versinler mahkemeye açıklayacağım  diyor veya  gerekirse açıklayacağım diyor. Ne zaman neyi açıklayacak hala bekliyoruz.

CHP’yi üst akıl değil kendi akılları karıştırıyor.

 O yüzden de yerinde saymaya devam ediyor .

xxx

Yerel bazda da dargınlıklar sürüp  gidiyor.
Son gelişmeler üzerine Topçam eski belediye Başkanı Erhan Köleoğlu partiden istifa eti.

Gerekçesi ise  genel merkez ve yerel  bazda yönetimin tavırları.

Bakalım bu işin sonucu nerelere varacak?

 

NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ ?

Bazı illerde Arapça levhalar sökülüyor Türkçeyi korumak amacıyla.

Geçtiğimiz gün bir ilde yapılan operasyonda  300’ü aşkın dilenci yakalanarak işlem yapıldı.

Ordu’da çocuklara mendil sattırılarak yapılan dilencilik yöntemi Suriyeli sığınmacıların gelişi ile yeni bir şekil aldı.

O kadar yoğunlar ki Ordulu çocuk dilenciler korkudan piyasadan çekildi !

Şimdi de büyükleri küçücük çocukları kucaklarına alarak mendil satma ayağına milleti taciz ederek dilenme yolundalar.

Özellikle Cumartesi ve Pazar günleri meydanı iyice boş bulanlar terör estirmeye de devam ediyor.

Ama elinde  3-5 balonla gezen Türkler hemen enseleniyor!!!

Kötüyü kötü ile örnek göstermiyorum.

Ne olacak bu memleketin hali diyorum?

Sokakta rahat yürümemizi sağlayacak olan devlet görevlileri utansın yeter mi diyelim ?

 

ÇAART DİYE AYRILDIK!!

 

Kim ne derse desin son 10 yıldır yaşananlar ve son gelinen nokta ile bu ülke insanı çaart diye ikiye bölünmüştür.

İkbal ve kendi istiklalleri uğruna buna neden olanların keyfi iyidir.

Ama şunu iyi bilmek lazım.

Partili Cumhurbaşkanı sonrası ülkede ki ayrışma giderek büyüyecektir.

Yeni bir oluşum yeni bir ortam bekleyecekler her balkon konuşması sonrası yaşananları iyi hatırlasın.

Dilerim ben yanılırım.

Bu yanılma birleştirme yönünde olur.

 

Feto ile kucak kucağa olanlar KHK ile her istediğini yapacağını umanlar tarih okusun.

İŞÇİ BAYRAMI 

 

Bir grup işçi 1 Mayıs’ta otobüse binerek Akbil basmayı ret etti.

Şoför ise Akbil basmadan hareket etmeyeceğini belirterek  İBB yetkilileri ile polise haber verdi.

O arada  Akbil basmayan işçiler “kardeşim sende işçisin niye anlamıyorsun bu gün 1 Mayıs bayramsa otobüsler işçilere bedava olmalı.  Mitinglere günlerce bedava adam taşıyanlar bu gün  bayram bizi niye taşımıyorlar ‘ diyerek tepki gösteriyordu.

 Şoför ne olacak olay büyümesin diğer yolcular mağdur olmasın diyeceğine  kafasında ki şekle göre bunlar s olcu bunlar komünist diyerek ayar vermeye çalışıyordu.

Tıpkı  maaşlara zam isteyen memura işçiye acımasızca cop vuran yerde yatarken tekmeleyen polis anlayışı gibi.

Haa bu arada unutmadan  belirtelim Partili Cumhurbaşkanınız hayırlı olsun.

Nasıl olacaksa.


Magazin haberi! 

Aşağıda ki haber yandaş olan gazetelerin bir çoğunda yer almadı, Sözcü ve benzeri gibi gazetelerin ise magazin haberleri içinde yer aldı.

İnternet sitelerinde magazin haberleri içinde yer alan bu haberi bir okuyun ondan sonrada Türkiye’de ki basının içinde bulunduğu durumu ve neden  ülkenin bu halde olduğunu iyi anlayın .

xxx

CNN Türk kanalında gazeteci Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtlayan Baykal, 2019’da gerçekleşleşmesi planlanan başkanlık seçimi için adaylık konusunda 16 Nisan referandumunda HAYIR oyu verenleri kast ederek, “Yüzde 49’un adayı Abdullah Gül olabilir” dedi. Baykal’ın bu sözlerine ise oyuncu Berna Laçin, sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan tepki gösterdi. Dört madde halinde Baykal’a yanıt veren Laçin, YSK’nin referandum sonucuna ilişkin “Siz kabul etseniz de biz mühürsüz pusulaları da 49’u da kabul etmiyoruz” diyerek şu paylaşımları yaptı.

Baykal’ın “yüzde 49’un adayı Abdullah Gül olabilir” cümlesindeki, “yüzdeki 49” diye tarif edilenler kimler acaba? Gece gece … Hey Allahım!

Sn. Baykal
1. Siz kabul etseniz de biz mühürsüz pusulaları da 49’u da kabul etmiyoruz

2. “49” un kim olduğu, ysk kararına göre değişir

3.Halk yüzdelerle ayrıştırılarak tarif edilemez.

4.Ülkenin yarısı başı boş koyun sürüsü değildir,kime oy vereceğine herkes kendi karar verir

 

Bu bir sağ-sol derbisi değil! Bu ‘bir milletin’ egemenlik meselesi. Anlayamadınız gitti!

HAZRET BUYURDU ! 

Yeni Şafak gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak şöyle buyuruyor:

Geçmiş olsun. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Artık koalisyon yok. CHP’nin iktidar hayalleri bitti artık. Sıkıyönetim, sıkıyönetim mahkemesi, örfi idare de yok. Dahası, MHP de, HDP de barajı geçemez. MHP’den ayrılanlar ayrı bir parti kursalar da, onlar için de durum aynı. Bu hali ile de CHP’nin bir varlık göstermesi mümkün değil. Değişirse bölünür. İki partiden ancak biri barajı geçebilir.. AK Parti ise ilk seçimde yeniden anayasal çoğunluğa ulaşabilir..

Durum bu. Hayırlı olsun.. Şimdi gündemde adaletten, barıştan, hürriyetten yana, katılımcı, çoğulcu, şeffaf, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olacak olan “Yeni bir Türkiye için Yeni bir AK Parti“ var. Selâm ve dua ile.

xxx

           Ayrıştırma dilini her zaman kullanan bu şahısın son satırlarda durum bu diyerek başlayıp devam ettiği cümleleri okuyunca gülmekten  kendimi alamadım.

Nerede yaşıyorlar ne içip yiyorlar bir türlü çözemedim.

 

Benim çözemediğini çoğu çözememiş olacak ki, ver mehteri der gibi ver afyonu ver afyonu diye bağırıp duruyorlar.

BIKTIM!!! 

AKP’lisi , CHP’lisi, MHP’lisi partili partisizi Ordu Büyük Şehir Belediyesi ile ilgili her gün yeni yeni bir şeyler soruyorlar.

Bıktım vallahi.

Benim için esas olan aksi ispatlanmadıkça geçerlidir.

Domates olmuş 10 lira, fındık 8 liradan zor satılıyor, çeliği çocuğu işsiz ama varsa yoksa Ordu Büyük şehir Belediyesi Başkanı Enver Yılmaz.

Başkanın dediği gibi bunların en büyük kaynağı yine beraber yürüdükleri yol arkadaşlarından çoğu.

Teşkilatında arkasında durmadığını görüyoruz.

Sorunun kaynağını Ordu bazında Enver başkana yıkarsanız hiçbir netice alamazsınız.

Her gün yeni yeni dedikodularla karşılaşmaktan bıktım .

Gazeteci olarak bunlarla uğraşmak beni yoruyor.

Evine ekmek götürmekten aciz olanlar ayrıca  belediyeden nemalananların bu işin içinde olması de tiksindiriyor beni.

Herkes kendi işine baksın.

Ne olacak , ne olmayacak görülür.

Yormayın kendinizi, bizi de yormayın!!!

( Bu yazı nedeniyle bana kızabilecek okuyucularımıza şunu belirtmek istiyorum. Memleketin sorunu Büyük Şehir değil . Sorun iktidarın memleketin acil sorunlarını bir kenara bırakıp gücü tek elde toplama çabasıdır ) 

DÖRT BİR YAN 

Dört bir yanını düşman eylemişsin.

Dört bir yanında bulunan adaların işgal edilmiş, Yunanlılar kuzu çeviriyorlar seyrediyorsun.

Ekonomi  bir iğne ucunu bekliyor patladı , patlayacak.

İşsizlik oranı almış başını gidiyor her 4 gençten biri işsiz.

Domates tarihinde görmediği fiyatı örüp 10 lira oldu.

Yemeğe fazla koysan tadını bozacak yeşil biber 16 liraya çıkmış.

 

Sen atı alıp Üsküdarı geçtim, eşeği Niğde’ye sürdüm zannedersin.

Aşık  Mahzuni’den…

Kahramanmaraş'ın Tarlacık (eski ismi Berçenek) Köyü'nde dünyaya geldi. 1955 yılında daha sonra Ankara'ya nakledilen Mersin Astsubay Okulu'na kaydoldu. 1960'ta eşi Suna'yı kaçırdı ve 6 ay köyünde kaldı. Bu sırada okulu Balıkesir'e nakledildi. Okul komutanının çabası ile yeniden okula dönen Aşık Mahzuni, 6 ay devamsızlık yaptığına ilişkin bir ihbar üzerine okuldan atılınca yeniden köyüne döndü. 1964 yılında ilk plağı ile müzik piyasasına girdi.

Bir süre Gaziantep'te ikamet ettikten sonra Ankara'ya taşındı. 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Derneği Genel Başkanlığı'ni yürüten Aşık Mahzuni Şerif, Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanlığı, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği ve Ozan-Der Onur Kurulu Başkanlığı'nı da yaptı.

2001'in başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital'da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan'ı Aşık Mahzuni Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın Kasım ayında kendisine, "Elhamdülüllah Kızılbaş'ım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa o da dedemdedir!" dediği için, DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27 Aralık 2001 tarihinde DGM'de yapıldı. 2002 Mayıs ayının 17'sinde evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahsuni Şerif 62 yaşında Almanya'nın Köln şehrinde hayata gözlerini yumdu. Bu ana kadar O, devletin düzenini yıkmak suçundan, hala yargılanıyordu.Mezarı şu an son ikametgahı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgededir.

Yıkılası bozuk düzen

 

Yıkılası Bozuk Düzen
Bıçak Kemiğe Dayandı
Gayrı Bize Yazık Düzen
Gönlümüz Kana Bulandı

Al Birini Vur Birine
Koydu Bizi Heç Yerine
Vay Boyunuz Devrileydi
İnandık Körü Körüne

Ağar Kara Saçım Ağar
Hıçkırık Sinemi Boğar
Bu Yılda Böyle Giderse
Başımıza Taşlar Yağar

Al Birini Vur Birine
Koydu Bizi Hiç Yerine
Deli Miydik Serseri Mi
İnandık Körü Körüne

Gel Mahzuni Söyle Sözü
Harap Ettik Yazı Güzü
Daha Karanlık Basmadan
Üsküdarı Geçti Dürzü

Al Birini Vur Birine
Koydu Bizi Hiç Yerine
Gönlümün Gözü Çıkaydı
İnandım Körü Körüne...

RÜYALARDA GÖRMEK !!!

Referandum sonrası ‘mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasına ilişkin Yüksek Seçim Kurulu’na ( YSK) AKP adına başvuruda bulunan YSK temsilcisi Recep Özel, sandık kurulu görevlilerinin hatasının (oy pusulalarının mühürlenmemesi) "seçmen iradesini gasp etmemesi" için YSK’ya gittiklerini belirterek, “Oyları geçersiz saymak seçmen iradesine saygısızlık olacak. Bu nedenle YSK oyların geçerli sayılmasına karar verdi” görüşünü  savundu. "Vatandaşlar sabah saatlerinde kalkıp iradelerini yansıtmak için oylarını kullanmış" diyen Özel, "Seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu’nun bu oylara sahip çıkması lazımdı. Arada 1 milyon 300 bin oy farkı var. Bunun kapanması ya da seçimin iptal noktasına gitmesi mümkün değildir. Bunu ancak rüyalarında görürler" ifadesini kullandı.

xxx

Böyle diyor neye güvenerek , hangi kanunu baz alarak belli değil.

Sayın Cumhurbaşkanımız Atı alan Üsküdar’ı geçti dedi.

Atı alıp Üsküdar’ı geçmek hikayesi diye merak ettim araştırdım.

Bakalım karşımıza ne çıkmış :

 

“Mumsema Bolu Beyi'ne baş kaldıran ünlü eşkıya Köroğlu (şair Köroğlu ile karıştırılmasın) bir gün atını çaldırmış. Asil bir hayvan olan atını aramak için tebdil-i kıyafet ile diyar diyar dolaşmış ve sonunda yolu İstanbul'a düşmüş. Atını, satılmak üzere pazara getirilen hayvanlar arasında görünce hemen alıcı rolüne bürünüp,
-Efendi, demiş, bu at güzele benziyor. Ancak binip bir denemek istiyorum. Satıcı onu tanımadığı için binmesine izin vermiş. At, üzerine binen eski sahibini tanıyıp dört nala koşmaya başlamış. Köroğlu, Sirkeci sahiline gelip bol para vererek bir sal kiralamış ve ver elini Üsküdar. Bu arada at cambazı aldatıldığından dolayı kıvranır dururmuş. Köroğlu'yu atıyla birlikte bir sal üzerinde gören cambazın dostlarından bîri onu teselli için seslenmiş:
-Üzülmeyi bırak! Atı alan Üsküdar'ı geçti.O adam Köroğlu'nun kendisi idi.
Bugün bu sözü, "İş işten geçti" manâsında kullanırız.”

Selamünaleyküm  2

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan "Hiç şüphesiz birileri hüsrana uğradı. Baktım ki tencere tavacılar çıkmış ortaya. Neymiş, onlar da ‘hayır’ı kutluyorlarmış. Ya, galibiyetin mutluluğunu biliyoruz da galibiyetin hakikaten şöyle eğlenmesini biliyoruz da ama mağlubiyetin nasıl kutlandığını şimdi öğreniyoruz. Nedir o? İşte bunlar Gezici. Bunlar tencere tavacı. Tencere tava hep aynı hava. Kardeşlerim, bir siyasi parti çatısı altında bütün bu değişiklikleri yaparken buna karşı çıkanlara her şeye rağmen saygı duyduk. Seçim meydanlarında onların yanlışlarını, yalanlarını milletimize ifade etmek elbette görevimizdi. Tüm sıkıntılara rağmen bu mücadeleyi verdik. Gidilmedik yer bırakmadık. Ama onlar gidemedi. Buna rağmen biz herhangi olumsuz bir şey söylemedik. Her siyasi parti kendi değerlendirmesini yapar, kendi yolunu çizer biz ona karışmayız. 7 kere mağlup oldular. Şimdi 8’inci kez yine mağlup oldular. Ama bakıyorsun, yine tencere tava.”

 

Dakka iki , gol iki…

Lafı uzatmaya gerek yok.

Size dar gelen bana bol gelir sayın ahali.

Bizim için değişen bir şey yok !!!

 

Selamünaleyküm

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, anayasa değişikliği teklifinin referandumda kabul edilmesiyle ilgili olarak "Şimdi bazı televizyonlarda filan aç tavuk kendini buğday ambarında sanarmış ya, bu neticeyi küçümsemeye gayret edenler var. Boşuna uğraşmayın. Atı alan Üsküdar’ı geçti, haberiniz yok" diye konuştu.

xxx

 

Dakka bir, gol bir…

Lafı uzatmaya gerek yok.

Size dar gelen bana bol gelir sayın ahali.

Bizim için değişen bir şey yok !!!

 

 

 

 

SEÇMELER

“Eba Müslim Horasani diyor ki; ‘Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşmanları asla dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dostlar zamanla düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.’”

Tevfik Kolaylı !

Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
Kürsî-i liyâkat, pezevenk puşt olanındır!

Tevfik Kolaylı (1879 – 1953 İstanbul) ya da yaygın bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairidir. Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semâilerinin bestecisi olarak da bilinir.

Osmanlı döneminde istibdat yönetimine, Cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı çıkanlara hicivleriyle cevap vermiş; haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmışlığa karşı şiirler yazmıştır.

 

Birçok defa tutuklanmış, ama kısa süre sonra serbest bırakılmıştır. Yaşamı boyunca sara hastalığı ve yoksullukla mücadele etmiş, 28 Ocak 1953’te İstanbul’da ölmüştür…

Ne garip dünya  ?  

 

            Gözleri maviydi , çocuğun!

            Ağlamak ise hiç yakışmıyordu...

            Daha görecek o kadar günleri varken, neydi onu bu kadar üzecek, ağlatacak dertler...

            Hiç mi saçını okşayan, sarılıp teselli eden olmamıştı?

            Ne garip dünya idi bu dünya...

            İnsanlar çile çeksin diye mi gelirlerdi bu yalan dünyaya, yüzü gülen hiç kimse olmayacak mıydı?

            Yüzü gülenlerin de sahtekar, yalancı olmadığı bir dünya yok muydu?

Göz pınarlarından akıp süzülen yaşların, bilmezdi ki  ne yürekleri dağladığını.

Neden , neden ağlarlardı bu çocuklar, gülmesi gereken zamanlarda?

            Acaba yanlış bir yerde, yanlış bir zamanda doğduklarını onlarda mı hissederlerdi kalplerinde?

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan )

 

BAŞARACAKSIN  

Anlattığına göre yoksullukla büyümüş...

            Hayal kurmakla avutmuş hep kendini, ayrıca taahamülü de  yokmuş haksızlığa, yalana...

            Yaşamının gerekliliğinin bilincinde, planlarının gerçekleşmesi ideali...

            Bir de tek emeli varmış, şiir kitabı yazacakmış...

            Mavi şehri de o kadar çok seviyormuş amma bu şehirde de ölmek istemiyormuş...

            Konuşurken yanakları al al olan dağ çiçeği...

            Hep mi böyle yaban kalmak istersin?

            Hep böyle dağ çiçeği gibi mi yaşamak arzun?

            Bilirsin ki dağ çiçekleri ne kadar narin ve zarif olsa da ömürleri hep kısadır...

            Bir gün seni dağlardan koparıp, ovaların yemyeşil topraklarına salacakları unutuyor musun?

            Dağ çiçeği, kardelen bakışlı, ürkek çocuk!..

            Hayatın gerçeklerinden neden kaçıyorsun...

            Yaşanacak çok şey var elbet, sen de başaracaksın biliyorsun...

 

( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

AVUNUYORUZ … 

 Sonsuz ışıltı bir rüya idi gördüklerim.

            Korkunç tipler peşime düşer, kaçmak ister kaçamaz, bağırmak ister bağıramaz, ağlamak ister ağlayamazdım...

            Çok kereler ter içinde uyandığımda yanımda “ korkma “ diyecek bir ses aradım...

            Sapsarı saçlarımın kumrala dönüşmemesi için kolonya ile yıkar, papatya suları sürerdim...

            Sokakta mahallenin en efendisi , evde ise her şeye kızan...

            Şimdilerde özlemle andığımız o günleri geri getirme şansı olmadan düşünüp, avunuyoruz...

 ( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

Özür dilerim

Tüm vatandaşlarımızdan özür dilerim.

Günlerce süren su kesintisini haber yapmadığım için.

Görevi toplumsal olayları kamu oyuna yansıtmak olan bir gazeteci olarak kulağım üstüne yattığım için!

 Yandaşlığı daha da ileri götürerek yalakalığa vardırdığım için !

Bir yetkiliye ‘ vatandaşlarımızdan özür dileriz ‘ dedirtemediğim için.

O yüzden kendimi cezalandırıyorum !

 

Bir müddet yazı yazmamı kendi kendime yasaklıyorum ! 

ARAMA !!!

Milliyetçi Hareket Partisi (MHPAltınordu İlçe Başkanı Osman Sıldır, 4 Mart'ta Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın Ordu programı kapsamında partilerine yaptığı ziyaret öncesi polis ekiplerinin parti binasında arama yapması ve partililerin üstünü aramasına tepki gösterdi.

Osman Sıldır, parti binasında düzenlediği basın toplantısında 4 Mart 2017 günü Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın anayasa referandum unda ortak hareket etmeleri sebebiyle partilerine bir nezaket ziyareti yaptığını hatırlattı. Sıldır, ancak ziyaret öncesinde Ordu Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin partililerin üstünü aramasının akılla izah edilecek bir durum olmadığını söyledi.

XXX

Arkadaş açıklama yapmasa haberimiz olmayacaktı.

Lafı fazla uzatmayacağım.

Birilerine göre bu hareket nezaketsizlik sayılabilir.

Ama bana göre korkunun indiği noktadır.

Ortağından korkanın muhalifine neler yapabileceğini bir düşünün ?

 


EVET! OKUMAMIŞ OLABİLİRSİNİZ ?

Korkusuz Gazetesi Yazarı Can Ataklı  Tv programında konuk ettiği Prof’un sözlerini kaleme aldı.

Nasıl bir şeyi onaylayacağımızı anlamayanlar ve hala okumadan sorgulamadan birileri evet de dediği için evet diyecekler bir oksun

xxx

“Halk TV'deki Yazıişleri programında konuk ettiğim Prof. Dr. Sibel Özel tek kişilik rejim anayasasının ayrıntılarını anlatırken benim de dikkatimden kaçan çok ince bir ayrıntıyı dile getirdi.

Türkiye'yi tek kişiye teslim edecek yeni anayasanın 12'nci maddesi Olağanüstü Hal yönetimini tanımlıyor.

Bu maddenin sonunda şöyle bir ifade var; “Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin toplanamaması hariç olmak üzere, olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar.”

Prof. Özel dedi ki “Yasayı yazanın aklına neden Meclis'in kapalı olma ihtimali gelmiş. Bu cumhuriyet kurulurken verdiğimiz Kurtuluş Savaşı'nda bile Meclis asla kapanmadı.”

Meclis'in şartlar ne olursa olsun kapalı kalmaması gerektiğini söyleyen Özel“Buradaki garip şey, Cumhurbaşkanı'na Meclis kapalı iken kararname çıkarma yetkisi verilmesi ve bu kararnamelerin Meclis'te görüşülmemesi. Yani diyelim ki ülke işgale uğramış Meclis de kapatılmış ama cumhurbaşkanı göreve devam edecek. Peki meclisin bile olmadığı ülkede cumhurbaşkanı kim adına hâlâ görev de kalmış olacak ki?” diye sordu.

Öyle ya Meclis bile açılamazken cumhurbaşkanı ülkeyi nasıl yönetiyor olacak.

Kasıt yok belki ama Meclis'in çalışamayacak duruma gelmesini düşünmek bile çok “eksantrik” bir varsayım.”

 

 

 

NE DESEK BOŞ

 

 Yeşil alanlara kıymayın dedik dinletemedik.  Nerede bir yer varsa bir şeyler yaptırıldı.

Son olarak Karayolları arazisine girdiler ağaç kesmeyeceğiz dediler, neredeyse tüm ağaçları Valilik konağı adına kesiyorlardı.

Şimdi Şehir Hastanesinin Botanik Parkına yapılacağı haberleri var.

Ancak kimseden ne yalanlama var ne de ne oluyor diye sorgulayan.

Bir dostumuz bizimle şu notu paylaştı :

İlgilisi ilgisizi okusun. Hem tarihi hem çevreyi katletmekten ne zaman vaz geçeceksiniz ?

 “Ordu'da şehir hastanesi yapılmak istenen Botanik Park alanı, Hacıemiroğulları'nın beylik merkezidir ve çevrede halen kalıntılar vardır. 
Bu bölge gelecekte yöredeki Türk tarihinin köklerinin ortaya çıkarılması bakımından önemlidir.
Eskipazar'da hastane yapmak yörenin Türk tarihine karşı işlenmiş büyük bir suç ve ihanet olacaktır.
Bunu, yörenin tarihiyle hasbelkader ilgilenmiş biri olarak not ediyorum; iki elimiz yakanızdan düşmez !”

SONRASINI DÜŞÜNÜN !!!

               Ha bire tehdit, ha bire şantaj, ha bire hakaret, ha bire sövgü…

Böyle bir ortam yaşanmadı.

14 yılı aşkın yaratılan kavga ve ayrıştırma ortamı birilerine öyle cesaret veriyor ki anlatılamaz.

Erdoğan’ı Peygamberle eş tutanlar, Allahın bütün sıfatlarını üstünde taşıyan diyenler, Böyle yetki peygamberlere verilse bile bozar ‘ diyen Baykal’a küfür edip saygısızlıkla suçluyorlar.

Mart ayındayız ya adamların Mart kediliği damarları kabarmış !!!

Ülkü ocakları genel başkan  Evet konulu toplantıda ‘ Gerekirse elimize silahı alır ineriz’ diye biliyor.

Hala ayıkamayan su solcuları ile stepne milliyetçilerine sesleniyorum.

16 Nisan’da sonrasını siz düşünün !!!

Siz kimsiniz?

 

Benim kardeşim PKK’lılar tarafından şehit edilmiş.

Bir başka akrabam gazi olmuş.

Bunlarla her türlü pazarlığı yapanlar, hendeklere göz yumanlar, biz bunlara karşı olduğumuz için, yeniden kandırılmamaları için hayır diyeceğiz diye bize Terörist yaftası vuruyorlar.

Söylenecek çok söz vardır.

Bütün şehitlerin kanları üzerinden siyaset yapanlara tek bir soru soruyorum?

Hayır diyecek şehit aileleri, gazi aileleri de terörist öyle mi?

Öyle ise bize bunu diyenler soruyoruz. Siz kimsiniz?

 

(Bana bunları söyleyen şehit ağabeyine  tek bir söz bile söyleyemedim. Nasıl söyleyebilirdim ki ? Kasıla kasıla evet diyeceğini söyleyenlerin bir şeyler söylemesini beklerim . E.K.)

ÖLMEM Mİ BENİ TAŞLARA VURUN !!!

Haber belki abartıdır, yanlış anlaşılma olmuştur, tekzip edilir diye 3-4 gün bekledim.

Yok değilmiş.  Buyurun okuyun !

xxx

“Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği üyeleri Hollanda’ya tepki için, ‘Holstein’ cinsi büyükbaş hayvanları kamyonete yükleyip bu ülkeye gönderdi.

Çanakkale’nin Biga ilçesindeki bir mezbahada üreticilerle bir araya gelen Birlik Başkanı Bülent Tunç Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, Hollanda ile yaşanan gerilime üreticilerin büyük tepki gösterdiklerini söyledi.

İneklerin bugün toplu olarak gönderildiğini söyleyen Tunç, geri gönderdikleri hayvan sayısının 40 civarında olduğunu belirterek “Sembolik sayıda hayvan gönderdik. Eğer bu hayvanları almazlarsa gerekirse keser dağıtırız” dedi.”

xxx

La; portakalı bıçaklayan cahil, işsiz güçsüz tipleri bir kenara bırakalım.

Hollanda bayrağı yerine Rus bayrağını yakanları, Hollandalı gazeteci diye Belçikalı gazeteciyi dövenleri de bir kenara koyalım.

Bu kişi, bunlar, bir birlik yöneten kişiler ve başkanları.

Bunların oyları ile benim oyum bir mi birader ?

Ölmem mi beni taşlara  vurun.

İşte durum budur.

Niye belalar ülkemizin başından gitmiyor diye ağlıyorsunuz bir de ? 

ÖLMEYE, ÖLMEYE GELDİK…

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya "Eğer ki bana Ankara’dan Sayın Cumhurbaşkanımızdan ‘Artık dönebilirsin’ denilmeseydi ben orada ölecektim”

Devletimizin bakanı hem de Aile ve Sosyal politikalardan sorumlu.

         Ölmek güzel bir şey ama öldüğünü bilen var mı acaba?

         Fatma Betül Sayan Kaya sen ve senin gibilere de Allah huzurlu ölüm versin.

         Niye orada gâvur toprağında kendini öldürtecektin?

Sen ve senin gibilerin biat etmelerine ihtiyacımız var.

         Bakanlık sitenizde Vizyonunuzu şöyle açıklamışsınız:

         Türkiye'nin 2023'e doğru tarihsel yürüyüşünde, mutlu birey ve güçlü ailelerden oluşan müreffeh bir toplum için, zamanın ruhunu yakalayan, değişimi yönetebilen ve buna yönelik dönüşümü gerçekleştiren, sosyal riskleri önleyici sosyal politikalar geliştiren ve uygulayan bir bakanlık olmak.

         Bu vizyonu olan kişiye öyle ölmek yakışır mı?

 Ayrıca daha çok gençsiniz.

Ayrıca iki çocuk annesiniz.

Yazıktır günahtır onları öyle bırakıp gitmek, bizleri öksüz, bakansız bırakmak olur mu?

         Zaten Cumhurbaşkanımız da sizin orada ölmenize müsaade etmezdi.

Her ikinize de sağlıklı huzurlu ömürler dilerim.

 

 

FETOCULAR ?

Birileri hala Ordu’da ki en üst düzey Fetocu dedikodularını sürdürmeye devam ediyor.

Siyasi ayak net bir şekilde açıklanmadığı sürece AKP içinde bu tür şüpheler kalacak ve birileri tarafından kullanılacaktır.

Neyse ben bir hatırlatma yapayım.

Pek uzun bir tarih öncesi olmasa da Türkçe Olimpiyatları Ordu 19 Eylül stadyumunda da yapılmıştı.

O günlerde bastırılan davetiyeler de sponsor olarak Başta Ordu Valiliği , Ordu Belediyesi  Ordu Ticaret Odası gibi kurumların logoları yer alıyordu.

Sosyal Demokrat bir Belediyenin böyle bir olayda sponsor olmasını ve davetiyede isminin yer almasını yadırgamış ve bir yazı ile eleştirmiştim.

Seyit Torun başkan olarak bir şeyler söylememiş ama  diğerleri ( Sosyal demokrat olmayanlar ! ) ‘ ne yani  bu kadar güzel organizasyonda adının geçmesi seni niye rahatsız ediyor, bırakın bu işleri ‘ diyerek bizi eleştirmişti.

Kimdi bu yoğun eleştiriye yapanlar biliyor musunuz ?

Hani o demokrasi mitinglerinde en önde bulunup, şu anda Fetoculara ayarsız çakıp sövenlerdi.

Allahtan biz ayni yerimiz de duruyoruz. Ama o kurnazlar kendilerinin bilinmediğini sanıyor.

Feto’ya himmet ve kurban bağışığı topladığı bilinen adamlar yine ayni adamlar tarafından korunuyorsa ve Feto’nun önünde poz veren milletvekili Feto soruşturmasından el konulan şirketlerin yönetim kuruluna atanıyorsa, biz boş, boş yazmaya devam edelim!!!

Bizim gibileri salak yerine koymaya devam edenlere, dün dediğimiz gibi bu gün de diyoruz ; yanlış yoldasınız yine duvara toslayacaksınız …

 Son dakika : 2012 yılında başını örterek FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'i Pensilvanya'da ziyaret eden AKP eski Milletvekili Fatoş Gürkan'ın Adana'da FETÖ kapsamında el konulan 34 şirketin yönetimine getirilmesinden sonra ikinci bir ödüllendirme yapıldı. Aynı geziye katılan ve hatıra fotoğrafında yer alan AKP Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz'ün kardeşi Nevzat Demiröz, Koza İpek'in yönetimine ikinci kez atandı.

BÜYÜK ŞEHİRE SORULAR ?

 

OSKİ sorularımıza yanıt vermeme ısrarını sürdürüyor.

O zaman bende Büyük Şehir Belediye Başkanımıza yönelteyim bu soruları.

Büyük Şehir olduktan sonra su kaç liradan kaç liraya çıktı.

En son zam ne zaman  yapıldı, miktarı neydi ?

Su sayaç yazma parası olarak vatandaştan kaç lira alınıyor ?

Özellikle şehir merkezinde ne zaman çeşmelerden sarı su akmayacak ve su içebileceğiz ? 

TARİH AF ETMEZ ! 

Ahmet’ten Ahmet’e

Ahmet Altan ne demişti;

"Ya Erdoğan ve taraftarları ya da Cemaat

ve onun üyeleri devletin içinden sürülecek."

Bu cümle ile Ahmet Altan, kulislerde

konuşulan ama dillendirilmeyen hükümet-cemaat

kavgasını tanımlamıştı.

"Ölümüne bir savaş" yaşandığını söyleyen

Ahmet Altan'a Star'ın yazarından zehir zemberek

bir karşılık geldi.

"Delikanlı olun" diyen Kekeç, Ahmet Altan'ı

manipülatif yazılar yazmakla itham etti. "Koca koca

adamlar fikir diye bunları yazıyorlar" diyen Kekeç,

"hiç utanmıyorlar" diyerek enteresan çıkışlar yaptı.

İşte Kekeç'in "kavga yok" kavgası;

KOCA KOCA ADAMLAR...

Demiş ki;

"Efendim neymiş? Terör konusunda görüş

ayrılıkları varmış... Cemaatin perspektifiyle, siyasi

iktidarın perspektifi çatışıyormuş... Cemaat

“Emniyet perspektifini”, siyasi iktidar da “MİT perspektifini”

savunuyormuş.

KCK operasyonu, işte bu çatışmayı açığa

çıkarmış...

Bu çatışma bu şekilde devam ederse imiş,

“ya cemaat AK Parti’yi devletten sürermiş, ya da AK

Parti cemaati devletten sürermiş...”

Cemaat zaten Fenerbahçe kulübünü de ele

geçirmeye çalışıyormuş. Bereket, parlamento şike

cezalarında indirime gitmiş de, bu güzide köklü

kurumumuz “böylece” kötü kişilerin eline düşmekten

kurtulmuş.

Bunları “fikir” diye yazıyorlar, sağda solda

konuşuyorlar. Koca koca adamlar. Ve hiç utanmıyorlar...

Bir cemaat, bir futbol kulübünü niçin ele

geçirmeye çalışır?

TOPLU AYİN Mİ YAPTIRACAK?

Ne olacak, ele geçirecek de? Tribünlerde

toplu ayin mi yaptıracak? Takım formasına cemaat

reklamı mı alacak?

Bu nasıl bir cemaat ki, ele geçirmeye doymuyor?

Ele geçirdikçe, ele geçiresi geliyor... Bu

cemaat, Tuncay Özkan aleyhinde karar veren

AİHM’i de ele geçirmiş olabilir mi?

DELİKANLI OLUN!

Bunları iddia sahiplerine soracaksınız...

Peşinden ekleyeceksiniz: “Hangi argümanlarla

ve neye istinat ederek cemaatin devlet içinde

yapılandığını ve AK Parti’yi oralardan sürmeye

hazırlandığını öne sürüyorsunuz?”

Bu iddialarını kanıtlayacaklar...

Dedikoduyla, tevatürle, kulaktan dolma bilgilerle ve

kim bilir hangi karanlık dehlizlerden uçurulmuş

manipülatif haberlerle yazıya kalkışmayacaklar...

Delikanlı olacaklar.

Evet kardeşim, bildiğiniz bir şey varsa

anlatın... Lafı ağzınızda gevelemeyin...

Kim kimi devletten sürmek istiyor? Niçin?

Bilmek istiyoruz. Gazeteciler :com

 

 

(10  Ocak 2012de yayınladığım yazı. Kekeç şimdi nerede duruyor. Altan nere de ? Bu gün Kekeç ve benzeri cemaat yandaşları çıkmışlar her gün bizim gibi Cemaat yapılanmasına başından beri dikkat çekmeye çalışanlara küfür edip duruyorlar. Ve ne yazık ki bunlar hala piyasalarda . Yine yazıp yine tarihe not düşelim. Bunlar yine kol kola girerler . E.K. ) 

  FINDIK ÇALIŞTAYI 

Fındık çalıştayı geçtiğimiz günlerde toplandı.

Çeşitli kararlar aldı.

Ama bu kararlar arasında fındık fiyatları üzerinde oynanan

oyunlara değinilmedi. Ayrıca Ziraat Odalarının daha aktif rol

alması yolunda da her hangi bir çağrı veya temenni gerçekleşmedi.

Çalıştay’da alınan kararlar aşağıda ancak bunların bile

takibinin olacağına inanmıyoruz.

Daha şimdiden fındık fiyatlarının belirlendiği ve oyunun

yine ayni şekilde oynanacağı, Ziraat Odaları ve diğer kuruluşların

üreticiden çeşitli yollarla alacaklarını tahsil ederek bakmaya

devam edeceği söyleniyor. Ne yazık ki durum böyle. Alınan kararlarda

şöyle !!!

1- Devlet tarafından uygulanan alan bazlı destek uygulamasında,

arazının değil üretimin desteklenmesi,

2- Fındıkta devlet tarafından mutlaka müdahale kurumunun

yeniden oluşturulması,

3- Bölgede verimi düşük olan fındık dikim alanlarının

ıslah edilmesinin teşvik edilmesi ve devlet tarafından desteklenmesi,

4- Rekolte kaybının önlenmesi için devletçe belirlenen

toplama tarihlerine mutlaka uyulması,

5- Birim alandan elde edilen fındık miktarının artırılması

için modern tarım tekniklerinin uygulanması,

6- 2009 yılında belirlenen fındık stratejisinde yer verilen

lisanslı depoculuğunun bir an önce hayata geçirilmesi,

7- Fındığın fiyatındaki istikrarı yakalamak için belli

miktarda emniyet stoku oluşturulması,

8- Türk fındığının kalitesinin korunması için aflatoksinin

önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması,(naylon çuval

kullanımının yasaklanması,beton harman yapımının özendirilmesi,

uygun depolama yapılması vb.)

9- Gıda sanayinde kullanılan fındığın damak tadının

kaybolmaması için kaliteli fındık seçimine özen gösterilmesi,

10- Fındığın geçim ürünü olabilmesi için arazi toplulaştırılması

yapılması ve kırsal alan yatırımlarının desteklenmesi,

11- Üretici ile çiftçi tanımının iyi yapılması,

12- Fındığın atik maddesinin sanayi hammaddesi olarak

değerlendirilmesi,

 

(17 mayıs 2012 yılında kaleme alınmış bir yazı. Ne  yaptılar şimdiye kadar. Her kesimden bahsediyorum.  Yalandan ağlamayın, yalandan şöyle böyle demeyin. Nasıl hak ediyorsanız öyle muameleye tabi tutuluyorsunuz. Dönüm parasına tav olup bir kenarda oflamayın puflamayın daha beter olun !!!)

 

BÜYÜK GÖÇ

 

Selanik Limanı civarında, sıra sıra kurulmuş çadırlarda binlerce insan kaderlerini, yeni yaşamlarını bekliyorlardı…

            Rumeli Mübadilleri endişe içinde idiler… Korkuyorlardı… 500 yıl yaşadıkları vatan topraklarını, evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kalmışlardı. Bundan sonraki yaşamlarını nasıl sürdüreceklerdi? Kader onlara gelecekleri için nasıl bir yol çizmişti. Bilmiyorlardı…

            Çadır kentin etrafı tellerle çevrilmişti. Esir kampı gibi bir yerdi.  Kampın dışına çıkmak yasaktı, tecrit edilmişlerdi. Tellerin dışındaki ve içindeki silahlı Yunan askerleri mübadilleri baskı ve kontrol altında tutuyorlardı. Selanik şehrini merak edip, şehri dolaşmak için çadır kamptan kaçan bazı gençler yakalanıp tekrar geri getirilmiş ve cezalandırılmışlardı.

                Yaşanan esir hayatına, yaşadıkları yerin pisliği de katılınca bulundukları yer yaşanmaz bir hale gelmişti. Çamur ve çöpler, yetersiz tuvaletler, banyo ve diğer temizlik imkanlarının sınırlı olması yaşamı daha da zorlaştırıyordu. Su ve yemek yeterli değildi. Yunan askerlerinin günde iki kez dağıttığı çorba insanların karnını doyurmuyordu. Çocuklara süt bulunamıyordu. Hasta ve yaşlı insanlar için yeterli doktor ve ilaç yoktu.

                Kuruoğulları sülalesinden Abdurrahman oğlu Nazif Efendi, karısı Ümmügül, 12 yaşındaki kızı Firdevs ve 7 yaşındaki oğlu Yusuf’ da yaklaşık bir aydır onları Samsun’a götürecek vapurun gelmesini bekliyorlardı. Yanlarındaki çadırlarda yakın akrabaları ve komşuları vardı. Yunanistan’ın kuzey batısındaki ( şimdiki adı Ptolemiya ) Kayalar İlçesinin Uçana köyünden kısmen trenle, çoğu zaman kafile halinde Yunan Askerlerinin kontrolünde yürüyerek bir haftada Selanik şehrine, bu çadır kampına gelmişlerdi. Bir süre önce Yunanlı yetkililer,  tüm köy halkını köy meydanında toplamışlar, kısa bir süre içinde Yunanistan’ı terk etmelerinin gerektiğini söylemişlerdi.  30.Ocak 1923 tarihinde Türk Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında yapılan Mübadele Antlaşması gereği Rumeli topraklarında yaşayan Müslüman Türkler Anadolu’ya gidecekler, Anadolu’da yaşayan Ortodoks Rumlar ise Anadolu’dan ayrılıp, Türklerin bıraktıkları bu topraklara geleceklerdi. Yunan yetkilileri böyle anlatmışlardı. O nedenle Selanik limanındaki kampta Türk Vapurlarının gelip kendilerini almalarını bekliyorlardı.

                Yaklaşık bir ay bu çadırlarda yoksulluk içinde, yarı aç yarı tok, yetersiz sağlık koşullarında yaşamak zorunda kaldılar. Hayatlarının nasıl değiştiğini, güzel günlerinin ve varlıklı yaşamlarının ellerinden nasıl alındığını, çalındığını, sebep olanlara beddua ederek anlatıyorlardı birbirlerine. Gidecekleri topraklarda kendilerini nelerin beklediğini tartışıyorlardı. Çoğunluğu okuma yazma bilmiyordu. Bu topraklarda yüzlerce yıl yaptıkları, bildikleri işleri, rençberliği gidecekleri yeni topraklarda da nasıl uygulayacaklardı? Çoluk çocuklarının karınlarını nasıl doyuracaklardı? Üzüm bağları, buğday, arpa, meyve ile uğraştıkları bu topraklardan ayrıldıktan sonra gidecekleri Anadolu topraklarında aynı imkânları bulabilecekler mi? Tüm bu sorular cevapsızdı, bir muamma idi. Endişeli ve umutsuz idiler.

                Son yıllarda bu topraklarda yüreklerin kaldıramayacağı kadar acılar yaşamışlardı. Evleri yıkılmış, ana babaları, çocukları, kardeşleri öldürülmüş, işkenceye maruz kalmışlardı. Ancak sevindikleri bir husus vardı. Gidecekleri topraklarda aynı dili konuşup, aynı bayramları birlikte kutlayacakları, pek çok ortak duyguyu paylaşacakları insanlarla birlikte olacaklardı. Başlarına neler gelecekse gelsin, gidecekleri yerlerde nelerle karşılaşırsa karşılaşsınlar her sıkıntıyı beraber göğüslenecekler, paylaşacaklar ve çözeceklerdi. Artık soydaşları ile beraber olacaklardı

                Bu umut yinede doğup büyüdükleri toprakları, analarının babalarının mezarlarını unutturamıyordu. Bunca yıl yaşamlarını sürdürdükleri evlerini, bağlarını bahçelerini, su içtikleri çeşme başını unutturamıyordu.

                Ve Gülcemal Vapuru Kayalar’ lı  Mübadilleri alıp Samsun’a oradan da Ordu’ya götürmek için Selanik limanına yanaştı. Yatak, yorgan, kap kacak tüm ev eşyaları yavaş yavaş vapura yüklenmeye başlandı. Bazı çiftçiler ve zanaatkarlar büyük, küçük baş hayvanlarını, aletlerini, kazma ve küreklerine kadar her şeylerini götürmeye çalışıyorlardı. Geldikleri köylere göre sıra ile bindiler vapura. Gülcemal Vapuru insanla, eşyalarla doldu.  Bazıları sonraki vapur ile gelmek üzere limanda bırakıldı. Bazı aileler parçalanmıştı. Yavrusunda ayrılan analar, babasından ayrılan çocuklar ağlaşıyorlardı…

                Gülcemal vapuru demir aldı. Süzüle süzüle Selanik limanından ayrılmaya başladı. Güvertede toplanan Mübadiller Selanik’e son defa bakıyorlardı. Abdurrahman oğlu Nazif Efendi kızı Firdevs ile oğlu Yusuf’u kucağına alarak son bir defa Selanik’e baktılar. Atalarının ve dedelerinin ve kendilerinin yaşadığı bu toprakları bir daha görmeleri mümkün olur mu diye düşündüler. Sessizce dökülen gözyaşlarına bazen hıçkırıklar karışıyordu. Kuruoğulları Sülalesinden Abdurrahman oğlu Nazif Efendi ve yakınları için yeni bir dünyada yeni bir yaşam başlıyordu artık.

                Nazif Efendi gözyaşlarını silerken dudaklarından bir Selanik Türküsünün sözleri dökülüyordu.

                 Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı

            O bizim kavuşmalarımız a yarim, mahşere kaldı

            O bizim kavuşmalarımız a yarim, ahrete kaldı. 

 

                        *                              *                          *

         Türk toplumu Osmanlının son yüzyılında Balkanlarda, Rumeli’n de unutulmaz acılar yaşadı. Dostluk ve kardeşlik duygusunu yaşamak yerine, düşmanlık ve nefreti egemen kılmaya çalışanların istedikleri oldu hep. 30 Ocak 1923 de Lozan’da Yunanistan ile yapılan “Türk – Yunan Nüfus Mübadelesi” antlaşması, Rumeli’ndeki Türklerin 500 yıllık yaşamı için bir son nokta oldu. Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden 465 bin Müslüman Türk Anadolu’ya göç etti 

                Bu günü anlamak için ara sıra tarihimize bakmak gerekiyor.

( Bu yazı rahmetli Mali Müşavir Rüştü Demirel tarafından kaleme alınıp Ordu Değişim Gazetesinde yayınlanmıştır. Bazı şeyleri anlamak için tarihe bakmak gerekir diyen merhumu tekrar rahmetle anıyoruz. Erol Karaer ) 

50. YIL ACILARI

 

 

Öyle veya güzel günlerimiz oldu.

 Kimleri görmedik ki Orduspor başkanlığında.

3. liglere de düştük ama hiç bu kadar Amatör kümeye yakın olmamıştık.

Sonuçta Orduspor’un tam çöküşü Nedim Türkmen’in kendi uygulamaları ve yönetim anlayışı ile olmuştur. Hatta iki kardeşi bu uygulamalardan rahatsız oldukları için kendilerini kenara çekmişlerdir.

Olaya baktığınızda Türkmen’in suç ortağı  bu günkü Medyadır aslında.

Biz ısrarla yanlış yapıyorsunuz, Orduspor taraftarını ve sevenlerini bölüyorsunuz derken avantacı ve lavantacılar alkışlıyor tek bir kelime bile yazıp burada yanlışsın demiyor  ceplerine girenlere bakıyordu.

İşin ilginç yanı bu gün ise kavgalı olan taraftarlar Orduspor’un cenazesi bile kalkmadan birlikte  resim verebiliyorlar.

Yıllarca Orduspor taraftar başkanlığı yaptım böyle kirli ilişkilere şahit olmadım.

Dediğim gibi daha Orduspor’un cenazesi kalkmadan adamlar mevlidini okutuyorlar.

50. yılda ne yazık ki Orduspor büyük bir ihtimalle Amatör kümeye düşecek.

Sebep olanlar, katkıda bulunanlar, avanta uğruna kalemini,  mikrofonunu satanlar rahat edebilirler.

Ama işin en  iyi tarafı ne biliyor musunuz ?

Tarih artık elektronik ortam da yazılıyor.

İnternete girdin mi kimin ne olduğunu neler yaptığını, neler yapmadığını, neleri yazıp, neleri sakladığını görebiliyorsunuz.

Diyeceğim o ki Tarihin en resim sayfalarına yazıldınız.

Rahat edemeyeceksiniz ?

 ( Bu yazı Orduspor’un 50. Yılı nedeniyle özel sayı çıkartan Kuzey’in Yıldızı dergisinde yayınlanmıştır ) 

 DOKTORUN YILMAZ

Merhum Dr. İsmail Engin oğlu Yılmaz Engin…

O yüzden Doktorun  Yılmaz derlerdi.

Fazla yazmaya bile gerek yok tanıyan tanır.

Doğa aşığı can ağbim, uzun bir süre önce geçirdiği hastalıkları nedeniyle  Cumhuriyet mahallesinde ki harman evinin altında oyalanıp çiçekleri biberleri ile zaman geçirirdi.

Oğlu Burçak yan tarafta sigorta bürosunda bende amcası Tuncer Engin’in bürosundayım.

Bir sabah telefon çalıp Burçak’ın ismini görünce hayırdır dedim. ‘Babamı kaybettik ağbi ‘ dedi.

Ani oldu ‘vay be’  diyebildim sadece…

Doktorun Yılmaz, ah benim güzel ağbim.

Neydi acelen neydi diye gönderdik seni sonsuzluğa.

Gülüşlerimiz şakalarımız kaldı sonsuzlukta.

