MEMLEKETE HOŞ GELDİNİZ

   
  Ordu Değişim Gazetesi
  Öğr. Gör. Işıl Demirtaş
 





Öğr. Gör. IŞIL DEMİRTAŞ
      

Borçlanmanın Alternatif Maliyeti

 

                IMF ve Dünya Bankası genel kurul toplantısı İstanbul’da gerçekleşti. Uluslararası Para Fonu(IMF) ve Dünya Bankası, üye ülkelerin yaşam standartlarını yükseltmek ortak amacı ile kurulmuş uluslararası kuruluşlardır.

                IMF, uluslararası mali işbirliğini teşvik ederek üye ülkelere kredi verir ve ödemeler bilançosunun denkleştirilmesine yardımcı olacak politikalar geliştirmektedir. Her iki kuruluş da yoksulluğu azaltma ve ülkelerin ağır borç yüklerini hafifletmeye yardımcı olmak amacıyla birlikte çalışmalarda bulunmaktadır.   

                Yapılan toplantıda, iki kurumun ortak amacına yönelik olarak, küresel krizden çıkmaya yönelik olarak alınacak tedbirler masaya yatırılmıştır. Bu bağlamda ülkelere verilecek kredilerin genişleyeceği sinyalleri verilmiştir. Dünya Bankası ve IMF’nin fakir ve gelişmekte olan ülkelere sunmuş olduğu kriz reçetelerinden birisi de IMF kaynaklarının kullanımıdır.

                Ülkelerin borçlarının finansmanında IMF’den borç alması, bir başka deyişle borcun borçla kapatılması stratejisi Türkiye’nin yıllardır başvurduğu bir yöntem olmuştur. Girdiğimiz kriz bunalımlarının ardından her seferinde IMF’ye borçlandığımız ve faiz ödeme yükümlülüğümüzün devam ettiği düşünüldüğünde halen 2001 krizinin bilançosunu ödediğimiz düşünülebilir. Bu da uygulanan bu stratejinin etkinliği konusuna dikkat çekmektedir.

                Türkiye yıllardır IMF’ye olan borçlarını ödemektedir. Hazine Müsteşarlığı’nın verilerini incelediğimizde 2001 yılı itibariyle 47 milyar 128 milyon dolar olan borcumuz, 2009 yılı Ocak Ağustos dönemi itibariyle 7 milyar 950 milyon dolar oldu. IMF’ye geçen yılki borcumuz ise 8 milyar 524 milyon dolar düzeyindeydi. Türkiye’nin 2001 yılından itibaren yapmış olduğu toplam faizi ödemesi ise 6 milyar 586 milyon dolar düzeyindedir. 

                Türkiye’nin  toplam dış borcu ise yine Hazine Müsteşarlığı verilerine göre, 2009 yılının ikinci çeyreği itibariyle 144 milyar 767 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. 2001 yılından itibaren Türkiye’nin dış borç stoğu sürekli artış göstermektedir. 2008 yılında 151 milyar 581 milyon dolar dış borca sahip olan ülkemizin, dış borcu 2009 yılının ilk çeyreğinde 143 milyar 167 milyon dolara gerilemiştir. Ancak, yılın ikinci çeyreğinde, yılın ilk çeyreğine oranla tekrar bir miktar artış trendine girmiştir.

                Türkiye’nin halen IMF’ye borç  ödemekte olduğu ve toplam dış borç miktarının büyüklüğü ortadadır. Bu nedenle, küresel ekonomik krizin faturasının da yıllarca ekonominin omzunda yük olarak kalacağı düşünülmelidir. Tabiki uygulanacak stratejiye ilişkin olarak dış borç miktarının ne kadarının kamu sektörüne, ne kadarının özel sektöre ait olduğu da önem arz etmektedir. Ülkemizde dış borcun önemli bir bölümü özel sektörün uzun vadeli dış borçlarına aittir. Bu nedenle de Türkiye’nin mali küresel krizin etkilerini aşarak tekrardan büyümeye devam edebilmesi için özel sektörün likidite sıkıntısının bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Bu açıdan Türkiye IMF ile olan ilişkilerinin alternatif maliyetini çok iyi değerlendirmek durumundadır. 

 

Ekonomideki Dinamikleri Harekete Geçirmek

Krizin etkileriyle birlikte enflasyon düşmüş, cari işlemler açığında da azalma gerçekleşmiştir. Ancak, enflasyondaki düşüşün talepteki daralma nedeniyle gerçekleştiği, cari işlemler açığındaki gerilemenin ise dış ticaretteki daralmadan kaynaklandığı düşünüldüğünde, olumsuzlukların yarattığı bu göstergeleri, olumlu olarak algılamamak gerekmektedir. Çünkü, kriz dönemlerinde talepteki daralmaya bağlı olarak tüketimin düşmesi ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden olacaktır.

Ekonomideki dinamiklerin tekrar harekete geçirilerek, talepte ve ekonomide canlanmanın sağlandığının göstergelerinden birisi de işsizliğin azalmasıdır. Ancak, henüz verilere baktığımızda işsizliğe ilişkin bir iyileşmenin uzun vadede gerçekleşmeyeceğini söylemek mümkündür.    

Kriz dönemlerinde ülke ekonomilerinin karşılaştıkları en önemli sorun işsizliktir. Ülkemizde de kiriz öncesi dönemde de işsizlik önemli bir sorun teşkil etmekteydi. Kiriz dönemlerinde de işsizliğin boyutu önemli derecede artmıştır. İşsizliğin temel çözümü yatırımların artırılarak yeni istihdam alanlarının yaratılmasıdır. Ancak, bu uzun vadeli bir yapısal reform gerektirdiğinden ülke ekonomileri kriz döneminden çıkışta uzun zaman alabilen durağan bir dönem geçirmektedirler.  Hükümetin açıklamış olduğu 2010-2012 dönemini kapsayan orta vadeli programda işsizliğin 2009 yılında %14.8’e yükseleceği, program dönemi sonunda da %13.3’e gerileceği tahmin edilmiştir. Ancak, bu rakamlar halen ülkemizde önemli bir işsizlik probleminin olduğunu göstermektedir.  

Enflasyon verilerine baktığımızda ise, talepteki daralmanın etkisiyle TÜFE(Tüketici Fiyat Endeksi)’deki artış hızındaki yavaşlama devam etmektedir. Ancak, yılın ilk çeyreği ile kıyaslandığında TÜFE’deki artış hızındaki yavaşama ivme kaybetmiştir. Bu da talepte canlanma yönünde eğilimlerin gerçekleştiğini göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, TÜFE’deki Eylül ayı itibariyle yıllık artış %5.7 olarak gerçekleşirken, ÜFE’de ise yıllık artış aynı ay itibariyle %0.47 olarak gerçekleşmiştir. Hükümet, orta vadeli programda TÜFE tahminini 2009 yılı için %5.9 olarak açıklamıştır. İç talepteki canlanmanın devam etmesi enflasyon rakamlarının yukarı yöndeki seyrinin devam etmesine yol açabilecektir.