Vurduğum bütün kuşlardan özür dilerim deşiştin bir gün…

Ayşe yengem cennetlik,  hastalığında çocuk gibi ilgilendi onla.

O kadar çok anılarımız oldu ki ? Yazsam kitap olur.

En son  Perşembe’de Burçak ile birlikte oturduk sohbet ettik.

Çok resimlerimiz oldu ama o son resmimiz oldu.

En güzel halinle, en güzel anılarınla gittin be Doktorun Yılmaz…

23 Aralık 2015 günü noktayı koyduk.

Ve  gün geçtikçe daha da ağır basıyor yokluğun…

( Ateş önünde ki fotoğrafı yaklaşık 20 yıl önce ben çekmiştim )

 

Kömür oldular!!

            Bu sözü kim söylese, kim yazsa ( Tabi yandaş olmayacak ) ikinci güne varmaz tutuklatırlardı. Ortalığı ayağa kaldırıp Mart kedileri gibi bağırıp bir yandan da şehit üzerinden mağdur edebiyatı yaparlardı.

Ne de olsa yandaş olunca Şehit denince mangalda kül bırakmayan yandaş, yalaka, soysuz, şerefsiz medya ile kahpe trollerden ses soluk yok,.

 Ne olacak ki, Şehitler için kelle, 3-5 asker öldü diye meclis mi toplanır, elbette ölecekler seçmeseydiler o mesleği, asker olurken bana mı sordun diyenlerin, Çanakkale için lafının nereye  varacağını bilmeden konuşanların olduğu ülkemizde bunlar doğal değil mi ?

            xx

 

“Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Beyaz TV’de Latif Şimşek’in ‘Dinamit’ programına konuk oldu. Gökçek, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında şehit olan özel harekatçılar için, ‘Atılan bir bomba ile orada 52 kardeşimiz kömür oldu’ dedi.

Gökçek’in ‘kömür oldu’ ifadesi haberin görüntüleri yayınlanırken de ’52 Özel Harekatçı Kömür Oldular’ KJ’si (alt yazı) ile verildi.”

xxx

 

Neyse birine de tarih hatırlatalım. Abudig gubudik işler oluyor ama  atamayla da  başbakan olunuyor değil mi?

xxx

Gemi seyir defterine Jurnal denir.Jurnal,gemi seyirde yada limandayken gemi ile ilgili bilgilerin yazıldığı defterdir.Geminin rotası,hızı,geldiği/gideceği liman,vardiye değişimleri hava durumu v.b bilgiler not edilir.Kanal,boğaz ve sığ sularda sürekli güncellenir.

Örneğin Kilirbahir bölgesi geçildiğinde;''saat 15.30 itibariyle Kilitbahir geçildi''veya 05.00 İstanbul boğazı geçildi yazılır.

Bu tüm Dünyada ki boğazlar için aynıdır.ÇANAKKALE hariç.!!!

Çanakkale boğazı seyri tamamladıktan sonra jurnal a '' saat 21.30 Çanakkale ÇIKILDI'' yada'' saat 21.30 şehitlik abidesi 2 milden selamlandı '' yazılır.Çünkü bilirler ki:'' ÇANAKKALE GEÇİLMEZ.!!!

Ordu Savaş’çısı !!!

Bakmayın böyle başlık attığıma.

Takip ettiyseniz bazen nostalji yapıp ölenleri anıyor bazen de yaşayan büyüklerimizi yazarak sağlıklı ömürler diyoruz.

Böyle olunca da bazen ara da kaynayıp gidenler oluyor, özellikle genç nesil.

 Yılda bir kez de olsa mutlaka uğramadan geçmez!!!

2003 yılında Almanya’da gönderdiğimiz kardeşimiz  gazeteci Savaş Çelebi’yi ele alayım dedim !!!

Almanya’da olsa da takipteyiz.

Yoğun iş mesaisinin yanı sıra fırsat buldukça Ordulularla buluşmaya, Ordulu olmayanlara Ordu’yu anlatmaya tanıtmaya çalışıp duruyor.

Ordulunun olduğu bütün organizasyonlarda yer alan, yardımcı ve destek olan Savaş, Ordulu olup Ordu’ya uzun süre gitmeyenleri de ikna etmek için uğraşıp dururken Ordulu olmayanlara da Ordu’nun nasıl güzel bir yer olduğunu anlatıp duruyor yorulmadan. Bence Ordu Valiliği Savaş Çelebi kardeşimize üstün hizmet madalyası takmalıdır !!!

Mevzu nereden nereye geldi.
Bazı büyüklerimizin değerini yaşarken de verelim diyoruz ya genç olunca verilmiyor mu dedim, bu yazı ortaya çıktı.

Sağlıkla,  güzellikle, ailen ve sevdiklerinle  ayni heyecanla devam Savaş

 

HERKES SUÇLU BİR ONLAR DEĞİL ?

Cumhurbaşkanına anlatıldı, Bakan Kurtulmuş konuştu, Milletvekilleri konuştu. Gereken yapılacak dediler.

Gerekeni piyasalar yaptı, fındık fiyatı düştükçe düştü.

Fındıkta tekel oluştu diyenleri alkışlayan ah benim unutkan köylüm ah…

Fiskobirlik’i TMO’yu devre dışı ben mi bıraktım?

Bu iktidar devre dışı bırakmadı mı ? Piyasayı başı boş bırakan siyasetçi şimdi çıkmış dert yanıyor.

Herkes suçlu bir tek onlar ak kaşıtan çıkmış gibi.

Sen “ne oluyor yaaa, piyasayı başı boş bıraktınız fındığı piç haline getirdiniz hala nasıl kendinizi savunuyorsunuz” diye sormazsan, daha da beter günleriniz olacaktır.

Dönüm parasına tav olup 15 liralık fındığını 9 liraya satmaya razı olanlar, beter olun emi ? !!

 

BEN ORHAN ŞENSOY…

Rivayet odur ki bir filmde  samanlıkta tecavüz sahnesi vardır. Filmin baş rol oyuncusu Orhan Şensoy kapıyı kırarak içeri girecek ve kötü adamın elinden sevgilisini kurtaracaktır.

Ama yönetmenin ona söylediği repliği unutup sahneyi 3-4 kez çekmek zorunda kalmışlardır. En son yine Orhan Şensoy söyleyeceklerini unutur ama  içeri dalarken ‘ Heyyetttt bırak lan karıyı ben Orhan Şensoy ‘ diye bağırır.

Altın Mezar adlı filmde yaşandığı ileri sürülen bu replik yıllardır Orhan Şensoy denince yanında bu olay anlatılırdı.

            Orhan Şensoy ile ilgili Başbakanlık Osmanlı Tarihi Arşivleri Uzmanı , yazar hemşerimiz Adnan Yıldız’ın  tarihi bir çalışmasını sizlerle paylaşmak istiyorum. Orhan Şensoy’a Allah’tan rahmet yakınlarına sabırlar diliyorum.

 Boztepe’ye Çıkan İlk Artist

Filmlerin, çekildikleri yerlerin tanıtımında önemli bir yeri vardır. Bu yüzden herhangi bir yerde bir film çekiliyorsa önce yetkililer devreye girer, sonra halk, film ekibine her türlü kolaylık sağlanır. Hatta tanıtım uğruna, James Bond serisinin "Skyfall" filminin çekimlerinde olduğu gibi Kapalı Çarşı’nın damlarında dahi motorlarla her türlü fanteziye izin verilir. Önemli olan tanınmaktır. Hele bu filmler küçük şehirlerde çekiliyorsa varın gerisini hesaplayın. Yetkililer devreye girer, bütün mekanlar filmcilere görücüye çıkarılır. Ama bunca emeğin karşılığı ise bazen bir iki saniyelik görüntüler de olabilir. O zamanda, “yahu adamlar kaç gün çektiler, hepsi bu mu diye?” dövünülür. Olsun yine de öyle ya da böyle tanınmak iyidir!

1968 yılı Temmuz ayında, Ordu’da da bu uğurda çok çaba harcanmıştı. “Dost Film”in 20 kişilik ekibi, “Çıldırtan LSD” ve “Altın Mezar” adlı filmlerin çekimleri için Ordu’ya gelmişlerdi. Filmlerin yönetmeni Mümtaz Alpaslan, prodüksiyon amiri Kenan Şensoy, oyuncuları ise Sibel Göksel, Aynur Akarsu, Abdullah Ferah ve hemşerimiz Orhan Şensoy’du.

Film ekibi, Ordu’da başta Vali Orhan Mirkelam ve basın olmak üzere yoğun ilgiyle karşılanmışlardı. Senaryoda fındık konusu da yer almaktaydı. (Biz bu filmleri izleyemediğimizden bilemiyoruz ama acaba fındık konusu nasıl yer almıştı? Merak etmiyor değiliz.) Çekimler genellikle Boztepe’de su deposunun üzerindeki tepede ve Kayabaşı’nda yapılacaktı. Nihayet Ağustos başlarında filmlerin çekimleri başlamıştı. Önce “Çıldırtan LSD” filminin çekimleri yapılmaktaydı. Bilmeyenler için söyleyelim. LSD, halüsinasyon etkisi yapan bir tür ilaçmış.

Çıldırtan LSD’nin çekimleri için ekip önce iki jeeple Boztepe’ye çıkmışlardı. Başrollerde Aynur Akarsu ve hemşerimiz Orhan Şensoy iki sevgiliyi oynamaktaydı. Çekimler başlamıştı. Senaryoya göre, önce iki sevgili Boztepe’den Ordu’yu ve ufku seyretmişler, sonra tepeye doğru mutlu bir çift olarak tırmanmışlardır. Çekimler bittikten sonra da sanatçılar su deposunun üstünden bir süre daha Ordu’yu seyretmişler ve yürüyerek şehre inmeye karar vermişlerdi. Şimdiki gibi teleferik olsa büyük bir ihtimalle teleferiğe binerlerdi. Ama ne gezer Boztepe’ye çıkacak doğru -dürüst bir yol bile yoktu o zamanlarda.

Dönüş yolunda Aynur Akarsu ayakkabılarını çıkarmış, afacan bir kız edasıyla patika, taşlı, dikenli, kekik kokan yamaçlardan bir ceylan çevikliğiyle seke seke, atlaya zıplaya şehre kadar inmişti. Ve sonrasında “ Gördüğüm manzarayı ifade edecek kelime bulamıyorum” demişti. Bu arada Sibel Göksel de kendi oynadığı “Külhanbeyler” ve “Yahudi” adlı filmlerin Ordu İnci Bahçe sinemasındaki galasına katılmış, burada tezahüratlarla karşılanmıştı. Kısaca film ekibi, Ordu’daki hayatlarından memnundular. Nasıl olmasınlar ki, başta Vali, Vali Muavini, Belediye Başkanı, Radar komutanı Yarbay Latif Özlü, Tüccar İbrahim Köksal, Salih Erdoğan ve basın onlarla devamlı ilgilenmekteydi. Ordu’da 15-20 gün daha kalacaklar ve “Altın Mezar”ı da çekeceklerdi.

Temel Uzlu ise Ordu Sesi Gazetesindeki köşesinde, Ordu’da film çekimleri hakkında şunları yazmaktaydı.

“FİLMCİLİK

Film şirketlerinden birinin şehrimize geldiğini, burada bir film çevireceğini öğrendik.

Ancak film çevirmek için bizim şehri seçtiklerine pek iyi etmediler gibi geliyor. Çünkü bütün Türkiye’de olduğu gibi bizim şehirlilerinde hemen hepsi filmcidirler. Hem de öyle konuları bulup çevirirler ki insanın aklı durur.

Her ay değil her gün 36 kısımlık çeşit çeşit filmler bizim şehirde de çevrilir. Seçimlerde çevrilen yerli filmler dillere destandır. Ve hele her yıl bu aylarda çevrilmesine devam edilen bir fındık filmi vardır ki, dünya filmciliğinin en uzun kurdelası sayılmaktadır ve bu film hep birlikte yazılıp hep birlikte oynanmaktadır. 40 yıldan beri çevrildiği halde, hala bitirilemeyen bu filmin kaç yılında biteceği de bilinmemektedir.

O; banka kredileri filmleri, o adam kayırma filmleri, o vatandaşı uyutma filmleri, o aşırımento, kandırımento, yürütmento filmleri, o ham hum şorolop filmleri, her yıl çevrilmesine devam eden fındık filminin yanında hiç kalır….”

 

SIRADAN BİR HABER

Mesud Barzani'nin Türkiye'ye ayak bastığı İstanbul Atatürk Havalimanı’nda ilk kez Kürdistan Bayrağı göndere çekildi. Barzani'nin ikinci adresi Ankara Esenboğa Havalimanı'nda da Kürdistan Bayrağı'nın olduğu görüldü.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, bugün İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü. 

xxx

Hafta sonu gerçekleşen görüşmeden basına yansıyan haber.

Sıradan olağan geliyor değil mi ?

Kimse ile işim olmaz.

Hayırcıları terörist ilan edenler, PKK’nın da istediği bayrağı göndere çekmekten çekinmiyorlar.

Ne  diyeyim AKP mitinglerinde sahte de olsa Bozkurt işareti yapanlara, Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alanların koltuk altlarına girenlere ve eskiden aslan gibi bu olaylar karşısında kükreyerek yeri göğü bir araya getiren Bahçeli ve avenelerine kapak olsun.

 

 

 

OSKİ SORULARIMIZI YANITLAMADI

Yaklaşık 10 gün önce Oski Genel Müdürlüğü bir basın toplantısı düzenleyerek çalışmaları hakkında aracılığımızla kamuoyunu biraz eaydınlatmıştı.

 Toplantı sonunda  Genel Müdür Fatih Yörük sorularımızı yanıtladı.

Ben, Oski  olarak göreve geldiğinizde suyun tonu kaç lira idi , şimdi kaç lira, ayrıca sayaç yazma parası olarak kaç lira alıyorsunuz diye sordum, orada Oski’nin yönetim kurulu üyeleri ve çalışanları olduğu halde Genel Müdür şimdi bu konularla ilgili rakamların olmadığını bana en kısa zamanda iletileceğini söylemişti.

Beklerken  su faturası gelince ve de  25 günlük yazmayı görünce işin içinde bir iş olduğundan şüphelenmedim değil!!!

Daha önce daha uzun sürede fatulandırma  yapan Oski, yeni zam yaptığı için mi  kısa dönem tutup sonradan uzun dönemde zamlı tarifeyi mi uygulayacak ?

 

            Sorularımıza bir soru daha ekleyelim. Belediyeler halkın su ,yol, kanalizasyon gibi ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Yani Anayasa’da yer alan hükmü ile bunu yapmak zorundadır. Su faturası yazma parası olarak 4 liraya yakın bir para hak mıdır, Adalet midir ? 

KAHYO HAMİ…

            Yanık bir Karadeniz türküsünü teybe koymuş çalıyor bizim kasetçi...

            İstesen de istemesen de dinliyorsun ...

            Acıyı bal eyleyen, sevdayı nam eyleyen türkülerden biri...

            Aklıma köydeki dut ağacına çıkarak söylediğim türküler geliyor. Yarım yamalak, avazımın çıktığı kadar söylediğim türküler...

            Ağacın tepesinde köyün en güzel kızı, aşağı mahallenin tüm oğlanlarının  aşık olduğu  kız için söylenen türküler...

            En büyük zevkimiz, sabah inek yaymaya gidecek sevgilinin  hangi bahçeye gireceğine dair iddialar olur, kaybedenin çektiği cezalara dakikalarca gülerdik...

            Bir de, Soğukpınar’ın başında asker sigarası tüttürmek...

            Şimdi ne asker sigarası , ne de onun türküleri var...

            Dut ağacını da kesmişler, Soğukpınar da kurumuş...

            Anılar ah anılar , bir zaman sonra gözyaşları ile buluşurmuş...

                        ( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan)

 

( Bu yazının esin kaynağı Süleyman Felek Caddesinde bulunan ve Aynalı Çarşı dediğimiz yerde uzun süre plak ve kaset satan Hami Kahya amcamızdır. Ayrıca uzun yıllar radyo tamirciliği de yapan Hami Kahya 8 Aralık 2015 tarihinde sonsuzluğa göçtü. Ruhu şad, mekanı cennet olsun ) 

SOSYAL MEDYA YAZITLARI !!!

Bu günde paylaşılan bazı sosyal medya yazılarını sizlerle bende paylaşayım istedim.

Seçtiklerim bunlar :

 

Arkamdan konuşan yok sanıyordum, ismim ve soyismime özel watsapp dedikodu grubu açmışlar. 

 

Yaşın 17 ama 7 yaşında ki bir çocuk gibi hissediyorsun, yaşın 17 ama hala öpünce geçeceğine inanıyorsun

 

Eve gelen misafirin önüne düzgün bir şekilde sehpayı koymak için yaptığım hesaplamaları hiçbir matematik profesörü yapmamıştır

 

 

Merhaba, tanıştığımıza çok memnun oldum. Sinir sistemimde kalıcı hasarlar bırakacak gibi duruyorsun

. bazı insanların karşısına geçip “ya sen gerçekten çok harika bi insansın” demek istiyorum ya

 

Hayat istediğiniz gibi değilse siz hayatın istediği gibi değilsinizdir.Eğer hayat istediğiniz gibi olsaydı hayat istediğiniz gibi olur ve sizde hayatın istediği gibi olurdunuz.Demek istediğim şu ki siz siz olun hayatın istediğiniz gibi olması için hayatın amk hayat bu değil arkadaşlar yaşayın boşverin aman

 

aklımdan geçen şeyler yüzünden günlerdir uyuyamıyorum. söyleyecek çok şey var ama söyleyeceğim kimse yok

 

Bir şey aldırmak için kantine gönderdiğim insanlar ‘sen neden gitmiyorsun?’ dediğinde verilecek bir cevap bulunsun artık …

 

Bizi bizden, nefsimizin şerrinden koru Allah'ım! Kalbimizi nifaktan, amelimizi riyadan, dilimizi yalandan, gözümüzü, malımızı mülkümüzü haramdan muhafaza eyle Allah'ım!

 

Ulan gidip birine değer veriyorsun, o sana vermiyor. Üzülüyorsun. Böyle bir iki gidiyor. Sonra kimseyi sevmiyorsun sırf üzülmemek için. Ve gelip sana diyorlar ki; neden bu kadar nefret dolusun? Neden acaba.

 

Her söylediğim kelimeye laf sokmaya çalışıyo oo diyolar, susuyorum trip atıyo diyolar,uyuyorum morali bozuk diyolar lan BENDE İNSANIM AQ İLLA BİŞEYMİ YAPMAM GEREKİYO

 

 

eskiden harry potter'ın yılanlarla konuşabilmesini çok kıskanırdım sonra fark ettim ki meğer yıllardır ben de konuşuyormuşum

Dışarıdan gülüyor ve acccayip mutlu gözüküyor olabilirim ama içim çok uvuvwevwevwe onyetenyevwe ugwemubwem osas

 

Eskiden haklı olduğumu karşımdaki anlayana kadar anlatırdım, şimdi kendim anladığım an susuyorum.

 

keşke karşındaki kişi unutunca otomatik olarak o hatıra senin hafızandan da silinse, bir hatırayı tek başına taşımak çok ağır çünkü 

Ama çok zor dayanmak,sabah saat beşse

 

Bu yaptığına söylenecek söz bulamıyorum küfür haznem şokta şu an

 

Uyumak için yatağa girip hayatı sorgulamak.

 

 

 

NATO EKREM

Bazen yaşarken de hatırlamak ve hatırlattırmak lazımdır.

Bunlardan biri de Ekrem Akdeniz’dir.

1927 yılında doğan  Tahnit , maket, avcılık gibi işlerle yıllarca haşır neşir olan Ekrem Usta’ya Nato Ekrem denmesinin hikayesi ise şöyle .

NATO F dairesi eleman alımı için sınav açınca  Ankara’da sınavdan 100 üzerinden 99 not alan Ekrem Akdeniz eki şefi olarak 1950’li yıllarda Perşembe Radar komutalığında görevlendirilince arkadaşları Nato sınavını kazanmasından dolayı Nato Ekrem lakabını  takmışlar.

Şimdiye kadar 20’ye yakın sergi açan Akdeniz tahnit işine nasıl başladığını ise kendi ağzından anlatıyor : Perşembe Hava Radar Komutanlığı’nda görevli olduğum dönemde bir İtalyan Albay ile avcılığı konuşurken konu tahnite geldi. Bende gerekli ilaçların olması durumunda tahnit yapabileceğimi söyledim ve o gün bu gündür tahnit yapıyorum.”

Tahnit ve maket yapımının yanı sıra avcılıkla da uğraşan Ekrem Akdeniz eskisi kadar olmasa da bu kez evinde sadece maket yapmakla uğraşıyor.

 

Kendisine sağlıklı uzun ömürler diliyoruz. 

PAZAR YAZISI

 

Pazar günü ne yazısı yazılır.

Ne kadar okunur bilmemem.

Okumuyoruz, Okumuyor…

O kadar …

Oranları filan yazmaya gerek yok.

Ver küsküyü ver afyonu baksınlar dursunlar camlara…

Bundan üç bin yıl önce yaşamış ve  ''Krallara Öğütler'' adlı kitap yazmış olan bir Çin kralı, kendisi gibi kral olanlara öğütler vererek şöyle yazar:

 “Ey yüce krallar, eğer rahat etmek, halkınızı iyi yönetmek istiyorsanız, halkınızı bilgisiz, cahil tutun. Bilgisizlik erdemdir. Bilgili insan çabuk bozulur, üstelik onu yönetmek de zordur. Örneklemek gerekirse, cahil insan boş, bilgili insan dolu bir küpe benzer. Boş küp işinize yarar. İçine turşu, pekmez, su koyarsınız. Oysa dolu küp zaten doludur, hiçbir işinize yaramaz. İnsanlar da tıpkı böyledir...”         

Bu yazıyı az daha uzatsam bu da kesin okunmayacak!!!

Göreceğiz!!!

 Dün Köşe yazımı yazarken Manisa’da iç savaş çağrısı ile ilgili adliyelik şu ana kadar işlem yapılmadığını yazmıştım. Yazı baskıya girdikten sonra açıklama geldi .

Önce açıklamayı yayınlayayım :

Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı, AKP Manisa İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem hakkında Soma'da yaptığı konuşma sonrası soruşturma başlatıldığını açıkladı. Akhisar Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Nadir Yağcı'nın konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"15 Şubat 2017 tarihinde bazı basın yayın organlarında, Adalet ve Kalkınma Partisi Soma İlçe Gençlik Kolları tarafından Soma Belediye Düğün Salonunda 13 Şubat 2017 tarihinde düzenlenen konferansta konuşan Adalet ve Kalkınma Partisi Manisa İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem'in 'Bu referandum oylamasında yüzde 50'yi geçemezsek iç savaşa hazır olun' şeklinde sözler sarf ettiği yönünde haberler yapılması üzerine, olayın mahiyetini araştırmak ve ilgilinin konuşma içeriğinde suç teşkil eden ifadeler bulunup bulunmadığını tespit etmek için Soma Cumhuriyet Başsavcılığımızca söz konusu olay ile ilgili soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

            Saygı ile duyduk.

Göreceğiz.

 

Osuruktan şeyler için insanların tutuklandığı ve iddianamelerinin hazırlanmadığı bu ülkede iç savaş çağrısı yapan kişi için nasıl bir karar alınacak?

GENÇ İŞSİZLİK VE…

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kasım ayı dönemine ilişkin işsizlik verilerini açıkladı. Kasım döneminde işsizlik oranı yüzde 12.1 oldu. Ekim ayı işsizlik oranı mart 2010'dan beri en yüksek seviyesi olan yüzde 11,8'e yükselmişti.

Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 590 bin kişi artarak 3 milyon 715 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1,6 puanlık artış ile yüzde 12,1 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1,9 puanlık artış ile yüzde 14,3 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 3,5 puanlık artış ile yüzde 22,6 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 1,6 puanlık artış ile yüzde 12,3 olarak gerçekleşti.

xxx

Haber böyle gerçi Tüik rakamlarla çok oynadığı için bu verilerin gerçek verilerin çok altında olduğunu herkes biliyor.

xxx

Emekli bir büyüğüme nasılsın dedim. ‘ iyi ne olsun evet ‘ yanıtını verdi.

Tabi ben mesajı aldım.

Kaç çocuğun var , kaç torunun vara ağbi dedim.

3 çocuk 7 torun diye yanıt verdi.

Torunlarının hepsi yetişkin mi diye sordum.

Evet dedi.

Kaçının işi var dedim.

Hiç birinin dedi.

 Başkanlık bu işsizliği önleyecek mi  dedim.

Yanıt vermedi…..

            Bende dedim ki Evet’e devam ağbi devam!!

NE VARSA

 

Terörist.

PKK’lı.

Vatan hanini.

Virüs.

Cahil takımı.

Gezici Vandal.

İşıd’ci..

15 Temmuz savunucusu.

Millet düşmanı.

Bunlar siyasilerin ağzından çıkanlar…

Bir de Ak troller ile göz dönmüşlerin ağzından çıkanlar var ki, buraya noktalı da yazsam ayıp olur…

Milleti tehdit eden kızıl ağızlı piçler mi ararsın silahlarıyla, yoksa 16 Nisan sonra kapınızdayım diyenleri mi …

Tüm bunlar Hayır diyenler içi söylenenler.

Daha durun diyordum birkaç yıl önce daha durun neler yapar bunlar neler…

Vatanın bekası,  bütünlüğü, kardeşliği böyle sağlanıyor işte.

Bizim inandığımız yüce yaradan, bizi bunlardan muhafaza eylesin…

 

 

 

DÜZ MAHALLE

Çocukluğum ve gençliğim , Fidangör’de  Turgut Reis, Hamdi  Baba,  Sayacı  Ali Dayı, Şaduman, Döndü, Çöpçünün karısı  ve bir yığın deliliklerin , güzelliklerin arasında geçti.

            Bizim Deli Fatma’larımız, Turgut’larımız, Ali  Beylerimiz , Hasan babalarımız vardı...

            Benim çocukça  aşık olduğum mahallenin en güzel kadını da vardı hani...

            Benim aşklarım, ıstıraplarım, açlıklarım ve en önemlisi bu şehre sevdam vardı....

            En büyük militanlığım, boş yere vurularak yaşamını yitiren liseli arkadaşımın peşinden duvarlara yazdığım “Katiller bulunsun”  yazıları oldu.

            En büyük  cesaretim ise sokaktan geçen ilk kıza arkadaşlık teklif etmem...

            O günden bu güne tek şeye yanarım;

            “ Düz Mahalle içinde çıramı yakamadım!”

 

          (Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

CESARETİ VERENE BAK …

Düzce'de iki kişi tabancalı fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşarak, "Başkanlık sistemine 'hayır' diyenleri tıpkı 15 Temmuz gibi sokaklarda bekliyor olacağız" diye yazdı. Mesajın yazıldığı hesaptan Sedat Peker'e ilişkin yapılan paylaşımlar da dikkat çekti.

xxx

Haber böyle. İki tane kızıl ağızlı piç ! Milleti tehdit ediyor.

Kızıl ağızlı piç derken bizim yörede haddini hududunu bilmeyen genç çocuklar için söylenir.

Mesele bunların bu cesareti nereden alması değil mi ?

 Lafı azla uzatmayacağım.

Atatürk’e küfür edenleri ülkenin  komutanı  ziyaret ediyorsa, hayırcılar terörist olarak ilan ediliyorsa, Parlamenter sistem bir ne mal olduğu bilinen bir kişinin  ağzına sakız  olabiliyorsa ve buna benzer bir çok değerlere Cumhuriyet’e hayasızca saldırılabiliniyorsa uzatmayacağız.

Daha önce ki bazı yazılarımda ‘ daha duru bunlar başlangıç, neler göreceğiz neler. Fırsat bulsunlar bunlar Cumhuriyetçiyim, laikim diyenleri keser derken dalga geçtiğimi mi sanıyorsunuz!? 

BETER OL EMEKLİ! 

           

            SGK, Ziraat Bankası ile promosyon konusunda anlaştı.

Fakire versen almaz diye bir tabir vardır.

 3 Yıllık ortalama 300 TL promosyonu zorla verecek olan bankalar bunu vermemek için bir yığın müşkülat çıkartıyor.

Mesela Ziraat Bankası ayrı bir hesap açılmasını istiyor, bireysel emeklilik sigortası yapılmasını istiyor ( Emekliye emeklilik )  falan  filan.

Devletin bankası 3-5 kalem ile verdiğinin yüz mislisini alma peşinde ise özel bankalar neler yapmaz ki ?

Ne yazık ki devlet bunlara ne yapıyorsun diyemiyor.

Hükümet sözde bir parça bal çaldım diyerek hava  basma adına yine emeklisini faizcilere teslim ediyor.

Geçen seçimde emekliye iki maaş ikramiye diyen partinin oy oranı yükseleceğine azaldı.

Bir defalık 100 liraya tav olanların 300 lira için takla atmayacağını kim garanti edebilir.

Bende dahil beter ol emekli.

Ananın ak sütü gibi sürüm sürüm sürünmeyi hak ediyorsun.

Anlamıyorum

 

Eğer bir sosyal medya ağına giriyorsa bir kişi, her türlü internet bağlantısı vardır.

Kendini akıllı gören ve bunları kullanan insanların daha dikkatli ve özenli olması gerekmez mi ?

Gerekir elbette …

Ne yazık ki bir yalan haberi, bir trolü  anında alıp paylaşanları görünce üzülüyor insan.

En kötü ihtimal arama motoruna girerek durumu sorgulayabilmek varken hiçbir araştırma yapmadan yalana ve yanlışa ortak olup yayılmasını sağlamak okuması yazması olan bir insan için doğru mudur ?

İnsanları öldürüyorsunuz, sayılar üzerinde oynuyorsunuz, yanlış haberleri doğru diye sunuyorsunuz,  yok sayfaları kapattırıp tıklattırıyorsunuz, falan filan.

Arkadaş sorumlu ol , sorumlu davran. Paylaşımlarında mangalda  kül bırakmıyorsun ama alan yanlış haberlerin uydurma bilgilerin yayılmasına katkı da bulunuyorsun.

Sorumlu davranmak sadece 30 saniyeni alır.  Bırak araştırmayı, paylaşacağın şeyin üzerinde 30 saniye düşün yeter.

Belki bir yerlerinde ışıklar çakar !!!

xxx

 

            Bu arada iki lafım da  başkalarının özel paylaşımlarını kaynak göstermeden kendine mal edenlere.

            Yazık öyle küçülüyorsunuz ki ? Kendiniz farkına bile varamıyorsunuz?

 

            Emekten, haktan, eşitlikten, etikten bahsedenlerin bunu sürekli ihlal etmesi ne  garip ve acı değil mi ? 

SANAL ALEMİN EVET’İ VEYA HAYIR’I

Meclisten Anayasa paketi geçip referanduma kalınca sanal alemde Hayır’lı  Evet’li kampanyalar çoğaldı.

         Sokak röportajları ve anketlerine bakınca çoğu milletin bir şeyden haberi olmadığı ortaya çıkıyor.

Evetçiler Cumhurbaşkanlığı üzerinden çalışırken Hayırcılar ise ‘Hayır’ üzerinden çalışmaya devam ediyor!!!

Olayın eninde sonunda tek adamlık ve başkanlık olduğunu belli bir kesime anlatamazsa bir diğer grup  için OHAL içerisinde yapılacak referandumdan Evet’in çıkması sürpriz olmayacak.

Yani her zaman ki yetmez ama evetçiler ortaya çıkacak nemalanma peşinde koşacaklar.

 

Sonrası mı; birilerine don olan bize gömlek olur !!!

BİR YARIŞMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 

         Ordu  Büyük şehir belediyesi tarafından düzenlenen ‘ 4. Mevsim Ordu Fotoğraf yarışmasının’ 2. sinin sonuçları açıklandı.

Öncelikle yarışmaya katılmadığımı belirteyim  sonrada yarışmaya katılanların itirazlarını sıralayalım. ( Birinci seçilen fotoğrafa diyecek bir şeyimiz yok ama !!!)

Bu tür yarışmalarda öncellikle  yarışacak fotoğrafın daha önce başka yerlerde yayınlanmamış veya yarışmalara katılamamış olması gerekir.

Başta Başkan Enver Yılmaz olmak üzere bu fotoğraf Sosyal medya üzerinden paylaşılmış ayrıca Altınordu Belediyesi tarafından yayınlanan bir kitap ta yer almıştı. Yine bir yaygın basında da haber niteliğinde yayınlanmıştı.

         Ayrıca ayni fotoğraf  ile Ekim ayında girilen bir yarışmadan da ödül alınmıştı.

Durum böyle olunca katılımcılardan rumuzlu fotoğraf göndermelerini istemek yanlıştır! Ne gerek var ki o zaman rumuz istemeye …

Belediye’den 3 jüri üyesinin olması bu durumda yanlışa yanlış katmıştır.

Eğer bu fotoğraf  onurlandırılacaksa özel ödül verilir ve diğer yarışmacılarında hakkı korunurdu .

Bu görüşler yarışmaya katılanların görüşüdür bence de haklıdırlar.

Sonuçta bu yazı bu tür yarışmalarda katılımcıların kafasında soru işaretleri yarattığı için kaleme alınmış ve de uyarı niteliğindedir.

Bilmem anlatabiliyor muyuz? 

BUNLARDAN MI BEKLİYORSUNUZ ?

 

Eğer bu konuda gram aklı olsa böyle yorum yapmazdı.

Kime niçin yaranmak istiyorlar veya bu kadar mı çarpıtılır veya kadın olarak kendisini nasıl inkar eder anlamak mümkün değil.

Siz hala bu zihniyetten mi hoş görü, kardeşlik, tek devlet, tek millet,  tek vatan,  tek bayrak bekliyorsunuz.
Bekliyorsanız buyurun okuyun.

Sonrada ne haliniz varsa görün !

xxx

AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, anayasa referandumunu "100 yıllık prangalardan kurtulma" olarak yorumladı.

TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ve "başkanlık sistemi"nin kapısını açan anayasa değişikliği teklifi ile ilgili yorum yapan AKP'li Zehra Taşkesenlioğlu, "100 yıldan fazladır bu topraklarda vurulan prangaları kurtarmaya Rabbil Alemin bizi nasiplendirdi" dedi.

Taşkesenlioğlu'nun açıklamaları şöyle:

"100 yıldan fazladır bu topraklarda vurulan prangaları kurtarmaya Rabbil Alemin bizi nasiplendirdi. Bu anlamda biz şanslıyız ve eminim ki referandum günü sandık başlarına gidecek olanlar bu heyecanı, bu sevinci ve bu özgürlükle ilgili gelecek olan mutluluğu her an ve her adımlarında yaşamış olacaklardır."



VEDAT GÜLER

 



“Ceylan Bakışlım” derdi  rahmetli öğretmen Vedat Güler yazılarında ...

En çok da tashihlere  kızardı bizim Vedat Öğretmen.

Gazetede yazıları yayınlanınca  okuyup da üzüldüğü tek şey vardı, çıkan harf yanlışları...

Öğretmenim, sen gittiğinden bu yana değişen bir şey yok. Bu illet  hatalar peşimizi bırakmıyor.

Bırakmıyor, bırakmayan bir şey daha var,  senin “Ceylan Gözlün”

“Ceylan Gözlüme”  yazdığın mektuplar, kitaplıklarımızın bir köşesinde sıkışsa da , “Ceylan Gözlüler” biliyorum ki  hep senin yanında, hep bizim yanımızda...     

            ( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 




YEŞİL ALAN

 

Bas bas bağırdık Karayolları arazisine bina filan yapmayın, burası Ordu’nun  en büyük yeşil alanı belki de Ankara’da ki Kuğulu Park gibi  yer olacak  bölge dedik.

Dinletemedik.

Tek bir ağaç dahi kesmeyeceğiz diyenler utanmasalar bölgeyi tümden tıraş edeceklerdi.

Valilik topu Belediyeye, Belediye topu  Valiliğe atıp durdular.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok bu kez umut ediyorum , diliyorum , istiyorum.

Yine yalanlarla dolanlarla karşılaşmak istemiyorum.

Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaret etmiş.

Söylediği açıklamayı aynen yayınlıyorum ve noktayı koyuyorum. Bekleyip göreceğiz. Yeşil alan nasıl olacak ?

“ 19 Eylül Stadı'nın bulunduğu 60 dönümlük arazinin yeşil alan olarak Ordulu hemşerilerimizin hizmetine sunacağımızı ilettik. Çok memnun kaldı.” 


BİR YANIMIZ…

Şairin dizeleriyle oynayayım dedim...

            “Bir yanımız yaprak döker, bir yanımız bahar bahçe”

            Ben de ölürsem  pisi pisine gülüm, ağlama...

            Ağlama gülüm, bu ülkede pisipisine ölen yüzlerce çocuk varken...

            Bir sürü pisipisine ölen insanlar...

            Hem gülüm, değiştirebilir misin bu yazgıyı...

            Değiştirebilir misin kader denen yutturmacıyı ?

            Hep gülüm, kalemini, dostluğa, insanlığa kullan...

            Senin haberin olmasa da , seni yazmak, seninle beraber olmak gibi inan...

            Kullan ki Anadolu’nun göbeğinde bir çınar kendiliğinden yükselsin...      

            Kullan ki pisipisine ölümler olmasın ülkemde...

            ”Dostum ,dostum güzel dostum,bir yanımız bahar bahçe  bir yanımız yaprak döker” demiyor mu şair?

            ( Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

BE EY GAFİLLER

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), milyonlarca çocuğun eğitimini, okuyacakları kitapları ve derslerin işlenişini belirleyecek müfredat taslaklarını açıklaması yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Atatürk’ün anlatıldığı derslerin kapsamını daraltan MEB, tarih kitaplarına sene içerisinde hükümet tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na alternatif etkinlik olarak gerçekleştirilen Kut-ül Amare’ye de yer verdi. Demokrasi anlatımında 15 Temmuz vurgusu ile dikkat çeken MEB, 7. sınıftan itibaren de çocuklara cihat kavramını anlatacak. Ayrıca yeni müfredatta cihat kavramı birçok dersin ‘değerler’ başlığı altında sayıldı.

xxx

Olayın kısaca özeti bu…

            Her şeyi öğrendiler !!! Hala bir şeyi öğrenemediler.

Be ey gafiller; gönlümüzden nasıl sileceksiniz ? 




BIRAKIN BU İNADI
Yıl 1985 Vali Necati Çetinkaya, “İskele lokantasını yıkacağım” dedi.

Yıllardır Mıdı olarak Ordu’nun ismini duyuran bir çok turist kafilesini ağırlayıp Ordu’nun tanıtımını yapan bir yer. O yıllarda özellikle Yunanistan’dan gelen guruplar mutlaka burada yemek yer Kemençeleri ile birlikte horon teperek eğlenirlerdi.

Hürriyet’in muhabiriyim. Olağanüstü Hal var. Vali’nin astığı astık kestiği kestik. Bir ara beni sürgüne göndermekle de tehdit etmişti.

Ne yapacaktık. Böyle güzel bir yer yıkılır mıydı. Hürriyet Haber Ajansı genel müdürü rahmetli Hasan Yılmaer’ idi  telefon açıp konudan bahsettim. Yolla haberi dedi. Gidip kumsal’dan lokantanın resmini çektim. Gönderdim. Ertesi gün Hürriyet bölgede yarım sayfadan büyük bir tepki haberi çıktı. Tepkiler büyüyüp genişleyince Vali yıkımdan vaz geçti ve bu günlere eldi.

Şimdi ise yıkımdan farkı olmayan bir uygulama peşinde Ordu Büyük Şehir Belediyesi.

İnadım inat deniliyor.

Bizim kimsenin yaşam tarzı ile işimiz yok diyenlere sesleniyorum.

Rahat bırakın Mıdı’yı yıllardır gelmiş güzelliği ve bulunduğu konum itibarıyla alkolünü de versin ayranını da .

            Turizmden bahsedenler, turizmin ana unsurlarını unutuyorlar mı yoksa dertleri mi başka.

Ordu merkezde insanların misafirlerini ağırlayacak bir kadeh içki ısmarlayacak  mekan bırakmamak için gayret ediyorsunuz.

Yaşam tarzına karışmıyoruz diyorsunuz, Boztepe’de durum belli.

Rahat bırakın insanları rahat bırakın Mıdı gibi yerleri.

Bırakmıyorsanız yaşam tarzımıza aleni müdahale ediyorsunuz.

Yaşam tarzı konusunda konuşması gerekenler hala niye susuyorsunuz ?

 

        HAKKI MI HELAL ETMİYORUM

 

 Kim ne derse desin benim çocuğum, benim gencim işsiz gezerken, Suriyelileri vatandaşlığa alıp iş verecek kimse kim bunu diyorsa, kim bunu uygulayacaksa hakkım haram olsun.

Vatanından kaçan Suriyeli gençler buralarda göt oynatırken benim gencim Ortadoğu bataklığında şehit oluyor.

Nasıl hakkımı helal ederim.

Hiçbir şey yapmadan gel sırf doktor, sırf öğretmen sırf mühendis diye hop işe koy.

Benim üniversite mezunum yıllardan bu yana atama bekliyor, iş bekliyor, bir doktor ömrünü çürütüyor, mühendisler işsiz geziyor.

Vallahi de billahi de bıktım sizin Arap sevdanızdan.

Arap tarihi  Türkleri her türlü satmışlıkla arkadan vurmuşlukla doludur.

Her şeyi af eden Yüce yaradan kul hakkını af etmem diyor.

Bende diyorum ki eğer böyle yaparsanız hakkımı helal etmiyorum.

Çokta tın diyen olabilir biz Allah’tan korkuyoruz bazıları gibi din iman Allah diyerek  her türlü numarayı yapmıyoruz.

ÖYLE BİR HALE GELDİK Kİ ? 
        Öyle bir hale geldik ki her şeyden korkuyoruz, KHK,  OHAL ile kimse başına ne  gelebileceğini bilmiyor.

15 Temmuz’da darbecilerle vuruşan emniyet müdürü ile gazi olan polis KHK ile mesleklerinden açığa alındılar.

Siyasetçinin hangi yalanını yazsak.

Dün  şehitlerin fazlalığı bizi üzmeli derken bu sözleri alkışlayanlar bu gün şehitlerimizin çokluğu vatan sevdasını gösterir diyorlar yine alkışlıyorlar.

Muhalefetin biri teslim olmuş diğeri halka ineceğine Ankara’dan siyaset yapmaya çalışıyor sonrada millet bizi anlamıyor diye ağlıyor.

Meydan senin paran mı yok, Türkiye’yi bir uçtan bir uça dolaşmaya.

Seçim zamanı gelince milletin ayağına geleni yemiyor.

Çünkü daha öce yediği için doymuş, kulağı sağır, gözü görmez.

Yakınına gideceksin ki seni görecek seni duyacak.

Ama nerede ?

Halka kızıyoruz her şeye teslim olmuş korkaklar diye.

Teslim olmuş bir muhalefet varken ah ülkem vah !!!

ORDUSPOR
       Ne yazsam ne etsem boş.

Nedim Türkmen  zamanından beri yapılan yanlışları dile getirmemize rağmen bir kesim ve bir bölüm medya nemalandığı için seslerini bile çıkarmadılar.

Süreç öyle bir hal aldı ki Orduspor’u tam ve kesin olarak nasıl öldürürüz  planları yapılmaya başlandı.

Stat konusu ortaya atıldığında Ordu Arena diye isim bile bulunlar ( Arenanın ne olduğunu da bilmiyorlar ne  yazık ki Atatürk’ün İsmet İnönü’nün 19 Eylüllerin adı yok olsunda nasıl olursa olsun) şimdi bile hala seslerini çıkaramıyorlar.

Orduspor’dan mal mülk para ev araba sahibi olanlar bana ne yaaa  Enver ile Yaşar’ın arasına mı gireceğiz diyorlar utanmadan. Söz konusu Enver ve Yaşar’mış gibi.

Ana mevcudiyetin Orduspor olduğunu inkar edenler., Orduspor adından boğazına giren her lokma zehir olsun, irin olsun kan olsun.

AKP’Yİ ALKIŞLAMAK ZORUNDASINIZ !

Aşağıda ki yazı bir siyaset adamı tarafından kaleme alınmıştır  ve konuşmuştur.

Yazı ilk kaleme alındığında toplum ile paylaşıldığın da beğeni de toplamıştır.

Çok uzun bir söylem değil Türk milleti olarak az uzun yazı olunca okumuyoruz.

Eğer bu gün  CHP’ye MHP’ye kızacaksanız bu yazıyı okumalısınız. Sonra da AKP’ye alkış tutmak zorunda kalacaksınız…

         XXX

Birinci kısım partiler, siyaseti sadece belli bir ideoloji temelinde yaparak siyasi parti olmaktan çok “siyasi cemaat” gibi davranıyorlardı.

Bu partiler, kamu siyaseti temelinde bir yapılanma yerine, katı ideoloji temelinde yapılanarak siyaseti radikalleştirmekteydiler.

Diğer tür partiler ise her türlü “siyasi fikir”den yoksun, sadece rant dağıtmaya ayarlanmış “siyasi şirket” görümündeydiler.

 “siyasi cemaat” anlayışına da, siyaseti fikirsizleştiren “siyasi şirket” anlayışına da karşıdır.

Ancak unutmayalım ki, çatışmalar ve savaşlar istisnadır; asıl olan barış ve uzlaşı, diyalog ve işbirliğidir. Bugün için çağdaş dünyanın ortak hedefi “barış, istikrar ve refahı güvenceye alacak bir diyalog ve işbirliğini geliştirmek” şeklinde özetlenebilir. Bu ortak hedefe ulaşabilmek için,

• demokrasi ve insan haklarına saygının güçlendirilmesi,

• sürdürülebilir ve dengeli bir ekonomik

• ve sosyal gelişmenin sağlanması,

• yoksullukla mücadele önlemlerinin arttırılması ve kültürler arasındaki karşılıklı anlayışın geliştirilmesi zorunluluğu vardır.

Barış ve uzlaşının yolu iletişim ve diyalogdan geçmektedir. Diyalog ve işbirliğine kapalı olan toplumların geleceğin dünyasında etkin bir yer bulabilmesi mümkün değildir. Diyaloga sırtımızı dönersek yerine ne koyabiliriz?

Diyalogu reddetmek bir arada yaşamayı reddetmek anlamına gelir.

         Halkımız Türkiye’yi kutuplaşmalara götüren, halkın genelini kucaklamayan, söylem ve üsluplarıyla marjinalleşen partilere tam anlamıyla güvenememektedir.

Mesele, herhangi birine saygısızlık yapmadan çok sayıda kimliğe yer bulacak bir siyasal üsluba ve yapılanmaya sahip olabilmektir. Toplumun küçümsenmeyecek bir kesimi

• geleneği dışlamayan bir modernlik,

• yerelliği kabul eden bir evrensellik,

• manayı reddetmeyen bir rasyonellik,

• köktenci olmayan bir değişim istemektedir.

Gettolaşan, içe kapanan ve işbirliğine kapalı olan toplumlar dünya üzerinde her an sorun üretebilecek sağlıksız alanların oluşmasına sebep olmaktadır. Dünyanın geleceği medeniyetler çatışmasından değil, medeniyetlerin işbirliğinden geçmektedir. Yerel özelliklerin, farklılıkların, milli ve dini değerlerin yani her türlü çeşitliliğin sahiplenilebildiği bir ortam çatışma değil uzlaşma; kavga değil barış getirecektir.

Her türlü dayatmacı, buyurgan, tektipçi, toplum mühendisliğine dayanan yaklaşımlar sağlıklı bir demokratik sistem için engeldir. Hiç kimse masa başından toplumları yönlendirmeye, onlara biçim vermeye kalkmamalıdır.

Demokrasi bir diyalog, tahammül ve uzlaşı rejimidir. Diyalogun gelişmediği kapalı toplumlar demokratik bir kültür üretemezler.

Türkiye’de kendine özgü bir demokrasi yerine; çoğulculuk, çokseslilik ve tahammül duygusunu sindirebilmiş bir demokrasi tesis edilmelidir. İdeal olan seçimlere ve belli kurumlara indirgenmiş mekanik bir demokrasi değil; idari, toplumsal ve siyasal tüm alanlara yayılmış organik bir demokrasidir.

Biz buna “derin demokrasi” diyoruz.

Din üzerinden siyaset yapmak, dini araç haline getirmek, din adına dışlayıcı bir siyaset yürütmek hem toplumsal barışa, hem siyasi çoğulculuğa, hem de dine zarar vermektedir.

Laiklik, toplumsal çeşitliliği, çatışma veya gerginlik ortamından uzaklaştırıp barış içinde ve özgür olarak bir arada tutabilmenin bir yolu olarak görülmelidir.

xxxx

Bu söylem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Ocak 2004 tarihinde “Uluslar arası Muhafazakarlık ve Demokrasi Sempozyumu”nda yaptığı konuşma metninin bir bölümünden alınmıştır…

 

BİR KİŞİ DE  TUTUKLAYIN!!

Fazla uzun yazmayacağım. Uzatırsam anında beni içeri alırlar diye korkuyorum!

Bütün laikler pezevenktir, İzmir’de niye patlama olmuyor, İzmir’de patlama oldu diye bütün Atatürkçüler ayağa kalktı…..

Bunun gibi binlerce nefret ayrıştırma söylemi.

            Ortaköy katliamında yazılanları bile saymıyorum.

Pezevenk diyen okul müdürü hakkında hala bir işlem yok…  İzmir’de niye patlama olmuyor diyen Bayyan!!! ifade verdi serbest bırakıldı.  Atatürkçüler patlama  oldu diye ayağa kalkarlar diyen  ise yazmaya devam ediyor.

Laikliğe sahip çıkmalıyız ışit ve benzeri yapılarla mücadele etmeliyiz diyen iki genç tutuklandı.

Sonrada birlik ve beraberlikten sağ duyudan bahsediyorlar.  Bu ülkede iç savaş çıksın diye uğraşanları tanıyoruz, onları biliyoruz. Bir kenara not alıyoruz.

Çıkmıyorsa vatanı milletini çok seven Atatürk’ün izinden gidenlerin ve onu sevenlerin sayesinde çıkmıyor.

 

            Elbette gün gelecek devran dönecek, hesap sormayanlar, göz yumanlar, yangına körükle gidenler eninde sonunda hesap verecek…

NE EKLEYEBİLİRİZ ?

“Bir başka nokta daha: öyle bir yarım yamalaklığımız var ki, bizim dramımız, bizim trajedimiz, akıl almaz bir biçimde gelişiyor. Ayrıca, bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz. İktidardaki adamlar da, bu sanıyı bütün millet adına dile getiriyorlar. Birkaç aydın dışında bunu anlayan yok gibi. O aydınlar da, sosyal bir takım sözler ediyorlar. Psikolojik yönü boşlukta kalıyor bu meselenin. İnsanlarımız, bu kötü yaşantıyı dile getirmenin 'muhalefet yapmak' olduğunu sanıyorlar. Yapanlar bile muhalefet yaptıklarını sanıyor bir bakıma. Aslında bir yanlış anlama olduğu halde, anlaşıp gidiyorlar. Bir 'mış gibi yapmak' tutturmuşlar; arabalar yürüyor ya, ekmek yapılıyor ya, iyi kötü suyumuz geliyor ya... mesele yok. Bir taklid yapıyoruz ve Batıya bile kendimizi kabul ettirdiğimiz anlar oluyor (Bir futbol maçında yeniveriyoruz onları.) Ya çocuksu gururumuz! Beğenilmezsek hemen alınıyoruz, Batılılara iftiralar ederek kendimizi temize çıkarmak için didiniyoruz.”

Oğuz Atay, Günlük… 1970

 

 xx

 

Ne ekleyelim ki  yazılan bu yıllar önce ki yazıya …

Acılarımızdan, nefretlerimizden başka (E.K.)

Bir motora girin!!!

 

Terör örgütlerinin hepsi bir… Hedefleri insanlık.

Bu satırları okuyanların yüzde 70’nin elinin  altında ya bilgisayar ya da akıllı telefon vardır.

La, bir ara girin arama motoruna vaktinizi pek almaz. Okumazsanız da başlıklara bakın yeter. Sizden fazla bir şey isteyen yok zaten!!!

Hiç olmazsa bir şeyleri savunurken veya karalarken kuş kadar beyniniz olsun ona bile yeter bu bilgilerin sığması.

Işıd’e övgüler. Birkaç öfkeli genç, El Nusra terörist örgüt mü

            Sadece bunları aratıp çıkan  başlıklara bakın size yeter…

Hiç olmazsa şerefsizlik yapmayı bırakıp, Müslüman’ım ama katliamlara sahip çıkarım demezsin..

 

İNSANLIĞINIZI…….

 

         Yılbaşı gecesi öncesi İnsanlığımızdan utanmadığımız bir yıl olsun dileklerinde bulunmuştum.

Sonrası malum katliam.

Sonrası nefret söylemleri…

Sonrası gay guy çek çak…

Sonrası edepsizlik, sonrası pespayelik, sonrası pişkinlik , sonrası utanmazlık, sonrası ………………………….

Yazı yazmak gelmiyor içimden.

Bir dağ başında bir kulübede her şeyden habersiz yaşamak isterim de olmuyor.

Ne demiş Fuzuli “ Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil “

Ben mi yarattım  bu kini öfkeyi, düşmanlığı, ayrıştırmayı…

Bu memleket bize cehennem olacaksa, bu cehennemden sizin de kurtuluşunuz olmaz… 

 Uyandınız mı, ayıldınız mı ?

Yeni yıla gireli bir gün oldu..

İyi dilekler dilendi falan filan…

İyi değdim gibi uyandıysanız, ayıldıysanız  bir okuyun şu yazıyı :!!!

xxx

Yeni yıldan itibaren vatandaşlar birçok kalemde fiyat artışıyla karşı karşıya

gelecek. Yeniden değerleme oranı doğrultusunda, çevre temizlik vergisi dışında kalan taşıt vergileri, harçlar, damga vergisi, cezalar ve değerli kağıtlar ile defter tutma hadleri yüzde 7.8 artırılacak.

En düşük taşıt vergisi 500 TL'yi aşıyor

Araçlar için uygulanan motorlu taşıtlar vergisinden, emlak vergisine tabi değerlere ve pasaportlara kadar birçok mal ve hizmette, belirlenen oranda vergi artışı olacak. Çevre temizlik vergisi ise yeniden değerleme oranının yarısı kadar ve yüzde 3.9 artırılacak.
Yüzde 7.8'lik artış sonrası yeni yıldan itibaren 1-3 yaş grubunda yer alan ve motor silindir hacmi 1300 cm3'e kadar olan otomobillerin halen 480,70 lira olan motorlu taşıtlar vergisi, 518,2 liraya çıkacak. Motor silindir hacmi 1301 cm3 ile 1600 cm3 arasındaki otomobillerin vergisi de 768,5 liradan 828,4 liraya yükselecek.

Kırmızı ışıkta geçmenin cezası 166 lira

2013'te kırmızı ışıkta geçenler 166 lira, alkollü araç kullananlar ilk yakalamada 701 lira, ikinci yakalamada 877 lira ödeceyecek.

Hız sınırını aşmanın cezası en az 166 lira

Hız sınırlarını yüzde 30'a kadar aşan sürücüler 166 lira, yüzde 30'dan fazla aşan sürücüler ise 344 lira vergi ödeyecek.

Pasaport harcı 121.5 liraya çıkacak

Harçların da aynı oranda zam görmesiyle birlikte 1 yıllık pasaport harcı yeni yılda 112,79 liradan 121,5 liraya çıkacak.

B sınıfı ehliyet için 300 lira

Ehliyet alanlar da artık zamlı tutar ödeyecek. B sınıfı sürücü belgesi harcı yeni yılda 300 lira olacak.

Damga vergisi 37 lira olacak

Damga vergisindeki maktu tutarların yeniden değerleme oranı kadar arttırılmasıyla yıllık gelir vergisi beyannamelerindeki damga vergisi 37,19 lira olacak. Bu miktar, makbuz senetlerinde 13,09 lira olarak uygulanacak.

Bir paket sigara 10 lirayı aşacak

Yeni yıldan itibaren tiryakiler de üzülecek. Sigara ve tütün ürünlerinden alınan özel tüketim vergisi de dört puan artacak. Halen yüzde 63 olan özel tüketim vergisi oranı 31 Aralık itibariyle yüzde 69'a çıkacak. Halen 8 liraya satılan bir paket sigaranın 6 lira 64 kuruş'u vergi. Firmalar, vergi tutarı düşüldüğünde fiyattan kalan 1 lira 36 kuruşluk geliri aynı düzeyde tutmak istese bile 8 liralık sigaranın 10,5 liraya çıkması gerekiyor.

Benzin de zamlandı

Bir hafta içinde indirim olmazsa vatandaşlar depolarını da zamlı dolduracak. 15 Ekim'de 5 lirayı aşan ancak daha sonra gelen üç indirimle düşen benzin fiyatlarına da en son Cumartesi zam yapıldı. Son zamla benzinin litresi yeniden 4,65 liranın üzerine çıktı.

Elektrik-Doğalgaz zamsız

Vatandaşın sıklıkla kullandığı elektrik ve doğalgaza ise yeni yılın ilk ayında zam yapılmayacak. Elektrik ve doğalgaza en son 1 Ekim'de yüzde 10'a yakın zam yapılmıştı.

Daha dün…

10 Mayıs 2012 Bahçeli: ERDOĞAN DİKTATÖR OLMAK İSTİYOR, başkanlık sistemi açıklaması
Bahçeli'den başkanlık sistemi açıklaması Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başkanlık Sistemi hakkında Başbakan Erdoğan'ın Alparslan Türkeş'in '9 Işık' eserinden atıfta bulunarak yaptığı konuşmaya karşı yazılı açıklama yayınladı.

ERDOĞAN TEK ADAM OLMAK İSTİYOR

Bahçeli, Erdoğan'ın Dokuz Işık'ın bir sayfasına değil asıl ruhuna odaklanması gerektiğini savunan Bahçeli: "Başkanlık sistemi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi'nin yaklaşımları net olup, Türkiye'nin bugünkü siyasi ve sosyal ortamı içinde hayata geçirilmesi asla uygun değildir" dedi. Başbakan Erdoğan söz konusu eserde geçen bölümü tam olarak anlayamadığını savunan MHP Lideri, "'Tek Başkan-Tek Meclis Sistemi' nin izah edildiği bölüme dar, kısır, sabit ve çapsız bir zihniyetle yaklaşması Dokuz Işığı layıkıyla anlamadığına delil teşkil etmiştir" ifadesini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın dün akşam İtalya dönüşü Başkanlık Sistemi hakkında MHP'nin merhum eski Genel Başkanı Alparslan Türkeş'e dayanarak yaptığı açıklamalara karşılık, yazılı bir açıklama yayınlayarak yanıt verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 9 Işık'ın bir sayfasına değil ruhuna odaklanması gerektiğini kaydeden Bahçeli, bahsi geçen bölümü Erdoğan'ın tam olarak anlayamadığını savundu. Bahçeli açıklamasında Başkanlık Sistemi'nin bugünkü siyasi ve sosyal ortamda hayata geçirilmesinin uygun olmadığını savunarak şu ifadelere yer verdi:

"Başkanlık sistemiyle ilgili iktidar partisinden gelen görüş ve öneriler ülkemiz gündemini bir kez daha tartışmalara boğmuş ve kilitletmiştir.

Bu kapsamda Başbakan Erdoğan'ın gizli gündem ve hedefinin liste başında bulunan 'tek adam' olma isteği adım adım ilerletilmektedir.

Şahlık, sultanlık, tiranlık, krallık ve emirlik hayalleri Başbakan Erdoğan'ın aklını başından almış ve bu unvanlara ulaşma çabası şuurunu kaybettirmiştir.

Başbakan'ın her yurt dışı ziyareti öncesinde ülke gündemini meşgul edecek çıkışlar ve teklifler getirmesi, iyice klasikleşmiş ve bayatlamış bir siyaset taktiğinden öte bir anlam taşımamıştır.

Başkanlık sistemiyle ilgili gündeme düşen; beyanlar ve temelsiz düşünceler de buna işaret etmektedir.
9 IŞIK İŞİNE GELİNCE REFERANS ALIYOR

Başbakan Erdoğan'ın merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'in Dokuz Işık isimli eserinden başkanlık sistemine yönelik dayanaklar ve gerekçeler bulmaya çalışması meselenin nerelere kadar vardığını açıklıkla kanıtlamaktadır.

xxx

Evet daha dün 2014 ‘de başlayıp 2015’in son aylarına kadar bunlar söyleyen Bahçeli  ne oldu da şimdi  CHP’ye küfür etme nezaketsizliğini gösteriyor.

Muhalifleri nasıl bertaraf ettiği ortada olan ve tüm gerçekler  partilisi partisizi herkes tarafından görülürken Bahçeli’nin ısrarı ve ağız bozmaları neyin işareti.

 Tüm bunları çocuğa sorsan koltuk ihtirası der çıkar işin içinden.

Bahçeli bilmiyor ki kendisi ile birlikte MHP belki tarihe gömülebilir ama Milliyetçiler ve Ülkücüler asla partisiz kalmaz. 


BİZ YAZSAK !!!

"Bu grubun, velev ki ‘tekbîr’ getirerek de veya diğer ­İslamî söylemlerle de olsa sergiledikleri bu barbarlık, müslümanlar olarak hepimizi düşündürmeli ve utandırmalıdır" dedi. Çakırgil, ­"Bu gibi korkunç vahşiliklerden dolayı, (Â’raf S. 155’deki yakarışla), ‘İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin?’ diye Allah’u Tealâ’ya sığınıyor ve her türlü barbarlık, gaddarlık ve câniliklerden berî olduğumuzu haykırıyoruz .Yüzümüzü karartanlar; düşmandan ziyade, içimizdeki beyinsizlerdir!"

 

Star yazarı Selahattin Çakırgil, terör örgütü IŞİD'in rehin aldığı iki askeri yakarak öldürmesine ait olduğu iddia edilen video görüntülerine ilişkin olarak kaleme aldı.

 Yandaş gazetenin yazarının yazdığı bu yazıyı sıradan hak ve adalet terazisini taratarak AKP’nin  yanlışlarını eleştiren birileri yazsa inanın  sözle yazı ile linç ederlerdi.

Yandaşın yazısı uzun  o uzunluğun arasına sadece şunu koyamamış. ‘ Eski başbakan Davutoğlu bunlar için bir kaç öfkeli çocuk diyordu. O zaman bazıları bunu alkışlıyordu. Ağabeylerinin sesi de çıkmıyordu “

 

NE UMUDU ?!

 

Biraz da gırgır yapalım…

Beyime söyledim hatta yakasından tuttum gitme , çıkma dolandırıcı bunlar diye…

Hanım dedi ama ben yinede çıktım.  O arada daha önceden birkaç parça altınımız vardı balkondan attım , birisi geldi aldı.

Sonra tekrar aradılar banka da ne kadar paranız var  söyledim. 32 bin lira civarında idi git bankaya çek sorarlarla oğlumu evlendireceğim de dediler. Çektim onu da verdim.

Dedim beye etme eyleme ama bir hafta sonra dolandırıldığımızı anladık. Oğlanı evlendirecektim vay  anam vay…

            Ulan hiç mi tv seyretmiyorsunuz, mutlaka cep telefonu vardır birinize de hiç mi mesaj gelmedi bu tür işler dolandırıcılık inanmayın diye.

Kaç yıldan bu yana  yetkililer uyarıyor, her yere ilan asmışlar   kanmayın diye…

3 günlük bir olay…

Hala umutlu musunuz  

VAH CHP, VAH KILIÇDAROĞLU!

Sözde danışmanı  Feto’dan tutuklandı.

Partiye olur olmaz ne kadar adam varsa alıp bir yerlere getirdi.

Örnek mi? İşte size Milli Görüşçü ve CHP düşmanı Mehmet Bekaroğlu..

İşte size Türkiye’yi kocasıyla birlikte; Süryani, Pontus, Dersim ve Ermeni soykırımcısı suçlamasıyla AİHM’ne şikayet eden Selina Doğan…

İşte size, bağımsız Kürdistan’ı savunan ve AKP’nin ‘açılım’ politikasının mimarlarından biri olan Murat Özçelik…

Fetonun adamı Faik Tunay

Bekaroğlu’nun kızı babası CHP’den milletvekili seçilince üzüntüden ağlıyorum demişti.

Dünde şu açıklamayı yaptı :

TBMM’de basın toplantısı düzenleyen CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, Atatürk heykelinin kaldırılmasına ilişkin açıklamada bulundu.

Rize’de Atatürk yeni tören alanına taşınmasıyla ilgili soru üzerine Bekaroğlu, “Ne irtica ne Atatürk’e saldırı vardır. Atatürk heykelinin yeni kaidesine konulmasında sakınca yoktur. Bir bardak suda kıyamet kopartılacak bir durum yoktur. Rize’de bu anlamda bir problem yok” ifadelerini kullandı.

CHP yapılacak ilk seçimde bu kafa ile aldığı son oy oranına bile yükselemez.

Böyle giderse partiyi sonsuza kadar kapatırlar da rahat ederler..

 

NE DERSEN DE !

Türk ordusuna ait bereleri takmasının özel bir nedeni olduğunu belirten Athena Gökhan, "Bu bereleri şanlı ordumuzun jandarmalarına, komandolarına, bordo berelilerine, mekanize birliklerine sevgi beslediğimiz için takıyoruz" dedi.

Athane Gökhan'ın bu sözleri stüdyoda alkış tufanı koparttı.

Haber bu güleyim mi ağlayayım mı ?

Ajitasyonun  , reklamın, numaranın her türlüsünü yapanlar o kendilerini çılgınca alkışlayanların yüzüne tükürseler bile yine ayni olumu tepkiyi alırlar.

Terör saldırılarının olduğu bir dönemde çalgılı çengili eğlence programları hız kesmeden devam ederken Acun kurnazının afyonlu programları seyirci tarafından bir türlü bırakılamıyor.

Kendi düşen ağlar mı la….

ÖNCE SEN CEVAP VERECEKSİN

 

Her şeye ota mota alkış tutan, yalan yanlış ne varsa doğru diye kafasını kıran, ülkede başka sorun yokmuş gibi kindarlık yapan önce sen bu soruların yanıtını vereceksi.

Uzatmaya gerek yok. Haber ve sorular aşağıda  en ufak vatan sevgin Allah korkun varsa yüzün kızarır…

Evet konuyu okuyalım !

Trabzonspor'un yeni stadının açılışında; Türk bayrağı, Atatürk, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım'ın afişlerinin yanına Katar Emiri'nin dev fotoğrafının da asılması tepkilere neden oldu. CHP, tartışmalara yol açan konuyla ilgili TBMM'ye soru önergesi verdi.

CHP’li Yarkadaş; “Katar Emirinin ülkemiz tarihindeki önemi ve yeri nedir?” diyerek, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın yanıtlaması istemiyle TBMM'ye sunduğu önergede şu sorulara yer verdi:

‘BAŞBAKAN’DAN ÖNDE…’

1- Açılış töreninde Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani'nin fotoğrafının asılmasının gerekçesi nedir?
2- Katar Emirinin fotoğrafının Türkiye Cumhuriyeti Başbakanından önce asılmasının gerekçesi nedir?
3- 1 dakikalık saygı duruşunun sonrasında Katar marşının, İstiklal Marşımızdan önce çalınmasının gerekçesi nedir?
4- Katar Emirinin ülkemiz tarihindeki önemi ve yeri nedir?

Şehitlik hep fakire mi düşer usta?

Usta şair Refik Durbaş’ın bilinen şiirlerindendir.

Çırak aranıyor şiiri  bestelenmiş ve bilinen bir eser olarak aklımızda kalmıştır.

 Son günlerde  şehit olanlara bakın son yıllarda olanlara da …

Değişmiyor yüzde 99’u fakir.

Hiçbir kimse ölmesin ne fakir ne zengin…

Ama bende şehit olacağım, sizde şehit olun, şehitlik mertebesine eriştiler ne güzel , diyenlerin hiç birinin çocuğu ya askerlik yapmadı ya da bedelli yaptı…

Kısacası Şehitlik hep fakire mi düşer usta ? diye soruyoruz ama sizin

Ustanıza değil!!!

 

Çırak Aranıyor

 

Elim sanata düşer usta

Dilim küfre, yüreğim acıya

Ölüm hep bana

Bana mı düşer usta?

 

Sevda ne yana düşer usta

Hicran ne yana

Yalnızlık hep bana

Bana mı düşer usta?

 

Gurbet ne yana düşer usta

Sıla ne yana

Hasret hep bana

Bana mı düşer usta?

ALLAH KORKUSU

 

Bazıları için Allah korkusu yok, Allahsız bunlar diyorum ya beni yalanı çıkarmıyorlar.

Kimilerinin ise hiç mi hiç ama utanması yok… Kendini akıllı kendine oy verenler dahil herkesi aptal yerine koymaya devam ediyorlar.

Yüzleri kızarmıyor, insanlık vicdan adına hiçbir şey taşımıyorlar

AKP genel başkan yardımcısı Yasin Aktay İstanbul’da ki patlamalar sonrasında bir tv kanalına bağlanıp "Emin olabilirsiniz ki terör şu anda son derece azalmış durumda” yalanını hiç utanmadan hiç sıkılmadın sıralayabiliyor.

Ne acı ki her şey ortada iken bunu azgın bir şekilde savunan güruh bir yandan alkışlarken bir yandan da küfürlerini  sıralıyor.

Utanmazlara, yalancılara Allahsızlara kısa bir tarih hatırlatması yapıyoruz.

Ancak bizi anlayan anlayabilir.  ( Bu yazı Kayseri katliamı öncesi yazılmıştır )

10 Aralık 2016: İstanbul Beşiktaş ve Maçka'da düzenlenen iki ayrı saldırıda en az 39 kişi hayatını kaybetti, 155 kişi yaralandı.

Kasım 2016: Adana'da valilik binasına yönelik bombalı saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti 33 kişi yaralandı.

Ağustos 2016: Çeşitli illerde polis ve askerlere yönelik saldırılarda 12 kişi hayatını kaybetti.

Haziran 2016: Atatürk Havalimanı’nda IŞİD saldırısında 45 kişi hayatını kaybetti, 236 kişi yaralandı. Yine Haziran ayında İstanbul Vezneciler'de TAK tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 7'si polis 12 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi yaralandı. Haziran'da Mardin, Midyat'ta Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan bombalı araç saldırısında da 2'si polis, 4 kişi hayatını kaybetti. 

Mayıs 2016: Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü binasına yakın bir yerde düzenlenen intihar saldırısında 3 kişi hayatını kaybetti 23 kişi yaralandı. İstanbul'da Samandıra Kışlası yakınında askeri personele yönelik bombalı saldırıda da 5'i asker, 3'ü sivil 8 kişi yaralandı.

Diyarbakır Sur'da ise patlayıcı yüklü kamyonun infilak etmesi sonucu 16 kişi hayatını kaybetti 23 kişi yaralandı.

Nisan 2016: Bursa Ulu Camii yakınlarında gerçekleşen canlı bomba saldırısında 13 kişi yaralandı.

Mart 2016: İstanbul İstiklal Caddesi'nde IŞİD'in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında 4 kişi hayatını kaybetti 39 kişi yaralandı. Yine mart ayında Ankara Kızılay'da TAK'ın bomba yüklü araçla düzenlediği saldırıda 38 kişi hayatını kaybetti, 125 kişi yaralandı.

Şubat 2016: Ankara Çankaya'da askeri servis araçlarına yönelik TAK'ın gerçekleştirdiği bombalı saldırıda 30 kişi hayatını kaybetti 61 kişi yaralandı.

Ocak 2016: İstanbul Sultanahmet'te bir turist kafilesine yönelik IŞİD tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısında 12 Alman turist hayatını kaybetti.

 

BABAM ÖLMÜŞ BENİM !!!

15 yıldır kin ve nefret tohumlarını büyütenler bir şehit oğluna saldırmaktan ailesini tehdit etmekten kendilerini alıkoyamazken, konu ile ilgili olanlardan tek kelime çıkmıyor…

Konuyu özetlersek :

9 kişinin şehit olduğu 166 kişinin yaralandığı terör saldırısından sonra AK Troller olarak bilinen sosyal medya hesapları bir şehit oğlunu hedefe koydu. Beşiktaş ve Maçka’daki terör saldırılarında şehit düşen polislerin cenaze töreninde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “ters baktı” denilen şehit oğlu AKP’lilerin sosyal medya linçine uğradı. Babasını kaybeden acılı çocuğun Tayyip Erdoğan’a bakışlarını “saygısızlık” ve “düşmanlık” gibi gösteren AKP’li sosyal medya trolleri çocuğu ve ailesini hedef gösterdi.

AKP’nin sosyal medya trol hesaplarından biri olarak bilinen @eski_istanbulum kullanıcısı, “Aşağıdaki bu görüntüde ya kendi siyasi bakışı ile Reis’e nefret kusan bir genç görüyoruz, ya da önceden tembih edilmiş bir çocuk. Bu ülkede neredeyse şehidi olmayan aile yok gibidir. Ama bu ülkede hiç bir aile Cumhurbaşkanına cenazesinde böyle seviyesiz davranmaz.Bu bakış ailesinin veya yakınlarının provokasyonu sonucu yapılmış ise sonradan bu aile hakkında mutlaka araştırma-işlem yapılmalı. Acıları yeni ama bir süre sonra bu çocuk ve ailesi araştırılmalı, telefon kayıtlarına falan bakılmalı. ” mesajı atıldı.

Sonuç:

 Bir tek AKP’li den bir tek C. Başkanlığı kaynaklarından ne yapıyorsunuz o çocuğun babası ölmüş  kahkaha atmasını mı bekliyordunuz, 24 saattir uykusuz böyle şey olur mu denmedi.

 Kin ve nefret tohumlarını ekenler şunu unutmasın ki bu zalimlere karşı daha da çok güçleniyoruz. Daha da çok sabır taşı oluyoruz.

Unutmayın gün gelecek devran dönecek !

O ÇOCUKLAR

                 Hepsi fakir, hepsi işsiz , hepsi geleceğini değil geride kalanları düşünme adına girdiler o işlere

Kimi sözleşmeli Er, kimi uzman çavuş, kimileri ise daha 19’unda fidan, polislik yapmaya başlamışlardı.

Tekrar ediyorum : hepsi de kendilerini düşündükleri için değil geride bıraktıklarını düşündükleri için, işsiz olup ailelerinden utandıkları için bu meslekleri seçtiler.

Hiç utanmadan hiç sıkılmadan isminin önüne bakan sıfatı konulmuş sıfatsız ziyaret ettiği polislere inşallah şehit olun diyor..

Hamaset nutukları atanların hiç birinin çocuğunun öyle bir derdi yok.

Evlerine hiçbir zaman ateş düşmedi.

Onların evlerine kasalar, dolarlar, gemiler, ihaleler, hırsızlıklar, vurgunlar,, yalanlar dolanlar düştü.

O çocuklar inanıyorum ki hiç bir zaman haklarını helal etmeyecek.

O çocukların ruhları 7 sülalenize lanet okuyacaklar.

kayıplardayım 
yazacak hiçbir şey yok, kin ve nefretten başka 
ne aşk, ne sevgi, ne de özlem(!) .. 
sadece nefret ve bekleyiş! 

nasıl yazılır, sevgiliye bir aşk şiiri 
'kardeşlerimin' kanı sıcaklığında? 
nasıl yazılır analarının ateş ocaklarında? 

yazamıyorum, sevdiğimin kor karası gözlerine 
korkularımın kuytularında bir mısra... 

yazamıyorum, analarımızın ağıtları gölgesindeki 
sevgilinin yay kaşlarına bir özlem 

ve yazamıyorum, 
ve yazamıyorum işte.. 
gülemiyorum yar'ımın boynuma sarılışlarına, 
misler gibi kokularına.. 
gülemiyorum...

Orkun IŞIK 

 

NE GEZİSİ BU  ŞİMDİ ?

 

Kimse lafı dolandırmasın, çaptırmasın ülkenin ekonomisinin durumu çok kötü.

Günü kurtarma hesabı ile  ülkeyi yönetenler halktan bekliyorlar ve halk yapsın istiyorlar.

Kendilerine 7 sülalesine  bir şey gelsin istemiyorlar  kara para aklama, gemilerden vergi almama , falan filan; çıkartılan tüm kanunlar belirli bir zümreyi koruma ve kollamadan başka bir şey getirmiyor.

2 ayda aldığı maaşın 240 lirasını dolar bazında kaybeden hem ağlıyor hem alkışlıyor.

Konuya  şöyle girelim. Selami Gürsoy Ordu Ticaret ve Sanayi Odası üyesi bir iş adamamız. Geçtiğimiz günlerde OTSO’nun Gürcistan’a yaptığı geziyi eleştirerek zamansız ve yersiz olduğunu belirtip  OTSO doların ateşini  Gürcistan’da düşürecek . Acaba Ticaret odasının geziye giden üyeleri Gürcistan’da dolar kullanacaklar mı ? Üyeleri icra takibinde aidat ödemedi diye icra gönderenler bu sıkıntılı ortamda bu geziden utanmıyorlar mı diye soruyordu yazdığı yazısında..

Oda başkanı Eczacı Servet Şahin bir beyanatında ise "Biz dolar ya da avro taşıyarak değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin parasını taşıyarak güçlenebiliriz. OTSO olarak kesinlikle milli paradan yanayız. Diyordu.

Bu yazı yazılırken Gürcistan parası 1 Lari ,  bir lira 300 kuruştu.

Yani onların parası bile bizim paramızdan değerli.

Bu zamanda ne gezisi bu diyeceğiz. Hakikatten

Acaba  Dolar mı  Avro mu harcadılar ? 

Katil sensin

Şerefsizler, yalakalar, vatan hainleri, saltanat için ülkeyi satmaya hazır g. yalayıcıları, namusuz vatan hainleri patlayan bombaları Gezi olaylarına  denk getirip başkanlıktan çıkarıyor.

 Ulan şerefsiz kanı bozuk yalayıcılar daha önceleri patlayan bombalar maytap  mıydı?

Memleketin malı çok diye Allah’ı bile inkar edecek düzeye gelmiş piç bezirganlar Başkanlık tasarısı verildi bomba patladı öyle mi ?

 Yani  dediğim gibi bundan önce patlayanlar maytaptı?

Siz ve  sizin gibi piçler kansız yalakalar olduğu sürece bu memleketin yakasının bir araya gelmesi mümkün değil.

Sen  ve senin biat ettiklerin elbette bu kanların hesabını verecekler kimle ile mi? Bu bombaları patlatan , dün kol kola gezdiğin ayni katiller ile birlikte.

 

Fındıkçı !!!

Daha öncede yazdım Fındık konusuna direk iki vali girdi biri Ali Kaban diğeri ise şimdi ki valimiz İrfan Balkanlıoğlu ..

:birileri kafalarına göre tepki gösteriyor.

Evet üretici yan gelip yatıyor, dönüm parasını kar sayıp sesini bile çıkarmıyor, bahçede bahçelettiği  odunu bile evine götürmekten aciz onu bile kesene  üste para vererek veriyor.  Fındık düşecek mi çıkacak mı sorgulamıyor 3-5 lira dönüm parası ne zaman verilecek diye ortalığı ayağa kaldırıyor.

Sorgulamayan hakkını aramayan ve dönüm parasına tav olanlar hak ediyor bunu.

Bu arada fındıkta tekelleşmeyi kaldırmalıyız  fındığa müdahale etmeliyiz diye konuşan siyasetçilere ve özellikle 15 yıldır iktidarda olan AKP’ye şunu niye sormuyorsunuz.

FKB ile TMO’yu ortadan ben mi kaldırdım.

Bir daha ki senin dönem parasını beklemeye devam edin.

 Tekeli yaratanlar ile tekeli yaratanları savunanlar sesini çıkarmayanlar bu kirli düzende her şeyi hak ediyor.

“Denize dökün ürününüzü denize…”

9 saat yol kapatıp , fındık mitingi yapanlar ilk seçimde AKP’nin oyunu Ordu’da yüzde 7 artırınca başka bölgenin insanları söyle bağırıyordu …

 

 

AYIP, SES ÇIKARALIM!

 

Geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu verilerine dayanılarak yapılan bir haberde Ordu Kız çocuk evlenmelerinin toplam evlenmeler içerisinde yüzde 6.2’lik payla Türkiye genelinde iller arasında 36. Sırada yer aldığı açıklandı.

Bu konuda tek tük sosyal medya üzerinden yorumlar yapıldı.

Ancak hiçbir sivil toplum örgütlerinden bu rakamlar konusunda bir tepki gelmedi.

Verilere göre 2015 yılı rakamları içerisinde toplam evlene sayısı 5 bin 118, toplam 16-17 yaş grubunda evlenen kız çocuk sayısı 318.

Bu rakamlarla  Türkiye genelinde utanılacak bir sırada yer aldığımızı hiç kimse inkar edemez.

O yüzden olayı kapatmanın, olayı görmezden gelmenin bir manası yok.

Bir daha ki verilerde bu rakamı düşürmek istiyorsak gerçeklerle yüzleşmek ve bu konuda gerekli çalışmaları ve eğitim yapmak zorundayız.

Her şeyden önce bu durumlara tepki koymalıyız.

Pisliği halının altına süpürmekle gerçekleri gizleyemezsiniz.

TÜRKEŞ’İN DOĞRUSU …

Duruşunu , siyasi oynaklığını . Ama bazen gerekeni söylemekten çekinmiyor.Bahçeli’nin AKP’yi oyuna getirebileceğini söyledikten sonra birb başka şeyi söylediği de ortaya çıktı genlerde.

“Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş'in Bakanlar Kurulu'nda idamla ilgili tartışmalar üzerine Cumhurbasşkanı Tayyip Erdoğan'ı uyararak"Bizi hemen Avrupa Konseyi’nden ihraç ederler, NATO’dan çıkarırlar.” dediği öğrenildi. Erdoğan'ın “NATO’dan nasıl çıkarırlar? ABD’de idam var” demesi üzerine ise Tuğrul Türkeş'in, “ABD’de başından beri öyle. NATO kurulmadan önce de idam vardı, sonra da değiştirmediler. Onların hukuku ayrı. Ama biz baştan beri kıta Avrupa’sının hukukuna tabiyiz” diye cevap verdiği belirtildi.”

Haber böyle  Türkeş’in dedikleri bire bir doğru ve gerçek.

Ama yalakalar, tosunlar, danışmanlar, akıl taneleri bu konulara hiç girdiler mi ?

AKP’ye ve Cumhurbaşkanına herkese kafa tutma , herkese laf yetiştirme diyecek adam yok mu çevresinde.

Ya varda söylemiyorlar veya  Erdoğan bunların hiç birini takmıyor kendi  doğruları peşinde gidiyor.

Yiğit Bulut’dan , Fesli maymundan akıl  hocası mı olur.

Bunlar ya bilerek  kuyuyu kazıyorlar daha kötü olsun istiyorlar veya Erdoğan tüm bu gerçekleri göz ardı ediyor.

Tüm bu gerçeklere karşın 3-5 tane Türkeş gibi  bunları söyleyecek adam çıkmıyor.

Vallahi şüpheleniyorum.

Erdoğan’ın başına akıl taneleri, yalakalar, yağcılar, yağdanlıklar iş açacak.

FITRATSIZ ŞEREFSİZLER!!!

 

Adana'nın Aladağ ilçesinde, Süleymancılar cemaatine ait kız öğrenci yurdundaki yangında 11 öğrenci, 1 kadın eğitmen hayatını kaybetti, 22 öğrenci ise yaralandı.

Yangının çıktığı "Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu"nun, "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate ait olduğu öğrenildi.

Evet olayı kısaca özetledikten sonra yazıya şöyle bir giriş yapalım :

Tarikat, cemaat yurtlarında ya çocuklara tecavüz ediyorlar ya da yakıyorlar!!!

Fıtrat mı lan bu fıtrat mı ? Fıtratsız şerefsizler.

Ne uğruna tüm bu pisliklere göz yumuyorsunuz, ne uğruna bunların üstünü örtüyorsunuz.

İnsan kendi çeliğinden çocuğundan utanır yaaa..

Bu göz yummalarınız olayların üstünü örtmeniz , teşvik etmeniz sizin çeliğinizin çocuğunuzun utancı olacak.

İnternet çağında, 7 geleceğinizde arşivlere girdi mi sizin göz yumduklarınızı gözlerini açıp utanç içinde okuyacaklar.

Fazla söze gerek yok.

 

Tüm bu pisliklere göz yumanlar din ile insanları kandırmaya  çalışan Allahsızlardır!  

O YÜZDEN ÖĞRETMEN !!

Nevşehir’de okuduğu lisenin bankında erkek arkadaşıyla yan yana oturan Mihriban Şimşek, bu esnada arkadaşının kafasına düşen bir yaprağı aldı. "Uygunsuz hareket" gerekçesiyle öğretmeni tarafından okul müdürüne şikayet edilen, müdür tarafından ise okuldan atılmakla tehdit edildiği belirtilen 17 yaşındaki lise öğrencisi, yaşananlar ardından seyir halindeki araçtan atlayarak yaşamına son vermek istedi ve ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olayın haberini paylaştım sizle.

Öğretmenler gününe yazacaktım ama namuslu yurtsever öğretmenlere haksızlık etmeyeyim diye sonraya bıraktım.

Bu ve buna benzer olaylar yeni değil.

Son 10 yıldır azarak ve sürekli taciz ederek  sözde öğretmen baskısı onların beynine göre ahlak bekçiliği giderek artıyor.

Bunlar sadece duyulanlar, özellikle kenar semtlere, az gelişmiş yoksul yerleşim yerlerinde belki bunların çok daha fazlası yapılıyor.

Kendi beyninde ki ahlak kavramını  öğrencinin üzerinde gören ve onların hal ve hareketlerini  kendi beyninde ki sapık düşünce ile birleştiren sözde öğretmenler sayesinde iyice  çileden çıkıyoruz.

O yüzden bu sapık zihniyet Köy Enstitülerinin kapanmasını yıllar geçse de savunmaya devam ediyor.

Öğretmensin sen beyninde ki pisliği temizlemeye gayret et, Köy Enstitüleri ile yaşananları az irdele.

            Veya pis sapık emellerini öğrencilerin yaptığı hal ve hareketlerle birleştirerek  çevremize zarar verme !!!

KATİLERİN ÜLKESİ

 

15 Temmuz günü   2’si öğrenci bir er darbe girişimi nedeniyle katledildiler.

Murat Tekin, Ragıp Enes Kantar ve Kurtuluş Kaya bu isimler size bir şey hatırlatmaz değil mi ? Evet bu çocukları kestiler linç ettiler ve hala tek kişi yok ortada, hala tek satırlık bir savcılık  iddianamesi yok…

Arama motoruna girdiğinizde bu konuyla ilgili bir çok habere ve haber sitesine ulaşamıyorsunuz yani TİB tarafından engellenmiş durumda.

Olaydan habersiz olarak bölgelere götürülen ve hiçbir şeyden haberi olmayan öğrenci askerler ve erler işkenceye maruz kaldı öldüresiye dövüldü bir çoğu sakat kalırken 3’ü de ne yazık ki gözü dönmüş katiler tarafından katledildi.

O günlerin üzerinden aylar geçmesine rağmen tüm görüntüler ve fotoğraflar mevcut olmasına karşın tek bir soruşturma açılmadı.

Tek bir kişi yakalanıp adalet önüne çıkartılmadı.

Geçtiğimiz günlerde uzun bir süreden sonra CHP genel başkanın aklına  gelip  grup konuşmasında değinerek bunların ailelerine sahip çıkılacağı ve hesabının sorulacağı belirtildi.

Elerine kan bulaşmış herkes nerede oturursa otursun eninde sonunda bu kanların hesabını verecektir.

Adaleti dağıtmak ve korumakla görevli olanların bunları görmemesi veya görmek istemesi de onlara hesap sorulmayacağı anlamına gelmeyecek.

Her gün vatan Milet bayrak, ezan diye ortalığı inleten MHP lideri Bahçeli’nin bu konularda tek bir kelime bile etmemesi milletin dikkatinden kaçıyor mu sanıyorsunuz.

Askeri okulları kapatılarak sokağa atılan binlerce gencin öldürülen işkenceye maruz kalan yüzlerce askerin ahı sizleri bulmayacak mı sanıyorsunuz.

Bu ülkede tek bir şeye inandım, adalet, hak, hakkaniyet, Allah korkusu kalmamıştır.

Kim ki bu kavramları en çok kullanıyorsa bilin ki o iblisin tekidir ve Allahsızdır.

 

GÜNDEM

Gündem öyle yoğun ve karmaşık ki  neyi yazacağımızı bilemiyoruz bazen, bazen de yetişemiyoruz hızına.

Geçtiğimiz günlerde Cinsel İstismar veya Tecavüzcüleri aklama yasası  yoğun tepkiler nedeniyle komisyona geri çekildi. Çekilmeden bir gün önce gerek başbakan gerekse hükümet sözcüsü Kurtulmuş muhalefetin yeni önergesi olmazsa aynen geçeceğini beyan ettiler.

Akşam Cumhurbaşkanı yeniden incelensin dedi

Sabah tasarı komisyona geri çekildi.

Falan filan.

 Ağbi sanki tasarıyı muhalefet getirmiş gibi bakanlar milletvekilleri sosyal medyadan  Başbakana bakanlara ve Cumhurbaşkanına teşekkür ediyor.

Yalama, yalaka, yandaş gazeteler olayın geliş tarafına bakmadan AKP’ye ve onun adamlarına övgüler düzüyor.

            Adamlar  milletin tümünde beyin olmadığını zannediyorlar?

            Ve ne yazık ki bizim millet  alkışlamaya Varol, sağol demeye devam ediyorlar..

O yüzden beyni fazla kullanıp bizim gibi yakmaya gerek yok…

 

Hayırlı günler…

AYHAN IŞIK






             Başlığa bakıp Türk sinemasının bir oyuncusunu yazacağımı zannetmeyin.

Bilen bilir, bizim Ordu’nun Ayhan Işık’ın kim olduğunu bilmeyende bu yazıdan öğrenir.

Turgut Reis, Hamdi Baba yazıları üzerine birkaç arkadaştan da yine çağrı aldım.

Bu kez,  yazıların paylaşımı sırasında Yılmaz Furtuna kardeşim bizle bir resim paylaştı. Bu arada Yılmaz’a dedim ki   baban  Dursun Furtuna’nın namı diğer Ayhan Işık’ın birkaç fotosunu atsana onla da ilgili yazacaklarım var dedim.

Sağ olsun hem resimlerini attı hem de birkaç anısını paylaştı.

Eskilerin deyimi ile Janti gezerdi, gençliğinin bitirim delikanlılarındanmış. Bileğine, yüreğine sağlam. Seyyar balık satarak geçimin sağlar tezgahın başında bile jantiliğinden vaz geçmezdi.   Son zamanlarda elinde bastonu  pek iyi olmayan ayağını yere vura vura isyan ederdi. Cebinde mezesi eksik olmaz kimseye sataşmaz  sataşanlara da pek yüz vermezdi.

Oğlu Yılmaz’a annesinin anlattığına göre  haksızlığa tahammülü olmadığı için haftanın bir günü polis karakolunda yılın 2-3 ayını da hapishane de  geçirirmiş. Arkadaşları düştüğünde,  karakola girip bir saat sonra hepsini yanına alıp çıkarken komiserden  arkadaşlarına ısmarlayacak nevalenin parasını alır çıkarmış…

Neyse uzatmayalım Ayhan Işık lakabı onu çok sevdiğinden onun gibi giyinip onun gibi yürümesinden  dolayı takılmıştı.

Türk filmi hastasıydı.

Oğlu Yılmaz çocukluğunda yaşadıklarını şöyle anlatıyor :

Çocukları çok severdi mahallenin sokağına her girişinde bir nara muhakkak patlatırdı “heytttt benim adım Ayhan ışık Türkan Şoray bana aşık var mı lan yan bakan “ dedim miydi tüm sokak şenlenirdi sokağımızdaki tüm çocuklar etrafını sarardık geldi benim yavruları diyerek haydi şimdi bir film cevirelim der hepimize zamanın meşhur artist isimlerini verirdi.

            1977’de 7 yaşında ki oğlu Tahsin’i trafik kazasında kaybettikten sonra kahretti dünyaya.  Yılmaz doğduğunda  da ise ‘ Ben Ayhan Işık isem o da Yılmaz Güney olacak. Diyerek Yılmaz koydu adını..

            Sesi de güzeldi, Zeki Müren hayranı idi zamanında Ankara radyosundan teklif gelmesine karşın akrabaları gitmesine izin vermemişti.

            Hani biz övünürüz ya Düz Mahalle delikanlısıyız diye onlarda Şarkiye mahallesinin delikanlısı olarak övünürlerdi.

10.7.2001 yılında 62 yaşında vefat etti ve yukarı Keçiköy mezarlığında atalarının yanında toprağa verildi.

Ruhu şad mekanın cennet olsun ‘BİZİM Ayhan Işık ‘


 


Uzat ellerini öğretmenim…


            Sana hitabıma, yürekler dolusu sevgilerle başlamak istiyorum, öğretmenim? Bilmem yüreğimdeki sevginin ne kadarını dökebilirim satırlara. Belki güneşin yakamozlarda göz kırptığı gibi, belki de kırda biten papatya gibi. Duygulara kelime kılıfını geçirmek kolay değil ki? Ama gözler gönüllerin aynasıymış. Düşünce yelkenime rüzgâr oldukça nefesin, inan gözlerim sevgini yansıtacak.
             Hani seherde tatlı bir serinliğe bürünür hava, titreyiverirsin aniden, gözlerin hep güneşin doğacağı tarafa bakar. Sınıfın kapısı da bana hep seheri anımsatır. Tebessümünle sınıfı aydınlatacağın ana kadar gözlerim kapıya takılı kalır. Yüreğinin sıcaklığını hisseder, o tatlı ürperişi tekrar yaşarım. Bakışınla aydınlanıverir sanki sınıf. Her seslenişinde de bambaşka âlemlere yol bulurum. Kelimelerin ardındaki gizli dünyalar aşikâr olur birden. O meçhul âlemleri temaşa ederken, mana balına bulaşan kelimeler tat verir düşünce soframa. Fikirlerim yıkanır senin aydınlığında. Pırıl pırıl yarınlar tüllenir gözlerimde. Her doğuşunda yepyeni bir sayfa açılır. Bilginle suladığın satırlarda güzel düşünceler filizlenir. Ve hep doğuş bekler gözlerim? Sınıfla sonsuz arasında, etkiler- tepkiler silsilesi olan zamanı bir fanusa sıkıştırmak, bir hareketle zamanın farklı bir boyutuna geçip geleceğe giden yollara ışık ekmek ve şimdiyi geçip öteleri şekillendirmek isterim? Hayır çok şey istemiyorum. İmkansız değil bu saydıklarım. Bilgi çekiciyle zamanı yontmak, fikir kalıbında ona şekil vermek zor değil elbet. Yeter ki gönüller aynı dili konuşsun. Kıpır kıpır yürekler yoğrulsun ümit teknesinde ve elinden tutulsun aklın, yollarda takılıp kalmasın diye. Seni çok hem de çok seviyorum öğretmenim. Bir demet çiçekle simgelediğim sevgimin, gönlümdeki manasını bir bilsen? Keşke sana, ağzını gökkuşağı ile bağladığım bir bohça yıldız sunabilseydim. Çiçeklerin albenili rengiyle adını yazabilseydim gökyüzüne. Kuşların cıvıl cıvıl sesiyle dile getirebilseydim teşekkürlerimi. Ah, sizi ellerinizden tutup kendi âlemimde gezdirebilsem, emek emek ektiğin tohumların goncasını gösterebilsem. Bin bir türlü çiçekten gergef gibi ördüğün gönül tahtıma, seni oturtabilsem? Gönül namemdeki en güzel hitap sanadır, öğretmenim? Hayatın meçhul sokaklarında, zirvelere giden yola beni sen koydun. Sana sonsuz minnet ve teşekkür borçluyum, öğretmenim. Ruhumu beden kalıbına hapsetmek istemiyorum. Ben dalgalarla coşmak, rüzgarlarla uçmak ayla konuşmak ve güneşle parlamak istiyorum. Günün son ayak izlerinin titreştiği gurubu değil, yepyeni muştularla kıpır kıpır seher vaktini yaşamak istiyorum. Akrep ve yelkovan kıskacında sıkışıp kalan zamanı aşmak anı yırtarak atiyi avuçlamak istiyorum. Ben bahçede tomurcuk, elinde altın, önünde bembeyaz sayfa olmak istiyorum? Zihnim ve kalbim sanatkar ellerinde motif motif işlenmeyi bekliyor. Gönül hazinendeki cevherle donat beni öğretmenim. Hedefe sıkılmış kurşun gibi koşayım yarınlara. Cehalete hançer saplayıp irfanımla boğayım onu. Karanlık çehrelere güneş tohumu ekeyim. Her nefesle ilim soluklasın dünyam, aydınlığa gark olsun yeni ufuklar. Uzat ellerini öğretmenim, en içten duygularla bir kez daha öpeyim. Millet hamurunu alın teriyle yoğuran o mübeccel eller, bir değil binlerce kez öpülmeye değer. Bu yolda ağaran saçlar ve nasırlaşan eller, en değerli hazinelere bedel.
              Ne mutlu, yarınlar için çırpınan yüreklere!.. Ne mutlu, ilim yolunda tükenen ömürlere ve ne mutlu öğretmenliği meslek edinenlere!.. Nazire AYDIN Edebiyat öğretmeni.

 

      Bu duygularla bende Köy Enstitüsü yolu ve izinde yurtsever tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyorum..Erol Karaer 

BETER OL FINDIKÇI !!!

 

 Ordu Valisi  İrfan Balkanlıoğlu “Onu da sorgulamak lazım. Ben bazen bakıyorum fındık üreticilerinin fındığa yaptığı masrafı hak etmek için yaptığı hemen hemen hiçbir şey  yok. Sadece yattığı yerden fındığı satıp parasını almaktan ibaret. Doğudan gelen işçiler topluyor. Dibinin temizlenmesini bile yevmiyeli işçilere yaptıranlar var. 80-90 sene önce dedelerinizin diktiği fındıktan yan gelip yatarak  yüksek gelir umuyorsunuz. Fındık köklerinin yenilenmesi lazım. Hastalıktan ve soğuktan etkilenmeyen fındık üretmemiz lazım.  Çin’de, Arjantin’de eksi 5 dereceye dayanıklı  fındık üretmeye başlamışlar. Şimdiden ayağınızın altındaki halının çekildiğinin farkında olup, tedbir almanız lazım” dedi.