Ancak, yurt dışındaki talebin daralmasının dış ticaret rakamlarına etkisi halen devam etmektedir. 2009 yılı Ağustos ayında 2008 yılının aynı ayına göre ihracat %29.1 oranında azalarak 7.833 milyon dolar olarak gerçekleşirken, ithalat ise %34 oranında azalarak 12.709 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.    

Ekonomik göstergelerde öngörülen rakamların gerçekleşmelerle tutarlı olacağı düşünüldüğünde, dış piyasalarda beklentilerin aksine bir risk gerçekleşmeyeceği varsayılırsa, 2010 yılından itibaren krizin etkilerinin silinmeye başlayacağı yönünde bir algılama yapılabilecektir. Yine hükümetin açıkladığı plana göre yapılan büyüme tahminlerinde 2009 yılında %6 küçülme gerçekleşirken, 2010 yılında ise ekonominin %3.5 büyüyeceği öngörülmüştür.

Ancak, ortaya koyulacak olan krizden çıkış reçetelerinde asıl çözüm, işsizliğin azaltılarak, yeni istihdam alanlarının yaratılması üzerine olmalıdır. İstihdamın artırılması hedefi doğrultusunda uygulanacak bir program tüm ülke ekonomisinin temel dinamiklerini harekete geçirecektir. 

 


Tarım Sektöründe Organikleşme

Günümüzde sanayileşmenin ve nüfusun artması ekolojik dengenin bozulmasına neden olarak çevresel sorunlara yol açmıştır. Tarımsal üretimin artırılarak açlık sorununun  giderilmesi amacıyla tarımda kimyasal ilaç, katkı maddeleri ve gübreleme tekniklerinin yaygınlaşması çevre, insan ve bitki sağlığını tehdit eder hale gelmiştir.

Yapılan çalışmalar ve araştırmalar ile insanların çevre ve insan sağlığı açısından gerçekleşen tehdidin farkına varmasıyla  birlikte “Organik Tarım” gündeme gelerek ticari bir boyut kazanmıştır. Ülkemizde ise organik tarım, ithalatçı ülkelerin talepleri üzerine ihracata yönelik olarak başlamıştır.

Gerek tüm Dünya ülkelerinde gerekse ülkemizde organik tarımın son derece önem kazanması  organik tarımın alternatif bir ekonomik yatırım ve ihracat stratejisi olarak geliştirilmesini gündeme getirmiştir.

Ancak, yıllar itibariyle verilere baktığımızda, organik tarım ihracatında miktar olarak azalma gerçekleşmektedir. 2008 yılında 27 milyon 260 bin dolar tutarında 8.628 ton organik tarım ürünü ihraç edilmiştir. 2007 yılında ise ihraç edilen tarım ürünü miktarı 9.346 ton olup, 29 milyon 359 bin dolarlık ürün ihracatı gerçekleşmiştir. Bununla birlikte, ülkemizde organik tarım üreticisi firmaların büyük bir bölümü Ege bölgesinde yer almaktadır. Karadeniz bölgesi ise ikinci sıradadır.

Yıllar İtibariyle Organik Tarım İhracatı Verileri (Dolar)

 

 

 

Kaynak: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı

Sektörel ve bölgesel teşvik mekanizmasının etkin bir şekilde işlemesi gerektiğini her zaman vurguluyorum. Bu açıdan bölgenin ana geçim kaynağının tarım olduğu düşünüldüğünde organik tarımın geliştirilmesi bölge ekonomisine artı bir değer kazandıracaktır. Aynı zamanda, bölgemizde organik tarımın geliştirilmesi, hem insan ve çevre sağlığı açısından hem de bölge ekonomisinin gelişmesi açısından oldukça önemlidir.  Bugün organik tarım ürünlerinde oldukça yüksek fiyatlar söz konusudur. Organik tarımın artırılması organik tarım ihracatının artırılmasını ve bireylerin sağlıklı ürünleri daha ucuza tüketebilmelerini sağlayacaktır.

Bununla birlikte, organik tarımın önündeki engellerin de kaldırılması gerekmektedir. Organik tarıma ilişkin olarak sertifikasyon maliyetleri oldukça yüksek düzeylerdedir.  Aynı zamanda, yüksek fiyatlar nedeniyle iç talep oldukça düşüktür. Sektöre ilişkin olarak markalaşmanın artması, sertifikasyona ilişkin sağlanan teşvik ve desteklerle maliyetlerin düşürülmesi ve organik tarıma ilişkin olarak özellikle bölgemizde üreticiliğin teşvik edilmesi bölgemiz ekonomisi açısından oldukça yararlı olacaktır.

 


     

 Fındık Üretiminde Çağ Atlamak

İlimizin ana geçim kaynağı olan fındık, ülkemizin de en önemli ihracat ürünlerinden birisini oluşturmaktadır. Ülkemiz aynı zamanda, Dünya fındık üretiminin yaklaşık olarak %70’ini tek başına gerçekleştirmektedir. 

Karadeniz İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği’nin verilerine göre 2008 yılı Fındık ihracatımız 1 milyar 408 milyon dolar olarak gerekleşmiş olup, gerçekleşen ihracatın %77’si Avrupa Birliği ülkelerine yapılmıştır. 2007 yılında gerçekleşen toplam fındık ihracatı ise 1 milyar 519 milyon dolar olup, 2008 yılında bir önceki yıla göre gerçekleşen toplam ihracat %7.3 oranında azalmıştır.

Ülkemiz, fındık üretiminde ve ihracatında çok büyük bir paya sahip olmasına rağmen üreticinin beklenilen verimi ve karı elde ettiğini söylemek mümkün değildir. Madem dünyda bu kadar büyük bir ihracat payına sahibiz ve fındığın ana üreticisiyiz, neden istenilen karı elde edemiyoruz?

Tarım ürünü olması itibariyle fındık üretiminde çevresel faktörlerin etkili olduğu tabiki önemli bir gerçektir. Ancak, gerek ülkemizde gerekse ilimizde fındık sektöründe beklenilen karın gerçekleşmeyişinin en önemli nedenleri, halen üretimin geleneksel yöntemlerle gerçekleştiriliyor olması, fındık üretiminin denetimsiz ve kontrolsüz yapılması ve yine geleneksel depolama, kurutma, nakil ve işleme şartlarından ileri gelmektedir.    

Fındık üretiminde ülkemizin yeni bir çağ atlamasının vakti gelmiştir. Son yıllarda fındık üretiminin maliyeti bile karşılayamaması artık fındık sektöründe uygulanan politikaların tekrar gözden geçirilmesi konusunu gündeme getirmiştir.

Fiyatların artışını sağlamak amacıyla dikim alanlarının daraltılmaya çalışılması olası bir poitikadır. Ancak, üretimi kısmak yerine ihracatın artırılmasını sağlamak ve artan ihracat dolayısıyla üreticiye kar sağlamak daha iyi bir strateji olarak hayata geçirilebilecek muhtemel bir çözümdür.

Bu açıdan, öncelik fındık sektörünün gelişmesinde ihracatın artırılma politikası olmalıdır. İhracatın artırılabilmesi için ise, fındık üretiminde biraz önce de söylediğim gibi geleneksel yöntemlerden vazgeçmek gerekmektedir. Bilindiği gibi fnıdıkta oluşan aflatoksin miktarı nedeniyle bugün birçok ürün Avrupa Birliğinden dönmekte ve iç piyasada tüketilmektedir.

Fındığın güneş ışığında kurutulması yerine, teknolojik donanıma sahip tesislerde kurutulmasının sağlanması, depolama işlemlerinin lisanslı depolarda özel şartlar sağlanarak yapılması fındığın kalitesini ve verimini artıracaktır. Fındık üretiminde alt yapının kurulması, lisanslı depoların faaliyete geçirilmesi ancak devlet tarafından sunulacak altyapı ve özel sektöre teşvik yoluyla sağlanabilecektir. Aynı zamanda, fındık üretiminin kurulacak yeni yatırımlar ile teknolojik ve teknik altyapıya kavuşturulmasının sağlanması bölgemizde yeni iş imkanlarına olanak sağlayarak istihdamı da artıracaktır. Bu nedenle, fındık üretiminde uygulanan politikaların bir kez daha gözden geçirilmesi gerekmektedir.

 

KÖTÜNÜN İYİSİ

TÜİK tarafından geçtiğimiz hafta Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsayan 2009 yılı ikinci çeyrek büyüme verileri açıklandı. Söz konusu verilere göre, ikinci çeyrek büyümede ülke ekonomisinde, birinci çeyreğe göre bir toparlanmanın gerçekleştiği söylenebilir. 2009 yılının ilk üç aylık dönemini kapsayan birinci çeyreğinde Gayri Safi Yurtiçi Hasıla bir önceki yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla %14.3 oranında daralmıştı. 2009 yılının ikinci çeyreğinde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre büyümede %7 oranında bir daralma gerçekleşti. Bu açıdan, yılın ilk çeyreğinde büyüme verilerindeki daralma ile ikinci çeyrek büyüme verilerindeki daralma kıyaslandığında yüzde elli oranında bir iyleşme söz konusudur.

İmalat sanayiinde gerçekleşen kısmi iyileşme büyüme rakamlarına da yansımıştır. İlk çeyrekte bir önceki yılın aynı dönemine göre %20.2 küçülen sektör, ikinci çeyrekte ise yine bir önceki yılın aynı döneminde göre %8.7 oranında küçüldü. 2009 yılının ikinci çeyrek sanayi üretim endeksi ve kapasite kullanım oranı verileri incelendiğinde bir iyileşme olduğu ve bu iyileşmeninde büyüme rakamlarına olumlu bir şekilde yansıdığı gözlenmektedir. Söz konusu dönem itibariyle rakamlarda gerçekleşen iyileşme imalat sanayiinde gerçekleşen daralmayı hafifletmiştir. Yine toptan ve perakende ticarette ise kısmi de olsa talepteki canlanmanın etkisi büyüme rakamlarına yansımıştır. Yılın birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı döneminde göre %26.4 oranında küçülen sektör, ikinci çeyrekte ise %15 oranında küçülmüştür. 2009 yılının ilk altı aylık dönemi itibariyle ise ekonomide gerçekleşen daralma %10.6 olarak gerçekleşmiştir.

Rakamlara bakıldığında küresel ekonomik krizin etkisiyle büyüme verilerinde bir daralma söz konusu olsa da, bir önceki çeyreğe göre bu daralmanın keskin bir biçimde yavaşladığı göze çarpmaktadır. Türkiye’nin geçmiş kriz tecrübeleri ile karşılaştırıldığında bu krizi hafif yaralarla atlatmak üzere olduğumuzu söylemek mümkündür. Merkez Bankasının küresel krize ilişkin hızlı hareket ederek, faizleri düşürücü yönde uygulamış olduğu politikalar ve ek fonlama imkanlarının yanısıra hükümetin de vergi indirimi başta olmak üzere almış olduğu bir dizi  önlemler krizin atlatılmasında etkili olmaktadır. Ancak, karşılaştırmalarımızı yaparken almış olduğumuz veriler ve ekonomik tabloyu bir önceki kriz tecrübelerimizle kıyaslayarak yada bir önceki dönemlerle karşılaştırarak yapmaktayız. Bir başka deyişle kötünün iyisini baz alarak ülkenin  ekonomik durumunu gözler önüne sermekteyiz.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü bulunmakta. Tarihinin en yüksek işsizlik oranlarından birini yaşayan Avrupa Birliğinde işsizlik Eurostat(Avrupa Birliği İstatistik Ofisi) verilerine göre %9 olarak gerçekleşti. Ülkemizde ise işsizlik Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre %13.6. Yine tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşayan Avrupa Birliğinde yaşanan daralma %4.8 olarak gerçekleşirken ülkemizde ise aynı çeyrek itibariyle %7 oldu. Yine AB’ye üye komşu ülkelerden Bulgaristan’daki küçülme birinci çeyrek itibariyle %3.5 iken, Yunanistan’da ise ikinci çeyrek daralma verileri %0.2 olarak gerçekleşti.

Ülkemizin daha önce yaşamış olduğu krizlerden birçok tecrübe edindiği ortada. Küresel ekonomik krizin ülke ekonomisine etkileri beklenildiği kadar ağır olmadı. Hatta kriz ekonomisinden çıkış sinyalleri bile beklenildiğinden erken gerçekleşti. Ancak, ülke ekonomisinde yaşanan durum, ortaya çıkan veriler kötünün iyisini gözler önüne sermekte. Halen, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ile kıyaslandığında Tükiye’nin katedeceği daha çok yolu bulunmaktadır. Yalnızca kriz dönemlerinde devreye sokulan acil önlem paketleriyle ülke ekonomisini ayakta tutmak, ülkenin işsizlik, borç yükü ve gelir dağılımı gibi esas makro ekonomik göstergelerinin istikrara kavuşması açısından hiçbir etkide bulunmamaktadır. Bu açıdan ülke ekonomisinin refah düzeyinin yükseltilmesi uygulanan stratejilerin ve politikaların uzun vadeli olması ile mümkün olacaktır.                