 Sayın Vali az bile demiş.

Dönüm parasına tav olup sesini çıkarmayanlar  fındık fiyatı düşüyor diyerek ağlama  peşinde.

İşleri güçleri bu memleketin ekonomisine katkı sağlayanları kötülemek. Sen ne yaptın,  aldığın avanta parayı kar sayıp  boş ver deyip fındığını erkenden sattın, ihtiyacın olmadığı halde sattığın yetmiyormuş gibi bir de emanet bıraktın. Sonrada çıkıp ihracatçılar  şöyle böyle diyor. Ama o kişilerde basiretsiz iktidarlar yüzünden ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Bu gün çıkıp fındığa müdahale gelebilir  diyenler  milletin gözüne baka baka yalan konuşurken “dertli arkadaşlar!” alkışlamaya  devam ediyor.

Ordu Valisi Balkanlıoğlu  fındık konusunda ikinci çıkışı yapan vali…

Daha öncede Ali Kaban yapmış ve tüm kesimlerin yalanlarını kitap haline getirmişti.

 


Bal festivali 

 

Türkiye’de de  fındık gibi bal üretiminde birinciyiz.

Türkiye dünyada ilk 4 arasında bal üretiminde

Geçende bal festivali yapılırken yıllardan bu yana  söylediğim eleştirdiğim bir marka oluşturamayan Ordu ve balcılarla ilgili belki de 10 yıl önce yaptığım bir haber geldi aklıma .

Arşivden çıkardım şimdi sizle paylaşıyorum.

Bakın bakalım o günden bu güne değişen bir şey var mı ?

Bal’da marka oluşturamadık gitti

Ordu’da Balcılıkta sorunların çözümü için her kesime görev düştüğü ve balda marka oluşturulmasının çok önemli olduğu bildirildi.

Gazetemiz muhabirinin Ordu Tarım İl Müdürlüğünden aldığı bilgilere göre hazırlanan bir raporda şu görüşlere yer verildi:

“Tüketicilerimiz; bilinçlenerek bal olarak aldığı tatlandırıcıların ne olduğunu iyi sorgulamalı, saf bala gereken değeri vermeli, donduğunda şekerli bal olarak itham etmemelidir.  Mülki erkân; sınırlardan kaçak olarak girdiği söylenen ve ne olduğu belli olmayan balları kontrol altına almalı, merdiven altı imalatı olarak adlandırılan ve arı görmeden üretilen sahte bal üretiminin önüne geçmelidir.  Arıcılar; en büyük görev aracılarımıza düşmektedir. Mutlaka birlik çatısı altında teşkilatlanmalı, süratle üretimini süzme bala kaydırmalı, balda kalıntıya neden olabilecek kimyasalların ( naftalin, mavrik, kenaz) kullanımından önemle kaçınarak bu durumun ihracatımızı olumsuz yönde etkilemesinin önüne geçilmelidir. Ürettikleri balların kalitesini  (kekik balı, çam balı, şekerli bal gibi) ve üretenin numarasını (Üretici belgesini) üretilen ürünün üzerine doğru olarak yapıştırmalı ve marka oluşturmalıdır. Unutulmamamladır ki her kalitede ki balın alıcısı vardır ve fiyatı farklıdır. Bal tüccarları; Fiyatlandırmayı mutlaka kaliteye göre yapmalıdır. Saf bala yüksek fiyat, katkılı bala düşük fiyat politikası herkesin işine gelecektir. Ülkemizin flora açısından zengin olduğu ve çok mükemmel balları üretebileceğimiz unutulmamalıdır.

Kapıda doğan tosuncuk !

Kurtuluş savaşında Batum’dan İnebolu’ya cephane taşıyan Rüsumat No:4 Gemisinin cephanelerini boşalttıktan sonra batırılması ve tekrar yüzdürülmesini sağlayan Ordulu gençlerin başındaki Keçiköylü Hamdi, Şair Ali Öztürk’ün şiirini Alper Zoroğlu’nun besteleyerek  uzun süre önce söylemeye başladı.

Önce Ordu Olay’da yer alan bir habere kısaca göz atalım :

Didim Belediyesi tarafından desteklenen DİDİM TSM Derneği (DİM-DER) geçtiğimiz cuma akşamı Didim Ticaret Odası Salonunda, Koro Şefleri Seher Giray’ı n yönetiminde verdikleri ‘Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar’ adlı konserlerinde de yine böyle bir türküyü seslendirdiler.  Kurtuluş Savaşında Batum’dan cephedeki askerlerimize mühimmat taşıyan Rüsumat No 4 Gemisinin Ordu’da düşman gemileri tarafından batırılmasının, halkımızın Kuvay-ı Milliye ruhundan kaynaklanan olağanüstü bir sivil savunma örgütlenmesiyle önlendiği olayı vurgulayan ‘Hamdi’ adlı türkü davetliler tarafından büyük bir coşkuyla izlendi.

            …

            Haber böyle; Ordulular olarak başkalarının  sahip çıktığı kadar bu önemli tarihi bir olaya sahip çıkamıyoruz.

Niye acaba bu işleri bir Ordulu yaptığı için mi ?

            Ali Öztürk şiiri yazmış yine Alper Zoroğlu  düzenleyip bestelemiş.

            Her ikisi de Ordulu diye mi ?

Kapıda doğan tosuncuk mu Ordulular için. Ordu ili dışında ki dernekler düzenledikleri etkinlikte eften püften türküleri seslendireceğine kendilerine has ve özel türküleri değerlendirseler olmaz mı ? Bunun yanı sıra Ordu’da ki etkinlikler içinde ayni şey düşünülmez mi ?

Kendi değerlerine sahip çıkamayanlar, başkalarının değerleri ile övündüğü sürece kendi asıllarını inkar etmiş olarak yok olup gideceklerdir.

ŞÖHRETİNİ SEVEN CAN DÜNDAR !

"Benim için oldukça yeni bir durum. Darbe girişimi her şeyi değiştirdi. Cezaevlerinde tekrar işkenceler var ve Erdoğan idam cezasını tekrar geri getirmek istiyor. Bundan dolayı en azından OHAL kaldırılıncaya kadar Türkiye'den uzak kalmak istiyorum. Politik iltica talebim yok. Türkiye'ye tekrar dönmek istiyorum" diye konuştu.

"Türkiye'ye döndüğünüzde nasıl bir durum sizi bekliyor" sorusuna Dündar "Hapis cezası bekliyor, buna hazır değilim. 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldım ancak temyize gittik" cevabını verdi.

 

Can Dündar efendinin Türkiye’ye gelmeme gerekçesi bu.

Ama bir çok arkadaşı  cezaevinde tutuklu ve yargılanmayı bekliyor, arkadaş Avrupa’da  tüm bunlara rağmen sağdan soldan nişan ödül almaya devam ediyor

 

Bu efendinin Mustafa adlı belgeselini bilen bilir. Film belgesel tarzında yaptığı ve çok ses getirdiği film kendine göre gişelerde bir şeyler yaptı.

Ama gel gör ki O belgesel bütün gerçek tarihçiler tarafından sert bir şekilde eleştirilerek Atatürk’ü başka türlü tanıtmaya yönelik ve gişe kaygıları taşıdığını  belirtmişlerdi.

Şöhretini seven Can Dündar Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ağırlanmaktan ve plaketler nişanlar almaktan çok memnun. Ama yılarca hapis yatırılacağını bile bile ülkesine dönen ve isimlerini bile bilmediğimiz yüzlerce yurtsever kadar cesaretli ve onurlu değil. Kendini solcu, entel ve benzeri olarak pazarlayan Dündar, (Mustafa filmini de hatırlayın ) aslında kendine tapan, şöhretini seven gişelere oynayan büyük bir emperyalisttir ...

Sen asla solcu,, Atatürkçü , Devrimci olmadın, olamazsın..

Hep kendini, hep cebini ve hep şöhretini sevdin.

O yüzden kaypaklıkların, korkaklıkların, her devrin adamı emperyalist tetikçi olarak anılacaksın bizim cenahta..

 

 

AHLAKSIZ MEDYA

Son yılarda iyice basın ahlak ve kuralarından uzaklaşan, pespaye  ve namussuz bir hal alan medya gün geçtikçe daha da rezilleşiyor.

Kendilerine haber kanaları diyenlerin yaptıklarını, yayınladıklarını görünce bunlar yarın bu gün hiç mi utanmayacaklar bu devran döndüğünde biz de ‘Kandırıldık ‘ mi diyecekler.

Kabataş yalanını  uydurmak zorunda kaldık, bu haberi bunun yüzünden yaptık, şöyle idi böyle idi mi diyecekler.

Ne derlerse desinler basın meslek ahlakının ırzına hiçbir zaman bu kadar saldırı olmamıştı.

Adam küçük yaşta ki kıza tecavüzden  yakalanmış, bir diğeri hırsızlıktan, bir başkası gasp ve soygundan.. Birileri Cemaat ortaklığından yakalanmışlar.

Görüntü verilirken bu kişilerin yüzleri mozaikleniyor.

Ama geçen gün Feto suçlamasından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan 14 pilotun  görüntüleri ise açık açık teşhir ediliyor.

Dedim ya hiçbir dönem medya son 10 yıldır bu kadar pespaye bu kadar ahlaksız, bu kadar meslek ahlakına aykırı yayınlar yapmamıştı.

Her şeyden önce bazı etik  kuralara dikkat ediliyordu.

Yaygın basından yerel basına varan hızlı çürümeden kimse ders çıkarmıyor çıkaramıyor.

Medya sadece hak ve özgürlüklerin, kendi meslek ilkelerinin değil, tamamıyla  insanlığın ırzına geçiyor; kendine de sıra geleceğini bile bile !!!

 

 

 

Bir kitap  

 

            Cevat Şakir’in yazdığı Diktatörün Biri isimli kitap kısa öykülerden oluşuyor.

Bu günlerde okunması gereken kitaplardan biri olan Diktatörün Biri adlı eserin yayıncı tarafından yapılan tanıtımını sizinle paylaşmak istiyorum :

 

Kısa Öyküler, diktatörlük döneme ait acılardan, adalet arayışından, insan hak ve özgürlüklerinden yola çıkılarak yazılmıştır. Söz konusu öyküler, bir dönemin acı dolu olaylarına farklı bir bakış açısı getirmektedir. Kitabın bir amacı da Kısa Hikaye türünün tanıtılmasına aracılık etmektir.

 Diktatörlük güçlendikçe ne yapacaklarını bilemeyen kişilerdir. Birçoğu umutsuzluk içinde hayatını sürdürmeye çalışır. Yaşadıkları dünya kötüdür. Haksızlıkların çözüm yeri kalmamıştır. Hukuk devleti, insan hak ve özgürlükleri rafa kaldırılmıştır. Siyaset çözüm olmaktan çıkmıştır. Ülke, mezhep temelinde birçok etnik gruba ayrılmıştır. Bütün bunlara “deli” olduğu düşünülen bir diktatör neden olmaktadır.

Öyküler aslında kendi içinde bir bütünsellik arz eder. Mekân hep aynıdır. Olaylar da birçok açıdan birbirine bezer. Herkes bir bakıma benzer sorunları yaşamaktadır. İşsiz gençler, iş bulamayan üniversite mezunları, kadına yönelik şiddet, faşizmin giderek güçlenmesi, din üzerinden yürütülen siyaset ve bu siyasetin neden olduğu sorunlar sık sık öykülerin konusu olur.
Aslında yazar, öyküden çok topluma bir mesaj vermek istemektedir. Mesajda, olayların ne kadar vahim olduğu, insanlık dışı olduğu, hayatın ne kadar zorlaştığı, insanlığın ne kadar hiçleştiği vurgusu yer alır. 

Kısa öyküler, bir tür olarak, bu türü denemek isteyenlere hiç bir şey önermez. Ön söz yazısında da belirtildiği gibi öyküler belli kalıplara sığdırılmamıştır. Her öykü kendi içinde bir akışkanlık gösterir. Omurgası yoktur. Bütün öyküler bu akışkanlık içinde devam eder. Küçük bir paragrafa bazen birçok olayın sığdığı görülür.

Öykülerin bir özelliği de aslında öykü olmamalarıdır. Öyküler bir şeyi (diktatörlüğe ait bir şeyi) anlatsa da kalıp olarak değişkenlik gösterir. Yazar bu değişkenliği bilerek yapar. Bazen de yapamaz. Dile getirilen olaylar kalıbından çıksın ister. Öykülerde gözlenen kalıp bazen bir cıva gibi akışkanlık gösterir. Konunun nereye gideceğini önceden tahmin edemeyiz. Bazen konu hiçbir yere gitmez. Ne söylenecekse öykünün başında söylenir.

Öykü karakterleri açıkça anlatılmaz. Onları sanki sisli bir aynanın önünde görürüz. Ayna her zaman pusludur. Konuşan kişinin kim olduğunu bazen hiç bilemeyiz. Öykü karakteri biriyle konuşur ama konuşan kişinin kim olduğu önemli değildir. Önemli olan kişinin ne dediğidir. Mekânın ve zamanın önemi yoktur. 

İnsanlar da bir yönüyle önemsizdir. İnsanı önemli yapan şey yaşadığı acıdır. İçine düştüğü sıkışmışlık halidir. İnsanlar adaletin olmadığı bir dünyada ayakta kalma mücadelesi verir. Mücadele ne kadar güçlü olursa olsun zafer imkânsızdır. Çünkü kötülük örgütlenmiştir. Kötülük her yerde sistematik olarak insanları ezmeye devam eder.

Sözü edilen diktatör esasında bir kişi değildir. Birçok diktatör vardır. Bir diktatör üzerinden kapitalizmin kötülüklerine vurgu yapılır. Diktatör bazen karşımıza isim olarak çıkar. Genellikle adı hep “Diktatör”dür. Diktatör aslında kültürel bir kavramdır. Kapitalist kültür dünyanın her yerinde diktatörler yetiştirmektedir.

En acımasız diktatör de insanın kendisidir. Diktatörlük insanların ruhuna işlemiştir. Her yanılgı yeni bir tecrübe getirse de tecrübe işe yaramaz. Öyküler, bize çıkış kapısının kapatıldığını göstermek ister. Çıkış kapısının kapalı olduğunu bilmek önemlidir. Bu bilinmeden kimse kilidi açamayacaktır. İnsanların çoğu özgür olduğunu sanmaktadır. Bu yüzden kimse kilidi açmaya çalışmaz. Bu yüzden diktatörün dediği olur. Bu yüzden diktatörlüğe karşı etkili mücadele yürütülemez. Özgür olduğunu sanan insanlar kuluçkaya yatırılmış tavuklara benzemektedir. Yaşadıkları hayat kendilerine ait değildir. Onlar aslında bir çiftlikte, hayvan gibi yaşamaktadır. Patronun çiftliğinde çocuk doğururlar. Çocuklarını patronlara uşaklık yapmak için büyütürler. Hiç bir zaman hayatı gerçek bir aynadan izleyemezler. İzledikleri her şey diktatörlük medyasından yansır. Aynı şey din için de geçerlidir. Gerçek din unutulmuş, onun yerine sahte bir Müslümanlık konmuştur.

HAMDİ BABA

 


Totur Hamdi Gönül…

O’da  daha önce yazdığım Turgut Reis  gibi, Ali Kar gibi 19 Eylül ilkokulunun  içinde bulunan bahçenin sokağa bakan bölümü ile karşı bölgede iş yapan esnaflardandı.

Keçiköylü Hamdi Baba’da Turgut reis gibi ayakkabı tamirciliği ile uğraşır aralarını bir başka dükkan ayırırdı. Ali Kara ise tam Sırrıpaşa ile Süleyman Felek caddesinin girişinde ki köşede hem kuruyemiş satıcılığı yapar bir yandan da ayakkabılar için saya dikerdi.

Muhabbet şamata dostluk bir başka idi..

19 Eylül’ün bahçesinde büyük küçük dinlemeden  futbol turnuvaları düzenlerdik.

Onlar oyuncu olmadığında, genelde kaleci olarak  görevlerini yaparlardı.

Sırf biz çocuk ve gençlerin keyfi bozulmasın diye..

Geçen yazıda Hamdi baba diye hitap edip paylaştıktan sonra  torunu sevgili kardeşim Erdem Gönül bir resim ile birlikte  Dedesi Hamdi Gönül’den bahsedince bende demek  ki Hamdi Baba senin dedenmiş dedim ve varsa eski resimlerin istedim.

Hamdi baba da diğer esnaflar gibi gönlü bol adamdı. Teneffüs  aralarında çıkan çocuklar bazen harçlık i, bazen de yırtılan veya parçalanan ayakkabılarına bir şeyler yapmasını isterdi.Kırmazdı , kızaramazdı hiç birini..

Şahitliğim çoktur. O yüzden Hamdi baba takmıştık ismini..

Güzel insanların esnaflık yaptığı yerdi o zamanlar Fidangör, Sırrıpaşa ..

Şimdilerde birkaç esnaf hariç yüzleri bile gülmüyor…

1 Nisan 1985 günü hayatını kaybeden Hamdi Baba’nın bir gençlik resmini birde yine Turgut Reis  (Ataseven) Hamdi Baba’nın  torunları Neşe ve Nevin ile birlikte iş yeri önünde çektirdiği resmi paylaşıyorum.

Hamdi Baba ve Turgut Reis ruhlarınız şad olsun… 

MUHTAR TELEFONU  

Geçtiğimiz günlerde bir haber okudum.

Ordu’da bulunan bir bayan muhtar sahilde gezerken kayalıkların arasına cep telefonunu düşürür.

Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz Altınordu ilçesi muhtarları ile toplantı yaparken bu bayan Muhtar derdini (!) Başkan anlatıp cep teflonunu sahilde ki kayalıkların arasına düşürdüğünü  uğraşmasına rağmen çıkaramadığı belirterek ‘ İş makineleri ile çalışma yapılık cep telefonunu bulunmasını istemiş!!!

Haber  göre bu istet tebessümle karşılanmış.

Ancak birkaç gün sonra Başkan Yılmaz bayan muhtarı makamına davet ederek yeni bir akılı cep telefonu hediye etmiş ve  orada yapılacak çalışmanın yeni telefondan pahalıya geleceğini belirtmiş.

Bu haberde her hangi bir abartı filan yoktur.

Muhtarın isteği aynen böyledir ve başkan ona telefon hediye etmiştir.

Sarayın muhtarı olunca böyle isteklerde normal karşılanıyor galiba!!!

Hey gidi memleketim hey…

Bir muhtar bir telefonu için iş makineleri ile çalışma yapılmasını istiyorsa…

Biz ne diye ağlayalım başkanım !!!

 

 

BİR ALINTI VE HATIRLATTIKLARI

Tarih, AKP’nin açık faşizme adım adım tırmanışında, ne yazık ki “sol” mahallenin farklı kollarından gelen desteği de yazacak gibi. 2002’de iktidara gelen AKP’ye önce sol liberaller, “sivilleşme, askeri vesayeti geriletme, statükoyu yıkma” adına destek verdiler ve 2010 anayasa değişikliği ile ilgili koydukları “Yetmez ama evet” tavırlarıyla desteklerini taçlandırdılar.

Sonra, hanyayı konyayı gördüler ve 2013’ten itibaren desteklerini çekip yanıldıklarını, hatta Murat Belge’nin ifadesiyle “kandırıldıklarını” geç de olsa fark ettiler!..

Bugün ise aynı aymazlığa, kendisini “ulusalcı sol” diye nitelendiren kol düşmüş durumda. Medyada Sözcü, Aydınlık gibi organlarda seslendirilen, meslek kuruluşlarında İstanbul ve merkez baroda ifadelendirilen “devlet bekası” öncelikli anlayış

………….

Ulusalcı aymazlar, bütün bunları “devletin bekası” için yaptıklarını öne sürerken o devletin tamamen bir AKP’nin parti-devletine dönüştüğünün ayırdın da bile değiller. Böylece, sonradan pişmanlık belirten liberal ihanetin yerini şimdi, ulusalcı gafletin aldığı bir dönemden geçiyor Türkiye…

……….

Ama burada asıl olan, AKP’nin her tür anayasal ve yasal ihlalleri göze alarak bir kıyımda ısrarıdır. Bunu, “terörle savaş”  adı altında, tüm medyayı da baskı altına alarak sürdürmesine omuz vermek, “Bölücülüğü önlüyor” diye kutsamak, tıpkı liberal solun  Ahmet Altan-Çongar ikilisinin marifeti Taraf aracılığıyla, bir dönem “Askeri vesayeti tasfiye ediyor” yanılsamasıyla rejime destek verme aymazlıklarına benziyor.

Bu duruşun gideceği yer, liberallerin bugün duyduğu pişmanlığın, hayal kırıklığının bir benzerini ulusalcıların duymasıdır.

Ulusalcıların peşine takılanların bunu görmeleri için hâlâ zaman var.

Einstein’ın özlü sözünü anımsatalım:

“Aynı hatayı iki defa tekrarlamayan insan, akıllı insandır.”

Mustafa Sönmez 18.1.2016

 ….

Evet Mustafa Sönmez adlı yazarın kaleme aldığı yazıdan alıntılar yaptım.

Benim bir çok yazımda bahsettiğim ‘Su solcuları ‘ ‘Stepne milliyetçileri ‘ kavramlarını da kapsayan aymaz bir kesim ağızlarına verilen sakızın tadı ile geveleyip duruyorlar ama hiç biri  gerçeği haykırmaktan korkuyor.

….

Dün pazarda gezerken bazı  esnaf arkadaşlar Cumhuriyet’e yapılan operasyonlardan dem vurarak ‘ sıra yerel gazetecilerde  ‘ diyerek  esprili sataşmalarda bulundular.

 Bende ‘Evet sıra bizde bir daha ki hafta çay ocaklarında, öbür hafta  Manavlarda diye diye gelinecek haberiniz var mı ?‘ dedim.

Dediğimle de kaldım !!!

YOK BÖYLE BİR NAMUSSUZLUK  

 

Yıllarca bu mesleğin içindeyim.

Meslek gereği de her gazeteyi okumaya çalışırım.

İnternet olduğu için gazetelere dergilere erişim daha kolay oluyor.

Ancak son yıllarda özellikle köşe yazılarında ve manşete taşınan haberlerde öyle yalanlar öyle uydurmalar var ki yazan buna nasıl inanıyor veya okuyanın nasıl inanacağını zannediyor  diye düşünmekten alamıyorum kendimi.

Halkı aptal yerine koymak tabiri tam buralarda olgunlaşıyor.

Hele ki siyasetçinin ortaya çıkıp dün söylediğini tam tersini söyleyerek meydanlar da ötmesi ise bir garip trajik komik olaylara neden oluyor. 

Geriye dönüp baktığımız da ise durumun algılama yöntemi olarak ısrarla sürdürüldüğünü görüyoruz.

Sorgulamayan , unutan, unutturulan bir kesimin bol bol alkış tuttuğu  bir ülkede muhalefetin yarısı satılmış, yarısı uyumuş birileri de vatan haini olunca eeee bu millete de bu namussuzlukları yemek düşüyor.

 

Ne diyelim hak ediyoruz… 

Turgut Reis 


Yıllar önce 19 Eylül ilkokulunun bahçesinin kenarlarında küçük dükkanlar diğer yanında da taş bir bina vardı.

Ayakkabıcı Turgut Reis, Hamdi Baba, Ali Kara , Yüzbinlik ve diğerleri.

Çocukluğumuz okuduğumuz okulun çevresinde geçti hep.

Turgut Reis iyi bir avcı iyi bir ayakkabıcı idi.

Avcı arkadaşları ile muhabbeti hiç bitmez sohbet koyulaştıkça demin katsayısı da artırdı.

Büyüdükçe anılarımız daha da fazlalaştı.

Av köpeğini iş yerinde yanında kulübe de tutardı.

Bir gün köpek bir müşterinin terliğini alıp kimse görmeden bir yerlere götürmüş. Müşteri geldi terliğini istedi. Turgut Reis tekini buldu öbürünü bulamıyor. Bir panik bir panik. Bayan müşteriye biraz sonra gelmesini söyledi. Kadın çıktıktan sonra Erol bir kağıt kalem getir dedi.Ben kağıdı kalemi getirince yaz dedi ‘ Cenaze nedeniyle bir süre kapalıyız ‘ Yazdım kapıya astım. Reis dükkanı kapadım ben ava gidiyorum dedi. Sonra Müşteri ile ne yaptı bilemem ama , geçen gün Torunu Kübra Ataseven Yıldırım dedesi ile çekilmiş bir fotoğrafını atınca faceye bu geldi aklıma. Paylaşayım istedim. 

 

 1.1.1996   tarihinde kaybettiğimiz Turgut Ataseven’i rahmetle anıyorum.

ARAKLAMA BİR YAZI !

Aziz Nesin, “Başkalarını korkutmaya çalışanların kendileri daha çok korkarlar, korktukça korkularını yenmek için daha çok korkutmaya çalışırlar.” Demişti.

O zaman şöyle bir yazıyı internetten araklayıp sizlerle paylaşayım istedim

!!!

………

1-      Neden yumuşayamazlar?
Şiddet uygulayan baba gibidirler. Baba, aslında korku içindedir. Aklının içi korku filmi gibidir. Evin içini şiddetiyle kontrol altında tuttuğunu düşünür ama sürekli olarak otorite kaybedeceğinden korkar. Korktukça, otoritesini şiddetiyle yeniden tesis etmeye çalışır. Dört elle sarıldığı bu şiddete, her anlamda mecburdur.
2- Neden korku üretirler?
İçindeki korku çok büyük yer tutmaktadır ve dışarıya yansıtılması gerekir. Bir tür deşarj gibi. Korku salarak kendi korkularından kurtulmaya çalışırlar ama korkuyu saldıkça içlerindeki korku azalacağına artar 
3- Neden tehdit ederler?
Düşmanlar yaratması, tanımlaması, ataması çok dikkat çekicidir: illegal yapılar, marjinal gruplar, faiz lobisi gibi ifadelerle aslında sağın geleneksel kalıplarını kullanmaktadır. Kötü dışarıdadır, iyi içeride; "bende sadece ve sadece iyilik vardır, ötekinde sadece kötülük". "Kötülük katiyen bende olamaz; ötekinde de iyilik kesinlikle olamaz" gibi bölünmüş ve bir araya gelmesi olanaksız bir zihin dünyasının tezahürüdür. 
4- Neden yalan söylerler?
Tekinsiz, korku ve tehdit dolu iç dünyaları, gerçeği değerlendirmelerini de bozar. Bu nedenle sık sık gerçeği saptırırlar. Gerçeğin yerine ortaya koydukları çarpık gerçeği korumak için her yola başvururlar. 
5- Neden anlayamazlar?
Çünkü diktatör kendisinden çıkamaz. Her şey bana yakın olanlar ve bana karşı olanlar şeklinde ikiye ayrılmıştır. Dünya sadece  siyah ve beyazdan ibarettir. Ara renkler, ara biçimler, ara durumlar yoktur.
6- Neden göremezler?
Neredeyse kör gibidirler ama hitap biçimleri tepeden bakıyor izlenimi doğurur. Halbuki kendilerini sürekli altta, alçakta, çukurda hissederler. Çukurda olmadıklarını görmek ve göstermek için de tepeden konuşmayı bir zırh olarak kuşanırlar. Eşitlikçi bir ilişki biçimi onlar için mümkün değildir. 
7- Neden inat ederler?
Hayatlarına mal olsa da diktatörlerin, herhangi bir konudaki açıklanamaz inatları çok tipiktir. zamanla kendisini uyaranları etrafından uzaklaştırır ve kendilerini onaylayan insanları çevrelerine toplarlar. Zaten sorun kesinlikle kendilerinde değildir. 
8- Neden yalnızca kendilerini haklı görürler?
Hak etmişlik duygusuyla sarmalanmışlardır. Ancak kendisine hizmet ediyorsa başkalarının fikirleri vardır, aksi halde bunlara tahammül edemezler.

9- Neden geçmişi severler?
Otoriter siyasal figürler geçmişi yad etmeyi, göklere çıkarmaya bayılırlar. Çünkü ne bu günü sevebilirler ne de kendilerini 
10- Neden sevemezler?
Çünkü bilinçdışında var olan, güze sahip oldukça bastırılabilen "ben sevilecek birisi değilim" algısı onları insanın doğallığından uzaklaştırır. Böylece ancak kendisi kadar güçlü olduğunu düşündüğü insanları sevdiğini sanarak, aslında insandan uzaklaşır ve kimseyi sevmezler.

(Bitti… Halkın Doktorları tarafından kaleme alınmıştır ) 

ÇEVRE YOLU

Ordu’nun trafiği bayram seyran demeden tıkanmaya devam ediyor.

Bu çileyi yılar önce görmüş biri olarak bir anımı paylaşmaktan kendimi alıkoyamayacağım.

Bolaman yolunun başlangıcından bitimine kadar hemen hemen her aşamasını  takip eden bir gazeteciydim.

O zamanlar Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler  ile birlikte bir heyet tüneler de incelemeler de bulunuyordu.

Sayın Bakan’a  bir düşüncem var devletinde bunda büyük karı olur ayrıca insanlarımızda rahatlar dedim.

Söyle bakalım dedi. ‘ Bende sayın bakanım bu yol bir süre sonra bitecek bitmeden hükümet sizsiniz çevre yolunu da bu projeye eklersek  hem  yeni yapılacak bir ihaleden dolayı  meydana gelebilecek artışlar önlenmiş olur hem de mevcut firma beldi de ihale fiyatının yarısına bile bu yolu yapabilir. Çünkü bütün ekipmanları şantiyeleri  burada ‘ demiştim.

Sayın bakan bana dönüp ‘ Erol sende çok şey istiyorsun ‘ demişti.

Evet çok şey istemiştim belki !!!

Yılardır bu çileyi çekiyoruz.

Başkan Enver Yılmaz yol açılırsa  çevre yolunun parası yakıt tasarrufu nedeniyle iki yılda amorti eder diyor.

            Bizde ayni şeyleri söylemiştik.

Ama dinletemedik..

Okumuyoruz

Uzatmaya gerek yok..

Çevremizde bulunan herkes şikayetçi, herkes bu nasıl aymazlık diyor.

Hele iktidarın bir söylediğini diğer gün başka bir şekilde söylemesi, Erdoğan’ın dün dediğinin tam tersi konuşması bu çevreyi şaşırtıyor tepkilerine neden oluyor.

Kabahati cahil cühela halka buluyoruz.

Kimsenin kimseye kızmaya hakkı yok.

Uzatmaya da gerek yok.

Eğer sosyal medya da paylaştığımız bir yazı (okunmadan  da olsa ) en fazla 15-20 tıklama alıyorsa niye kızıyoruz ki ?

Bir bayanın sıradan bir resmine gösterilen ilginin 10’da birini bir yazıya göstermiyorsak, cahil cühela halka değil kendini akılı , entel,  okumuş sananlara kızmak gerekmez mi ?

Kalın sağlıcakla;  ha okunmuş ha okunmamış.

Biz sadece tarihe not düşürüyoruz.

 

Utanması gereken çocukları olur ancak !

 CUMHURİYET… 

            ‘Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet'e sahip çıkmak, Çanakkale'yi, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan  ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.’ Atatürk..

            Bu anlatılanlardan hangisi var bu gün.

Hangi birisine önem ve değer veriliyor.

            Başkanlık sistemini savunacağım diye Atatürk’e olur olmaz hakaret eden şerefsizler yukarda ki  anlatımlardan ne çıkartıyorlar acaba?

            Son yılarda artarak  devam eden rejim düşmanlığı, önce Atatürk’ün arkadaşlarına sövme ile devam etti yine son yıllarda Atatürk’e sövme ile devam ettiriliyor.

            Fazla yazmaya ve uzatmaya gerek yok.

Yıkılacak elbette bu inkar düzeni, yıkılacak elbette Cumhuriyet düşmanları.

           

Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. Atatürk

xxx

Bilmem anlatabildim mi?

ARADA BUNLARLA DA İLGİLENSENİZ

 

Ordu’nun turizmi de tanıtılması için çalışmalar sürüyor.

Yoğun çalışma var.

Ama bilindiği gibi çocuk çalıştırmak , dilendirmek yasak. Ayrıca büyük küçük demeden dilencilik de yapmak yasak.

Ama Ordu sokakları özelikle hafta sonları dilenci istilasından geçilmiyor.

İşin ilginç yanı da ne  biliyor musunuz ?

Tüm bunlar polisin, zabıtanın gözü önünde oluyor.

Şikayet  olmadan müdahale edilemiyor mu ?

Veya birileri dokunmayın bunlara mı diyor.

Suriyeli modası  artık dilenci modasına döndü.

Bir zamanlar (yine devam ediyorlar)

Türk kimliği taşıyan bazılarının çocuklarına ilaç vererek uyuttukları ve acındırmayı artırarak kerizleri yoldukları malum !

Ayni numarayı şimdi Suriyeliler yapıyor.

Ula bir çocuk o kadar kucakta gezdirilip sallanmasına karşın gözlerini açmaz mı diye merak eden yok.

Bırakın dilencilik olayını bu çocukların sağlığı için müdahale edin.

Bu çocukları hastaneye sevk ederek ilaç mı vermişler ne vermişler tespit ettirip kanuni işlem yapın.

 

Hiç olmazsa bu sabiler için de biraz çabalayın.

AHLAKSIZLIK BÖYLE BİR ŞEY !

            Yeni Şafak gazetesi yazarı Faruk Beşer, “Gençlerin karşı cinsle ilişkileri açısından ten temasının, dolayısıyla tokalaşmanın, laubali hareketlerin, şakalaşmaların, argo tabiriyle geyik sohbetinin de uygun olmadığını söylemek zorundayız” diye yazdı.

Bunları yazdığı gününün bir gün öncesi 3,5 yaşında taciz edilip öldürülen çocuğun haberleri yayınladı.

3 Aylık Suriyeli bebeğin uğradığı istismar sonucunda hastanede yaşamını yitirdiği açıklandı.

Ama gel gör ki bu ve buna benzer ahlaksızlar bu konulara hiç girmeden, Ensar’ı savunmanın dayanılmaz hafifliği  ile bunları yazabiliyor.

Peki bu kadar cesaret, bu kadar aymazlık kimden kaynaklanıyor.

Çocuksa benim çocuğum size ne  yine göndereceğim kurslara diyen beyinsizlerden  mi yoksa bunlara yol verenlerden  mi ?

 

Ahlaksızlık böyle bir şey baştan aşağı vücutlarını sarmış. 

YORUMSUZ

 

Bu  açıklamaların hepsi ayni günde yapıldı :

Başka ülkede yaşıyoruz değil mi ?

Fazla yazı yazıp kafayı üşütmeye bile gerek yok buyurun okuyun !!!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ortadoğu terörle ortak mücadele konusunda Rusya’nın önemine vurgu yaparak, “Saygıdeğer kıymetli dostum Putin’in bu konuda desteğine ihtiyacım var” dedi.
24 Kasım’da Rus savaş uçağının düşürülmesi olayına da değinen Erdoğan şu ifadeleri kullandı: 
“Olayla ilgili konuyu mektubumda da dile getirdim. Olayın bizler için de üzücü olduğunu ve talihsiz bir olay olduğunu ifade ettim. Suriye topraklarındaki bu olayla bağlantısı olanlar yakalanarak mahkemeye verilmiş bulunuyor. Soruşturma devam ediyor. Şu anda Rus pilotun ölümüne neden olan kişi cezaevinde. Bu talihsiz olayın üzerinden sekiz aydan fazla bir süre geçti.”

 

Başbakan Yıldırım :

"Bir eski Genelkurmay Başkanı çıkmış "2004'te uyardım" diyor. Ya ne uyardın? "Nur cemaatine karşı dikkatli olunmalı" deniyor. Ya ne zamandan beri cemaatler terör örgütü oldu? Bizim için kırmızı çizgi terör faaliyetinin başladığı gündür, o da 17 Aralık'tır. Durup dururken biz cemaatlerin üstüne gidip "Siz bir şey yapıyorsunuz ama biz anlamıyoruz ne olur ne olmaz sizin defterinizi dürelim" mi diyeceğiz? Kimse teröre bulaşmadıkça, insanları öldürmedikçe, devletle bilek güreşine tutuşmaya kalkmadıkça terör örgütü muamelesi göremez." 

 

Başbakan Binali Yıldırım, “Bu örgüte sadece iki başbakan karşı çıkmış ve mücadele etmiştir. Birisi merhum Necmettin Erbakan diğeri de Recep Tayyip Erdoğan” dedi.

Çok zor !!! 

Düşeriz demeye dilim varmıyor.

Ama Afyonspor maçına kadar oynadığımız takımların bizden kötü olduğunu veya bizim ayarımızda olduğunu o yüzden iyi gittiğimizi söylemiş kimse hoca gitti, yeni hoca geldi falan filan demesin muhabbeti yapmıştım.

Afyonspor maçının gollerini izleme imkanı buldum.

Bir takım  sezon başından bu yana her gelen yan toptan  gol yer mi ?

Afyon maçında dört yan top dördü de kafayla gol.

Defans hiç mi sıçramaz, kaleci hiç  mi yan topa çıkmaz anlaşılır gibi değil.

Kimse kusura bakmasın bu duruma acilen çare bulunmazsa Orduspor amatör kümeye gider.

Bu arada amatör kümeye gitsin ismini değiştirir tekrar çıkarız diyenlere de bir hatırlatma yapayım.

İsim değiştiren Zonguldakspor, Kocaelispor ne kadar  yıl sonra çıkmış iyi baksınlar.

Öyle düşer  biz alırız biz çıkarırız hesabı yapanlar buraların nasıl olduğunu bilmiyorlar galiba.

Olursa olur , olmazsa olmaz mantığı ile bakanlara da iki çift laflım var.

 

Babanızın parası bile yetmez bu hale düşersek !!!

“Ben bilmiyordum “

 

AK Milletvekili Metin Gündoğdu “Kimse merak etmesin bu konuya çözüm getireceğiz. Tekelleşmenin önüne geçeceğiz. Tekelleşmeyi kaldıracağız. Fındığın bu durumda olmasının tek sebebi var. O da tekelleşme. Bunu kaldıracağız. Tekelleşme kaldırılsın bakın o zaman ne oluyor" diye konuştu.” Şeklinde beyanat vermiş.

Şu anda mensubu olduğu parti önce Fiskobirlik’i devreden çıkardı onun yerine getirdi TMO’yu da devreden çıkardı piyasa burularına kaldı.
Yani tekeleşmeyi yaratan kendileri olduğunu unutup Tekelleşmeyi kaldıracağız diyor.

Bu sistem ile mi kaldıracaksınız. Bu beyanatınızı unutmayacağız. Tekelleşmeyi  yaratanlar milletin gazını almaya çalışıyor ama herkes yemiyor Metin bey.

Ha şimdi siz şunu da diyebilirsiniz. “ Bunlar olurken ben BBP’deydim hatırlamıyorum.”

 

Evet tekelleşmeyi kaldıracağınıza inananlar buna da inanır elbet !!! 

Koltuklarında intihar ediyorlar !

 

Görmeyen, göstermeyen, yazmayan, yazdırmayan , eleştirmeyen , doğruyu bulmak için elini bile kıpırdatmayan medya olduktan sonra bu ülke bu bataklıklardan çıkamaz.

Tabi ülke insanın neredeyse siyasi muhalefetten başlamak üzere afyon yemiş şekilde davranarak önüne atılan her şeyin peşine gitmesi de bunda etken oluyor.

Her gün insanın aklı ile alay edercesine utanmadan sıkılmadan yalan üstüne yalan konuşanlara saygı duyulup alkışlanmaya devam edildiği  birinin de arkadaş dün böyle söylüyordun bu gün böyle söylüyorsun diyerek tepki göstermediği ortamda bunları normal karşılıyoruz değil mi ?

Dün 3 maymun vardı. Görmedim, duymadım, bilmiyor umdu… Şimdi ise Umurumda değil de katıldı ararlına.

Feto’nun siyasi ayağının s’sine bile giremeyenler , YSK’da bir tane Fetocu bulamayanların komisyon başkanlığına daha düne kadar Feto’yu öven birisini getirmesi normal değil mi ?

Birisi de çıkıp sizin siyasi oyunlarına alet olmayız ya yeni bir başkan teklif edin ya da sizi halka şikayet edeceğiz demiyor.

Ne diyorlar merkez medyası bize yer vermiyor sesimizi duyuramıyoruz.

Bu muhalefet partilerinin 3-5 tane ses düzenli minibüs almaya paraları yok mu ?

Merkez yandaş medya sesini duyurmuyorsa çık Anadolu’ya git halkın ayağına derdini anlat.

Yapmıyorlar, su solcuları ve stepne milliyetçileri olduğu sürece bu bataklıktan çıkma şansımız hiç yoktur.

Ve koltuklarında intihar eden siyasi muhalefet liderlerini ve yöneticilerini görünce bir ulusun nasıl sahipsiz bırakıldığını daha iyi anlıyorsunuz.

YUNUS GİBİ

 

Bu gün bir çoğunun bilmediği bilse de utanmadığı kavramlardan bahseden Yunus Emre’nin bir şiirin buradan paylaşmak istiyorum.

Yunus Gibi

 Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur

Kula kulluk etmeyenin
Vicdanını satmayanın
Haram lokma yutmayanın
Mekânı zindan olmuştur

Yalan dolan yazıp çizen
Kudretliye övgü düzen
Dün dinsizim diye gezen
Bugün Müslüman olmuştur

Emeksiz zengin olanın
Kitapsız bilgin olanın
Sermayesi din olanın
Rehberi şeytan olmuştur

Haramisi, soyguncusu
Uğursuzu, vurguncusu
Cellat ruhlusu, soysuzu
Nazır, sadrazam olmuştur

Korkan varsa konuşmaya
Anlam yükleyip susmaya
Gerek kalmadı korkmaya
Çünkü korkulan olmuştur

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur..

BU  NASIL UYKU?   

 

Güneydoğu'nun sınır dağlarında
terör örgütü ile savaşırken vurulmuşsan ve malulsen…
2200 TL maaş…
15 Temmuz gecesi kendi tankını
kovalarken malulsen…
3203 TL…
*
PKK ile savaşırken şehitsen, kalan mağdurların alacağı toplam tazminat,
taş çatlasın 260 bin TL…
15 Temmuz şehitlerine 327 bin TL…

Bir dönem AKP'den milletvekili olan Habertürk gazetesi yazarı Muhsin Kızılkaya şehit olan askerler için "Zaten onun işi o. O insanların görevi hayatını vermek. Onun için maaş alıyor. Ekstra bana bir iyilik yapmıyor." ifadelerini kullandı.

Şu iki olayla ilgili  Şehit ve Gazi Aileleri Derneklerinden bir tık duydunuz mu ?

Bir itiraz , bir aman ayıp oluyor,  bir yakışmıyor …

Bırakın isyan etmeyi, teessüf ederiz bile diyen çıkmadı.

 …

Öyle bir hale geliyoruz ki bunların aymazlığı, bunların uykusu yüzünden yarın birileri karşı cephe açıp bana ne diyebilecek hale geldi ?

Şehitlerin kemiklerini bu kadar sızlatmaya, bu kadar rahatsız etmeye utanmıyor  musunuz ? Yazıklar olsun sizlere ( istisnalar hariç ) 

Bu millete yapmayın !!!   

Kendinize binlerce lira promosyon aldınız.

Ama  3 yılda verilmesi düşünülen sadakayı 150 lirayı bile bankalardan alıp emekliye verdiremediniz.  Sonra da 3 yıllık ancak 26 lira verilebiliyor dediniz , hiç utanmadan , sıkılmadan..

Üstüne üstlük anlı şanlı yapılandırma açıklamalarınızı bile bankalar takmadılar.

Ne yapılandırması diyerek vatandaşı adeta kapısından kovuyor.

O zaman aklıma şöyle bir şey geliyor.

Bu bankalar Türkiye Cumhuriyetinden üstün veya hazineye büyük miktarlarda borç sağlayıp ekonominin patlamasını gececi olarak önledikleri için kabadayı gibi davranıyorlar.

Veya da bazı büyüklerimiz bu bankalarla iş mi yapıyor.

3 yıllık 26 lirayı bulan ( Bakan Müezzinoğlu’nun açıklamaları )  bir promosyon için devlete ayak sürten bu bankaların bir bildiği veya dayandıkları bir dağ var.

Tüm bunlara karşın bu Milet hala “ne oluyor lan” diyemiyorsa, vallahi kıyak mıyak yapmayın biraz daha sürünsünler.

Süründükçe kıymetli olursunuz, daha fazla alkışlanırsınız.

Kıyakçılık yapıp da sonra ayakçı durumuna düşmeyin !!! 

Haddini bileceksin ?

 

Künye

T.C. Ordu Valiliği'de MÜŞAVİR

Kanal 7 Haber'de Muhabir

Denizli Valiliği'de Danışman

Çivril Belediyesi'de Basın yayın/halkla ilişkiler Müdürü

Milliyet Gazetesi'de Muhabir

STARTV'da çalışıyor

TGRT'da Muhabir

Flaş Tv'da Haber Dairesi

Kanal D'da Muhabir

CNN Türk'te Arena

İllerimiz ve Yörelerimiz Programı'da çalıştı

Pamukkale Üniversitesi'de okudu

buldan ticaret meslek lisesi'de okudu

Ordu'da yaşıyor

Memleketi Denizli

Evet Ordu Valiliğinde Turizm müşaviri olarak çalıştığını belirten Mustafa Sezer isimli kişinin Face’de kendi yazdığı künyesi

Bir süre önce Japonya’da  ki bir Kanyonu Ordu diye paylaşıp işin ortaya çıkması sonucunda Ordu’yu tam tanımıyordum diyerek özür dileyen ama paylaşımı nedeniyle büyük tepkiler çeken Sezer yine rahat durmadı.

Son alarak kendi sayfasında paylaştığı bir iletinin altına yazılan bir yoruma verdiği yanıtta şunları belirtti.

“Ordu’ya onlarca Televizyoncu ve Gazeteci gelmiyor benim bu insanlarla çalıştığım için bu insanlar arkadaşlarım oldukları için
geliyor, Ordu güzel olduğu için değil ”

Şimdi ben Ordu Valisi sayın Balkanlıoğlu’na soruyorum :

Kendinden menkul bu kişi, bu kişileri kendi cebinden yaptığı masrafla mı getiriyor ?

Bu kişiler Ordu’da gezdirilirken masraf yapıyorlar mı veya bu masraflar Mustafa Sezer tarafından mı karşılanıyor.

Ordu Valiliğinde  resmi müşavir kadrosunda mı yoksa başka bir vakıf üzerinden mi veya dışarıdan  geçici kadro ile bu görevi yapıyor.

Mustafa Sezer’e Ordu Valiliği maaş olarak kaç lira veriyor ayrıca bu işler için örtülü ödenek mi kullanıyor?

Bu şahısın bu kadar görevi varken Ordu tanıtımına katkıyı tek başına mı sağlıyor?

Sonuç ta Ordu’da bu işi yapacak kadrolu veya kadrosuz kimse bulunamadı da ithal edildi ? Veya kim tavsiye etti?

 

 

Benim ki fikri takip!!!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İhsan Şener ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş a tepki gösterdi. Eski savcı Zekeriya Öz ün, Gürcistan üzerinden yurt dışına kaçmasına imkan sağlayanlar arasına adının karıştırıldığını ve bu iddiayı ortaya atanların, bu dedikoduların arkasındaki kişinin de Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İhsan Şener olduğunu ileri sürdü.

O gün şunu söylemiştim. Bu suçlamaya kim yanıt verecek. Böyle bir şey varsa bu kişi nasıl Cumhurbaşkanlığı danışmanlığını yapar.

Kurtulmuş ‘da konuşmayacak.  Hiç bir şey olmamış gibi davranacaklar demiştim.

Bu konuşmanın üstünden bir ayı aşan zaman geçti.

O günlerde başkan Yılmaz, İftirayı atanlarla mahkemede hesaplaşacağını söylemişti.

Bizim sadece bir haber takip ,  fikri takip yoksa başka bir art niyetimiz yok.

Ordu yerel medyasının yüzde 99’u başka işlerle uğraştığı için ben hatırlatayım dedim.

Hakikatten  ne oldu hala iddia edilen iftira konusunda bir bedel ortaya dökülmedi !!!

ÖLÜM TİMLERİ !!!

               Dünkü yazımda 15 Temmuz günü rütbesiz askerleri askeri öğrencileri öldürenlerden işkence yapanlardan, sakat bırakanlardan bahsedip  tüm görüntü , resim ve belgeler rağmen bir tek kişinin bile adalet önüne çıkarılmadığını belirterek tüm sorumluları suçlamıştım.

Üstünden fazla geçmedi.

Ajanslara şu haber düştü :

 

“AKP’liler sosyal medyada “İç güvenlik ve olaylara anında müdahale” misyonuyla örgütleniyor. Mesajlaşma programı “Telegram” üzerinden haberleşeceklerini duyuran AKP’liler, “Kontenjan sayısı 5.000'dir” dedi.