Yazarımız haklı çıktı

Türkiye’de bir çok profesör ve ekonomi uzmanı İşsizlik oranı konusunda çeşitli tahminler yaparken gazetemiz yazarı Giresun Üniversitesi Öğretim Görevlisi Işıl Demirtaş’ın 25. 8. 2009 tarihli gazetemizde yayınlanan ‘İşsizlik oranı %13.6 mı , Yoksa % 19.8 mi’ başlıklı yazısının gerçeği 16 Eylül tarihinde ANKA haber ajansının yaptığı haber ile teyit edildi. Haber Milliyet Gazetesinde yar aldı. Önce yayınlanan haberi daha sonra Demirtaş’ın makalesini yayınlıyoruz

 Gerçek işsizlik oranı yüzde 19


Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) işsiz sayısını 3 milyon 269 bin olarak açıklamasına karşın, gerçek işsiz sayısının 5 milyon 147 bin kişi olduğu belirlendi. Gerçek işsiz sayısı bir yılda 1 milyon 90 bin artarken, gerçek işsizlik oranı resmi verilerdeki gibi yüzde 13 değil, yüzde 19 olarak gerçekleşti. Gerçek işsizlik kadınlarda yüzde 24.5 oranı ile 2 milyon 35 bin, erkekte yüzde 16.6 oranı ile 3 milyon 112 bin oldu.
ANKA’nın Türkiye
İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yaptığı hesaplamaya göre; Mayıs-Haziran-Temmuz aylarını kapsayan Haziran döneminde gerçek işsiz sayısı 5 milyon 147 bin, gerçek işsizlik oranı da yüzde 19 oldu.
TÜİK, aralarında iş bulma umudu olmayanların da yer aldığı işsizlik oranına iş aramayıp, çalışmaya hazır olanlar ile mevsimlik çalıştığı için işsiz durumda bulunanları dahil etmeksizin işsizlik oranını belirliyor. Bu hesapla TÜİK, Haziran döneminde işsizlik oranını yüzde 13, işsiz sayısını da 3 milyon 269 bin kişi olarak açıkladı. Resmi verilere göre kadınlarda işsizlik yüzde 13.1 ile 941 bin, erkekte yüzde 12.9 oranı ile 2 milyon 329 bin oldu.

GERÇEK İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 19
Anılan iki grup dahil edilerek yapılan hesap ise gerçek işsizliğin, resmi sayının çok üzerine çıktığını gösterdi. Buna göre; iş aramayıp çalışmaya hazır olan 1 milyon 848 bin kişi ile mevsimlik çalıştığı için halen işsiz durumda bulunan 30 bin kişi eklenerek hesaplanan gerçek işsiz sayısı Haziran döneminde, bir yıl öncenin aynı dönemine göre 1 milyon 90 bin artarak 5 milyon 147 bin oldu. Gerçek işsizlik oranı da 3.5 puan artışla yüzde 15.5’den yüzde 19’a çıktı.

KADINLARDA İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 24.5’İ OLDU
Haziran döneminde erkeklerde gerçek işsiz sayısı 3 milyon 112 bin, işsizlik oranı da yüzde 16.6 oldu. Bir yıllık dönemde erkeklerde işsiz sayısı 787 bin kişi, işsizlik oranı da 3.9 puanlık artış gösterdi. Haziran döneminde kadınlarda işsiz sayısı 2 milyon 35 bin, işsizlik oranı da yüzde 24.5 oldu. Bir yıllık dönemde kadınlarda işsiz sayısı 303 bin kişi, işsizlik oranı da 2.1 puan artış gösterdi.

 

 

 

İşsizlik Oranı %13.6 mı, Yoksa %19.8 mi?  

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsayan, Mayıs 2009 Dönemi işsizlik verileri açıklandı. Söz konusu verilere göre geçen yılın aynı dönemine göre işsizlik oranı 4.4 puanlık bir artışla %13.6 olarak gerçekleşmiştir. Ancak,  2009 yılı Nisan dönemi ile kıyaslama yapıldığında 1.3’lük bir düşüş göze çarpmaktadır.  

Ülkemizde TÜİK(Tükiye İstatistik Kurumu) tarafından açıklanan işsizlik rakamlarında “iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” işsiz olarak nitelendirilmemiş ve işgücünün dışında bırakılmıştır. İş aramayıp çalışmaya hazır olan işsizleri de işsizlik rakamlarına dahil ettiğimizde ülkemizdeki işsizlik rakamlarının daha yüksek düzeylerde seyrettiği görülecektir. 2009 yılı Mayıs döneminde toplam işsiz sayısı 3 milyon 382 bin kişidir. Aynı dönem itibariyle iş aramayıp, çalışmaya hazır olan 1 milyon 944 bin kişiyi de işsiz sayısına dahil ettiğimizde toplam işsiz sayısı söz konusu dönem itibariyle 5 milyon 326 bin kişiye yükselmektedir. Buna göre, Mayıs 2009 döneminde işsizlik oranı %13.6 değil, %19.8 olarak gerçekleşmiş olmaktadır.  

Bir önceki yılın aynı dönemi itibariyle işsiz sayısı ise 2 milyon 203 bin kişiydi. Söz konusu dönemde, iş aramayıp, çalışmaya hazır olan 1 milyon 673 bin kişiyi de işsizlik rakamlarına dahil ettiğimizde işsiz sayısı 3 milyon 876 bin kişi olmaktadır. Öyleyse, 2008 yılı Mayıs dönemi itibariyle işsizlik oranı ise %9.2 olarak değil, %15 olarak gerçekleşmiştir. Veriler karşılaştırıldığında bir önceki yılın aynı dönemine göre, işsizlikte 4.8 puanlık bir artış meydana geldiği görülmektedir.

Kayıt dışı istihdam durağan düzeyde seyretti.

Ülkemizin ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli ekonomik sorunlarından birisi de bilindiği gibi kayıtdışı istihdamdır. TÜİK verilerine  göre kayıtdışı istihdam oranlarında kayda değer bir artış gözlenmemiştir. Ancak, rakamlardan da anlaşılacağı üzere ülkemizde kayıtdışı istihdam oldukça yüksek düzeylerde seyretmekte olup, neredeyse toplam istihdam oranının yarısına yakındır. 2009 yılı Mayıs döneminde toplam istihdamın %44.6’sı bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışan kayıtdışı istihdamı oluşturmaktadır. Geçen yılın aynı döneminde ise kayıtdışı istihdam oranı %44 olarak gerçekleşmiştir.