15 Temmuz Cemaat’in darbe girişiminin ardından Facebook’taki “Ak parti hayranları” adlı grupta ilginç bir mesaj yayımlandı. “Vatan Sever Gençler Teşkilâtlanıyor!” başlığıyla yayımlanan mesajda, “Misyon: İç güvenlik ve olaylara anında müdahale. Huzur ve asayiş. Kayıt olmak için ‘Telegram’ programını indirin daha sonra da aşağıda ki linke tıklayın. Kontenjan sayısı 5.000'dir” ifadeleri yer aldı.”

 Yani bu nedir biliyor musunuz ? Padişahın özel kuvvetleriyiz , nasıl olsa 15 Temmuz’da yaptıklarımızın hesabını kimse sormadı, bundan sonrada asayişi biz belirleriz, ölecek olan ölür, sakat kalan ne hali varsa görür..

 Demokrasi havarileri, su solcuları, stepne milliyetçileri, daha durun, daha durun bunlar yakında bizi de keser diye aylar önce boşuna yazmamıştım.

 Ülkenin geldiği duruma bak ,  sorumlu olanlar durun bakalım siz kimsiniz demiyor, soruşturma açmıyor , kendi tetikçisine göz yumuyor, muhalefet ise tepki bile veremiyor.. 


Def olup gidin! 

15 Temmuz’un üstünden kaç ay geçti.  O gün  rütbesiz erler öğrenciler öldürüldü, işkenceye  maruz kaldı, sakat bırakıldı.,.

             Size sadece bir örneğini vereceğim :

15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimi sırasında Boğaziçi Köprüsü’nde linç edilen Yeşilköy’deki Hava Harp Okulu 2’inci sınıfta okuyan Murat Tekin’in otopsi tutanağında ölüm nedeni, ‘vücutta yaygın darp, kesici delici alet yaraları ile boyun baskısı ve ağız burun kapanmasına bağlı boğulma’ olarak tespit edildi. Ailesi Tekin’in cesedini darbe girişiminden tam 12 gün sonra bulabildi.

Bir tane  kişi yakalanıp adalet önüne çıkarıldı mı ? Bir kişiye hesap soruldu mu ? Fotoğraflar, deliler, görüntüler ap açık ortada iken niye kardeşim bunların hesabı sorulmaz?

Muhalefetin onlarca milletvekili var, aralarında avukatlar var, neden bir tanesi bir dilekçe yazmaz bu deliler ile birlikte suç duyurusunda bulunmaz.

Neden bir tane genel başkan çıkıp iki lafın arasında bunları da söylemez.

AKP’nin işine gelir bu işlerin kapatılması…

Mağdur edebiyatı onları bu hale getirdi?

Ama bunların palazlanmasına utanmaz,  vurdum duymaz,  su solcuları, stepne milliyetçileri neden oldu.

               15 Temmuz şehitlerine, gazilerine saygı gösterdiğiniz kadar, bu garibanlara göstermiyorsanız, kim ve ne olursanız olun Def olup gidin.

Siyaset ayrımı yapmadan Allah’ınızdan bulun diyorum !!!

 

      Keyifleri kaçsın !

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Ordu Alevi ve Kültür Merkezi ve Cemevinde Muharrem ayı nedeniyle düzenlenen iftar yemeği programına katıldı.

Haberin girişi bu… Gayet güzel..

Onlar için önemli bir ayda Alevi vatandaşlarımıza sorulacak soru çok .

Benim merak ettiğim (Haberin içinde yoktu ) Acaba alevi vatandaşlarımız sorunlarını anlatma şansını bulabildi mi ?

 Veya Saray bağımlısı olanlarla niye hiç mücadele vermiyorlar veriyorlar da biz mi duymuyoruz.

Son 15 yılda ezile ezile ne hale geldiklerini görmeyenler, hala biat edebiliyorsa ve hala seslerini çıkarmaktan aciz durumda ise sorun nerede acaba ?

Alevi vatandaşlarımızsın şapkalarını önlerine koyup nerede hata yapıyoruz, nasıl bölündük, nasıl parçaladılar bizi diye düşünmesi gerekmez mi ?

Bana itiraz edeceklere öncelikle bulundukları bölgelerde partilere çıkan oy sayılarına bakmalarını tavsiye ediyorum !!! 

NE SÖYLESEK ?

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret

Böyle demiş usta…

Öyle yağma , öyle utanmazlık var ki, sis kalmıyor diye paso eşek seviyorlar.

Hele su solcuları, stepne milliyetçileri var ki aman Allahım  yetmez ama evetçilere akil olmayan adamlara bile beş basıyorlar.

Yallanmanın, g.. yalamanın, el etek öpmenin haddi hesabı yok..

Zannediyorlar ki bu düzen hep böyle gidecek.

Evet biz yılar önce  Cemaat örgütlenmesinden, faali meçhul cinayetlerinden, millete kumpas kurmalarından şikayet ederken  seyirci kalanlar, ortak hareket edenlerin pek çoğu kükremiş sel gibi atıp tutuyorlar.

Onlar şu hicvi  hatırlatmakta yarar görüyorum :

Hasan dağı arpalıktır,eğer saban yürürse, 
Her derede bir değirmen
,eğer suyu gelirse, 
Her köylü
den bir tavuk,eğer köylü verirse, 
Güzel gidi
ş bu gidiş,eğer sonu gelirse.

 

ÖSO ASKERİ ŞEHİT !!!!    

15 Temmuz şehitleri ve gazilerine verilen paralar ile askerde şehit ve gazi olanlara verilen paralar arasında uçurum var.

Gazi ve Şehit Ailelerinden, derneklerinin yüzde 99’undan   ses çıkmıyor. Saray’dan gelecek bir şeyler mi bekliyor bilemiyorum?

Sorun da değil onların sustuğu yerde bizim hiç konuşmamamız gerek.

Bir süreden beri TSK Suriye’de savaşta ölen Özgür Suriye Ordusu askerleri için şehit oldular açıklamasın yapıyorlar.

Evet Mehmetçikle eşleştirelim.

3 Milyon  Suriyeliyi ülkemize alarak bakım ve beslenmelerini sağlıyoruz.

İş ,aş üniversite imkanı veriyoruz.

Yetmedi, ÖSO askerine  TSK şehit diyor, onlara yine bizim Mehmetçik’e verilenlerden daha çok fazlasın verelim , ev verelim, kardeşlerine iş verelim olsun bitsin…

Aslında vatanı verelim  edelim olsun bitsin…

 Arap sevdasına  niye eziyet çekiyoruz ki ?

Arap sevdalıları birlikte bu ülkede yaşasınlar, biz Türklerde siktir olup gidelim !!! 

SUS BARİ  

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine imza atmışız , sorumluyuz…

Sıkıntılarımız var Avrupa İnsan Hakları mahkemesinden iki de bir bu konuda ceza geliyor  Türkiye’ye tüm bunlar olurken, daha düne kadar Recep ile bu işler olmaz deyip kıvıran ve  biat üstüne biat edip  Allah kitap tanımadan Erdoğan’a övgüler düzen, her konuştuğunda bir çuval inciri berbat eden,  tarih ve ilim bilgisinden yoksun Mehmet Metiner yine çıktı sahneye..

“‘FETÖ’cü tutukluları ziyaret etmeyeceklerini, onlarla ilgili kötü muamele ve işkence iddialarıyla ilgili inceleme ve araştırma yapmayacaklarını” söyleyerek  Evrensel bir suç işleyeceğini açık açık beyan eden bu şahsa birileri niye dur demiyor anlamıyorum.

Saray övgüleri mi buna engel oluyor?

İnsanda az utanma, arlanma olur.

Sorun Fetocular, darbeciler değil..

İmza attığın bir bildiriye karşı gereksiz bir başkalarına niye koz verirsin ?

İşin özetini şöyle yapalım : Yakışıyor size böyle yönetilmek işte vekilleriniz ?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın eski şoförü olan AKP İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, Lozan ile ilgili tartışmalara katılarak Twitter'dan "Lozan'da en büyük ihanet Halifeliğin kaldırılmasıdır..!" diye yazdı.

Ancak Lozan Antlaşması 24 temmuz 1923'te imzalanırken, Halifelik ise 3 Mart 1924'te kaldırılmıştı.

Büyük devlet, büyük Millet !

Evet;  Büyük Devlet neredeyse 5 ay oldu ama yıkılan köprülerin yerlerine bir çivi bile çakmadı. İhale yapıldı deniyor ne zaman yapıldı niye bu kadar sürdü diye soran yok ?

Vatandaş kendi kendine şikayet edip duruyor, bizi gördüğünde bize dert yanıyor.

Peki siz ne yapıyorsunuz, sizin muhalefette bulunan siyasi partileriniz ne yapıyor,  Şoförler odanız, sivil toplum kuruluşlarınız niye ses çıkarmıyor dediğimizde ‘Haklısınız’ diyor çekip gidiyor.

Başbakan yardımcımız var milletvekillerimiz var  şu var bu var, ihalesi yapıldı falanla filanla olmuyor.

Kendi  dertlerine düştüler milleti unuttular.

Bu  tip acil işlerde normal ihale prosedürü uygulanmaz  acil bir  şekilde halledilir.

Ama kimse ses çıkarmayınca böyle bakar dururuz.

Büyük devlet ve büyük Millet böyle oluyor demek ki ? 

 NEREYE KADAR ?

Öğretmen adayları sözlü sınavda alanları dışında ilginç sorularla karşılaştıklarını belirterek, “Gezi’de ne hissettin?, Ne yemek yapıyorsun?, İnsan kopyası iyi mi kötü mü?, Maç izler misin?, Terör örgütlerini sayınız, Yılbaşında kutlama yaptınız mı?” gibi sorular sorulduğunu iddia etti. KPSS’den aldıkları puanların düştüğünü belirten bazı öğretmen adayları KPSS ile atanacak sıradayken mülakat puanıyla tercih haklarını bile kaybettiklerini söyledi.

 Bu azgınlığınız nereye kadar sürer bilemiyorum.

Ama Feto’dan bir ders çıkarın.

Böyle gitmez gün gelir size de hesap sorulur, malınıza mülkünüze el konulur.

Azgınlığınızı sürdürün.

Bize bir şey olmaz demeyin.

Size olmazsa çeliğinize çocuğuna olur onlar sizin yüzünüzden sokakta rahat gezemezler, utanırlar savunacak tek kelimeleri olmaz.

..

 Artık azanı teneşir de paklamıyor ona göre !!!

SEN NE İŞ YAPARSIN ? 

 

Yozgat Valiliği, OHAL kapsamında il genelinde faaliyet gösteren tüm bar, pavyon, gazino gibi alkollü içecek tüketilen umuma açık yerleri kapattı.

Oda.tv'de yer alan habere göre kapatmaya gerekçe olarak ise bu mekanlarda "kasten öldürme, yaralama, tehdit" gibi suçların işlenmesi gösterildi.

Haber böyle hani Maarif müdürünün şu okullar olmazsa nasıl iyi idare ederim demesi gibi.

Bu kararı alan kendisini ne zannediyor acaba ?

Gerekçelere  bakar mısın ?=

Bunları önlemek senin görevin.

Ama adamın bir yerlerden bir cesaret alması gerek ki böyle bir kararı alabiliyor.

Yani böyle yerleri kapatınca bu olaylar bitecekmiş gibi.Görevini yapma yerine kolaycılığa kaçıp yasak kararı getiren Vali normal bir yönetim anlayışında olsa anında görevden alınırdı.

Alınmadı.

Sokağa çıkan kadınları zina yapmakla suçlayan Isparta Milli Eğitim müdürü hala görevdeyse siz hala neyin kafasındasınız.

Yetmez ama evetçiler, su solcuları, stepne milliyetçileri bu ülke sizin eseriniz ….

 

TERK ETMEYECEĞİM

Gazetecinin sevdiği renk siyah-beyaz derler…

Mürekkep siyah, kağıt beyaz.

Bense en çok beyazı ve moru severim.

Hem de ne sevgi.

Mor, hırsı, azmi, aşkı, sevdayı temsil eder benim için

Beyaz ise, doğruluğu, dürüst olmayı.

Bu şehre sevdam var demiştim ben.

Bu şehrin Orduspor’u da var.

Sonsuz aşık olduğum, sonsuz acılar veren ve yine de terk etmeyeceğim bir Orduspor’um!..

İyi ki varsın…

(Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan )

 

DÜĞÜNLERDE , KINALARDA SİLAH ATIŞI SERBEST BIRAKLIDI !!!

Beni gazetemizden ve sosyal medyadan takip eden bir okuyucumuzun kısa şikayetini buradan paylaşıp ondan sonra yetkililere seslenmek istiyorum.

xxx

Erol bey merhabalar size bir şikayeti sunmak isterim inşallah yetkililerin kulağına iletebiliriz.Bu aksam bir kınada bulundum Öceli köyünde çok kalabalıktı kına 30 kişinin elinde yari kurusıkı yari gerçek silah ama maganda gibi nasıl atıyorlar madem büyük şehir olduk köy diye bir şeyde kalmadı bu deli ve saçma sapan silah olayını yasaklamaları ve ceza koymaları gerekmiyor mu? Gerçekten çocuk ve ben çok korktum

Kına ve düğünlerde silah atmak yasak değil mi ? 

Bu yobazlığa son verelim.

xxx

Konunun muhatabı olarak Ordu Valimize sesleniyorum.

Bu konuda hayli şikayet geliyor.

Güvenlik güçleri niye gerekli müdahaleleri yapamıyor.

Sorun nereden kaynaklanıyor.

Yine bir canın daha mı maganda kurşunu ile hayatını kaybetmesini bekliyoruz ? 

Doğa Kurban olsun sizin lüksünüze!!!

Yapmayın etmeyin, Ordu’nun nefes alabileceği tek alan o bölgeye hitap edebilecek  park alanı, dinlenme alanı, burayı katletmeyin dedik anlatamadık.

Tek bir ağaç bile dokunmayacağız, bina boyları ağaçları geçmeyecek, Valiliği buraya yapacağız diyenler bir gece yarısı (AKP alışkanlığı) Karayolları arazisinde ki ağaçları kesmişler.

38 bin metre kareden fazla alan üzerine yapılacak olan hükümet konağı için gece yarısı ağaç kesme operasyonu yapanların derdinin  modern kent değil, kendi lüksleri olduğu ortaya çıkmıştır.

Birisi de çıksın desin ki böyle alan çok…

Böyle alan çok, ancak yeniden dağda bayırda yaratabilirsin, böyle merkezi hazır gelişmiş alanı yaratamazsın.

Tepe tepe kulanın.

Yalancılık ruhunuzda var!!!

            Doğa kurban m olsun sizin lüksünüze ?!! 

 

TEDES VE BAKAN

 

Hani meydanlarda Numan Kurtulmuş gibi AKP’ye verip veriştiren sonrada yolunu AKP’de bulan bakan Süleyman Soylu  tribünlere oynayıp TEDES kaldırıldı dediğinde , kaldıramazlar kardeşim niye kaldırılsın tuzaklar kaldırılsın dediğimde bazı arkadaşlarım ‘ yaa arkadaş bakan söylüyor sen hala kaldırılamaz diyorsun bak kaldırıldı ‘ diye iddia ediyorlardı.

Nihayet bizim dediğimize geldiler.

Hem neden kaldırılsın bu sistem, bizim itirazımız can yakan tuzaklara idi .

Birileri keyifle araç sürecek diye  milletin canı mali tehlikeye atılır ım ?

Bayram geçti yazayım. Yalı Cami karşısı Büyük şehir belediyesi önünde ki cep 1 haftalık bayram tatili boyunca hanımların beylerin yemek yemesi, s… , içmesi için işgal edildi. Cep dediğin her hangi bir arıza durumunda veya tehlike anında kullanılması gereken yerlerdir.

Trafik sıkışıp geçişin zor yaşandığı halde bile 10 metre ileride ki Trafik polisleri bir şey demedi, Trafik zabıtası  sesini çıkarmadı.

Ya arkadaşlar buna göz yumdunuz da Milet bazı şeyleri anlamadı mı sanıyorsunuz?

Yazık kulaklarınız o kadar çınlatıldı ki ? 

Kurul’a akın akın!..

2 bin 100 Yılık heykel ortaya çıkınca  Kurul bölgesine akın akın yetkili, sorumlu, ziyaretçi, meraklı akıp duruyor.

O kadar yetkili içinde birisinin de Kurul bölgesinin arka bölümünde ki taş çıkarma işlemleri duracak, durdurulacak, şu tarihe kadar müsaade edildi dediklerini duydunuz mu ?

Neyse uzun yazmaya gerek yok. Zaten uzun yazıyı ne akılısı ne cahili okumayı seviyor.

Eski Yelken kulüp binasının yerine yapılan Otel’in son katında  yapılan herhalde asansör kulesi (!!!) Eşi benzeri görülmemiş bu kuleye kim nasıl ruhsat verdi anlamış değilim.

Belediyenin  muhalif meclis üyeleri bir öğrenip kamuoyu ile paylaşsalar ne güzel olur değil mi ? 

YA TERSİ OLSAYDI ?

Örneğin Kabataş olayı diye bir yalan ortaya atıp o günün Başbakanı bu günün Cumhurbaşkanı ve tüm AKP’li yöneticiler yandaş köşe yazarları , yalama köşe yazarları biz görüntüleri gördük izledik demediler mi aylarca ? Aylarca bunu kullanıp laiklik ve Cumhuriyet’e saldırmadılar mı ?

Geçtiğimiz gün şort giyiyor diye kıza atılan tekme üzerine bu cenahtan ses duydunuz mu ? Bırakın o cenahı muhalefet denilenlerden cılız bir iki laf haricinde adam gibi tepki gördünüz mü ?

Peki bu saldırı bırakın çarşaflıyı  türbanlı bir kadına olsaydı ne olurdu ?

Kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan şehit düşünce cenazede ki tepkisi nedeniyle   AKP trollerinin bakanların, üst düzey yetkililerin yandaş yalama yazarların hedefi haline gelen Yarbay Mehmet Alkan 1 Eylül’de   TSK’dan ihraç edildi.

Adam gibi bir ses duydunuz mu ?

Çözüm çözüm diyenler şimdi niye savaş istiyor dedi diye tezgaha çekilen ve KHK ile  görevine son verilen Yarbay Halk TV’de katıldığı bir programda sunucunun iktidardan muhalefetten hiç kimse sizi arayıp ne oluyor diye sordu mu sorusuna .

İktidarın istediği buydu yolunda bir iki cümle söyledikten sonra ‘Muhalefetten tek bir kişi bile beni aramadı ‘ dedi.

Utanmadan biz muhalefet partisiyiz diyorlar.

Siz utanmıyorsanız ben sizden binlerce defa utanıyorum ! 


UNUTUYORUZ?
 


Bu gün fazla yazmayacağım.

Siz hala duydunuz mu darbe girişimi sırasında tatbikat var diye sokağa çıkarılan ve hiçbir şeyden habersiz olarak olay yerinde öldürülen ,yaralanan ve feci şekilde dövülen askerlerin faillerinden bir tanesinin de yakalanıp mahkemeye sevk edildiğini.

Siz bu konuyu gündeme getiren muhalefet temsilcilerini duydunuz mu ?

Dışişleri  Bakanı Çavuşoğlu Suriye’de  laik bir düzenin getirilmesinden söz ederken Saray camisinde çekilen zikir konusunda her hangi tepki gördünüz mü iktidar yetkililerinden, Saray’dan şundan bundan.

Unutmaya devam!!!

Bayram mı dediniz ? Kutlu olacaksa olsun size …

Esas koyun kim?

Kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenaze töreninde hükümete yönelttiği soruyla AKP’lilerin tepkisini çeken Yarbay Mehmet Alkan,“FETÖ’cüler darbe girişiminde bulunacak hale gelmişse bunun sebebi biz değil, onlarla beraber yürüyenlerdir” diye konuştu.

Alkan, ‘cesaret’ çağrısı da yaptı: “Dışarıda esir gibi korku içinde, pısırık olacağıma, gider cezaevinde yatarım. Hapiste de olsa fikrim, vicdanım hür olmalı. Nedir bu böyle herkes sinmiş, çekinmiş durumda. Namusluların cesaretli olma zamanıdır.”

….

Şu sözlerden ilk utanması gereken kendini muhalefet sananlardır.

Ülke hassas dönemde diyerek faşizme boyun eğip cılız , cılız ses çıkaranların utanması  gerekir derken bize bunlar teferruat  su solcuları ile su ülkücüleri sıranın kendilerine geldiğinin farkında değiller.

Neymiş efendim yeterince medya seslerini duyurmuyormuş.

O zaman kalk Anadolu’yu karış karış gez. Gez bakalım ne oluyor ?
Ankara’dan siyaset yapan CHP , MP ve diğerleri olduğu sürece hiçbir şey beklemeyin.

Esas koyun oy atanlar değil bunlara sözde muhalefet yapıp her dediklerinin arkasına takılanlardır. 

Bizi kim koruyacak?

 

Ordu Büyük Şehir Belediye Başkanı  Enver Yılmaz, kendisi hakkında iftira atanların başında şu anda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmalığını yapan  Ordu eski milletvekili İhsan Şener’in olduğunu ve bunların içinde eski yeni milletvekillerinin de bulunduğunu iddia ediyor.

AKP milletvekili Metin Gündoğdu FETÖ'cü bazı isimlerin korunduğunu, ilgisi olmayan isimlerin ise gözaltına alındığını belirtiyor.

AKP’nin içinde bile bu durum böyle ise  kimin ne zaman nasıl alınacağı belli mi ?

Gündoğdu birde şunları belirtiyor. “İnandığım biri varsa bu olayda sonuna kadar arkasında dururum. Durdum da. Kimseden korkmuyorum. Benim sendika temsilcimi kata kulliye getirip alacaklar Ordu'dan. FETÖ olmadığını bildiğim halde bende bu arkadaşa göz yumacağım! Ben niye vekilim? Ünye Başsavcısı'nı aradım. Kimseden de korkmuyorum. Kimse de beni bu konuda eleştiremez. Eyvallahım da yok. Haksızlık yapıldığına inandığım bir arkadaşın yanında durdum. Savcıya ‘niye aldın bu arkadaşı' dedim. ‘Hakkında yazılı ihbar var' Benim hakkımda biri yazsa beni de mi alacaksın? Gel al dedim. Kimse hata yapmayacak bu süreçte. Fitnenin kol gezdiği bir süreç. 2 saat sonra döndü ‘Biz yanlış almışız arkadaşı' dedi. Biz bunun arkasında durmasaydık ne olurdu arkadaşlar? 3-4 ay orada kalacaktı. Namuslular, namussuzlar kadar cesur olsa bu ülkede bunlar olmaz. Namuslular da dik olacak. 2019 hesabım yok.”

İddiaya  göre İftiracı Saray’da , Vekil adamımı korurum diyor.

O zaman biz kime güveneceğiz bizi kim koruyacak ? 

Gerek yok!

            Orduspor 3. Ligde ki sezonun ilk maçında Bayrampaşa spor’u 3-1 yenerek umut verdi.

50 . Yıl çağrısı yaparak taraftardan destek isteyen Orduspor yönetiminin bu çağrısını taraftar az çok tamamladı.

Beklenenden fazla taraftar tribünleri doldurdu.

Maçın devre arasında  kapalı tribünden  bir çok kişi yanıma gelerek yapılan uygulamadan şikayetçi oldu.

Açık tribün biletinin bittiğini gerekçe göstererek kapalı tribün bileti satıldığını ama açık tribünün boş olduğunu belirterek bu işlere gerek olmadığını taraftarı  üzmemeleri gerektiğini belirterek tepki gösterdiler.

Ancak meselenin sadece 5-10 lira olmadığını bilmeyen bazıları ne olmuş diyebilir.

Hiç de öyle değil.

Sezonun başında bunu yapıp taraftarın bir kısmını kızdırırsanız ileride mumla arasanız bulamazsını.

Benden hatırlatması.

Dilerim bu sezon 3. Ligde kalmayı başarır daha güçlenen bir takımla hak ettiğimiz yerlere geliriz.

  

   Kıyamete kadar!!!

            Nazlı Ilıcak deyince gerisini nasıl doldurursanız doldurun. Cemaati övmek sözde kara propaganda yapanları eleştirmek için kitap yazan Ilıcak biliyorsunuz Sabah gazetesinde yazıyor.

         Yandaş medyanın en yandaş kalemlerinden biri olan Ilıcak’ın yazdığı kitabı  Doğan yayıncılık basıyor. Yani Aydın Doğan grubu.

         Bu girişten sonra internette yer alan bir yazıyı  paylaşıp bu nasıl ilişki demeden yorumu size bırakıyoruz.

         Nasıl başarıyor bilmiyoruz ama Nazlı Ilıcak duruyor, duruyor turnayı gözünden vuruyor. Her devirde bir şekilde "kanaat" önderi, bir şekilde "popüler" isim olmayı başarıyor... Nice iktidarlar geçip giderken, onun "iktidarı" her daim sürüyor. 

         Buyurun işte...
         Bir kitap yazdı hem medyada büyük ilgi gördü hem cemaatin gözdesi oldu. "Her taşın altında The Cemaat mi var?" kitabıyla cemaatin üzerindeki kara propaganda rüzgarını dağıtan Nazlı Ilıcak, Gülen medyasının ilgi odağı oldu.
         Samanyolu TV kapılarını ona açtı ve  "Sadece Gerçekler" programında kitabını uzun uzun tanıtmasına fırsat verdi. Radikal'e verdiği söyleşi Fethullah Gülen'in (fgulen.com) sitesinde manşet oldu.

         ……….

         Şimdi birilerini 28 Şubat’ın celladı olarak görünce aklımıza eski günler geliyor.

         Gülen’in övgü dolu sözlerini her gazete manşet yapmış hatta  gazetesi Zaman günlerce bunlardan söz etmiş, Erbakan’ın istifasının doğru olduğuna vurgu yapmıştı.

         Yeni Akit ile Zaman’ın bu günkü tavırlarını görünce 29 Şubat cellatlığının yanı sıra kelle avcılığı da yapıyorlar gibi geliyor bana.

         Sonuçta bunlar sütten çıkmış ak kaşık.

         Fırsat bulurlarsa ne yapacaklarını gösterdiler.

          Nasıl ki kinini unutma diyenler, kinlerini unutmadıklarını gösterdiler ki. Bunların kini herhalde 28 Şubat için söylenen bin yıl sürecek söyleminden de daha ağır olacak.

         Çünkü bunların ki  Kıyamete kadar sürer!!!

(Bu yazı yaklaşık 5 yıl önce yazılmıştır. Sabah, Yeni Akit, Nazlı,  Zaman, ortaklıklar övgüler. Yeni Kapı ruhundan bahsedenlerde son satırları iyi okusunlar E.K. ) 

Cumhuriyet’e kalkışma devam ediyor

 

En kısa zamanda fabrika ayarlarına dönerler bakmayın siz Demokrasi nöbetlerine, demokrasi diye bağıranlara demiştim.

 Fazla geçmedi torba yasası ile ve OHAL ile birlikte neler geçirildi  farkında olmayanlar var farkında olanlarda sayamıyor !

Neyse Bayan Polisleri türban dediler bir işgüzar hemen türban taktı. Müdür yardımcısı iyi ki o türbanı taktı üniforma üstünde ne kadar çirkin durabileceğini kanıtladı !

Ardından  sarayın içinde ki camide toplu zikir yapıldığı ortaya çıktı.

 Camide  ibadetin şekli bellidir.

Ama işene geldiği gibi Diyanet Başkanlığı yapan Görmez, çıkıp Camilerimizde ibadet şeklimiz bellidir.  Zikir ve buna benzer şeyler camilerde yapılamaz diyemedi.

Camiden sorumlu saraydan ses çıkmadı! Kalın dilini yuttu !

İşin başka bir ilginç yanı Adli Yıl açılışı Saray’da yapıldı  hakim ve savcılar ayağa kalktıkları yetmezmiş gibi  düğmesiz cüppelerini iliklemeye  kaktılar  (!) ardından da ayakta alkışlamaya devam ettiler.

Tüm bunlar Demokrasi havası içinde Cumhuriyet’e yapılan kalkışmanın devamıdır, Sorun tarikatlar, cemaatler değil sistemin benden yana olmasıdır.

Daha önce olduğu gibi bu kez  ikinci yetmez ama evetciler ortaya çıkıp ülke hassas dönemden geçiyor diye yine bu kalkışmaya gözlerini yumuyor, CHP’li su solcuları ile her şeylerini kaybetmiş MHP’liler de seyrediyor.

 

            Acıyı bal…

 

            Yanık bir Karadeniz türküsünü teybe koymuş çalıyor bizim kasetçi...

            İstesen de istemesen de dinliyorsun ...

            Acıyı bal eyleyen, sevdayı nam eyleyen türkülerden biri...

            Aklıma köydeki dut ağacına çıkarak söylediğim türküler geliyor. Yarım yamalak, avazımın çıktığı kadar söylediğim türküler...

            Ağacın tepesinde köyün en güzel kızı, aşağı mahallenin tüm oğlanlarının  aşık olduğu  kız için söylenen türküler...

            En büyük zevkimiz, sabah inek yaymaya gidecek sevgilinin  hangi bahçeye gireceğine dair iddialar olur, kaybedenin çektiği cezalara dakikalarca gülerdik...

            Bir de, Soğukpınar’ın başında asker sigarası tüttürmek...

            Şimdi ne asker sigarası , ne de onun türküleri var...

            Dut ağacını da kesmişler, Soğukpınar da kurumuş...

            Anılar ah anılar , bir zaman sonra gözyaşları ile buluşurmuş...

                       (Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

YAPMAYAN UTANSIN !!!

 Bu yazının başlığı Teşekkürler Sayın Valimiz de olabilirdi ?

O fasıla geliriz.

Eski Nüfus Binasına Altınordu kaymakamlığı taşınırken  Kaymakam efendi  bir zamanlar Hükümet binası olarak kullanılan ve Atatürk’ün Ordu’yu ziyareti sırasında burada yetkililerle görüşme yaptığına dair bilgi levhasını  kapının girişinde ki yerden kaldırmış sözde içeride bir yere astırmıştı.

4 Yıldan bu yana zaman zaman bu bilgi levhasının kapı girişine asılması gerektiğini vurgulayarak Kaymakama birkaç defa Atatürk isminden mi rahatsız oluyorsunuz diye yazı yazmıştım.

Neyse Kaymakam efendi bizi takmadı.

21 Ağustoss2014 günü sosyal medyada yaptığım paylaşımı tekrarlayarak bir yazı yazmıştım dün.

Ordu Valimiz İrfan Bayraklıoğlu kaymakam vekili Fatih Görmüş’e emir vererek levhanın her zamanki yerine takılması talimatını vermiş.

Valilik Basın Müdürü Vedat Öz bu konuyla ilgili bilgiyi aktarırken iki başlıkta tereddüt  ettim.

Teşekkürler sayın Vali mi ?

Yapmayan utansın mı ?

Vali teşekkürü hak etti.

Ama manşete yapmayanların çıkması gerekirdi.

Utanın, sıkılın….

Daha durun, daha !!

Antep'te bir grup, "Gavur oğlu gavur" diyerek Japon turistleri kovdu. Kovarlarken de videoya aldılar…

Aynen haber böyle ve görüntüler ortada.

Ağır yobaz olduğu belli olan ve yaşı 65 sakallı v takkeli öncülüğünde bir grup neredeyse ‘Kışalıyor’ turistleri yallah, defolun sesleri ile..

Japon turistler ise nereye gideceklerini bilemeden sessizce bir o yana bir bu yana gidiyorlar.

Ağır yobaz ve arkadaşları büyük bir iş başarmış gibi çekimlerine devam ederken bir kişi bile “durun ne yapıyorsunuz , onlar misafir, sizin inandığınız dinde  böyle bir şey yok günah işliyorsunuz’ demiyor.

Nereden ve nasıl güç aldıklarını yazmama gerek var mı ?

Ağır yobaz, darbe girişiminden sonra 3-5 bayrak sallayarak Demokrasi nöbetine katılmış ve darbeyi önlediği içinde(!) kendini turistleri kovmakla yükümlü kılmıştır.

            Bu ülke de hala gariban erlere işkence yapanlar,  öldürenler bulunup adalete teslim edilmediği için yarın bu gün buna benzer çok daha olaylar yaşanacak.

Bunlar bizi keser dediğim de abartıyorsun diyenler bu başlangıçları iyi görsün.

Bu gün Müslüman değilsiniz diye turistleri kovanlar ve buna cesaret gösterenler yarın ne yapar hep birlikte göreceğiz.

Ülkede adalete ve polise güven kalmamışsa ne yaparsanız boş . Birileri bunu doldurmakla kendini görevlendiriyor.

Gariban askere işkence yapanları sokakta gezdiren zihniyet bunlarında linç girişimlerine seyirci kalacaktır.

Yinede inancımı yitirmek istemiyorum… Bakalım bu ağır yobazlar için ne gibi bir işlem yapılacak ? 

Bunlar ne şehit ne gazi !!!

        Kandırıldık, yanıldık, ben oyuna geldim, savı olarak üzgünüm , haksim olarak büzgünüm, ailesinden  özür diliyorum, milletimiz ve Allah bizi af etsin…

      Yanılmak, af dilemek veya bir şeyler uğruna bir şeylerin önünü kapamak bu kadar kolay mı ?

      Herkes darbeden nemalanma peşinde herkes kendi cuntasının başarılı olması için çabalıyor.

      İşi millete, Allah’a havale edenler, biz yapmadık, biz ortak değildik, biz imam değiliz diyenler eninde sonunda Mahkemeler önünde hesap verecektir.

      Aşağıda ki mektubu okuyunca bir babanın çok masum bir isyanını nasıl kaleme aldığını ve neden hesap vermeleri gerektiğini görürsünüz :

        Bunlar ne şehit ne gazi…

      Benim büyük oğlum ilköğretim,ortaokul ve lise 3. Sınıfa kadar başarılı olmayan fakat basket oynamayı çok seven amatör bir oyuncuydu. Biz ise okumasını ve iyi bir üniversite ile basketini devam ettirmesini istiyorduk. Bu vesileyle ordu ilinden Ankara iline göç ettik. Oğlum Ankara da lise 3. Sınıfa başladı ve ben okumak ve basketi devam ettirmek istemiyorum diyerek çok sevdiği basketi bırakıp derslerine başladı lise 3. Sınıfa kadar başarılı olamayan oğlum lise 3. Sınıfta teşekkür belgesi aldı ve üniversiteye hazırlık dönemi başladı hukuk fakültesi öğrencisi olmayı çok istiyordu. gece gündüz ders çalıştı ve imtihana gireceği gece karın ağrısı isal ve uykusuzluktan sonra girmiş olduğu sınavda karın ağrısı yüzünden zamanı yetiştiremedi ve çok istediği hukuk fakültesine giremedi ve tercihlerin sonunda % 50 bursla Turgut Özal üniversitesinde işletme bölümüne başladı ve 1.sınıf 2. Sınıfta okulundan onur belgesi aldı , giremediği hukuk fakültesine girme şansı vardı çok başarılı olursa okulu 1 kişiyi hukuk bölümüne 2. Dalda öğretim veriyordu, gece gündüz çalıştı ve bunu da başardı. Hukuk bölümüne başvurusunu yaptı ve işletme bölümünü de  %100 burslu okuyacaktı. Bazı geceler 2-3 kalkıyordum ve bakıyorum o hala ders çalışıyordu. Bir gün baktık ki darbe olmuş ve oğlumun üniversitesi kapanmış 2. Dalda hukuk yok şimdi ise yeniden başvuru yapacak ve işletme bölümünün 3. Sınıfından devam edecek. Bir öğrencinin başarı öyküsü ve dibe vuruşu ancak bu kadar olur.

İZİNDE  BİLE RAHAT YOK ?

 

Bizim kızlar izinde olduğumu unutup köşe yazısı istiyorlar ! J

Neyse yazalım dedik !

Darbe girişimi her şeyi unutturdu.

Fetocular bile bayrak alıp demokrasi nöbetlerinde ön sıraları alırken, demokrasi araçtır,  ne demek hakimiyet milletindir, Hakimiyet Allah’ındır, Hakimiyet Şeriatındır diye bağırıp konuşan AKP’liler bile Yaşasın Demokrasi diye bağırmaya başladı.

Gelinen noktadan pek bir  şey anlamadım.

Bazıları OHAL sonrası ayni fabrika ayarlarına dönerse şaşmayın.

Mesudiye’den şehit haberi var.

Darbe diye kritik bölgelerde ki   askeri alanları 10’ü aşkın işlevsiz hale getirirsen, elektriğini kesip kışla ve karakol dışına  çıkmasına izin vermezsen olacağı bu değil mi ?

 O aradan yararlanan katiller bölgelere rahatça sızarak bomba yerleştirdiler, tuzaklar kurdular.

Kimin aklıdır şaşarım…

 Ama kalkışmadan  sonra şehit sayısının artmasına  şaşırmıyorum.

Rütbesiz erleri darbeci diye öldürenler, işkence edenler buyurun biraz da sizden ses alalım.

 Ne yazık ki hükümet hala bir kişiyi bile bu günahsız erlere işkence yapmaktan öldürmekten içeri almadı.

Saray koltuklarında şaklabanlık yapan el ovuşturan bazı Şehit ve Gazi aileleri mutlu musunuz ?

Darbe girişimi sırasında açılan ateş sonucu hayatını kaybeden Yeni Şafak foto muhabiri Mustafa Cambaz’ın oğlu Alparslan Cambaz, Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki izlenimlerini aktardı.

Cambaz’ın Facebook hesabından paylaştığı sitem dolu yazı birçok kişi tarafından desteklendi.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın içeri girmesiyle insanları ayağa kalkıp alkışladığını, söyleyen Cambaz, “Hatta bir ara futbol tribünlerini hatırlatan "Recep Tayyip Erdoğan" sloganları atıldı. Salonun neredeyse tamamı ayaktaydı, benim gibi oturan çok az kişi vardı. Herkes sessizce, cumhurbaşkanlığı makamına hürmeten ayağa kalksaydı ben de kalkacaktım. Fakat ben holigan değilim. Orada babasını şehit vermiş bir evlat ağırlığındayım. Çok rahatsız oldum. Hiçbir türlü ortamla bütünleşemedim.” dedi.

Hiçbir hassasiyet gözatilmediğini belirten Cambaz, “Bize; yapılan yolların, hizmetlerin reklamı 15 dakika arayla 2 kere izlettiriliyor ekrandan, alkış kopuyor. Biri çıkıp bir şey söylüyor, alkış kopuyor. Dua okunuyor, ona bile alkış kopuyor.” ifadelerini kullandı.

Salonda gösterilen saldırı görüntülerinin ardından annesinin ağlamaya başladığını da belirten Cambaz, “Kolu bacağı sarılı gaziler ve bizim gibi şehit yakınları o gün dışarıdaki kalabalıkla neden aynı muameleyi gördü? Tek farkımız bizim içeride koltuklarda oturuyor olmamızdı.”diye yazdı.

………

 Yukarıda ki  satırlar bir haberden alınmadır.

Yüreği yeten veya yüzü kızarmayacak bir kişi yazdığı yazının tamamını internetten okusun.  ( http://odatv.com/kulliyedeki-o-toplantiyi-oyle-bir-elestirdi-ki-0108161200.html)

….

Şehitler ölür, sonrada ben de bu mertebeye ulaşmak istiyorum diyenler ve bununla şehit alilerinden çılgınca alkış alanlar kalır … 

 DÜŞMANIM!!!

Bakarsınız kılığına adam zannedersiniz.

Konuşurken Allah, kitap sözcüklerini bir yerlere sıkıştırırlar hep.

Korkarım bu tiplerden…

Samimi gelmezler hiçbir şekilde bana.

Sapkınlık ve sapıklıklarına şahit olurum.

Ne yazık ki kendilerine her şekilde , her yerde yer bulabilirler.

Nasıl bir toplum ki dışlayamaz bunları hayret ederim.

Bilmezler ki onlar yanlarında zehirli bir yılanı taşırlar.

Acımam onları taşıyanlara.

Hem onların hem de onları yanında taşıyanların düşmanıyım.

Kafalarını koparmak için fırsat kollamam,

Nasıl olsa kafalarını koparacağımız gün , kendiliğinden gelecektir.

(Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan - 2004)

OHAL!!!

 

                Cuma günkü yazımda sizden izin isteyerek bir süre ayrı kalacağımı belirtmiştim.

Gazete ki arkadaşlar şahittir, o yazı Ohal ilan edilmeden önce kaleme alınıp gazeteye gönderilmiştir.

Bazı kurnalar şimdi OHAL’ın ne olduğunu Erol iyi biliyor o yüzden tatil bahanesi yaptı demesinler diye bu yazıyı kaleme alıyorum!!!

Evet OHAL’i iyi biliyorum. 12 Eylül darbesi sonrasında 1984’lü yıllardan sonra Ordu’da 4 yılı aşkın valilik yapan AKP genel başkan yardımcılarından  Necati Çetinkaya’dan çok iyi biliriz.

Benim gibi bilen bir kaç gazeteci daha vardır.

Mesela bir haber nedeniyle (  Bir okul yapımı için  açıkta bırakılan suntaların çürüdüğü yolunda yaptığımız haber üzerine ) Gazetenin sahibi Tuncer Engin’i sonrada beni tehdit ettiğini unutmuş değiliz.

Bakın o günkü şekilde bu OHAL uygulansın  hiç birimiz Ordu Valisinden izin almadan tuvalete bile gidemeyiz. (Abartmıyorum )

Neye o haber üzerine direk gazeteyi arayıp ‘Ben vali ‘ dedikten sonra ‘Siz benim yetkimi biliyor musunuz size zorunlu ikametgaha gönderirim Giresun’a gider buralara gelemezsiniz ‘ demişti. Bu en iyi tehditlerden biri idi Siyasi şubeye aldırıp kimseye göstermeden aylarca da tutabilirdi.

Yani sizin anlayacağınız OHAL’den kaçmıyoruz, yorulduk biraz dinlenmeye ihtiyacımız var ondan izin diyoruz.

Anlamadıysanız , anlayanlara yaşayanlara sorun !!!

GAZETECİ ! 

 

           Gazeteci...

            Sırtına binilir, omuzu sıvazlanır, ağzından lokması alınır...

            Toplumun  Donkişot’u toplumun önde savaşan garibi !

            Vururlar, düşürürler, öldürürler...

            Arkalarından sadece ve sadece tek sütuna bir haber kalır...

            (Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

 

VAY CANINA !!!

Benim yazılarımı okuyanlar hatırlayabilir, sohbetim de bulunanlarda .

Yıllar önce Karadeniz 52 gazetesinde  Gülen için yazdığım bir yazıdan dolayı bu şehrin esnaflarından bazılarından  tehdit almışlığım da oldu. ( O esnaf geçenlerde yapılan Feto operasyonunda göz altına alınmıştı )

2002 Yılında Tarihçi Yazar Necip Hablemitoğlu evinin önünde düzenlenen suikast sonrasında  18 Aralık tarihinde katledilmişti.

O gün ve sonrasında da yazdığım gibi  Hablemitoğlu öldürülmeden önce Köstebek isimli bir kitap yazmış o günkü  tarihlerde hazırlanan sahte evraklar,  ve benzeri tutanakları ortaya çıkarmıştı.

Yani cemaat o günden sahte belgeler sahte evraklarla suçlamalar hazırlıyordu.

Ankara Cumhuriyet savcılığı yeni hazırladığı iddianamede benim yıllar önce iddia ettiğim konulara değiniyor. Bende o bölümü paylaşmadan soruyorum, hadi bırakın Adaleti o günün hükümet yetkilileri niye sessiz kaldı sustu. O gün Kol kolaydılar öyle mi ? !!

İDDİANAMADEN :

HABLEMİTOĞLU CİNAYETİ: Necip Hablemitoğlu cinayeti soruşturmasını o yıllarda emniyet içerisindeki terör ve istihbarat birimlerine egemen Cemaat yapılanması yürütmüştür. Soruşturma gereği gibi yapılmamıştır. Fethullah Gülen Cemaati’nin emniyet istihbarattaki kadrolarının o tarihlerde bu cinayetten habersiz olması imkânsızdır. Cemaatin istihbarat görevlileri cinayetin işleneceğinden haberdar olmalarına rağmen en azından önlememişlerdir. Cinayetten sonra delil toplamada olayı çözmeye yönelik çalışma yapılmamış, tersine cinayet çözümsüz bırakılmaya ve karartılmaya çalışılmıştır. Hablemitoğlu Cemaat’e karşı açıktan mücadele vermiş bir kişi idi ve adeta baş düşman bellemişti. Cemaat üzerine yapılan araştırmaların en ayrıntılısını yapmıştı. Cemaat üzerine bir kitap çalışmasını bitirmişti. Bu kitabın giriş kısmı ‘Köstebek’ adı altında yayınlanmıştır. Fethullahçılar bu suikastı Ergenekon’un işi gibi göstermek için de çok çabalamış, davada yalancı tanık kullanmışlardır. Ancak bu cinayetin bütün sonuçlarından Gülen Cemaati yararlanmıştır. Bergama’daki altın madenleri, Cemaat’in elindeki Koza İpek grubunun eline geçerek işletilmeye başlanmıştır.

 

 Temel  fıkrası 

                Gündem malum,..

Darbe girişimi mağdur olanlar, katil olanlar, Fetocular,  ölen  garibanlar, falan  filan.

Olayların fazla derinine inmeye gerek yok.

Herkes bir şey söylüyor, herkes bir şey konuşuyor.

Dolar artmış, zam gelmiş ekonomi patlama noktasında bazılarının hiç umurunda değil.

Birileri bir şeylerin hırsı uğruna ülkeyi yangın yerine  çevirdi gözü kapalı  alkışlayanlar, kendini parçalayanlar var…

Dünkü yazımda da değdim gibi fazla uzatmaya gerek yok.

Temel’in Grup seks fıkrasını bilen var mı ?

Yoksa internet kullananlar internetten bakıp okusun !!!

Bilmeyenler ise şu lafı tekrarlasın ‘ Ulan her şeyin sonunda kabak benim başıma  patlıyor ‘

l

 

 Alkışlayın!!!  

Başarısız olan darbeye üzülenler, başarısız darbe girişimine sevinenler…

Sokaklarda emir almış rütbesiz Erleri linç edecek kadar gözü dönmüş şerefsizler… Millete hayasızca kurşun sıkan satılmışlar…

Ya Allah Bismillah diye bağırıp ;  nöbet tutmak görevi verilmiş gariban askere saldıran din iman yoksunu Allahsız, sabahın körüne kadar havalı klakson ile hastane, huzurevi demeden tur atan ahlaksız…

Lafı hiç uzatmaya gerek yok…

En az bu şerefsiz girişimi yapanlar kadar şerefsizsiniz !!!

NEREYE KADAR TACİZ ?

 

Yerlisi, Suriyelisi falan ilan derken meydan boş olunca, taciz sürüyor !!!

Ne olacak mendil satıyor mantığı ile bakanlara ve bu mantığa sesini çıkarmayan ilin yöneticilerine soruyorum.

Sokakta çocuk çalıştırmak suç mu, değil mi ?

Diyorlar ya dilenmiyor mendil satıyor diye..

Bende onların bakış açısı ile soruyorum.

Bu suça niye göz yumuyorsunuz ?

Bu suçun işlenmesine ve öyle veya böyle  tacize niye sesinizi çıkarıyorsunuz.

İşin ilginç yanı Suriyeli taktiğini kullanan yerlilerde ellerine tutuşturdukları bir kağıt ile dilenmeye devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde Türkçe bilmediğini  el kol işareti ile anlatan kadına “yeter ya yürü git” diyen kadına ‘Hadi oradan sen yürü git’ yanıtını verecek kadar iyi öğrenmişler Türkçeyi !!!

Geçtiğimiz yıllarda  Vali’nin eşini bir köpek korkutmuş,  zamanın valisi  sahipli köpekleri gezdirenlere bile ceza yazdırmıştı.

Dilemem ama, başta Ordu valisi ile Belediye Başkanının hanımı  bu tür bir dilenme  ‘Tacizine ’ uğrar da , belki o zaman bu konuya eğilme zahmetinde bulunurlar !!! 

Kuyudan taş çıkarmak ? ! 

 

Özellikle sosyal medya da öyle apuk sapuk iletiler dolaşıyor ki paylaşanların profiline bakınca şaşmamak elde değil !

Hani derler ya ‘ Bir kişi bir kuyuya taş atıyor, 40 akıllı çıkaramıyor’ diye aynen öyle oluyor.

Konuyla ilgili araştırmalarda yapılıyor

En son yapılan araştırmada  linklerin yüzde 50’si tıklanmadan yani okunmadan paylaşılıyormuş.

Araştırmacılar, sosyal medyadaki paylaşım alışkanlıklarının internetteki trendleri anlamlandırmada yardımcı olabileceğini düşünüyor. Sosyal medyadaki 'tık tuzaklarına' dikkat çeken araştırmacılar, bilginin sadece yüzeysel olarak tüketiliyor olmasının yanlış haberlerin daha fazla yayılmasına yol açtığı görüşünde. 

Kısacası öyle bir gayya kuyusu ki düşenin çıkması zor.

Hele iki de bir yalan ve yanlış olduğu bilinen bilgilerin tekrar gündeme getirilmesi dediğimiz gibi okunmadan faylaşmanın ürünü olarak karşımıza çıkıyor.