Kayıtdışı istihdamın önemli bir bölümü tarımsal sektörde istihdam edilenlerin kayıtdışılığının bir sonucudur. Tarım sektöründe istihdam edilenlerin %86.6’sı kayıt dışı iken, tarım dışı sektörlerde istihdam edilenlerin ise %30.4’ü kayıtdışı çalışmaktadır.    

İşsizlik rakamlarında bir önceki yılın aynı dönemine göre artış halen sürmekte, ancak aynı yılın bir önceki dönemine göre kıyaslama yaptığımızda ise düşüşün hakim olduğu göze çarpmakadır. İşsizlik rakamlarındaki bu düşüşte mevsimsellik dolayısıyla tarımda meydana gelen istihdam artışı da etkili olmuştur, ancak tarımsal alanda istihdamın artması kayıtdışı istihdamı artırmaktadır.

Küresel ekonomik kriz sürecinde en zor günlerin geride kaldığı ve piyasaların toparlanmaya başladığı süreçte, geçen hafta küresel krizden çıkışı istihdam verilerinin belirleyeceğinden bahsetmiştik. Mayıs döneminde istihdam bir önceki yıla göre azaldı, yılın aynı dönemine göre ise artış gerçekleşmiştir. Ancak, asıl belirleyici olan rakamlar önümüzdeki dönemlerde açıklanacak istihdam ve işsizlik verileri olacaktır. Rakamlarda mevsimsellik dolayısıyla gerçekleşecek bir istihdam artışı olsa bile, bir önceki yılın aynı dönemine göre yapılacak olan kıyaslama piyasanın nabzını kontrol etmede belirgin bir veri olacaktır.     

 Öğr.Gör.Işıl DEMİRTAŞ


 

AB’ye İhracatımız %29.2 Oranında Azaldı

Öğr.Gör.Işıl DEMİRTAŞ

 

 

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2009 yılı Ağustos ayı enflasyon verileri açıklandı. Açıklanan verilere göre TÜFE’de bir önceki aya göre %0.30 oranında düşüş gerçekleşirken, ÜFE’de ise yine bir önceki aya göre %0.42 oranında artış gerçekleşmiştir. Yıllık bazda ise TÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre %0.33 artarken, ÜFE’deki artış ise %1.04  oranında gerilemiştir.

Veriler incelendiğinde, talepteki daralmanın enflasyon üzerindeki etkisinin devam ettiği görülmektedir. TÜFE’deki düşüşte bir önceki aya göre %1.57 oranında azalan gıda ve alkolsüz içecekler ve %5.22 oranında azalan giyim ve ayakkabı ana harcama grupları etkili olmuştur.

ÜFE verilerinde ise; sanayi sektöründeki bir önceki aya göre %0.50, tarımda ise %0.02 artış etkili olurken, elektirk,gaz ve su sektörü ise %3.21 oranında düşüş yönünde etki yaratmıştır. Ancak,  sektörel ağırlıkları itibariyle sanayi sektörü ve tarım sektöründeki artış yönündeki eğilimler, bir önceki aya göre ÜFE’nin artış göstermesine neden olmuştur. 

         
  

  
Kaynak: TÜİK

Ülkemizde dış ticaret verilerinde gerçekleşen düşüş Temmuz ayında da devam etmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu ve Gümrük Müsteşarlığı işbirliğinde açıklanan Dış ticaret verilerine göre; 2009 yılı Temmuz ayında, 2008 yılının aynı ayına göre ihracat %28.3 oranında azalarak 9 milyar 34 milyon dolar olarak, ithalat is %39.5 oranında azalarak 12 milyar 431 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

Küresel ekonomik kriz nedeniyle dünya ülkelerinde ve ülkemizde gerçekleşen talep daralmasının dış ticarete etkilerinin uzun vadede devam edeceğini söylemek mümkündür. Ülkemiz ihracatının yarısına yakınının Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştiği düşünüldüğünde, AB ekonomisinde yaşanacak dalgalanmların, ülkemiz ihracatını doğrudan etkilediği söylenebilir. Yaşanan kriz ortamının ardından her ne kadar piyasalarda olumlu bir hava hakim olmaya başlasa da, AB ülkelerine olan ihracatımızda, hem pay, hem de miktar olarak azalma devam etmektedir. 2008 yılı Temmuz ayında %48.5 olan Avrupa Birliği’nin ülke ihracatındaki payı, 2009 Temmuz ayında %48,7’ye gerilemiştir. AB’ye yapılan ihracat 2008 yılına göre %29.2 oranında azalarak 4 milyar 320 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

ABD hükümeti tarafından açıklanan olumlu öngörüler, son haftalarda piyasalarda olumlu bir hava yaratmıştır. ABD tarafından, ülke ekonomisinin 2009 yılında %2.8 daralacağı ancak 2010 yılından itibaren ise büyümenin gerçekleşeceği tahmin edilmiştir. Ancak, küresek ekonomik krize ilişkin gelişmekte olan ülkelerde canlanmaya ilişkin endişelerin devam etmesi söz konusu ülkelerde ekonomik performansı uzun vadede etkileyebilecektir.   

 

 

 



   Küresel Kriz Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarını da Düşürdü. 

 

Dünya ekonomisinde küreselleşme olgusunun son yıllarda ivme kazanmasıyla birlikte, yabancı sermaye yatırımları özellikle gelişmekte olan ülkeler için oldukça cazip hale gelmiştir.

 Gelişmiş ülkeler için yabancı sermaye yatırımları, daha ucuz işgücü, daha ucuz emek ve hammadde ile daha düşük maliyetlerle üretim sağlayarak ülkelerin rekabet güçlerini artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise, ülke ekonomilerinin büyümesini, sermaye ve teknoloji yetersizliklerinin giderilmesini sağlayarak, ülkede yerli sanayinin kalkınmasını sağlamaktadır.

Bu açıdan yabancı sermaye yatırımları, gerek gelişmekte olan ülkelerin gerekse gelişmiş ülkelerin ekonomi politikalarında yerini almış ve yabancı sermaye cazip ülkeler çektikleri yabancı sermaye ile güçlü ekonomiler konumuna gelmiştir.

Ülkemiz de, küresek kriz öncesi dönemde son birkaç yıldır ekonomide yaşanan güçlü ekonomik performansın etkisiyle, yabancı sermaye cazip ülkeler arasında yerini almıştır. UNCTAD(Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı)’ın 2007 yılı Dünya Yatırım Raporuna göre, Türkiye en fazla Uluslararası Doğrudan Yatırım çeken ülkeler arasında 2006 yılında 16. sırada yer almıştır.

Uluslararası Doğrudan Yatırım Girişleri (Fiili Girişler)

 

Ancak, son dönemlerde küresel ekonomik krizin etkisiyle, ülkemizde Uluslararası Doğrudan yatırımlarda düşüş gerçekleşmiştir. 2007 yılında 22 milyar 46 milyon dolar olan Net Uluslararası Yatırımlar 2008 yılında %18.5 oranında azalarak 17 milyar 963 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Yine küresel ekonomik krizin etkilerinin yansıması ile 2008 yılının Ocak-Haziran döneminde 9 milyar 735 milyon dolar olan Net Uluslararası Doğrudan Yatırımlar toplamı 2009 yılının aynı dönemi itibariyle %57 oranında azalarak 4 milyar 177 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. 2005 yılından itibaren ülkenin ekonomik göstergelerindeki -özellikle büyüme- meydana gelen yüksek performans ve sağlanan istikrarla ülkemiz yatırım cazip ülkeler arasında yerini almşıtır. Ancak, küresel ekonomik krizin gerek ülke ekonomisine gerekse yatırımcı ülke ekonomilerine etkisi nedeniyle, yabancı sermaye yatırımlarında 2008 yılından itibaen düşüş gerçekleşmiştir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarındaki bu düşüş trendinin önümüzdeki dönemlerde de devam edeceği söylenebilir.

Ülkemizde doğrudan yabancı sermaye girişlerinde küresel ekonomik kirz öncesinde bir patlama yaşanmıştı. Bu yüksek oranlı artışın beklenilen düzeyde ülke ekonomisine fayda sağladığını söyleyemeyiz. Bunun nedeni ise,  ülkemize akan yabancı sermayenin büyük oranda varolan şirketlerin satın alınması ve birleşmeler yoluyla gerçekleşmesidir. Ülkemizde, ekonomik büyümeyi ateşleyen yabancı yatırımların; istihdam, işsizlik, gelir dağılımı gibi ekonominin yapı taşlarına etkisi oldukça sınırlı düzeyde kalmıştır. UNCTAD’ın raporuna göre 2007 yılında ülkemizde gerçekleşen yabancı sermaye yatırımlarının yaklaşık olarak %64’ü şirket birleşme ve satınalmaları yoluyla gerçekleşmiştir. 

Yabancı yatırımların istihdam üzerindeki etkisinin artırılabilmesi, yatırımların etkinliğinin artırılabilmesine bağlıdır. Bu açıdan, özellikle yeni girişimler yoluyla gerçekleşecek yatırımların teşvik edilmesi yatırımların etkinliğinin sağlanması açısından önemli olacaktır.  

 

 

İşsizlik Oranı %13.6 mı, Yoksa %19.8 mi?  

Öğr. Gör. IŞIL DEMİRTAŞ

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsayan, Mayıs 2009 Dönemi işsizlik verileri açıklandı. Söz konusu verilere göre geçen yılın aynı dönemine göre işsizlik oranı 4.4 puanlık bir artışla %13.6 olarak gerçekleşmiştir. Ancak,  2009 yılı Nisan dönemi ile kıyaslama yapıldığında 1.3’lük bir düşüş göze çarpmaktadır.  

Ülkemizde TÜİK(Tükiye İstatistik Kurumu) tarafından açıklanan işsizlik rakamlarında “iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” işsiz olarak nitelendirilmemiş ve işgücünün dışında bırakılmıştır. İş aramayıp çalışmaya hazır olan işsizleri de işsizlik rakamlarına dahil ettiğimizde ülkemizdeki işsizlik rakamlarının daha yüksek düzeylerde seyrettiği görülecektir. 2009 yılı Mayıs döneminde toplam işsiz sayısı 3 milyon 382 bin kişidir. Aynı dönem itibariyle iş aramayıp, çalışmaya hazır olan 1 milyon 944 bin kişiyi de işsiz sayısına dahil ettiğimizde toplam işsiz sayısı söz konusu dönem itibariyle 5 milyon 326 bin kişiye yükselmektedir. Buna göre, Mayıs 2009 döneminde işsizlik oranı %13.6 değil, %19.8 olarak gerçekleşmiş olmaktadır.  

Bir önceki yılın aynı dönemi itibariyle işsiz sayısı ise 2 milyon 203 bin kişiydi. Söz konusu dönemde, iş aramayıp, çalışmaya hazır olan 1 milyon 673 bin kişiyi de işsizlik rakamlarına dahil ettiğimizde işsiz sayısı 3 milyon 876 bin kişi olmaktadır. Öyleyse, 2008 yılı Mayıs dönemi itibariyle işsizlik oranı ise %9.2 olarak değil, %15 olarak gerçekleşmiştir. Veriler karşılaştırıldığında bir önceki yılın aynı dönemine göre, işsizlikte 4.8 puanlık bir artış meydana geldiği görülmektedir.

Kayıt dışı istihdam durağan düzeyde seyretti.

Ülkemizin ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli ekonomik sorunlarından birisi de bilindiği gibi kayıtdışı istihdamdır. TÜİK verilerine  göre kayıtdışı istihdam oranlarında kayda değer bir artış gözlenmemiştir. Ancak, rakamlardan da anlaşılacağı üzere ülkemizde kayıtdışı istihdam oldukça yüksek düzeylerde seyretmekte olup, neredeyse toplam istihdam oranının yarısına yakındır. 2009 yılı Mayıs döneminde toplam istihdamın %44.6’sı bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışan kayıtdışı istihdamı oluşturmaktadır. Geçen yılın aynı döneminde ise kayıtdışı istihdam oranı %44 olarak gerçekleşmiştir.

Kayıtdışı istihdamın önemli bir bölümü tarımsal sektörde istihdam edilenlerin kayıtdışılığının bir sonucudur. Tarım sektöründe istihdam edilenlerin %86.6’sı kayıt dışı iken, tarım dışı sektörlerde istihdam edilenlerin ise %30.4’ü kayıtdışı çalışmaktadır.    

İşsizlik rakamlarında bir önceki yılın aynı dönemine göre artış halen sürmekte, ancak aynı yılın bir önceki dönemine göre kıyaslama yaptığımızda ise düşüşün hakim olduğu göze çarpmakadır. İşsizlik rakamlarındaki bu düşüşte mevsimsellik dolayısıyla tarımda meydana gelen istihdam artışı da etkili olmuştur, ancak tarımsal alanda istihdamın artması kayıtdışı istihdamı artırmaktadır.