İşin ilginç yanı sosyal medya yı kullananların hepsinde internet olduğu halde şüpheli bilgileri  araştırma gereği bile duymuyor.

Ne yapalım sallayın gitsin mi diyelim.

Bazıları için çok ayıp oluyor!!!

(Bu yazı yazıldıktan sonra Çaybaşı diye bir görsel daha attı. Bende çağırı yaptım varsa böyle bir yer acil iletişime geçin dedim sosyal medyadan. Tabi Ordu’da böyle bir yerin olmadığı ve sallandığı iddia edildi !! onlarca yorumlarda !!) 

Dolmayan küpler !!! 

            Komşularımızla sıfır sorundan, sorunsuz olmadığımız komşuya gelmiştik.
Şimdi tamir için uğraşılıyor.

Ekonomi de meydana gelen açıcığı Vergi denetmenleri ile vereceksin noktasına getirenlerin ve verenden alanların ülkesinde ağlayanların sayısı artıkça , işsizlik oranları her geçen gün büyüdükçe iç sorunların büyümesi kaçınılmaz oluyor.

            Üstüne üstlük iç barışı sağlama yerine kendi ikballeri için her türlü numarayı yapmaktan çekinmeyenlerin tavrı asap bozmaya devam ediyor.

Panama belgeleri bir ir ortaya dökülüyor.

Yandaşların hesapları ek tek ortaya çıkıyor ama her şeye bir şey diyenler bunlara da  sesiz kalmaya devam ediyor.

            Emekliye 3 yıllık promosyonu 500 lira olarak dillendirmekten utanmayanlara ses çıkarmayan emekli daha beter olsun derken içinde bulunan kendimi bir yere koymuyorum zaten.

Ne yazık ki Ali baba ve Kırk haramiler küplerini doldurdular da , bunların ne dolmayan küpü varmış bakıp bakıp duruyoruz.

            (Geçmiş bayramınız kutlu olsun !)

SEL  

Nedenleri ve niçinleri belli, Aşırı yağışı dilinden düşürmeyenlerin birde şu yöne niye bakmadığına şaşarım hep.

Yaz aylarında hem hemen her yıl irili ufaklı sel olur.

Hiç kimse ya bizim de şurada bir hatamız var gelecek yıl için şu tedbirleri alalım veya şurada ıslah çalışmalarını geciktirmeyelim demez mi ?

Olmuyor işe… Giden canlar telafi edilebilir mi ?

Mal mülk bir yana…

Oluşan doğa tahribatı giderilebiliyor mu ?

Afet Allah’tan deyip kendini bir yere koyan yetkilisi, yetkisizi, mağdur vatandaş!!!

Afet Allah’tan değil, senin sorumsuzluğundan, senin bilinçsizliğinden, senin aç gözlülüğünden, senin ahlaksızca doğayı tahrip etmenden, ağaç düşmanı olmandan, her sıkıştığın da  sorumluluğu Allah’a havale etmenden kaynaklanıyor.

Az utanın, Allah korkunuz varsa Allah’ı karıştırmayın!!!

 

ÖFKELİ GENÇLERDEN…

Türkiye öyle bir halde ki utanması , şerefi olmayan bazıları  senaryoyu kendilerinin yazdıkları aşikar olsa da  kendi afyonlanmış kitlesine yedirmeye devam ediyor.

Davutoğlu’nun İşıd için Öfkeli gençler tanımlamasını unutmamıştık, C.B. Erdoğan’ın onurlu gururlu teröristler tanımlamasını da daha dün yapıldı.

Sonuç bu tanımlamaların üstünden fazla geçmeden ülke bombaların patlatıldığı Ortadoğu ülkesi haline geldi.

Son olarak Atatürk Havaalanını patlatılan resmi rakamların çok üslünde ölü ve yaralının olduğu olay sonrası sorumlular sosyal medyadan kınama mesajları yayınlıyorlar.

Hiç kimse de ‘Daha kaç kişi ölecek daha kaç  bomba patlayacak da istifa edeceksiniz ‘ demiyor.

Ağ babaları, ya başkanlık ya kaos başlıklarını, söylemlerini kendi yalayıcılarına unutturabilirler ama unutmayan bir kitle var, unutmayacaklar elbette.

Tüm bunların yanlarına kar kalacağını zannediyorlar.

İstihbarat çok sayıda önleme yaptı diyenler ne hikmetse  bazı gelişen olayların ardından patlayan bombalar için hala dış güçler, üst akıl diyebiliyor.

Biz bir işe  yaramıyormuşuz deyip kenara çekileceklerine, paralel, yamuk  ne kadar iş varsa bir araya getirip ‘ Hedefleri saray’ diyerek konuyu bir yerlere bağlamaya çalışıyorlar.

            Faşizm sizi ölümlere alıştırır, sonra onar onar, yüzer yüzer aldığı canları , teker teker almaya başlar.

  ALLAH YİNE DE KABUL ETSİN!

 

Türkiye’nin her yerinde Belediyeler iftar yemeği veriyor.

Hiçbir belediye başkanı kendi cebinden bu yemeği vermiyor.

Faydalananların çoğu ise muhtaç kimseler değil.

Her program öncesi çıkıp konuşuyorlar.

Sonrada Allah kabul etsin diyorlar.

Yardımın makbulü muhtaç olanlara yapılandır.

Gerisi faso fiso.

Sonunda Allah

Kabul etsin deyince Allah’ın kabul edip etmeyeceğini bil bilemeyiz, ama Hadis ve Ayetlere inanan insanların bunun pek kabul  göreceğine inanmadığını dinliyoruz, öğreniyoruz.

Mesela bu belediyeler Ramazan ayı sonrasında da yapacakları etkinliklerle mesela suya yapılacak olan indirimle büyük sevaplar kazanacakları aşikar.

Yapsalar da hep birlikte Allah kabul etsin desek içten.

İnanıyorum ki Mevla’m kabul eder… 

 Yerde kalem bulan !

Şu meslekte öyle güzelliklere, öyle puştluklara şahit oldum ki…

Yazmaya kalksam kitaplara sığmaz belki…Bunları yaşarken nasıl nefret ettiysem, bir o oranda da bağlandım işime.

Çünkü benim ve benim gibilerin işi, puştları, namussuzları, hırsızları, dalkavukları, soytarıları ve dönekleri teşhir etmektir.

Çok şey verdim beynimden, çok şey kaybettim duygularımdan.

Yılmadım, yılmayacağım…

Şimdilerde, Hasan Pulur üstadın dediği gibi ‘eline kalem alan değil, yerde kalem bulan yazıyor’

(Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

CIMBIZ ! DİYANETİ !!!

Önce şunu bir okuyalım :

“Kadınların kaşlarını almaları caiz midir?” sorusuna görüş veren Diyanet, “Mecbur değilsen kaşını, bıyığını, tüylerini aldırmak günahtır. Ama psikolojini bozacak kadar kötüyse aldırabilirsin” dedi.

İslam dininin zaruret bulunmadıkça, yaratılıştan verilmiş özellik ve şekillerin değiştirilmesini yasakladığı aktarılan fetvada, “Bunlardan hareketle islam alimleri, herhangi bir zaruret bulunmadıkça kaşların alınmasının caiz olmadığını belirtmişlerdir. Ancak psikolojik rahatsızlığa sebep olacak ölçüde anormalliğin söz konusu olması halinde kadının kaşlarını uygun hale getirmesinde yüz veya dudak üstü kıllarını almasında dinen sakınca yoktur.”

            O kadar hırsızlığa, o kadar yolsuzluğa, o kadar çocuk istismarı ve fiili livayata  doğru dürüst ses çıkartmayan Diyanet çeşitli konularda fetva vermeye devam ediyor.

Bu oralar oruç ve benzeri konularda TV’ye çıkan şaklabanların sayesinde pek fazla iş düşmeyen Diyanet Fetva hattı bakalım yeni bombaları ne zaman patlatacak.

            Şimdi bizim liderlerimizin eş ve dostlarına bakınca psikolojik rahatsızlığa sebep olacak düzeyde bir şeyler varmış ki kıllar tüyler alınmış.

 

            Onların psikolojisi düzelmiş,  bizimkiler b… yemiş !!!

 Bir öykü…

Sinan tam bir Aziz Nesin hayranı. Nesin’in kitaplarını okuyarak stres atıyor. Felsefe okur. Sakin, gösterişsiz ve alçakgönüllüdür. Ayrıca ’Grup Çığ’ hayranıdır. A.Gücü ve F.Bahçe taraftarıdır. Ama Türkiye’ye geldiğinde A.Gücü’nün maçlarını asla kaçırmaz. Sergen Yalçın gibi en büyük tutkusu at yarışı. Hatta Adana’da koşan bir tayı var. Gazi firması onun sponsorluğunu yapıyor. Sinan en çok göbek kilolarıyla ünlü, hayranları onu, ’İlk görüşte boksör diyemezsiniz ama o bir şampiyon’ diye savunuyor. Hep dizaltı şort giyer.

Marş çalınmayınca

Bir Türk’ün yabancı memleketlerde karşılaştığı tüm engelleri yaşayan Sinan’ın Almanya’da harcandığı, yanlış rakipler ve seçimler yüzünden başarılarının engellendiği iddiasını da son olarak hatırlatalım. O Almanya’da vatandaşlık almıştır ama İstiklal Marşı yanlış çalındığında ringe çıkmayacak kadar Türkiye’ye ve Türk bayrağına bağlıdır. Hatta onun maçlarına Amigo Birol bile gider ki, bu Sinan’ın ulusal bir fenomen olduğunun en açık göstergesidir.

 

………..

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, eski Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan, Gençlik ve Spor Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hasan Özaba, Türkiye Boks Federasyonu Başkanı Eyüp Gözgeç, olimpiyat şampiyonu milli sporculardan, eski halterci Halil Mutlu ve eski güreşçi Mahmut Demir de saf tuttu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Trabzonspor ve Ankaragücü kulüplerinin çelenk gönderdiği törenin ardından Sam'ın cenazesi, Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi.

………

Kimden mi bahsediyorum:

Almanya'nın Frankfurt kentinde 1974 yılında doğan Sinan Şamil Sam, amatör boks yaptığı yıllarda oldukça başarılı bir performans sergileyerek, 9 kez Türkiye şampiyonluğu kazandı.

"Boğazın Boğası" lakaplı ünlü boksör, 17 Ekim 2002'de Polonyalı Przemysaw Saleta'yı 7. rauntta nakavt ederek Avrupa şampiyonluğunu elde etti. Sinan Şamil bu başarısıyla, ağır sıklet kategorisinde şampiyonluğa ulaşan ilk Türk boksör oldu.

Kariyerinde çıktığı profesyonel 35 maçın 31'ini kazanan milli boksör, WBC kıtalararası ağır sıklet şampiyonluğu unvanını 2 kez elde etti.


Uzak değildi; Türkiye’nin göbeğinde idi. Tarih Eylül zaman 2015’di.

Torunu torbası ile ABD’ye uçarak saf tuttuğu ve 2 milyon liraya yakın masraf ile  dua okuduğu Boksör kadar olamadı.

            …

            Sen bilmesen de olur…

            Ey “bağzı “ Türk milleti.

Bilen biliyor ya o yeter ! 

 Hayvan !!!

 

TRT hep yapıyor bunu.

Kimse bedel ödemiyor.
Hep öyle gidecek zannediyorlar.

Geçen ramazanda ekrana çıkardıkları  adam hamile kadınların sokakta gezmesini terbiyesizlik olarak yorumladı yetmedi yavşak spiker gülerek karşıladı oda yetmedi  daha sonra  TRT’nin başka kanallarında program yaptırdılar.

O da yetmedi, bu yıl ki ramazan programlarını  baş konuğu haline getirdiler.

Bu da yetmedi ki bir yavşağı daha çıkartıp Namaz kılmayanlar hayvandır dedirdiler.

TRT’nin sorumluları böyle gidecek zannediyor. İlelebet böyle gidecek.

TRT ve fetva veren yavşağa sormak istiyorum.

Tamam namaz kılmayan hayvan.

Başı sözde beş vakit secdeye gidip, hırsızlık, yolsuzluk yapan, yetim hakkı, haram yiyen, çeliğin çocuğun ırzına geçen ne oluyor peki.

Allahsızlar buna da bir yorum getirin bakalım.

 

            (Sevgili okurlar öyle malzeme var ki sanmayın ki yazmakta geç kalıyoruz. İnanın bazı ……………………. yetişemiyoruz . E.K.)  

Çokta tın !

 

 Elektrikte 50 lira yaktıysan 50 lirada her şey dahil eklenip 100 lira olarak kapımıza geliyor.

Damat yasası diye adlandırılan yasa ile artık o öpücük eklemelerine  karşı olmak için mahkemeye bile gidemeyeceğiz.

İşin ilginç yanı bazıları şirketlere suç  atmaya devam ederken bunun yasallaştırıldığını ve mevcut iktidarın isteği ile olduğunu kabul etmek bile istemiyor.

Mutlu ve müreffeh bir ülkede yaşıyoruz ya vesselam.

Suya gelen zamdan , İstanbul ayarında fiyatla yediğimiz pideden bile haberimiz olmuyor nedense ?

Kulağının üstüne yatmış bir toplum eskiden üç maymunları oynuyordu.

Onlar oynamaya devam ederken dördüncü maymun çıktı.

Diğerleri, Görmedim, duymadım , bilmiyorum diyordu.

4. maymun ise  çokta tın diyor !!!

………..

Üç maymun hikayesi

Çok eski zamanlarda, bir dağda yaşayan iyi bir maymun kral varmış. Diğer dağda şeytan yaşarmış. Maymun kralın, çok yaşlı ve akıllı üç tane danışmanı varmış. Diğer dağda bulunan şeytanı gören ve işitenler taş kesilir, sonsuza kadar lanetlenirmiş. Üstelik maymun krallığı, bir sürü felaketler yaşayarak yıkılacakmış. Bu danışman yaşlı maymunlar, bir gün ormanda gezinirken şeytanla yüz yüze gelmişler. Biri görmemek için gözlerini, diğeri işitmemek için kulaklarını tıkamış. Üçüncü ise, şeytanı hem görmüş, hem duymuş bu sırdan bahsetmemek için ağzını kapamış. Taşlaşacaklarını düşünerek, bir ağacın altında beklemeye başlamışlar. İlerleyen saatlerde kralı ve halkı tehlikeye atmamak için, ellerini oradan hiç çekmemeye karar vermişler. O zamandan bu güne insanlar, gözlerini, kulaklarını ve ağızlarını kapatmışlar, insanların çıkarı için gördüklerini ve duyduklarını bir sır olarak saklamışlar.

ÖLÜNCE……                                              

Toprağa son cemre düşer de, her yer filizlenir , ısınır ya , onun gibi olsaydı keşke...

Soruma verdiğin “Evet” yanıtı ciğerimin sol yanına bir tümör gibi bindi...

Terk edeceğim bu şehri dediğimde inanmamıştın bana, “üzme beni” diyebilmiştin sadece “üzme beni...”

Seni tanıdığımdan bu yana ne zaman üzmedim ki seni ?

Terk etmek sevdam benim, artık bu şehri...

En az senin kadar sevsem de , artık ne seni, ne de  şehrimi üzmek istiyorum...

Uzaklardan çok geç de olursa alırsan haberimi,

Bir şarkı dolansın diline;

“ Ölünce sevemezsem seni...”

 

(Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

  Ne istedin ?! 

Saçlarını dağıtmış salına, salına gelirdi bizim mahallenin kalığı...

Güzel mi güzeldi. Bizim ki çocukluk ya , herkes aşıktı ona... Çocukça yorumlarımızda ön plana hep “Neden evlenmiyor?” soruları çıkardı...

Büyüklerimize de sormaya korkardık hani...

O sokağa çıkınca top oynayışımız durur, nefeslerimizi korkakça ama heyecanla alıp verirdik.     

Oda bilirdi bizim kendisine olan hayranlığımızı... Hepimize tatlı bir gülüş atar , göz kırpıp balık eti vücuduyla salına, salına yoluna devam ederken, bizlerde hayranlıkla ve iç geçirmelerle arkasından bakakalırdık...

Günahı söyleyenlerin boynuna, Ankara’da dostu var diyorlardı.

Biz de, zaman zaman ve mahallede uzun süreli göremeyişimizi buna bağlardık.

Bir zaman sonra hiç görünmez oldu. Büyüdükçe merakımız da büyüdü içimizde.

Yine bir zaman sonra gerçeği öğrendik... Ant içmiş evlenmemeye... Dost most da hikaye imiş vallahi....

Ankara’ya gidişleri huzurevinde kalan annesi içinmiş... Erkekleri deli edeceğim dermiş komşu kadınlara...

Ne gerek  vardı ki Suna abla?

Hadi yetişkinleri deli ettin de, biz çocuklardan ne istedin?!

 

(Bir Gazetecinin Aykırı Dünyası adlı kitabımdan ) 

KATİL VE KATİL ORTAKLARI

Eylemleri  PKK’nın kolları olan örgütler üstleniyor.

Ülke kan gölüne döndüğü halde kendi çıkarlarından başka bir şey gözetmeyenlerin bulunduğu bir ortamda kuz ve kurtların ayni oyun içinde olduğunu görmemek saflık değil bilinçli bir ihanettir.

HDP’nin eylemlere yaklaşım biçimi ile AKP’nin yaklaşım biçimi belki farklı gözükse de her ikisi içinde  kendi çıkarları için ülkenin kan gölüne dönmesi önemli değildir gibi algılanmaya başlanıldı.

Özgürlük savaşçıları diye ortaya çıkanların nasıl bir insanlık dışı katliamlara ortak olduğunu görüyoruz.

Lanetliyoruz.

En az onun kadar bu sürece katkıda bulunanları, buna göz yumanları da lanetliyoruz.

Ama bizim lanetlememiz yetmiyor.

Her iki tarafın koyunları, her iki tarafı çılgınca alkışladığı sürece, şehit ve gazi ailelerinin  bir kısmının yasal haklarını avanta olarak görüp sustuğu sürece düzelmesini beklemeyin bu memleketin !!! 

  Gazetecilik yapmayın ?

 

Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlunun Singapur’da kumar oynarken çekilmiş resmine yapılan habere mahkeme tekzip gönderdi.

Yalanlanmayan, her karesi ile doğru olan habere nasıl tekzip gelir diye düşünüyorsunuz değil mi ?

Adaletin ne hale geldiğini görememek için kör olmak gerek.

Ülke’nin içinde bulunduğu duruma bakınca şaşmıyoruz da bu nasıl cüret diye merak ediyoruz.

Kılıçdaroğlu’na kurşun kovanı atan ve tahrikçiler savcının emri ile  emniyetten serbest bıkılıyor, doğru haber tekzip yiyor, yayınlanmamış kitap yasaklanıyor, haber yaptı diye bir kadın gazetecinin annelik hakkı elinden  alınıyorsa, nereye kadar deme yerine sıra bizde mi diye düşünüyor insan !!!

Şu bir gerçek ki, tüm adaletsizlikler yine bir gün adaletten dönecek…

EY GİDİ KILIÇDAROĞLU! 

 

 

Sen de biliyorsun ki Terör örgütü ile koyun koyuna yatanlar, ele ele tutuşanlar mevcut yandaş medya gücünü kullanıyor.

Koskoca Cumhurbaşkanı sen hapishane diyorsun o hastaneye diye anlatıyor, bunları yaptığını da biliyorsun.

Sen kalkıp TBMM meclisi insan hakları komisyonu içlerinde AKP’lilerde var hasta mahkumları ziyaret ettik diyeceğine biz, PKK’lılarıda DHKPC’lileri de, Hizbullahcıları da ziyaret ettik dersen olacağı budur.

Günlerden bu yana çözüm süreci, Habur, meri meri el ele kol kola gezenler ve Dolmabahçe’de oturanlar senin söylemin üzerinden sana çakar dururlar.

 

Yazık bir ana muhalefet partisi genel başkanı düşmanlarını tanıyamamışsa, ne desek boş !!!

İŞLER AYNA, ÇAL ÇAL OYNA !

 

Böyle bir deyim vardır.

Türkiye şu anda aynen öyle gözüküyor.

Saray başka alemde , muhalefet başka alemde…

Hükümeti mi soruyorsunuz ?

Hükümet diye bir şey mi var ki?

Onlar Saray’a geçiş sürecini tamamlamakla yükümlü görevliler !!!

Hal böyle olunca da Dolar yükseliyor ne olacak dediğinizde, ne olacak yaa doların mı var diyenler de var!!!

Anlayacağınız Ramazan’a yaklaşırken Pide’nin kaç lira olacağını tahmin eden var mı ?

Veya sorgulayan.

Ayni gramajlı pide ramazandan önce 1.25’den satılırken 2 lira olursa şaşırmayacağız!!!

Et ve et ürünlerine zam üstüne zam geliyor…

Yani birilerine göre işler ayna , çal çal oyna…

Bize de oyun oynayanları seyretmek düşüyor , vesselam !!!

 ( Not : Bu yaz pide fiyatları açıklanmadan 2 gün önce yazılmıştı . E.K.) 

UTANÇ KAYNAĞIMIZ ARICILIK!!

Aşağıda ki haberi yaklaşık 8  yıl önce yaptım. Daha geçenlerde bir proje uygulamasına geçildi.

Böyle bir kaynağı değerlendirmek yerine koltuklarından kalkmayanların ve de fındıktan başka bir şey görmeyenlerin şehridir burası.

Al aidatı , al teşviki , al teşvikten kesintiyi otur oturduğun yerde., Türkiye’nin tek arıcılık Enstitüsü de Ordu’da . Girin  internet sayfasına bakın neler var neler yok. Fii tarihinden neler kalmış…

Bal’da marka oluşturamadık gitti

Ordu’da Balcılıkta sorunların çözümü için her kesime görev düştüğü ve balda marka oluşturulmasının çok önemli olduğu bildirildi.

Gazetemiz muhabirinin Ordu Tarım İl Müdürlüğünden aldığı bilgilere göre hazırlanan bir raporda şu görüşlere yer verildi:

“Tüketicilerimiz; bilinçlenerek bal olarak aldığı tatlandırıcıların ne olduğunu iyi sorgulamalı, saf bala gereken değeri vermeli, donduğunda şekerli bal olarak itham etmemelidir.  Mülki erkân; sınırlardan kaçak olarak girdiği söylenen ve ne olduğu belli olmayan balları kontrol altına almalı, merdiven altı imalatı olarak adlandırılan ve arı görmeden üretilen sahte bal üretiminin önüne geçmelidir.  Arıcılar; en büyük görev aracılarımıza düşmektedir. Mutlaka birlik çatısı altında teşkilatlanmalı, süratle üretimini süzme bala kaydırmalı, balda kalıntıya neden olabilecek kimyasalların ( naftalin, mavrik, kenaz) kullanımından önemle kaçınarak bu durumun ihracatımızı olumsuz yönde etkilemesinin önüne geçilmelidir. Ürettikleri balların kalitesini  (kekik balı, çam balı, şekerli bal gibi) ve üretenin numarasını (Üretici belgesini) üretilen ürünün üzerine doğru olarak yapıştırmalı ve marka oluşturmalıdır. Unutulmamamladır ki her kalitede ki balın alıcısı vardır ve fiyatı farklıdır. Bal tüccarları; Fiyatlandırmayı mutlaka kaliteye göre yapmalıdır. Saf bala yüksek fiyat, katkılı bala düşük fiyat politikası herkesin işine gelecektir. Ülkemizin flora açısından zengin olduğu ve çok mükemmel balları üretebileceğimiz unutulmamalıdır. “

Bazen kaçmak iyidir !!!

 

 İçimiz dışımız kirli bir siyaset halini aldı.

Siyasetten kaçmak bazen iyi geliyor insan.

Toplum öyle bir hale geldi ki susmak moda, konuşanlar ise birbirlerine silah sıkacak hale geldi.

Peki şöyle bir geçmişe bakalım toplum bu kadar gergin miydi, peki bu gerginliği kim yarattı.

İnsanların en ağır şekilde itelendiği ortamda birileri susmaya devam ediyorsa, bizim de fazla Donkişotluk yapmamıza  gerek yok.

Bu yüzden arada sırada pek okunmamış paylaşımlarda bulunuyorum.

Bu gün yine Ümit Yaşar Oğuzcan’dan alıntı yapalım dedik!

….

 

Sadrazam efendimizin kavuğu
Halkın derdini dinler her sabah mâbeyinde
El pençe divân durup ağlaşırlar
Fukara Aliler
Dert küpü olmuş Veliler
Hasanlar, Hüseyinler…
On binler
Yirmi binler
Yüz binler…
Velhasıl mâbeyinde her sabah
Halk inler
Kavuk dinler.

……

Mâbeyin (Osmanlı döneminde padişah sarayı e.k.) 

Hiciv ve taşlamalar 

 

 Türk Edebiyatında hiciv ve taşlama ustaları çoktur.

Günümüze uyan birkaç tanesini sizle paylaşmak istedim.

Nereye koyarsanız, nereye yaslarsanız yaslayın !!!

 

Olmayasın karaktersiz
Çok konuşan yerli yersiz
Adın doğru kendin hırsız
Karanlıkta dolaşırsın… (Aşık Veysel )

………….

Yürü bre Hızır Paşa
Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir  (Pir Sultan Abdal )

 

………….

insan olan vatanını satar mı?
suyun içip ekmeğini yediniz.
dünyada vatandan aziz şey var mı?
beyler bu vatana nasıl kıydınız?

eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
oturmuş göğsüne teksaslı çavuş.
beyler bu vatana nasıl kıydınız?  (Nazım Hikmet )

 

………

Müteahhit oldum tez iflas ettim
Avukat oldum hep boş dava güttüm
Gazeteci oldum çok fazla öttüm
Dıhtılar mapusa birkaç söz ile  (Şemsi Yastıman )

 

……………..

“Koca başlı koca kadı

 Sende hiç din iman var mı

 Haramı helali yedi

 Sende hiç din iman var mı

 

 Fetva verir yalan yulan

 Domuz gibi dağı dolan

 Sırtına vururum palan

 Senin gibi hayvan var mı

 

 İman eder, amel etmez

 Hakk’ın buyruğuna gitmez

 Kadılar yaş yere yatmaz

 Hiç böyle kör şeytan var mı

 

 Pir Sultan’ım, zatlarımız

 Gerçektir şöhretlerimiz

 Haram yemez itlerimiz

 Bu sözümde yalan var mı.”  (Pir Sultan Abdal )

………

“Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,
Gelmesin reddeylerim billâh öz kardaşımı;
Gözlerim ebna-yı âdemden o rütbe yıldı kim,
İstemem ben Fatiha, tek çalmasınlar taşımı.” (Şair Eşref )

RAHAT BIRAKIN!! RAHAT BIRAKTIRIN!! 

 

Bir çay bahçesinde 10 dakika  oturamayacak mıyız?

Bir sokakta önümüz kesilmeden doğru dürüst yürüyemeyecek miyiz ?

Nedir bu arkadaş ya ?

Birileri diyor ki hoş görülü olalım.

Sana göre her şey iyi.

Yolumuzu kesen, 10 dakika sohbet etmemizi engelleyen dilencilerden bıktık artık.

Kimi Suriyeli  , kimi  Suriyeli ayağına yatan bir çok kişi.

Ordu Valiliği, Emniyet ve Zabıtayı yönlendirerek Dilenciler konusunda bir çalışma yaptı.

Keşke yapmasaydı!!!

Ondan sonra sokaklar bunlardan geçilemez oldu.

Arkadaş dedikleri kadar var; kendi vatanımızda mülteci durumuna düştük.
Bizi bu duruma düşürülenler utansın.

Bu ne ya ? 

 

Arkadan  Ambulans sireni acı acı ötüyor… Hadi duymuyor duymuyorsun. Arkanda koca kamyon havalı kornası ile korna çalıyor.

Yetmiyor selektör yapıyor, onu da mı duymuyorsun, görmüyorsun çıkma lan trafiğe çıkma.

….

Otogar civarında şüpheli bir paket nedeniyle yollar kesilmiş. Giresun’dan

Ordu’ya geliş yolu İran kavşağı dediğimiz Ulubey’e dönen bölgelerde de emniyet yolu kesmiş.

Bekleniyor.

Bir iki dakika sonra korna sesleri..
Ulan trafik gitse gidecek, arkalardasın ne olduğu görmüyorsun..

Ne kornası çalıyorsun lan…

Birkaç kişi olacaksın korna çalanları indireceksin aşağı bir  güzel marizleyeceksiniz !

Ne işiniz var lan sizin trafikte !!!

            …….

            Şehrin içinde havalı korna çalan ve de dönüşlerde ısrarla sinyal vermeyen  ve kendini  yukarıdakiler gibi şoför olarak adlandırılanlar.

            S….. olup gidin hayatımızdan…

……

Eminim birilerine tercüman oldum bu yazı ile!!!

 

 Acıyorsam… 

Biraz genel siyaset yapalım .

…..

Elimin tersi ile iterim tüm koltukları.

Erdoğan ailesi benim ailemdir, Sayın Erdoğan’a hiç kimse laf söyleyemez.

Neyse Başbakanlığı genel başkanlığı bıraktıktan sonra saray tarafından yönlendirilen medyada atılan başlıkları , İ Melih’in oğlunun sözlerini duyunca  Peh Peh Davut’a acıdıysam namerttim.

Bu benim tercihim değildi diye kürsülerden ağlayacaksın, sonra bangır bangır yalandan biat yemini edeceksin, bütün koltukları elemin tersi ile  iterim diye kahramanlık yapacaksın, tüm bunlara rağmen milletvekilliği koltuğunda oturacaksın.

AKP’de yaşananları çözmek için, bir kahraman gerekiyor.

Geçmişe bakınca bunların hepsinin kartondan şekillendirilmiş siyaset erbabı oldukları artık ortaya döküldü.

Hal böyle olunca da artık fiili durumu, Muhalefetin engin çabası ile dayatabilirsiniz !!!

            ….

            Son günlerde sosyal medya Binali Yıldırım’ın eşinin ‘Çirkinliği’ üzerine bir göndermeler var ki soramayın gitsin.

            Arkadaşlar garip garip ilerle uğraşmayın  yolsuzlukları, hırsızlıkları, namussuzlukları sorgulayın, bunların nasıl zengin olduğunu tartışın, hesabını sorun.

Yoksa size ne Allah’ın yarattığı  kulun şekliden !!!

…..

Bu arada hastalık mazereti nedeniyle  bulunamadım, Olay gazetesinin 25. Yılını kutlarım, başarılar dilerim.

Yalanlar, yalanlar 

Son günlerde ki yalanlar ve ortaya çıkan gerçekler birilerinin  suratını bile kızartmaya yetmiyor.

 

Siyasetten tutun medyaya, medyadan tutun, sokakta ki adam kadar herkes rahatlıkla yalan konuşabiliyor. Ayni zamanda da dinden imandan ve Kuran’dan gönül rahatlığı ile bahsedebiliyor.

 

Yalan, Kuran ve İslam üzerine ‘Hadisleri’ derledim!!! Bilip de bunlara devam edenlerin günahları nasıl bağışlanır onu da bilemem!!!

 

xxx

 

Yazıklar olsun o kimseye ki halkı güldürmek için yalan söyler. Veyl (azâbı) ona, veyl (azâbı) ona, veyl (azâbı) ona.

 

Yalan, rızkı azaltır

 

Yalan, nifak kapılarından biridir

 

İman sahibi, her hataya düşebilir. Fakat, hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez

 

Doğru olun, doğruluk iyiliğe, iyilik ise, Cennete çeker. Yalandan sakının, yalan fücura, fücur ise Cehenneme götürür

 

Sözle çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitne gibidir. Yalan söylemek, iftira etmek ile çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitneden de kötüdür

 

(Pazarcıların çoğu facirdir! Çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söyleyerek alış-veriş yaparlar

 

Yalan yere yemin etmek, evleri ıssız bırakır

 

Sizler yardım görecek, ganimetler elde edecek ve birçok memleketleri fethedeceksiniz. Sizden kim bu vakte ererse, Allah`tan çekinsin, ma`rufu emredip, münkerden de nehyetsin. Kim de bile bile bana yalan nispet ederse, ateşteki yerini hazırlasın.”

 

Beş günah vardır ki, keffâreti yoktur .Bunlar; Allâh’a şerik koşmak,bi-gayri hakkın adam öldürmak,mü2mine bühtan ve iftira etmek, muharebe günü kaçmak ve yalan yere yemin ile hakkı iptal etmek

 

Kişiye, şerrinden korkulduğu için ikramda bulunulacak. Görünüşte dost fakat esasında düşman insan sayısı artacak, sözler hep yalan ve birbirine muhalif olacak, amir ve memur çok, doğru iş yapan az olacak.

 

Münafığın alameti uçtur: Konuştuğunda yalan söyler, vaat verdiğinde yerine getirmez, emanet olunduğunda hainlik ede

 

Allah, üç kimsenin yüzüne bakmaz :

 

1- Izrarını sürüyerek yürüyen kibirliyi,

 

2- Verdiği şeyi başa kakanı,

 

3- Malını yalan yeminle satanı

 

 

Muhalefet 

 

Milletin anasına küfür edenlerden şikayetçi olmayan, savcılığa iki satır dilekçe yazmayan, her gün kendine hakaret eden padişahı huşu içinde dinleyen ve tüm yalanlarına ‘ne yapalım muhalefete yeteri kadar yer verilmiyor medya satılmış” kavramına sarılan bu muhalefet olduğu sürece AKP bu seçimi de silme götürür.

Biz versek ne olur hakimler savcılar onların elinde istediklerini yapıyor mantığı ile hareket edip bunca rezilliğe., bunca ahlaksızlığa, bunca rüşvete, bunca yolsuzluğa halk tabanını yanına alıp  müdahale edemeyen, etmekte zorlanan ve kaçamak oynayan Muhalefet önümüzde ki yerel seçimlerde de boyunun ölçüsün alırsa şaşırmayın.

Ankara’dan muhalefet yapan ve bunu hala siyaset sananlar seçime 3 gün kala meydanlara çıkarak halka neyi anlatabilecekler.

Türkiye’ye 20 ses düzeni taşıyan minibüs  salıp halkı aydınlatmaktan veya propaganda yapmaktan aciz muhalefet Ankara’dan başlayarak Türkiye’nin her yanına dağılacak şamarı yiyerek   Nisan ayı başı itibarıyla gayri meşru hale düşecektir.

Aha buraya yazıyorum.

 

(İki yıl önce ki yazım tarihi değiştirin yeter. Muhalefette değişen bir şey yok. En yakın da olabilecek seçimde yine şamarı yiyecekler !)

 

GÖZLERİME BAK  

 Ne bu hayret, hiç sevmeyecek miydin?

Hiç sevilmeyecek miydin?

Bir gün apansız yüreğinin ortasına düşen kor ateş büyür, taşar sende şaşarsın.

Bir elin sıcaklığı, bir göz göze gelmek yangını öyle körükler ki söndürmek ancak zamanın işidir.

 Kimseyi üzme ve önce kendini üzme…

Bir mektup yaz kendi kendine, içinde acı, aşk, hasret olsun.

Sakına sevgini koyma…

Ben yazıyorsam varım.

Yaşadıklarım, hayallerim ve sevdiklerim için…

Kadınım, ölsem de unutma…

Mektup yaz bana, gözlerimi hatırla.

Gözlerime bak, gözlerimde denizi görebilir misin?

Gözlerime bak, beni sevebilir misin?

 ( Bir gazetecinin aykırı dünyası  adlı kitabımdan)

Ondan, bundan !  

 

İzmir Metrosuna konulan ve Mitolojik bir figür olan heykelden rahatsız olan, ama fiililivita  dan, çocuk istismarından, Ensar’dan bunun yanı sıra hırsızlıktan yolsuzluktan rahatsız olmayan bir beyin AKP’li İzmir Meclis üyesi heykeli bir bezle sansürledi.

Mitolojik nedir onu da bildiğini zannetmediğim bu beyin aklı sıra kendi kendini  çektirip yandaş kanallara da servis ettirip haber yaptırmış.

            Niye böyle bir giriş yaptığımı ‘Ben çocuğumu bu kurslara yine gönderirim başına bir şey gelirse taktiri ilahi derim ‘ diyenlerin seçtikleri olarak hatırlatınca daha iyi anlamak gerek.

….

            Şehit ve Gazi aileleri derneklerinin suskunluğuna şaşıranlara şaşırıyorum.

            Şehitlere mezarda rütbe verecekler onun karışığında da ailelerin maaşları artacak.

            Ve kimse senin göz yumman nedeniyle şehirle bombalar yığıldı çocuklarımız birer onar şehit oluyor yeter demeyecek…

            Onların demediği yerde bize laf düşmez !!!

….

Bir haber :

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun görevi bırakacağını açıklamasının ardından kimin Başbakan olcaağı tartışılırken, ilginç bir gelişme yaşandı.

            Devlet Malzeme Ofisi (DMO) resmi sitesinden yaptığı duyuruda, Yüksek Seçim Kurulu için 450 bin adet "tercih" mührü ihalesi başlattığını duyurdu.

            Yaşanan bu gelişme, "Başkanlık" için referandum ya da erken seçim hazırlığı yapıldığı yorumlarına neden oldu.

MHP’ye kongre yaptırma, HDP’ye dokun, CHP’den zaten bir şey olmaz.

Hepsini bir güzel çuvala koy…

Sonra’da erken seçimde 400’ü bile geç gelsin Başkanlık.

Olacağa bakın.

Böyle muhalefete böyle tarak, böyle millete böyle başkanlık !!!

 

  OKUYUN, GÜLMEKTEN ÖLECEKSİNİZ ?!!

Belki birileri okumamıştır, belki birileri tam anlamamıştır.

Vallahi resmi ajanslar düşen haberi sizle aynen paylaşacağım.

Sonrada, ne var bunda diyeceğim !!!

…………….

Türkiye bunu da gördü, vergi kaçıranlara devlet teşviki almanın yolu açılıyor.

Maliye Bakanı Naci Ağbal,Ankara’da düzenlenen kayıt dışıyla mücadele toplantısında önümüzdeki günlerde vergi alanında yapılacak kritik düzenlemeler hakkında bilgi verdi.

Damga Vergisi’nden harçlara, Vergi Usul Kanunu’ndan (VUK) Gelir ve Kurumlar vergilerine kadar bir çok vergisel düzenlemede değişikliğe gideceklerini belirten Ağbal, bu amaçla hazırladıkları yasa taslağını Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda (EKK) görüştüklerini, Bakanlar Kurulu’na yapacakları sunumun ardından hükümet tasarısı olarak Meclis’e göndermeyi planladıklarını söyledi. Ağbal, amaçlarının yatırımların önündeki engelleri kaldırmak olduğunu belirtirken bu kapsamda teşvikli yatırımları engelleyen VUK’taki 153/A maddesini kaldıracaklarını bildirdi. 

6 YIL DESTEK ALAMIYORLARDI

Söz konusu 153/A maddesi, 28 Mart 2013 yılında naylon fatura kullanımını önlemek ve vergi kaçakçılığıyla mücadele etmek amacıyla kanuna eklenmişti. Maddeye göre, defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler; defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar 6 yıl boyunca hiçbir surette vergi teşvik ve desteklerinden yararlanamıyor. Üstelik bu suçları işleyenler 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyor. Bu madde kanundan çıkarılırsa bu suçları işleyenlerin yatırımlarına devlet vergi teşviki vermeye devam edecek.

Recep – Ahmet  restleşmesinden sonra dolar aldı başını gidiyor. Yine siyasetten dolar zengini olanlarla bu işte oynayan ve yine bol doları bulunanlar kar etmeye devam ediyor.

Ama malın biri diyor ki bana ne ya benim dolarım yok ki ?

İğneden ipliğe kendisine girecek olanlardan haberi olmayanların ülkesinde daha çok öpülürüz.

Yani temelin fıkrasında ki gibi başlarım lan sizin ışığı söndürmenizden !!!

 

Biz neyiz?

Bu soru biraz ağır mı oldu ?

Eeee olduysa başta yandaş kanalar olmaz üz üzere yalaka ve yalama medya Kilis’e atılan bombalar için niye düştü diyor. Niye hal Suriye tarafı diye bahsediyor da katil Işid örgütü demiyor.

AFAD (Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı), IŞİD tarafından Kilis’e gerçekleştirilen ve şimdiye kadar 20 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan saldırılar için ‘halkın roket mermisi düşmelerine karşı alacağı tedbirler’ başlığıyla kafa bulur bir broşür yayınlarken, Kilis valisi abdestiz sokağa çıkmayın diye açıklama yaparak vatandaşın Cenabet ölmesini engellemeye çalışıyor!!!

140 dolarlardan 30 dolarlara kadar düşen petrol fiyatlarına karşı akaryakıta yüzde 10’a varan indirim yapılmazken, Doğal gaz’da 5 aydan bu yana hesaplamayı gerçekleştiremeyip (!) indirime gidilmezken tüm bunlara rağmen konuşmuyorsak  ve reytinglerde dizileri apuk sapuk yarışmaları birinci getiriyorsak, bunun haricinde de ç ok sorulacak sorular vardır demek ki ?

Allah layığınızı versin diyeceğimde , Allah belamızı vermiş de gören yok ?!

  Sezer çarşısı ve Türkiye 

Nazım Hikmet’in pek bilinmeyen şiirlerindendir. ( Tabi şiir ile ilginize bağlıdır.)
Sezer Çarşısını Türkiye diye okuyun. Utanacak mıyız ? 
….

Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.

 KARANFİL KOKTUN MU ?

Şarkılar senin için mi yazıldı bilemem ki ...

Hepsinin bir kenarında özlem ve ayrılık var.

Sen ki şarkıları çok severdin.

Sen ki bunlarla ağlayıp bunlarla gülerdin.

‘ Karanfil kokulu yarim’ sözlerini yazan kim bilemem ama ne güzel de anlatmış bir aşkı

Sen  hiç karanfil koktun mu ?

Sen hiç kendin için şarkı yazdın mı ?

İSYAN!!! 

 

Zaman zaman ülke gündemine yetişmekte zorluk çekiyoruz .

Kızsan bir bela sövsen bir bela !!!

            Fuzuli ne diyor, isyanımızı onunla dillendirelim!

 

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere vuran vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

Nasıl popüler köşe yazarı olunur?

 

Yorumsuz paylaşalım istedim !

…………..

Gazeteci Sercan Sarıkaya'nın Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın sitesi Journo'da kaleme aldığı "8 Adımda Ahmet Hakan Tipi Yazı Yazma Kılavuzu" medya mensuplarının en çok paylaştığı metin olmaya başladı.

Nasıl popüler köşe yazarı olunur?
- Bilimde bir ilke vardır. Bilim insanı laboratuara girmeden önce; ceketiyle birlikte önyargılarını ve ideolojisini de askıya asar. Popüler bir köşe yazarı olmak istiyorsanız bu ilkenin tersini uygulamalısınız. İdeoloji ve peşin hüküm, yazarlığın olmazsa olmazıdır.

- Yazılarda; önce bağlı olunan kurumun, sonra da muktedirin çıkarlarını gözetin. Kendi çıkarınız hepsinin üstünde tabi ki.

- Sosyal medyada yer alan marjinal yorumları, bütün muhaliflerin ortak görüşü gibi sunun. Sonra karşı tez oluşturun. İki tezi de siz oluşturduğunuz için kendinizle çelişir gibi olacaksınız, takmayın.

- Muhalifler yanlış anlaşılmaya müsait bir demeç verirse, o demeci kesinlikle yanlış anlayın. Bir sonraki malzemeyi edinene kadar sürekli oradan vurun. Bazen malzeme sıkıntısı çekebilirsiniz. Böyle durumlarda eldeki verilerle malzeme üretmekten çekinmeyin.

- Dini duygulara ve toplumsal hassasiyetlere mümkün olduğunca yazılarınızda yer verin. En iyi siz biliyorsunuz. Bir şey biliyorsanız, o da her şeyi bildiğinizdir.

- Toplumda infial yaratan olaylarda sağduyulu gibi görünmeye çalışın. Gerekirse olayın sorumlu tarafıyla röportaj yapın. Sorularınız karşı tarafı fazla zorlamasın ama çok da basit görünmesin.

- Genellemeler yapın. Tüme varmak için birkaç örneğe ihtiyacınız yok. Bir örnekle de varabilmelisiniz. Hatta gerektiğinde örneksiz de tüme varın.

- Safınızın sıklıkla değişmesini, “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözüyle açıklayın. Ama “aynı nehirde defalarca yıkanmayı” sorun etmeyin.
Bütün maddeleri uygulayın.
Çok geçmeden,
Saygın…
Objektif…
Sözü dinlenen…
Popüler…
Ve çok kazanan bir yazar oluverirsiniz.
Hatta uslu bir çocuk olursanız, genel yayın yönetmeni bile olabilirsiniz.

  
Ben dersem ne olur ?

 

Barış İçin Akademisyenler grubunun “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildirisine imza atan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Baskın Oran, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, akademisyenler için kullandığı ifadeler nedeniyle manevi tazminat davası açmıştı. Oran, Erdoğan’ın 4 ayrı konuşmada kullandığı “alçak, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı, ruhu kirlenmiş” gibi ifadeler nedeniyle toplam 10 bin TL manevi tazminat talep etmişti.

Erdoğan, mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin “düşünce ve ifade özgürlüğü” içtihatlarını örnek gösterdi.

,………………

Yukarıda ki satırlar bir haberden alıntıdır.

Mahkemelerin durumu ortada, bunu söyleyen Cumhurbaşkanı Baskın Oran yalandan dava açmış…

Bir şey alamazda  aklıma düştü arkadaş ben bu lafların içinden bir tanesini bile söylesem halin ne olurdu ?

“Tiksinti verici” bir durum değil mi ? 

KÖTÜYÜ KÖTÜ İLE ÖRNEK GÖSTERMEK

 

            Son yıllarda  başlayan ayrıştırmacılık, son günlerde kötüyü kötü ile örnek  göstermekle devam ediyor.

Dün öyle idi de bu gün böyle olunca niye tepki gösteriyorsunuz dedi, AKP’li meclis üyesi bir tanış.

Bende dedim ki kötüyü kötü ile örnek göstermekten vazgeçin.  Eğer takip ettiysen Seyit Torun zamanında Boztepe’ye yapılan restorana ses çıkarmayanların Anomen’e ses çıkarmamasını da eleştirmiş hata Devlet hastanesi bölgesine verilen ucube 20-30  katlık binaların tam bir hançer gibi şehre sokulduğunu belirtmiştim.

Fazla uzatmaya  gerek yok…

Kötüyü kötü ile örnek gösterip yanlışları savunmak kadar aciz bir durum olamaz bence ?

  VAY ANASINA !

 

AKP İl Başkan Yardımcısı Çevre Şehircilik ve Kültür Başkanı Fatih Titiz’in deniz dolgusu ile ilgili yaptığı açıklamayı okudum.

Bu kişinin geleceği parlak.

Yaşı kaçtır bilemem ama 1994 yılını bilmediği kesin!!!

Yaptığı açıklamada 3 yeri büyük harflerle vurgulamış.

       SİZ HİZMETE Mİ KARŞISINIZ ? YOKSA KIYI KENAR ÇİZGİSİNİ İHLAL EDEN MALUM YERİN YIKILMASI MI ZORUNUZA MI GİTTİ ?

         SİZİN GENEL BAŞKANINIZ GİBİ SEVİYESİZ , + 18’LİK AHLAKİ OLMAYAN SÖZLER SÖYLEMİYORUZ İL BAŞKAN YARDIMCILARIMIZIN SİZE CEVAP VERMESİ BÜYÜK BİR BİLE ERDEMLİKTİR

         NE KADAR ENGELLEMEYE KALKARSAN KALK SANA ANCAK SEYRETMEK DÜŞER CUMHURBAŞKANIMIZIN DEDİĞİ GİBİ BİZİM YAPTIKLARIMIZA SİZİN HAYALLERİNİZ BİLE ULAŞAMAZ

xxx

            Bağlantı C.Başkanı ile olunca bize de susmak düşer!

Yinede bir dip not düşeyim !

            Evet 13 yıldır yalanı, dolanı, hırsızlığı,  katliamları, soygunu, rüşveti, ahlaksızlığı, uyuşturucu salgınını, ayrımcılığı, ötekileştirmeyi seyredip duruyoruz.

            Ne kadar daha seyrederiz bilemem ? 

KENT KONSEYİ NE İŞ YAPAR ?!

Kent Konseyinin internet sitesine girince ne işler yaptıklarını, ne projeler ürettiklerini görürsünüz.

Son günlerde şehirde ki  betonlaşma şikayetleri, deniz dolgusu üzerine niye seslerini çıkarmadığını söyleyenler var.

Geçenlerde tüccar gazetecilik, yağdanlık gazetecilik, avantacı gazetecilik kavramlarını başarı ile temsil eden birisinin yazısına denk geldim.

 Diyor ki; birileri Kent konseyi başkanı Enver Yılmaz’ı eleştirsin istiyor, öyle yok. Ama başkan halkın şikayetlerini  bizzat Yılmaz’a  iletiyor.

Tüccar gazeteciliğe  yakışan bir yaklaşım. Konseyin yürütme kurulunda ki  üyelerin isimlerini bilmeden bunun neden yapılmadığın bilemezsiniz?!