Küresel ekonomik kriz sürecinde en zor günlerin geride kaldığı ve piyasaların toparlanmaya başladığı süreçte, geçen hafta küresel krizden çıkışı istihdam verilerinin belirleyeceğinden bahsetmiştik. Mayıs döneminde istihdam bir önceki yıla göre azaldı, yılın aynı dönemine göre ise artış gerçekleşmiştir. Ancak, asıl belirleyici olan rakamlar önümüzdeki dönemlerde açıklanacak istihdam ve işsizlik verileri olacaktır. Rakamlarda mevsimsellik dolayısıyla gerçekleşecek bir istihdam artışı olsa bile, bir önceki yılın aynı dönemine göre yapılacak olan kıyaslama piyasanın nabzını kontrol etmede belirgin bir veri olacaktır.     

 


        
Tünelin Ucundaki Işık Göründü Ancak Krizden Çıkışı İstihdam Rakamları Belirleyecek

Öğr.Gör.Işıl Demirtaş (Giresun Üniversitesi)

 

2009 yılı Haziran ayı sanayi üretim endeksi açıklandı.  Açıklanan verilere bakıldığında, sanayide yavaş da olsa bir toparlanmanın gerçekleştiği görülmektedir. Sanayi üretiminde ve kapasite kullanım oranlarında gerçekleşen bu toparlanma, “Tünelin ucundaki ışık göründü mü?” sorusunu akla getirmektedir. Sanayi Üretim Endeksi verileri incelendiğinde, sanayide aylar itibariyle bir iyileşme görülmektedir. Aynı zamanda aylık bazda, bir önceki aya göre kapasite kullanım oranlarındaki artış da dikkate alındığında sanayide bir hareketlenme söz konusudur. Ancak, bu toparlanmanın istihdama etkisinin hemen gerçekleşemeyeceğini söyleyebiliriz. İşsizlikte azalma ve istihdam artışı gerçekleşmedikçe, talepteki canlanma sınırlı düzeyde kalacaktır. Bu açıdan, tünelin ucundaki ışık görünse de temkinli davranmakta fayda var. 

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2009 yılı Haziran ayı Sanayi Üretim Endeksi verilerine baktığımızda; sanayi üretiminin bir önceki yılın aynı ayına göre %9,7 oranında azaldığı görülmektedir. Ancak, küresel kriz döneminde sanayi üretiminde ve kapasite kullanım oranlarında 2008 yılının son çeyreğinden itibaren düşüş gerçekleşmiştir. Bu nedenle,  bir önceki yılın aynı ayına göre gerçekleşen rakamlarla kıyaslama yapmak yanıltıcı olabilir. Bu açıdan, sanayideki iyileşmeyi görebilmek için asıl belirleyici olan, bir önceki aya göre gerçekleşen artıştır. Sanayi üretimi 2009 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre %7,3 oranında artmıştır. Tablodaki verileri incelediğimizde de, sanayi üretiminde endeks değerlerinde yukarı yönlü bir artış trendinin gerçekleştiği görülmektedir.   a2009 yılı Haziran ayında bir önceki asya

 

Kapasite kullanım oranlarına baktığımızda da yine bir önceki yılın aynı ayına göre azalış eğilimi gerçekleşirken, 2009 yılında bir önceki aya göre trendin yükseldiği görülmektedir. Son açıklanan Temmuz 2009 verileri incelendiğinde bir önceki aya göre 0.4 puanlık bir azalma söz konusudur. Ancak bu azalmanın mevsimsel faktörlü olduğu düşünülebilir. Aynı zamanda 2009 yılının ilk çeyreğinde %60’lar düzeyinde seyreden kapasite kullanım oranları %70’lere ulaşmıştır. 


             


                   
                  

Talepteki Daralmanın Etkisiyle Enflasyondaki Düşüş Sürüyor

Öğr.Gör.Işıl DEMİRTAŞ (Giresun Üniversitesi)

Finansal piyasalarda patlak veren küresel krizin etkisiyle, 2008 yılının son çeyreğinden itibaren ülkemizde enflasyon rakamlarında düşüş gerçekleşmektedir. Emtia fiyatlarında gözlenen gelişmeler ve mali tedbirler kapsamında yapılan geçici vergi indirimleri iç talebin daralmasında etkili olmuştur. İç talepteki bu daralma da enflasyonu düşürücü etkide bulunmuştur. Ancak talepteki bu daralma, üretim faaliyetlerinde firmaların karar alma stratejilerinde belirsiz davranmalarına yol açmakta ve istihdam üzerinde de olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Küresel finansal piyasalardan olumlu sinyaller gelse de, Avrupa ekonomilerinden henüz canlanma yönünde bir aşama kaydedilmemesi nedeniyle, dış talebin zayıf seyrinin devam etmesi ihracat verilerinin de düşüş yönünde gerçekleşmesine neden olmaktadır.   


Merkez Bankası üçüncü çeyrek enflasyon raporunda, iç talebin uzunca bir süre sınırlı bir düzeyde meydana geleceği öngörüsünü yapmaktadır. Son dönemde iç talepte kısmi bir toparlanma meydana gelmiş olmasına rağmen, toplam talepteki belirsizliğin ve kapasite kullanım oranlarındaki düşüş seyrinin istihdam ve yatırımları etkilemesiyle talepteki belirsizlik sürecektir. Merkez Bankası, faiz oranlarında bir miktar daha indirim gerçekleştirildiği ve sonrasında yıl sonuna kadar faizlerin sabit tutulduğu varsayımı altında, enflasyon hedefinin 2009 yılı sonunda yüzde 70 olasılıkla %4.9 ile %6.9 aralığında (orta noktası %5.9) gerçekleşeceği tahminini yapmıştır.  

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK), Temmuz ayı enflasyon verilerine göre TÜFE, 2009 yılı Temmuz ayında bir önceki aya göre %0.25, bir önceki yılın aralık ayına göre %2.08, bir önceki yılın aynı ayına göre %5.39, oniki aylık ortalamalara göre ise  %8.52 artış göstermiştir. TÜFE rakamlarında aşağı yönlü eğiliminin devam etmesi ve toplam talepteki daralmanın süreceği düşünüldüğünde yıl sonunda gerçekleşmenin hedeflerle uyumlu olabileceği öngörülmektedir.    

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı, 2009 yılı Temmuz ayı Üretici Fiyatları Endeksi(ÜFE) verilerine baktığımızda ise ÜFE’de bir önceki aya göre %-0.71 düşüş, bir önceki yılın Aralık ayına göre %2.54 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %-3.75 düşüş ve oniki aylık ortalamalara göre %5.47 oranında artış gerçekleşmiştir.   

 

ÜFE’de 2009 yılı Temmuz ayı itibariyle gerçekleşen düşüşte %-6.28 ile imalat sanayi etkili olurken, %11.28 oranında artış gösteren Elektrik, gaz ve su sektörü ise yukarı yönlü etkide bulunmuştur.

2008 yılı Kasım ayından bu yana uygulanan 850 baz puanlık faiz indirimi ve alınan mali tedbirler iç talepte kısmi bir toparlanma eğilimi gerçekleşmesini sağlamıştır. Ancak kapasite kullanım oranlarına ve istihdam rakamlarına bakıldığında iç talepteki daralmanın devam etmesiyle enflasyonun gelecek aylarda da düşüş eğilimini sürdüreceği öngörülebilmektedir.  

Öğr.Gör.Işıl DEMİRTAŞ

 (Kaynak TÜİK)




           

Küresel Kriz Tedbirlerinde Geç Kalındı



 
Öğr.Gör.Işıl GÜLER
GİRESUN ÜNİVERSİTESİ

Global piyasalarda, iyileşme yönünde sinyaller verilse de, dış talepte ve iç talepte halen  canlanmaya ilişkin belirsizliklerin devam etmesi, ekonomideki durgunluğun devam ettiğini göstermektedir.

TCMB, son dönemdeki açıklanan verilerin iktisadi faaliyetteki daralmanın yavaş ve kademeli olacağına işaret etmiş ve 16 Temmuz 2009 tarihinde gecelik borçlanma faiz oranını yüzde 8,75’ten yüzde 8,25’e, borç verme faiz oranı ise yüzde 11,25’ten yüzde 10,75’e indirmiştir.

Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan Bütçe verilerine bakıldığında; 2008 yılı Ocak-Haziran Döneminde 1 milyar 917 milyon TL. fazla veren merkezi yönetim bütçesi, Ocak-Haziran 2009 döneminde ise 23 milyar 205 milyon TL.lik açık verdiği görülmektedir.

Merkez Bankası dış piyasalarda da finansal sorunların devam ettiğini dikkate alarak, ekonomide halen risklerin aşağı yönlü eğiliminin devam ettiği yönünde uyarıda bulunmuştur. Hükümet ise Bütçe verilerinin açıklanmasının ardından mali disiplinin gerçekleşmesine ilişkin ekonomik tedbirler alacağını açıklamıştır. Ancak, küresel ekonomik krizin yaşandığı andan itibaren alınan ve alınacak olan tedbirlerde geç kalındığı ve ülkede küresel ekonomik kriz yaşanırken, halen Türkiye’nin krizi görmezden geldiği günlerde uzun vadeli tedbirlerin çoktan alınması gerektiği anlaşılmaktadır.

Küresel ekonomik krizin patlak verdiği dönemde; özellikle mali disiplinin sağlanması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve ihracatın artırılması yönünde stratejik önlemler alınmalı ve acil eylem planları hayata geçirilmeliydi. Fakat, uygulanacak politikaların hayata geçirilmesi konusunda gecikmeler yaşandığı, gerek büyüme verilerindeki daralmaya bakıldığınıda gerekse diğer ekonomik göstergelerdeki olumsuz tablodan açıkça görülmektedir.

Açıkça ifade edebiliriz ki; ülkemizde, kriz ortamından tam manasıyla hakkıyla çıkan tek sektör bankacılık sektörü olmuştur. Bankacılık sektörünün küresel kriz karşısındaki güçlü duruşu, birçok sektörün de kriz döneminde ayakta kalmasını sağlamıştır.

Bununla birlikte; dış ticaret verilerine bakıldığında, yıllardır ithalata dayalı büyüme stratejisiyle dış ticaretini besleyen Türkiye, Avrupa’nın da kirize girmesiyle dış ticaret performansını fazlasıyla düşürmüştür. İthalata dayalı sanayileşme kriz döneminde, dış talepteki daralmanın da etkisiyle sekteye uğramıştır.

Türkiye statistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre; Mayıs 2009’da ihracat, bir önceki ayın aynı dönemine göre %41 oranında azalırken, ithalat ise %43,9 oranında azalış göstermiştir. 2009 yılının ilk beş ayı itibariyle baktığımızda ise; 2008 Ocak-Mayıs döneminde 56 milyar 978 milyon dolar olan ihracatımız, 2009’un aynı dönemi itibariyle %30.8 oranında azalarak 39 milyar 418 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. İthalat’ta ise Ocak-Mayıs 2008 dönemi itibariyle 86 milyar 373 milyon dolar olan ülke ithalatı %42.3 oranında azalış göstererek 9 milyar 839 milyon dolar olmuştur.

Ülke ihracatının azalmasında en önemli neden, Avrupa ülkelerinin global krizden fazlasıyla etkilenmesidir. Türkiye’nin ihracatının yaklaşık olarak yarısı Avrupa ülkelerine yapılmaktadır. Avrupa ülkelerinin ülke ihracatındaki payı son dönemde azalmış ve yapılan toplam ihracatta, tutar olarak da önemli oranda azalış gerçekleşmiştir. Ülke dış ticaretinde dış talep nedeniyle meydana gelen daralmanın bir süre daha devam edeceği öngörülmektedir.

İthalata dayalı büyüme stratejisine bağlı olarak, ülke sanayisi ara (hammadde) mallarının %70’ini dış ülkelerden ithal etmektedir. İmalat sanayiinde Ocak-Mayıs 2009 dönemi itibariyle gerçekleşen %31.5’lik azalış, ara maların büyük bir bölümünü ithalattan sağlaması nedeniyle ülke ithalatını düşürmüştür.

Ülke sanayisindeki bu dışa bağımlılık, ekonomiyi küresel dalgalanmalara karşı daha kırılgan yapmaktadır. Bu nedenle, ekonomiye yönelik uzun vadeli planlar geliştirilirken, özellike ara (hammadde) sanayiine yönelik yatırımlar ve teşvikler artırılmalıdır.  

Türkiye, makro düzeyde alternatif kaynaklara yönelmediği ve güçlü bir yeniden yapılandırma programı hayata geçirilmediği sürece her kriz dalgasından olumsuz yönde etkilenmeye devam edecektir. Finansal küreselleşme ile birlikte dünya ekonomisinde yaşanan bu yeni dönemde Türkiye artık yalnızca kendi ekonomik ve yapısal sorunları ile karşı karşıya değildir. Dışarıdan gelen olumlu ve olumsuz ekonomik etkilerle sürekli karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle, geçici teşvik politikaları, finansman sorunlarının geçici olarak yapılandırılmaya çalışılması, uzun vadeli bir çözüm olarak gözükmemektedir.




 

 
  Sitemizi 156594 ziyaretçi (310631 klik) tıkladı copyriht 2009  
 
YOKSULLUĞA VE YOLSUZLUĞA KARŞI ÇEVRECİ HAFTALIK BAĞIMSIZ GAZETE Ulaşım adresi: Kazım Karabekir Cad. Orhan Turnalı iş merkezi No:18/1 ORDU