Sonuçta tüccar gazeteci olmadığımız için bir öneride bulunalım. Konseyden “halkımızın son günlerde ki hassasiyetleri ve şikayetleri konusunda  sayın Büyük Şehir Belediye Başkanımızla istişare halindeyiz. Eleştirileri ve şikayetleri bizzat aktarıyoruz. Durumu değerlendirip kamuoyunu bilgilendirecek olan kendisidir ” diye açıklamayı kamuoyu ile paylaşmasını  bekliyoruz.

Bu kadar hakkımız olsun  değil mi ?

Dip Not: (Adı Kent Konseyi olduğu için bu tür bir paylaşım bekliyoruz. Yoksa yürütme kurulu, genel sekreteri ve değerli başkanından bir beklentimiz yok.  Eee delikanlı basın., bunu da yazın !!!)

Kul hakkı (Anlayana!)

Her dakika din, iman, namus, kul hakkı söyleminde bulunanlarla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımız Kul hakkı nedir, insan hakkı ve hakları diye bir dizi tespitlerde bulunmuş.

Önce onun tespitlerini bir okuyalım.

1. İnsanları kula kul etmek kul hakkıdır.

2. Haksız yere özgürlükleri kısıtlamak kul hakkıdır.

3. Haksız yere yargılamak kul hakkıdır.

4. Cana kıymak, insan yaralamak kul hakkıdır.

5. Haksızlık, baskı-şiddet, zulüm, kavga ve savaş kul hakkıdır.

6. Çalmak, hırsızlık yapmak, yetim hakkı yemek kul hakkıdır.

7. Kendini beğenmişlik, gösteriş yapmak, kıskançlık kul hakkıdır.

8. Masum insanların aleyhinde konuşmak veya iftira atmak kul hakkıdır.

9. İnsanların kişilik haklarına saldırmak; onlara saygısızlık etmek, onlarla alay etmek, onları küçümsemek, onlara hakaret etmek kul hakkıdır.

10. Sorumlu olduğu insanları gözetmemek ve onlara haklarını vermemek kul hakkıdır.

11. Irkçılık ve ayrımcılık kul hakkıdır.

12. Anlaşmalara, verilen söze ve dostluklara bağlı kalmamak kul hakkıdır.

13. Kötülüklere seyirci kalmak kul hakkıdır.

14. İnsanları rahatsız etmek ve onlara zarar vermek bir kul hakkıdır.

15. Dürüst olmamak kul hakkıdır.

16. Ölçüye ve tartıya özen göstermemek kul hakkıdır.

17. Cimrilik ve israf etmek kul hakkıdır.

18. Adaletli davranmamak kul hakkıdır.

19. Tahrik, taciz ve teşhir gibi her türlü cinsel istismar kul hakkıdır.

20. İnsanları üzmek kul hakkıdır. 

21. Başkalarının malını sahiplerinden izinsiz kullanmak kul hakkıdır.

22. İnsanları kandırmak, aldatmak ve onlara yalan söylemek kul hakkıdır.

23. Sıra kuyruğunda birisinin sırasını gasp...

 xxx

Bu sıralamaya istediğiniz kadar koyabilirsiniz.

Örneğin kendini beğenmişlik, yalana yalan katmak, tetikçilik, yağdanlık, satılmışlık, yalakalık,  liboşluk, kalemi para uğruna kullanmak, iftiraya zemin hazırlamak, yalana ve iftiraya yataklık etmek, adaleti adaletsizlikle savunmak, ben yaptım etim demek falan filan… Aklınıza gelen varsa paylaşın…. 

3 TİP İNSAN

Ülkemizde artık 3 tip insan var .

Geçenlerde bir tv programında bazı şeyleri anlatırken ‘Artık ülkemizde 3 tip insan var. Bir ruhunu satanlar, 2 ruhunu kiraya verenler 3 ruhundan haberi olmayanlar ‘ dedim.

İstisnalar var tabi ki de ama onlarda  kaideyi bozamıyor artık !!!

Eğer hap yemiş, uyuşturulmuş, sorumsuz bir kitlenin çığ gibi büyüyerek ortalığı kapladığı bir ortamda, 100 kontöre neler yapılabileceğini gösterecek çok kişi vardır ?

            Siz istisnalardan olan, belki şimdilik kaideyi bozamazsınız ama inanın eninde sonunda birilerinin tekerine çomak sokarsınız.

    Bu işlerin neresindesiniz ?

Yok Yelken kulüp arazisi, yok dolgu, yok Tomur filan derken B. Şehir belediye başkanı Enver Yılmaz bu olayların tamamının geçmiş yönetim zamanında alınan kararlara dayandığını  söyledi.

Bende bir çağrı yapmış CHP’nin şu anki Yerel Yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Ordu eski belediye başkanı Seyit Torun’a gel Ordu’ya bir basın toplantısı düzenle neresi doğru neresi doğru neresi yanlış halka anlatın demiştim.

Sayın Torun Ordu’ya gelerek bir tv programına çıkıp kendisine sunulan sorulara yanıt vermiştir.

Halbuki benim çağrım Ordu’da ki basın mensuplarını toplayarak bir basın toplantısı düzenlemesi yolundaydı.

Deniz dolgusu konusunda aylar önce uyarıda bulunmama rağmen Sayın yılmaz ile yaşadığım bu konuda ki diyalogu yazı konusu yapmama rağmen kime ne oluyor diye çıkmadı.

Kim çıkacaktı? Şehir plancıları ,  Çevreciler, mimarlar zartlar zurtlar. Sivil toplum örgütlerinin önde geleni muhalefet partileri …

Çıkmadılar. Örneğin şehir plancılarından birisi veya 3’ü çıkıp denizi bu şekilde doldurmak zarar vermez deseydi.

Bizde kendi kendimize konuşmazdık.

Veya CHP’nin genel başkan yardımcısı hem de Yerel yönetimlerden sorumlu Torun , gelseydi dolgu alanında basın toplantısı yaparak yanlışları dile getirseydi.

 Sesini çıkarmaya çalışanlara saygı duyuyorum.

Doğru veya yanlış deme cesaretini gösteremeyenlere, bu işle direk ilgili olduğu halde menfaat karşılığı susanlara, belki işimiz düşer mantığı ile hareket edenlere saygı duymuyorum.

Tarih onları kara sayfalarına yazacak. Eskiden internet olmadığı için bir kuşak sonra olanlar unutuluyordu.

Şimdi ne yazık ki soyları yaşadıkları sürece bilgisayarın her tuşlarına bastıklarına karşılarına çıkacak !!!

 DOLGUMUZ HAYIRLI OLSUN !

 

            Çok önceleri yazmış fotoğrafları ile kamuoyunu aydınlatmaya çalışmıştım.

Gerekli yerlerden Çevre, Şehir plancısı ve bu işi bilen uzmanlardan ve siyasi partilerden konu ile ilgili uyarılarda bulunmalarını istemiştim.

Hatta bilen bilir, denizi bir yerden doldurursan diğer yerden patları diye de  uyarmıştım.

            Sayın başkan Enver Yılmaz, boydan boya doldurulmayacağını söylemişti.

            Dolgumuz başlamıştır.

Hayırlı olsun.

            Bende artık birileri gibi seyrediyorum.

Bakalım ortaya ne gibi sonuç çıkacak ?

NERDEN BİLECEKSENİZ ?

Siz benim nasıl yandığımı

Nerden bileceksiniz

Siz benim neler çektiğimi

Nerden bileceksiniz

Siz benim neden kaçtığımı

Nerden bileceksiniz

Siz benim niye içtiğimi

Nerden bileceksiniz

Siz benim neden sustuğumu

Nerden bileceksiniz

Siz benim kime küstüğümü

Nerden bileceksiniz.

xxx

Yusuf Hayaloğlu’nu rahmetle anıyorum, bir şiirinin son bölümlerinden yapılan alıntı ile başladım yazıya..

Ortalık duruma bakınca, siyasetin nasıl ayrıştırma aracına döndürüldüğünü ve sayın ! büyüklerin sayesinde her geçen gün kötüye gittiğimizi görünce, bunları paylaşasım geldi içimden.

Hangisini kendinize yakıştırırsanız yakıştırın, ama asla uyuyan, sorumsuz, sorgusuz, yalaka, avantacı,korkak, liboş, entel dantel, ve satılmışlara altı bölümden hiç birini yakıştıramazsınız..

xxx

Neyse sözü Şair Nef’i efendi ile bitirelim : “Müftü efendi bize kâfir demiş/Tutalım ben O’na diyem Müslüman/Lâkin varıldıkta ruz-ı mahşere/İkimiz de çıkarız orada yalan...”

 

 

 

MART KEDİLERİ

Olaya dahil olmaya gerek yok.

Aklı başında herkes görüyor.

Tüm bunlara rağmen tetikçiler canlı yayın yapacak yerleri biliyorlar.

Ne yazık ki Çocukların lehine tek bir haber bile yapmayanlar, siyaset uğruna tüm bu çirkinlikleri normal sayabiliyorlar.

Allah’tan tek dileğim ayni şeylerin bunları savunanların, bunlara göz yumanların da başına gelmesi!!!

xxx

 

Ekonominin ne kadar sıkıştığını ne kadar hassas olduğunu bilen bakanlar konuşuyorlar..

İşin ilginç yanı har vurup harman savurduklarını örmüyorlar ama sorun işçiye emekliye utanmadan bağlayabiliyorlar.

Bir yılda kullanılan örtülü ödenek miktarlarının binlerce çalışanın maaşı olduğu gerçeğini saklayarak, haram yemeye devam edenlerin, elde tutulacağı tek ülke Türkiye’dir.

Hatta: bir İngiliz vatandaşının (!) Bütçe açığının nedeni emeklilerdir sözü bile alkışlanmıştır emekli tarafından !

Neden derseniz, açım diyerek bu kadar alkış çalmaya gücü olanların, açlığından şüphe ediyoruz da ondan !!!

xxx

Bildiğini bilenin arkasından gidiniz,
Bildiğini bilmeyeni uyarınız,
Bilmediğini bilene öğretiniz,
Bilmediğini bilmeyenden kaçınız.
(Konfüçyüs) 

  Allah layığınızı versin!!!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı …………………………………, emekli ve hak sahiplerine promosyon ödenmesine ilişkin olarak bankalar ile görüşmelerin devam ettiğini açıkladı.

Bakanı bölümünden sonrasını boş bıraktım.

Yıllardan bu yana bazı bakanlar ayni şeyi söyleyip duruyor ama bir türlü bankalara söz geçiremiyor

Oyalıyorlar hep birlikte…

Hükümet yetkilileri çıkıp ben anlamam arkadaş emekliye yılda bir maaş promosyon vereceksin yoksa, maaşları kendime ait bankalardan ödetirim dese, ne diyebilecek özel bankalar.

Ama ilişkiler al takke ver külah olunca diyemiyorlar.

Emeklilerde her yıl görüşmelerimiz devam ediyor, ha bu gün ha yarın diye bekliyor.

Yılda iki maaş ikramiye sözüne inanmayıp, ayda yüz liraya tav olan (10 milyonu aşkın emekliyi düşünün) emeklinin  verdiği oy ortada.

Ne diyelim. Allah layığınızı versin!!!

ABORJİNLERİN DUASI

Bu gün biraz değişiklik yapalım dedik. Aborjinler üzerinden mesaj vermeye çalışırken onları da tanıtayım istedim !!!

Sana;
Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim.
Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.
Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.
İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.
Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.
Son "Elveda"yı atlatmana yetecek kadar " Merhaba" diliyorum.

ABORJİNLER KİMDİR

Aborjinler ifadesi genel olarak tüm bir Avustralya, Tazmanya ve çevre adalarda yaşayan yerlileri tanımlamakta kullanılmakla birlikte bu isimlendirmenin dil ve yaşayış biçimi olarak ortak noktalarıyla birlikte farklılıklar da taşıyan geleneksel toplulukları işaret ettiği de unutulmamalıdır.

Yerli kabilelerden bazıları; New South Wales ve Viktorya'da Koori, Queensland'da Murri, Güney Avustralya'da Noongar, Merkezi Batı Avustralya'da Yamatji; Güneybatı Avustralya'da Nunga, Kuzey Avusturya'da ve Kuzey bölgelerine komşu bölgelerde Anangu; orta Kuzey bölgede Yapa, Doğu Arnhem topraklarında Yolngu ve Tazmanya'da Palawah kabileleri gibi.

En büyük gruplardan Anangu (Çölden gelen kişi anlamına gelmektedir) kabilesinin Yankunytjatjara, Pitjantjatjara, Ngaanyatjara, Luritja ve Antikirinya şeklinde alt toplulukları bulunmaktadır.

Aborjinler'in yaşadığı Kuzey Aranda bölgesinin dilinde Tjilpa sözcüğünün diğer sözcüklerden çok daha özel bir anlamı vardır. Tjilpa, "kedi" demektir. "Tjilpa Adamlar" ise Tjilpa Mitolojisi'nde Tjilpa Totem'ine ait efsanevi ataları anlatır.

 

 

 

           

SHAKSPEARE DİYOR Kİ:

> "İnsanların çoğu sevmekten korkuyor,

      kaybetmekten korktuğu için.

> Düşünmekten korkuyor,

    sorumluluk getireceği için.

> Konuşmaktan korkuyor,

    eleştirilmekten korktuğu için.

> Yaslanmaktan korkuyor,

    gençliğin kıymetini bilmediği için.

> Unutulmaktan korkuyor,

     dünyaya iyi bir şey vermediği için

> Ve ölmekten korkuyor,

    aslında yaşamayı bilmediği için."

XXX

 Bu satırları Erol diyor ki diye yazsam altına da bir yığın palavra sıksam tam Türk işi derdiniz değil mi ?

            Bir çoğu bira bir bize has , bize uygun.

 Ne kadar değerimiz varsa 3-5 kuruş bedel biçerek satmışız.

 Ve ölmekten korkuyor, ya öbür taraf varsa benim halim ne olur diye ?!!


  BAŞKAN HAKLI

Ordu Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz bizleri bir otobüse doldurup (!) interaktif (ne ise ) bir basın toplantısı yaptı.

     Otobüsle gezdirerek yapılan çalışmaları gösterdi ve bilgi verdi.

      Bir çok yeni alanlar yaratılmış, bir çok hayata geçirilecek projeler star almış gidiyor.

    Adliye’nin arka yolundan sanayiye doğru giderken bir çok yerde sitelerin ve bazı iş yerlerinin yola  tecavüzlü olduğunu belirtti. Bende şaka yollu olarak ‘ Her yer böyle başkan olmayan yer var mı ? ‘ diye sordum.

     O’da bana ‘ Senin adamlarının işi ‘ dedi. Yani solculuğumuzdan ima ederek (!)  Seyit Torun’a gönderme yaptı.

     Bende dedim ki o dönemde de belki en fazla eleştirenlerden biriydim.

      Geçtiğimiz günlerde Sosyal medya’da Seyit Torun’a çağrı yaparak gel bu suçlamalara yanıt ver demiştim.

      Şu ana kadar konuşmadıklarına göre Yılmaz haklı demek ki ?

      Gerçekleştirilecek projelerin hepsi modern zamana uygun olarak yapılacak.

      Hoşuma gitti.

      Bir çok soruda sorduk .. Lafı  uzatmayalım.

     Ancak bazı sorularda Başkanın çabuk sinirlendiğini görüyoruz.

      Sakin olmasını talep ediyorum !

      Soruların sadece Ordu’nun daha iyi olması için sorulduğunu bildiğine de inanıyorum.

    Bir çok konuda sokakta eleştiri getirilmesine karşın kimsenin ortaya çıkmamasını da ben şahsen Başkanın haklılığına veriyorum.

    İtirazı olan var mı ?! 

  DÜŞTÜ TAKKELER !!!

Her devrin adamı, her iktidarın dalkavuğu, yağdanlık, yaptığı iş yalakalık.

Söylenecek laf çok ancak    küfür etmeyelim de !!! Mehmet Akif’den bir dörtlükle devam edelim :

"Ey hayâ namında bir hissin vücudundan bile,

Pek haberdar olmayan yüzsüz, hayâsız, bak hele;

Arkasından takla attın en denî bir şöhretin

Düştü takken, çıktı cascavlak o kel mahiyetin"
xxx

        Sindirilmenin,  korkaklığın adını "tarafsızlık" koymuşlar.
      Tarafsızlık ot gibi yaşamak değildir; eğer    Cumhuriyetçiyseniz, laikseniz, taraflısınızdır, "bî-taraf" değilsinizdir, bî-taraf olanı "bertaraf" ederler.

       Celal Vardar, "Marifet" diyerek tarafsızlara şöyle seslenir:

"Suya dokunmazmış,

Sabuna dokunmazmış,

Pise bak!"

xxx

           Aşk şiirlerinin ustası Ümit Yaşar Oğuzcan’ın pek bilinmeyen dizeleri ile yazıma son noktayı koyayım:

 

“Öyle bir açmaza düştü ki  Vatan

Uyku belli değil düş belli değil

Çöktü üstümüze bir kara duman

Işık belli değil, loş belli değil.

 xxx

(Düştü takkeler başlığından herkes sorumludur !!!)


GÖNÜL RAZI MI ?

Bazen yazıp çizdikten sonra, tepkisizliği görünce kendi kendime kızıp, Donkişotluğu bırak ne hali varsa görsün Milet, şehir, memleket diyorum…

Ya bir saat, ya bir gün sonra söylediklerimi unutuyor…

Ne olacak bu memleketin hali diyerek, bu memleketin halini  tartışıp, ortaya bir şeyler koyacakların sus pusluğunu görünce,  Fuzuli’nin şu dizeleri aklıma gelir :

…………

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere vuran vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

ORDU ÜNİVERSİTESİNDE NELER OLMUŞ NELER

Rektörlük savaşı etekteki taşları döküyor.

Ordu Üniversitesi Rektörlük seçimleri öncesinde çeşitli iddialar ortalıkla dolaşmaya devam ederken 6 yıldır Ordu Üniversitesi mensubu Türkolog Pro. Dr. İsmail Doğan  mevcut rektör Yargılaç ve diğer adaylar için çeşitli suçlamalar da  bulundu.

Basın toplantısı düzenleyen Doğan’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

Sayın Rektör Prof. Dr. Tarık Yarılgaç ve yönetim kadrosunun dört yılda üniversitemizi iyi yönetmediği, yönetimde liyakate değer vermediği, üniversitemizin uluslar arası düzeyde yeterince temsil edilmediği, akademisyenlere gerektiği gibi bilim çalışmalarında destek olmadığı ve öğretim üyeleri başta olmak üzere çalışanlar arasında ayrım yapıldığını,

Başta Tıp Fakültesi Hastanesi olmak üzere öncelikli olarak yapılması gereken icraatların yapılmadığı, beceriksiz bir yönetimin üniversitemize çok şey kaybettirdiği,

Kadrolarda hukuken, ilmen ve ahlaken hak ettiği halde hakları verilmeyen akademisyenlerin olduğunu bunun yanında jüri üyelerinin olumsuz raporlarına rağmen Sayın Rektör Prof. Dr. Tarık Yarılgaç’ın yetkisini (maalesef kötüye kullanarak) atamalar yaptığını bu atamaların da üniversiteye kazanç değil aslında bilim açısından zarar verdiğini,

Sayın Rektör Prof. Dr. Tarık Yarılgaç’ın atanmasının bugün Devletimizce tehlikesi açıkça görülen ‘Paralel yapı’ olarak adlandırılan ekipçe organize edildiği ve Sayın Rektör Prof. Dr. Tarık Yarılgaç da bu yapının kontrolünde ciddi bir kadrolaşmayı sağladığını söylemiştik. Bu yapılanma artık herkes tarafından söylenen bir karalama sözü değildir. Bu yapılanmada adı geçen bazı öğretim üyelerinin çok yakınlarının Pensilanya’da yaşayıp hizmet ettiklerini de söylemek isteri öyle gelişigüzel bir söylem değil. Gerçi bu yapılanmayı Sayın Rektör Prof. Dr. Tarık Yarılgaç da bilmekte kabul etmektedir artık.

    Sayın Rektör Prof. Dr. Tarık Yarılgaç ve yönetimi sözleşmeli işçilerin doğru dürüst ihalelerini bile yapamayacak ve yüzlerce insanı mağdur eden beceriksizlikleriyle, öğrencisine düşmanca tavırlarıyla, basın mensuplarına ürkek ve hasmane uygulamalarıyla hem kendilerinin hem de üniversitemizin itibarını düşüren uygulamalarıyla basında gündeme geldiğini,

Üniversitede Ziraat Fakültesinden başka fakülte yokmuş gibi sadece Ziraat mahreçli uygulamalarının yanlışlıklarını,

Prof. Dr. Turan Karadeniz,

1.                  Sayın Karadeniz, Sayın Rektör Prof. Dr. Tarık Yarılgaç’ın ekibinde dört yıl görev yapmış bir Dekandır.

2.                  Sayın Karadeniz’e sorulardan biri dört yıldır aynı yönetime ortak oldunuz bir dediğiniz iki olmadı madem yönetime itirazlarınız vardı niçin daha önce bu itirazlarınızı dile getirip yönetimden ayrılmadınız.

3.                  Karadeniz soyadlı, oğlunuz, yeğeniniz, kayınlarınız öğretim görevlisi ayrıca Giresun’daki köyünüzde bulunan akrabalarınızı Ordu üniversitesinde işe aldınız, ne istediniz olmadı da bugün adaysınız?

4.                  Herhangi bir yapılanmanın pazarlık gücü olarak mı adaysınız? Diye soruları sormak gerekiyor.

Prof. Dr. Yavuz Ünal,

1.      Samsun 19 Mayıs Üniversitesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Yavuz Ünal Ordu Üniversitesinde geçici görevle gelmiş kendisinin dahi oy verme hakkı bulunmamaktadır.

2.      Sayın Ünal, 2547 sayılı kanunun 40/ b maddesi uyarınca 3 yıllığına dekan olarak atanmıştır. Yönetmeye talip olduğu Ordu Üniversitesine kadrosunu bile aldırmamıştır.

3.      Üniversitenin henüz kurumsallaşma sürecini tamamlamadığı gibi şikâyetleri olan Sayın Ünal, üniversitenin yönetiminin icra edildiği hem Üniversite Yönetim Kurulu üyesi hem de Senatosunda görevlidir. Şikâyet ettiği bu konuların düzeltilmesi hususunda hangi ikazlarda bulunmuş düzenlemelere ne gibi katkısı olmuştur?

4.      Sayın Ünal, Ordu Üniversitesine geleli yaklaşık 1,5 yıl olmuştur bu süre zarfında Ordu’da fiilen ne kadar kalmıştır ki, üniversitenin sıkıntılarını görmüş eksiklerini tanımıştır.

5.      Sayın Ünal, üniversitede görev yapan öğretim üyeleri dâhil acaba kaç kişiyle tanışmış? Üniversitede kaç fakülte var kaç yüksek okul var, öğrenci kantini nerededir biliyor mu?

Sayın Ünal, köy konaklarındaki sohbetlerde yapılan ve delil olarak gösterilen askerlik hatırası fotoğraflar gibi devlet büyükleriyle hasbelkader çekilen fotoğraflarla ‘bize görev verildi’ havalarıyla güzel bir algı operasyonu yapma gayreti içinde ise bu komedidir

 

TRT’DEN ORDU’DA PARALELCİ OPERASYONU MU?!!

Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun biri Ordu merkez biri ilçe olan iki muhabirini sözde paralelci iddiasıyla görevden aldığı ileri sürülürken Ordu merkeze yapılan atama hemen Ordu Valilik internet sitesinde yerini alınca tartışma daha da büyüdü.

Ancak işin ilginç tarafı TRT  Ordu Temsilciliğine  atanan Hanefi Ceylan daha önce  Zaman gazetesi Ordu temsilciliğini yapıyordu; hatta iddiaya göre bu gün paralelci olarak suçlanan AKP Milletvekili İhsan Şener’in  son güne kadar yanında basın danışmanı gibi görev alıyor iddiaları bir anda yükselmeye başladı.

            Daha önce ki çalışmaları ile birlikte başka çalışmalarda yaptığını belirten TRT Temsilciliğine  atanan Ceylan herkesi paralelci ilan ettiler diye kendini savunurken , işin ilginç yanı yılların sosyal demokratlarının hata devrimcilerinin bile paralelci olarak suçlanarak görevden alınması oldu. TRT bakalım bu uygulamasını bu iddialar karşısında nereye kadar sürdürecek…

TRT Ordu Temsilciliğinden Paralelci iddiasıyla alındığı ileri sürülen Ercan Özdemir ise  halen Altınordu Belediyesi basın bürosunda da görevini sürdürüyor.


AKP’DE SOSYAL MEDYA SAVAŞI

 

Enver Yılmaz – Oktay Çanak, Rahmi Çağan- Hüseyin Akyol savaşları mı?

Bazı medyanın görmemek için çok uğraştığı (!) konuları gündeme taşımaya devam ediyoruz.

Ordu Medyasının büyük bir bölümün es geçtiği görmediği ve görmezden geldiği  sosyal medya savaşı gittikçe kızışıyor.

Yayınladıkları hesaplarda paylaştıkları iletilerle  kimileri birilerini paralele ilan ederken kimileride paylaşılan pastalardan götürülen nemalardan bahsediyor.

            İşin en ilginç yanı  bu hesaplarda ki kavgaların ortak noktaları ise  Enver Yılmaz- Oktay Çanak ikilisi ile Rahmi Çağan, Hüseyin Akyol ikilisi arasında geçiyor havası veriliyor.

             Hesaplarda yer alan iddiaların çoğu belgelere dayanmasa da okuyanlar ve izleyenler tarafından ‘ bunların binde biri bile doğru ise  AKP içinde büyük rant kavgası var dedirtiyor.

Kimileri hesabın paralel  olmadığını hesabın milletvekili yarışı ile  Yılmaz ve karşıtlarının güç yarışına döndüğünü ileri sürüyor.

Tüm bu iddialara suskunluk başka Büyük Şehir belediye Başkanı Enver  Yılmaz tarafından sürdürülürken  son anda  Yılmaz’ın desteklediği bildirilen Oktay Çanak Ordu Gözlem internet sitesine açıklamalarda bulundu. Çanak  gerek sosyal medya gerekse diğer argümanlarla şahsı hakkında ‘entrika’ çevirmek isteyenlerin özellikle Merkez havzasının en güçlü ismi olduğu için sosyal medya üzerinden iftira kampanyası başlatıldığını vurguladı. Çanak ayrıca, bu kampanyalardan umut devşiren ve tepeden gelmeye çalışan ‘siyaset fukaralarına’ ise “Siyaset teşkilatlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte istişareler halinde yapılırsa daha güzeldir. Derken bu entrikaların AKP içinden geldiğini vurgulamaktan kaçındı.

Bilindiği gibi Rahmi Çağan ve Hüseyin Ayol’da AKP milletvekili aday adayı. Bu konularda sızan bilgilere göre AKP genel merkezine Ordu’da ki hemen hemen tüm aday adayları için paralelci veya rantçı iddiaları ile cd ve dosyalar gönderildiği ileri sürülüyor.

            Sosyal medya hesaplarından bazılarının adresleri şöyle:

 https://twitter.com/sondakikaordu1

https://twitter.com/AyniSuat


Çocukları rezil ettiler!!!

 

Orduspor takımını batırdılar, önüne gelene borçlular, onca adam aldılar bedava bedava gönderdiler, transfer yapamayınca alt yapıda ki çocuklara sarıldılar.

Bu çocuklara daha önceleri şans bile tanımadıkları halde, milli kalecisini satan zihniyet dışarıdan getirdiği oyunculara paralarını  ödemeyince bu kez zaten bizim hedefimiz alt yapıya önem vermekti palavrasını sıkmaya başladılar.

Orduspor’un bu hale gelmesinde en büyük katkılardan birisini yapan Ordu Medyasının büyük bir bölümü Nedim başkan ile kol kola, el ele girerek süreci seyredip başka işler kovaladılar.

Çocukların alt yapıda ne aldığı belli güçleri, kapasiteleri belli. Ona göre oynayacaklar.

İlk haftalarda var güçleri ile koşarak rakibin oyununu bozup bir şeyler yapmaya başladılar.

Sonra  Adana maçı beraberliği, Antalya deplasmanı galibiyeti … Başta medya olmak üzere şişire şişire bir hal oldular. Piyasada olmayan başkan bile bizim hedefimiz buydu diyerek, borçları, batırdığı takımı unutturma isteği ile beyanatlarını sıralarken birileri de  çıkıp hala konuşuyor musun başkan diye konuşmadı, yazmadı, söylemedi.

Elazığ spor maçı öncesi maç ne olur diye soranlara ‘fark olur’ dediğimde güldüler.

Anlatmaya çalıştım, bu çocuklar makine değil, şimdi Antalya’yı Antalya’da yenmenin havası ve  piyasanın ara gazı ile biz görevimizi yaptık diyecekler bundan sonrada rahat oynayalım.

Teknik heyette çıkın ‘Haddinizi bilerek oynayın, savrulmayın gereksiz baskılarda bulunmayın, pas yapmaya özen gösterin’ demezse  deyip de futbolcu uymazsa yandığımız gündür demiştim.

Bu tür skorlara alışacaksınız, daha durun takımın bir bölümünde yaşanacak sakatlıklarda çabası…

Mevlut Es kardeşim bu konuda ki iletime bir yorum yazmış onu paylaşarak bitirelim

 sübyan çocukları aslanların önüne yem atıp locadan izliyorlar....nasıl pirim yaparız,olursa üçümüze olmazsa ………. diye...Kim sebepse Allah bin belasını versin

 

 

O YIKILACAK , BU YIKILACAK?!!

Biliyorsunuz şehir efsanesi oldu bazı şeyler.

Orası yıkılacak, burası yıkılacak  falan filan…

Para var mı birileri tabi var diyor birileri ise öyle ucuz değil bu işler para gerek…

Neyse Efirli’yi temizlemeye başladılar.

Bu arada Perşembe belediye başkanı çıktı  apart otel adında yapılan ve milletin mal sahibi olduğu binaların yıkılıp yıkılmayacağını sorarak ‘ Vicdanım rahatsız’ dedi.

Eee haberler böyle olunca da okuyucularımız bize de soruyor.

Örneğin  sahiller temizleniyorsa, İskele bahçe falan filan yıkılacaksa Anamon’de yıkılacak mı ?

Sadece sahillerde  değil Boztepe’de yapılan ucubeler, Özel idareye ait Tepe restoranın ucube katıda indirilecek mi

Okuyucu bize sorar, bizde yetkilisine sorarız !!!


HAVAALANI İÇİN İLGİNÇ İDDİALAR

 

Havaalanı konusunda  herkes bir şeyler söylüyor ama bu konunun uzmanı olanlar da başka şeyler söylüyor.

Bu görüşlerden birini okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz .

İşin aslı şudur Erol bey; Ordu - Giresun GÜLYALI HAVALİMANI pist dolgusu kenarlarındaki boşluğun (su olan alanlar) dolması gerektiği taa başından bu yana bilinmekte, müteahhit firmada bu konuda ilgilileri uyarmakta idi. Malum ucuz siyaset bir an önce siyasetsen açıp oy devşirmeyi istediği için son olarak martta açacağını duyurmakta lakin bu mümkün değildir. Zira; ne teknik kusurlu yapılan apron binası biter marta neden bağlantı yolları nede kulesi teknik donanımı. Atlayın aracınıza 18km sonra bu dediklerimin halen yalap şap yapılmaya çalışıldığını göreceksiniz. Hatta gidin işçilerle kendinizi deşifre etmeden bir sohbet edin Dönelim su dolu alanların doldurulmasına, bugüne kadar ödenek verilmedi idi ve bu nedenle de İHALE EDİLEMEKTE idi.. Şimdi baştan bu yana doğudaki bir havaalanının ödeneğinden gelen paralarla finanse edilen işin bitirilmesi için doğrudan ödenek mi aktarıldı yoksa ödenek konularak İHALE hazırlığımı yapılmakta. Soru ve sorun çok... Mesele deniz üzerine Havalimanı yapmakta değil ki mesele onu işletmekte, zira bu türden havaalanlarının işletme giderleri oldukça yüksek ve sürekli teknik destek gerektirmekte Ha tüm bunlar yapılanın yanlış olduğunu ÇEVRE HARİÇ göstermez... Çevre ise talan edildi ne yazık ki ve edilmeye her noktada devam etmekte yaylasında ceniğinde...


NEDİM TÜRKMEN KONUŞACAKMIŞ DA SUSUYORMUŞ???

 

BELEDİYE BAŞKANI YILMAZ’A VURDU !!!

Orduspor kulüp başkanı Nedim Türkmen sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta ki hesabından bir ileti paylaştı. Geçtiğimiz günlerde Büyük Şehir Belediye Başkanının Orduspor ile ilgili verdiği beyanat sonrasında paylaşılan ileti dikkat çekerken göndermenin  Belediye Başkan Enver Yılmaz’a olduğu tahmin edildi.

Türkmen’in paylaştığı ileti şu “Suskunluğum,söyleyecek sözüm olmadığından değil ;konuşmayan kimse kalmasın beklentimdendir.Yakında konuşacağım:herkes cevabını fazlası ile alacak,hiç merak etmeyin....”

Türkmen’in bu iletisinin altına çok sayıda yorum geldi. Bazılarını sizler için derledim ( yazım hataları düzeltilmemiştir)

Cüneyt Uzunlar eleştirler olacak ve orduspor sevdalıları bilgi sahibi olmalı

Kuaför Tanju Fazla lafa ne hacet durum bundan ibaret hersey ortada sayin baskan orduspor dustuu tebrikler...

Kazım Korkmaz Başkan'ım lütfen her ne olduysa açiklayın Orduspor Ordulu ların her Ordulu Takımı'na sahip çikar diye düşünüyorum

Ahmet Horata herzama ordu herzaman orduspor ardaşlar biz ler bir ordulu olarak hic orduspora desdek verdikmi onu düşünün ondan sonra ha aklıma gemiş ken neden 4 büyük takımları desdek oluyoruz ki bir ken di şehrimi zin takımı za desdek olmuyoruz

Tansu Güler yakında konuşacağım diyor ya ne diyeceği çok belli kimse bize sahip çıkmadı istifa ediyorum diyecek kaçıp gidecek

Hüseyin Karayiğit Peki sonunda istifa edecek misin kurtulacak miyiz senden herkes cevap alacak diyorsun ya hiç mi suçun yok senin 22 futbolcu ayrılmış kulüp madara olmuş hiç mi suçun yok

Yener Yalcinkaya sayin baskan sen kuyrugu hep dik tutuyorsun, ama kendi buyuttugun takimi,kendin kuyrugunu dik tutarak yok ediyorsun,cok yazik merak ettigim bu kadar konustugun seylerin hepsi yalan cikti,bana gore kendini bitiriyorsun ismini yok ediyorsun cekilmeninde tek yolu onurlu bir sekilde gitmektir. Hakliligini orada kalarak degil disarda durarakta arayabilirsin,kusura bakmayin saygilarimla

Can Hayat Özyurt Ordusporumuz sevdamız biz onu uefada süper lig bankasya ptt lig 1.lig 2 lig playyofflar 3 liglerde gördük her türlü sevdamız küme düşmeler sorun değil ama medyada her gün olumsuz ve kötü beyanatlar haberler varken tıs tık demeden durabilmek mümkünmüdür ...Ordusporu çok uzun yıllar önce yine parasızlık dönemlerinde satılığa çıkarılacak haberleri hatırlarım hataylı vergi rekortmeni ordusporu alacak haberleri vardı Ordu sahip çıkmıştı. Şimdi ise Ordusporun hallerine verilen tepki sayılmaz bile..

Mavi Yazar Her zaman takımın ve sizin yanınızda olduk! Lige değil armaya sevdalandık.. Orduspor gerçek taraftarıyla yola devam edecek buna canı gönülden inanıyoruz.Takımı da sizi de kimseye harcatmayız Başkan.. Lâkin ortada bir aldatmaca varsa da ak koyun kara koyun belli olur elbet.. Sabırla konuşacağınız günü bekliyoruz! 

Hayri Coskun hala soyleyecek bi lafin kaldimi sn baskan . ben diyecek bisi bulamiyorum bu satten sonra sana

Ahmet Toru Enver yilmazla sen mahvettin ordu sporu


Büyükşehir otopark tarifesinde uçtu

 

Ordu’’da bulunan bazı otoparkların Ordu Büyük Şehir Belediyesi şirketi olan Orbel’e devredilmesi ile birlikte hazırlanan tarife Büyük Şehir uçuşa geçmiş dediriyor.

Ortalama 4 saatin 5 lira olarak belirlendiği 24 saatlik ücretin ise 25 lira olarak tarife edildiği gözlenirken sürücüler tarife ücretlerine tepki göstererek ‘ Azami bir şekilde otoparkta günlük mesai saati hesaplandığında bir sürücü 19 lira vermek zorunda kalacak. Hangi mantık hangi gerekçelerle bunlar tespit edildi , şaşkınız’ dediler.

Uygulamanın  bazı yol kenarları ve otoparklarda bu şekilde başlamasının ardından büyük boşluklar gözlenirken bir çok sürücü mahalle arası ve diğer kenar yollarda araçlarını park etmeye başlaması ile birlikte bu kez de mahalle sakinleri tepki vermeye başladı.


DAĞLAR DAĞLAR UZUN DAĞLAR, NEREDE BENİM KUZUM DAĞLAR

 

28 Ekim  2014 tarihinde Ermenek'te maden kazasında yer altında kalan oğlu için "Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı" diyerek Türkiye'yi gözyaşlarına boğan Tezcan Gökçe'nin annesi Ayşe Gökçe'yi oğullarının cenaze töreninde teselli etmeye çalışan baba Recep Gökçe'nin iki ayakkabısının da yırtık olması yürekleri burktu.

Bu satırlar yabancı gelmemiştir çoğumuza..

Geçtiğimiz gün bir tv programında Ayşe ve Recep Gökçe’nin evin yenileniyordu.

Bir ara  Ayşe teyze ekrana gelip “Dağlar dağlar uzun dağlar, nerede benim kuzum dağlar…”

Deyince aklıma bu türkü düştü..

Türkü’nün söz ve müziği de bir o kadar hüzünlü bir öyküdür aslında.

Metrisin önü isimli türkünün yaratıcısı Mehmet Koç’a aittir. Koç, 24 yaşında trafik kazasında kaybettiği oğlu için bu türküyü yazıp, söylediğini  bilirsek daha da dokunuyor insana…

İşte türkünün sözleri…, Dinlemek istiyorsanız Sebahat Akiraz’dan aşağıda ki linke basıp dinleyin. Bağıra, bağıra; hıçkıra, hıçkıra; sessiz, sessiz ağlamak serbesttir!!!

ses verin sesime dağlar

benim kuzum ordamıdır

hiç bir haber alamadım

yoksa başı dardamıdır

 

dağlar dağlar uzun dağlar

yüreğimde tozun dağlar

kurdu kuşu sen sakladın

nerde beni kuzum dağlar

 

ataş düşdü yakar yavrum

bir gül gibi kokar yavrum

yüzün gözümün önünde

yaş içime akar yavrum

 

dağlar dağlar uzun dağlar

yüreğimde tozun dağlar

kurdu kuşu sen sakladın

nerde benim kuzum dağlar

 

http://www.izlesene.com/video/sabahat-akkiraz-ses-verin-sesime-daglar/593197

 

 

 

“BAĞZI” MEDYANIN YAZMADIKLARIN YAZIYORUZ…

Önce hakaret etti, sonra mahkeme ile korkuttu..

ORDUSPOR’DA TÜRKMEN KRİZİ SÜRÜYOR

 Orduspor Kulübü Başkanı Nedim Türkmen, alınan kötü sonuçlar sebebiyle istifasını isteyenlere hakaret içeren dolaylı bir yanıt  verdi. Türkmen, istifasını isteyenlere karşı bir dönem Galatasaray ve Beşiktaş'ın teknik direktörlüğünü yapan Lucescu'nun sarf ettiği Rumen ata sözünü örnek gösterdi. Türkmen, kendisine ait sosyal medya hesabından, "Köpekler istedi diye atlar ölmez" ifadelerini paylaştı.

Orduspor Başkanı Nedim Türkmen sosyal medya üzerinden paylaştığı mesajlarda kendisine hakaret eden taraftarları mahkemeye vereceğini açıkladı. Türkmen, iki gün önce istifasını isteyenlere karşı bir dönem Galatasaray ve Beşiktaş’ın teknik direktörlüğünü yapan Lucescu’nun sarf ettiği Rumen ata sözünü örnek gösterdi. Kendisine ait sosyal medya hesabından, “Köpekler istedi diye atlar ölmez” ifadelerini paylaşan Orduspor Başkanı Nedim Türkmen, bir gün sonra ise bu açıklamasını kimsenin üzerine almaması gerektiğini belirtti.

Bu haberler üzerine yapılan en namuslu yorumları sizle paylaşıyoruz…

(YORUMLARDA Kİ YAZIM HATALARI DÜZELTİLMEMİŞTİR)

Cemal Karabulut

taraftarın seni mahkemeye vermesi gerekir ,ordusporu bu perişan hale getirdiğin için

Cengiz Çaykıran

sayın başkan asıl seni bu ordu da ne kadar insan varsa mahkemeye vermemiz lazım sen aklın sıra su yüzüne cıkarmak istiyosun ama yükarıda allahım var hic acale etmez kurban olduyum bu dünya sanada kalmaz merak rtme sen başkan bu ordu sporu nsl batırdıysan öyle cıkar yada bırak gitte bizde ordu sporumuza sahip cıkalım saygılar

OZCOTANAK:

Gecen yil superligde kafaya oynadigi haftalardada baskan iyiydide simdimi kotu oldu

İNSANDAN:

Kopegi kucumseme baskan, kopek sadiktir. olumune baglidir. cogu kez insandan karekterlidir. cikarci degildir. yalan bilmez, kalleslik yapmaz, neyse odur. sinside degildir, insanlar icin bu bunlari genelleyebilirmisiniz.

KANUNI YAVUZ SELIM:

taraftar baskani hakaretten dava etsin buyuk sehiroldu ama giresunun altinda kaldi yazik

MURATKENDİR:

ORDUSPORUN SORUNU CÖZ YETER ATMI ÖLÜR İTÖLÜR. ŞEREREFİLE KÜMEDE KALSINYETER

SERDAR:

sen kralmısın

 

 

GELEN MİSAFİRE B.. KOKLATIRSINIZ ARTIK

Turnasuyu’nda ki dev kum deposuna göz yumanlar şimdi turistik bölgeye ODÜ için Hayvan Eğitim Tesisleri kuruyor!!!

Ordu’nun en gözde yeri haline gelecek olan Turnasuyu bölgesinde yaşanan çarpıklıklar devam ediyor …

Turnasuyu ırmağı yanında Gülyalı tarafında ki deniz kenarında  faaliyet gösteren kum ocağının faaliyetini izin veren zihniyet şimdi de ayni bölgeye hayvan ahırı ( Net anlaşılsın diye böyle yazdım!!!) yapılmasına müsaade mi etti…

Gazeteci Tuncer Engin son makalesinde bu konuya değindi. Ancak her hangi bir açıklama gelmezken Ordu Medyasının bir çoğu yine internetten araklama haberlerle günü kurtarmaya devam ediyor.

Makalenin bir bölümü şöyle.

Hayvancılık  Eğitim Tesisleri  Kurulacak.

            Hayvancılık tesisleri 11 adet üniteden oluşacak mış..  buraya kadar olan gelişmeleri takdir etmemek ne mümkün .

             Hepsi iyi güzel de Üniversitemizin hayata geçirmeyi düşündüğü  bu  kokulu  güzel tesis Turnasuyu mevkiinde Turizm Master Planı için ayrılan bölgede  kurulacakmış ..! Havaalanı yolu üzerinde ki  Bu bölgede bulunan Turizm Master Planı içerisinde  bir Kum dağı tesisinin buradan kaldırılması yönünde .girişimlerin başlatıldığı günlerde bu bölgeye düşünülen  Büyükbaş Hayvan ve Tavuk Çiftliklerinin Üniversitemizce bu turizm bölgesinde  düşünülür olması gerçekten garip .

          Belediye olarak Bu bölgede vatandaşa sormadan bu araziyi resen Parsel yapacaksın parsel tapusu keseceksin sonradan bu arazinin ortasına Hayvan ve Tavuk çiftliği kurulmasına müsaade edeceksiniz . Olacak şey mi bu .

         Nasıl bir Turizm master planı uygulaması insan anlamakta gerçekten zorlanıyor..!

 

Marka mı bıraktınız?

 

Orduspr’un bir haftalık teknik direktörünün de bırakmasının ardından yapılan açıklamalarda

"Artık iyi bir hoca ile anlaşacağız. Orduspor bir markadır. Orduspor'un başına gelecek hoca da marka olacaktır"  denilmesi tepkilere neden olurken bir çok spor severde neredeyse alay etti.

Ajansspor’da yer alan bazı yorumlarda şunlar dele getirildi ( yazım pataları düzeltilmemiştir)

 

turkolog52 diyor ki;

ya bırakın bu işleri ne yöneticiliği biliyorsunuz ne de takım yönetmeyi ..bırakın gidin artık..bubtakımda kalite eksikliği var dedik apaçık belli bu kadar transfer yapacağınıza genç ağırlıklı içine 3 -4 tane kaliteli adam koysaydınız hem takım kazanırdı hem de yönetim..nerde çıkma var aldınız ali.ümit emrullah say say bitmez..

KRaL.Wooncu diyor ki;

 

ZENGININ MALI ZUGURTUN AGZINI YORARMIŞ.ORDUSPORDA RUH KALMAMIŞ.ORDUSPORA FATIH TERIM GELSE YINE TOPARLAYAMAZ.EN BASIT ORNEGINI VEREYIM.MACI CANLI IZLEDIM.OYUNDAN ALINDI DIYE ORDUSPORLU FUTBOLCU SANIRSAM 10 NUMARAYDI CIRKEFLIK YAPTI TARAFTARA EL KOL HAREKETLERI YAPTI.EE BOYLE DISIPLINSIZ FUTBOLCU GRUBUNU HANGI HOCA KABUL EDER.KIM KIME DUM DUMA.DISIPLIN YOK ISTEK YOK.TAKIMLA TARAFTAR KÜSMÜŞ.LEVENT DEVRIM BUNDAN ISTIFA ETMIŞ ZATEN.ŞEHIRDE HEYECAN GÖREMEDIM DEMIŞ ADAM ACIKLAMASINDA.ZOR DOSTUM ZOR.

cessnock1 diyor ki;

yoksa alex fergusona emekli yatagindan kaldirip orduyami getireceksiz.hepiniz gercekten cok komik oluyorsunuz.turkiye capinda varmi boyle bir markali hoca.tum takimin degeri 4.2milyon avro.yoksa hocaya 4.3 milyon avromi vereceksiziz....bu yolun tek caresi var guzelordusporla birlesmeniz ve yonetimi guzelorduya vermek.takimin yeni ismide yeniorduspor olmali.

ordu sevdalısıyız diyor ki;

sen hiç aklının ucundan geçiriyormusun karaagaç bu takıma marka hoca gelecegini bizim markalıgımızı kalmadıki rezil olduk türkiyeye

çarşı52 diyor ki;

bu hala konusuyo mu yaaaa markamı bıraktınız orduspor da kuruttunuz beee

ord diyor ki;

Ya siz ne boş laf anlamaz bir yönetimsiniz anlamadık.sorun siz de arkadaş yönetemiyor ,sevil.iyor ve istenmiyorsunuz.Bu halk artık size güvenmiyor ve maça da gelmiyor ve kim gelse de böyle olacak.Siz gidin basketbolu yönetin ve oraya transfer yapın.Nedim buraya kıyamayıp düşmüyor kulübün yakasından.Herşeyiniz para pul olmuş ORDU ŞEHRİ önemli mi sizin için.Marka ya bak.gelecek marka teknik adamı da göreceğiz.gelirse şayet ona da şaşırırım.gülünç oldunuz iyice .Bırakın bu en büyük transfer olur.


ORDUSPOR HABERLERİ KONUSUNDA MEDYACIKLARA KIYAĞIM OLSUN

 

Uzun süreden bu yana bizim gördüğümüz gerçekleri, yanlışları görmeyerek yalakalık, yalamalık yapıp avanta lavanta peşinde konuş bazı medya ya kıyak olsun diye bir derleme yaptık.

Onların aklına gelmezdi… Orduspor başkanı Nedim Türkmen’in kendi face sayfasında yaptığı 15 maddelik açıklamalarına yine kendi sayfasında yapılan yorumların (en namuslularını) bazılarını burada okuyucularla paylaşmak istiyorum. Diğer sosyal paylaşım sitelerinde ki bazı yorumları kendine medya süsü verenlerin okumasını cesaretleri varsa bunların 10’da birini okuyucuları ile paylaşmaların bekliyoruz.

NEDİM BAŞKANIN AÇIKLAMALARI:

1.Transfer tahtasını son dakikada açabildik.

2.İlk 5 hafta sonunda 3. Teknik ekip göreve geldi.

3.İlk 11'in en önemli 3 oyuncusu sakat,

4.Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Enver Yılmaz'ın katkılarıyla ,bugüne kadar 1.619 liralık nakit sponsor desteği aldık ve takıma ödedik

5.Bu sponsorluk desteklerinin devamı ile birlikte ekonomik problemleri azaltacağız.

6.Eleştirmek yerine desteklemek daha doğru,

7.Bizi en çok eleştirenlerin Orduspor'a hiç katkılarının olmaması bir tesadüf olmalı.

8.Orduspor'u iyi yönetirim diyenlerin önünü açacağız.

9.Asıl olan Orduspor'dur.

10.Bu kadar çok üst üste travma yaşayan bir takımın başarısız olması normaldir.

11.Ben takımımıza güveniyorum.

12.Çok yoğun bir terapi ile herşeyi düzelteceğiz. Teknik Heyetimiz bunu başaracaktır.

13.Lig uzun en kısa zamanda toparlayacağız.

14.En büyük desteği taraftarlarımızdan bekliyorum. Başka Orduspor yok, gerçeğini unutmadan hep destek tam destek olmalı

YAPTIĞI AÇIKMALARIN ALTINA YAPILAN YORUMLAR           (Yazım hataları düzeltilmemiştir)

Erdal Arı

Başkanım bu Landel, mutumba ne oynadılar da nasıl sakatlanıyorlar şu işe bir el atın

Nedim Türkmen

 Gereği yapılacak,artık sıkıyönetim ilan ettik

Mehmet Öztürk

Sıkıyonetime gerek yok ki. Zaten sokağa cıkamıyoruz...

Salih Tosun

Balık başdan kokar yeter artık burası yol geçen hanı değil

Ercan Güleş

adam top oynamaya korkuyor nasıl futbolcu oluyorlar anlamadım  dünya para alıyorlar birde pas atmasını bile bilmeyenler var hic yabancı mac izlemiyorlarmı futbolcu müsfetteleri diyorum cünkü bunu bile haketmiyorlar aslında futbol deli danalar gibi koşmak değildir futbol akıl işidir hem oynayacaksın hemde arkadaşını oynatacaksın

Abdullah Baş Koca

 takımı 3topcumu yönetiyor gerileri neye yapıyor çoban mı

Cüneyt Uzunlar

 Başkan takımdaki sakatlar neden iyileşmiyor sorun ne

Hayati Akçay

 Başkan topu futbolculara attın gibi :::)))

Serhan Demir

 farz edelim ki hepimiz suçluyuz.. futbolcu, teknik heyet, taraftar, medya ve en büyük suçlu da yönetim diyelim.. başkanım sorunları sıraladınız, çözüm ne, ya da neler yapılacak ilerisi için.. tamam üzülmemek lazım, moral bozmamak lazım ama ne yapılmalı da bu kötü gidiş düzelmeli.. bence bunları anlatmalısınız

Fikret Yesilyurt

Şu gerçeği unutmayın sayın başkan,yönetim kurulu üyeleriniz ve sizlerin de her maçta yer alması çok etkili olacaktır !!

Ümit Akbaş

Ben anlamadim zaten bizim baskanimiz sanki enver yilmaz sadece para veren o otobus tutan o sponsor reklam ayarlayan o valla boyle baskanligi 9 yasinda oglum var oda yapar

Mehmet Öztürk

Sn Baskan; aradan cekilin. Sn. Enver Yılmaz direkt verebilir o paraları...Elden ele gerek yok...

Erol Çelik

Takımın yerinden ve durumundan memmunmusun sayın başkan yoksa orduya bu hak mı

Ali Öztürk

Biraz daha yalakalık yapın takım kümeye düşecek

Oğuzhan Kutlu

Başkan sizde biliyosunuzki hocasız bu iş yürümicek olmaz yani niye bu kadar bunu görmüyosunuz anlamışda değilim

Ümit Akbaş

Artik birak baskan seninle bu yonetimle bu hocayla heleki bu topcularla hicbirsey olmaz mahvettin takimi

Tolga Özdemir

 Hep ayni laf biktik

Samet Dündar

 taraftar her zaman takimin yaninda baskanim

Okan Yazıcı

Seninde bi katkin olsun da git artik...!!!

Bülent Şenel

Artık birseyler değişmeli sizinle olmuyor. Siz süper ligde büyük takıma ve Fatih Terime kafa tutmaya çalışıp kendinizi bilirdiniz.

Cüneyt Güler

Bırak baskan şu takimi artik zorlama olmuyo senle yeter bırak yoksa takım 2 lige düşüncemi birakacaksin...

Engin Dursun

biraz gururu varsa zaten bırakır...

 

VALİ VE BELEDİYE BAŞKANI ALKOLÜ YASAKLADI!!!

 

 

Ordu Medyası yazmıyor, söylemiyor, göstermiyor…

Hal böyle olunca da bizim gibi internet yazarlarına da böyle bir başlık atarak konuyu tahrik etmek kalıyor!!!

Ordu’nun en önemli turizm yeri olan Boztepe’de restoranlarda içki satışı yasaklanmış!!!

Artık vali mi , yoksa Büyük şehir belediye başkanı mı yasaklattı onu bilemiyorum!!!

Medya konuyu irdelemediği ve atıştırıp okuyucuları ile paylaşmadığı için halk arasında dedikodular artarak sürüyor.

O yüzden Vali ve belediye başkanını işin içine kadara eğer kendileri böyle bir uygulama yapmadılarsa kamuoyuna açıklayarak medyanın yapmadığı görevi yaparlar olur biter diye düşünüyorum!!

Ayrıca bu restoran sahipleri kendileri içki satışına yasak getirdilerse o bölgeleri işgal etmeyi bırakıp turistik tesis belgelerini de alarak nerede esnaf lokantası açacaklarsa açsınlar…

Ricacı oldular bizde uyduk falan filan diyerek suçu Vali ve Büyük Şehir Belediye Başkanına atıyorlarsa bu iki yöneticimizde çıkarak duruma açıklık getirsinler..

            Yazının özeti; içki içmek günah; hırsızlık, ahlaksızlık yapmak vatandaşa kazık atmak sevap öyle mi ?

            (Hem medya hem restoranlar için geneleme yapılmıştır !!! Kimse alınmasın. Tahrik etmeden birilerine görevlerini hatırlatmadan hiç kimse hiç bir şey yapmıyor. Ancak şu gerçeği bir kez daha yazıyorum Ordu’da hiç bu kadar yalaka bir araya gelmemiş 3 maymunu oynamamışlardı)


AK’IN ADALETİ, OSKİ BORULARINDA MI KALDI ?

 

 

Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’dan acilen açıklama bekliyoruz. Sivil toplum örgütlerinden siyasi partilerden de bu uygulamaya ne zaman tepki vereceğini merak ediyoruz.

OSKİ (Ordu Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü) yeni devir aldıktan sonra çeşitli bahanelerle su sayaçlarını iki ay sonra okudu. Normal olarak 10 tonu geçen su da tarifesi katlamalı olarak faturalar yansıdı. OSKİ genel müdürü o günlerde çeşitli mazeretler uydurdu hatta az yıkanın demeye bile getirdi !!

Yeni fatura dönemi gelip geçtiği halde yine evlere faturaların gelmediğini görüyoruz. Yani taktik şu mu sayın başkanı? 40 günlük okuma  dönemi milletin çoğuna 10 tonu geçirmek ve zamlı olarak fatura mı düzenlemek için mi ?

Biz artık OSKİ genel müdürünü muhatap almıyoruz. Daha önce yazdığımız ve sorduğumuz bir çok konuda açıklama yapacağına milleti aydınlatacağını havadan sudan konular değinildi.

Sayın Başkan Yılmaz , sizin hak, adalet, insanlık ve vatandaşa hizmet anlayışı OSKİ’nin borularında mı kayboluyor.


Orduspor’da ucuz et !!!

 

 

Kayseri maçında gördük, Adana maçında da gördük, ama Antalya maçında fark yediğimiz halde gören olmadı!!!

Adana’yı 4-2 yendiğimizde adamların ilk 2 dakikada kaçırdığı golü futbolda bu olur ama yendik ya diye bağlayan sözde  yalaklar, sinyalciler ve megalomanlar, Antalya rezilliği sonrasında defansta ki  hatalar bizi yaktı diyor.

            Birader 8. Dakikaya kadar hata yapan ve 3 kişi ile çizgi halinde oynayan defansın golü yemesiyle zaten sinyali vermişti. Defansın sol kanadı koridor olmuş topu alan bölgeyi delik deşik etmiş, yardımlaşma yok, orta göbek desen pas atacak adam arıyor o da doğru dürüst pas yapabilirlerse , GS’li topçu Burak Yılmaz’ın babası sahanın kenarından seyrediyor. 2-0 oldu  yine müdahale yok..

3-0 oldu yine seyrediyor. İkinci yarıya defansta tek bir değişiklikle gidiyor. Orta göbekte canı çıkan bir çok pozisyonu önleyen Emrullah olmazsa gollerin üst üste gelebileceğini görenlere rağmen göremiyor.

Rakibi üstüne gelirken sürekli geri geriye kaçan, oyun esnasında rakibin vurma pozisyonlarında sırtını dönenleri oyuncu diye sahaya süren Fikret Yılmaz, yönetimin kendisinde de ayni yola başvurduğu şekilde sahaya sürdüğü oyuncularla saç baş yolduruyor.

Başkan Nedim Türkmen artık sahalardayım demişti. Ya çıkar sahada futbol oynar!!! Ya da İlhan Cavcav’ın yaptığı gibi GS’li topçu Burak’ın babasını kovar takımı kendi sahaya sürer.. Veya yine ucuz bir yola gider!!!

xxxxx

Medyanın bir Kısmında da buradan selamı esirgemeyelim:

Sinyale, avantaya,  yalakalığa devam, Megalomanlara selam!!

xxxx

Pasolig rezaleti konusunda gündeme geldiğinden beri yazıyorduk. Taraftara satılacak karttan 3-5 lira avanta alacağız diye bir çok kulübün başkanı sesini çıkarmadı. Bir çoğu da Başbakan korkuş, federasyon korkusu tıs ettirdi. Ne oldu .. Tutmaz bu dememiş miydik.

Alında 3-5 kişiye maç seyrettirin.

Türk futbolunun içine eden bu zihniyete sesini çıkarmayanlar bakalım daha ne kadar susacaklar..


PTT hangi ülkenin kurumu?

 

 BAŞBAKANLIĞIN KARTINI TANIMIYORLARMIŞ!

Resmi dairelerde bankalarda sık sık yaşanan ancak bir türlü keyfilikten vaz geçmeyenlerin, Sarı basın kartı, sürekli basın kartı taşıyanlara yaptığı eziyetler bitmek bilmiyor.

Sık sık yaşıyoruz. 12 Eylül günü 100 liralık bir havaleyi almaya gittiğimizde karşımıza yine hayır b geçme lafı çıkınca, daha öncede Ordu Valililiğin bu konuyu bir kez daha genelge ile kurumlara hatırlattığını bildiğim için müdürün yanına gittim. Biri tanış genç bir kardeşimizin de bulunduğu ortamda birisinin de müfettiş olduğu söylendi. Müdür beye Başbakanlığın genelgesinden bahsederek durumu anlattım. Biz dedi tanımayız. Nerenin kurumu bilemiyoruz?!! Başbakanlığın verdiği resmi belgeyi tanımıyorlar ama bu ülkede yıllarca sahte ehliyet sahte kurslar sonucu verilmiş belgeleri tanıyorlar? Müdür bey yediği tatlıdan veya ikramdan olacak ki gayet rahat eline kartı bile almaya üşenerek tavrını sürdürünce bu karta ödeme yapmayışınız hakkında bir yazı istiyorum dedim. Dilekçe yaz dedi. Keyfi yerinde ki müdüre yazacağım önce genel müdürlüğe sonrada bu keyfi tutumunuzu gazeteye yazacağım dedim.

Biz yine de tanımıyoruz derler. Belki de anonim şirket olduk kimseyi tanımayız mı diyorlar? ?!! Ülkenin kurumu ise Başbakanlık genelgesini niye takmazlar onu da açıklarlar herhalde.

            Hatırlatmalar:

Başbakanlık BYEGM ( Basın yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü)  resmi internet sitesinde basın kartının resmi nitelikte bir belge olduğu duyuruldu. Basın Kartı’nın tanımında, “Basın kartı, yerli basın-yayın kuruluşlarının Türk uyruklu sahip ve mensuplarına, yabancı basın- yayın organlarının Türk uyruklu mensuplarına ve Basın Kartı Yönetmeliğinde sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının devlet enformasyon hizmetlerinde çalışan personeline, gazetecilik dışında başka bir işinin bulunmaması şartıyla, yerli veya yabancı bir veya birkaç basın-yayın kuruluşu adına Türkiye’de mukim veya mukim olmamakla beraber görev alanı Türkiye’yi de kapsayan yabancı uyruklu gazetecilere verilen resmî nitelikte bir kimlik belgesidir” denildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün 10 Temmuz 2008 yılında yayınlanan 2008/5 nolu genelgesinde kimlik kanıtlamada istenecek belgeler arasında Basın Kartı’da yer alıyor.


BAŞLIKLAR

 

 

3 gün önce aldığı 5 bin liralık 4. el aracının (!)  yanması üzerine çocuk gibi hüngür hüngür ağlayan koca adamın  memleketinde ki hırsızlığa ses çıkarmayan çalıyor ama çalışıyor diyenlerin tümüne…

 

Emekliyi (Çoğu hak ediyor) açlık sınırının altında ki maaşa reva görenlerin hakim ve savcılara HSYK seçimi bitsin size şu kadar zam yapacağız demelerine Ak anlayış, Ak adalet, Ak vicdan deniyor.

 

Recep’e, Kızıp Feto’ya sahip çıkan, çıktığın zanneden başta CHP ve MHP’lilere hatırlatmakta yarar görüyoruz. Ya Cumhuriyet’e ya ülkeye sahip çıkın, yoksa …. Yoksa, yoksa….!!!

 

 

Recep’in oğlu Bilal’in vakfı ile ilgili olarak 'Böyle bir arsa verenin anasını, alanın anasını, söyleyenin anasını' diyen Ali Ağaoğlu’na şimdiye kadar hiç kimse yanıt vermemiştir. Binaenaleyh bende aynisini söylüyorum…

 

Kıvrak Onur’un yediği golleri bahane edip Volkan’ı savunanların, Volkan yediği golleri tekrar izlemelerini, spastikler ile kabadayıların yönettiği Türk futbolunun daha da beter olacağını yakın zamanda göreceğimiz hatırlatıyorum.

 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine dayanarak yapılan hesaplamalar, son bir yılda 55 çeşit gıda maddesinde tüketicilerin satın alma gücü düştü, gıda yoksulluğu arttığını gösterdi. Bugün Türkiye’de tüketicilerin yüzde yetmişten fazlası, yani, en az 53 milyon kişi gıda yoksulu olup yeterli ve dengeli beslenebilecek gıdayı satın alabilecek ekonomik güçte değildirler” haberlerini okuyup da anlamayan ve ülkede ekonomi iyi diyenlerin tümüne soruyorum ‘La ag’lar asgari ücret veya sıradan emekli maaşı ile nasıl geçinilir hesaplayın ve bize de anlatın’ diyorum..

 

O kadar yoğunlar ki  Orduspor’un resmi sitesinde ki bir bölümde hala geçen sezonun son maçı Şanlı Urfaspor – Orduspor maçının skoru ve ayrıntıları veriliyor. Bazı yalakalar öyle gözlerini avanta lavanta kör etmiş ki şunları bir uyaralım bile demiyorlar. Neyse biz görevimizi yapalım..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


SAHAYA İNEN BAŞKAN

Orduspor başkanı  Nedim Türkmen artık sahaya indim diyor.

2017 yılına kadar görevdeymiş!

Ne diyelim bu kongre yapısıyla  ömür boyu da başkanlık yapabilir?

Daha önce sorular sormuş yanıt alamamıştık.

Mevzu sahaya inmek ise bizde karşı kalede yerimizi alalım barı. Bazı avantacı Medya, yalaka takımı ile birlikte üstünlük sağlasalar da biz sormaya devam edelim.

Bu faktöring borçları ne kadar ne kadar faiz ödeniyor.

İşten attığınız ve tazminatlarını ödemeyerek perişan ettiğiniz çalışanlarınızın parasını ne  zaman vermeyi düşünüyorsunuz?

Her sıkıştığınızda, Orduluları sorumlu tutmaya hatta ve hatta dedikoducu diye hakaret etmeye devam edecek misiniz?

Önümüzde ki günlerde yine futbolcu alacaklarından doğacak ödemeler konusunda ne düşünüyorsunuz?

Yine top Belediye Başkanı Enver Yılmaz’a mı atacaksınız.?

Yine Orduluları sahip çıkmamakla mı suçlayacaksınız?

Aidat ödemedi iddiasıyla diye kırdığınız yönetici, başkan ve emeği geçmiş insanlardan özür dilememe konusunda hala ısrarcı mısınız?

xxx

Sorular böyle sürer gider. Yazacaklarımın bundan sonrası Büyük şehir belediye Başkanımızı ilgilendiriyor.

Sayın Yılmaz Orduspor’un borcu ödenmeyecek gibi değil diyorsunuz. Daha öncede çağrıda bulunmuştum ama yanıt alamadım sizden.

Daha önceleri işten çıkartılan ve yaklaşık 4-5 yıldır tazminatları ödenmeyen insanların sorunun çözmeye katkıda bulunmak istiyor musunuz? Bu borçların arasında bilmediğiniz borç var, işte bunlardan birisi…

xxx

Bir zamanlar bir beyanatının sonunda Durmak Yok yola devam diyen başkan Türkmen yolunu bulmuş gibi gözüküyor.

Allah hepimiz için özellikle de Orduspor için hayırlı etsin.

Yangından mal kaçırır gibi insanların çoğunu almadığı daha önceki kongrelerde Nedim Başkan’a Orduspor hayırlı olsun demiştim.

Ne dediğim bu gün daha iyi anlaşılıyor.

Yalaka, avantacı, sözde medya ya bir kez daha not düşülür!!!

Notun notu: Orduspor’un kötülüğünden kimse zevk almaz, ama bu takımı sevenlere kötülük yapmaya devam edenler özür dilemeyenler elbette bir gün dersini alır.


ORDUSPOR GERÇEKLERİ VE YEMEZLER!!!

 

            Sen değil misin bu takımın taraftarını, yöneticisini, eski başkanını, basınını (yalaka olmayanını) kongrelere almayan, servetini takım için harcamış olanlara, yüreğini bu takım için vermiş olanlara, deplasman yollarında takımı için ölenlere aidat borcun var diyerek icra tehdidi ihbarnamesi gönderen.

Sen değil misin ki bu takımın çalışanlarının bir bölümünü işten atıp hala tazminatlarını ödemeyen.

Sen değil misin  kendine bulduğun 3-5 tetikçi medya ile birlikte algı operasyonu yaratıp her beyanatında Orduluları küçümseyen, Ordululara hakaret eden, Orduluları işe yaramaz olarak nitelendirmeye kadar vardıran…

Sen değil misin sezon öncesi ben bırakıyorum gelecek olana destek olacağım diyen sonrada bir aday çıkınca bu sözünden dönüp işlere giren. Sen değil misin  ki kimse bize yardım etmiyor deyip Canlı yayında istifa ettiğini açıklayıp sonrada yardım kampanyaları başladığı halde bu sözünü geri alıp almadığın bile açıklamayan. Haa yeterli para toplanamazsa istifanı işleme mi  koyacaksan bilemeyiz.

Diyorsun ki ‘ Nedim Türkmen burada olduğu süre Orduspor’a yardım yapmayacağım diyenler var  yüzden istifa ediyorum”

Çok haklısın kırdığın, üzdüğün , itelediğin, hakaret ettiğin bir çok insan hala bunu söylüyor.

Sezon başında bıraksaydın Osman Gümüşkaya isimli bir insan göreve geliyordu. Hiç olmazsa 3-5 kuruş katkısı olur batırırsa o batırır bu kadar da borç çıkmazdı!!!

Büyük şehir Belediye Başkanı ‘Lanet olsun’ deyip işin uçundan tutmak zorunda kaldı. Ve sizi bir kamara daha oyunun içinde tuttu!!!

            Kulübün internet sitelerinden yaldızlı laflarla göz boyamayı bırak.

            Daha öncede de yazdım çık özür dile, hatalarından ders aldığını belirt. Her çıkışında yardım etmiyorlar falan filan deyip demagoji yapma birazda hatalarınla kaprislerinle yüzleş..

            Yoksa taşıma suyla değirmen dönmez…

Değirmenci de  suyun başını beklemez…

Anladınız değil m ?


BU ISRAR NİYE SERVET ŞAHİN BEY?!

 

Ordu Ticaret ve Sanayi Odası başkanı, odanın tek eczacı üyesi  Servet Şahin  tekrar gündeme geldi. Daha önce de Havaalanı için Recep Tayyip Erdoğan ismini öneren sayın Şahin’e “Ordu ve Giresun adından utanç mı duyuyorsun. Erdoğan dünya lideri diyorsunuz o halde niye gerek var Dünya’da Ordu ve Giresun’un ismi duyulsa kötü mü olur” diye sormuş o günden bu güne yanıt alamamıştık.

Sayın Şahin geçtiğimiz gün tekrar ortaya çıkarak Havaalanının isminin Recep Tayyip Erdoğan olmasını istediklerini tekrarlamış.

Bu ısrar niye anlamadık gitti.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi sizin için Dünya lideri olan Erdoğan’ı dünya tanıyor niye bir daha ismi koyulsun. Zaten İstanbul’da yeni yapılacak olan havaalanına ismi konulacakmış!!!

Peki  Şahin temcit pilavı gibi iki de bir bunu ortaya niye sürüyor.

Şahin’den yanıt alamadığımıza göre kendilerine odanın tek Eczacısını başkan seçenlere soruyorum…

Ordu ve Giresun isminden niye rahatsızlık duyuyorsunuz? Ordu-Giresun Havaalanı olarak Dünya da yerini alsa ve bu iki şehrin adı duyulsa kötü mü olur?

Yoksa bunun haricinde derdiniz ne açık açık söyleyin de anlayalım!!!


ENVER YILMAZ VE ORDUSPOR

 

Ne kadar doğrudur  bilemeyiz. Görüp de sorma şansımızda olmadı. Büyük Şehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’ın Orduspor’a ciddi manada  parasal destek vereceği hatta Orduspor kulübü çalışanlarını Belediye’ye ait bir şirkette göstererek kulübü mali bir yükten daha kurtaracağı söyleniyor.

Çok güzel.

Sayın Başkanımıza bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Sayın Yılmaz, Orduspor kulübünün çeşitli tarihlerde işten çıkarttığı, attığı bir çok çalışanının hak ettikleri tazminatlar ödenmedi. Bir çoğu mahkemeyi kazandığı halde  kıdem tazminatları ödenmiyor.Gelin siz  vereceğiniz parasal destek içinden bu insanların paralarının ödenmesini de sağlayın.

Hiç olmazsa bu paralar bir hayra vesile olur. Bu insanların çoğu işsiz ve aile geçindirmek zorunda. Orduspor Başkanı Nedim Türkmen’in bunu düşünecek hali yok!!!

Sayın Yılmaz bu konuya da el atmanızı istiyor mağdur olan insanlar. Ben aracıyım. Elçiye zeval olmaz..


OSKİ YÖNETMELİĞİN GEREĞİNİ YAPSIN!

 

Vatandaşımızı bu uzun yönetmelikle yormak istemiyoruz ama bazı bölümlerinden alıntı yapmak istiyoruz. Ayrıca bu işin uzmanlar OSKİ kayıp kaçak bedellerini vatandaşın sırtına yıkma yerine yönetmeliğin gereğini yapsın diyor.,

İşin Türkçesi OSKİ Büyük şehir belediyesi vatandaşlarını keriz yerine koymasın

8 Mayıs 2014 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 28994

YÖNETMELİK

Orman ve Su İşleri Bakanlığından:

İÇME SUYU TEMİN VE DAĞITIM SİSTEMLERİNDEKİ SU

KAYIPLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

İKİNCİ BÖLÜM

İçme-Kullanma Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerinin Yönetimi ve

Su Kayıplarının Azaltılması

İlkeler

MADDE 5 – (1) İçme-kullanma suyu temin ve dağıtım sistemlerinin yönetiminde;

a) Su kaynağından temin edilen ve içme-kullanma suyu sistemine verilen su hacminin ve debisinin her bina bağlantısında uygun cihazlar ile sürekli ölçülmesi,

b) İçme-kullanma suyu sistemindeki kritik noktalarda su basıncının sürekli ölçülmesi ve izlenmesi,

c) İçme-kullanma suyu temin ve dağıtım sistemi planlarının sayısallaştırılması ve CBS veri tabanının oluşturulması,

ç) İdarelerce uygun izleme sistemlerinin (SCADA vb.) kurulması,

d) Sistemde ana basınç bölgesi ve alt bölgelerin oluşturulması,

esastır.

(2) Su kayıplarının azaltılmasında:

a) Yıllık su dengesinin belirlenmesi;

1) Su üretiminin belirlenmesi,

2) İzinli tüketimin belirlenmesi,

3) Fiziki ve idari su kayıplarının belirlenmesi,

4) Gelir getirmeyen su miktarının belirlenmesi,

b) Su kayıplarının önlenmesi;

1) İzinsiz tüketimin önlenmesi,

2) Şebekede etkili bir basınç yönetimi ile optimum işletme basıncının sağlanması,

3) Fiziki kaçak tespit edilen yerlerde tekniğine uygun onarım yapılması,

4) Şebekenin bakımı ve yenilenmesinin periyodik olarak yapılması,

5) Fiziki kaçak tespiti yapabilecek teknik ve idari kapasitenin oluşturulması,

esastır.

 

 

Su kayıplarının tespiti

MADDE 8 – (1) İçme suyu temin ve dağıtım sistemlerindeki suyun kontrolü maksadıyla ilgili idareler, su dengelerini belirlemek ve su kayıp miktarlarını tespit etmekle yükümlüdürler. Bu kapsamda aşağıdaki faaliyetler yürütülür.

a) Sisteme giren su hacmi ve debisi sürekli olarak ölçülür ve elde edilen veriler elektronik ortamda muhafaza edilir, bu kapsamda sistemde gerekli yerlere sürekli ölçüm cihazları kurulur.

b) Şebekeden izinli tüketim miktarı belirlenir, bu kapsamda aşağıdaki işlemler yapılır:

1) Bütün tüketim noktalarının abonelik işlemlerinin yapılması ve faturalandırılmayan aboneler dahil bütün abone noktalarına mutlaka tüketim profiline uygun çap ve özellikte sayaç takılması sağlanır.

2) Faturalandırılmayan aboneler dahil bütün sayaçlar düzenli olarak okunur.

3) Bütün sayaçların düzenli olarak bakımının ve kalibrasyonunun yapılması veya yenilenmesi; ölçüm hassasiyeti düşük, ölçüm hassasiyetini kaybetmiş ve 10 yıldan eski sayaçların, su kalitesine, kullanım maksadına ve günün teknolojisine uygun, ölçüm hassasiyeti yüksek sayaçlar ile değiştirilmesi sağlanır.

c) Sistemdeki fiziki su kayıpları, bu Yönetmelik uyarınca çıkarılacak Teknik Usuller Tebliğinde verilen usuller esas alınarak belirlenir.

ç) Rehabilitasyonu yapılacak sistemlerde çalışmalara başlamadan önce, su kayıp oranı belirlenir ve rehabilitasyon çalışmalarına paralel olarak kayıp oranındaki azalma gözlemlenir.

 

 

 

 

 

OSKİ GENEL MÜDÜRÜ BİZ ENAYİ MİYİZ?

EROL KARAER

Ordu Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürü Fatih YÜRÜK, Son günlerde bazı basın yayın organlarında OSKİ’nin suya aşırı zam yaptığı yönünde çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirterek‘Gerçek manada su sayacı okumaya başladık. Suya zam yapılmadı kademeli fiyata geçildi diyor…

Kademeli fiyat yüzünden sayaçlar iki ayı aşkın bir süreç sonunda okunduğu için hali ile 10 tonu geçen vatandaş kazığın üstüne oturtuldu. Parasını tıkır tıkır ödeyen ve görevini yerine getiren vatandaşı her türlü öpme alışkanlığına sahip olanlar çıkıp da zam yapmadık demesinler.

Ayıptır yazıktır…

Bazı medya organları bu gerçekleri görmemek için direnip duruyor. Bundan güç alanlar vatandaşı nasıl kandırırız diye konuşurken yine bazı medya organları bunları manşet yapıp sorulması gereken soruların tekini bile sormuyor.

Oski Genel Müdürü , biz enayi miyiz? Sayın Başkan Yılmaz özellikle sosyal medyayı takip ediyorum diyorsunuz.

İşte size sosyal medya da yazılan iki yorum halk sizden yanıt bekliyor.

% 50 ZAMLI SU SATIYORLAR VE RAKAM OYUNLARIYLA İNDİRİM YAPTIK DİYORLAR.
NE BELEDİYE BAŞKANI NE DE OSKİ GENEL MÜDÜRÜ "KSUB" ADI ALTINDA ALINAN SU TUTARINI
% 50 SİNDEN HİÇ SÖZ ETMİYORLAR!!!BİR EV DE SAĞLIKLI BİR ORTAM İÇİN EN AZ 11 İLE 13 METRE KÜP ARASI SU TÜKETİMİ (NE KADAR TASARRUF YAPILSA BİLE) YAPILIR.

Ordu birinci kademede, yani 10 tona kadar kullanması gereken suda 2.03 TL’lik tarife geçerli. Ama 10 tondan sonra bu fiyat 3.50 TL’ye veya 3.77 TL’ye çıkabilir hale geldi. Bu yüzden bu faturalar 30 Mart yerel seçimlerinden sonra Büyükşehir olarak ilk defa sayaç okuma ve sayım yaptık. Bu sayaç okuma ve yazımda da bu türlü fiyat farkları oluştu. Bu fiyat farklarının içerisinde bakımı var, onarımı var, atık suyu var. Zaten gelen suyun hepsinde hangi kademede neyin olduğu belli. (DİYOR B.Ş.B BAŞKANI ENVER YILMAZ, SAYIN BAŞKAN BENDE SORUYORUM FATURALARI İKİ AYLIK YAZARAK VATANDAŞIN SIRTINDAN HAKSIZ PARA ALINMADI MI? 10 TONU GEÇMEYENLER İKİ AYLIK FATURA DÜZENLEMESİ TON ARTARAK FAHİŞ FİYATTAN ÖDEME YAPMADI MI ? YAZIKTIR GÜNAHTIR HİÇ OLMAZSA BUNU ÖNLEYEBİLİRSİNİZ)

BARİ ÖLÜNCE FAYDAMIZ OLSUN!!!

Ölürüz geride ne olur neler yaşanır bilemeyiz. Belediye’ye ilan verirsiniz para alınır, cenaze gömeceksiniz yeriniz yoksa bir emekli maaşı parası ödersiniz. Allah rızası için defin işlemini yapan bazıları verdiğiniz parayı az bulur. Maraz çıkartır… Yani ölmekle kalmazsınız giderken geride bıraktıklarınıza eziyet edersiniz zarar verirsiniz!!!

Ancak Ordu Büyük Şehir Belediyesi aldığı karar ile özellikle fakir fukara, orta halli memur işçinin geride kalanlarına  bir kıyak koştu!!!

Yani param yok sözü cenazenin tüm işlemlerinin ücretsiz yapılması için geçerli olacak.

Bu haberi paylaşmak istedim. Bu tür güzel kararlara ihtiyacımız var..

Hiç olmazsa ölünce geriye sıkıntı bırakmadığımızı düşünmek bile yaşarken güzel!!!

Belediyemizin bu açıklamasını sizlerle paylaşıyor ve insanlık adına teşekkür ediyorum…

Başkan Enver Yılmaz kendilerinden talep edilmesi durumunda defin işlemleri ile ilgili her türlü işlemin Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından yerine getirildiğini de hatırlatarak, “Defin işlemlerinde Ordu Büyükşehir Belediyesi cenazenin tüm malzemelerini temin ederek, yıkama ve nakil işlemlerini yerine getirmekte ve bunlardan da hiçbir ücret talep etmemektedir. Bu bizim kurumsal olarak bir hizmetimizdir. Vatandaşlarımızın sevinçli günlerinin yanı sıra üzüntülerini de hep birlikte paylaşıyoruz. Böyle olmasını da zaten dinimiz emretmiştir. Bizler birer faniyiz. Verdiğimiz her hizmet halkımızın hayır duaları ile birleşirse, biz bundan mutluluk ve gurur duyarız” şeklinde konuştu.


19 Eylül kurtarılmış bölge mi ?

Ordu şehir merkezinde bulunan Tarihi 19 Eylül okulunun bahçesinde yaşananlar tüm şikayetlere rağmen giderilemiyor.

Okulun arka tarafında bulunan sundurma altına giren ve burada alkol başta çeşitli zehirli maddeler ve uyuşturucu aldıkları iddia edilen kişilere karşın yapılan şikayetlerin değerlendirilmediğini ileri süren Düz mahalle sakinleri yetkililerin bu konuda ne zaman harekete geçeceklerini merak ediyorlar.

Bizde Ordu Emniyet yetkililerine bölgede her hangi bir üzücü olay yaşanmadan kontrollerini yapması çağrısında bulunuyoruz.


Vatandaş soruyor yetkililer susuyor

 

ÇEVRE YOLUNDA GÜZERGAH OLDU BİTTİSİ

Gazetemiz Çevre Yolunda yapılan güzergah değişiklikleri ile orta çıkan yanlışları ve iddiaları kamuoyu ile paylaşmaya devam ederken yetkililerden ses soluk çıkmıyor.

Sukut İkrardan gelir düşüncesi ile vatandaşların bu konuda ki görüşlerini iddia ve isteklerini aktarmaya devam ediyoruz.

            Karayolları 7. Bölge, Karayolları tarihinde görülmemiş bir süratle 23 Mayıs 2014 tarihinde, Ordu Büyükşehir Belediyesine tepeden inme emrivaki şekilde değişiklik olacağını 1/1000 ve 1/5000 lik haritaların hazırlanma sürecinde olduğunu 1/25000 lik haritanın hazırlandığını gerekli onayın verilmesini belirtir talebini postayla gönderiyor, 2 Haziran 2014 tarihinde Büyükşehir Belediyesine gelen bu talep 9 Haziran 2014 tarihinde de Gülyalı ve Altınordu Belediyelerine gönderiliyor. Aynı zamanlarda Karayolları 7. Bölge alelacele 1/1000 ve 1/5000 lik haritaların hazırlanması için Ordudaki bazı firmalardan fiyat teklifi alma telaşına düşüyor. Nedir bu acele, bu yangından mal kaçırma telaşı neden diye sorası geliyor insanın Karayolları 7. Bölge Şefliği sorumluları ve mühendislerin,,,

Ordu Çevre Yolu Bölünmüş Yol Yapım çalışmaları kapsamında proje güzergâhında değişiklikler yapılarak çevre yolunun mevcut Karadeniz Sahil Yolu’na bağlantısının Turnasuyu mevkii Divane deresi civarında yapılması planlandığı ve bu amaçla 1/25.000 ölçekli vaziyet planının onaylandığı bilinmektedir.

Yolun performansı, güvenlik, hız, işletme maliyeti ve kapasite gibi özelliklerinin kavşakların tasarımına bağlı olması kavşakları karayolunun önemli bir unsuru haline getirmiştir. Kavşak tasarımındaki temel prensipler arasında yer alan  

· Çevresel faktörler

· Mülkiyet ve imar durumu

· Güvenlik kriterleri

· Yapım maliyeti

· Komşu kavşaklar ile ilişkisi ve mesafesi

· İmar ve kamulaştırma kısıtlamaları ve maliyetleri

· Bakım-işletme maliyeti

· Demografik yapı

· Mevcut ve gelecekteki arazi kullanım durumu ve nüfus yoğunluğu

· Kamuoyu

gibi unsurlar dikkate alınarak mevcut alternatifler arasında fayda/maliyet karşılaştırmaları yapılmalıdır.

Bu bölgede yapılacak farklı seviyeli kavşak imalatı sonucunda;

· Bölge insanı yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalacaktır.

· Farklı seviyeli kavşak ve bağlantı kolları nedeni ile dolgu imar planlarında değişiklik ihtiyacı oluşacaktır. Bunun sonucunda mülkiyet sorunları ve imar alanlarının değişmesi sebebiyle yeni hukuki sorunlar doğacaktır.

· Planlanan kavşak alanının kuzey-güney yönündeki taşınmazların değer artışı yeni yapılacak çevre yolundan ziyade mevcut Karadeniz Sahil Yoluna paralel bir konumda olmalarından kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine alan bırakmak amacı ile revize edilerek doğu istikametine ötelenen “Doğu Kavşağı” bu bölgedeki yüksek kamulaştırma maliyetleri gerekçe gösterilerek iptal edilmiş ve güzergâh değiştirilmiştir. Planlanan kavşak bölgesinin mevcut konumu sebebi ile kamulaştırma maliyetlerinin “Doğu Kavşağı” bölgesinden düşük olması düşünülemez. Kaldı ki Ordu Üniversitesi kamulaştırmadan vazgeçmesi ile birlikte revize ve öteleme talebini de geri çekmiştir. 

· Kamulaştırma bedellerinin mukayesesi yapılırken sadece yol platformunun geçeceği eksen üzerindeki irtifa hakları, tünel portal giriş ve çıkış alanları ve 50-60 mt.’lik koridor maliyetleri değil daha büyük maliyeti olan farklı seviyeli kavşak bölgeleri de dikkate alınmalıdır.

· Doğu yününe doğru Melet Irmağı-Turnasuyu Deresi-Gülyalı istikametinde büyümekte olan Ordu İlinin kentsel büyüme hızı yapılacak farklı seviyeli kavşak ile sınırlandırılmış olacaktır.

. Eski projenin uygulanarak ileride ihtiyaç olması halinde 1532. ve 1529. Sokak noktalarından Pirazize direk yeni bir hat ile yol planlanması hem ekonomik hem çevresel hem de Ordu ilinin genişlemesinin ve gelişmesinin önünü kesmeyecek tek alternatiftir.

 

ORDUSPOR YÖNETİMİ BU BORÇLAR İÇİN NE DÜŞÜNÜYOR?

 

Biz öncelikle şunu bilir şunu söyleriz.

Çalışanın emeği kutsaldır ve ne yapılır ne edilir emekçinin hakkı teslim edilir.

Kongre öncesi yazdığım bir yazıda Başkan Nedim Türkmen’e seslenerek kulüpten kovduğunuz ve kıdem tazminatı için dava açıp kazanan ve ekmeğe muhtaç olan insanların bu tazminatlarını ne zaman ödeyeceksiniz? Diye sormuştum…

Şimdi yeni yönetim kurulu üyelerine de  soruyorum.

Genel Kurulda  çalışan alacakları 650 bin lira olarak belirtilmiş. Herhalde bunun içinde  mahkemeyi kazananların alacakları yer almıyordur. Çünkü bir çoğu icra işlemi başlatmadı.

Neyse  Orduspor’da beyaz sayfa açacağım deyip Orduluları dedikodunun kralını yapmakla ve bununla vergi birincisi olmakla itham eden Başkan Türkmen bunlarda mı dedikodu.

Ey yönetim kurulu çalışanların hakkını bir an önce ödeyin. Onların ahı hiç kimsenin ahına benzemez..

           

ORDUSPOR YÖNETİMİNE HATIRLATMA

 

Yorum yapmayacağız.. Sadece bir rapordan bahsedeceğiz. Hani üye olmayan kongreye giremez, aday olamaz , kapıdan bile sokmayız deniliyor ya bu hatırlatma onun içindir.

 

Tarih 19.01.2010 .. raporu hazırlayanlar Muammer Küçük İl dernekler müdürlüğü VHKİ, Metin Birsen Vergi Dairesi gelir şefi…

….

Yakup Kırca şikayet dilekçesinde adı geçen Ertan Bakır,  Güray Aksoy, Adem Türkmen,  Uğurcan Ataoğlu, Selim Şahin, Hacı Turan, Raif Bakova, Tahsin Türkmen. Soner Kahraman, Zühtü Büşür Asmaz, Engin Akkoç,  Uğur Ergür, Nuh Vural, ve Murat Gürsoy’un adlarının üye listesinde yer almadığı,

Derneğin yönetim kurulu karar defterinin incelenmesinde; derneğin genel kurul tarihi olan 01.06.2009 tarihinden önce  ve sonrasında  alınan kararlarda yukarıda adı  geçenlerin üyelik müracaatlarının olmadığı, üyelikleri ile ilgili herhangi bir karar alınmadığı,

              Derneğin  üye kayıt defterlerinin incelenmesine ise ; Ertan Bakır,  Güray Aksoy, Adem Türkmen,  Uğurcan Ataoğlu, Selim Şahin, Hacı Turan, Raif Bakova, Tahsin Türkmen. Soner Kahraman, Zühtü Büşür Asmaz, Engin Akkoç,  Uğur Ergür, Nuh Vural, ve Murat Gürsoy’un üyeliğe kabul tarihinin daksillenip tekrar üzerine yazılmak suretiyle 01.06.2009 olarak  üye kayıt defterine yazıldığı, yine üye defterinde  üye giriş aidatlarının ise Aralık 2009 ayında tahsil edildiği,

Üye kayıt defterinde her ne kadar üyelik karar tarihi 01. 06.2009  olarak belirtilmişse de  yönetim kurulu karar defterinde 01.06.2009 tarihinde her hangi karar alınmadığı tespit edilmiştir.

SONUÇ:

Orduspor kulübü derneği 01.06. 2009 tarihinde yapılan olağan genel  toplantısında yönetim kurulu asil üyeliğine seçilen Ertan Bakır,  Güray Aksoy, Adem Türkmen,  Uğurcan Ataoğlu, Selim Şahin, Hacı Turan, Raif Bakova, Tahsin Türkmen. Soner Kahraman, Zühtü Büşür Asmaz, Engin Akkoç,  Uğur Ergür, Nuh Vural, ve Murat Gürsoy’un derneğe üyelikleri ile ilgili herhangi bir müracaatları ile yönetim kurulu karar defterinde üyeliğe kabulleri ile ilgili herhangi bir karara rastlanmadığı..

Ancak üye kayıt defterine kayıtlarının yapılmış olduğu, kayıt yapılırken üyelik kararının 01.06.2009  olarak yazıldığı, ancak derneğin 01.06 2009 tarihinde alınmış herhangi bir kararın olmadığı tespit edilmiştir.


NEDİM TÜRMEN’E BİR ÇAĞRI

 

Siz önce çalışanların hak ettikleri tazminatları ödeyin

Sayın başkan göreve geldikten sonra işten çıkardığınız ve attığınız insanların çoğu haklı olarak tazminat davarı açtı (Kıdem tazminatı) bir çoguda bunu hak etti. Siz alacaklarınızdan bahsediyorsunuz veya 10 milyon lira versinler diyorsunuz. Bir çoğu ekmek parasına bile muhtaç olan bu insanların tazminatlarını ödemeyi düşünüyor musunuz.

Bırakın senin onun bunun alacağını bırakın gelecek başkan adayının vereceğini siz bu mağdur insanların mağduriyetini giderecek misiniz ?

Sayın Büyük Şehir Belediye Başkanı  Enver Yılmaz bir ekmeğe muhtaç olan insanların tazminatlarının ödenmesi için ne yapacaksınız.

İş kanunu açık bu insanların kıdem tazminatlarını ödemek zorundasınız. Siz bu insanların mağduriyetini giderecek misiniz ?

Yok ben başkanlığa tekrar soyundan ben başkan adayıyım diyen insanlara sesleniyorum.  Siz önce bu insanların mağduriyetini giderin. Ey Ordu medyası niye yazmıyorsunuz bunları tuzunuz kurumu yarın sizinde başınıza gelebilir.

Orduspor genel kurulunda bunları konuşacak delikanlı arıyoruz. Bizi sokmuyorlar zaten, konuşma hakkı vermiyorlar.

Bu yazdıklarımıza yanıt verin sözünüz ne; genel kurulda bunları da konuşun

 

 

 

 

 

10 MİLYONA BAŞKANLIK DEVREDİLİYOR!!!

 

PARAYI VERİRSEN ORDUSPOR İÇİN ŞART- MART ARANMIYOR!!!

 

Orduspor kulüp başkanı Nedim Türkmen her hangi bir kişinin başkanlık için Orduspor kasasına 10 milyon lira koyması halinde aday olmaktan vaz geçeceğini açıkladı
             Önümüzde ki Cumartesi günü Tesk  otelde saat 10’da yapılacak genel kurul öncesi adaylığını açıklayan Osman Gümüşkaya’ya göndermelerde bulunan Türkmen’in son yaptığı açıklamalar hem kafa karıştırdı hem de Orduspor sevenleri adına üzüntü yarattı.
              Türkmen’in son açıklamalarının bir bölümü şöyle:
             Ordu'nun en büyük markasıdır. Ordusporumuzun kulüp tüzüğünde başkan adayı olabilecek kişilerle ilgili yazılı maddeler gayet açık ve nettir. Aday olduğunu belirten insanların bu maddeleri görmezden gelmemesi ve bu doğrultuda kamuoyuna açıklamalar yapması gerekmektedir. Bir çok kulüpten daha az harcama yapmamıza rağmen kulübümüzün başarısı için geçtiğimiz sezon 8 milyon TL'lik bir ödeme yaptığımızı hatırlatmak isterim. Şimdi aday olmak isteyen arkadaşlara seslenmek istiyorum. Orduspor'a başkan olmak istiyorlarsa, Orduspor'un ciddi bir kulüp olarak mevcudiyetini devam ettirebilmesi ve geleceği için kulübün kasasına 10 milyon TL getirip koysunlar, ben hemen yeniden aday olmaktan vazgeçeceğim. Kamuoyunun aday olan kişilerin ciddiyetini ve samimiyetini görmesi gerekmektedir. Eğer ki Orduspor Kulübüne başkan olmak ve Orduspor'u daha yukarılara taşımak istiyorsak, bunun için gerçekçi olmamız ve bu doğrultuda hareket etmemiz gerekiyor. Bazıları kulüpten alacağım olduğunu, aday olacak kişiden alacaklarımı isteyeceğimi söylüyor. Orduspor'un menfaatleri her zaman kişisel menfaatlerimizin üzerindedir. Orduspor, Süper Lige yükselmeden bir kuruş talep etmeyeceğim gibi Orduspor'dan en son alacaklı olan kişilerin başkanlık görevini yürütenler olduğunu belirtmek isterim. Her zaman Orduspor için mücadele ettim ve etmeye de devam edeceğimi kamuoyunun bilmesini isterim,”

 

 

ORDUSPOR’DAN KİM UTANMALI ?

                      Orduspor ikinci başkanı Adem Türkmen Orduspor’un tüzüğü gereği Osman Gümüşkaya’nın aday olmayacağını, aday olunması için en az 4 yıllık üye olunması gerektiğini ayrıca 100 kayıtlı üyenin imzası ile başkanlığa aday olunabileceğini açıklıyor.

                      Göreve geldikten bir dönem sonra tüzükte yapılan değişikliklerle şirketleşmenin yolu açılmış oldu !!!

                      Peki bu yapılandırmaya niye hiç kimse itiraz etmedi.

                      İtiraz etme yeteneğinde olan bir çok kişi buna bende dahil aidatlarımızı ödemediğimiz gerekçesiyle genel kurula alınmadı. (Ben gazeteci sıfatı ile girdim )  O gün bir medya mensubu arkadaşımız bizzat kendisinin de aidat ödemediğini ama listede olduğunu söyledi. Bu ve buna benzer yandaşlar listede tutulmuştu.

                      Yeni katılı üyelerle girilen ikinci dönem genel kurul sonrasında her şey  Nedim Türkmen  isteği doğrulusunda gerçekleşmişti.

                      Daha öncede yazdım şimdi de yazıyorum. Nedim Türkmen Orduspor’u terk etmeden, elini ağını çekmeden kimse başkan adayı olamaz!!! Başkanlığa soyunamaz. Nedim Türkmen ve Türkmen kardeşler bıraksa bile onların işaret etmeyeceği hiç kimse adaylığa çıkamaz.

                      Suç kimin; buna seyirci kalan başta medya olmak üzere Orduspor’un daha önceki dönemlerde başkanlığını yapmışlar, divan kurulu üyeleri, Orduspor’un içinde yetişenlerin itiraz etmeyişi sessiz kalışıdır.

                      Ben boşuna geçen kongrede yaptığım konuşmada ‘Orduspor Nedim Türkmen’e hayırlı olsun’ dememiştim.

                      Nedim Türkmen’e nazlanma fırsatını Osman Gümüşkaya vermemiştir.

                      Osman Gümüşkaya olduğu sürece Türkmen kardeşler Orduspor’u geçmişten daha iyi yönetmeye çalışacaklardır buna inanıyorum. Gümüşkaya’nın varlığı ve sürdürmeye söz verdiği duruşu devam ettiği sürece artık Türkmen kardeşlerin fazla lüksü kalmamıştır.

                      DİP NOT : Osman Gümüşkaya’ı kongreye almayarak Orduspor’u sevenlere yine ihanet edecek misiniz? Bırakın girsin kongreye yapacaklarını , sözlerini açıklasın.

                      Zaten öğrendiğime göre oy kullanacak 300 küsur üyenin 250’sine yakını sizin zamanınızda kayıt olmuş. Gümüşkaya’nın daha  seçilme şansı var mı !!!<